Sunday, July 01, 2012

Deuss Ex Machina # 406 - miste min subjektivitet

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_406_--_miste min subjektivitet

25 Haziran 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-BADBADNOTGOOD-Uwm (Feat. Leland Whitty) (Self Released)
>2<-BADBADNOTGOOD-Rotten Decay (Self Released)
>3<-Michael Wollny's [EM]-Symphony No. V, Mov 1: Trauermarsch (The ACT Company)
>4<-Michael Wollny's [EM]-Blank (The ACT Company)
>5<-Ceylân Ertem-Şenay (Pi Müzik)
>6<-Ceylân Ertem-Torun (Pi Müzik)
>7<-Sigur Rós-Ég Anda (Krúnk)
>8<-Sigur Rós-Ekki Múkk (Krúnk)
>9<-Drowner-Wildflowers (Saint Marie Records)
>10<-Drowner-Never Go Away (Saint Marie Records)

miste min subjektivitet - ugyldig
(406)

cismanileştirilen, görünür kıldırılan, zihne belletilen, akla yatırılan tapulanan pek çok şeyin nereden hareketle v hangi çıkarsamalara dayandırılarak, o dayanaklara yaslanarak nihai şeklinin kazandırıldığını sonucun v ezcümlesinin nasıl ortaya çıkartıldığını tahlile giriştiğimizde neden ediminin, neden sorgusunun gerekliliği bir kere daha anlamını bulacaktır. anlamca pekişecektir. ayrışımın, tahakküm v ötesinin bir domino taşı etkisi gösterdiği hemen hemen her konuda ortalığa kesilecek, efelenilecek bir vavelyanın temellerinin atılabildiği, halen gelişim gösterebildiği bir satıhda aleni olan yaraların nasıl kanırtılmaya, doğru bellenmiş olanı ise ne kadar da kör kör parmağım gözüne bir tasavvurdan ibaret olduğunu duyumsatacak, kanıtlayacak bir seviyeyi karşımıza çıkartır. bu işler nasıl işler v bu gelişim treninde nasıl aymazlıklardan yola çıkılarak mesafe kat edilmeye çalışıldığını çözümleyebilmek neden sorgusunu beraberinde güncelliğin kıyısında önemli bir konuma taşıyacaktır, taşımaktadır. neden sorgusunun gerekliliği başımıza getirilenlerin hiç de öyle şapkadan çıkan tavşan numarasındaki gibi sevimli v sineye çekilir bir tavır olmadığı meydana çıkacaktır.

kolayca, kolaylıkla atılıp tutulan vecizlerin, veçhe v lafazanlıkların nerelerden hangi filtrelerden geçirildiğini , kotarıldığını sonuç kabilinin ilk hamlesi, başlangıcı olarak tasvir edildiğini anlamlandıracaktır. bu v benzeri yorumlamaların yanlış olan şeyleri doğru algılatma gayretinin neticede bir kazanımı, bir devinimi yahutta bir ilerlemeyi değil tam aksine bulunduğumuz yere sabitlenmeyi sabitlendiğimiz yerde de içten içe çürümeyi beraberinde getirdiğini aynalayacaktır. ulaşılabilen kayıtların hemen tümünde görünürlüğünü korumakta olan sorgulanamazlığın, çekincesiz bir dayatım izleğinin gerçek kıldırılabilmesi için ister adına yeni dünya düzeni, ister adına neo liberal politikalar veya hak mı ne hakkı bir seçeneğiniz var ölümün görüp sıtmanın ne kadar da çekinilesi bir sonuç olduğuna itimat göstererek, kandırılmayı her durumda otoriterleşen, dikleşen sertliğini koruyan devlet yapısına karşın mübalağasız bir eyvallahın devamlılığından başka bir yol öte bir köy yok seçeneği ile başbaşa kalmayı, başbaşa kalmanın ne menem sonuçları iliştirdiği, önümüze getirdiğini özetleyecektir.

özetlenen şeyler bir devamlılık halindeki baskıcılıktır. özetlenen şeyler doğru, görüp bildiğini seslendirmekten kendini alıkoymanın başına iş açmaktan reva olduğunun dillendirilmesidir. hakkaniyet ile kelamın göstere geldiği, işaret ettiklerinden halen çekinildiğinin, çekimser görünümün yanında da olağanın tersi her ne varsa bunun normalleştirilmesi sürecinin vesaikleri ortaya çıkartılır. neden sorgusuna vurgu, ima yahutta seslendiriş çabalanımında bulunanların bilinmeyen kriterlere göre torbalardan birisine dahil edilmesi, ardından her yeni günün içimizden birisini, bizlerden bir diğerini bir ağın üyesi, bir örgütün sempatizanı, bir henüz çerçevesi toparlanamamış gelgelim kanıtlananamış suçların ortaklığına dair çıkarım v çıkarsamaların bir iki değil her defasında başka bi'yerden insanı hedeflediği anlamını bulunacaktır. erk-muktedir-iktidarın tersine bir şeyler söylemenin tam karşılığı şimdilerde hiç bitmeyen bölümlerinin devreye sokulduğu bir zapturapt, mahpusluk v suskunlaştırma operasyonlarının, propagandalar ile hedefi on ikiden vurmayı düşüneduran bir korku simyasının cismanileştirilmesidir.

düşünmekten idesini ileriye sürmekten oncu buncu olmaksızın da fikir teatrisine girişmenin menfii bir çabalanım toplamı olduğunun zerk ettirilmesidir (kime göre neye göre sorusunun hakkı mahfuzdur). toplumsal dinamiklere, olana bitene duyarlılık sahibi olmanın bir şekilde marjinalize, çizginin dışını tam da vurguladıkları birlik v beraberlik duygusu denilegelen şizofrenik yapının katmanlarının nasıl ağır bir balçık haline dönüştürüldüğünü, o deryanın hepimizi istisnasız içine çekmeye hazır olduğu ortada, ortalıklardadır. içine çekilirken nefessizliğimizin daimliğinden başkacasına çabalanılmayan her seslenişi höt zöt deyine susturabileceğini varsayan buna göre hareketler ortaya koyan bir yapı karşılaştığımız. her seslenişi zaruri bir biçimde devletin bekaası v daimiliği için susturulması elzem bir bileşen haline indirgenmesidir muktedir nezdinde, usunda şimdi. hepiniz piçsiniz, hepiniz ermenisiniz disküründe ortalanan, söylene gelen dile yapışan ırkçılık değil de fikir teatrisi olarak ele alınıyorsa, ermeni vurgusu bir biçimde hala ama hala hıyanet, küfür v daha fazlasının temsilcisi olarak görülüyor ise buna mukabil ayrışımın değil ortak aklı tahayyül etmek, tasvirine girişmek nedendir, nasıl suç istinat edilebilir.

hangi mantıklı gerekçeyle böyle bir çıkarsayış denk tutulabilir, denkleştirilebilir. eğitim hakkından, dolambaçsız yalansız bir hakkaniyet v eşitlik istemenin neresi aylar yıllar boyu tahkikat v tecrit sonrası bitmeyen bir ızdırap haline dönüştürülen mahpus edilmektir bunca rahatça gıybetin, tıynetsizliğin işlenebildiği bir coğrafyada. kimliğini, varlığını, insan olduğunu unutmaksızın bir şeylere endişe etmenin, yolun sonu yar olduğunu dibe gitmeden durabilmenin önünü alabilmenin çabalanımı hep mi yıkımdır hep mi parça parça paramparça olmaktır. altı koca aydır bir fiil tek bir doğrunun duyumsatılmadığı, kendi halkına zulümün en acılı deneyimlerinden birisi olan roboski kıyımı sonrasında takınılan elbirliğiyle olan bitenleri 'örtbas' etme gayretinin, fitili çoktan ateşlenmiş terörist onlar garabetinin bunca ayan beyan kadüklüğüne karşın toplumun belirli bir kısmında hainlere ölümden başlayıp insanım diyeni hala düşüneni utandıracak nice tasvirlerin yarenliğinde duyumsatılması, seslendirilmesi zulmün nadıl da su kaldırır olduğunu deneyimletmek isteyenlerin kirli, arsız yüzlerini ortaya çıkartmaktadır. bunca vehamete karşın utanmak ne zaman sorusu sorulası, sorgulanasıdır.

geride kalanlara çektirilenlerin, acılara ortak olmaktansa vurun abalıya, basın gazı yaslıya çabasının, sonucunun ta kendisi utanç verici değil midir? hala değil midir? kolay yol olarak görülen kindar olmayı tavsiye etmek, bunu kışkırtmak, yarayı her daim kanırtmak ota boka, dünyanın dört bir yanına akıl fikir verirken kullanılagelen duyarlılık bu memlekete ne zaman uğrayacak, ne zaman karşılığını bulacak, ne zaman kuru bir özür yanında, bolca akıl veren, atıp tutan, hizaya çekmenin ayrıştırılmaz bir bileşkesi v öğesi olmaktan alıkonacaktır, n'zaman?. bütün parçalar birbirinden ayrışık. bütün parçalar birbirinin tam zıttı istikamette. bütün parçalar önemsenmenin değil hakir görebilmenin yıpratıcılığıyla baş başa bir yanları harap. bütün parçalar sözün n'olduğunu hayal meyal hatırlarında barındıran nereden v nasıl başlamalıyız sorusuna kilitli, prangalı kalakalmış. bütün parçalar bunca parçalanmışlığın el yordamıyla değil bile isteye ayrıştırılmanın huzursuzluğu ile baş başa yan yana ama darmadağınık. beklentinin her dem en alt seviyede tutulduğu, beklenti potansiyelinin hep kaderle ilintilendiği, sığlaştırıldığı bir sahanlıkta yola koyulmanın şartlı, şurtlu bir evre olduğu kanısı huzursuzluğunda ön tanımlayıcısı olmayı başartır.

öyle ya baş-öncü-ata parçaların kararsızlıkları yüzünden ayrı gayrı düşülmemiş midir? boş yere heder edilen daha çok zamanımız var bakışımının sağladıkları, sağlamlaştırdığı bu bölük pörçüklüğün perçinleyicisi değil midir? beklenti dediğinizin dünyanın hemen tüm parçalarını, birbirinden ayrı duranlar v ayrıştırılanlarından tek bir bütünleşik yapı ortaya çıkartmak gibi ütopik bir tasavvur olmamasına karşın şuncacık bir yerde, bir şeylere teşne olup önemsemek, dirayet göstermek, mücadele verip çabalamak, aklın yolunu akil olanı aramaktan geçtiğini fark etmek, ona göre hareket etmek, yola koyulmak hala düşünülemez bir seçenek midir? nicedir. defaatle yinelenenin tekrara doyulmayan, ket vurucu olduğu bilinen sesleniş v tavırların bir işe yaramadığı v bundan sonra da yaramayacağının bilindikliği , aşinalığıdır ortada olan, bunca yıldan sonra ilave tek bir sunuşa gereksinim duyurmayacak çözümleme. ta kendisidir kararsızlığı normal bir savunuş olarak ele alıp her defasında; yahu bizler böyle alıştık her hak diyene yol verseydik sonumuz nice olurdu, ön yargısının, korkusunun dimdik halen hayatta varlığını koruduğunu varolduğunu birbirilerini bulmak, birbirlerine kavuşmak isteyen tüm parçalara karşı en olmadık, en huzursuz, en düzenbaz senaryoların devreye sokulduğu, icra-i sanat eylendiğini faş eyleyendir.

bütün bu özetleyiş gayesinin, çerçevesinin sırrı. yok etmek, silmek, unutturmak v daha fazlasına bel bağlayan kendilerince öcünü alabilmek, yapısına karşı olan taaruzları def edebilmek için sıraya koyulanları bir araya getirdiğimizde, bir kere denk getirdiğimizde o çabalanımların tümünde karşılaşılanların nasıl hamleler bütününden mürekkep olduğunu idrak ettirecektir, az meraklısına. korku dağları yükseltilirken her el aman yakarışına, her yeter artık seslenişine karşın durmayı değil yola devam seçeneğini tecrübe eden, tahakkümün eyleyebileceklerinin yeni sınırlarını arşınlayan örneklemeler v teşebbüsler güne dahil edilirken bir kere daha seslendirilesidir yol nereye? korkunun sıradanlaştırılması, huzursuzluğun müspet bir durumla eşdeğerliliğinden bahis açılması, ötekisi ötekisi diye tutturularak gidilen hamlelerin sonucunun daha ağır vehametleri güne dahil etmesi v ötesiyle beraber detaylıca bir tahlile girişmeden de zaman mevhumunda nasıl korunaksız, demetimsiz bir biçimde muktedir eliyle "denekler" haline dönüştürüldüğümüzü özetleyecektir.

her yanımız terörist, her yanımız mihrak dört yanımız haddizatında komşumuz ajan, işbirlikçi, üç kuruşa tamah etmeyip yediği kaba pisleyen hain, patronaj, tıpkısı devleti gibi hatta ondan aşağı kalmaz bir biçimde üç kağıtçılık sergilemeye doymazken- para yok bununla seve seve idare edeceksin, geçim sıkıntısı mı ben aldığım telefona, yata, kata vd. bakarım sen işinle gücünle uğraşıp dur köle, zavallı olarak görüldüğü, sadece işini yapabilmeye gösterdiği özen yüzünden gazeteci, akademisyen ya da haklarını savunduğu v ses verdiği için öğrenci, memur, işçi veya aktivistlerin tümü ya da belirli belirsiz bir kısmı bu sathın kümenin daimi elemanları bu denekliğin bir parçasıdır. bir parçası olarak okunabilir. kesişimin tam merkezinde sirayet etmiş, vuku bulmuş bunca felakete karşın zihin yürütmek hala suç fikir beyan etmek hala mekruh algısı net bir biçimde karşılaşacaklarımızdır o özetlenenler dahilinde. gün kapkaraya bağlarken, bağlatılırken bütün bu benzeştirmeler v dolaylı imalar ile sunageldiğimiz veya tahlil etmeye çabaladıklarımız birer hakikat tasviri olarak sınıflandırılmaya, atfedilmeye devam etmektedir.

gerçeklik dediğimiz dönüştürülürken doğrunun önüne set, hayati olanın önüne ket, istisnai değil özellikle yan çizmeksizin vurgulanması gerekli olanların işittirilmemesi için bir vesile teşkil etmektedir. yalnızlaştırılıp, ayrıştırılan, ötekisi diye atfedilip canından bezdirilen, dokuz sütuna manşet çekilip hain belletilen, izleri yolları simaları v hatta bu tarihteki yerleri bile neredeyse bir dozerin asfaltı sıkıştırıp dümdüz etmesi gibi, o raddede bir kararlılıkla kesintisiz olarak sürdürülerek yok edilen bir cenahın üyeleri, yaşayanları olarak yolculuğun nereye götüreceğinin tahlillerine girişilmesi bu gayya kuyusunda hayatlarımızı manidar, anlamlı kılabilmek için bir vesile teşkil edecektir. sorgusuzluğun getirmiş olduğu rehavetin, bilinmezliğin beraberinde taşımış olduğu sorumlu ben değilim ki işi olan düşünsün, yarası olan gocunsun, derdi olan tasalansın vd. ne kadar kadük, ne kadar yabanıl v hakikatten uzak olduğu bilinesidir, duyurulasıdır bu mabette.

seslendirilmesi şart olan şeylerden bahis açarken bile birilerinin diline pelesenk olan sıkıkla tekrar ettikleri çıkar peşinde koşuyorlar yae, sorgusunun üzerini kalınca çizip, ne olacak sorgusunu ortaklaştırabildiğimiz vakit, nasıl olacak bu gidişattan sonrası kısmını kekremsi, iki arada bir derede v çalakalem, kendini tekrar edip bir öncekinin "turnusolu" olan belagatten, tahakkümden v bu doğrudur gerisi varsa yoksa yalan propagandasına bir dur artık imini güçlendirdiğimiz  vakit söz konusu olacaktır. ölümlerden medet umup, kanı yüceltip, ayrıştırmayı derinleştirip hayatın kutsiyetini lağvedip, ayaklar altında per per tepip, her çabalanımı daha en başında saf dışı bırakılma çabası bütün bunları üst üste koyduğumuzda, toplamın getirdiklerini düşündüğümüzde vardığımız noktanın acıdan mürekkep bir bileşen olduğu da ortaya çıkacaktır. nasıl acılardan işlenerek bir mozaik olduğumuz ciddi ciddi meydana çıkacaktır. benzeştirmeye, örnekleştirmeye gayret ettiğimiz vicdanlara düşürülen şüphelerin, yüreklere salınan elemlerin, akla zerk ettirilen korkuların hamle etmeyi istisna barındırmaksızın, mübalağasız bir biçimde engellenmesidir.

bu güncellik dahilinde görüp geçirdiklerimiz ne ilk ne de sonuncudur, gelgelelim ki eylenenlerin akil olmaya, akil olana, akla mukvemetinin şeklinin nasıl v hangi çabalarla bir üst seviyeye taşındığını da göstermektedir. muktedir v payandalarının ileri demokrasi çehresi, edimini nasıl algıladıkları v ne yöne çekiştirdikleri meydandadır. her taaruz başkaca bir yıkımı v felaketi beraberinde getirmekteyken, her kapanmamış yara bir başka unutuşumuzu, unutturulduğumuz şeyleri simgeleştirirken, her tahakküm bu huzursuz bu hınç dolu bu öçten gayrısını önermeyen bir iklimin olumlanmasına hemen hiç çekince barındırmaksızın girişilirken adalet ne zaman sorusu tüm geniş okumalarıyla beraberce cevabını bekleye durduğumuzdur. bir yerinden başlanacaksa insan olduğumuz vurgusunu değinilerinde sürekli olarak yapının özü olarak, ana omurgası olarak belleyenlerin buradan yola çıkanların nasıl yabanileştiklerinin, nasıl vicdansızlaştıklarının, nasıl çekincesiz yaftalamalara girişebildiklerinin soru v sorgusuyla başlayabiliriz. mekanikleşen, duyarsızlaşan sözlerim bir kesime onlar kendilerini biliyorlar bahsiyle başlayıp haşlamaya, hor görmeye, ötekisi belletip linç ettirmeye ortak arayanların otuz yılı aşkınca bir süredir devam eden bu savaş karabasanını nihai bir barışa ulaştırmayacakları, bunu dillendirirken konjüktür, simge, demokrasi, misyon, özgürlükler bahislerinin bolca geçtiği cümlelerinin arasında, esas metin v meselin kandan medet ummak, genç insanların yaşamlarına azraillik edip, onların üzerinden kurulan bir acı deryasının, bir sinizm bataklığını sürdürmek, o batağı kurutmak bir yana daha da derinleştirip hepimizi hapsetmek şiarını diri tutmaya çalıştıkları yinelenesidir.

katli vaciplerden yola çıkılıp, toplumun dışına itilecek, sürülecek, yok edilecek, silinip izleri yok edilecekler koskocaman bir acı hatıratı oluştururken işte bu memlekette, koskocaman bir yarayken daha hangi açmazlarla gün geçirmek söz konusu edilebilir ki? duyarsızlaştırılan, unutturulmaya gayret edilen altı aydır, altı koca ayın her gününde bir kamera kaydının ahali ile buluşmasına mani olunan, kayıtların dip köşe saklandığı, her defasında yukarıda kısaca değindiğimiz gibi bir kulbun yakıştırılmasına çalışıldığı otuz dört cana yapılanlar bir kıyamın ta kendisi değil midir? sözün bittiği yer diye kestirseniz olmayacak, içinden çıkılamayacak bir kıyamın karşısında onlarda silah vardı yollu denkleştirmeler, hain belletmeler hiç mi vicdanları sızlatmamaktadır. acının hesabını hiçbir zaman, asla vermeyecek olduktan sonra yatıp kalkıp, kucaklaşsak, helalleşsek neye yarayacaktır. insanları bir toplama kampı düzeninden de beter bir biçimde, yaşayan ölüler karşılığına denk düşen bir biçimde mahrumiyet secresiyle baş başa bırakıp, kayıtsız kalınıp on üç canın yakıldığı riha cezaevinde sergilenenler devletualinin hayatı algılayış biçimi v dönüştürmesinin ne kadar da sağlıksız bir toplamdan ibaret olduğunu önümüze sermemekte midir?

pozantı tutukevi yahutta bakırköy kadın cezaevinde yaşatılanlar dahası bilmediğimiz yerlerde, bilmediğimiz mahpusluklara reva görülenler tam da yıllar yılıdır hesaplaşılacak denilen darbe zihniyeti takipçiliği değil midir? muktedirce diri tutulan öfkenin, kendi halkına doğrultulan bir silah, bir cop, bir biber gazı ya da kemer veya sözlü tacizler v hiddet turnusolünün bir başka tamamlayıcısı olduğunu imgeleyebilmek için alim olmaya gerek yoktur sanırız. yol, gidiş v ötesi, kararlar v şekillendirmeler v tavırlar bütünü ne bu meram sınırlarında duyumsatılanlardan ibarettir ne de sanıldığı kadar kolaydadır anlatmak tek bir güncenin sınırı ile beraber. az biraz etrafınıza baktığınızda, hemen her şeyin daha fazlasını görebilmeniz söz konusudur. az biraz yerden kafanızı kaldırdığınız vakit bir şeylerin ne kadar da anlatılanlardan ayrışık olup, o anlatılan masallardan vahim olduğu meydana çıkacaktır. farkına erebiliyor musunuz, ayırdına varabiliyor musunuz?

>>>>>Bildirgeç
"Ekrad-ı Vahş"tan "Kürt Irkçısı"na Statükonun Sözleri - Ali TOPUZ*

Tepemde şu dolanan atmaca mı, tavus mu?
(Metin Eloğlu)

Siyaset yer tutma kavgası. Su başını, değirmen yolunu ve buğday kilerinin kapısını tutma kavgası. Rahim, mide ve mezar etrafındaki ezeli kavga: Kim doğacak, kim ölecek, kim doyacak. Kimileri ebedidir de deyip değirmenini yürütmeye bakar: En son KESK kısmına şahit olduğumuz kitlesel operasyonların yerleştiği yer burası. Kimileri böyle gelmişse de böyle gitmesin diye yol yordam arar: Bütün tutuklamalara, gaza, copa rağmen hâlâ ses edenlerin yerleştiği yer de burası.
Sadece su, yol ve köprü başlarına dikeceğiniz kolluk güçleriyle, kelepçe, mermi ve F16’larla yürümez iş; söze de hükmetmeniz gerekir. Söz çünkü, Yunus Emre’nin 800 yıl önce bulguladığı gibi, baş da kestirir, savaş da durdurur. İkisini yapamıyorsa akıl karıştırır, ruh avlar; malûm, iletişim çağı. O zaman tekrar edebiliriz: Siyaset sözü tutma kavgası da.

KONUŞULAN YER: VAN
AK Parti söz savaşını özel özen ve taktiklerle yürütüyor: Karşıya ait, kendisine en zıt sözü, kendisine en has sözmüş gibi yaparak konuşuyor. Gemi de gemicik de böyle yürüyor; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik konuşuyor:
“Bu memlekette ne zaman güzel bir şey olsa, Türkçü ve Kürtçü ırkçılar rahatsız oldu. Ama biz bu iki ırkçı grubu da kendi ırkçılıklarıyla baş başa bırakıp yolumuza devam edeceğiz. Kürtçe seçmeli dersi koyduk. Türkçü ırkçılar da Kürtçü ırkçılar da rahatsız oldu. Niye çünkü huzur gelirse beylere ekmek kalmayacak. İstismar kapısı kapanacak. Ama onlar rahatsız olsa da sağduyu aklıselim bu ülkede hâkimdir, hâkim olacak. Eski devlet aklı, yerini yeni devlet aklına bırakmıştır.”
Bu sözler Van’da ediliyor. Hani seçilmiş belediye başkanlarının, 1994’te dört Kürt milletvekilinin Meclis’ten yaka paça çıkarılıp hapse yollandığı gibi hapse yollandığı yerde. Hani şu depremden sonra kendilerine yapılacak iç ve dış yardımların pervasız sözler eşliğinde engellendiği Van’da.  Eklemek şart: Bu sözler, cezaevinde on bini çoktan aşmış politik tutuklunun yanına yenilerinin yollandığı KESK operasyonu sürerken söyleniyor. “Bu memlekette ne zaman güzel bir şey olsa…” Evet, bunlar iktidara güzel şeyler. Mutlak olmak isteyen, tutmak istediği su başına kimseyi yanaştırmayan iktidara. Cümlenin ikinci kısmı, yüklemin de geleceği kısımdan önceki ibare de iktidar ihtişamı içeriyor: “Türkçü ve Kürtçü ırkçılar…”

BİR CUMHURİYET MİRASI
Irkçılık, cumhuriyetin kurucu ideolojisinin Türk-olmayanlara (Hiç unutmamalı, Türk-olmayanlar, sadece Türkçe konuşmayanlar değildi. Sünni-Müslüman olmayanlardı da) ayırdığı paydı, malûm. Hani AK Parti’nin “statüko” derken kast ettiği yönetsel teşkilatta işleyen aklın parametrelerinden. Elbette cumhuriyet hiçbir zaman ırkçı olduğunu kabul etmedi, çeşit çeşit tarif hileleriyle cevap verdi ithamlara. Şu anda “yenilenmiş devlet aklı”nda ırkçılık olduğunu öne sürebilir miyiz? (“Dindarlıkla ırkçılığın bir arada olamayacağı” itirazı gelir hemen; evet, olmaması gerekir. İslam, ırkçılığı reddeder, açık hükümlerle; çünkü ayrım ilkelerini “inanç” eksenine oturtur, dil veya renk değil. Hatırlatalım: Cumhuriyet kadroları, “dinsiz” olduklarını söylemedi hiç, “asıl din bizim dediğimiz gibi bir şey” dedi veya demeye getirdi. )
“Devlet aklı”nın ırkçılığı dışlayacak kadar yenilendiğini öne süreceksek, “eski” aklın bu elemanının temizlendiğini görmek gerekir. Hüseyin Çelik’in bu sözüyse, Kürtlere cumhuriyetin tebliğ ettiği yol haritasını koruyan biri itiraf olmaktan başka işe yaramıyor. Harita gizli değil: Er ya da geç Türk olacaksınız. Er ya da geç Kürtçe konuşmayı bırakacaksınız. Cumhuriyetin ilk dönem zulmünü acelesi görünür kılıyordu, katliam ve soykırım teknikleriyle yürüdü yolunu. Şimdi “statüko”yu kırdığını, “devlet aklını değiştirdiğini” söyleyen parti, Kürtçenin seçmeli ders olmasına gelen her türlü itirazı “ırkçılık” başlığı altında toplayıp çöpe atarken, aynı yolu ağır ağır yürüdüğünden başkasını söylemiş olmuyor. Seçmeli derse Kürt hakları açısından gelen itiraz çünkü basit: Anaokulundan başlayarak Türkçeyle kuşatılan çocuklara, ilkokul beşten sonra haftada birkaç saat verilecek dersler, Kürtçenin korunmasına yetmez. Türkiye’nin desteğine ihtiyacı yoksa da, senelerdir mecburi tutulup çokça para harcanan İngilizce kimseye öğretilemedi böyle, örneğin.

ANLAMI YOK, HEDEFİ VAR
Son derece yerinde itirazların (ki demokrasi varsa, itirazlar yersiz de olabilirdi) milliyetçi bile değil de “ırkçı” olarak tanımlanmasının anlamı ne? Bir anlamı yok, yeni “statüko”, tasfiye ettiğini öne sürdüğü eskiden kendine mülk yazdıklarını gizlemek için, söz savaşı yürütüyor. Hedefi, oyunu aldığı yüzde 50’lik nüfus üzerindeki etkinliğini sürdürmek. Çünkü bu eşi benzeri olmayan ve her iktidara güzel gelen demokraside, yüzde 50 milli iradenin tamamı demek. Hedef bu, ama bu sözün işaret ettiği bir şey daha var: AK Parti, klasik devlet partisine dönüştü; yeni statükonun ta kendisi. Hüseyin Çelik, devletin 88 yıllık inkârını bugüne uyarlıyor sadece. O zaman Kürtçe konuşmak isteyenler “Ekrad-ı Vahş”tan ibaretti; şimdi “ırkçı” ilan ediliyor.
“Devlet aklı” iyi bir akıl değil, yenisi de eskisi de; çünkü daima toplumun aklının aleyhine işler. Çelik’in “yeni devlet aklı” dediği şey, kadroların el değiştirmesinden ibaret: Yüzde 50’yi al, yüzde 100’ü değiştir. Sonra aynı parametreleri az elden geçir, aynı yol haritalarına küçük eklemeler, çıkarmalar yap, aynı armadayla, aynı kutup yıldızlarına bak, seyrüsefere devam. Sıradan partizanlığı ve sonuçlarını, köklü reform ve demokratikleşme olarak yemek isteyenler, önden buyursun.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Ali Duran TOPUZ'un, Radikal Gazetesi'nde yayınlananmış "Ekrad-ı Vahş"tan "Kürt Irkçısı"na Statükonun Sözleri başlıklı makalesi bu yapının devamlılığında önemli bir okunsaldır. Hem bildiklerimizi, hem de bildiğimizi sandıklarımız için tecrübe edilesi bir sesleniştir. Ali Duran TOPUZ'un v Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
"Ekrad-ı Vahş"tan "Kürt Irkçısı"na Statükonun Sözleri - Ali TOPUZ - Radikal - Utay
Uçak Düştü Kel Göründü!… - Veli BAYRAK - Jiyan
Keskin Sirke - Ragıp DURAN - Birdirbir
Bilmek Anlamak Mıdır? - Nesimi KALKAN - Antep H Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Erdoğan, Davutoğlu ve Sünnet Çocuğu - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Ortaçağın Karanlığında Kürtler! - Hakan TUNÇ - PolitikART
Cumartesi Anneleri: Zulme Rıza Zulümdür - ANF
‘Vatandaş Hassasiyeti’yle Halkı Ezmek - M. Ender ÖNDEŞ - Özgür Gündem
Lacan'ın Gerçek Kavramı ve Özneyi Tahrip Eden Tecrit - Mustafa EREN - BiaMag
Kanayan…- Aslı Öktener KÖSE - T24
12 Eylül Ebedileşirken Darbelerle Hesaplaşma - Stefo BENLİSOY - SDYeniyol
El Meselesi - Eren Ali GÜL - Jiyan
771 Öğrenci Tutuklu! - Nilay VARDAR - Bianet
‘İnsanların Dişleri Erimiş, Nasıl Bir Yanmaktır Bu?’ - Uzay BULUT - Demokrat Haber
Vatandaşını Yakan, Yananları Seyreden Devlet! - Yeşim ERGÜN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Tuğluk: Devlet Müzakerelere Başlamalıdır - Evrensel
Toprak Üzerine - Yasin CEYLAN - Radikal 2
Roboskili Anneler: Alın Kimliğinizi Başınıza Çalın! - ANF - Emek Dünyası
Roboski ile Düşen Maskeler - Refik BAYAV - Hatay E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Aldar XELİL: Türkiye Suriye’de Savaş İstiyor - ANF
Aynştayn KCK Savcısı... - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
Zira Ayran, KCK İçeceğidir! - Serkan BESİ - Yüksekova Haber
Hükümete Muhalefet Terör Suçu Mudur? - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
İHD: Darbe Dönemi Yargı Anlayışı Sürüyor - ETHA
Hepimizi Tutuklasanız Da Sağlık Hakkını Gasp Ettiğiniz Halkın Öfkesinden Kaçamayacaksınız - Sevinç HOCAOĞULLARI - Sendika.org
G-20 Ülkesinde Sendikal Temizlik Vakti!.. - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Lemi ÖZGEN: ''Yaptıklarımız Terör Eylemi Olarak Görülmüş'' - Birgün
Baskın Mesajları - Erkan AYDOĞANOĞLU - Evrensel
Baskını Gazete Satarak Protesto Ettiler - Rana ENÇOL - Bianet
'Kürt Olunca Toplantı Yapmak Da Yasak' - Emek Dünyası
Gündemi Değiştirmeyelim Baylar - Tuncay YILMAZ - Jiyan
Dış Borç Kamburu 318 Milyar Doları Aştı - Mustafa SÖNMEZ - Sol Defter
Kürt Hareketi Ayrışıyor Mu? - İrfan AKTAN - Birdirbir
Siyasal İktidarın Meşruiyet Krizi - Sebatullah TEKİN - Özgür Gündem
Seçmeli Dil, Seçmece Gerçek - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Medusa’nın Salı - Halil TURHANLI - Birgün
AKP û Cunta Leşkerî Ew Û Aşitî? - Fêrgin Mêlîk AYKOÇ - Yeni Özgür Politika
Murat KARAYILAN Röportajı Tam Metin - Avni ÖZGÜREL - Jiyan
Sevag Balıkçı Davasında Önemli Gelişme - Demokrat Haber
Sivas Katliamında Medyanın Halleri - Onur AKSOY - Sendika.org
Medyada Nefret Söylemi İnceleme Raporu Yayımlandı  - Hrant Dink Vakfı
Habervaktim Nefret Etme, Ettirme! - Emel GÜLCAN - Bianet
Yurttaş Gazeteciliği Üzerine Birkaç Not - Erkan SAKA - T24
'Zindanlar Boşalsın, Gazetecilere Özgürlük' - ETHA
Sivil Anayasa Sürecinde İki Önemli Risk - Açık Radyo
İçsel Göç - Bülent USTA - Birgün
87 Yıl Hıristiyan Yaşadı, Müslüman Gibi Gömüldü - Bülent GÜNAL - Habertürk
Xwezî Tû Li Viraba! - İrfan AKTAN - Birdirbir
Tabii Ki Bedenlerimiz Bizimdir - Fadile YILDIRIM - PolitikART
Nestle’ye Yine Çocuk İşçi Suçlaması - Humphrey HAWKSLEY - BBC Sol Defter
Togo Direnişi 2 Ayı Geride Bıraktı - Emek Dünyası
Bir Direniş Abidesi Olarak Agirî ya da Gelidağ - Mehmet Nuri EKİNCİ - ANF
Joseph Stiglitz Sees Terrifying Future For America If We Don't Reverse Inequality - Lynn PARRAMORE via AlterNET
My Life As A Bibliophile - Julian BARNES - The Guardian


BADBADNOTGOOD Official
BADBADNOTGOOD Official Account via Twitter
BADBADNOTGOOD - BBNG2 Albüm Kritiği - Doğan YILMAZ - Biletsiz
Michael Wollny's [EM] Official
Michael Wollny's [EM] Official Informative via The ACT Company
Berlin’den Yükselen Bir Caz Yıldızı; Michael Wollny - Sami KISAOĞLU - Cazkolik
Ceylân Ertem Resmi Facebook Sayfası
Ceylân Ertem Resmi Twitter Hesabı
Ceylân Ertem Albüm Tanıtımı EMI Kent
Sigur Rós Official
Sigur Rós Official Artist Page via Facebook
Sigur Rós - Valtari - Yiğit A. - Featmag. / 13Melek
Drowner Official Artist Page via Facebook
Drowner Official Informative via Saint Marie Records
Drowner - Drowner Album Review By Mark S. TUCKER via Fame Review

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Kristen DROZDOWSKI via Flickr
Kristen DROZDOWSKI's Flickr Profile

>>>>>Poemé
Yürüdükçe Öğrenmenin Şarkısı - Kemal ÖZER

Yürüdükçe öğreniyorum ayaklarımızın da konuştuğunu
yürüdükçe sorular sorduğunu, yankılar bıraktığını ardında
öğreniyorum gök ne uçsuz bucaksız,
                                                 ne göründüğü kadar mavi
bulut değil rüzgârın taşıdığı bir tek,
                                                vakti gösteren saat değil
yürüdükçe öğreniyorum, kendiliğinden ışımıyor sabah bile

Söylendiği yerde kalmıyor söz, durmadan ilerliyor alevi
- içinde bir yürek varsa bir sözün,
                                             içinde bir alev varsa yüreğin -
bir alan bir başka alanın, bir kent bir başka kentin
yürüdükçe katıyor sınırlarına kendi sabırsız genişliğini

Yürüdükçe öğreniyorum, elimize neyi alırsak alalım
- bir somun parçası, aşınmış bir çift ayakkabı, bir bayrak -
yeni bir dili konuşuyor tutup kaldırdıkça havaya
öğreniyorum bir kıvılcıma yol verdiğini parmaklarımızın
neyi tutarsak tutalım ellerimizin her biri bir şalter

Kaynakça: Şiir

No comments: