Sunday, May 27, 2012

Deuss Ex Machina # 401 - mwen gen plent

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_401_--_mwen gen plent

21 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Christian Naujoks-Diver (Dial)
>2<-Christian Naujoks-True Life , In Flames (Dial)
>3<-Asa & With Joyful Lips-Forgotten (Fent Plates)
>4<-Asa & With Joyful Lips-Francoise (Fent Plates)
>5<-Darkside-A1 (Clown And Sunset)
>6<-Darkside-A2 (Clown And Sunset)
>7<-Skyge-Sarah (Self Released)
>8<-Skyge-Goodbye, Operator (Self Released)
>9<-Clubroot-Hellion (Solace Records)
>10<-Clubroot-Scars (Solace Records)
>11<-Dark Sky-F Technology (Black Acre)
>12<-Dark Sky-Zoom (Black Acre)

mwen gen plent
(401)

dirayetli bir savunuş olan bitene karşı tek bir anlamlı cümle kurarak belki tek bir yorumu öne çıkartarak, bir şeyleri saklamaya gerek duymadan olup biteni mazur görmeden, yok saymadan, anlamazdan gelmeyi zul adlederek, doğrunun peşinde koşup, bir çıkarsama yoluna girişerek söz konusu edilebilir bir ihtimal. ihtimallerin tüketilip, laçkalaştırıldığı, içeriğin küflendirilip enikonu pis kokuların yayılmasına karşın hala bir gülme efektinin zaruri yamalarının nakşettirildiği, ilintilendiği bir sahanlıkta insanlığımızın bekasını göz önünde bulundurduğunuzda böylesi bir edimdir, hamledir belki yolun, gidişatın nasıl meymenetsiz bir rotalama ile yönlendirme ile şekillendirilmesinin gerçekleştirildiğini açık edecek. kelamlar hep yarım yamalak kalıyor. kelimeler hep cılız. gerçek olan biten yürek dağlayıcı olsa da her defasında bir kere daha anlamlandırır kılacak şeyleri iliştirmek giderek daha zor bir merhaleye taşınıyor. tüketilmesinde aceleci davranılan şeylerin arasına vicdanın da eklentilenmesiyle beraber bütün bu cümbür cinnet halin kıyısında dönüp durup ne olması gerektiğine dair çıkarsamalar, tahayyüller v daha fazlasına çabalanmak zaruri bir tekrar edişten daha farklı anlamları olan bir karşılaşmayı beraberinde getiriyor. ne karşımızda yer edinenler derdimizin asıl ne olduğundan haberdar, ne söylemek istediklerimiz hep sandıkları gibi bölücü, ideolojik, mesnetsiz vesaire vesaire çıkarsamalar.

ne bu yolda anlatmak için didişip durduklarımız hayatın anlamına dair çıkarımlar büyük büyük tahayyüller, ne de hor görülesi, kulak arkası edilesi tespitler, vızıldamalar. ne işitiyorsak, ne görüyorsak ona dair bir cümledir hepitopu. ne görüyorsak ne biliyorsak ona dair bir sesleniştir enikonu. kalburüstü, üstünkörü, vızıldaması bol çıkarsaması az bir seslendiriş değildir hiçbir zaman. hemen hiç öyle bir tahayyülün sınırlarına saplanış sözkonusu değildir çabalandığımız. anlamlandırmaya tebelleş olup bir kereliğine yad ediş değildir, adını anıp unutuş hiç değildir. onun içindir ki yarım yamalak da olsa, yarısı havada da kalsa, anlamsal bağlantılamalar, sözel birikitirmeler dahilinde günü, her güne sığdırılan bu kadar yoğun tahakkümün, pejmürdeliğin yarattığı hale dair birer tespit tanesidir. tespit ediştir bir meram kıvamına ulaşmazdan evvel, öncesinde bu sathın dahilinden paylaşılanlar. dedest edilmişliğin, hal v tavrın bozuş, yıkışa getirişin müdanasız olurunun tesis edildiğinin, her pundu bulunduğunda gündemin asıl konuları dururken kıyıdan, kenardan iliştirilen başka başka şeylerin konuşulmasına, günü işgal etmesine "müsammaha" gösterildiği bir satıha bir cümle ile bir şeyler bırakabilmektir belki elzem olan. bunca çabalanımın esasında nedenini oluşturan.

modernleştiğimizi varsayarken giderek yabanileştirildiğimizi, muasırlaştığımızı sözlere katarken bir yandan olabildiğince hızlı bir biçimde ilkelleştiğimizi, sapla samanı ayırmak dururken hala çerçöp ile beslenen hiddet söyleminin arkasına sığınmaktan gocunmayan başımıza dikilmişlerin vavelyalarını işitmeye, taaruzlarına maruz kaldığımız bir güncelliktir enikonu denkleştirmek istediğimiz görüntü. görünenler, yandıklarımızdır. görünenler, içimizi kıyanlardır. görünenler bir çıkarsama hesap kitap olmaksızın ne ile neyi birbirine yakın tuttmaya devam ettiklerini ortaya çıkartan mendeburluğun pek semirmiş olan ibret vesikalarına karşı bir duruş sunabilmektir. bir alternatif. kelimeler yanyana dizilirken hep olduğumuzu her an varsaydığımız o yüksek makamlarımızı, korunaklı dört duvarlarımızı, onore edilmişliğimizi veya yerin dibine sokuluşumuzu bi'arada, kimliklerimizin getirdiklerini bir diğer yana terk ederek sade v sadece insan gözlüğüyle bakabildiğimizde halimizin nice olduğunun aynalanması girişimidir ezcümlesi tüm bu dönüp dolaşıp, denkleştirmek istediğimiz meram kapsamının dahilinde sunmaya çalıştıklarımız... yoksunlaştırıldıkça, sağırlaştıkça, giderek daha fazla muktedirin bezirganlığına kayıtsız kalındıkça dile pelesenk edilmiş tasvirlerin yoğunlukla bir ötekileştirme v hakir görmeler bütününden mürekkep olduğunun, kılındığının tespitidir.

günler devinirken zamanla yalnızlaştırılıp izole edilenin bireysel bir düşün yerine toplumun tüm katmanları üzerinde oluşturulan baskıcı bir tahakkümün vesikalarıyla beraber sonucunda düşünmeme olduğunun, bir başka deyişle malumun ikrarının yol verdiklerinin tasviridir. yerle yeksan edilen, yüz üstü bırakılan, arkası getirilmeyen, sorgusu gerçekleştirilmeyen, tahlili çoktandır unutulan, unutturulmaya namzet olunan şeyleri bir yığın haline getirdiğimizde nasıl bir dar alana kıstırıldığımız enikonu meydana çıkacaktır. çıkmaktadır. bunca yaraya rağmen halen bir şeylerin yolunda gittiği masalının su kaldırabileceğine olan biatın gelişigüzel taşıdığı nokta yarın başıdır. uçurumdur. hepimizi aşağısında tasvirlerine girişildikçe yüreği daha fazla kasvete buladığı resmedilen o cehennemin ta'kendisi olan, tabelası eksik kalmış yar. kendilikliğinden düze hiiç çıkmayacak olan şeylerin nasıl elbirliği, gönül birliğiyle beraber üzerinin örtülmesinin söz konusu edilebildiğini sadece bir kereliğinde düşündüğünüzde manası daha ehemmiyetle vuruculuğunu hissetiren bir bileşen bütünü oldurulan yar. kesinlik v keskinlik ile muğlaklığı değiştirilmez olarak perçinleme gayretkeşliği içerisinde bizler yüzde elliyiz şuyuz buyuz gazının vermiş olduğu, hemen diğerlerinin söyleminden yansıyanların bir şekilde sunularına karşı tecridin, işittirilmezliğin mümkünatına çabalanıldığı bir kara parçasında, karanlığı tesis edenlerin kimler olduğunun intibasıdır belki bir ne oluyor yahu dedirtmeyi başaracak.

bu kadarını hiç tahayyül etmemiştik vay başımıza gelenleri! çat kapı dimağa dank ettirecek. kederli olmayı, kaderle bağlantılamayı istisnasız bir şık olarak sunanların, savlayanların şarlamalarından gizliden açıktan belirgin bir doğrultuya ulaştırdıkları aşılmaz duvarlarımızla, daimi kayıtsızlığımızla, iyi çocuklarımızın yaptıklarını örtebilmek konusunda sonsuz çabalanımımızla hakikatlerinizi duyuramayacaksınız tahayyülünün basbayağı bu sathı etkisi altına almasıdır dem durmak istediğimiz. değme saçmalıkların has müsebbibi olup hırı gürü bol her durum karşısında kinini kusmayı görev belleyen mussolininin takla attıran takipçilerinden nayimşahin beyler gibi donanımlı yerli sürüm vezirlerin boşa doluya aynı nefretten bilenmiş, aynı hiddetten şekillenmiş sözlü taaruzlarının karşısında, biber gazından tutun da copla, dayakla eksiksiz gediksiz polisiyle sunduğu sunabildiği tahakküm zincirlemesinin, edep yoksunluğundan, arsızlık çıtasını kırıp yeni eşikler arşınlayanların sunduklarıdır dikkatinize sunmaya çalıştığımız. bir olacağız derken hep ayrıştırmanın yeni tonlamalarını her durumda bir öteki yaratabilmenin altına imzasını atarak, eskinin eksik gediğini yeni yapacağımız yarım yamalak anayasa çalışmalarının neticesinde yine kadük, yine yeniden işlevsiz bir sonuca ulaştıracak olan çaba v didişiyoruz yahu biz okumasının garabetliğidir belli etmeye çalıştığımız.

topyekün bir değişim, bir sonuç için balkon konuşmalarında sallanıp durulan veciz sözlerin, büyük vaatlerin nasıl dönüp dolaşıp aynı temcit pilavından başka bir kaşıklama, bir zaman öldürücü haline dönüştürüldüğünü meydana çıkartan neticelerdir bu meram sahasında denklemeye çalıştığımız. zehir zemberek sözleri dizip durarak akılara ziyan çıkarsamaları duyumsatarak, biteviye tekrar ederek ensemizde pişirilen bozaların pek de hayırlı olmadığı anlaşılır kılacaktır. gidişatımız hamdolsun cehennemden halliceyken esef duyup utanmayı kendilerine reva görmeyenlerin, işlerine gelmediğinden akıllarına getirmeyenlerin hiddetle ama dikenli, sinkaflı sonu gelmeyen bir öc alma çıkarsamasının lafazanlıklarının tortusu ileri demokrasi vesikamızın ne kadar yalan nasıl da kof olduğunu özetleyecektir. bir taraf olmaya gerek olmaksızın, bir şeyleri görmek için sadece vicdanından geçenleri önemseyenler için. şartlanmışlıklara göre değil, aslının o olduğunu bilenler için durum budur!! olağan hayat akışında, rutinin dehlizlerinde karşı karşıya kalınanların, yüzyüze bıraktırılıp hadi çöz bakalım bu kördüğümü diye tahayyül edilenlerin, o yolla kesiştirilenlerin daha siz söze başkarken devreye girip, necefli marşapadan hallice bir görünümle araya sıkıştırılan, tahakkümlerin çoğulculuğunda bu kadar çokluğunda muktedirce sahiplenilen uyaranlar edimi bir görünüm tamamlayıcısı olmasının yanında kimi neyi ön planda tuttuğunu, dolambaçsız yalın bir biçimde sunumlandıran bir sahanlığı meydana çıkartır.

hiddetin atbaşı gittiğini, şiddetin övüle övüle bitirilmediğini, baskıcı olmanın büyük bir hakediş, derdestliğin münferit, soykırma teşebbüslerinin kaza, lafazanlığın istisnasız bir politik duruş gereği olarak tanımlandırıldığı güncellikte uyaranların, uyarıcıların açtığı perspektif, sundukları özetleyiş, hangi arada hangi derede neler başa musallat edildiğini, bizler ancak birisine yanarken, birisine yoğunlaşırken sahnenin nasıl başkalarıyla donatılabildiğini netleştiren bir görüngü hasıl olur. sistemin getirdikleri sistem diye belletilenin açıklarının kapatılması bir yana, artık yama tutmayacak müdahalelerle nasıl da korunaksız, tel tel dökülen bugünü kurtardık yarın da bir yol bulunur elbette, nasılolsa beklentisinin açıverdiği, vurdumduymazlık bahsinin, çözümsüzlük kararlılığının, tıkır tıkır işleyen demokrasinin bu taraf, bu cephede hemen hiç de öyle olmadığını afişe eden durum v olguların birlikteliğini yalın bir biçimde anlaşılır adleden, çıkarsamayı mümkünatlar dahiline sokandır uyaran silsilesi. cenahın dönüşümünün, gelişiminin bir hakkaniyet uzamındansa, uzlaşı bulunmasındansa hala öcü gelecek hepinizi ham yapacak kurgumasalının absürtlüğüne sırtını dayayan, kısıtlı o aralıktan hareketle iliştirilen, ilişmeye gayret edilen sorunlara karşı dokunursan yanarsın! bahsini diri tutulduğu bir korku tasvirciliği atbaşı gitmektedir.

uyarı olarak betimlenenlerin dünün vesayetinin, bugünün dünyasında yeniden biçimlendirilmiş hallerinin toplamıdır budur. bir ikirciklik türküsü tutturulmasına karşın iki adım ileri apar topar dört adım geri sonra her şey bir daha, bir kere daha yinelendiği, tekrar edildiği kararsız kazımlığın dört nala boyuna servis edildiği bir ülke resmi karşımıza çıkmaktadır. bir fabldan daha fazla hayallerle durumu idare etmeye hazırlıklı ama bir gerçeklik bahsi söz konusu edilebilmesinin hemen hemen çok uzağına tekabül eden hareketlere, çıkarsamalara, yönlendirmelere peyderpey ev sahipliği yapılan bir cenahtır burası uyaranlar kasabası. korkunun olağan, suskunluğun elzem, muhalifliğin dış mihrakın kuklası, endişe etmenin ideolojik, tahlillere girişmenin, teşebbüs etmenin vatan hainliği, bir şeyleri dönüştürmenin ütopya her yeni gün için umut barındırmanın, yük edinmenin fasarya, boş boş laf salatalarına karın tokluğunu ikrarın, örneklerle belleğe kaydetmenin işittirmenin kısacası hayatın yalın gerçeklerini sunma gayretinin provokatörlükten teröristliğe kadar uzanan bir secerede yaftalandığı bir cenahtır burası uyaranlar kasabası. akil olanı değil hep tek bir seçeneğimiz, tek bir çıkışımız varmış gibi gösterilerek  muktedirliğin her olur dediğine, her hedefleyişine, her teşebbüsüne kayıtsız şartsız biatın adının konulduğu yerdir burası uyarmayı, daha iyisi için değil esas resmin sunageldiklerinin önüne kurulmuş karton, kagir, beton duvarların önümüzde sunumlandırıldığı, plastik hayatların kullan at pratiğine teslim olup hemen hiç sorgulamayan, düşünmeyen, durup da neler oluyor bahsini bire türlü açmayan bir ahval, bir sahanlık olarak neticenin bağlaçlarından değerlendirmek mümkündür.

bugünümüz dünümüzden sırtlandıklarımız, ağır yüklerimiz ile yaşam mücadelesinde yeni evrelerin arşınlandığı bir sathtır. kolaylıkla sindirilmeyecek nice tahakkümün, dayatımın pattadanak olurunun, fermanının imzalandığı bir yurttur burası. hizanı bozma, yoldan kazara da olsa çıkma, karşı gelme, direnç gösterme, ses etme, bunca mesnetsizliğe karşı kılını kıpırdatma, ucu sana dokunmuyor fasılasına kan, sürüden ayrılma, niyet et, aklından yürüt ama dillendirme, niyet et, sebat et ama asla delirtici olana karşı vicdani olanı seslendirme, teşebbüs dahi etme, afedersin kardeşim dediğimiz zaman matah bir şeye değiniyormuşuz gibi sevin. bunca yoksayışa, bunca kindarlığa karşın her akşam senin için revize ettiğimiz, haberlere bitmeyecekmiş gibi ekranı zapt ettirdiğimiz salla pati dizilere, sonu gelmeyen yarışmalara takıl seyret v unut gitsin. unut gitsin bütün hüsnü kuruntularını vs. şekillendirilen bir özetin özeti ilave edilebilir sanırız bu bahiste. bahsedişte. görevini layığıyla yerine getirirken ahmet'i mehmet'i birbirinden ayırmadan vuranlara, parçalarına ayrıştıranlara sahip çıkıp sorumluları bulmaktansa tanzim ettik, özür diledik - sormayı terererelerin ekmeğine yağ sürmeyin münasebetsizliklerinin bir şekilde arkasına saklanarak uyarılarını yineleyen haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytanlık olduğundan bahisler açıp dururken kendi tezini ivedilikle çürütmeye böyle amade olanların yurt bildikleri kara parçasıdır. kara parçası diye kakaladıkları yeryüzündeki cehennemimizdir. [sıfır ideolojik tespit]

hakkaniyetin değil yok sayıp tefe koymanın, yaftalamanın, adaletin değil çalakalem bir tasvirin karşılığın, demokrasinin değil handiyse içi boşaltılmış ibret vesikalarına zemin edilen bir yer burası. topyekün tekil bir cümleyle özetlenecekse bu yer, derdin tükenmez, acının sonu gelmez ama muhalif olmanın hala boynunun devrilmesine çabalanılan, tezatlıklarını sergileyenlere dokunursan muhakkak yanarsın yollu bahislerin açılabildiği bir sahanlıktır bu uyaranlar kasabası. sözümona uyarılarını kendilerince yineledikçe daha fazla cana kastın zuhur olduğu bir cinnet ül arzdır burası. eveleyip, geveleyip, lafı döndürüp habire dolaştırıp sonunda kördüğüm kılarak biz başta kime çemkiriyorduk yahu diye ikilemlere düşülen, pespayeliğin, körlüğün dozu arttıkça barışın, adaletin, özgürlük v bilmukabil edimlerin koşaradım boşa çıkartıldığı içeriğinin yok edildiği anlamından uzaklaştırıldığı bir cenahtır burası. cerahat durmadan yaygınlaşmasını sürdürürken hala takıntılı, hala tekçe takıntılıklarla, tanıklık ettirilen zamanın ruhuna bunca iğfal söz konusu edilirken her şey yolunda, her şey rutininde v kararlılıkla ilerliyoruz biz türküsüne sahip çıkıldığı bir ülkede utanç vesikalarından kurtulmaya daha kaç vardır, kaç zaman? komplo teorilerinin, bakınız biz olmazsak takla da da atamazsınız, zararsız gazımızdan da yiyemezsiniz, deprem olduğunda evsiz kaldığınızda saray gibi çadırlarda, konteynırlarda unutulsanız da kalırsınız gibi bir devamlılık silsilesi içerisinde olup bitenin hep o kırmızı çizgilerin dışını arşınlayanlardan kaynaklanıyor okumasının başımızdan eksik etmezliği artık tescilli bitleri görmüyor musunuz?

bunca viranlığın vuku bulabiliyor olması, birer vakia haline dönüştürülebilmesindeki bu yetkinlik gerçekten olup biten karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır veczini doğru çıkartmıyor mu? neresinden başlayıp, nasıl ilerleyesiniz ki utancu çoğaltan hiddeti yücelten, öç almayı hala kan üzerinden söylemlerin haklı bir savaşım, uğraş olmayacağı olsa olsa yaşadığımız yerde azrail temsilciliği olduğunun altını kalınca çizebilelim. ilaveten bir şey yazmaya gerek olmaksızın işittirebilelim. bunca acı bir toprağa yetmezmiş gibi daha kötüleri için kararlılıkla mücadele, bir şekilde taviz vermeden sindirme, dirayet için linç ettirme, yaşatmak için değil öldürmek için çana, ilerletildiği varsayılıp durulan demokrasi olgusunun bunca kadükleştirilmesi hayatın toz pembelikten zifir karanlıpa doğru meyil ettirilmesi kutsanması hiç öi canınızı yakmamaktadır. hiç mi canınızı acıtmamaktadır? gelip vardığımız noktanın ehven bir örnek olmadığı bir çaba neticesinde takdirlik bir seviye olmadığı apaçık ortadayken cana değer vermek, oncu buncu, ötekici berikici diye ayrıştırmadan, buna tenezzül edenlere yüz vermeden, bir aralıkta mümkün olabilecek midir? ceylan önkol, uğur kaymaz, serap eser, orhan, karker, bedran encü, salik ürek vd. turan dursun, uğur mumcu, rahip santoro, hrant dink vd. dağlarda ölen askerler v gerillalar vd. bitmeyen ikilemler hesaplarla kitaplarla hedef göstermelerle ötekileştirilenler her an dış kapının mandalı bellenen, bellenecekler v bu toprağın has bileşenleri olarak yaşam süren sessiz kitlelerin arda kalanları için düşünmek, harekete geçmek, böylesine arsız uyarmalardan gına geldiğini artık duyumsatmanın vakti henüz gelmemiş midir?

edi bese, artık yeter, it is enough, aylevis kı pave. bildiğmiz, unuttuğumuz nice dil ile dur! imine sahip çıkıp söze katmanın, tiradlarını oynayanlara karşı sağlam bir duruş sergileyebilmenin, hayata sadece hayata sahip çıkmanın vakti bu cehenneme döndürülüp her defasında cennet olarak tasvirine girişilen bu yurtta henüz gelmemiş midir.... hala gelmemiş midir?...   


>>>>>Bildirgeç
Neden Kültürel Çatışma? - Erdem İLTER*

Samuel P. Huntington, “Medeniyetler Çatışması” makalesinde Soğuk Savaş sonrası süreçte çatışmaların ideolojik veya ekonomik temelde değil, “kültürel” temelde olacağını belirterek, “Doğu” ve “Batı” medeniyetlerinin kültürel farklılıklarının potansiyel çatışma kaynağı olduğu tezini işliyordu. Buradaki problem, Doğu ve Batı toplumlarının kendi içlerinde yeknesak ve çelişkisiz olmaları gibi bütüncül ve sorunlu bir analizin yanı sıra ayrıştırmayı kültürel kodlara indirgemenin kolaycılığı ve faydacılığında da yatıyor kuşkusuz. (Kültür Savaşı’nın merkezinde dinin olduğunu akılda tutarak devam edelim.) Amerika ’da, 2008 seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin eski kongre üyesi Robin Hayes, Obama’nın “gerçek Amerikalı” (bkz. Türk Sağı’nın “millet” tanımı/vurgusu) olmadığını, liberallerin çalışan, kazanan ve Tanrı’ya inanan Amerikalılardan nefret ettiğini söyleyerek tartışmayı kültürel alana çekmeye çalışmıştı. Ama Amerikalıların oy tercihini “guns and butters” (ekonomi) ve Irak Savaşı belirlemişti. Obama propagandasını ekonomi, özgürlükler ve Irak Savaşı çerçevesinde yürüterek seçimden galip ayrılan taraf olmuştu.
Türkiye ’de de benzer türden kolaycı, faydacı ve toptancı bir analizin bugün AK Parti tarafından yapılarak, çatışma alanlarının değiştirildiğini ve siyasal mücadelenin sınıflar arası çelişkilerden, ekonomik ve demokratik boyutlarından kopartılarak, ısrarla geleneksel aidiyetler ve kültürel kodlar üzerinden yürütülmeye çalışıldığını düşünüyorum.
Türkiye toplumunun ezici çoğunluğu ile benzer kültürel kodlara, düşünce sistemine sahip olan ve kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan Erdoğan’ın önünde iki seçenek duruyor. Birincisi güçlü karizmasını ve güvenilirliğini kullanarak toplumu dönüştürmek, ikincisi Türkiye toplumunun mevcut yapısını muhafaza ederek kültürel kodları belirginleştirmek. İkinci seçenek, hep yedekte tutularak, ekonomik ve sosyal ilerlemenin durduğu noktalarda piyasaya sürüldü.
Erdoğan, Türkiye toplumu ve dünyadaki aktörler nezdinde muktedir olarak görüldüğünün ve bunun getirdiği olağanüstü sorumluluğun farkında. En ufak bir zafiyet ve başarısızlık görüntüsünün karizmasını “çizeceğinin” idrakinde (Gülen Cemaati’ne, “hizmet”, bu kadar sert çıkmasının nedeni de burada aranmalı). Erdoğan bu noktada “ustalığını” devreye sokuyor ve kendisini zor durumda bırakacak konuların (özellikle ekonomi ve dış politika) üstünü ülkenin kadim tartışma ve çatışma konularıyla örterek gündem dışı bırakıyor. Bu sayede ana tartışma konularımız kendi tabanı dahil diğer bütün alt sınıfları dezavantajlı konuma düşüren sorunların üzerinden değil, “kültürel çatışmalar” ve modernler-gelenekçiler kamplaşması ekseninde yürütülüyor. Tartışmalar bu minvalde yürütüldüğü ölçüde kendisini geleneksel cenahta konumlandıran büyük kitleye ulaşmak, muhalefet için neredeyse olanaksızlaşıyor. Güncelden örnek vermek gerekirse, geçen haftanın iki önemli meselesinden biri “devlet tiyatrolarının kapatılması” iken diğeri “özelleştirme yasası” idi. Toplumun çok küçük bir azınlığının gündelik hayatının parçası olan tiyatro haftanın ana tartışma konusu olurken özelleştirme yasası gibi bütün toplumu birinci dereceden etkileyen bir konu doğru düzgün gündemde yer almadı bile. Oysa yeni kabul edilen yasayla, özelleştirmeyi Anayasa Mahkemesi bile durduramayacak artık. Bundan en çok patronların ve hükümetin elit kanadının memnun olduğu ve “kamu yararı”nın artık nostaljik bir kelime olarak kalacağı malumunuz. Tiyatro önemsiz bir konu değil fakat bu kavgada muhaliflerin, muhafazakâr milliyetçi cenahta ulaşabileceği, etkileyebileceği bir kitle mevcut değil. Oysa muhalifler, özelleştirme yasasını gündemleştirerek, bütün tabanı iş insanlarından oluşmayan ve toplumun alt katmanlarında geniş bir kitleyi oluşturan AK Parti seçmenine de hitap edebilirlerdi.

Dinsel, kültürel
Erdoğan, kültürel zeminde, “Anadolu’nun bağrı yanık bir çocuğu” olarak eline kimsenin su dökemeyeceğini çok iyi biliyor. Çünkü halkın yüzde 80-85’inin muhafazakâr, milliyetçi ve dindar kodlara sahip olduğu bir toplumda, siyasal gündemi kültürel yapı üzerinden oluşturduğu sürece kaybeden taraf olmayacaktır. Bütün bu dinsel vurgularının, imam hatip meselesini kör göze parmak sokar mahiyette ele alarak rakiplerinin sinir uçlarına, taraftarlarının bam tellerine dokunmasının en önemli sebebi, kültürel alandaki kavgayı sıcak tutmak istemesinin sonucu.
Kültürel çatışma şu ana kadar ufak tefek aksaklıklar dışında gayet başarılı bir şekilde yürütülüyor. Bu başarıda rakiplerinin kendilerini her irrite eden konuda tam da Erdoğan’ın istediği türden tepkiler vermesinin etkisi yadsınamaz. Neoliberal politikaları katıksız yürüttüğü bir dönemde, TÜSİAD ve DİSK’i aynı zeminde buluşturabilen usta bir kabiliyet var önümüzde. Hatırlayacağınız üzere, DİSK 4+4+4 tartışmasında laik prensipler adına sokağa dökülmüş ve ertesi gün gelen yüzde 18’lik doğalgaz zamlarına karşı koymaya mecali kalmamıştı.
Bu dönemin en çok parlayan bakanının Ekonomi, Sanayi veya AB Bakanı değil de, İçişleri Bakan’ı İdris Naim Şahin olmasının bir tesadüf olmadığı böylece açığa çıkıyor. Erdoğan, “endişeli modernlerin” sinir uçlarına dokunan çıkışlarıyla, Şahin ise milliyetçilerin içinin yağlarını eriten ve Kürtleri, solcuları, liberalleri adeta tahrik eden “gaflarıyla”, AK Parti’nin kültürel hegemonyasını geniş sağcı kitle üzerinde sağlamlaştırıyor.
Suriye meselesini Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden, bertaraf ederken benzer şekilde Kürt meselesini artık bir hak ve özgürlükler meselesi olarak değil domuz yiyip yememe meselesi, Zerdüşt veya Müslüman olup olmama meselesi olarak tartışmaya açarak bağlamından kopartıyor.

Tarafların keskinleşmesi
Sonuç olarak, hükümet önümüzdeki seçimlerde ve Anayasa yapım sürecinde tartışmaları olabildiğince kültürel kodlar üzerinden yürütecek ve her iki cenahta da safların sıklaşması, tarafların keskinleşmesi için mücadele edecektir. Kültürel reformların sadece örtü amaçlı kullanıldığı tezi tabii eksiktir fakat Erdoğan’ın buradaki mücadeleyi bu kadar sertleştirmesinin ve uzlaşmaz, otoriter bir tavırla yürütmesinin sebebinin pragmatik ve kolaycılığa kaçan yönü kesinlikle gözardı edilmemeli.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Erdem İLTER'in Radikal 2'de yayınlanmış olan Neden Kültürel Çatışma? başlıklı yazını meram sahanlığında seslendirmeye gayret ettiklerimizin tamamlayıcı öğeleriyle dikkatle okunası bir metni oluşturuyor. Fikriyatın derinleştirilmesi, sadece tekil bir doğrudan daha fazlasının varlığına şahitlik v daha fazlası için Erdem İLTER'in v Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Neden Kültürel Çatışma? - Erdem İLTER - Radikal 2
Kahrolsun Sınır Kaçakçıları - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Yatıyoruz, Kalkıyoruz, Uludere Diyoruz! Ya Siz? - EKolektif
Ayna Ayna Söyle Bana - Işıl CİNMEN - Bianet
Otuz Üç Kurşundan Otuz Dört Bombaya - Doğan DURGUN - Özgür Gündem
Silahlı İktidarla İktidar Sinizminin Buluşması - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Öldürürüz, Zorda Kalırsak Parasını Veririz - Yücel SARPDERE - Evrensel
Hayvanî Üslup - Roni MARGULIES - Taraf - DYH
Uludere ve Kürtaj - Köksal AYDIN - Muhalefet
AKP'li Vekiller: İçişleri Bakanı Görevden Alınsın - Emek Dünyası
Kutsal İttifak - Yıldırım TÜRKER - Radikal
İdris Naim Şahin: Karikatürleştirilmiş Otoriterizmin Karanlık Öznesiyle Mücadele - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Murathan Mungan: Keşke İdris Naim Şahin Yalnızca Bir Şaka Olsaydı - Sibel ORAL - Taraf - T24
Bir Katliamın Getirdikleri - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
Müslümanlar İçin Çağrı - Uludere İçin Adalet
'Roboski Dosyası Kapanmayacacak' - İMC
Komutanını Savundu - Birgün
Anayasa Yalanı ve Roboskî Gerçeği - Ayhan BİLGEN - Yeni Özgür Politika
ICAD, Avrupa'da Kayıpları Andı - ETHA
Bir Ülkenin Nurettinleri... - Nuri FIRAT - Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Hades’in Tulgası Ya Da Poşu - Ayşe FIRAT - Bijwenist
Medya Klara’yı Neden Çok Sevdi? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
'AKP Kürde, Kadına, Bilime Düşman' - ETHA
'Dink Cinayetindeki Kamu Görevlileri Neden Korunuyor?' - ANF
'Yargısız İnfaz Ettiler' - Agos
Bu İkinci Sürgün - Selçuk ASLAN - Bianet - Yüksekova Haber
Kum, Çakıl Örgüt Şifresi Oldu! - Hişyar Barzan ŞEREFHANOĞLU - ANF
Hoşgörü... İnadına.. - Ferhat KENTEL - Taraf - DYH
Malumun İlamı Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Faşizm Gerçekleşirken… - Gün ZİLELİ - Jiyan
Yaşasın Halkların Kardeşliği - Birgün
Leyla Zana'ya 10 Yıl Hapis - ETHA
Deniz Türkali: ‘Öcalan’a Özgürlük Kürtlere ve Türklere Özgürlüktür’ - Köxüz
Yolcu Otobüsüne Irkçı Saldırı - Emek Dünyası
Anarşi Tutsak Alınamaz - Devrimci Anarşist Faaliyet - Internationala Forum
"Operasyonun Sorumlusu Hükümet" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Yandaş Sermaye Hep Bir Ağızdan 'Milli Derecelendirme' Diyor - soL
Ekonominin Suçluları... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Başkanlık Sisteminin Riskleri  - Sivil Anayasa, Riskler ve Olasılıklar - Açık Radyo
Savaş İkliminde Kokan 'Adalet'! - İbrahim AÇIKYER - ANF
Genel Af Gene Laf Mı? - İrfan AKTAN - Birdirbir
Cezaevi Önünde Eylem - Yeni Özgür Politika
'Grev Yasak' Mı Demiştin Başbakan? - Evrensel
Bir Fikri Egzersiz: “Hava Döndü” Mü? - Foti BENLİSOY - Jiyan
Krizde Sol, Solda Kriz - Murat ÇAKIR - Emek Dünyası
Terör û Rerörürü û Jaleciğim - Özgür AMED - Bijwenist
“Durduğumuz Kabahat!” - Hakan TUNÇ - Ajans Amed
Kıvılcım - Sezin ÖNEY - Taraf - DYH
Hâkim Gülünce Sıkıntı Olmaz Sandım - Özgür MUMCU - Radikal
Dersim'de 3 Öğrenci Tutuklandı - İMC
Ülkemin Hakikati - Özgür OKTAN - Şakran 1 Nolu T Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Demokrasi Mücadelesi - Mesut ODMAN - soL
Sísyphos’tan Beter Olmak - Ahmet A. SABANCI - Jiyan
Acının Dibinden - Bülent USTA - Birgün
Suskunlar… - Berxwedan YARUK - PolitikART
"zamansız"ın zamanı mı? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Omurga Bozukluğu - İlhan Kamil TURAN - Muhalefet


Christian Naujoks' Official Artist Page via Facebook
Christian Naujoks: "It's A Very Transparent Approach" - Walter W. WACHT - Electronic Beats
Christian Naujoks Presents “True Life / In Flames” via PlayGround
Asa Official Artist Page via MySpace
With Joyful Lips Official
Asa & With Joyful Lips - FPL003 Preview via Fent Plates' Soundcloud
Darkside / Clown And Sunset Official
Nicolas Jaar's Darkside via Gorilla vs. Bear
Darkside - Darkside EP Review By Brian HOWE via Pitchfork
Skyge Official Artist Page via Soundcloud
Skyge via Bandcamp
Skyge & Horcrux - Cabal EP via Horcrux's Bandcamp
Clubroot Official Artist Page via MySpace
Clubroot / LoDubs Records
Clubroot - Scars/Hellion - Review via MJBlount
Dark Sky Official Artist Page via Facebook
Dark Sky via Twitter
Dark Sky - Black Rainbows EP Review By Shawn REYNALDO via XLR8R

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Lost Looks / Bora ALDEMİR / Flickr
Bora ALDEMİR Flickr Sayfası

>>>>>Poemé
    Cıgarayı Attım Denize - Cemal SÜREYA

    Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
    Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
    Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
    Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
    Alıp yaracak olsa yüreğini
    Şimdi bir güvercinin

    Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
    Önünde durulacak tam elinden tutulacak
    Hangi bir elinden güzelim hangi bir
    Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
    Öbür elinde yetişkin bir günışığı
    Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
    Çalışan insanlar için akşamlara kadar
    Toz duman içinde
    Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

    Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
    Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
    Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
    Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
    Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
    Bir cıgara atmışsak denize
    Sabaha kadar yandı durdu

    1954
    Cemal SÜREYA
    (Üvercinka)
Kaynakça: Şiir

No comments: