Sunday, May 06, 2012

Deuss Ex Machina # 398 - límdur/á þunnum//minningar

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_398_--_límdur/á þunnum//minningar

30 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Asonat-Love In Times Of Repetition (n5MD)
>2<-Asonat-Part of Your Plan (n5MD)
>3<-Clubroot-Celestial (Lo Dubs)
>4<-Clubroot-Summons (Lo Dubs)
>5<-Mitoma-Subwrack (Jimmy Penguin Remix) (Section 27)
>6<-Mitoma-Ending (Mitoma Remix) (Section 27)
>7<-Naibu-Into The Distance (Feat. Ena & Key) (Horizons Music)
>8<-Naibu-Secret Room (Feat. Miss Drop) (Horizons Music)
>9<-Commix-MFSB (Metalheadz)
>10<-Commix-Tracking You (Metalheadz)

límdur<á þunnum> minningar
(398)

bilindik sınırlandırmalar, bilindiği sınırlandırmalar, bilinenin önüne çekilen setler, bilindiği varsayılanı tahrif etmek adına peyderpey sahneye çekilenler, sahnenin kenarından yol verilenler mütemadiyen başkacasına sebat etmek isterseniz de hep bu doğrusu diye bitiveren ayarsız hiddetli bakışımın engelsiz, basbayağı görürünlüğünü artırması v neticesinde ortaya çıkan gerçek düş kırıklıkları. vesikalananın kadraja dahil edilip sınırları çizilenin, perspektifi belirlenenin yamacında dolaylarında olanlar, bitenler hep bir şekilde pundu bulunduğundan, ortaya çıkan açıklardan görünürlüğü arttırılanlarla şekillendirilen, nihai şekli tanımlandırılan yapılan edilenler. neresinden başlayasınız, nasıl ilerleyesiniz ki her güne, her ana sıkı sıkıya lehimlenen bunca fecaatin esasında hepimizi köşeye kıstıran bir sessizliği beraberinde getirdiğini, düş kırıklıklarını bayağı olağan hale dönüştürdüğünden dem vurabilelim. nasıl anlamlandırabilelim ki bunca ağır gıybetin ortasında her defasında bir kere daha yüzleşmek zorunda bırakıldıklarımızın ambalajın değişmesinden başkaca bir kısmında tadilata girişilmeyen şeyler olduğunu yineleyebilelim.

seçenekler daraltılmaya devam edilirken, elin altında seçenek diye sunumlandırılan hep tek bir şık olarak dayatılmaya çalışılanların birbirinden beter hallerin toplamından mürekkep olduğunu ikrar edebilelim. sınırlanan, sınır koyulan düşünsellik makamının önünü almaya her daim hazır v nazır olunan, bildiğini zikretmeye sıra geldiğinde şimdi sen sus gözlerin ya da suskunluğun konuşsun (ona da müsammaha gösterildiği kadarıyla) diye buyurabilen zevatın meydanı zapt ettiği gün olduğunun altını çizebilelim. günün getirdiklerinin tortusunda ne dünün anlamını, hatalarından neler edinmişiz, bunca badireyle nasıl yaşamışız kısmı kendini belirgin kılıyor, ne de bugün yaşadıklarımız, mecbur bırakıldıklarımız yarınlarımızı nasıl şekillendiriyor bahsine kestirmeden açıklayıcı dolambaçsız bir yanıt bulunabiliyor. ne bugün x'in, y'nin hakkının v hukukunun bahsi söz konusu edilebiliyor, gerekli olan gerektiği bir biçimde pay ediliyor ne de yarınları bugünden farklı kılınacak hamlelere girişiliyor. sözümona bir yazınsal, birliktelik sağlanmaya çalışılırken bile bozuk plağı çalacak olan aynı iğne devreye sokuluyor... tek bayrak, tek devlet, tek din v tek dil...

tekerrur ettirilen; tarihin bir örnekleştirilmiş önermelerinin her defasında başka bir şekilde yeniden yutturulmasına didiş v uğraş olarak görünürlüğünü arttırıyor. kelamın sınırları içerisinde duyumsatmak istediklerimiz bunca bezirganlığın, amanvermez şirazesinden çıkma söz konusuysa eğer her an hazırlıklı olunan bir söylem bütününün bu satıhda şekillendirmeye doyulamadığını, önünü almayı bir türlü bırakmayanın düşünceye ket olduğunun resimaltı yavaştan şekilleniyor. 'modernlik bahsini açacaksak eğer onu da böyle yarım yamalak bir şekilde karga tulumba, eskinin kıyasıya eleştirilen yansılarının, önermelerinin zamane sahipliliği olarak ele alıyoruz daha fazlasını düşünmek size, gafil halk kitlelerinin ne haddine, ne cüretine kısmına ulaşıyoruz ya asıl meramı getirip tartışmaya açmak istediğimiz! kısım burasıdır. bu özetleyiştir. bir şeyler dönüşecekse, bahsi açılacaksa, yüzleşilecekse, karanlığı açığa çıkartılacaksa, nihayetinde günyüzüne buluşturulacaksa onu da bu şekilde çalakalem ama dönüp dolaşıp aynı başlangıç noktasından bir adım dahi ileriye götürmeyecek olan hamleler düzeneği içerisinde boş boş geçirtileceğimizin, günleri tüketeceğimizin vesikalanmasıdır.

gerçeklik diye damıtılanların, birikinti haline dönüştürülenlerin birbirinden pek de farklı olmayan önermelerin arkasında, dibinde bitiveren, yeşertilmeye çalışılan şeyler, saklı tutulan baklalar her dem taze, her dem fecaati arz etmeye devam ederken üstelik nereye kadar düş kırıklıklarına tamah etmek. nereye kadar sineye çekmek kısmının enikonu derinlemesine düşünülmesi elzem olandır. makus kaderimiz olarak daraltılmaya çalışılan, manipüle edildikçe, köşeye kıstırıldıkça eskiye dair her ne varsa şimdinin gündem safsatası içerisinde; bir bilemediniz iki gün konuşulup, unutulacak şeyler olarak ele almanın, geçmişin bunca ağır yükünden kurtarıp şu anki gündemin esas sorunlarından uzakta kalabilmek için faydalanmak seçeneğinin muktedirlik dışındaki hangimize ne faydası söz konusu olacaktır. müfteriliğin, müptezelliğin, aciz v hakkaniyetsiz yakıştırmaların sonradan devreye sokulan hiddet dilinin bi'örnek davranışlarının yeknesak tekrarlarında nasıl bir güncellik karşımıza çıkmaktadır. az veya çok bunun üzerine düşündüğünüz oldu mu?

güncelliğin sınırlarında ortaya çıkan şeylerin, esası konuşmayı değil boşlukta yankılanıp, çirkefleştikçe kırmızı çizgi, kırmızı çizgi diye böbürlenmelerin her defa yeniden o kör noktalara buluşmanın, o kör noktalarda şekillendirilen, anlamı v karşılığı buldurulmaya çalışılan söylem yoksunluklarının, garabetlik dolu bakışımların tertiplenmesinin ulaştırdığı mevkii şimdiki anın vesikasını netleştirmektedir. vesika diye orta çıkan ucubeliğin diline doladıklarının, adlarını söylemekten kaçınmadıklarının neler olduğunu anlamlı bir biçimde pekiştirmektedir. barış dediğiniz zaman, dil dediğiniz zaman, insanlık dediğiniz zaman, demokrasi dediğiniz zaman, vicdan dediğiniz zaman şekli şemali bozulmuş devlet algısının dövlet algısına dönüştürülmüş yeni sürümlerine haiz olanların çatal dillerinde dökülerek serpilmeye başlayan ayrıştırmaların mabadına da ulaşmız olursunuz. şimdi v burada!. her seferinde acaba ne yumurtlayacak diye bekledikleriniz bir gün bozuk sütle karşınıza çıkar, ertesi gün kendi yurdunda en olmadık şeylerin icrasının altına imzalarını atarken görünürler.

bir gün geçmişin tozlu sayfalarına terk edilmişliğini artık sağır sultanın bile bildiklerini siyasal bir zemin kazanma, ivme yakalama şansı olarak ele alıp ileriye sürerler, bütün oyunu onun üzerinden yeniden kurarlar. hemen dibinde konuşulması için bekleyedurduğunuz bedbinliklerin tek kelamını etmeksizin günü geçirirler. heder ederler. bir gün mümtaz'er olurlar, ertesi gün ardıçlar, nagehanların, ılıcakların vd. vitrinliklerinde tasdikli yancılıklarından da nemalanarak müfteriliğin başkaca vesikasını iliştirirler. nasıl olsa karışan görüşen olmadığından ona buna akıl vermeye hazır kıta bekleyedurulurken çançan boş çene çalınırken konu aş v özgürlüklere geldiğinde nasıl olsa kimse bu konularla ilgilenmiyor, hazır dört tarafımız düşmanlarımızla çevriliyken sırası mıydı şimdi bunların konuşulması diye üstten üstten ayar dolu ortaoyunlarının altına imzalarını atarlar, yurtta zapturapt dünyada özgürlük diye bir bahsin içerisinde hünerlerini sergilerler. buralara hep kayıtsız, hep duyarsız, hep alttan alta iğnesinin bol tutulduğu bir çuvaldızlık haliyle akıl fikir teranesi gerçekleştirirler, akıl fikir kıtlığında bunlardan bir şey çıkacağından medet umulmasını beklerler, hem de bir yandan da durmaksızın çemkirmeye bir türlü son vermeyi beceremedikleri evvellerinin izlerini, yapıp ettiklerini bir kere daha tekrar ederler.

düş kırıklığı bahsinin romantik bir sonuç, masalsı bir kurgulayış değil bizzat gerçek bir yıkım olduğunun bahsini yine yeni yeniden hatırlatırlar. örneklemler çok, anlamlandırılabilecek, atfedilebilecek örnek bu kadar fazlasıyla mevcutken kalk borusunun varlığının tartışılması, ne zaman sorusunun şuursuzca zikredilmesinin manasızlığını fark edebiliyor musunuz, farkında mısınız? muktedir-erk-iktidarın payandalarıyla beraber birbirilerini yiyedurdukları vakitlerin, çekişmelerinin eksik olmadığı zamanların yanı başında hala bir şeylere teşne olmak, gayret göstermek çok çok çooook acayip bir ütopya mıdır? uyanmak v sadece nasıl bu kadar vehametin pençesinde dibe doğru koşturulduğumuzun, karanlığın bir anlam olmaktan öte gerçekten zifiri bir sonun varlığını duyumsattığının, gerçeklik haline dönüştüğünden dem vurmanın zamanı gelmemiş midir? hala değil midir? durağanlaşmış yahutta hareketliliğini koruyan bir zaman akışında varlığını her daim bir biçimde koruyan, biçimselliğini kaybetmeyen, tasvir olunanın yamacında şekillendirilenleri açık eden, gözler önüne seren, biçimsiz algıların, yoruma her daim kapalı tahakkümlerin katarında karşılaştıklarımızı özetleyen, manidar tutumların hemencecik arkasından hangi fırtınaların kopacağını belleğe açık eden bir simgeleyicidir gölgeler.

bütün bütün tahakküm öbeklerinin günceye dahil edildiği aralıkta, hasıl olanın nasıl, ne kadar da can yakıcı, ümit kırıcı, şevk törpüleyici v daha fazlası olduğunu, karanlığın kararlılıkla donattığı baskınlığın, salt bir evhamdan öte üzerine düşünülesi, düşünülmesi zorunlu bir hakikat olduğunu yinleyen gölgeler anlamlı gelen söz dizilimlerinin dipnotlarında salık verilmiş olan kılavuzlara nasıl üstünkörü, yarım ağız kulak verildiğini, önemsendiğini, önem atfedildiğini günyüzüne kavuşturan gölgeler. edebi bir duyarlılığın, hali hazırda duymsamanın değil sadece sokağa yansıyanın, sokakta vuku bulanın hangi süzgeçlerden filtrelenerek, hangi sonuçları doğruması için çabalanılarak şekillendirildiğini defaatle yineleyen gölgeler. kurgunun kurgu masallardan, nasıl hakikatler türetilebildiğini, o hakikat diye sunulanların nasıl menem şeylerden ibaret bir bileşen, toplam olduğunu idrak ettiren gölgeler. dediğim dedik, çaldığım düdük veczinin karşısına denk düşen tespitlerin, yaptım olduculuğun, dediğim dedikçiliğim, dedim gerçek olduculuğun sahnelemesinde kazın ayağının hemen hiç öyle olmadığını usul usul zihinlere işleyendir gölgeler.

zaruri kaçışların, yok sayışların, önemsemeyişlerin belirli bir doğrultudan ana hep v her daim aynı gaileyle vurgulanan, gayya kuyusunun derinliğini siz istediğiniz kadar uğraşın, benim olurum olmadan çıkış yolunu bulamazsınız diye buyuran muktedirliğin şimdiki sahiplerinin öncekilerden bir farkının hemen hiç bulunmadığını ikrar etmeye vesile olan gölgeler. bunca bedbinliğin bir tesadüften ortaya çıkmadığını, rastlantısal bir neticyle teşekkül oluşmadığını belirgin bir biçimde ortaya koyandır gölgeler. bu hiçbir yer sahanlığının sorumluluğunun değil, yapılan edilenlerin garabetliliğinin değil her seferinde başkaca zaman kaybettirici şeylerin işte bunlar da önemli birer bahis diye tutturulu verildiği, iliştirildiği, belletilmeye çalışıldığı bir sahanlıkta ortaya salınıverilenlerin, demeç diye oluşturulanların, peyderpey olur ile taltif edilenlerin baskıcılığın bir başka yüzeyi olup, oldurulup dosdoğru özetleyen, özetlenebilirliğine imkan sağlayandır gölgeler. önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, gıybetin vehametin, uydur kaydırcılığın, üstünü itinayla örtelim abimciliğin, hasır altı edelimciliğin, halının altına süpürelim elbette bir temizleyen bulunur nasıl olsa kolaylamasının, kolay yolunun! tercih edilmesinin, bunca elem verici, ızdırap dağının, yığıntısının altında nihayetinde nefessiz kalışımızı ortaya seren, görünür kılandır gölgeler.

peyderpey peşimizi bırakmayan, bu günceyi çekilir kılan tüm unsurları yerle yeksan, yok yere heder etmenin, edilebilmesinin karşışığına cuk diye oturan gölgeler. karanlığı bunca baskın kasvet sunumunun, gri tonlamaların kasvetin yoğunluğunu daha fazlalaştırdığı, gün yüzü görebilmeyi bir terane, bir masal fasılasına sıkış tıkış derdest eyleyendir gölgeler. bunca pratiğin başımıza hemen her gün açtıklarının, sorumluluğu değil sorumluluktan bir haber, vicdanlı değil vicdansızlıkta ilerin seviyelerin arşınlandığını, adaletin v adaletli olma halinin alenen göstere göstere uyutuşlara getirildiğini v yoksayıldığını hala ikrar ettirebilendir gölgeler. tek başınıza adım atmak istediğinizde, sürüden ayrı kalmak istediğinizde, koyun olmadığınızı, onların bile hak etmediği güdülmeye insanın insan eliyle, insana reva görülmesini ve bir yandan da yakıştırılmasını, hak gaspını, hukuk zaptını, düşünce özgürlüğünün önüne çıkartılan engellemeleri, biat etmeyenlerin bertaraf edilebilirliğine dair türlü çeşit örneklemelere v daha fazlasına müsammaha gösterilenleri tek bir anlamlı karede fark edilebilir kılandır gölgeler.

her ne ediliyorsa bu toprağın kendi bileşenlerine bizzat reva görülerek tanzim edilen rüsvalıkların nelerden mürekkep olduğunu farkındalılığına ulaşabilmenin, hak verilmez ancak muktedir erk v iktidardan mücadeleyle alınırın, açılan gedikler, verilen mücadeleler ile sağlanabileceğini bütün bu gölgelemelere v tahakkümlere karşı söz konusu edilebileceğini zihne düşürülesidir. sonuç kabilinden bu meramın ilk kısası olarak iliştirilesidir.ön yargıların, muktedirliğin belleğinde sakil bir biçimde konumlandırılmış olanın, düşünen, konuşan, ses çıkartan, muhalefet eden, hakkını arayan insandan korkulmasının hala bu satıhta geçerliliğini koruduğunun vesikaları an be an hayatlarımıza dahil olmaktadır. kimini a tipinden başlayıp harfler değiştikçe ferahlığın değil tam tersine çilenin kapsamının derinleştirildiği tutukevlerinde mahpus, hayattan v özgürlükten tecrit (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_cezaevleri), kimini yazımı oldu bitti hep çalakalem, oradan buldum birbirilerine iliştirdim buradan işittim yollu betimlemelerle çatısı kurularak, şeklinin tutturulmaya çalışıldığı, suç akdinin tesisine çabalanıldığı iddianamelerle mahkemelerde süründürme ile sınırları belirginleştirilir.

kimini kafasına çat kapı indirilmiş bombaların hiçbir hayati şeyde karşılığı olmayan, dövletin sahiplendiği bir hiddet sarmalının en yakın tarihli vahşet örneğinin, sıranın onlara, sivillere, bu ülkenin başka ötekisi olarak adlandırılanlarına geldiğini, kıyamın neredeyse üzerinin el birliğiyle kapatılması adına üzerinden dört ay geçmiş olduğu şimdilerde halen devam edildiği, zeminin sağlandığı ortaya koyan, emek, mücadele v dayanışma gününün bayram olarak ilan edilmesini herhangi bir günden ayrı koymayıp, ayırmayıp mesaiyi dayatmaya, 77'nin bir mayıs'ında cereyan eden fecaate, kıyıma ama onlar sol grupların mücadelelerinin, savaşımlarıın bir vesikasıydı, neticesiydi diye şarlayabilen şimdinin liberal dünya görüşünün yılmaz neferleri profesörünün diline doladıkları ezber bozuyorum yahu ben yollu saçmalarında vd. pek çok şeyde idrak edebilmek, farkına varabilmek söz konusudur. vesikalanan hayatın "gerçeklik" diye sunulanlarının, nasıl da nalıncı keseri gibi hep aynı doğrultuda yontulmaya çalışılarak değiştirilemez bir alın yazısı, bir kara gölge oldurulduğunu açık etmektedir.

her aynı doğrultuda v mutlak değiştirilmez olarak, tasniflenemez, tartışılamaz bir edim haline dönüştürerek hayat dediğimiz bu uzun maratonu engebesi bol, aşılması zor surlarla çevrelenmesidir, çitlenmesidir. dar alana kıstırılan düşünsellik yarınların tahayyülüne sırayı getirmeden bugün hepimiz her birimiz bu kıstırıldığımız sahanlıkta boğmak istemektedir. bile isteye, biteviye boğuntuya getirilenlerin, hep bir öteki yaratılmasının, atfedişinin nasıl da hinliği bir kenara bırakmadan el altında tutulduğunu, medeniyetin en muasır seviyesine bunca koşaradım ilerlerken!! hep muhalif olarak adlandırılan bir kısım teferruatın, ideolojik yaklaşım sahiplerinin işin kısası, sözün özü muktedirliğe hep ters gelmekte olan insani unsurlara sahip çıkanların, çabalayanların, ses verenlerin, taşın altına elini koyanların çabalarının topyekün işitttirilmemesi için ortaoyununda sergilenenlerin toplamı esas utanç vesikasıdır, utanılasıdır. malum edilenlerin, görünüp duyumsatılanların en basitinden en zoruna bütün sorunlarda hep aynı düzlemden şeklini bulan bir yoksayışla , önemsizmiş gibi tasnif edilmesi ile oluşturulan, ucube düzen günün fotoğrafıdır.

günün fotoğrafının bir şekilde gösterdiklerinin zaruri, elzem, tartışmasız birer hak olan şeylerin nasıl da kördüğüm, yok onlar bizim işimiz değil diye akıl yürütmelerin, endişelerin birer hüsnü kuruntudan daha fazlasını oluşturduğunu v ortaya serdiğini netleştirmektedir. bakıp görebilene!. birbirine denk tutulup, sözün kifayetsizliğini mütemadiyen sunan felaket simyacılarının, ellerinde kotarılanların herhangi bir zaman aralığında bizlerle, hepimiz ile buluşturulabileceğinin mesajı yer almaktadır. bu mesaj böyle böyle dolaşıma çıkartılmaktadır. gündelik hayat zorluklarıyla, beraberinde getirdiği rutinin can sıkıcılığı, dermansızlaştırıcılığı bir yana bir de böylesi bir biçimde kutudan cee diyen nahoş sürprizler yükü ağırlaştırmaktadır. gölgelerin, çokluğu pekliği v amanvermezliği dünü sorgusuz kılarken yarınları da öncesinden pek de farksız, düşünülmez, tahayyül edilmez biçem haline dönüştürmektedir. dünle yüzleşmeden, sorgulamadan, yarınların inşasını hep yarım, hep yamalak koymaktadır. alışılageldik tabirlerin özgürlük, demokrasi, hürriyet, ide, adalet üzerinde v üzerine şekillendirilen, yansıları, vecizleri, eylemlerinin toplamı ulaşabildiğimiz modernlik seviyemizin bir sağlamasıdır.

gelip durduğumuz, ulaştırıldığımızı varsaydığımız nokta başlangıç çizgisinin çok da uzağında değildir. handiyse her hamlenin daha en başından engellendiği, müdanasız tasfiyesine girişildiği bir düzlemde, görünen köy kılavuz istememektedir. tasvir eylenen, anlamlandırılan, tahrif edilen bir da hepimizin hikayesidir. bunca gölgenin bir karaltı sürüsü halinde peşimizi kovaladığı bir zaman diliminde hikayelerimizin, mutenalaştırılması, yönünden, gidişatından alıkonulmasıdır. biri biterken bir diperi filizlendirilen mesellerin, kör kör parmağım gözüne söylemlerin, fırsatını bukup da aradan kendilerinin uğursuz sıfatlarını hatırlamamızı sağlayanların, dillerinin altında sakladıkları baklaların, neredeyse bu cümbür cinnet halin bir özetleyişi ancak kendi gözlerinizle görebildiklerinizle, bütün bunların bir kurgu masal, matriks artığı olmadığına şahitlikle söz konusu edilebilir. edilmelidir... "quid rides? mutato nomine, de te fabula narratur."

>>>>>Bildirgeç
Aklım Almıyor - Hesen Hüseyin DENİZ*

Türkiye’nin sorunları diz boyu. Kendini her ne kadar Ortadoğu’nun bilmem en demokratik, ekonomisi en ileride, gelişmesi en hızlı, ordusu en kabarık ve savaş kabiliyetine haiz, ulusal birlik ve beraberliğini en çok pekiştirmiş, müreffeh medeniyet seviyesini en fazla yakalamış vs. ilan edip dursa da maalesef kazın ayağı hiç de öyle değil. Tam tersine Ortadoğu’da sorunlarının üstü bastırılarak en çok kokuşmuşluğa maruz kalan ülke konumunda. On binlerce işsizin, aç, yoksul, konutsuz, perişan insanın olduğu bir ülke olmasının yanı sıra on binlercesinin zindanlara tıkatılarak ve bunların sözüm ona güvenliğini sağlamak için de yine on binlerce kişilik hazır yiyici ordusu besleyerek nasıl müreffeh medeniyet seviyesinden bahsediliyor, aklım almıyor bir türlü.

Aklımın almadığı bir şey daha var; bu kendini sorunsuz lanse edilen, sorun batağı ülkede. Her gün onlarca uçağın havalandığı, her karakoldan güya gerilla mevzilerine -ama köylere, araziye, her yere- günde tonlarca obüs ve havan atıldığı, mermi sıkıldığı, günlük en az elli bin askerin hareket halinde, 250 bin asker ile elli bin korucunun da teyakkuz halinde olduğu,  sayısı bilinmeyecek kadar çok ve gizli ajan, tetikçi, muhbir, “iyi çocuk” vb’nin yüksek maaş ve masraflarla beslendiği, en son modern askeri silah ve teknik cihazın ve tonlarca gaz ve biber bombasının günlük satın alınıp kullanıldığı bir ülkede nasıl ekonomik ilerleme, refah ve yükseliş oluyor, aklım bir türlü almıyor.

Aklım bir insanın mağdur edebiyatı yaparak diktatör kesilmesine, insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylediği halde yüzünün hiç kızarmamasına, bugün tükürdüğünü yarın yalarken hiç utanmamasına, bir başka devletten insan haklarına riayet, anadilde eğitime saygı isterken kendi halkına bunları yasaklamayı maharet bilmesine de ermiyor.

Yine aklım bir insanın iktidarda kalabilmek için her türlü ikiyüzlülüğü ve yol yöntemi mubah görmesini de almıyor. Sırf Kürt hareketini bastırmak için önünde el açmadık ülke, diz çökmedik devlet, boyun eğmedik iktidar kalmadığı halde kendini dünyanın kabadayısı saymasına ise hiç mi hiç aklım ermiyor. Bu nasıl psikoloji, bu nasıl kişilik, bu nasıl ahlak ki karayı beyaz gösterme hilebazlığını maharet diye satıyor. Aklım ermiyor vallahi.

Bütün dünyaya el açarak bir insanı tutuklayacak, en acımasız bir zindana hapsedecek, sonra da ona yalvarıp ne olur gel şu savaşı durduralım diyerekten görüşmelere oturacak, sonra da hayır bu ben değildim diyerek bir yıldır görüşme konuşma yasağı uygulayacak bir hükümet zihniyetine de aklım ermiyor. Bunlar ne yapmak istiyorlar bilen varsa lütfen söylesin de aklımız ersin bari.

Şimdi de bir Kürt konferansının toplanılarak sözüm ona kürdü kürde kışkırtma yoluyla zaman kazanma, bu yılı da böyle kurtarma çabalarına giren bu hükümetin, neden Öcalan’la görüşme yoluyla düzlüğe çıkma imkanı varken, federe Kürt hükümeti yetkilileriyle görüşerek çıkar yol aramaya çalıştığına aklım ermiyor.

En önemlisi de 12 Eylül ideolojisi ve uygulamalarını ne Kenan Evreni, ne Tansu Çiller’i, ne Mehmet Ağar’ı, ne Demirel ile Ecevit’i ne de sağır İsmet’i aratmayacak kadar zalim, haksız ve inkarcı davrandığı halde Avrupa Birliği kapısını aşındırması ve sözüm ona kontrgerilla yapılanmalarına karşı mücadele ettiği propagandası ederek aslında yobaz cemaatlerle birlikte kendi saltanatını örgütlendirmesi kurnazlığını politika diye yutturmaya çalışmasını da aklım almıyor.

Bütün bunlar bir tek yolu işaret ediyor, bu düzenbaz hilebaz iktidar gücünü halkların bilinçsiz, örgütsüzlük, dağınıklık, birleşmemiş kesimlerinden alıyor. Bu nedenle bilinçli, örgütlü ve kitleselleşmiş kesimleri koparıp parçalayarak cezaevlerine, ölüm çukurlarına tıkıyor. O halde bu yılan iktidarın panzehiri daha çok bilinçlenmek, daha çok örgütlenmek ve daha çok kitleselleşmektir. Halklarımız artık yüz binlerce değil, milyonlarca kitleselleşmeli ki bu iktidar urunu kazıyıp taze ete nefes aldırabilsin. Halklarımızın beklemeye fazla zamanı da yok. Bu canavarlar parsayı topluyor, kaldırmadan yakalarına yapışacak milyonlara ulaşmak hayatidir, gecikmekse gaflet olacaktır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Hesen Hüseyin DENİZ'in Özgür Gündem Gazetesi'nin Forum sayfalarında yayınlanmış olan Aklım Almıyor başlıklı makalesi, değinmeye, ucundan kıyısından bahsini açmaya çalıştıklarımızın, meram sahanlığının anlamının paralelinde okunacak bir makaleyi oluşturuyor. Fark edebildikçe, dönüşümü değil yerimizde saymayı müdanasız bir biçimde kabullenmektense daha fazlası için çabalanmanın elzemliliğine dikkat çeken metni, Hesen Hüseyin DENİZ ve Özgür Gündem Gazetesi'nin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Aklım Almıyor - Hesen Hüseyin DENİZ - Özgür Gündem
Hiçbir Zorbalık Bu Çürümüşlüğü Örtmeye Yetmeyecektir - Muhalefet
Bir Arpa Boyu Yol? - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İç Düşman: Solcu, Alevi, Kürt - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
İkinci Ceylan Önkol Vakası - İMC
Dışarıdaki Gazeteciler Taksim'deydi - Bianet
Adres: İpekçi Caddesi, Mumcu Bulvarı Anter Sokağı, Dink Apartmanı! - Ceren TERZİAHMETOĞLU - T24
Zindan Gerçeği Hapsedemez- Öykü Dilara KESKİN - Diha - Özgür Gündem
Madem Öyle, Bir De Böyle - Umur TALU - Habertürk
Katliamın Cevapsız 120 Günü - Esra BİLGİN - Habervesaire
Uludere’de Solan Adalet - Hüsnü ÖNDÜL - Evrensel
Geri Adım - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
"özgürlük ve demokrasi" algısı ve gerçekler - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Van’daki Kadın Aktivistlerin Gözaltına Alınmasına Tepkiliyiz!!! - Kollektif - Van Kadın Derneği
Ne Güzel, Hiç Utanmaları Yok!.. - Kadir CANGIZBAY - Birgün
AKP'nin "Zehir Küpü" Sütüne MEB Önünde Eylem - Halkevleri
Bir ‘Makale Teröristi’nden Çağrı Var! - Hasan CEMAL - Milliyet
Muhalif Olamayan Tiyatro, Kendini Kaybeden İktidar - Erdem CAN - ANF
Azarlama Tekeli - Can DÜNDAR - Milliyet
Dindar Nesil Kime Emanet? - Sıdkı ZİLAN - Haber Diyarbakır
Didim’de Kapılara ‘Alevilere Ölüm’ Yazıldı - Demokrat Haber
Dersimliler Siyah Kefenlerle AKP’ye Yürüdü - ETHA
Dersim: 4 Mayıs 1937 – PSAKD - Sol Defter
Adalet Bakanlığı’nın Dersim Arşivi Su Baskınında Yok Olmuş! - Hülya KARABAĞLI - T24
"Redhack Gibi Gruplar Yeni Toplumsal Hareketler" - Ekin KARACA - Bianet
'Hack Falan Yok; Her Şey Psikolojik' - İMC
Benim Yeni Kahramanlarım! - Eleştirel Abi - Eleştirel Günlük
Redhack Denizler İçin Hackledi - Bianet
Şahin: Ülke Sevgimiz Uğruna Kan Akıtılacak Bir Sevgi - Murat SANDIKÇI - Erol KÜÇÜKOĞLU - Radikal
İşgal Edilmiş Ülkelerde Anayasa Yazımı ve Türkiye - Ayhan BİLGEN - Evrensel
Yeni Cümleler - Agos
Kürt Sorunu: Küçük Bir Hatırlatma - Roni MARGULIES - Taraf - DYH
O, 28 Yıldır Kayıp - Aykut KÜÇÜKKAYA - Cumhuriyet
Abdülhamit Soykırımcı Mıydı? - Ali Duran TOPUZ - Radikal
'Türkiye Geceleri Rahat Uyumamalıdır' - Aren Arda KAYA - Canol SOYBAY - Habervesaire
Maraş’tan Uruguay’a Ermeni Tehciri - İsmet KAYHAN - M.A.DOĞAN - ANF
Sözlü Tarih ve Beden Dili - Leyla NEYZİ - Radikal 2
Demirtaş: Yüzleşme Anayasal Güvence İle Olur - ETHA
Antikapitalizm Herkes İçin: Müslümanlar Dahil! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Mutlu Bir Yazı - Ferda KOÇ - Sendika.org
Birlik, Dayanışma, Mücadele İçin Yüz Binler Toplandı - Evrensel
Gerçek Muhalefetin Ayak Sesleri - Nabi YAĞCI - Taraf - DYH
Akademik Özgürlük Mü? Sabancı Üniversitesi 1 Mayıs Posterlerine Yasak Koymuş! - Jiyan
Taksim Meydanı Da Özelleştirilir Mi? - Aziz ÇELİK - Sol Defter
Մայիս Մէկ - Դանիէլ ՎԱՐՈՒԺԱՆ - Nor Zartonk
Fikri Sönmez Bu Şafaklarda - Muhalefet
İşçiler Direniyor, Patron Gözaltında - Bianet
Hacı'ların Açlıkla İmtihanı ve Sosyalizm Mücadelesinin Unuttukları - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi
Ölülerimize Dokunmayın; İncinir Onlar... - M. Ender ÖNDEŞ - Özgür Gündem
Tam Da Ahmet Altan Aydın'ı Anlatırken Berktay'a Bak... - Ahmet NESİN - Blog
Kıssadan Hisse - Murat ÇAKIR - Emek Dünyası
Tecavüz, Yalanlar ve Haysiyet - Tora PEKİN - Post-Express
Türkiye'ye Hoşgeldiniz -Soumar SULTAN - Sendika.org
Son 10 Yılda Kaç Asker İntihar Etti? - Yeşil Gazete
Bahar Gelmiş Memleketime! - Bülent GÜNDÜZ - Yeni Özgür Politika
İlkellik Göstergesi: Mas-Kom-Yah - Aydın ENGİN - T24
Tuhaf Sevgi - Bülent USTA - Birgün
Cem Dinlenmiş: “Köşe Yazarlığını Antipatik Bulsam Da, Yaptığım Şey Aslında Bu…” - Melisa KESMEZ - Jiyan
Gül-me-k - Ahmet AKKURT - PolitikART
1 Mayıs Gençliğe Hitabe - Barış K. - Etrafta

Asonat Official Artist Page via n5MD
Asonat Artist Page via Soundcloud
Asonat - Love In Times Of Repetition Album Review By Brett SPACEMAN via [sic]magazine
Clubroot Artist Page via Soundcloud
Clubroot At Electronic Explorations
Clubroot – III – MMXII  Album Review By Joeki2000 via Sub Meditation Music
Mitoma Official Page via Facebook
Mitoma Artist Page via Soundcloud
Mitoma - Interstellar: Remixes via Mitoma Industires Bandcamp Page
Naibu Official Artist Page via Twitter
Naibu Interview By Max via Broken Culture
Naibu - Habitat Album In His Words via Horizons Music
Commix Artist Page via Facebook
Commix Official Informative via Metalheadz
Commix - Dusted (Selected Works 2003-2008) Album Review By Andrew RYCE via Resident Advisor

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Escher By Audringje via Flickr
Audringe's Flickr Page

>>>>>Poemé
Anadolu  - Ahmed ARİF

 Beşikler vermişim Nuh'a
   Salıncaklar, hamaklar,
   Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
   Anadoluyum ben,
   Tanıyor musun ?

   Utanırım,
   Utanırım fıkaralıktan,
   Ele, güne karşı çıplak...
   Üşür fidelerim,
   Harmanım kesat.
   Kardeşliğin, çalışmanın,
   Beraberliğin,
   Atom güllerinin katmer açtığı,
   Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,        
   Kalmışım bir başıma,
   Bir başıma ve uzak.
   Biliyor musun ?

   Binlerce yıl sağılmışım,
   Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
   Nazlı, seher-sabah uykularımı
   Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
   Haraç salmışlar üstüme.
   Ne İskender takmışım,
   Ne şah ne sultan
   Göçüp gitmişler, gölgesiz!
   Selam etmişim dostuma
   Ve dayatmışım...
   Görüyor musun ?

   Nasıl severim bir bilsen.
   Köroğlu'yu,
   Karayılanı,
   Meçhul Askeri...
   Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
   Sonra kalem yazmaz,
   Bir nice sevda...
   Bir bilsen,
   Onlar beni nasıl severdi.
   Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
   Minareden, barikattan,
   Selvi dalından,
   Ölüme nasıl gülerdi.
   Bilmeni mutlak isterim,
   Duyuyor musun ?

   Öyle yıkma kendini,
   Öyle mahzun, öyle garip...
   Nerede olursan ol,
   İçerde, dışarda, derste, sırada,
   Yürü üstüne - üstüne,
   Tükür yüzüne celladın,
   Fırsatçının, fesatçının, hayının...
   Dayan kitap ile
   Dayan iş ile.
   Tırnak ile, diş ile,
   Umut ile, sevda ile, düş ile
   Dayan rüsva etme beni.

   Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
   Namuslu, genç ellerinle.
   Kızlarım,
   Oğullarım var gelecekte,
   Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
   Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
   Gözlerinden,
   Gözlerinden öperim,
   Bir umudum sende,
   Anlıyor musun ?

Kaynakça: Şiir

No comments: