Sunday, August 05, 2012

Deuss Ex Machina # 411 - la libereco de ĉiuj estas esenca al mia libereco

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_411_--_la libereco de ĉiuj estas esenca al mia libereco

30 Temmuz 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Diary Of A Record Collector vs. Deuss Ex Machina
Konuk: Sühan GÜRER - Diary Of A Record Collector
Sesli Meram // İlhan Kemaleddin MİMAROĞLU (1926-2012) Anısına...
>1<-İlhan Mimaroğlu-String Quartet No. 4 ("Like There's Tomorrow") Part I (Finnadar Records)
>2<-İlhan Mimaroğlu-Music Plus One For Violin Solo And Electromagnetic Tape (Turnabout)
>3<-İlhan Mimaroğlu-Le Tombeau D'Edgar Poe (Voice: Erdem Buri) (Finnadar Records)
>4<-İlhan Mimaroğlu & Freddie Hubbard And His Quintet-Interlude II (Atlantic)
>5<-İlhan Mimaroğlu & Freddie Hubbard And His Quintet-And Yet There Could Be Love (Atlantic)
>6<-İlhan Mimaroğlu-Agony (Visual Study No. 4, After Arshile Gorky) (Turnabout)

la libereco de ĉiuj estas esenca al mia libereco
(411)
binlercesinden harften, imden mürekkep bir söz simyası, iki seslendiriş bunca biganeliğin yanında kah öyle kah böyle ama bir şekilde hayatlarımıza karışmayı sürdürüyor, hayatlarımızın bunca pejmirdeliğe beyaz bayrak çekmiş hallerine inatla, didişerek yine yeni v yeniden yola çıkabilmenin gerekliliğini zihinlere mıhlıyor. kolay olmayan yollardan geçirilip, her dem tazelenmeye doyulmayan sonuçsuz sınavlardan, bir başka evresi arşınlatılırken durmadan yapılan hataları görebilmek için sözler, seslenişler önümüze geniş sahalar çıkartıyor. görebilmek için çabalayana kazın ayağından çok daha gerçekçi tespitlerin, tutumların v viranlığı modernizm diyerek yutturma gayretkeşliğinin neticede hangi bedellerinin ödenmesi gerektiğini, gerekeceğini fark ettiriyor. bu ülkede yaşayabilmenin, soluk alıp vermenin kendi düzeneğinden çok daha teferruatlı, basbayağı yorucu olan bir hal toplamından ibaret olduğunu yinelemek söz konusu oluyor. geliyoruz, dolanıyoruz, dönüyoruz hesapta bolca deviniyoruz sonuçta dövünmekten, dövülmekten, hakir görülüp hizanın içerisine dehlenmekten başkasına da reva görülmüyoruz.

yüzümüze denilmeyenin, arkamızdan çevrilmeyenin kalmadığı bu dövmeyi farz, sövmeyi normal az biraz ipin ucu kaçtı mı sahneden kaçar adım uzaklaşıp olanları bitenleri münferit münferit diye sayıklamanın bedellerini hep beraber ödediğimiz bir coğrafyada kelama karışabilmek hala öylesine yokuş yukarı bir tecrübedir ki her sözcüğünüzü özenle, itinayla seçerek ancak bir şeylerin varlığını v açmış olduğu yaraların başımıza çıkarttıklarından dem vurabilmek mümkün oluyor. yahutta bizler öyle adlediyoruz. kolaya sığınılıp iki arada bir derede uygulamaya geçirilenler bir tur iki tur derken resmen bütün hayatı zapturapt altına alan bencilliğin, adam seçiciliğin, ikilemlerle bolcana kaytarma v kayırmalarla beraber cümbür cemaat şekillendirildiği bir sath dahilinde nereye gidiyoruz sorgu, tespit v endişelerinin yanında daha gerçekçil yabana atılmaması gereken konular önümüzde dikiliyor. önümüzde yükseliyor. biganeliğin devletin vurduğu yerde gül biter çıkarsamasının nasıl da kadük bir bakışım toplamı olduğunu bir kereliğine dikkatle göz gezdirdiğimizde, anaakım medyasının suskunluğa eyvallah çekmiş halleri arasında satır satır yalanlarıyla örmeye devam ettikleri bu güzel ülke masalının nasıl boyasının akıp, pasının enikonu göründüğü meydana çıktığından bahis açıldığında sanırız ne demek istediğimiz daha yalın bir biçimde ortaya çıkacaktır.

her durum v şart altında olmayan şeylerin oluyor, oluyor hem de çok güzel oluyor diye nakşedildiği, bahşedilenlerin birer fecaat değil de piyangodan çıkan amorti gibi sevinilesi bir garabet olarak savlandığı, yok yok oralarda özgürlük yok buralarda otorkasi bol, şuralarda her anın kollandığı bir kısıtlanma, diktatörlük mevcut, mevcudiyetini korumakta diye tıslanmaktayken bizahati buraların yarı açık cezaevinden pek de farkının kalmadığının ikrarından yola çıkarsak; nerede durduğumuz v hangi zorunlu engeller, aşılmaz kırmızı çizgilerle yüz göz olduğumuz meydana çıkacaktır. insanlığımızın değil kimci olduğumuz daha mühimdir çünkü. dini bireyin kendi seçimleri olarak yaşamasının veya yaşamının neresinde nasıl bir tavırla uygulayacağı hep bir kullanım kılavuzu işlevi gören muktedir dilinin kendisinin yönlendirmesiyle söz konusudur. aklının yettiğini, gözünün gördüğünü, kulağının duyduğunu çekincesiz, salt bir hatanın peşinden gidilmesindense doğrunun ortak çaba v çıkarsamalarla meydana getirilebileceğine biatın, oldurulabilirliğin hala ütopik olarak değerlendirildiği bir zamanda dilden medet ummanın akıldan fikiri türetmenin, benzeş hınç dalgalarının, öfke patlamalarının, hep kin kusup kime ne dedik ki biz yahu diye böbürlenmelerin karşısında insan olma, vicdan sahibi kalma diskurlarını birer ambalaj olarak değil gerçeğin ta kendisi olarak kullanabilmenin neresine müdahale edileceğinin şaşırıldığı bir güncellikteyiz vesselam.

derli toplu enikonu sadece göz ucuyla bile bakıldığında gündem denilegelenin bunca engellemeye karşın tek bir doğru olarak sunageldiği yegane şey, bütün bu gıybetin ortasında sergilenenlerin sonrasında insan kalanların hala inat edenlerin kimler olduğunun anlaşılabilirliğidir. herkesi birbirinden ayrıştırmak, gerçek nifak tohumu ekmenin neresinden tutulsa elde kalan yapısında, kör kör parmağım gözüne insanları birbirilerine kırdırmak, daha yaşını başını almayan insanları otuz yıldır devam eden bir savaşın piyonları! olarak ileriye sürme cesaretini hala muhafaza edip, dağlarda, köylerde gidip de görmediğimiz yerlerde insanları yerlerinden yurtlarından edip herşeylerini yakıp yıkmanın dümdüz etmenin, savaç mafyalarına hepimizin emeğini çarçur edip harcamanın dahası canları göz göre göre ölüme, karanlığa teslim etmenin, kandan medet umup hakları, halkları birbirinden ayrıştırmanın en dikenli yollarında yürüdüğümüz bir güncellikte her anımızın bir sınav olduğu muhakkaktır. tükürükle boğarız, fiskemizle yok ederiz diye buyurulanların, hedeflenenlerin insan canı olduğundan zerre kuşku duyulmaması gerekli olduğunu bilmiyoruz kaçıncı kere tekrar etme zaruriyeti vardır.

düz ovada siyaset yapmanın önünü alabilmek için uydur kaydır iddianameler ile kargaları bile güldüren seçme saçmalamalarla beraber hakkaniyetli bir konuşmanın, dirayetli bir savunuşun değil tam da istedikleri gibi kör bir şiddetin esiri olup bu cehennem modelinin sürekliliğini sağlanması hangimizin faydasınadır hiç düşündünüz mü? yerini yurdunu peşkeş çekmek istemeyen, doğasını savunan, yaşamın getirdiklerini az da olsa günyüzü görebildiği anları elinden alınmasına isyan eden, her hukuksuzluğa aynı eşit mesafeden benzeş, çıkar için değil gerekli olan o olduğu için karşı duran, bireyim ben v özgür irademle beraber bu kararlarımı alıyorum diye ses veren herkese teröristsin, terörün maşasısın yakıştırması artık ayıp kaçmıyor mu? binlerce insanın canından sonra hala ulaşabildiğimiz nokta burası mı bu kör gayya kuyu timsali hal midir? yiye yiye birbirimizi, klavye delikanlılarının sen de mi x'sin fantazyalarının salyalarını akıta akıta ota boka müdahil olup neyden haberdar olduğunu bile bilmediği neye hizmet ettiğini asla anlamak konusunda ilerlenilmeyen bir cenahta tutuklu kalmanın, dışarıda kalmanın ne gibi farkları kalmıştır ki, hala kalmış mıdır? ulusal gururumuz diye övündüğümüz yegane şeyimiz kandan medet ummak mıdır, her anın içinde bir kere daha tekrar edilen kucaklaşma denilegelen muktedir ağzı böyle bir şey midir?

savaş ortamı devam ederken, kentlerde yüz çevirilen, bireysel hakları ellerinden alınan, gık demelerine -müsammaha gösterilmeksizin kış kışlanan, "ekmek elden su gölden" yaşamadıklarını bildikleriniz, tıpkı size, öbürüne benzeyen insanlara reva gördükleriniz, sadece bu kirli savaşın kendisinde değil, hes' karşıtlığında, eğitiminin nasıl olması gerektiği konusunda seslenişlerde, demokrasi denilenin sakız markası değil bir hakikat olduğunu vurgulamak isteyenlerde, geçmişin tozlu raflarında kaldığı sanılan şeylerin nasıl hala el altında capcanlı tutulduğunu vesikalayan işkencenin müdanasız sahiplenilişine bir dur demek isteyenlere, gazın, copun bombanın hiddetinin diğer yanında sanal gerçek fark etmez bir de ötekisi savını devamlı diri tutacak, hıncınızı onlardan alın diye hedef gibi ortalık yerde adlandırılanlara uzanan bir secere ile yolumuz nereye götürüyor hiç ayıyor, farkına eriyor musunuz? herşey halen masal mı görünüyor, güzel!!! potansiyellerin denendiği, hakkaniyetli ölümlerin adetli, bizim canımız değil onların canları yanıyor kem küm, rerörerö diye diye boyuna hep aynı teraneden güftesi bestesinin dosdoğru ırkçılık olan bir söylem yığını karşısında bu cinnet hal toplamında meramın içerisinde görünenlerden sonra hala mı fark etmiyorsunuz! farkına ermiyorsunuz.

kindarlığın olağanlaştırıldığı bir sahanlıkta cehennemi aramaya gerek yok mütemadiyen güncelleniyor işte bu kara parçası, her anında acının bir kere daha yinelendiği, bir felaketin daha olurunun verildiği... görüyor musunuz! sonsuz bir döngünün içerisinde hemen hiç bitmeyecek, sonu bir türlü getirilmeyecek, layığı hakkı bir türlü tahsis edilmeyecek, özgünlüğü bağlamı sorguya tutulmaktan, asla nihai bir neticeye vardırılmayacak olan edimlerin toplu geçidine sahne olunan bir güncelliğin dahilinden bildiriyoruz. baskıcılığın, biteviye töhmetin, alabildiğince genellemelerin, ağırlığınca gıybetin vakit kaybetmeksizin uygulamaya konulduğu, karanlığın ne manaya geldiğini yalın bir gerçeklik olarak tasavvur edebilmeyi mümkün kılan bir güncelliğin içerisinde yol almaya çalışıyoruz. değme edebi yazınsalların metaforlarında bütünleştirilen, birbirine denk düşürülen şeylerin iş bu gerçeklik dünyasında, bunca vehamet toparlaması dahilinde nasıl ütopik konum v konuşlandırmalar, çıkarsama v tahliller dizgesinin ötesinde basbayağı birer can yakıcı unsur haline dönüştürüldüğüne tanıklık ediyoruz. masallar tükenirken, gerçeklerin acıtıcı birer tecrübe haline dönüştürüldüğü kinin, nefretin, lincin, şiddetin olumlanmasının, hala ipe sapa gelmez savunuşlarla kol kanat gerinip, savunulup güncelliğinin korunduğuna vahvahlandığımız bir döngüyü arşınlıyoruz.

bir aşağı bir yukarı iş bu gayya kuyusunun en gizli dehlizlerine çekilirken hala toz pembe hayallerden dem vurulabilmesinin, hemen her şeyin münferit, kolaylıkla halledilip aşılabilecek birer sınayış olduğundan dem vurulup bahis açılabilen günde yaşıyoruz. günlerden geçiyoruz. varsayıyoruz. basitleştirilip aşıldığı sanılan engellerin, kural kaidesine göre hareket edilip onarıldığı varsayılan aksaklıkların, tümünde demokrasi sınavına çok çalışıldığı vurgulanan ama her defasında yine sıfır çekilip oturulan bir düzenin bileşkesinde yarınlarımızın ne hallere konulduğunu düşünerek ömrümüzü tüketiyoruz. ümidin lime lime edilmesinin tam da yanında bitiriliveren sorun çözme potansiyelinin, algısının nasıl da koruma kalkanları, alarm devrelerini harekete geçirildiği bir laboratuar haline indirgenip dönüştürüldüğünü deneyimlediğimiz pusulara düşmeden ilerlemeye gayret ediyoruz. sabit kaldığımız, sabitlendiğimiz bataklık hepimizi içine çekerken hala insani olanın ne olduğu yahutta olması gerektiğine dair didinip duruyoruz. elimizden ç(alınan) ümidin, saklanıp esirgenen adaletin, binbir türlü hinlik ile unutturulmaya gayret olunan hakların, üzeri örtülmeye çalışılan soru v sorunların nihayetinde bu pejmürdelik saiğinin devamlılığının hiçbirimizi kurtarmayacağını biliyor v görüyoruz. anlıyoruz!.

ötelenmeksizin, yarına havale edilmeksizin bir şeylerin, sorun mesnetinin, vakia nam atfedilenlerin evet buna kolayca dökümlenen, iliştirilen hazır burada bu bileşke, küme var onu da dolduralım böyle böyle diye gün kurtarmalar v daha fazlasının, günü kurtarıyoruz yollu varsayıklamaların naçar bir ataletten daha ötesini mümkün kılmadığının, her ne varsa onun gazını alıp yola devam şıkkının seçeneğinin diri tutulduğunu el altında muhafaza edildiğini yinelemek istiyoruz.devletin deneklik olarak kendi halkı üzerinde uyguladıklarının, uygulamaya giriştiklerinin hemen pek çoğunun belirli sabitlerle, aşılmasına müsammaha gösterilmeyen kırmızı çizgilerle donatılmış birer sahayı geride bıraktığını, onun da çözümlemeyi değil tam aksine batalıkta nefesimizi daha uzunca bir süre kesen bir yapı, kurgu timsali olduğunu yinelemek istiyoruz. denekliği olumlamaya gayret ederken hemen hemen hiç durmak, duraksamaksızın hiddetin yeni aşamalarının, şiddetin kör yapılarının, lafın, kelamın değil vurdulu kırdılı bol sinkaflı sözden çok fiili hakaretleri v hakaretamizliği onore eden bu v benzerine meyil ettiren bir temsilin, timsalin vurgusuna ön ayak olunduğunu göstermek, yeniden dimağlarınıza sunmak istiyoruz.

böyleyken, hal v gidişattan toptan sınıfta kalınmışken hala rol model, örnek ülke, demokrasi beşiği, medeniyetler mirasçısı gibi günümüz literatüründe çokça ön plana çıkartılan şirinlik muskası terennüm, çıkarsayış, değini v atfedişlerin nasıl esamesinin görünürlüğünü, ibret vesikalarının tam da önünü kapattığını, görmek isteyen, buna çabalayanlara şeytanın aklına gelmeyecek davranışların reva görülebildiğini tam v vakit sektirmeksizin devreye sokulabildiğinin ayırdına uyandırabilecek, evet bunu halen yapabilecek bir aynalayıcı olduğunu tekrardan vurgulamak istiyoruz. kurgu v yapı harapken bunu gösterirken hala iyiye gidiye diye vızıkdamanın, baskınlık artmaya devam ederken hayatı olumlayabilmenin ne kadar da polyanna yazınsalıyla benzeş bir tahayyülün yinelemesi olduğunu çözümleyebilmek hala yok o öyle değil, yok bu böyle değil diyebilenler için öncelikli, zaruri bir zihin jimnastiğidir. vakıf olana, çabalayıp durana kilidi açacak anahtardır. artık görülecek gün bırakılmamakta alınacak nefes bile yanımıza kar konulmamaktadır. bir sürümceme diğerini tetiklerken durmaksızın kurulan yeni pusular önümüze çıkmaktadır.

her yapılandırma bu neo liberalizm çarkının, öğütücüsünün değirmenine su taşınırken nelerin gözden çıkartıldığını da dökümlendirecektir. akdemisyeninden, politikacısına, gazetecisinden, öğrencisine, emekçisine sayıları binlerle ifade edilebilen, kitlesel bir kıyımın suskunlaştırılacak birey nüfusunun, persona non grata'ların günden güne arttırıldığını, korku payandasının bir gerçeklik haline dönüştürüldüğünü idrak ettiğinizde sanırız ne demek istediğimiz daha kolay anlamını bulacaktır. konuşmak, dillendirmek daimi bir biçimde dokunan yanar seviyesine sabitlendikçe, elini taşın altına koymak giderek daha zor v daha gözü karartmak mecburiyetini v yılmamayı beraberinde sunmaktadır. yıllar yılıdır beslenen, büyütülen, filizleri geleceğe taşınan nefret turnusolünün, ötekileştirme evrelerinin nasıl bir toparlayış, nasıl bir neticelendiriş öğesi üstünde şekillendirilmeye devam edildiğini sadece bu sathın yaşayanları olan bizler değil, bu cümbür cinnet deryanın dışında ta en dışında olanlar bile fark etmektedir. yorumların şiddet sarmalına teslim olduğu artık sarpa sardığı, kördüğüm haline dönüştürüldüğü bir ahval dahilinde karanlık kapsayışını, sahasını her dem tazelemektedir erebiliyor, görebiliyor musunuz? fikri garabetliklerin sıradan faşizmi tetiklediği, manidar bir halde teşvik ettiği zamanımızda hepimizin bir öteki oldurulması, bir göz altına bir dokuz sütüna çekilecek manşete çekilecek yaftaya bakmaktadır. dikkatinizi cezbediyor mu? görüyor musunuz?

ötekisi olarak tasnifine, ilanına müteakiben kindar nesillerin komutu alanlarınca hücum seçeneğinin, hayatı dar etme gerçekliğinin birer ikişer ayazağa'sından, sürgü'süne, şemzinan'ından muğla'sına uygulandığını, hemen hiç engelsiz bir biçim v tavır ile desteklendiğini olan bitenin üzerinin örtülmesinin, açılan yaraları onulmaz, vicdan yıkımlarını sadece bir anlığına hatırdan çıkartmaktan ötesine taşımadığı belirginken muktedirliğin v payandalarının sergilediklerinin neresi demokrasi, neresi ileri neresi özgün bir çıkarsama, hak veriştir bunun sorgusunu v takdirini sizlere bırakıyoruz? dimağ görüp geçirdiklerini hafızaya kaydettiklerini unutmamakla yükümlüdür. unutturulduğu varsayılanlar er ya da geç beşerinin zihninde canlanmaya, hatırlanmaya müsaittir. yolun yordamın tahrif edildiği, ataletin yüceltildiği, o konular kapandı bu konular suspus, ötekilerini aman kimseler duymasın, özümsenmesin bir veya daha çok kanaldan, katmandan dikte ettirildiği, vurgulandığı bir zamanda tüm persona non grata ilan edilenlerin, bellenenlerin, adaylarının akıllarının hep bir köşesinde tutmaları gereken bir savdır hatırlamak. hatırlanasıdır bunca çektirilenin korkuyu diri tutmak adına pohpohlanan bir şey olduğunun bilindikliğidir.

hatırlanasıdır. bunca çektirilenin korkuyu diri tutmak adına, pohpohlanan bi şey olduğunun bilindikliğidir. hatırlanasıdır. dün ermeni, rum, ezidi, yahudi ne idiyse bugün de zerdüşti, alevi, kürt olmanın, sosyalistim demenin, herşeyden önce insanım ben disturu v söyleminin hedef tahtasına konulmasıdır. hedefe yerleştirilmesindeki  aceleciliktir. linci münferit, hakareti doğal, beraberinde oluşan cinnet ül arz vesikasını da normal bir şeymişçesine savunan dün roboskê, bugün şemzinan, yarın allah bilir hangi yörede dövletin öcünü, milletine örnek olarak sunageldiği, kardeşliği hissettiren acılarda ortak eyleten kestirmeden ayrıştırma fitilini ateşleyen yapıların her ne menem şeylerden mürekkep olduğu basbayağı   hatırlanasıdır. uzlaşı, dirlik, bütünlük v daha fazlaca söylenegelen, refere edilen şeylerin, betimlemelerin cılız birer öğesi olmaktan öte bir hakkaniyet taşımadığı bu ülke portresinde ayan beyan ortadadır. gündelik tasvirin odağındadır. karışık bir resmediş değil tastamam dosdoğru kestirmeden bir vurgulayıştır. hazretlerinin her günümüze uyguladıkları. hatırlamak bir görüş değil varoluşun temellendiriclerindendir. bu bağlam üzerinden tüm ters köşelere yatırmalara, hain hain bu da hain zikredişine, seslendirmesine karşı bir tepkimedir. bu nettir.

>>>>>Bildirgeç
Kardeşiz Yani - Arif ALTAN - Özgür Gündem*

Sonda söylenecek olanı en başta söylemeli ki gevezeliğe lüzum kalmasın; kardeşlik zorbalıktır, kardeşlik kötülüktür, kardeşlik berbat bir şeydir. Kim ki kardeşlikten bahsediyor, bilin ki o yalanı besliyor, zorbalığı kutsuyor, öldürmeye niyetleniyor. Fazla beklemesi gerekmiyor zaten, ilk kucaklamada fark eder daha cılız olan her kardeş. Öğrenilecek şeydir, öğretilecek yeni bir şey değil. Kardeşlik bir gasp etme, ele geçirme, yok etme hikayesidir. Ötesi, gayri insani olanın gerisine düşerek yalnızlığın en gizli hücrelerinde bir zorlanmayı hissederek, ama aksine inanarak, inandırılarak bir yaşama, bir yaşatmama meselesi. Bu öğreti, ölüler mahzenin üstünü örten kapkaranlık bir perde. Ama ahenkli bir biçimde icra edilen tutarlı bir anlam olarak, söylemi en güçlü eyleme payanda kılmanın bir yolu olarak, barbarın aynı sahte insanileştirme, uygarlaştırma çabası. Nihayetinde çatallı dilleriyle “birliği”, “bütünlüğü” tıslayanların yarattığı yıkıntılar arasından geçilerek varıldı vahşetin eşiğine. Tepkilerin en derin katmanlarında gerçekleşen bir tür zihinsel kayma, psişik örüntüden çıkarılan hastalıklı bir iniltiden öte bir sesi, rengi ve anlamı da olmayan bir tür yaslanış biçimi.

Kardeşlik senfonilerinden yayılan o loş, gevşetici hava bir gereksinim. Seslenilen kişinin kendisini teslim etmeye hazır olduğunun ifadesi. Eylem bozukluğundan bir anlam tutarlılığı çıkarmak için bir ön gereklilik, biat ve hükmetmek. Büyüğe kardeş olunur bu durumda. Anlamına tahrip edilen bir sözcük olarak kardeşlik, yüceltilebilir gönül rahatlığıyla bu esnada, alttakinin zararına üstekinin yararına. Sonrası bilinir; avını çiğnemeden yutan, yayıla şişen bir yılan rahatlığı. Ötekini kalbinden sokmak, zehrini kılcal damarlarına dek zerk etme süreci. Aydınlanma anı ölüme en yakın an. Can çekişen kusursuzca kavrayabilir: Kardeşlik, sinsi bir muhasebedir, tam vaktinde işlenen bir günah, üstünde çokça düşünülmüş bir tasarı, üstünde hiç düşünülmemiş verimli bir hesap hatası. Sinsiliğini, ahlaksızlığını, nobranlığını alın, geriye ne kalır bu muhabbetten! Habil’den bu yana Kabil’in tıkılıp kaldığı sığınaktır. Bir yalan ki, yılanın zarafetinden de masumiyetinden de yoksun. Buyurgan bir dil, kokuşmuş bir niyet, çürümüş kan kokusu yayan bir eylem, eşitsizliği daimi kılan bir tüze. Biz kardeşiz diyenlerin, et ve tırnak gibiyiz diyenlerin, yani kardeşliğe Allah’ına ve zorbasına inanır gibi inanların inanmayın ne kardeşliğine, ne akranlığına, ne hısımlığına. Kimse kimsenin kardeşi değildir çünkü. Biri köledir her zaman, öteki efendi. Efendi ne diye kardeş olsun her şeyden mahrum bir köleyle, köle ne diye kardeş olsun her şeyini elinden alan, hayatına da kaderine de hükmeden efendiyle.

Bir zulüm işidir. Bir zalim uyanıklığıdır. Sarılır kardeşine iliğine dek içer, donuna dek soyar, ruhunu bedeninden söküp alır, cansız cesede bırakılansa ölümüne savunacağı, kutsayacağı bir kardeşlik hülyası. Bütün aptal rüyalar kadar ahmakça bir savunu. Bir avuntu işte, en doyurucu laf kadar aç bırakan. İşkence beklentisi, yıkım arzusu, vahşet açlığı. Dedik ya kardeşlik bir Kabil öğretisi; öldürme hakkını, haksızlık hakkını, eziyet hakkını ebedi kılma söylencesi.

Azınlık gibi düşünüp çoğunluk gibi konuşanları bu diyardan ve başka diyarlardan sürenlerdir kardeşliği dilinden düşürmeyenler. Yalanın, riyanın, aptallığın, körlüğün, dilsizliğin, yıkımın, zulmün aynı anda hiç zorlanmadan, hiç sıkıntı duymadan, sürtünme ve aşınmaya gerek duymadan aynı sözcükte bambaşka, büyülü bir çağrışımla yeniden vücut bulması, bütün kötülüklerin ılıman, loş bir duygudaşlıkta o sihirli kelime ile geçerli bir hüviyet kazanması. Öyleyse, Valmont’ın aşk için söyledikleri neden kardeşliğe de uymasın! Kardeşlik, her zaman ebedi ve kusursuz bir eşitliğin kesintisiz mutluluğunu hayal ettirir. Böyle bir mutluluk getireceğini vaat ederek kandırır. Saçma sapan bir umuttur işte. Ve o umut öyle aldatır ve içinde öylesine yer eder ki insanın, ona veda etmek zorunda olduğunu anladığı anda bile yitirmez onu.

Ancak kardeşinin kaderine sahip olabilirse kendi kaderine dayanabilir her kardeş. Daha yüce bir tarifi var mı? Suriye Kürtleri mesela, kendi kaderine sahip olursa kendi kaderine dayanabilir mi ağabey Türk devleti. Boş yere mi buyurdu cihan padişahı: “Seni ansızın öldürmeye gelebilirim, çünkü her an kardeşimsin diyebilirim!” Öldürmek kardeşlik hukukunun gereği ise direnmek düşmanlık olup çıkmaz mı? Muhabbet, titrek ve heyecanlı bir hal alıyor. Ağabey, kardeş etrafında fır dönüyor. Çelinecek bir gönül, yoldan çıkarılacak bir akıldır aranan. Direnin üstüne teslim olanı sürmek, ama önce asinin üstüne yürüyecek olanı kuşatmak. Böyle durumlarda savunma tavsadıkça, bir tarafın arzularıyla öbür tarafın karşı çıkışları daha yakından izler birbirlerini, baş çevrilir, gözler indirilir, sürekli alçak sesle söylenen sözler seyrekleşir. Bu çok önemli belirtiler gönlün razı olduğunun kesin belirtileridir artık. Ancak gönlün razı oluşunun duyulara da geçmiş olmasına pek ender rastlanır. Ağabeyin sözünü dinleyip Kürt Kürt’ün üstüne yürür mü? Bu da büyük biraderin büyük kardeşlik hülyası işte. Sahici kardeşlik ancak kardeşliğin bir yana bırakmakla gerçekleşebilirdi belki. “Kardeşim” diye size sarılanlara bir bakın. Vazgeçer, bir yana bırakır gibi bir hali var mı ağabeylerimizin! Hileye, yalana ne gerek. Sarılıp boğmaya kardeşlik denilmiştir hepsi bu.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Arif ALTAN'ın Kardeşiz Yani... başlıklı makalesi sözün kilitlendiği, tümleşik yapılar v bolcana mırın kırınla geçiştirilen bir yüzleşme okuması olarak değerlendirilmesi elzem olacak bir okunası metindir. Her dem tazelenen, ara sıra fırsat bu fırsat diyerek duyumsatılan kardeşlik bağlamının içeriği, yörüngesi nasıl boşa çıkartılıyorsa ona dair bilinesi sunuşları ALTAN karşımıza çıkartmaktadır. Özgür Gündem v Arif ALTAN'ın anlayışlarına binaen makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Kardeşiz Yani... - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Linç, Savaş ve Ölümler… Hoş Geldin Ey Şer-ri Ramazan! - Ahmet YAVUZ - Jiyan
Linç: Yaşam Hakkına Müdahale - Serhat KORKMAZ - BiaMag
Sürgü ve Şemdinli Arasındaki Diyalektik - Aysel TUĞLUK - DTK Eşbaşkanı - Özgür Gündem
Münferit - Metin ÇULHAOĞLU - Birgün
Serhat AMANOS: Doğanşehir Olayları Devlet Politikasıdır - Halit ERMİŞ - ANF
Sürgü’yü Sivas Gibi Yakamayacaksınız! - Sultan KILIÇ - Arguvan.biz
İnancın Rengi - Ferhat KENTEL - Taraf
Birine “Kökeni Şüpheli” Dendi Mi, Şöyle Bir İrkiliriz - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Ola Ki! - Sultan KOMUT - Bianet
Münferit; Çünkü Hem Kürt Hem Alevi - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Kürt Gitti, Sıra Alevi’de Mi? - Ali TOPUZ - Utay
Malatya'da Ramazan Davuluyla Gelen Ayrımcılık ve Nefret - Turan ESER - Muhalefet
Davul - Mehveş EVİN - Milliyet
Malatya İli Doğanşehir İlçesinde Alevi Yurttaşlara Yönelik Saldırı İddialarını Araştırma - İnceleme Ön Raporu - Mazlum-Der
'Hepimiz Kürt'üz, Hepimiz Aleviyiz' - ETHA
Şişli'de Kürt İşçilere Saldırı - İMC
Sürgü. Ayazağa, Dalyan, Kerkük, ... - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Münferit, Tahrik, İktidar ve Yeter Artık Be - Can Bülent CAN - Sendika.org
Aysel TUĞLUK: Alevilik-Kürtlük Bağı Koparılmak İstendi - Ali Barış KURT - ANF
Bu İşte Bir Terslik Var! - Red
'Bu Katliamı Unutmayın' - Yüksekıva Haber
Cemevleri ve Yanlış Fetva - Kerem SOYLU - Özgür Gündem
Şemdinli’de Neler Oluyor? - Belediye Başkanı Sedat Töre İle Röportaj - Amed News
Savaş Alanı Şemdinli'yi Yaşayanlar Anlatıyor - DİHA - Evrensel
Sessizlikten Seyirliğe Şemdinli - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Savaşta Önce Gerçek Vurulur - Aydın ENGİN - T24
Şam’dan Qamişlo’ya: Kürt İbrahim’in Hikâyesi - İsmet KAYHAN - Bir + Bir
Hamit GEYLANİ: Bu Ateş Herkesi Yaralayacak - Yüksekova Haber
‘Kurtarılmış Bölge’ Mi Silahlı Propaganda Mı? - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
Agit İle Zilan - Günay ASLAN - ANF
The Battle Of Semdinli - Amberin ZAMAN - The Economist
Film Adı Ama Hep Sorsak Yeridir: Şimdi Nereye? - Meryem KORAY - Birgün
'Üç Evladımı Verdim, Bir De Asker Ölsün Demedim' - Emek Dünyası
Ahmet Türk: Hiçbir Kürdün AKP’yi Destekleme Hakkı Yoktur - Sol Defter
Kurdistan Reaches Toward The Sea - Ofrad BENGIO - Ha'aretz
Suriye, Kürdistan, PKK, Türkiye... - İlhan Kamil TURAN - Muhalefet
Murat KARAYILAN: Sınırın Ötesi Berisi Hikaye Oldu - Deniz KENDAL - ANF
90’lardan Günümüze - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
Kürtler ‘Vatandaş’ Olabilirler Ama Kürt Olamazlar! - Alper GÖRMÜŞ - Taraf
Dehşetler ve Uzmanlar: Endüstrinin Ölüm Raporu - Bir + Bir
Paradoks - Eren Ali GÜL - Jiyan
Abdurrahim Demir Nerede? - Sendika.org
11 Yaşındaki Mazlum Yaşamını Yitirdi - Yüksekova Haber
Kaç Asker İntiharı Daha Gerekiyor? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Kadir ile Oğuz'dan Mektup Var - Kollektifler
Meçhul Öğrenci Postası: Valla Çok Şey Yaptık! - İlyas TOPTAMUR - Mazlum KAPAN - Abdurrahim BALİCAK - Bianet
Ali Deniz Kılıç ve Baran Nayır Röportajı - Harun Boran YILMAZ - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Adalet Bakanlığı: 63 Gazeteci Tutuklu Ama... - ETHA
Bolu Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmenine Saldırı - soL
İdeoloji: Anlamlar - Mehmet E. ŞİMŞEK - Korsan Dergi
"Zihinsel Şiddete Uğramak!" ve Prof. Büşra Ersanlı - Nihat BEHRAM - Yurt - Red
Dincinin Ilımlısı İle Radikali - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Hapishanede Yasak, Dışarıda Serbest! - Hasan CEMAL - Milliyet
Sakatlar Kervanı - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Sultan Seçik'ten İşkencecisine Uyarı - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Filistin Askısını Savunan Polis Şefi Vali Oldu - Emek Dünyası
Sedat Selim Ay - Ekin BODUR - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Mısır Çarşısı Davasında Kürtçe Savunma Talebi - ETHA
Pınar Selek Davası Türkiye’nin Aynasıdır - Oya BAYDAR - T24
Başka Bi Poşu Davası - Onur ARDIÇ - Yeşil Gazete
‘Yanyan’lar Unutursa ‘Bölenler’ Hatırlatır - Nayat KARAKÖSE - Agos
Operasyon Bölgesinde Özel Konvoy - Cansu ÇAMLIBEL - Hürriyet
bir "suç"u yokken "mahpus" olmak - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Sürgün Edilen Tutsaklara Tecrit - Mehmet UÇAR - Amed News
Ali Fikri IŞIK: ‘Hukuksuzluğu Anadilimle Yargılayacağım’ - Haci GÜNEŞ - Evrensel
Asayiş Berkemal - Ayhan BİLGEN - Emek Dünyası
Obama’nın Sopası ve Mark Twain: Nasıl Bir Antiemperyalizm? - Foti BENLİSOY - Jiyan
Ortadoğu Kaosunda - Mesut KUTLUK - Silifke M Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Fehim Taştekin’e Göre Suriyeliler’in Gözünden Türkiye: ‘Suriye Halkına Kast Eden Düşman Ülke’ - Hatice İKİNCİ - soL
Yayladağı'ndan Notlar - Vecih CÜZDAN - Kollektifler
Özel Röportaj: Rabab El MAHDI - İMC
Fillerin Krizi Çimenleri Tehdit Ediyor - Doç. Dr. Cem DOĞAN - Evrensel
Devrimci Müslümanlar "İsyan"da - Nilay VARDAR - Bianet
Kapitalist Uygarlık Titanic’e Benziyor: Yeni Bir Gıda Krizi Gündemde... - Ergin YILDIZOĞLU - Küreselleşmeden Sonra
Daron ACEMOĞLU: ‘Krize Bir Yıl Daha Çözüm Yok’ - Fatih Gökhan DİLER - Agos
Pahalılık, Enflasyon, Açlık Sınırı, Asgari Ücret… - Seyfi ADALI - Sol Defter
+1 - Nur KAHRAMAN - Korsan Dergi
Zorunlu Askerliğe Hayır - Tayfun GÖNÜL - Yeşil Gazete
Tayfun Gönül’ü Hatırlamak! - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Sınıf Karşılaşmaları- 3: Devlet Okullarında Sınıflar ve "Sınıflar" - Necmi ERDOĞAN - Muhalefet
İnternet Neden Çok Az Değişim Yarattı? (II): Gazeteciliğin Rönesansı - James CURRAN - Sendika.org
Sosyal Medyada “Korku Operasyonları” - Özgür UÇKAN - BTHaber
yaz sıcağı, savaş filmleri, ve hepimizin payına yetecek kadar utanç. - Aglea - Ztopya
Sessiz Müzik: Cage - Ali ŞİMŞEK - Birgün


İlhan Mimaroğlu's Wikipedia Page
Kara Tren: İlhan Mimaroğlu (1926 – 2012) - Murat MERİÇ - Bir + Bir
İlhan Mimaroğlu'nun Ardından... - Açık Radyo
İlhan Mimaroğlu, Composer And Producer, Dies At 86 By Peter KEEPNEWS - The New York Times
Bir Provokatör Olarak İlhan Mimaroğlu Ağıtı - Hadi ULUENGİN - Taraf / DYH
İlhan Mimaroğlu'nun Ardından - Doğan HIZLAN - Hürriyet
Face The Windmills, Turn Left - Greyhoos - Our God Is Speed
Late Night Op Klara Radio - İlhan Mimaroğlu via Mixcloud
Atlantik'in Ötesinde - Faruk YENER - Milliyet Sanat - Pan Kitap
İlhan Mimaroğlu. Agony (Visual Study No. 4, After Arshile Gorky). John Cage. Fontana Mix (A Realization Of The Version For Magnetic Tape Alone). Luciano Berio. Visage (For Magnetic Tape, Based On The Voice Of Cathy Berberian & Electronic Sounds). Turnabout Q TV4046 Q TV34046S Review From Feb'967 via Grammphone
Constitution Of The Damned: A Radio Play Aired On Resonance FM, 15.03.2012 via COD Blog

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
02_004 - no more war, dutch text. (1932) via peacepalacelibrary
peacepalacelibrary's flickr page

>>>>>Poemé
Bu Zincire Vuruluş, Bu Darağacı Ânı - Faiz AHMED FAİZ

Bu bekleyiş saati sarmış tüm patikaları,
Hiçbir saat vurmuyor özlenen bahar anını,
Ve gündelik tasalar çökmüş üstüne ruhlarımızın.
İşte mihenk anıdır bu, aşkımızın nöbetini devretmek için.

Bu kutsal andır, sevgili bir yüzü gözümüzün önüne getiren,
Bu kutsal saattir, dinmek bilmez yüreği dindiren!
Şarap kadehi de saki de geri çevrilir, boşuna!
Serin bulutlar geçtiği zaman üstünden dağın,
Bir selvi ya da çınar yaprağının,
Paylaşamayacaksak artık hiçbir dostla
Oynaşan gölgelerini, yeşil saatlerini onların.

Sızladı durdu bu yaralar çoktan beri, ama böylesi-
Bu zincire vuruluş, bu darağacı ve bu sevinç
Bu kaçınılmaz seçme vaktindeki
Bu tüm dostlardan ayrılış vaktindeki gibi sızlamadı hiç!

Sözünüz geçse de hücreye, hükmedemezsiniz bahçeye
Kırmızı gül goncaları açtığında, o taze an geldiğinde,
Hiçbir ilmik yakalayamaz şafak rüzgârının ayaklanışını,
Hiçbir ağa tutsak düşmez baharın uyanışı.

Görecekler başkaları, ben görmesem de o ânı
Bülbülün şakıdığı ve çiçeğin açtığını.

Kaynakça: Şiir

No comments: