Sunday, May 20, 2012

Deuss Ex Machina # 400 - tyst yn ein gair ar goll

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_400_--_tyst yn ein gair ar goll

14 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Gabo Gulbenkian-Ferdinand Magellan (Dramatic Records)
>2<-Gabo Gulbenkian-François Péron (Dramatic Records)
>3<-Asa & Stumbleine-Tinderbox (Inspected)
>4<-Asa & Stumbleine-Vapour (Inspected)
>5<-Icicle-Together In The Dust (Shogun Audio)
>6<-Icicle-BNC (Shogun Audio)
>7<-Tunnidge-Universal (Tectonic)
>8<-Pinch-Blow Out the Candle (Tectonic)
>9<-Commodo-So Clear (Deep Medi Musik)
>10<-Commodo-Surveillance (Deep Medi Musik)
>11<-Sleeper & District-Transitions (Chestplate)
>12<-Sleeper & District-Terraformed (Chestplate)

tyst yn ein gair ar goll
(400)

susmak biteviye bu kadar patavatsızlığın ortasında kafaları kumdan çıkartmadan, her olan bitende, her defasında yinelenecek rutin tepkimelerin ötesine geçmeyi akıldan fikirden geçirmeden neyse halimiz hala v daima o kalacak ahvalimiz, geleceğimiz çerçevesinde evrilmeyi sürdüren bir merhale olmaya devam ediyor. istikrarla. yalnız v güzel ülkemiz sathında! oldurulanların benzeşsiz iç kıyıcılığı karşısında her dem taze, her de elzem olanı söz konusuysa eğer onun için, onun adına susmaların gerekliliğinden bahis açıldığı çıkarsayışlarla bezeli karşılaşmalarla yüzyüze kalınıyor, yüz göz olunuyor. bir söylenenler bin kere daha ikrar ettiriliyor, ezcümle susuyor v suskunlaşıyoruz hamdolsun. elin fizana gitmesi bir yana biz bu derin kazılmış olan gayya kuyusu içerisinde diplerin en dibinde debelenmek için bile istene sergilenen, her defasında bu artık sondur, bunun arkası düzdür dediğimiz sınavlardan daha fenalarına, beterin beterlerine ulaştırıldığımız bir gerçeklik hasıl oluyor. bilinmezliği salt korkutuculuk öğesi olarak ele almaya doyamayan muktedirin her gelen günde başınıza açılıp musallat edilecek nice cevherimiz var vurgusu, o şapkadan tavşan çıkartma numarası kadar masum olmadığını, bu cenahı bildiğiniz cehennem tasvirlerinden hiç de uzakta tutmadığı afakidir. belirgindir. bilinesidir. işittirilmesi malumun ikrarına yol verecek olan suskunluğun bir virüs gibi yaygınlaştırılmasıdır. yaygınlığının görece bu kadar kolay tolere edilebilmesidir.

velev ki suç, velev ki hata, velev ki günah ama her dem tazelenmeye doyulmayan şeylerin, dilin altında saklı tutulan baklaların birer ikişer ortaya çıkmasıyla hep bir olduğumuz, bir parçası, ana unsuru olduğumuz bu kara parçasında asıl resimde ne kadar izole edildiğimiz, dışlandığımız v aslında ne kadar dış kapının mandalı bellendiğimizi açık eden bir sistem okuması karşımıza çıkmaktadır. üzerinize vazife olmayan şeylere ilişmeyin bahsinin eski bir replika olmadığını, yinelenmekte dakika sekmeksizin sekansa dahil edilen vecizlerle aynı tornadan, aynı çıkarsamalardan beslenerek şekillendirilen bir okuma olarak varlığını, bildiği şekliyle suskunlaştırmaları handiyse bir gerçekliğin ayrıştırılmaz öğesi haline dönüştürdüğünü meydana seren görünümler tecelli etmektedir. anımız, dünümüzde gördüklerimizin şeklen, şemalen değişikliği öne sürülürken nasıl da aynı darlık, aynı sığlık içerisinde şekillendirildiğini gösteregelen bir karşılaşmalar toplamını önümüze sermektedir. görmek için didinenmekten vazgeçemeyenlere. sıranın içinde bunca kepazeliğe karşı hala bir seçeneğin daha varlığını koruduğunu zihninden çıkartmayarak sürüden ayrışmayı alelade bir kazanım olmaktan öte görenlere. ne yapılıyorsa, ne ediliyorsa bilindik sınırlarımızın insani olanına ket vurmak, daha fazla kısıtlandırma daha fazla yoksunlaştırma olduğu kıssası varlığını sürdürmeye devam ederken suskunlaşmak değil daha fazla sözcüklere, seslenişlere sahip çıkmaktır lazım olan.

handiyse kısıtlandırılmış olduğumuz bu sahanlığın beher noktasında vuku bulan fillerin tepişmesinde ezilecek çimen kalmadığını, ezilmekten, boyun vermekten, nefessiz kalmaktan gayrısının da oldurulabileceğini, bu kadar horgörüye karşı düş gücünün varlığının, ediminin bir yardımcı olarak hayata tutunabilmemiz için şevklendiriciliğini sürdürdüğünden dem vurmalıyız. basit argümanlarla, basit sözlerle bir kereliğine değil, bir anlığına değil, bir süreliğine değil bahsi açılması sayemizde oldu, şöyle yaptık, böyle ettik gölgeleri kaldırdık diye buyurganlığın sultasında bir böbürlenenlerin otuz saniyelik ileri demokrat görünümlerinin dışında kalan sürelerde, bizim kendimizle başbaşa kalıp, şapkamızı önümüze aldığımız vakitlerin aralığında sorgulanması lazımgelen bir çıkarsayıştır. bunca hakir görmenin, layığınız budur hiddetin ne gördünüz de nelerden bahsediyorsunuz diye anlamazdan gelinenlerin, anlamazlık menzilinden saf dışı bırakılmaya çalışılan şeylerin hepimizin ortak iradesinde yer edinen, çözümlenmesi bir an evvel bir gereklilik olan konuların ta kendisi olduğunu yineleyebileceğimiz bir zaman aralığı bir eşiğin olduğu unutulmamalıdır. sessizleştikçe, biat etmenin olurunun, hamurunun karılmasına müsammaha gösterildikçe, al takke ver külah, ben böyle bildim bugünü kurtardım yarına allah kerim! bahsine tabii olundukça, tamah edildikçe veryansın ettiklerimizin, sonunu görmek istediğimiz, neticesine bağlanmasını beklediğimiz sorunların varlığı sürekliliğini koruyacaktır.

yalanlara sığınarak, sade suya tirit lafazanlıklar bir sefere mahsus değil daimi bir biçimde bu kervana eklenmeye devam edildiği müddetçe esas resmi değil onun dibinde bucağında kalması gereken detaylarla vaktimizi heder edeceğimiz ettirileceğimiz belirgindir v nettir. hikmetinden sual olunmaz başvezir'in hiddetini bir türlü ayarlayamadığı, kontrolünü bir türlü sağlayamadığı muhalefet etme geleneğinin gım gım, kendim söyledim kendim işittim değil bizahati yapıp ettiği her defasında yol verdiği bir seslendirmeden, sıra savmadan öte bir hakikat olduğunun bilindikliğinin ikrarıdır başlangıç noktamız.  her ne kadar kendileri kabul buyurmayacak olsalar da. bunca olup bitenin, tesadüf eseri başımıza getirilmemişken en azından işin bu kısmı ortadayken hala inatla, körlemesine bir bağlılıkla - muasırlaşıp ilerliyoruz yahu! biz demenin garabetliğinin artık enikonu bilinmesidir bu bağlamada hakikate ulaştıracak, yeter artık dedirtecek ilk adım olan. ilk adımı teşkil edecek. bir kara propaganda masalından, bir komplo teorisinden, bir biliyorduk hepsini ama gereğini yerine getirmedik diskurundan, bir şöyle bin böyle, yarım ağız, çalakalem ağız dolusu saçamalama, çuval dolusu istiften yayılan kokuya rağmen sıvayışla hep sonu gelmez bir biçimde yokuşa sürüp, unutuşların en manalı sahanlığına terki diyar edilenleri göz önünde bulundurduğunuzda böylesi bir çıkarsamanın lüzumü bir kere daha ispatlanacaktır.

böylesi bir uyanışın, sessizlikten daha yeğ olacağı aşikarlığını kanıtlayacaktır. yerin v yurdun bir sahanlıktan daha fazlası salt bir fon olmasının ötesinde anlamlarının kazandırılabilmesi için önce üzerinde yaşayanlarıyla ortak bir çözümlemenin, ortak bir iradenin temellendirilmesi gerekli olandır, hala v inatla yinelenesidir. her durumda hedefleyiş, hizaya çekiş, lüzumsüz ise konuşma, gereksizse karışma, en iyi bildiğimiz işi tahakkümü yapmamıza mani olma gak deme guk hiç deme, eyvallah et, şükür et haline; gelgelelim bunca pespayeliğe isyan etme, sesini sadece kendine işittir - fazla çevrene duyurma, sivrilme sivrilirsen ne idüğü belirsiz kesitler, bağlaçlar v illa ki ele geçirilmiş olan şeylerle (misal poşî, misal kitap, misal müzik, misal düşünebilmek misal masal masal matitas) yazması bir ömür sürecek iddianamelerle, kararı baştan verilmiş mahkemelerle adaletimizden payını alırsınlarla şekillendirilen, sürekli uyaranlarla donatılan bir sahanlıkta demokrasi denilenin bir görünür, görünmez merhale olmadığının, bir hakikat olduğunun vurgusuna sahip çıkabilmek çabalanmaktan geçmektedir, böyledir!. yol v yordam, anlam v meramın uzaklarını gösterirken hemen her yeni gün bu muktedir elinde insan olmanın gereklerini, insana dair olanın çıkarsamalarını yineleyebilmenin, atfedip, anılası bir şeyden gerçek yaşanılası bir seviyeye taşıyabilmenin, köşe kapmacanın değil layığıyla yüzleşip, sorumluluk gerektiren şeylerin hemen tümünde bizahati erkçe nasıl pas geçildiğini, nasıl üzerinin örtüldüğünü idrak ettirebilmenin önemi bir kere daha ortaya çıkmaktadır, güncellik tablosunda. güncelliğinin, grisi hiç bitirilmeyen cinnet-ül cerahat yurdunda!.

hak tanziminden, zamanında adil olmaktan, bi'zorunluluk olarak değil layığı olduğu için sorumlulardan hesap sormaktan, yüzleşmekten vd. ise başkalarına zihin yorup vaktini bozuk para gibi harcayıp hala memleket eyiye gidiye türküsünü çığırmakta bir beis görmeyenler için kalk borusu vakti gelmemiş midir? bütün bütün sizlerin takdirlerine sunuyoruz. birbirine iliştirilen, bin türlü hinlikle denk düşürülüp tekilleştirilen, sorgusuz sualsiz bir biçimden tanımlandırılan, içeriğinden lütuf edilenlerden hemen hemen her şeyin sonrasının çok da düşünülmeksizin, salt görünümünün, ambalajının, dostlar alışverişte görsün kısmının handiyse bile isteye ön planda tutulduğu tutum v eylemlerle basbayağı taçlandırılan, taltif edilenlerin beraberliğinde kapsamı, kapsayışı mütemadiyen dönüştürülen bir edimdir; tanıklık. kuvvetle muhtemel ayıplanası şeylerin, bunca hilkat garibesi söz dizilimlerinin, benn yapıyor ediyorum sizler daha beterini edin, ben dillendirdim sizler yerin dibine sokun beklentisinin, ben diyorum sizler yapın ama her dem olumsuz manada, daha fenasını bu halka yutturun diskurunun belirgin bir biçimde aynalandığı, görünür kılındığı bir sahanlık olan tanıklık. defaatle söze karışıp, yinelemekte fayda bulınan kazın ayağı öyle değil, hemen hiç atfedilenler gibi değil söylemine, ideolojik, muhalif, ayrımcı, ayrıştırıcı, bölücü v daha bir dolu yaftalamanın ikilemeksizin dillendirildiği bir güncellikte layığımız olmayanlar, davranışlar silsilesi ile nasıl bir toplumsal dönüşüm evresinin içerisinde denek edildiğimizi açık edecek sunuşlara ev sahipliği yapan tanıklık.

yorumsuz bıraktıracak, ilave tek bir sözcüpe gereksinim duyurmayacak, kestirme dosdoğru tahakküm siciminin boynumuza nasıl da çaktırmadan bir anda geçirildiğini açık edecek, ikrar ettirecek olan tanıklık. bunca ağır, vahim sergileyişin peyderpey sunumlandırılabilirliğini göz önünde bir kez bulundurduğunuzda önemini bir kere daha arttırandır tanıklık. bir şeyleri görüyor, yolundan alıkonulanları fark ediyor, icazetle değil mücadeleyle sahip çıkılası şeylerin, bileşenlerin içeriklerine yapılıp edilenleri artık farklı bir yönlendirmeye, kılavuza, perspektife ihtiyaç duymaksızın idrak edebiliyorsak, sade suya tirit vurgularla bezeli demeçlerin satır aralarında, bir gecede pekiştirilen, denkliği ayarlanıp millet iradesine! başvurmaya gerek duyulmaksızın nihai karar, yasa haline dönüştürülen, ulaştırılan çabalanımların toplamının tam da vurgulamaya çabaladığımız tahakküm dizgesinin bir yapı taşı, temellendiricisi olduğunun yekten bilincini hatırata nakşettir tanıklık. gördüm, duydum v artık biliyorum kıssasının, vurgulayışının, iş işten geçmeden uygulanması gerekli olan, yola koyulması şart olanları ihtiva eden bir çıkarsayış olduğunu belirgin kılandır tanıklık.dünün ızdırabının, bugün katmerlenerek güncellikte yer edinebilmesinin, düne ait acıların bugünün dünyasında muktedirin kendine yonttuğu haklılık çıkarsaması için araç belletilmesi, yaşananları daha fazla kanırtıp, rant elde edilebilmesi için bir şans olarak değerlendirmesini göz önüne aldığınızda tanıklık ediminin salt bir bakışım, zamana, zamanın getirdiklerini belleyiş olmadığı, daha derinlikli bir toplam ve birikimden mürekkep bir kapsayışı ihtiva ettiği açıktır.

gösterilmiş olanın el çabukluğu ile manipüle edilerek ayrıştırıcı haline dönüştürüldüğünü v bunun da bir süreklilik arz eden bir mekanizma haline evrildiğini netleştirmektedir. o çarkların arasına kaptırılan, koyverilen ipin ucu çoktandır bırakılanların ala olanla yolumuzu kesiştirmeyecek, bütünleştirmeyecek şeyler olduğu kesindir. biteviye rutinlerde seslendirilenlerin esaslı, çözümü öncelikli sorunları sağduyuyula beraber çözümlemeyi değil sahnki her şey olağanmış gibi devam edilmesinin yol verdiği buhran, basıklık uzun uzadıya üzerine düşünülesi v sorgulanasıdır. çekimser kalmayıp yoğunlaşılasıdır. birdenbire olmayan şeylerin nasıl bilinçli bir biçimde yavaş yavaş sindire sindire nüfuz ettirildiğini, ikircikliğin hemen hiç elden bırakılmaksızın orada öyle, burada böyle diye kestirilip atılmasının, bir gelenek haline dönüştürülmesi hemen her güne sığdırılan ağır tahakküm dizgesinin simyasını çözümleyebilmeyi mümkün kılacaktır. tanık olmanın salt bir güncellik vesikası değil, entelektüel bir olgu değil, zaman kurtarıcı, geçiçi iç ferahlatıcı değil tam aksine uzun soluklu bir mücadele olgusunun gerekliliğini dimağa hatırlatacaktır. sıfır sorun politikasının sırf sorun seviyesine doğru rotasının kırıldığı, "normal" adledilenin elbirliğiyle, bunca hamasetle fitne v fesatla anormal olarak vesikalandığı günden güne ivmesi arttırılan operasyon dalgaları ile dışarıda kimliğini, varlığını en önemlisi görüşlerini savunan kimselerin bırakılmadığı bir iklimin harcının karıldığı, ötekisi olanı, ötekisi belleneni bir yandan kucaklıyorum, biriz beraberiz derken anında devreye giren bilinçaltlarının çemkirmeden duramadığı, hedef haline dönüştürerek ben ne dedim ki dilim sürçtü diye sıyrılmanın hala olasılıklar dahilinde bulunduğu bir vahim düzenin varlığını koruduğu bir zaman mevhumunda tanıklık gösterilmeyen, adı anılmayanların yanında durmaktadır.

açık kapalı tahlillerin gırla gittiği, hedefleyişlerin hiddetinden zerrece kayıp göstermediği, hemen herşeyin kepazeliğin birer turnusoluna dönüştürüldüğü güncelliğin dolaylarında insani olanın asgarisinin tesisi için direnebilmek, ses çıkartmaktır elzem olan. bir kurgumasal içerisinde, şıppadanak kendiliğinden bir şeylerin daha ehvene ulaşmaycağını göz önüne aldığınızda, başımızın üzerinde sallandırılan sarkıtların hayatı idame ettirmeyi zorlu bir mücadele haline dönüştürdüğünü unutmaksızın herekete geçildiği aralıkta ses verebilmektir payımıza düşmekte olan. paylaşmamızın gerekli olduğu açık v seçik önceliklerimizin ne olması gerektiğini aynalayan bir sahanlıktır tanıklık. resmiyete dökülen, soykırma dehşetinin yakın zamanda roboskî'de tekrarlanmasına bizahati yol verenlerin bu büyük elemlerde kimlerin paylarının bulunduğunu, hangi hinliklerle otuz dört canı almanın olağan bir şeymiş bir istatistik haline indirgenebilirliğinin hala utanmaksızın bi'kazadır olmuştur sözcülüğünün can yakıcı tezahürleridir o merhalede karşımıza çıkan. bir simülasyon değil gerçekliğin karanlığında kayboluşun uzun, kaybedilişimizin ne ilk ne de sonuncu örneklemidir meydana çıkıp kendini görünür adleden. vehamet, insaniliği bir kenara tak terk edip hiddet şerbetinden yudum yudum içilmesiyle oluşan vicdan karalığının, vicdansızlığın hepimiz için öncelikli, asli sonucu beraberinde taşıdığı meydandadır. hepimiz teferruatız.

bir yerinden başlatılmayan, derinleştirilmeyen bu hayat sarmalı içerisinde bunca karşılaşması normalden sık olan, o hale dönüştürülen nefretin, kinin refleks haline dönüştürülüp olağanlığından dem vurulabilen tahakkümün acı resmedişlerinde sunularında muktedir için hepimiz her birimizin varlığı-karşılığı bir teferruattır. üzeri sımsıkı örtülebilmek, özgürlükten bahis açarken bir yandan canına, halkına değme düşmanlığı esirgemeyecek, rastlantısal bir biçimde ya da belirli bir kazanım neticesinde wall street journal gibi yayın organlarından sunulmasa, paylaşılmasa servis edilmese #unutursakkalbimizkurusun diyen, bu seslendirmeyi sahiplenenlere kayıtsız kalınan bir cenahta bi'haber cümbür cinnet yurdun unutuşlar tarlasında yeni filizlere tanıklık edeceğimiz, ettirileceğimiz akıllardan hiç çıkartılmamalıdır. teferruat olarak sınırlandırılanların, birbiri arkasına olup biten şeylerin, esas resmin tuvalinde açık ettiği sürümcemesiz, ikilemesiz teklemeksizin acının bir aradalığıdır, ortaklığıdır. hepimizin başına reva, musallat edilebilirliğidir. kıl dahil kıpırdatmaksızın olur verilebilirliğidir. milli takısına, takıntısına haiz vecizler v sözlerle ağızların altında bakla olarak kocaman tahakkümlerin ölüm fermanlarının altına imza atılabilmesinin yürek burkan vesikalarının peyderpey çekilebilirliğidir.

aynalanan, vurgulanan tamama erdirilen tezer özlü'nün tahayyül dünyasından yansıyanların bir sağlamasıdır. “burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.” kanalize olunan, kör bir inançla bağımlı v bağlantılı kılınan dün ne idiyse bugün daha beterini yarın bundan da fecisine ev sahipliği yapmaktan zerre miskal utanmayacak bir erkanın, bir düzenin, bir sistemin sürekli kılınmasıdır. sürekliliğidir. ses vermenin çizgi dışılığı, kelam etmenin dış mihrak destekli muhalefet, bu kadarı da olmaz ya da oldurulmaz demenin kurcalama yanarsınlarla hemhal ettirildiği, olmayan pembe masalların sonunun artık geldiğini imlediğinizde polyannacı olayı kendilerine yakıştıranların ideolojik v münferit diye savuşturulmaya gayret ettikleri, dün onu bunu bugün şunu bunu ötekisini yarın hangimizi, hangi yanımızı, hangi canımızı, hangi tarafımızı yakacak, canını acıtacak öfkenizi kusacaksınız bahsi açıldığında hep aynı rerörerö (affınıza sığınarak) saçmaların güne iliştirildiği bir vesikalar toplamında tanıklık, tanıklığımız önemini korumaktadır. tanık olup farkına varabildiklerimiz, artık ayabildiklerimiz gidişat hususunda haddizatında nasıl ikircikli, patavatsız, meymenetsiz v vicdansız olunabildiğinin, kalınabildiğinin okumasını mümkün kılacaktır. ölümü değil yaşamı, tecriti değil hayatı, savaşı değil tam tersine inatla barışı, vesayetin öylesini böylesini değil özgürlükleri layığıyla eksiksiz gediksiz, amasız v fakatsız dillendireceksek hep beraber yapacağız. hep birlikte. unutuşları değil, belleksizliği değil, üzerine ölü toprağı serpilmiş, buna çabalanılmış bunca yaramızın varlığında tüm tahakkümlere, zincirlere, tecritlere, fitne v fesata, vicdansızlığa karşı bir kere daha yüksek sesle #unutursakkalbimizkurusun!...  


>>>>>Bildirgeç
Karanlık Dehlizler - Gözde BEDELOĞLU*

Paramparça olduğunda Ceylan, 12 yaşındaydı. Koyunlarını otlatmak için çıktığı evine bir daha dönemedi. Önce bir uğultu duymuştu ailesi, sonra da korkunç bir patlama. Koşup vardıklarında, her parçası bir yere savrulmuş Ceylan’ı buldular. Ne savcı geldi ne de jandarma. Annesi tek tek topladı çocuğunu eteğine. Avuçlarıyla doldurduğu tabutu, yine kendi elleriyle teslim etti jandarmaya. Savcı olay yerine gittiğinde 2 gün devrilip bitmişti çoktan. Özensiz bir otopsi ve özensiz bir olay yeri incelemesinden sonra soruşturmada gizlilik kararı alındı. Lice’de, üç tarafı karakolla çevrili bir alanda, nereden geldiği bir türlü bulunamayan bir patlayıcıyla ölen küçük bir çocuğun davasında alınan bu gizlilik kararının ne anlama geldiğini bilmek için yazık ki çok yaşamış olmak gerekmez bu ülkede.

Soruşturmanın her aşaması “sen bir hiçsin” diyerek vururken yüzlerine, “Niye bizi sahiplenen olmadı? Niye acımızı kimse paylaşmadı? Biz ikinci sınıf vatandaş mıyız?” diye isyan ediyordu bir anne. Hesabını sorduk. Sorumlular bulunsun, cezalarını çeksinler, istedik. Haritanın ucundaki bu yangın kül edecek hepimizi, dedik. Gerçeği sakladığınız o karanlıklardan sağ çıkamayız, dedik. Vebali büyük olur, vicdana sığmaz, dedik. “Bize karşı asimetrik psikolojik bir harekât yürütülüyor”, diye cevap verdi TSK. Yıl 2009.

Önkol ailesinin avukatlarının isteğiyle bağımsız bir rapor hazırlayan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, ‘düzenlenen belge ve tutanaklarda eksiklikler, tanımlama ve değerlendirme hataları ve uzmanlık alanı dışı yorumlar’ın bulunduğunu açıkladı. Pratisyen hekim tarafından, usulüne uymayan bir otopsi yapıldığı ve delillerin incelenip incelenmediği ya da hangi yöntemlerle incelendiğinin raporda yer almadığını ortaya koyan Biçer, Ceylan’ın vücudundaki yaraların, öldüğünde savunma pozisyonunda olduğunu gösterdiğini rapor etti. Dr. Biçer’in raporu, olayın şüphelisiyken rapor hazırlayan Jandarma Komutanlığı ve yine aynı şeyleri söyleyen Emniyet’inkinden şaşırtıcı olmayan şekilde farklıydı. Yıl 2010. Ceylan mezarı başında anıldı. Annesinin Ceylan’ın ismini verdiği torunana sarılarak yaktığı ağıtlar herkesi yaktı geçti. Artık çocuklarımız ölmesin, acı bu coğrafyanın kaderi olmasın, silahlar sussun, sorumlular cezalandırılsın, dendi. Yıl 2011.

Paramparça olduğunda Serhat 16 yaşındaydı. Yıllardır herkesin bildiği yollardan gittiği kaçaktan, 33 arkadaşıyla birlikte bir daha dönemedi. Roboski’de önce Heronları’ın sesi duyuldu, sonra F16’lardan atılan bombaların... Koşup vardıklarında, paramparça olmuş 34 canlarını kucakladı aileler. Karın altına gömülmüş çocuklarını, elleriyle kazıp çıkarttı babalar. Ölülerini yine kendileri taşıdı. Hükümetten özür beklerken kan parası teklif edildi. Bir de böyle davaların olmazsa olmazı, gizlilik kararı. Yıl 2011.

Uluslararası Af Örgütü, Roboski katliamı sonrası başlatılan soruşturma konusundaki endişelerini Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e iletti. Talep belli; bağımsız, tarafsız ve derinlemesine bir soruşturma. Ancak getirilen gizlilik kararıyla soruşturma kamuoyu ve mağdur ailelerin avukatlarının gözünün önünden alındı. Yıl 2012, 41. gün. Soruşturma özel yetkili mahkemelerin elinde, gizli. Genelkurmay’ın Meclis Uludere Alt Komisyonu’na verdiği raporda “vur” emrinin hangi kurum ya da komutan tarafından verildiğine dair bilgi yok. Emir komutayla çalışan bir kurumda emri veren kim, savaş uçakları hükümetin haberi olmadan nasıl havalandı belli değil. 111. gün.

Bildiklerini, gördüklerini, yaşadıklarını anlatan Roboski halkı yerel askeri ve adli makamların baskısına maruz kaldığını söyledi. Şikâyetlerini geri almaya zorlandıkları gibi sudan sebeplerle kovuşturmaya uğradıklarını anlattı. Hukuki desteğe ihtiyaç duyan köylüler, sadece şu basit gerçeğin peşinde; emri kim verdi? 135. gün. Serhat yaşasaydı 3 gün önce doğum gününü kutlayacaktı. Şu ana kadar katliamın sorumlusu olarak hiçbir kamu görevlisi sorgulanmadı.139. gün.

TSK’ye istihbaratı Amerikan insansız hava aracı Predatörler verdi. Kaçakçı kervanını daha fazla takip edebileceklerini söyleyen ADB’li yetkiler, TSK’nin isteğiyle Predatörü bölgeden uzaklaştırdıklarını açıkladı. “Predatörün daha fazla keşif yapması belki Türklere, konvoyun kimliğini tespite yardımcı olabilirdi, ancak Türk subayları, Amerikalı operatörü Predatörü başka bir yerde uçurmaya yöneltti. Talebe uyulması standart prosedürdür.”  142. gün.

Başbakan, Roboski “Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmaz” dedi. Hazır dehlizleri hatırlamışken Ceylan’ı da unutmasın orada. Zira bizim ne karanlığımız var ne de zayıf bir hafızamız. İşte böyle günü gününe, yılı yılına hatırlıyoruz her şeyi. Bir yeminimiz var; unutursak kalbimiz kurusun, diyoruz. Unutmıyoruz; çünkü devletin bizatihi karanlık bir dehliz olduğunu biliyoruz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Gözde BEDELOĞLU'nun Karanlık Dehlizler başlıklı makalesi bütün bu kapsayışın, türetmenin devamlılığında okunmasını salık vereceğimiz çıkarsamaları ihtiva eden bir metin. İkrardan çok kayıt altına alınmasının gerekli olduğu hallerde yazılanlar belleğin yardımcısıdır. Yılma(ksızın)dan. Gözde BEDELOĞLU ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına bianen makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Karanlık Dehlizler - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Bir Tek Toprak Doğru Söylüyor ‘Tam Bağrımdalar’ Diye - Kemal BOZKURT - Jiyan
Kayıp Yakınları Her Hafta Roboski'yi Hatırlatacak - ANF
İnsansız Hava Araçları ve İnsan Hayatı - Sezin ÖNEY - Açık Radyo
İlk Sen Gördün De Ne Yaptın - Demiray ORAL - Taraf
Uludere Katliamının Dehşet Anlarını Anlattı - Gazeteciler.com
Predatör İle Terminatör! - Umur TALU - Habertürk
‘Milli Kaynaklarla’ Katliam Meşru Mu? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Yeni Akit Nefret Kusmaya Devam Ediyor Hala! - Emek Dünyası
"Kaybedecek Vaktimiz Yok" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Ocak Ailesi: Diz Çökmedik, Bu Da Size Dert Olsun - ETHA
9 Yaşındaki Çocuğa Plastik Mermi - Yüksekova Haber
Cihanlar, Büşra Hoca ve 19 Mayıs - Burak COP - T24
Cihan’ın Puşisi! - Medya Gül ORHAN - Jiyan
Adam Öldür Puşi Takma - İtaatsiz
Hep Sevilmek, Beğenilmek İsteyen Yeni Devletimiz.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
İşkenceden Ölümler 'İntihar' Diye Kayda Girdi - Agos
PSAKD: Başbakan Geleneksel İnkarcı - ETHA
'Hükümet Yüzleşmekten Korkuyor' - Gündem Müzakere - İMC
Asıl Siz Tekliyorsunuz! - Hülya YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Yine Mi Dili Sürçtü - Muhittin CEMİL - Ender KARADENİZ - Özgür Gündem
"Tek Din"e Alkışları Kim Geri Alacak? - Ali TOPUZ - Radikal
Gazetecisiniz, Susuyorsunuz! - Sebgim DENİZALTI - Birgün
Cemaat İle AKP Arasında Ateşkes Var - Serhat SİDAR - Yeni Özgür Politika
Ben Para İçin Değil, Halkım İçin Çalışırım - Barış İNCE - Birgün
Bahar Gelmiş Balam Benim - Ayşe Emel MESCİ - Cumhuriyet - Muhalefet
Dersim'in Kayıp Ermeni Kızı - Kazım GÜNDOĞAN & Nezahat GÜNDOĞAN - Radikal
Bir Göç Ağıdı: Yistambılakue - Nilay VARDAR - Bianet
Kürt Martin Luther Okursa! - Eleştirel Abi - Eleştirel Günlük
Haber Dosyası: Cejna Ezidi'nin Ardından - İMC
Devlet Bir Aileyi Nasıl Yok Etti? - Nihat KAYA / İsmet KAYHAN - ANF
Kaypakkaya'yı Tedavi Eden Sağlık Memurundan Şaşırtıcı İfadeler - Yenitan
‘Annemin Gerçek Adını Bile Bilmiyordum’ - Lora BAYTAR - Agos
Ana Dilini Arayan Adam - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Önce Kendi Şiddetimizle Yüzleşelim - Oya BAYDAR - T24
‘Tıkır Tıkır Demokrasi’de Muhalefete Yer Yok! - Evrensel
Demokratik Özerklik Tüm Türkiye’ye Hitap Ediyor - Sertaç KAYAR - Diha - Özgür Gündem
Tutuk - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
'Bizi Çıplak Şekilde Askere İzlettirdiler' - Deniz TEKİN - Diha / Yüksekova Haber
Nalet Gele Bêle Aşka... - Özgür AMED - Köxüz
Öznesiz Barış, Muhalefetsiz Demokrasi - Ayhan BİLGEN - Evrensel
‘Sayın Başbakan Senin Güvenmediğin Yargıya Biz Niye Güvenelim?’ - Sol Defter
Hopa Metin Olmaya Çağırıyor... - Muhalefet
Beyazıt Katliamı Bildirisi Okuldan Attırdı - ETHA
Afiş Asan Öğrenciye 7 Ay Ceza - ANF
1 Mayıs Kutlamalarına Katılan Dokuz Anarşist Tutuklandı - Bianet
Gedikpaşa Kilisesi’ne Valilikten Uyarı - Hay Tert
Tom MORELLO: 'Tarihi Unutmak Tekrarına Yol Açar' - Agos
Kopya Hayatlar - Bülent USTA - Birgün
Van'da Dayanışmanın Fotoğrafı - Alaattin TİMUR - Sendika.org
Dil Olmayınca Bakışlar Derin Olur! - Balçiçek İLTER - Habertürk
HES'lerin Harcında İşçilerin Kanı Var - soL
Çok Acele HES Yapılır! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
HES Cinayeti: 4 İşçi Öldü - Sol Defter
Gemicik ve Mekap - Şoreş HARTAVİ - Özgür Gündem
Olası Yeni Terör Örgütümüz:  Anarşistler Diye Bir Grup - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Büyüme Şehitleri - Ölenleri An, Kalanlarla Mücadele Et! - Aslı ODMAN - Express
Wall Street’ten Paris Komünü’ne Kent Ayaklanmaları - David HARVEY & Amy GOODMAN - Democracy Now / Gerçeğin Günlüğü
Dünya Hali - 15.05.2012 - Nikolaos STELYA ve Mustafa KUTLAY - Ali Duran TOPUZ - Dünya Hali
Labirentin Değişen Yapısı - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Caz ve Partizan - Murat BEŞER - soL
Laçiner Ne Diyor? - İlhan Kamil TURAN - Muhalefet
Adalet Arayışı ve Entelektüel İflas - Orhan Gazi ERTEKİN - Radikal 2
Çok Bayrak Çok Din Çok Vatan! - Erdem DİLBAZ - Hyperactivist
Popüler Tarihçiliğin Yeni Türü: Tarihî Romanlar - Rifat N. BALİ - Azad Alik
Genel Seçimler ve Televizyon - Metin YEĞİN - Yeni Özgür Politika
Uluslararası Occupy (İşgal Et) Meclisinin ‘Küresel Mayıs Manifestosu’ - Mehmet Erman EROL - Sendika.org

Gabo Gulbenkian via Dramatic Records
Asa Official Artist Page via Facebook
Stumbleine Official Artist Page via Facebook
Icicle Official Artist Page via Facebook
Tunnidge Official
Pinch Official
Commodo Official Artist Page via Facebook
Sleeper Official Artist Page via Facebook
District Official Artist Page via Facebook

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Witness By Rick KIRBY via John HOUGHTON's Flickr Page
John HOUGHTON's Flickr Page

>>>>>Poemé
Baharı Bekleyene - Turgut UYAR

ben kışın güzelliğini söylerim ne gelirse dilime
çünkü kış bir hazırlıktır soluğuma kıpkırmızı gülüme

nice kırmızı ayaklar gelip geçti o gün katar katar
kış günleri sözgelişi ben bir çöp bile almadım elime

altı kız bir ay ışığı def çalıp şarkılar söylediler
beri yanda ormanlar yanardı, ciğerpareler lime

artık su uyur aşk uyanır mendilim kana boyanır
bilirim bu baharda da herkes hasetlenir halime

ve ellerim batık bir suda akar gözlerim her şeye bakar
bahar bir gelsin yeter artık eksikse de bırak elleme

su uyur düşman uyumaz suların dibi güllerde


altı kız bir oğlan def çalıp şarkılar söylediler
baktım birinin kara bir gecesi düşüvermiş mendilime

şimdi elimde baston silah, başımda şapka öyle
ağzımda kurşun hızında seçtiğim her kelime

su. hiç kimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir
her şey kullanılmazsa dirim bir ihanettir ölüme

sakiniz elimiz filan temiz baharı filan bekleriz
fincanı tastan oyarlar içine bade mi koyarlar

biz silah kuşanırız bize bir şey söyleme

Kaynakça: Cafrande

No comments: