Sunday, April 08, 2012

Deuss Ex Machina # 394 - ensimmäinen valo

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_394_--_ensimmäinen valo

2 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-ASC & Sam KDC-Cesium 137 (Auxiliary)
>2<-ASC & Sam KDC-Skala (Auxiliary)
>3<-The Host-Birthday Bluebells (Planet µ)
>4<-The Host-Rainy Sequences / Phosphene Patterns (Planet µ)
>5<-Melodium-Sine Ictu (Audio Dregs)
>6<-Melodium-Gaisma (Audio Dregs)
>7<-King Midas Sound-Goodbye Girl (Deep Chord Presents Echospace Rework) (Hyperdub)
>8<-King Midas Sound-Say Somethin' (Joel Ford Revoice) (Hyperdub)
>9<-2562-Desert Lament (When In Doubt)
>10<-2562-Jerash Hekwerken (When In Doubt)
>11<-Cyrus-Underworld (Random Trio Productions)
>12<-Cyrus-Minimal (Random Trio Productions)

ensimmäinen valo
(394)

Birbiriyle bağ oluşturan sözcüklerin izleri üzerinden hareketle günün getirdiklerini zihinde derleyip toparlayabilmek, bütünde o ana kadar yapılmış edilmiş olanların nelerden mürekkep olduğunu layığıyla işitilirliği ve anlamlandırılabilirliği üzerinden hareket edebilmek, yola koyulabilmek kısacası bir şeylerin bunca hız ile yitirilip yok olmasının önüne geçebilmek için beşeriye düşen daha fazla çabalanmak oluyor. Her seferi başka bir evre, her dönemeçte başka bir geri dönüş ile daha önce yaşatılanlardan edinilmiş olan intibaların üzerine yenilerini eklemleyebilmek, hataları pek beşeriler yapmıyor olsa da eninde ve sonunda cereme çeken taraf olan bizlerin elinde kalan yegane imkan sorgulayabilmektir. Dur durak nedir bilmeksizin grilikten kapkaranlığa doğru meyil ettirilmesinden başkacasına hizmet edilmeyen bu sathın güncelliğinde anlam ve bağlamı ile hayata tutunabilmek ben varım diyebilmek için her seferinde bir kere daha düştüğümüz, kaldığımız, ümitsizliğe teslim olduğumuz son duraktan bir kere daha yola çıkmak gerekmektedir. Gereklidir Dermansızlaştırılan, sorgulamaktan aciz kılınan biteviye aynı şeylerin başka ambalajlarla denenilesi şeklinde cereyan eden, sunulan iş bu güncelliğin ortalık yerinde ne kalmaktadır geriye, enikonu iyice düşünmek gerekmektedir.

Söz dizilimlerinden gündelik lafazanlıklara her yere sinmiş olan ahkamların bol keseden dağıttığı ümitvar olma halinin nasıl da içten içe dibinin oyulduğu bu kadar meydandayken hala bazı şeylerin ne kadar da yolunda gittiği savının etrafında kamplaşmak, hayata katılmak ne derece olumludur. Yoksunlaştırılan, yok sayılan, hor görülen, aşağıdan daha alt seviyeye her ne oluyorsa o atfediş ona layık tutulan, her dediği ve her yaptığının altında muhakkak bir bit yeniği vardır marazının akıldan bir an olsun uzakta tutulmadığı muktedirlik algısında durup düşünmek bizahati bu körlenmek nedir bilmeyen hiddetli, üstünlük taslamalı bakışımın yol verdiklerine bir dur diyebilmek için bir başlangıcı oluşturacaktır. Hiç değilse yeterince pembeliğe kavuşmadığı, bırakın bir şeylerin olumlu olmasını tam aksine herhangi bir durumda bahsin dönüp dolaştırılıp, sözün, sesin aynı güzellemelere denk getirildiği bir coğrafyanın kaderi, yazgısı olarak yazıntılanan şeylerin nasıl da insan eliyle kotarıldığını anlamlandıracaktır. Kolay olmayan süreçlerden geçip gitmek bir yana birbirine resmen mıhlanmış olan aynı noktada ikame ediyormuşuz sanki hissiyatını yaratan tesadüfler, beraberinde getirilip önümüze sunumlandırılanlar buyurun, buyurun biraz da buradaki sizlere özel hazırlanmış menülerimizle oyalanın yollu uyaranların donatımlarında hayat, engellenirken ciddi ciddi ket vurulurken bunca şeyle engelsizleştirilmiş hayat ne yandadır.

Engellerinden arındırılmış, doğrular hangi yandadır. Biteviye aynı nefreti hicaz makamının çirkefe yatkın örneklerinin sergilenegeldiği bu sathın içerisinde her güne ayrı dramlar sığdırılırken nasıl başlamak lazımdır bir dur imini canlı kılabilmek için doğruca dolambaçsız bir biçimde. Vavelyalar kopartılırken bir yanda asıl olan biten bu kadar kasveti, düş kırılıklarını, bozgunları beraberinde taşırken nicesinden yola koyulmak lazımdır ki herhangi bir ayrıştırma, zaruri bir perdeleme olmaksızın bu hayat dediğimiz sahnenin içerisinde varlığımızı olumlayabilelim, olumlu kılabilelim. Her defasında bu sefer son dediğimiz onca şeyin bir kere daha ama asla son kez olmamak koşulu ve şartıyla hayatlarımıza dahil ettirilmesinin yamacında beşerinin ne yapması olağan sayılabilir, suç teşkil etmeksizin, herhangi bir hiddet odağıyla denk gelmeksizin. Neresinden bakılsa orasında bir yamanın aman dostlar alışverişte görsün kabilinden yarım yamalak düzenlendiği, tertip edildiği bir yerde neyin yarım ağız olduğunun neyin ise yürekten koparak geldiğinin, dile döküldüğünün işlevsellik kazandırıldığı ortalıklarda bunca bariz örneklerle yaşatılıyorken üstelik nereden başlamak lazım gelmektedir. Başlangıçlar başlıca edimlerin anlamlandırılmayan yanlarını, önemsenmeyen pek de tanınmayan yönlerini anlaşılır kılmak için bir temellendiricidir.

Bu ülkede yaşayanlarının, yaşamakta olanlarının akıllarından hiç çıkartamadıkları her an bir ötekisi olabilme potansiyelinin, dur bir fırsat çıksa da ağzının payını vereyim diye bekleşeduranları da birbirine mesafesiz bunca bir arada koyan konumlandıran bu girift resmin göstermez kıldıklarını aşabilmek zordaysa hala öyleyse belki de; başlamaya ramak kala hep bir pes edişten kaynaklanmaktadır. Nasılsa suskunlaştırılabilecek köşelere kıstırılabilecek, gak derse elinden ekmeği, yediği lokması kesilebilecek, mani olunabilecek kitleler halinde güncelliğin içerisinde yerlerimizi alıyoruz. Felaket tezahürlerinin handiyse hiç eksik edilmediği bir alemde kıyamın büyüğü koparken seyirci kalmak düşüyor sizlere diye buyurganlıklarını koruyan muktedirliğe karşı hamle edilemeyecekse şimdilerde, akıl başa getirilmeyecekse hangi ara denk getirilecektir. Bu meram sahanlığının içeriğinde bir şeylere dikkat çekmek bir yana söze sahip çıkmanın, savsaklanası bir hamle olmaktan öte basbayağı dönüştürücü, gelişitirici bir edim olarak ele alınmasın dair çıkarsamaları paylaşmaya gayret ediyoruz. Kelimeler dizildikçe kimi zaman bi'bulmaca halini alan bu söz yığıntısından anlamlı birer okuma için bu sathın kenarında hep dış kapının dış mandalı olarak akıllara kazıtılmış olan şeylerin sorgulanabilirliğine dair eklemeler, çıkarsamalar gerçekleştirmeye gayret ediyoruz.

Doğruların tek bir kaynaktan, sadece muktedire özgü bir algılama biçimiyle beraber sıradanlaştırıldığının sınırlandırıldığının ezcümlesi rotasından şaşırtıldığının belirgin olduğu bir zaman diliminde vakti olmayan modern beşerilere kelam ilintilemeye, dert paylaşmaya, anlaşılır kılmaya uğraşıyoruz. Beti benzi soluklaşmış bir ülke sahanlığında olan biten şeyler için direkt ya da endirekt göndermelerde bulunuyoruz. Ne kadar layığıyla gerçekleştirmek istersek de arada düşük, devrik cümlelerin mabadından da uzak durmayarak bir doğrudan daha fazlasının varlığının olduğunu izdüşümlemeye uğraşıyoruz. Her bir konuda, beher an vuku bulan vakıa dizininde yalnızlaştırılan insan figürünün, tektipleştirilen bakış açılarının asıl sorunların merkezi konumunu korumaya devam ederken bir yandan dağ gibi yığıntılantığının farkındalılığı için çabalanmak hala en büyük gailemiz, meşakkatimiz. Yol ve yordam bulmaksızın şimdinin getirdiklerine hapsolarak, talim ederek, yan çizerek nereye ulaşabileceğimiz çok belirliyken hala eskinin, denenmişin, hangi kumaştan imal edildiğinin, hamurun neyle karıldığının bilindik kılındığı bir algı dünyasında neyin nereye, hangi şeyin neyi ortaya çıkartabileceğini görmek bile bir başlangıcı tesis edecektir. Hafızalara zerk edilmiş olanın kaçınılmaz bir biçimde birbirini tekrar ededuran, birinin söyleminin diğerinin yarım yamalaklığını daha fazla anlamlı kılan bir turnusol kağıdı işlevi gösterdiği ahir zamanda seslendirmek zorunda olduklarımız hala önemli ve hala ibretlik birer ders alınası bahisler olmaya devam ediyor.

Yaşam dediğimizin kurallara riayet ederek, basit bir döngüde bu safın içerisinde yaşamaktan ibaret olmadığını bilenler için, anlamlandırılası her kelam başkaca bir sınavı beşeriler için başkaca önemli birer dönemecini daha görünür kılmaktadır. Bakmasını bilene. Buna paralel ezgilerin dahilinde cismanileştirilen, anlamlandırılan, aynalanan, oldu bittilerle bu ahvale musallat edilip, tebelleş eylenen her durumda masalı bir immiş gibileriyle denk tutularak bu çerçevenin kenarına ötelenen, istiflenen gelgelelim ki hakikatin tüm çıplaklığıyla mübalağasız bir yalınlıkla günyüzüne kavuştuğu bir simyadır sözcükler. Sesle buluşturulan meramlar. Aşina, aşikar bir tevatürün yeknesak makamdan bir tekrarından ibaret olmadığını tam aksine düşünülüp, taşınıldıkça kantarın topuzunun insanlıktan her bir adım daha aşağıya taşınmasındaki, şirazesinden çoktandır çıkmış olan ayrıştırmaların hemen tümünün nasıl birer izlek dahilinde şekillendirildiğini gösteregelendir sesli meramlar. Anlamlandırmaların, bağdaştırmaların, ilintilemelerin çoktandır belli başlı kriterlere göre şekillendirildiği, her defasında muktedir ve avanesinin gazabından korunabilmek adına yolundan ve rotasından alıkonulan bir tahlil dizininin varlığını muhafaza edendir sesli meramlar. Anlam ve bağlam için deneyimlenmesi şart, günün getirdiklerinin esasen ne menem şeyleri bütünleştirdiğini ortaya çıkartandır, özet kabilinden, anlaşılır bir dille sunumlandırandır sesli meramlar.

Kolaylıkla sırt çevrilen, anlaşılmazlığa gelinen, her gün aynı tatsız tuzsuz pilav kaşıklansa da, o trajikliğin belirgin olan, belirginleşen bir düzlemde yaşatılanların peyderpey çözümlemelerine ev sahipliliği yapan sesli meramlar. Yakında olanın, neredeyse çok uzak, belirsiz bir noktadan çıkageldiği savına sımsıkı tutunan, sorun mu ne sorunu!, hakir gören baskın dilin tezahürlerinden uzakta başkaca şeylerin, dile getirilmesi elzem olan konuların bahsini açabilmek, sadece yâd etmek için değil bize hepimizin sırtına bunca yüklenen kamburun, bunca ağır yükün nasıl birbirine yakınlaştırıldığını ortaya koyan bir yapılandırma, kollektif bir bellek çalışmasıdır sesli meramlar. Tüm unutuşların normal adledildiği bir zamanda hiçbir zaman aklın bir köşesinden uzak tutulmaması gerekli olanları yineleyendir sesli meramlar. Durmaksızın, tekrar edilirken bile güncellenen, duruma ve şartlara göre günün getirdiklerini kestirmeden kulaklarımıza taşıyan sesli meramlar. Kollektif bir düşünsellik düzeneğinin, akışının handiyse don kişotluk olduğundan dem vurulan bir aralıkta sözün hasını ortaya çıkartan, kelamın değerini teslim eden tahlilleri ihtiva eden sesli meramlar.

Güncellik bu kadar kararsız kazımlığı, dost kimdir düşman kimdir sorusuna karşı net bir tavrı bir türlü koruyamayanların, her bulduğu fırsatı başkasını ötekileştirmek, üstüne tahakküm kurabilmek için bir dönemeç, şans olarak ele alan muktedir dünyasının, algısının paralelinde kullanageldiği dikenli sözcüklerin bak dokunursan yanarsın yollu uyaranlarının yanında hayata tutunabilmek amma ve lakin önce akil olana sahip çıkabilmek, anlaşılır kılabilmek için önemini koruyan bir çatıdır sesli meramlar. Resmi olarak betimlenen, bir ucundan tutulup semir semir semirtilen, doymak nedir hiç bilmeyen nefret ediminin, körleştirme çabasının, korku olgusunun dinamikleri ile aba altından sallanan sopaları, ikaz ve uyaranlarını dosdoğru önümüze serendir sesli meramlar. Hakikat bir yerlerde olan bitenleri tanımlandıracak ise er ya da geç onun gelebilirliğini müjdeleyendir sesli meramlar. Bütünlüklü bir anlağın, somutlaştırılmış bir edimin muktedirin izin verdiği ölçüde, konumlandırılmış, handiyse enikonu daralatılmış, kırmızı çizgiler ile belirlenmiş olanın şart ve tahakkümü dışında da şekillendirebilirliğini ortaya koyandır sesli meramlar. Ama fısıltı gibi nadide, ama bir çağrının taşıyıcısı olarak gürül gürül, tın tın boş teneke değil nüktesiyle ve nüvesiyle sapasağlam bir yol göstericidir sesli meramlar.

İçinde kalakaldığımız sathın gayya kuyusuna denk düşürülen, dönüştürülmüş mabadın içinden dışa doğru hamle yapabilmek için en ufak bir ümit kırıntısını ihtiva edendir sesli meramlar. Böyle gelmiş, bundan sonrasında da böyle gidecek diye büyük büyük böbürlenmelerin, vavelyaların, uygulamaların ve sözcük dizilimlerinin günü kapsaması karşısında insani olan, gereksinim duyulan şey belki de bu ufak çaba ve göstergeç haline dönüşen meramlarla yol katedebilmeyi zihne düşürmekten geçmektedir. Koskocaman bir devir kapanıyor diye, nihayet hesap verebilir hallere getiriliyor diye atfedilen ama otuz iki yılın ardından bugün başkaca vesayete dönüştürülmüş olan sistemin, algının topyekün lav edilebilmesi için, hakkın ve hukukun ayrısız gayrısız, ötekisiz berikisiz, ona ayrı buna ayrı değil herkese eşit bir şekilde sunulacağı bir ülkeyi yapılandırabilmek layığıyla, bir zamanların mağdurunu oynayıp bugün o manşet manşet hakir belledikleri, itham ettikleri isimlerin, darbeci başlarının açtıkları yoldan ilerleyen muktedirliğin, makamın yüzleşme vaktinin artık daha fazla ötelenemeyecek olduğu bilinesidir!.belirgindir... Bu bağlam sesli meramın altında saklananları, anlaşılmaz hale getirilip, kolayca itham haline dönüştürülen vesayetçiliğin hem üniformalı apoletli, hem lacivert takım elbiseli versiyonlarının birbirlerinden özde pek de farklarının bulunmadığını, asıl konunun korkularına yenik düşürülerek hamle yapmasından, kendi doğrularını duyurmasından, sözlerine sahip çıkmasından basbayağı çekinilen bir yapının, halkın hesap sorabilirliğinin varlığını sorgulayabilmenin vaktinin geldiği gerçekliğidir.

Bir şeyler bunca çabuk bir biçimde dönüşümüne devam ederken, unutuşlarla, belleksizliklerle hep aynı nükteli vurguların peşisıra heder edilmek hayatların söz konusu olmayacağı işttirilesidir. Topyekün düze çıkış, kurtuluş adını ne anarsanız onun, edimleri bu kadar haddini aşar bir biçimde kısıtlayan bir güncellikte sözümona ima ederek, orta oyunun direktiflerini yerine getirerek olmaz. Kararlılıkla karanlık olarak tanımlandırılmışa karşı sesi birleştirerek, meramı bütünleştirerek mümkün olabilir. Yarınsızlaştırılıp, derdi ve kederi içerisinde nefessiz konulan halklar olarak bir daha asla vurgusuna sahip çıkılacaksa, her yeni güne bir acının daha eklenmesine artık illallah denildiğini belirginleştirebilmek için daha fazla çabalanım elzem olandır. Şekilci, günü kurtaran düzenlemelerin, biz geçmişimizle yüzleşiyoruz yae bahsinin tam da merkezinin aslında çadır tiyatrosunun hemen yanıbaşında bugün o vehameti başkaca isimlendirmeler altında sürdürmeye, sürüklemeye devam eden bir zihniyetin varlığı ayan beyan ortadayken üstelik. Görmek sadece dosdoğru bir şekil ile olan bitene bakakalarak, laf olsun beri gelsin diye odaklanarak diğer tüm etmenleri önemsizmiş gibi değerlendirerek mümkün olmaz. Görmek bunca bezirganlığın otuz iki yıldır kesintisiz süren sultasının sonu olarak ihalenin kala kala iki paşa maskarasının yargılanması ile daraltılamaz.

Görmek, hakikatin lime lime edildiği bir coğrafyada, her muhalif olana bir kulbun anında takıldığını, hesabının ivedi kesilmesinin bir şekilde dayatıldığı bir düzenekte kafasını kuma gömerek, bana dokunulmuyor nasılsa denilerek olmaz. Görmek dünün bir buçuk milyonu aşkın yurttaşına reva görülenlerin (fişleme, mahpusluk, işkence) bugün tastamam öğrencisinden, siyasetçisine, akademisyeninden gazetecisine taşın altına elini koyan, muktedir için her bir ötekisinin başına bunca çorap örülürken manzaraya, manzaranın güzelliğine salak givi kendini kaptırıp avutarak olmaz. Görmek Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi'nin koşulları ne idiyse bugün şartlarında ortaya çıkmış l tipi, f tipi, m tipi tutuk evlerinin içeriklerinden, işkencehanelerin varlıklarını sorgulamaksızın söz konusu olamaz. Görmek, mağduriyeti yaşanan bunca ayı deneyimi, hatıratı bir kalemde siliyoruz biz işte diye hesap sorabilirlik kısmını aceleye getirenlerin sözlerine kanarak bir kere daha vuku bulamaz. Görmek kurtuluş yok yek başına ya hep beraber ya hiç birimiz önermesinin tüm haklılığına karşım ama v fakatlarla iktidarcılık oynayarak, statükoyu sahiplenerek basitleştirilip, aleladeleştirilemez. 12 Eylül'den başlayarak günümüze kadar gelen bütün bütün bedbinliklerin, adına demokrasi dediğimiz çablanımın özüne, ruhuna rahmet okutacak hamleleri çat kapı yapıp edenlerin dünyasında, keser döner sap döner gün gelir hesap döner imini hatıratlarından çıkartmayanlar, aklından eksik etmeyenlerin çağrıyı sahiplilikleriyle, bu durumun mümkünatlılığını göstermelik değil gerçekliğe ulaşması adına sorgulayarak söz konusu edilebilir! Görmek isteyenlere...

>>>>>Bildirgeç
'Yetmez Ama Evet'çiler Haklıymış - Kadir CANGIZBAY*

“Doktrinimiz, eylemimizdir”. Bu söz Mussolini’nin. Adam diyor ki, yapıp ettiklerimizi fikir bazında temellendirmekti, ahlaken meşrûlaştırmaktı, yok öyle şey bizde; gücün yetiyorsa, sen de koy eylemini, devir bizi; yok, gücün yetmedi, o zaman da kıstırırsın kuyruğunu, kesersin sesini…

Adamın ruh kardeşi ise bizde: “İşte” diyor, “tıpış tıpış geldiler” veya “tükürdüklerini yaladılar”; BDP’lilerle CHP’liler için. Marifet sayıyor, 9 milletvekilini zindanda tutup, üstelik birinin de milletvekilliğini resmen çalmayı.

Kendisi için önemli olan, neyi dayattığı değil, bizatihi dayatmak; ama, faşist diktatörlüğün kuralı da tam tamına bu. Zaten kendisi dememiş miydi ‘öfke de bir hitabet sanatıdır’ diye: Ne söylersen söyle, haklı haksız, doğru yanlış, mantıkî ya da saçma; yeter ki öfkeyle söyle; karşındaki ürksün yılsın; göçle, işsizlikle, açlıkla çaresizleştirilmiş kitleler de bir keramet var sansın söylediklerinde, “o kadar öfkeyle söylediğine göre mutlaka haklıdır” deyip de. Karizma dedikleri şey de zaten tam tamına ‘atfedilmiş keramet’tir, şeyh uçmaz müritleri uçurur misali.

Erdoğan’ın dayatmaları deyince, ilk aklıma gelen hep ÖSYM başkanı oluyor. Adamın yaptığı her sınav, bir skandal; ama inatla yerinde tutuluyor. Başta akıl ve izan, her türlü insanî değere meydan okurcasına, daha doğrusu meydan okumak üzere; Caligula’nın en sevdiği atını konsül ilân edip bütün senatörleri karşısında selama durdurtması misali. Ayrıca, Erdoğan’ın Ali Demir’i, değil çok sevmek pek tanıdığını bile sanmıyorum: Maksat, ‘saçma’yı bile insanlara dayatma gücüne sahip olduğunu göstererek herkesi yıldırıp sindirmek. Bu arada daha önce ÖSYM başkanı olan onurlu adamın istifasına yol açan toplu kopya/sızdırma olayından hiçbir haber yok: MİT, yeni patronunun elinde gerçekten ‘iyi’ çalışıyor; biliyorsunuz adam Amerika falan da görmüş.

“Ananı da al git” de, aslında metodik dayatmanın bir parçası. Jargon, ‘bitirim’ jargonu; ancak arkanda yüzlerce koruma, etrafında binlerce polis, elinde ise devletin bütün gücü varken basit bir vatandaşın üzerine gidip hakaret etmek, bitirimin en bitmişinin bile raconuna uymaz. Ama zaten dedik ya, Erdoğan’ın karizması da ‘en olmaz’ı yapmasına dayanıyor, hiçbir şey olmamışmış  gibi: Uludere’de katliam yapıyor kendi kuvvetleri, o Esad’ı gayri meşrû ilân ediyor katliamcı diye; “benim polisim kadın çocuk dinlemez” talimatı üzerine bir haftada 8 çocuk öldürülüyor, ama olsun, o Şimon Peres’e hâlâ “siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyebiliyor.

Kenan Evren ile Şahinkaya’yı yargılatması da, Habur’un genişletilmiş versiyonu: İnsanların acılarını, hasretlerini, uktelerini sömürmeye yönelik çadır mahkemeleri. Mer’î hukuku çiğneyen sözde atıfetler (favör, kıyakçılık) üzerinden ‘istisna durumu’na karar verme yetkisini kendi tekeline alma manevraları bunlar; daha sonra sahneye konulacak her türlü melaneti peşinen meşrûlaştırmak üzere: “Liderimin talimatıyla geldim” diyen gerillayı ‘etkin pişman’ diye salıp daha sonra örgüt propagandasından içeri atan, aynı hakimler.

‘Darbecilerden hesap soruyorum’ ayakları, gerçekten utanç verici; ayrıca, çok büyük nankörlük: %10 barajı sayesinde, seçmenin sadece %26’sının oyuyla Meclis’in %65’ini kapatıp devleti en yukarılarından itibaren ele geçirme fırsatını bulduysa;  göletinde, madeninde, tersanesinde veya imalathanesinde her gün aşağı yukarı yarım düzine taşeron işçisi ölürken kendi pek kıymetli evlatları gemicik sahibi olabiliyor, ‘Rabıta/CIA‘ şebekesi çerçevesinde zorunlu din derslerini zındık/ateist/zerdüştî avına dönüştürüp ‘ucube’lerden temizlediği topraklarımızı emperyalistlere peşkeş çekebiliyorsa, bütün bunları görünüşü askerî, özü ise Özalî 12 Eylül rejiminin dayattığı düzenlemelere borçlu.

Ama yine de Allah’tan ümit kesmemek lazım: ‘Yetmez ama, evet’çileri bile yaratabildiyse, Türkiye’yi de pekâlâ salâha kavuşturabilir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Kadir CANGIZBAY Hoca'nın kaleminden Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan  'Yetmez Ama Evet'çiler Haklıymış başlıklı analiz, meramın ilintilemeye gayret ettiklerini tamamlayacak önemli bir okuma parçasını oluşturuyor. Sayın Kadir CANGIZBAY'ın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
103 Yılda 112 Gazeteci ve Yazar Öldürüldü - Agos
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
'Yetmez Ama Evet'çiler Haklıymış - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Zihniyet Aynı ‘Motor’ Zihniyeti! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
”12 Eylül Yargılanıyor”!!! - Gün ZİLELİ - Jiyan
Berfo Ana: "Elin Ayağın Titremesin Evren, Buraya Gel!" - Serhat KORKMAZ - Bianet
Kayıplar, Geride Kalanlar ve Adalet Arayışı - Sezin ÖNEY - Açık Radyo
12 Eylül’ü Ne Yüzle Yargılayacağız - Ümit KIVANÇ - Taraf - Düzce Yerel Haber
Söz Müzik: Kenan Evren - Bianet
Kenan Paşa Tarihi ile Berfo Ana Tarihi - Umur TALU - Habertürk
Sorarlar Mı? - Gökçe SİNASOS - Muhalefet.org
12 Eylül Medyasının Bugünkü Görevi Ne? - Ümit ALAN - Birgün
12 Eylül'le Hesaplaşması Yasaklananlar... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
12 Eylül'ü Yargılamak - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Suçları: Ders Vermek! - Bianet
'Kardeşlerimizi Öldürenlerden Hesap Sorabiliriz' - Ruken ADALI - ANF
KCK İddianamesi: İki Özgürlük Tartışılacak - Ali TOPUZ - Radikal
Kusursuz Suskunluk - Özgür Gündem
Şahin Gaz Sağlığa Zararlı Değil Diyor, TTB Raporu Aksini Söylüyor - Emek Dünyası
Sivas'ta Katledilenlerin Aileleri Başbakan'dan Davacı - Etkin Haber Ajansı
Ölüm Eşiği: 1980'den 2012'ye... - Aydın ENGİN - T24
Foti BENLİSOY: “Adeta Laboratuvarlarda Üretilmiş Devrim Beklentisindeyiz” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Economist’ten Türk Ekonomisi İçin ‘Çökme’ Uyarısı - ANF
Tıro Fıso Proflar û Kimyasal Barış! - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
Devlet ve Türkler - Fatih YÜCEDİL - Jiyan
Kazananlar Mutlaka Mücadele Edenlerdir - Aktüel Gündem - Sendika.org
28 Şubat Mağdurundan TMK Mağdurlarına - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
'Delil Olmayan' MİT Raporu Meclis'te - İMC
Ali Bilge'yle 'Eğitim Reformu'na Dair - Açık Radyo
Eğitim: Olmasaydı Sonumuz Böyle - Demiray ORAL - Taraf - Düzce Yerel Haber
Dört Çeker Eğitim - Metin YEĞİN - Yeni Özgür Politika
Duvardaki Çatlak - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Roboski'de 100.Gün: #UnutursakKalbimizKurusun - Emek Dünyası
'Uludere 100 Gündür Adalet Bekliyor: Failler Nerde?' - Etkin Haber Ajansı
Özel Röportaj: Rüstem POLAT - İMC
Bir Kürdistan Hikayesi - Selma BİNGÖL - ANF
Eski Plana Yeni Ambalaj - Mete ÇUBUKÇU - Radikal 2
Tamamlanmayan Yazı - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Böyle Bakan Olmaz - Ertuğrul ÜNLÜTÜRK - Evrensel
Dürüstlük Dersi Verebilecek Devlet Aranıyor - Ayhan BİLGEN - Emek Dünyası
ABD’nin Yeni Stratejisi, Suriye ve AKP - Merdan YANARDAĞ - soL
Azınlık Okulları İçin Değişen Bir Şey Yok - Hüseyin ALDEMİR - Bianet
Aydın'da Linç Girişimi! - Muhalefet.org
Kürt Sorunu Yok, Türk Sorunu Var... - Ömer AĞIN - Özgür Gündem
Sevag Balıkçı Cinayet Davasında Sona Gelindi - Nor Zartonk
Arshille Gorky: "İm Sirelinerıs" - Hüseyin ŞENGÜL - BiaMag
Öteki Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı - Maya ARAKON - T24
HDK Cemevi İçin Eylemde - Etkin Haber Ajansı
Türkleri İkna Etmek - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Büyük AK Parti Ailesi ve O Panonun Arkası... - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Sevme Pratiği - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
İyi İnsana Benzeyen Bir O... Çocuğu Arıyoruz - Sevda AYDIN - Evrensel
Dönmez Yolundan Bir Ömürlük Misafir; Erkan Oğur - Murat BEŞER - soL


ASC Official
Sam KDC Official via Myspace
ASC & Sam KDC Live In A Decayed Society By Andrew RYCE via Resident Advisor
The Host aka Boxcutter Official via Twitter
The Host Informative via Planet µ
The Host - The Host Album Review By Patrick MASTERSON via Dusted
Melodium Official
Melodium Artist Page via Facebook
Melodium - The Island Album Review By Matthew OLMOS via The 405
King Midas Sound Official
King Midas Sound Official via Twitter
King Midas Sound - Without You Album Review By Nate PATRIN via Pitchfork
2562 Official via Twitter
2562 Artist Page via Soundcloud
2562 - Air Jordan EP Informative via Fact Magazine
Cyrus Official via Twitter
Cyrus Artist Page via Facebook
Cyrus Guest Mix For Mista Jam's Dubstep Show On BBC 1-Xtra via Get Darker

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Burano By Capitano Dick
Capitano Dick' Flickr Page

>>>>>Poemé
Karşılığını Bulamamış Sorular İçin - Haydar ERGÜLEN

serin rüzgârlar taşır
bir dostumun yüzünü yakan mevsim
incelmiş bir hayatın kederiyle
sessizce durur anıların yamacında
renginden su alan resim

odalara sığmazdık odalar dar
içinde gizli bir ses ölürken
dönenip durdu heves
dağlar dağlar

saatleri biz sustururduk
korkusuyla kendi sesimizin
yokederdik kardeşliğini
gündüzle gecenin

karardı baktıkça gözler
balkon derinliğindeki dağlara
heves yollara düştü
tedirginlik korkulara

yüzün gecikmiş bir mektupta
anlaşılır dürüst ve ıslak
yitirilmiş bir anıyla çıkageldi
güneyin ılık sokaklarından

-her ses bir renge yakışır
su kendi bildiğince akar
hiçbir şeye benzemez içimizdeki uçurum
ne kadar acemi harcı olsa da
ölümle karşılanmalı bazı sorular.

Kaynakça: Şiir Penceresi

No comments: