Sunday, July 29, 2012

Deuss Ex Machina # 410 - life in the bush of ghosts

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_410_--_Life In The Bush Of Ghosts

23 Temmuz 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Zülâl Müzik vs. Deuss Ex Machina
Konuk: Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet - Cumhuriyet Pazar - Zülal Müzik
Sesli Meram // Brian ENO II. Bölüm...
>1<-İlhan Mimaroğlu-"Skit"... From Tract Part I (Folkways Records)
>2<-Brian Eno-Baby's On Fire (Island Records)
>3<-Brian Eno-2/1 (EG / Polydor)
>4<-Brian Eno-Native Tambourine (Opal Records)
>5<-Brian Eno & Harold Budd-Above Chiangmai (Editions EG / Polydor)
>6<-James-Frequency Dip (Fontana)
>7<-Brian Eno (Roger Eno & Daniel Lanois)-Deep Blue Day (EG / Virgin)
>8<-Eno, Moebius, Roedelius-Schöne Hande (Sky Records)
>9<-Brian Eno-I’ll Come Running (Island Records)
>10<-Brian Eno with Jon Hopkins & Leo Abrahams-Flint March (Warp Records)
>11<-Brian Eno-Nikkei (Warp Records)

Life In The Bush Of Ghosts
(410)
hayali bir serzeniş dizgesinin, bulundu mu sonuna kadar yıpratılmaya, çekiştirilmeye, en nihayetinde de posası çıkartılmaya devam ettirilen gündelikliğin sınırlarında cereyan edenler bir hüsnü kuruntu düzeneğinde olan bitenlerden ibaret değil tam aksine derli toplu, yalansız dolansız düşünüldüğünde basbayağı can sıkan vesikalardan mürekkep bir tasviri bütünleştirmektedir. ister tek tek, isterseniz hepsi bir arada baktığınız veya fark ettiğinizde bu çıkarsamayı doğrulatacak yönelimler karşımıza çıkacaktır. sonuçlar birbirinden beterlerini tek seferde hep aynı katara ekliyor olsa da mütemadiyen hayal olarak değerlendirilen o şeylerin nasıl birer ikişer bir rezillik, iki maskaralık, üç ucubelik ekseninde değerlendirilebilecek birer durum yığıntısı olduğu okunabilecektir. netleştirilecektir. bir yerlere ilerlediğimizi varsayarken bile mıhlanıp kaldığımız, çakılıp ilerleyemediğimiz bataklığın nasıl da emin adımlarla beraber şekillendirildiğini duyumsayabilmek söz konusudur. görebilmek ise olasıdır. nasıl olmasındır ki bunca patavatsızlığın birbiri ardına sergilenip her durum v şart altında servisinin uygun bulunduğu konuların v olguların yanında sadece nelerden bahis açılmasının uygun bulunduğundan dem vurulsa; ne bu satırlar v saha yeterli gelecektir utanmaya, arlanmaya ne de bir başına kurtuluşumuzu sağlayacaktır bu bunaltıcı kasvet dizgisinin kıyısından köşesinden secereleri dökümlemek.

nasıl oluyorsa oluyor, her durumun ardından ortaya salınıverilen büyük, nitelikli görüşlerin v hep aynı tornadan kestirilip atılmış bileşkelerden mülhem söylencelerin üzerine ölü toprağı serpmek dışında açıkta olan yaralarımızı kapatmaya bunca tenezzül edilmezken, çarkın dişlilerine el verilip kol kaptırılıp handiyse geriye bir şey bırakılmamışken sağlıklı olanı seslendirebilmek ne ara mümkün olacaktır. ne ara kazın ayağının hiç de anıldığı gibi olmadığından, böbürlenilip durulan muasırlık seviyesinin bırakın adı, sanı bir yana yakınından bile geçilmediğinin artık kabul olunacaktır. hayatı kolaylaştırmanın sadece daha dar alana hapsetmek olarak algılandığı, biçimsel geliştirmelerin bir kenara ötelenip, durumun sadece an içinde olan bitenlerin üstünkörü bi'düzenlemeye tabi tutulduğu bir zaman mevhumunda günü kurtarmanın bile böyle olmadığının ikrarına daha kaç vardır, daha kaç yaşanılası acı, tekrardan sufle edilesi, ikrarına çalışılıp da yinelenesi sözcük, kelam gereklidir, gereksinimimizdir. hala mı anlamlı gelmemektedir oraya buraya verilen akılların, çözüm yollarının buralara söz konusu edilemezliğinden dem vurulmakta, bozuk plağın her defasında aynı nüanslara sahip çıkıp sergilemesine müsammaha gösterilesidir, nereye kadar?

koskocaman bir yapının içerisinde gündelik telaşelerin yanında toplumsal bir bütünlüğün toplumun hemen hemen tüm katmanlarının yaşadıkları, yaşamak zorunda oldukları, bırakıldıklarına karşı esaslı bir söylem bütününe geçiş, sorunların varlığını inkardan soru v sorunlara karşı hakkaniyetli bir çözümlemenin vakti, aralığı ne ara hangi zamandadır? düşündükçe gıybetlerin ucundan mutlak bir dakiklikle tutulmaya devam edilen, su koyverip de açılım denilegelenlerin üstüne rahmet okutturan, herkesi suçlu, herkesi bir fiil zorunlu bir fikriyat ekseninde enikonu düşünme mecburiyetine, adımını atıp, taşın altına elini koymazdan evvel onlarca kere düşünmeye sevk ettiren bu baskıcılığın ta kendisinin oluşturduğu "muktedirlik tiyatrosu"dur. muktedirliğin yabana atılmaması gerekli olan yeni sahiplerinin geçmişin tüm yaparız, ederiz, hallederiz güzellemelerine kol kanat gerinip, sahip çıkıp aynı tastan, aynı sudan hala geçinmeye devam etmesinin vesikasıdır. kadraja alınmasıdır. bir kere daha yinelemesidir. herkesi ortak paydada buluşturup helalleşmenin, aslında ne manaya gelmediğinin ibretlik birer örneklemesidir dönüp dolaşıp bir kere daha karşılaştığımız haşmetmeapları v şürekasının boşluk bırakmaksızın, yaz kış bilmeksizin sergilemeye devam ettikleri bu güncellik dahilinde. bu tutumlarının toplamında.

genel geçer bir vesikalama, anma ya da laf ola beri gele kendi kendine bir güzelleme gibi meram dizilmiyor, dizilemiyor... her anına, her durumuna karşı akla gelmeyenlerin başa getirilebiliriliğinin sürümcemesiz yinelenebilirliği oyununda bir oyunbozanlık, bir bit yeniği olduğunu yineleyebilmek adına her ne varsa bahsi açılması elzem ona dair bir kaç kırıntı iliştiriliyor bu sahanlıkta. günün içerisinde, günlerin dahilinde gelip çuvallanılan alıp derdest edilen, toparlanıp apar topar karanlıkça zapt edilen, korku öğesini sıradanlaştırmanın başkaca durumlarının, turnusollerinin örneklendiği, adaletin kaf dağının ardında bir mesel haline dönüştürüldüğü, her dem tazeliğini koruyan birlik v beraberlik diskurunun linci, nefreti, öteksine karşı mesnetsizliğin alelalede kalkanı olarak devrede tutulduğu bir vesika toplamına göndermelerde bulunmak bu sahanlığın birincil önceliğidir. bilindikliğinin yinelenesi bir kısasıdır. işkembe-i kübradan sallamak konusunda değme meddahlara nazire edercesine, pundunu bulduk lafımızı da çaktık, durumumuzu da net bir biçimde ortaya koyduk bakışımının toplamda her dem taze, her dem yinelenesi bir kasvet, bir yoğun kuraklığı beraberinde getirdiğini tekrar etmek sanırız abesle iştigal olarak değerlendirilmeyecektir. barış'ın b'sinden resmen hicap duyulup adının anılmamasından, savaş'ın s'sinin duruma göre sürekli olarak daimi bir biçimde yinelenmesine kadar bir baştan bir sondan örneklemler sergileyebilmenin söz konusu edilebildiği bu sahanlıkta meram sadece görünmesine izin verilenlerin değil, görülmemesine çabalanılanların birer ikişer bilindikliğini sağlama çabasıdır.

fikriyat, münazara ekseninde tazelenip durulan ilericilik, modernlik, liberalizm, çark vs. metaforlarının nasıl arsız bir biçimde yüklemler halinden, "yargılar" haline çevrildiğinin, ön yargıların başat öğesi, taşıyıcısı olduğunu bir kere fark ettiğinizde bir haftanın tortusundan çok daha fazlasının şu internet denilen mecra üzerinde karşımıza çıktığının farkındalılığına ulaştırabilmektir bütün dert v tasalanış erki. görünenlerin dünyasında karşılaştıklarımız her durum v şart altında kontrol edilmiş, görülmüş şeylerden mürekkep iken hala neler oluyor, neler bitiyor sorgusuna girişilmesinde bile bir zahmetliğin söz konusu edilmesi başlangıçlardan çok durup, etrafı kolaçan edip söze başlanılmasının günün getirdiklerinden, günün ayıplarından, günün vehametlerinden hiç birimizi istisnasız hiç birimizi ayrıştırmayacağı hazır v nazırken çabalanım el ele vererek, söze kifayetsizce yakıştırmaların, halkına ayrı, zümresine v avanesine apayrı bir demokrasinin şekillendirildiği bir coğrafyada ziyadesiyle söze karışmakla söz konusu olabilir. sitî şen'den melek karaaslan, müge tuzcuoğlu v zeynep kuray'a kadar genişletilebilecek bir persepktifte insanların hayatlarına müdahale edebilmenin, onların masumiyet karinelerini yerle yeksan edebilmenin hala olasılıklar dahili v olasılığı bulunduğundan dem vurulabilen adaletin nasıl tesis edilemeyeceğinin ikrar olunduğu bir coğrafyada daha azı zuldür, gereksiz telaşedir...

hak aramanın, fikrine sahip çıkmanın, daha en başından suskunluk ile hemhal olup da teslim olmamanın, bununla gözünü enikonu korkutup oyunun geri kalanını tamamen istediği gibi düzmeye devam eden bir sistemsizlik sisteminin başa getirdiklerine el insaf diyebilmektir farz olan... önceliği bulunan v her fırsatta dile getirilmesi şart olan. yargıların, değme saçmalıklarla beraber paldır küldür şekillendirildiği şimdinin gündeminde, halkına gürlemekten çekinmeyen, cop, biber gazı bunlar hiçbirini bulamazsa bir şekilde ulaşılamazsa kollektif bir duruşla dövme v sövmenin sergilenebildiği, herkesin içindeki potansiyel hainliği ortaya çıkartmaya ant içmiş kolluk kuvvetinin millet vekili oğlu karşısında 'sas duruşunu sergileyip el pençe divan durmasının hızlı adaletin kimlere göre v neye göre şekillendirildiğinin vesikasına karşı ses çıkartabilmektir gerekli olan... yurdunun bir tarafı öteki tarafa akıl yetiştirmek konusunda affınıza mağruren uzman kesilmişken, diğer yanda durmaksızın süregiden bir savaşın varlığının, zorbalar da bir gün giderler er ya da geç seslendirmesinin tam da karşılığına denk düşen bir çıkarsama olduğunu yineleyebilmekte hasılı kelam mühim olan...

bir gün gever, öteki gün colemerg veya dersim diğer gün şemdinli durmaksızın bir savaşın oyundan ziyadesiyle uzak canlarımızı elimizden aldığının yine yeniden sahnelendiği, herkesin her durum v şart altında daha karanlığa doğru meyil ettirildiğinin artık belirgin olduğu bir yılmadık, usanmadık barış dışında ne varsa bellenmiş bunu tekrar etmekten kaçınmak bir yana bilakis sahiplendik bakışının yeni sürümlerinin oynandığı, işin fenası bir oyun gibi sunulan fişeklerin, mermilerin, bombaların hayatları kökten kurutmak, silmek, sindirmek v yok etmekten ötesini kadraja almazlığının şekillendirildiği bir coğrafyada susmak felakete ortak olmaktır.. arsızlığa yol vermenin, şirazesinden çıkmayı müdanasız, ikiletmeksizin savunur hale gelebilmenin, şartlanmışlıklar bloğuna her yeni gün bir tuğla daha ilave etmenin, zembereğinden boşalırcasına irini, pası, hıncı, nefreti, kini v öfkeyi birbirinden ayrıştırmadan el altında tutup, gündelik bir meram bağlacı haline dönüştürmeyi, bütün bu tahayyüllerle birlikte anmayı olağan sayan, özgürlük nam edimin kapsamının, içeriğinin boylu boyunca, enine boyuna, sağlı sollu tahrif edildiği bir güncellikte kayda değer bir tepkime ne zamandır diye düşüne durmaktayız....

her seferinde ortaya konulan laletayin biçimsizlikler, biçimlendirmeler, zamanın ruhunu okuyoruz ona göre de hareket ediyoruz bellemesinin nasıl üstünkörü, baştan savma bir süreç toplamı olduğunu göz önüne getirdiğimizde yinelemelerin bir önceki fecaatten daha ağır tahribatları eşikten buyur ettiğine aymanın paralelinde büyük resmin nasıl biçimlendirildiğini, ne hallere konulduğunu idrak edebiliyor musunuz? bütün bütün ayrıştırmaların, öfke patlamalarının, sizler susacaksınız çünkü biz konuşacağız müsamerelerinin, inatçılığının getirmiş olduğu yar kıyılarının tam da dibine konumlandırılmış - sorun mu ne sorunu varsa yoksa hüsnü kuruntu, teferruat, kuru kuruya tatavla, boşa endişe diye kestirilip atılanların bir sonraki dönemeçte canlılığını koruyup, yapılıp edilenlerin devamlılığını sağladığını, sağlamlaştırdığını göz önüne getirdiğinizde bu sürecin, bunca tahrifatçlığın nasıl yol aldırıldığı, ne haller ile dönüştürülüp tazelendiğini manidar bir biçimde betimleyecektir. fark edebiliyor musunuz? alışılageldik söylencelerin tortusu, birikintisinde her durum v şart altında muhafaza edilen tektipleştirilmiş, ayrısı gayrısı yok tek düze bakışımın, daha cümlenin sonunu bile beklemeden afra, tafra v temcit pilavından yine kaşıklanan yaftalamaların dillere dolandığı, sunulup yinelendiği bir ahvalde sorunlar ömürlük olmayı sürdürmektedir. bilincinde misiniz?

kayıp edişlerin, kaybedişlerin, sümen altlarının, illa ki hep adamına göre muamelelerin katili koruyup mazlumu biçar, korumasız bırakmaların, maruzatı olanların sorunlarını değil rahatını bozmaktan çekinenlerin kurdukları düzenlerinin tarumarlığından, o bilindik sonundan çekinip duranların, endişe edenlerin sıkıntılarına kulak verilip önemli adledildiği bir sathda gerek adalet tecellisinin, adilliğin ne olduğunun bilincinde misiniz? çarklar ağır ağır ama emin adımlarla her şeyin kontrol altında tutulduğu yanılsamasında istisnasız hepimizi öğütmeye devam ederken, o hallere koyarken, ayrıştırmayı fişteklerken hakkın savunulabilirliğini sipsivri, marjinalleştirme derdindeyken gündelik boyalı basının muktedir payandalığında teine olmasındaki heveskarlığın ulaştıracağı seviye bugünü v yarınları daha da karanlık kılmayacak mıdır? hala tahminlerde, bir umut iktidar tasdikli yaftalama, gıybet v daha fenalarının sonunun, bütününün muasır medeniyet denilen bir finale ulaşmak adına çekilmesi zaruri şeyler, göz ardı edilesi, göz yumulası birer çıkarsama mı olduğunu düşünüyorsunuz? iyi uykular vechesinin kabuslarıyla, her dem baş başa yan yana, dip dibe yapılanların yanlarına kar bırakıldığı, sorgusuzluk cehennemi bu değilse nedir, nasıldır görüyor musunuz?

sorgusuzluğun vahim olanı tanımlandırırken, bir gerçek haline dönüştürürken muktedir eliyle, handiyse hiçbir şeye ses çıkartılmaması, kuru gürültüde asıl soru v sorunların gümbürtüye gitmesi bir kere daha derin bir tıkım, acım bir tecrübe değilse ne demelidir? kolaya koşar adım yönelinen her durum v şartta istikametin doğrudan çok eğriye, gerçek v yalın hakikatten çok yalana, eşitlikten çok ayrışıma v daha fenalarına yönlendirildiği, o dar yollara çekiştirilip, derdest bir şekilde kervana düzüldüğü bir zaman aralığında bunca desise, onca hile ağırlığından da çok gıybet hükümranlığının başımıza iki de bir sarılan marduk denilen nalletten daha ağırlarını getirdiğinin idrakına ulaşmak hala zor mudur? zorda mıdır? kesintisiz bir biçimde 'eksen kayması', 'gündem sapması' mütemadiyen laf salatasında sonuca bir türlü ulaştırılmayacak olan bu dizgenin içerisinde değindiklerimizden ne eksik ne fazladır. pundu bulundu mu takılıp çevrilmeye, yükü aldırılıp hacamat edilmeye, hak alanı, sahanlığının geçersiz türetmelerle donatılmasından doğan şey hilkat garibesi değilse ne ile tanımlandırılabilir? özgürlüklerden bahis açılıp, her dem geçmiş referans verilip, cetten atadan illa billa dem vurulup geniş mezhepli olmanın, sorunlara kayıtsız kalınmadığının dillendirilmesi yanında olan biten, hasılı kelam cismanileştirilen, tecritle görünür, sansürle bilinir, yaftalar v töhmet altında bıraktırıcı kelamlarla anlaşılır kılınan her yeni günün eskisinden pek de fark barındırmayan, umudu çürüten bir vesika, kadrajlama çalışması olduğu gün gibi aşikardır.

dillendirilesi muktedirliğin örnek aldığının dünü neyse, yarınları da o şekilde tanzim edeceğinin, o doğrultuda gemisini yürüteceğinin ikrar edilmesidir. yasal olan şeyleri kanundışı, fikri hürriyeti bağnaz, ideolojik bir aksamın oyuncağı, dillendirilen her vurgu örneklenen her olumsuzluk durumunu önemsemeyerek, idrakına pek de vakıf olunamayacak birer çabalanım olarak ele almak sağır sultanlıkta ısrar etmek nereye yönlendirecektir? gayya kuyusu haline dönüşen atılan taşların yankısının bile önünün alınmaya, mutlak sessizlik, hiçbir şekilde muallakta konulmayacak bir hal v tavır bütünüyle kayıtsızlık, izolasyon sorun dediğimizin cismaniliğini koruyacaktır. özgürlüğünün bayramı kutlanırken zihnini, kalemini fikirden yana kullananlar buna çaba sarf edenlerin isimlerinin daha az duyurulmasıdır. töhmet altında bıraktırıldıktan, derme çatma iddianameler ile bir başlarına konulduktan sonra, tecrit tam sağlandıktan sonra yüze yakın basın emekçisinin başına getirilenler, örnek olarak değerlendirilebilir. Sitî Şen gibi barışa hizmet etmek, buranın anlamlandırılmayan, bir türlü ayılmayan, ayrışılmayan nefret turnusolü izleğine karşı sesini, varlığını görünür kılanlara iki-üç gün olsa dahi reva görülen zulüm bir başka aynalayıcıdır. meselin neresinde durduğumuza dair.

simyası çoktan, sihri epeydir, albenisi hallice bir zamandır pütür pütür dökülen ileri demokrasi nam çatının nasıl da mesnetsiz, ne derece kifayetsiz bir yakıştırma, boyunduruk altına alma sürekliliği, sürecinin tam karşılığını oluşturduğu artık afakidir. tepkimeleri sınırlandırıp gündemi bulandırıp aslen lüzumu olmayan şeylere dair bahislerin diri tutulduğu bir yerde bilindikliği ikrar edilesi bir vehamet vesikasıdır karşı karşıya kaldıklarımız. ibretlik vesikaların nefes almaksızın dur durak bilinmeksizin, bir sonunun görünmeksizin yinelenenmesi devamlılığının sağlanabiliyor olması hakkaniyet kısmının bir kere daha ama son kez değil sekteye uğratıldığını bilince işleyecektir. bir düzen olarak tanımlandırılan bu öğütücü çarkın her gününe, her anına iliştirilen v sığdırılanlar aleviliğin ibadethanesi olan cemevlerinin yargıtay kararıyla ibadethane kapsamı dışına alınmasına çalışılması, devletlu asimilasyonunun tek sesleştirme çabasının bir devam halkası olarak görülebilir. bu bağlamda iliştirilebilir bir diğer detaydır. kim olmamız, neye inanacak oluşumuz, neyi önemseyio hangi duyarlılıklara sahip çıkıyor oluşumuz bi'fiil diklenmeler, fişlenebilmek had v hudutu arsızca çizilen kırmızı çizgiler dünyasının pek de uzakta konumlandırılmadığını yineletecektir.

muasırlık denilen hala bize yabancı, hala hepimizden uzakta konumlandırıldığının aynalayıcısıdır. mor gabriel manastırının bu topraklara olan kazınmışlığını, yıllanmışlığını bir tapu merhalesine, meselesine indirgemenin sonrasında da burasının hakkı devlet insiyatifindedir demenin yıllardır süregiden birileri vardır özlediğimiz, hem izlerini hem kendilerini sil sildik, bir türlü bitmediler kestirme kıssasının bir başka turnusolü olarak iliştirilebilir bu bahiste. yok saymaktan nihayet yaşatmaya, istemezükçülük v görmezden gelerek değil layığıyla tastamam hangi aralık, söz konusu edilecektir. bırakınız bu kadar dar nüve, bahisler ortamını, vakıalar dizgisini, halkının gık dediği vakit ensesinde bitiveren, copların, gazların, sinkaf v işkencelerin mihmandarları yapan edenleri olan kolluk kuvvetinin bir vekil oğlu karşısında nizami duruş sergileyebilmesinin, hala hangi zamanlarda yaşıyor olduğumuzu, kimin kimden üstün olduğunun, görüldüğünün bir başka tasviridir. bütünleştiricisidir. korkularıyla yaşamak, attığı adımı her dem tartmak, fikrini savunmak konusunda acabalara galebe çalınmayacak bir ülke tahayyülüne, yaşam alanına koftiden değil harbiden bir demokrasi olgusuna daha kaç durak vardır... daha kaç engel aşılması gereken... kat edilmesi gerekli yol... nedir... geniş açıdan bakalım sayın bakan beylerimizin lutuf edip, halkına verdiği yanıt gibi, halledilir mi bunca şey... çıkılır mı nihayet düzlüğe... pff...

>>>>>Bildirgeç
Kürtler İçin Hasat Zamanı  - İrfan AKTAN - Bir + Bir*

Ortadoğu labirentinde kendine geniş bir hükümranlık alanı tesis etmeye heveslenen Türkiye, tam tersi senaryoyu hiç hesaba katmamış olacak ki, Suriye’deki Kürt isyanını tetikledi. Hemen belirtmekte fayda var, geçtiğimiz hafta Demokratik Birlik Partisi (PYD) önderliğinde Kobani’de başlayıp Afrin ve diğer şehirlere yayılan Kürt ayaklanmasının esas muhatabı Esad rejimi değil, Ankara. Zira PYD, iktidar boşluğunun yaşandığı bir dönemde, Suriye Ulusal Konseyi, Özgür Suriye Ordusu veya Türkiye’nin Baas’ın boşluğunu fırsat bilerek Kürt bölgesinde kontrolü ele geçirme hamlesine karşı adım attı. Dolayısıyla, tüm Kürt coğrafyasını kapsayan ve giderek Ortadoğu’ya yayılacak bir bölgesel savaş çıkmadığı sürece, Türkiye’nin Suriye’deki Kürt özgürleşmesine mâni olması artık pek mümkün görünmüyor. Ok yaydan çıktı ve büyük ihtimalle birkaç yıl sonra, Türkiye’deki pek çok “neo-Osmanlıcı”, “keşke Esad rejimini devirmekle değil, sağlamlaştırmakla uğraşsaydık” diyecektir.

Express’in mart sayısında da vurguladığımız gibi, Türkiye’nin Suriye politikası, Suriye’de yaklaşık yüz yıldır Arap milliyetçilerinin baskısı altında tutulan Kürtlerin ayaklanmasını kolaylaştırdı. Kürtlerin Suriye’deki yüzyıllık özerklik / bağımsızlık mücadelesi yeni bir aşamaya geldi. Hatırlanacağı gibi, Kürt ve Ermeni aydınları tarafından 1927’de Beyrut merkezli olarak faaliyetlerine başlayan Xoybûn (Bağımsızlık) örgütü, Suriyeli Kürtlerin de bağımsızlığını talep etmişti. Akabinde, 1929’da, Suriye Meclisi’nde yer alan bazı Kürt milletvekilleri Kürtler için özerklik talebini dile getirmiş, ancak bu talepleri dönemin Suriye sömürgecisi Fransızlar tarafından reddedilmişti. Aynı talebi 1938’de, Xoybûn’ün ender aşiret reisi mensuplarından Haco Ağa da talep etmiş, ancak bu talep karşısında Kürtlere yönelik baskı ve zulüm artmıştı. Suriyeli Kürtlerin Şam’la mücadelesi yüz yıldır devam ederken 1980’lerden itibaren PKK, bu mücadelenin örgütleyiciliğini üstlendi. Ancak, PKK’nin aynı zamanda Suriye’yi üs olarak kullanması dolayısıyla Şam’la 2000’lerin başına kadar ciddi bir çekişme yaşanmadı. Suriye Kürtlerinin baskı altında tutulması konusunda esas aktör her zaman Türkiye oldu. Nitekim, Türkiye’nin Ağrı İsyanı’nı bastırması, Xoybûn’ün sonunu da getirmişti. Zaten Beyrut ve Halep’te örgütlenen Xoybûn’ün kurucuları da esas olarak Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra buraya kaçan Kürtlerdi. Türkiye, Suriye, Irak ve İran yönetimlerinin uluslararası güçlerle de ittifak kurarak 20. yüzyıl boyunca Kürtleri baskı altında tutması, 2003’te Saddam’ın devrilmesiyle son buldu. Dört ayaklı masanın bir ayağı (Irak) kırılınca, masanın yerli yerinde durması imkânsızdı. Böylece 21. yüzyıl, Irak Kürtlerinin göreli özgürleşmesini, İran ve Suriye’de de hızla örgütlenerek güç toplamasını beraberinde getirdi. Türkiye’deki Kürt mücadelesi ise otuz yıllık “düşük yoğunluklu savaşa” rağmen dinmedi. Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt örgütlülüğünün esas aktörü olan PKK ve lideri Abdullah Öcalan, bu üç ülkede artık tartışmasız bir biçimde Kürt örgütlenmesinin öncülüğünü yapıyor…

Öcalan’ın öngörüsü

“Ortadoğu’da gerici diktatörlükler çözülecek, Ortadoğu’daki rejimleri kimse kaldıramıyor, bu rejimler aşılacak. Emperyalist, kapitalist sistem ile Ortadoğu çelişiyor. Ya ABD’nin yeni adamları devreye girecek ya da halkların demokratik baharı gelişecektir. İkisi de zor gelişecek. Şimdi yaşanan ara dönemdir.”

PKK lideri Öcalan, bundan tam dokuz buçuk yıl önce (26 Mart 2003) avukatlarıyla yaptığı görüşmede bu öngörüde bulunuyordu. Dikkat çekici husus, Öcalan’ın bu değerlendirmeyle yetinmeyip PKK’nin, Kürtlerin bulunduğu diğer üç ülkede de (Irak, İran ve Suriye) örgütlülüğünü güçlendirmesi için muhtelif zamanlarda direktif vermesiydi. PKK bu direktiflere uyarak İran’da PJAK’ın, Suriye’de de PYD’nin kuruluşuna önayak oldu. İran’da silahlı, Suriye’de ise silahsız yeni Kürt hareketleri on yıldır yoğun biçimde halkı örgütlemeye çalışıyor. Tahran ve Şam’ın ise buna mukabelesi, PKK’nin bu hamlesinden hemen sonra ortaya çıktı. Tahran yönetimi, ele geçirdiği hemen her PJAK militanını idam etmeye başladı ve bu süreç, PJAK-Tahran arasında 2011’de varılan ve hâlâ geçerliliğini koruyan ateşkese kadar devam etti.

PYD öncülüğünde Suriyeli Kürtlerin Baas rejimine karşı ilk ayaklanması ise Öcalan’ın alıntıladığımız öngörüsünden tam bir yıl sonra, 12 Mart 2004’te, en büyük Kürt şehri olan Qamişlo’da gerçekleşti. Esad’ın ordu birlikleri Qamişlo’daki isyanı 34 Kürt gencinin ölümüyle sonuçlanan bir katliamla bastırmaya çalıştı. Bu esnada ne Türkiye’den ne de şimdilerde Esad’a karşı ayaklanan milliyetçi-Sünnî Araplardan katliama karşı en ufak bir tepki geldi. Dolayısıyla, Suriye Kürtleri baskı ve katliamlara rağmen ödün vermedikleri mücadele ve örgütlülük çabalarının hasadını toplamaya başlarken, on yıl önceki öngörüsüyle Suriye’deki örgütlenmeyi hızlandıran Abdullah Öcalan da Suriye Kürtleri üzerindeki etkisini artırmış oluyor.

Aslında, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de Kürt ayaklanmasının tetikleyicisi, rejimin korkuyla giriştiği katliamlar oldu. Qamişlo katliamından sonra PYD’nin Kürtler içindeki etkinliği daha da artarken, Türkiye de Şam’la imzaladığı Adana Antlaşması kapsamında, Esad rejiminin ele geçirdiği PKK’lileri teslim almaya başlamıştı. Gelinen aşamada hiçbir hükmü kalmayan, 17 Eylül 2009’da Türkiye-Suriye arasında imzalanan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Antlaşması ise iki ülke arasındaki Kürt karşıtı ittifakın taçlandırılması olarak nitelendirilebilir. Nitekim, aynı tarihlerde Türkiye’de de KCK operasyonları hız kazandı ve Türkiye’deki kitleleri harekete geçirme kabiliyeti olan hemen tüm Kürt siyasetçileri hapse tıkıldı.

Türkiye “Kürt Dağı”na müdahale edebilir mi?

Esad rejiminin devrilmesiyle birlikte, Suriye’yi ABD’yle birlikte Ortadoğu emelleri için bir üs olarak kullanmayı tasarlayan Türkiye, buradaki Kürt gücünü ya küçümsedi veya Türkiye’deki Kürt hareketini “yeni anayasa masasında” oyalayıp bu stratejisini dikensiz bir gül bahçesinde uygulayabileceğini tasarladı. Ancak, göründüğü kadarıyla, Suriye Kürtleri Türkiye’nin bu planlarını şimdiden berhava etti. Türkiye’nin Suriye Kürtlerine yönelik herhangi bir müdahalesi, uluslararası dengeler de gözetildiğinde imkânsız görünüyor. Dolayısıyla, Kürtlere karşı en kötü ihtimalle yeni Suriye yönetimi cephe alabilir, ki yeni rejim Kürt özgürleşmesine mâni olmak gibi bir güce kavuşana kadar, Kürtler kendi konumlarını sağlamlaştıracaktır.

Önümüzdeki günlerin temel meselelerinden biri bu olacak. Yani diğer ülkelerdeki Kürtlere nazaran ekonomik olarak çok daha güçsüz, yoksul, nüfus olarak da daha az olan Suriye Kürtlerinin başta Kobani, Afrin, Amude, Derbasiye, Serê Kanîyê, Derik gibi şehirlerdeki yönetimi elinde tutmaya muktedir olup olamayacağı. “Kürt Dağı” veya Suriye Kürtlerinin tabiriyle “Cebel Ekrad” ile Cezire bölgesinde Kürt bayrağının dalgalanmasına karşı iki ayrı cepheden saldırı olması muhtemel: 1- Esad’ı devirebilirse Özgür Suriye Ordusu. 2- Türkiye. PKK liderlerinden Murat Karayılan, 22 Mart’ta bu ihtimali öngörüp şunları söylemişti: “Eğer Türk devleti Batı Kürdistan’daki (Suriye) halkımıza bir müdahale yaparsa, tüm Kürdistan bir savaş alanına dönecektir.”

Karayılan 29 Mart’ta da Ortadoğu’daki dönüşüm sürecinde Kürtlerin “başlarının çaresine bakacağını” söylemiş, aynı gün Mesud Barzani de Kürtlerin geniş birlikteliğine vurgu yapmıştı. Temmuz başında, başta PYD olmak üzere, 16 Suriyeli Kürt örgütünü Erbil’de buluşturan ve ortak hareket etmeleri konusunda anlaşmaya varmalarını sağlayan Barzani de sürecin belirleyici aktörlerinden. Barzani’nin sürece müdahil olması iki ihtimal yaratabilir: 1- 23 Temmuz’da Barzani güçlerinin Suriye’ye geçerek PYD’nin etkinliğini zayıflatmaya giriştiğine yönelik haberler doğru olabilir. Böyle bir durumda PKK ile Barzani arasında yeni bir çatışma başlayabilir ki, bu çok zayıf bir ihtimaldir. Zira Barzani’nin temmuz başında bir araya getirdiği örgütlerin en güçlüsü, Öcalan’ı önder olarak gören PYD’ydi. Barzani’nin PYD’ye karşı herhangi bir girişimi, kendi tabanında da büyük bir tepki toplayacaktır. 2- Bir süredir Barzani’yi yanına çekerek Suriye ve Türkiye Kürtlerinin kalkışmasını dizginletmeye çalışan AKP hükümeti, bu son dayanağını da yitirebilir ki, bu daha güçlü bir ihtimal. Kürtlerin Barzani’nin de desteğiyle Suriye’deki konumlarını güçlendirmesinin, Türkiye’deki Kürt meselesine yeni bir boyut katacağı açık.

2003’te, ABD’nin Irak işgali öncesinde ezeli rakip Barzani ve Talabani’nin ittifak kurduğunu ve bunun üzerinden kazanım sağladıklarını unutmamak lâzım. Barzani’nin bu deneyimi Suriye Kürtlerine de salık verdiği ve ittifak kurmaları halinde her türlü desteği sunacağını açıkladığını biliyoruz.

Öte yandan, devrilmemeyi başarması halinde Esad’ın Kürtlere, Türkiye’yle arasında tampon oluşturma maksadıyla da özerklik tanıyacağını Express’in mart sayısındaki “Ayı, Tilki ve Tavşan Meseli” başlıklı yazımızda öne sürmüştük. Özgür Suriye Ordusu veya daha açık ifadeyle Türkiye ve ABD’nin güdümündeki Sünnî-milliyetçi Arap muhalefeti, Suriye’deki isyanın başından beri, Türkiye’nin tesiri ve Arap milliyetçiliği dolayısıyla Kürtlerin gücünden yararlanmama pahasına, özerklik taleplerini reddediyor. Yeni Suriye’de de Kürtleri baskı altında tutma planının Türkiye’ye pahalıya mâlolacağı açık. Amiyane tabirle Türkiye, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olabilir. Suriye’deki gelişmeler Türkiye’de zaten kalkışma halinde olan Kürtlerin çözüme dair umutsuzluğunu dağıtabilir.

Bundan beş ay önce, Express’in Mart 2012 sayısındaki “Ayı, Tavşan ve Tilki Meseli” başlıklı yazımızı şöyle bitirmiştik: “Halk hareketlerinin kimin lehine sonuç yaratacağını kestirmek her zaman mümkün olmaz. Keza işgaller de, tıpkı Irak’ta olduğu gibi öngörülemez sonuçlar yaratabilir. Örgütlü yapılarını daha da sıkı hale getiren PKK merkezli İran, Türkiye ve Suriye’deki Kürt yapıları, Türkiye’nin mevcut bölge politikalarını altüst edecek bir başarı kazanabilir. (…) Böyle bir durumda, KCK operasyonları, Roboski katliamı, AKP’nin Van depremindeki tutumu, Pozantı’da tutulan TMK mağduru çocukların tecavüze uğramalarına göz yumulması ve en son 15 kadın militanın iddialara göre uyku halindeyken öldürülmesi dolayısıyla devlete karşı ciddi bir öfke barındıran Türkiye Kürtlerinin nasıl bir pozisyon alacağını tahmin etmek zor değil. BDP’yi “müzakere” masasında oyalayıp Kürt hareketlerini Türkiye’nin bölge politikalarına ikna etmek ise pek mümkün görünmüyor. Kürt hareketinin bölgedeki muhtemel bir savaşı kendi lehlerine çevirmeye mahir olup olmaması, Türkiye’nin bölgesel bir güç olup olmayacağını da önemli ölçüde belirleyecek.”

Öcalan niye tecrit ediliyor?

Aynı yazıdaki şu değerlendirmemiz de geçerliliğini koruyor: “Suriye’de muhtemel bir dönüşümün Kürtler açısından nasıl sonuçlar yaratabileceğini en iyi çözümleyebilecek ve Kürt hareketine buna göre yön verebilecek olan Öcalan’ın ise dış dünyayla irtibatı altı aydır tamamen kesilmiş durumda. Öcalan’a yönelik tecridin arkasında, devletin Suriye politikasının yattığı su götürmez bir gerçek.”

DTK’nın 14 Temmuz’da Diyarbakır’da Öcalan’a özgürlük talebiyle gerçekleştirmek istediği mitinge yönelik sert müdahaleyi de buna bağlamak gerekiyor. Burada sorulması gereken esas soru şu: Bir yıldır Öcalan için kayda değer kitlesel gösteri düzenlemeyen Kürt hareketi, neden böyle bir tarihi seçti? Bu konudaki rivayetler muhtelif. Hükümet cephesine bakılacak olursa, mitingin DTK’nın demokratik özerklik ilanının birinci yıldönümüne denk getirilmesi manidardı. Kimilerine göreyse miting, 1982’de PKK’nin öncü kadroları Kemal Pir, Ali Çiçek, Akif Yılmaz ve Hayri Durmuş’un baskılara karşı başlattığı ölüm orucunun yıldönümüne özellikle denk getirildi.

Aslında, Kürt hareketinin Öcalan’a yönelik en azından tecridin kaldırılmasını istemesinin esas nedeni, bölgesel dönüşüme dair fikirlerine ulaşmak ve buna göre yeni bir strateji belirlemek. Devletin de mâni olmak istediği şey bu. Ancak Türkiye’nin bu konuda bir hayli geç kaldığı söylenebilir. Çünkü en azından Suriye’deki Kürtler, Öcalan’ın belirlediği “Demokratik Özerklik” talebiyle, yine Öcalan’ın oluşturulmasını istediği “Halk Savunma Güçleri” aracılığıyla kalkışmasını gerçekleştirdi bile. Bu noktadan sonra Kürtlerin teorik değil, pratik mahareti süreci belirleyecek. Türkiye de ya Esad karşıtı milliyetçi-Sünnî Arap muhalefetini Kürtlere karşı kışkırtacak, ya doğrudan buraya müdahale etmeye yeltenecek veya Kürtlerin özgürleşmesine göz yumarak sırtındaki tarihsel yükü hafifletmeye çalışacak. Kürtlerin bu süreci kalıcı bir kazanıma çevirip çevirmeyeceğine dair öngörüde bulunmak yanıltıcı olur, ama her durumda Türkiye’nin başını çektiği bölgesel Kürt karşıtı ittifakın oluşturulduğu masa, kısa vadeli de olsa, Irak’tan sonra bir ayağını daha kaybedecek.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Kürt Vatandaş kitabının yazarı olan, İrfan AKTAN'ın bir devamlılık halinde kaleme aldığı makaleler Bir + Bir'in sitesinde yayınlanmaya devam ediyor. Meram sahanlığı dahilinde duyumsatmaya çalıştıklarımızın daha geniş bi'vizörden kadraja eklemesiyle ortaya çıkan tahlil v analizlerin sonuncusu olan "Kürtler İçin Hasat Zamanı" başlıklı makalesi önemli bir okuma parçasını oluşturuyor. İrfan AKTAN v Bir + Bir ekibinin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz... İyi okumalar.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Kürtler İçin Hasat Zamanı - İrfan AKTAN - Bir + Bir
"Kürt Vatandaş" Kitabı ve Çocukluğum - Serhat KORKMAZ - BiaMag
Kürtlerin ‘Haysiyet Meselesi’ ve Biz - Nuray MERT - T24
Kürt Meselesini Derinleştirmek - Vahap COŞKUN - Radikal 2
Nasıl KCK'li Oldum! - Arzu DEMİR - Emek Dünyası
'Kürdistan’ı Unutun' - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Avni Özgürel Devlet Adına Kandil'e Mesaj Götürdü - Aysel TUĞLUK - Taraf / T24
Anlamak Uzun Sürer… - Hakan TUNÇ - PolitikART
Üç Taş: Kürt Sorununda Faili Meçhullerden Tutuklamaya - Müge TUZCUOĞLU - Evrensel
İzan, İnsaf, Hayâ, Edep... - Ferhat KENTEL - Taraf / DYH
ESP: '38'den Roboskî'ye Adalet İstiyoruz - ETHA
Madımak’ta Yanmayan Kaldı Mı? - Ahmet YAVUZ - Jiyan
Sivas Ateşine Asparagas Benzini - Ali TOPUZ - Radikal
"Babamı Aramaktan Vazgeçmem" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'İşe Bak Lan! İşkencecim Demokrat Oldu!'- Balçiçek İLTER - Habertürk
Bitmez İntikamın Adı: Hopa! - Muhalefet
John NASH: ‘İyi Matematik Bilmeyen Toplumda Adalet Olmaz’ - Mehveş EVİN - Milliyet
Yargıtay, Mahkemenin ‘Cemevi İbadethanedir’ Kararını Bozdu - Sol Defter
Sürgü'de Alevilere 'Oruç' Baskısı - ETHA
Belediye Başkanı'ndan Linçci Ağzı: Aleviler Buradan Gitsin! - Turnusol
16 Yaşındaki Çocuğu Ağır Cezada Yargıladılar - Meliha GÜNDÜZ - ANF
Jop-Gaz Yemek Orucu Bozar Mı? - Özgür AMED - Ajans Amed
Yaygın Medyanın "Ağar"an Yüzü! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Birine “Kökeni Şüpheli” Dendi Mi, Şöyle Bir İrkiliriz.. - Yetvart DANZİKYAN - Bir Orman Gibi
Meğer TİT Örgüt Değilmiş! - Funda TOSUN - Agos
Nefretin Adı: Söylem - Ulvi YAMAN - BTNet
Edebiyatın Sansür Gücü - Bülent USTA - Birgün
Sitî Ana: Kaldığım Yerden Devam Edeceğim - Meliha GÜNDÜZ - ANF
'Beni Neden Çıkardılar Ki Cezaevinden?' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Sitî ŞEN - Artık Kan Akmasın - Evrensel
Kürdistan’a Eyvallah Sömürgeciliğe Yallah! - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Aşağıdan Otoriterizm - Ahmet İNSEL - Radikal 2
'Ancak Birbirimizden Nefret Edecek Kadar Dindarız!..' - Doğan AKIN - T24
Seyfo'nun Laneti - Sadık ASLAN - PolitikART
Diyarbakır’ın Son Ermeni’si, Bir Garip Anto Dayı Ölmüş Diyeler... - Hasan CEMAL - Milliyet
Beraber Büyüdük Bu Ülkede - Serkan OCAK - Radikal
Meçhul Öğrenci Postası: Esen ve Özgür Kalın - Reşit NUMAŞ - Bianet
2012 Paralı Eğitim Raporu - Kollektifler
Yüksek Öğrenim Harçları Kaldırılıyor: Piyasa Dışında Alan Yok! - Göksun YAZICI - Bir + Bir
Her Şey Olur #514 Büyük Ustalar - Cem DİNLENMİŞ - Cem DİNLENMİŞ Tumblr
Darbe Tehlikesi Tayyip Erdoğan’ı Gülen Cemaati’nin Kucağına İtti - Ferda BALANCAR - Agos
'Başarılı Olurlarsa Sıra Size De Gelecek' - Emek Dünyası
Gramsci ve BDP'li Tutsak Vekiller - Alp Ozan GÜL - Birgün
Utanmak Güzel Şey Be Kardeşim - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
Siyasal, Yargısal ve Teolojik Fetvalara Rağmen Cemevi Alevilerin İbadet Yeridir - Turan ESER - Muhalefet
"Söz Hakkımız Yoktu, İşkence ve Tecavüz Hakkımız Vardı, Onu Kullandık!" - Sibel Yalın YERDENİZ - Sendika.org
HDK: Sedat Selim Ay Görevinden Alınsın - ANF
İşkenceden Hüküm Giyen Polis Şefinin Terfisi - Mithat SANCAR - Açık Radyo
'Biz Yaşadık, Biz Tanığız' - Evrensel
Ali OCAK: Yalan İmparatorluğu Yıkılıyor - ETHA
Adaletin Aynası Cezaevleri! - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Güldürdüğümüz Çocukların Babaları Çocuklarımıza Tecavüz Etti - Hezil ROJDA - ANF
İnci’nin İşkence Günlüğü - Hatice ÖZHAN - Giresun Cezaevi - Özgür Gündem
İşkence Mektubuna 'Halkı Paniğe Sevk Eder' Diye El Konuldu - Milliyet
Şahdamarı Kesilen Bir Ülkenin Ardamarı Da Kesilir - Zeynep TOZDUMAN - Jiyan
Camide Değil, Özgürlükte Buluşalım - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Önder'le Teziç'in Türban Diyaloğu - Yüksekova Haber
BİA Medya Gözlem ve İfade Özgürlüğü Raporu- Tam Metin - Emel GÜLCAN - Bianet
Akit’ten Al Haberi! - Veli BAYRAK - Jiyan
28 Şubat Süreci Medyada Sürüyor - Mustafa Alp DAĞISTANLI - Habervesaire
1908’de Kaldırılan Sansüre Selam, Eskiye Devam! - Ali KALİK - Özgür Gündem
Kemalizm Gömleğini Çıkarmalı Mı, Çıkarır Gibi Mi Yapmalı? - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
İnsansız Uçaklara Ahlaki Gerekçeler Aranıyor - New York Times / Sabah
Kommersant: Sur Belediyesi Ulusal Dil Politikasını Sarsıyor - ANF
Etnik Temizlik ve Ekonominin Türkleşmesi - Sait ÇETİNOĞLU - Başka Haber
Noam CHOMSKY: Destroying The Commons - How The Magna Carta Became a Minor Carta - Tom ENGELHARDT - OpEdNews
Avrupa Ne İstiyor? Çokkültürlülük Çıkmazını Aşmak - Slavoj ŽIŽEK - Gerçeğin Günlüğü
Greece, Breaking The Doom Loop - Robert H WADE - Le Monde Diplomatique
“Çocuklarımızın Geleceği İçin Mücadele Ettik” - Muhalefet
Bakalım Bunun Adı Ne Olacak! - Umur TALU - Habertürk
'PYD ve Barzani Arasında İktidar Çekişmesi' - Kamil ERDOĞDU - BBC Türkçe
‘Arap Baharı’, Kürt Devrimi... - Delil KARAKOÇAN - Yeni Özgür Politika
Güneybatı Kürdistan - Erdoğan ZAMUR - Ajans Amed
Askere Gidenin Yerine ‘Kiralık’ İşçi Geliyor - Sol Defter
Kürt İllerinin Selamı Var! - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Kötünün Hükümranlığı - Mesut ODMAN - soL
Çatılarda Filizlenen Düşler - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İlhan Mimaroğlu'nun Ardından... - Açık Radyo


Brian ENO Official
Brian ENO - Eno Web
Brian ENO Official via Warp Records
Brian ENO - Imaginary Landscapes Documentary By Duncan WARD & Gabriella CARDAZZO
Brian ENO - Obscure Records Archive via UbuWeb Sound
Brian ENO - Ambient Mix By Lammermuir via Mixcloud
Brian ENO: Success Ruins Artists By David MITCHELL via Salon
Brian ENO On Bizarre Instruments - The Telegraph
Brian ENO Lecture On Music And Art via Dangerous Minds

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
fight the power II - jtravism via flickr
jtravism (travis miller) flickr page

>>>>>Poemé
Usta İşi - Ece AYHAN*

1.Fakir kuş hiç unutmaz, kitapların yakıldığı yıldı

Kırk kapıdan birden devletle girdiğini gördük
Başsız bir at ve içindeki solgun süslü binicisinin

Dervişlere göre parçalanmış ölüm doğudan dönüyordur

Onun için ki acı bir suyla üçe bölünmüştür bir kent

2.Fakir kuş hiç unutmaz, ustaları ölmüş oğlan çocukları
Denizden çıkınca birbirlerinin saçlarını tararlardı

Ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım İstanbul
Yüreğini utanarak saklıyor ve çürümüş çiçek kokuyorsun

Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.

3.Fakir kuş hiç unutmaz şu altın eytişimsel yasayı da
Tarihte nice ve nite şehzade bilmeden atını taşımıştır

İşte onların sandukalarında usta işi gazeller oyuludur.

Kaynakça: Şiir

No comments: