Sunday, November 25, 2012

Deuss Ex Machina # 426 - lever vi i eventyrland

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_426_--_lever vi i eventyrland

19 Kasım 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
0a1.Namlook - Canned Love (Fax +49-69/450464)
0b2.Pete Namlook & Lorenzo Montanà - Laybyrinth • Path IV (Fax +49-69/450464)
0c3.Fax - 1,000 Noches (SEM Label)
0d4.Fax - Supernatural (SEM Label)
0x5.Philip Glass & Jóhann Jóhannsson - Protest (The Kora Records)
0e6.Philip Glass & Memory Tapes - Floe '87 (The Kora Records)
0f7.Kiasmos - Wrecked (Erased Tapes Records)
0g8.Kiasmos - Thrown (Erased Tapes Records)
0n9.Yagya - Tears Will Fall (Feat. Ellen Kristjánsdóttir) (Klik Records)
1n0.Yagya - Drowned in Dreams (feat. Elisabet Eyþórs) (Klik Records)
1h1.Stumbleine - Cassette (Hija De Colombia)
1j2.Stumbleine - Try To Remember Me (Hija De Colombia)

lever vi i eventyrland
(426)

kesintisiz bir saiğin içerisinde, handiyse ara vermeksizin hiç dur durak bilmeden bir şeyleri anlatabilmektir payımıza düştüğünü bellediğimiz. anlatabilmekten çok göstere göstere, davullu zurnalı ortalık yerde olanı biteni tanımlandırabilmek çabasıdır derdine düştüğümüz. dert ortağı olduğumuz. bu sathı mahalin kolaylamasının yaşam değil ölüm vesair edimlerle, her dem olumsuzluğu yücelttiği, yükselttiği bir zaman mevhumu içerisinde ayakta kalabilmenin belki de öteki adı olanı anlatabilmek. çok şey duyuyoruz, çok şey işitiyoruz, çok şey bildiğimizi sandığımız anda nasıl hiçbir şeyden haberdar olmadığımızı belliyoruz bir kere daha. bir kere daha muğlaklığın, üzeri çizilmesinin hala kolay olduğunu bellediğimiz şeylerin nasıl paldır küldür bu sahnede, kadrajda bir o yana bir bu yana çekiştirildiğini görüyoruz. bellediğimiz, anlatmaya çalıştığımız hemen hiç kolay olmayan şeylerin bunca hakir görülmesinin karşısında belki, bir ihtimal seslendirerek, ses ederek onlardan canımızın, canlarımızın ne kadar yakıldığını idrak ettirebilmektir. meram. can yakmanın müspet olanı tanımlandırma çabası ile muktedirin el kitabındaki korunaklı yerinin, başımıza açmaya devam ettirdiklerini işttirebilmektir tüm bu bulmacamsı görünümün. görüntüler akıyor, zihinlere yazı akarlardan bir şeyler söylenceler, değiniler vs. hatırda bıraktırılacak bir biçimde özenle işleniyor.

devlet erkanının dünyanın tüm sorunlarına! yetişebilmiş halleri ve özgüvenleriyle, sanki buranın sorunu hakikaten tükenmiş gibi bir oraya bir de buraya yetişmesinin yanında hemen hiç bahislerini açmaya tenezzül etmediklerinin duyumsandığı bir grilik gri iklimin kendisidir dillendirmeye gayretkeşliğimiz. sathı mahal bu, ahval de hallice, yol dersen pek kalmadı, izan şimdi tükendi, vicdan paratoneri çemkirmekten öte başka bir amaca yaramıyor. sorun mu yok be gülüm herşey güllük gülistanlık falan fişmekan. elimizi neye atarsak onu da kendimizin bilincinde yer edinmiş olana göre çevirip, dönüştürmeye alışkanlık, bağışıklığımız olduğu için ne o öyle ne bu böyle diye uzayıp gidiyor. sorun mu mesel mi dert mi bütün bunlar o hırgür içerisinde duyumsanmaya hiç zahmet edilmeyenlerin dört duvarlarının arasında baş köşeliğini korumaya devam ediyor. görüyor musunuz? nicesinde ders aldığımızı varsayanların bunca hezimetin topyekün günün getirdikleri bunlar diyerek önümüze sundukları portrenin kendisi can sıkmaya devam ederken bir tabii ki insancıl olana sıra gelmiyor. gelmeyecek de sayelerinde. dünün kesintisiz tahakkümü ile hesaplaşıyoruz görünürken bugün aşılmazını bina edebilmek, yükseltebilmek için bir araya gelenlerin oluşturdukları yeni takısına sahip ülke profiline sadece göz ucuyla bakıldığında sanırız ne demek istediğimiz daha net bir biçimde anlamına kavuşacaktır.

kolay kolay sindirilemeyecek şeylerin bir gümbürtü, bir telaşe içerisinde yaptık oldular ile nihayetlendirilmesi çabası basbayağı birilerinin bizlerle kafa bulduğunu yinelemektedir. görüyor musunuz? sorguların tüm vakitliliğine karşın hala sırası gelmedi söylenceliğinin hepimizi bir muammadan bir diğerine taşıdığı belirgindir. muammalar cehennemi. yok o değil yok bu değil yok bunlar da değil, bunlar bizlerin görmek istediği hiç değil şöyle gak guk diyemeyen, ağız tadıyla gaz yemeyen, cop yemeyen, ağzı burnu kırılmayan, sinkafın yerini hiddetin bilakis beteri olan bir türk neye bedeldir sorgusunun karşılığı olan cevvaliyet ile 'kutsal' olarak simgelenen linç etmelere kapısı aralık tutulan cerahatli bir bakışımın tam karşılığına den düşürülebilecek bir simyadır beklentilenen. dört elle sarılıp durulan. her yerde sergilenmeye doyulmayan. hiddetliliği kutsal bir vazife gibi çıkarsayışın, tek bir söze bayağı bildiğiniz bir ömür biçilen, tek bir hamleye bunlar kimlerin oyuncağı biliyoruz bizlerin en usturuplu ton olarak yankılandığı karşılığını bulduğu bir evrenin eksik gediği olmayan karşılığını bulabilmektir anlatmaya çabalandığımız. görünenin bilakis eksiğinin gediğinin nasıl önemsiz bir detaymış gibi değerlendirildiği hep bu statükocuların işleri diye kestirilip atılanların aslında, basbayağı bir devamlılık süreci dahilinde belirli açılardan insanlığı sonlandıracak, demokrasi mevhumunu boşaltacak, düşünmeyi olanaksız kıldıracak bir çabalanımlar kümelemesinden mürekkep olduğunu aralık vermeden tekrar ettirmektedir. görüyor musunuz?

şiddete meyyalliğin düpedüz bir hüsnü kuruntu olarak geçiştirildiği bu sathın muktedir dünyasında ol teferruatların nelere yol açtığından dem vurabilmek bayağı bir dert sahibi olunmasının anahtarıdır. belirginleştiricisidir. resmin eğriliğini bir kenara koyduğunuzda, kahkahalarla geçiştirilen idris naim şahin vakasını göz ardı ettiğinizde, akitiyle, sözcüsüyle, hürriyeti, netevesi yerelleşmiş sieneniyle, başvezirinden başlayıp yurdun cendereci başılarına bu kadar hevesli diğer emir erlerine kadar kesintisiz bir hiyerarşik düzlem içerisinde karşılaştıklarımızın ederi ve toplamıdır şimdilerin bu sığ bulmacasından yansımaya çabalandığımız. sığlık bir durağanlık, olağanlık dahilinden değil neredeyse güvercin tedirginliğini yaşamadığımız anın bırakılmadığı, o karşılaşmanın ilk dillendiricisi olan hrant dink'in değinisinde bahsedildiği gibi yaşayıp gitmenin bile handiyse imkansız kılınmaya çabalanıldığı bir sathı tarif etmek gayretidir. kendiliğimiz, benliğimiz, vicdanlarımız nasıl basbayağı piyasa malı haline dönüştürülerek bunca kolay bir biçimde kalıplara sokularak, kah kahkaha kah hizaya çekmek için aba altından sopalar ve söylemlerle beraber sürünün dahilinde tutulduğumuz tek bir anlığına bile fark edildiğinde eminiz meram dahilinde denkleştirmek istediklerimiz fakatsız, amasız sonuca bağlanacaktır.

yurt dediğinin basbayağı belirli normlara uygun olarak yaşam sürenlerin, ses etmezlikleriyle donatılmış, oy zamanı oyunu verip kenara çekilenlerden mülhem bir kurgu-masal olduğu yanılgısı epey zaman önce boşa çıkmıştı. kah darbeler, kah darbe kadar beter tahakküm evreleriyle beraber. kah dört duvarın arasında kalacağından dem vurulup, o dört duvarın içine hapsedilmiş gerçekliğin ağır yüklenişi tahakkümler, işkenceler ve daha fazlasının bilindikliğiyle beraber. kah ahmet mi mehmet mi bilinmez nereden bilecekler kar'şim pozlamasıyla, kin tutmaz görünüp de basbayağı ayrımcılığın kralını sergilendiği demeçlerin yansısında otuz dörtlerin katliyle beraber. kah bastığın yeri toprak deyip geçme vecizini ortaya çıkartmış bir ahvalin yurdunda, tam da değiyi tam ve eksiksiz donatan kemiklerin fışkırdığı, tarihi eser bunlar diyerek hangi hayatların sonlandırıldığının bilindikliğinin ifşaasıyla beraber. bu kadar da değildir de üstelik demokrasinin çehresi, çerçevesi böyle "ileri" kavmine ulaşmış, o eşiği aşmışken halen darbelerle yüzleşme komisyonlarında bülbül gibi şakıyanların, afedersiz ne idüğü belirsiz bellediklerine karşı yaptıklarına karşı gıyaben de, yüzüne bakarken de söylemek konusunda çekinmedikleri kibirli tavırlarının aynalamasıyla beraber.

kentsel dönüşüm diye rantsal bölüşüm diyerek zihniyeti mundar edilenlerin yaşam alanlarını daha da içinden çıkılmayacak açık cezaevleri kalıtı haline dönüştürülürken cümbür cemaat. sulhun ne demek olduğunu bildiğini varsayanların bizahati sulhü lağvedip noksansız, eksiksiz bir tatavlaya tutunarak buraya günyüzü göstermeyeceklerini yineleyebilmeleri ile beraber. dönüp dolaşalım, sonuca ulaşalım. bilindikliği üzerinden şekillendirilmeye doyulmayan tahakkümperver siyaset sahnesinin getirdikleri her bir anımızda yarıda bırakılmışlığımızı, derinlerine kadar nüfuz etmiş olan yaralarımızın her ne hallere konulduğunu ifşaa etmektedir. böyleyken böyledir. diyalog yanlısıyız biz diyerek, balkondan her önüne geçenle kucaklaşıp onların da başveziri olacağından dem vuran erk, muktedir ve iktidarın, onlarla beraber yönlendirmelerine maruz kalan ona göre kararlar biçen, alan, sonuç olarak bunu yiyeceksiniz diyerek sunanların yargılarının, adaletlerinin, hakkaniyetlerinin, bizahati gerçek dediğimiz ile aramızda ne kadar mesafe konulduğunu anlaşılır kılmaktadır. gerçek başka şeyleri sufle ederken, bunca hezimet müsameresinde "cehennemi" tasvirlerin eksik konulmazlığı hepimizi yutacak bir kara deliği, karanlık kuyuyu metafordan çıkartıp hakiki kılmaktadır. hakikat haline dönüştürmektedir.

yergilerden, sövgülerden, belaltı vuruşlardan, kimlerce fonlandığımız vurgusundan, şundan bundan kısacası kafayı kuma gömmek için mazeret üretmekten, ona sığınmaktan, boşa lafı eveleyip geveleyenlere karşı illalllah deme çabasına düşmeden bu hallerden kurtulamayacağımız kör kuyuya mahkumiyetimizin sonlanmayacak bir sonuç olduğu tekrar edilesidir. bilinesidir. kakofoni ahvalin şimdisinde güleç yüzlü seremoniler sergilemeye doymazken, hiç değilse elimizde kalan o son fırsatları, uyanma şansını kaybetmeyelim diye zihiniyeti dökümleyelim bir kere daha. belki bir duyan daha olur diyerek, umut ederek. harikalar diyarının kusursuz mükemmeliyetçiliğini, göz önüne çıkabilecek tüm kusurların törpülendiği gizlendiği yerli yersiz vavelyalar kopartmak yerine güllük gülistanlık hayhulasında kaybolunup gidilmesini salık veren, bir tek bunu denkleştiren bir imgelem olarak bugünleri tanımlandırmaya yardımcı olarak ele alabiliriz. okuyabiliriz. cerahatin o keskin kokusu her yanımızda biriktirilen irinin yoğunluğu, biz dedik oldu yanılsamasının şaha kaldırdığı ütopya da neymiş hakikattir bu hakikat diye dört nala koşturulan bir mesude mesirlik olarak nakşedilendir, harikalar diyarı. bir örnekleştirildikçe tektipleştirilen, sessizleşen, yekpareleştikçe ötekisinin seslenişini duyumsamayan önemsemeyip bir vur patlasın çal oynasın halinin bizahati turnusolüdür o ahvalden gözüken. görebilmemize bile rica minnet müsammaha gösterilen.

sadece biat edip yeterince sebatkar kalabildiğimizle orantılı bir biçimde suskunlaşma katarının en ön koltukları için mücadele edebildikçe aralıksız yerimizin açılıp ayrılacağı  muştulanan harikalar diyarı. topyekün ağrılarımız, yaralarımız bunca çoğaltılmışsa da ne önemi var gülüp geçiyoruz işte allasen güdüklüğüne tutunulan tutumların sergilendiği, tasvip edilip "akil" olan budur diyerek tescillendiği bir lamekan bu harikalar diyarı. korkutmaktan gayrısını bahşetmeyen hemen hemen hiçbir fikre zikre buluşmayı düşündürmeyen, dokunmayı teşebbüs etmeyi, doğru diye belletilmiş kimi eğrilerin her şart ve koşul altında onlara karşı ses edişi, kalem oynatışı, dil döküşü hunharca aşağılayan alaşağı etmeye çabalayan müktedir dünyasının paraleline yerleştirilebilecek öyle de okunabilecek bir sahanlığın kendisi olandır harikalar diyarı!. insan eliyle kotarılandır. adı üzerinde sorunsuzluğun, yarasız beresizliğin, pir-u paklığın cenahı diye kestirilip atılan harikalar diyarı. reklamı, duyumu böyle simgeleştirilmeye çalışılması bir yana da o panonun, dört taraflı korunaklılığın yamacı olanlar atfedilenler gibi değildir. olmamıştır, oldurulmamıştır. o ilan panosunun etrafında bunca sessizliğe gömülü bunca arsızca kulakların tıkalı olmasına epey hallice bir kısmımızı ilgilendiren sorunlar yatmaktadır.

sorgusuzluğun ikliminde sorumluların sıra savmalarının başımıza hangi işleri açmaya devam ettiğini haberdar eyleyen bir diyarın varlığıdır aslolan yaşatmamak adına direten, uğraşan linç güruhlarının koltuklarını kabartan, yücelten, belleğe dank edenleri bile isteye önemsiz şeyler kategorisinde yaftalamayı amaç edinen, ona bu buna şu derken kırılan fayların derinliğini kat be kat arttıran, özgürlük, demokrasi ve adaletin, eşit olmanın, makule varmanın imkansızlığı, olanaksızlığından dem vurulan bir simya ortaya çıkandır. çıkartılandır. akil olanın, vicdandan türetilebilen, vicdanlı olmakla alakadar bir bakış açısı ile sağlanabilirliği söz konusuyken hala mış ve muş'larla beraber kocaman acabaların, fakatların dokundurtmayız o 'kırmızı çizgilerimize' inadının yansımaları günyüzü bulmaktadır. masalsı harikalar diyarının yanı düpedüz şantiyedir her gün başka bir yeri ameliyata alınan, müdahalede bulunulan, özensizce yıkımına önayak olunan, silen ve sildiren sindirdikçe tek renge kapkaranlığa mahkum  kılan bir yapılandırma sahası. tekmili birden fecaatsal dönüşüm!.topyekün düşünselliğe kast eden bir dövüşüm. gayretinin başka bir evresine ev sahipliği yapan. dönüşüm biteviye yerginin, algıya yerleşmiş köhne v izbeliğin, vurdumduymazlığın karşısında daha iyi daha iyisini reçete eder.

çalakalem yahutta üstü kapalı bir biçimde değil doğulardan düzenlenilmesi ivedi olan sorun yumağının kördüğümlerinden birisini veya fazlası söz konusuysa eğer aşılması, çözümlenmesi için teşvik eder kitleleri. eğreltiliğin günün süsü kıvamında değerlendirildiği bu cenahta ise her durumda ikilemler polemikler monologlar tahakküm ve dayatımların tam karşılığıdır dönüşüm. harikalar diyarında güllük gülistanlık yaşayıp giderken nereden çıktı bu hinlikler, acılardan kuvvet alan ayrıştırmalar, bildiğiniz ötekileştirmelerin yansısını tanımlandıran tümceler ve vavelyalar gazze'nin başına getirilmişlerin, kıyamların ve tahakkümü sağlama almak adına savaşımın bir benzeri bu yurdun güncelindeyken, roboski gibi üç yüz altmış beş güne yaklaşan bir devletin katillik vesikası ortalıkta, ortadayken halen hesabı verilmemişken, hala uğraş didiş sümenaltı etme gayreti meydandayken olan biten avaz avaz insanlık hakkı hukuku diye söyleme tutunulmasıdır dönüşümün kendisi. evresine denk gelen. oradaki acıysa buradaki necidir diye sormak bir yana bunu politik bir dolgu malzemesi olarak kullananların ellerinde koz ettirilendir otuz dört can. (bilgi notu: istisnalar devre dışıdır bu ahkamda). kolay yoldan, karikatürize edilerek günlük söylenceliğin hazımsız çıkarsamalarına peşkeş çekilerek olur olmadık zamanlarda sorun mu sorun morun yoktur kıssasına denk düşürülerek, yolun şaşırtılarak yahut tersi merkepliğin azami etkisini gözardı etmek söz konusu değildir.

buradaki bahis orada ya da burada kıyaslaması değil hakkaniyetin işlevselliğinin nasıl manipüle edilip, çekiştirildiği kartların ikili oynamaya açık tutulduğu yinelenesidir on üç yaşındaki uğur'un katledilmesi neyse on biri'ndeki faris'in kıyamının gösterile gösterile icrası neyse, otuz dörtlerin bir gece ansızın ahmet mi mehmet midir anlamayacak olanlarca, bütün bu kadük bakışıma sahip çıkılarak ölümlerine bilakis sebebiyet veriliyorsa, açlık grevinden geçmiş siyasi tutsakların haklarında henüz iddianame bile bulunmayanları da dahil terörist yaftası mıhlanıp, linçlerine koşa koşa teşebbüs ve teşvik ediliyorsa, kocaman bir on iki eylül gerçekliği ile yüzleşmeyi zor zahmet iki yatalak darbecinin istemsizce demeçlerindeki vardır yokturlarla nihayete erdirme çabası sergileniyorsa, bütün bu denklem sathı dahilindeki duyarlılığın nasıl yönlendirildiği az çok ortaya serilecektir. istanbul üniversitesi'ndeki protesto eylemi gerçekleştiren gençlerin üzerlerine kimyasal madde kullanımının, her hakkaniyet için çabalayanlara bu devleti alinin sizlere şükran nişanesi diye takdim edilen hınç almaların bildiğiniz düzayak kılındığı bilinesidir. farkına erilesidir. yaşadığımız güncelliği gerçekten içinden çıkılamaz, baş edilemez, karşı gelinemez, tek bir söz dahi söylenemez mevzubahis dahi eylenemez kılan idris naim şahin gibilerin gensoru önerisi görüşmelerindeki attıkları kahkahalarda gizlidir.

o kahkahalar sırasında vuku bulanın, tezatlıkların alelacele, paldır küldür izole edilip bu sathı mahalin gerçekliğinin üzerine ölü toprağı serpilmesi çabasıdır meydana gelen. hiddet bu yanda boyuna filizlendirilip serpiştirilirken bu harikalar diyarında yaşayabilmenin her dem mutlak bir kayıtsızlıktan geçtiği yinelenmektedir. kayıtsız kalabildikçe, ana akım muktedirliği, payandaları, muhalefeti, basını, akil adam diye öne sürdükleri ile sistemin tüm kusurlarının halledilebilir, aşılabilir, her dem düzeltilebilir olduğundan dem vurulur. oysa bilinesi hiçbir şeyin o gösterilenler kadar net bir biçimde düzenli olmadığıdır. düzenin d'sine sahip bulunmadığıdır. o raddede görünen dört yüz haftadır seslerini ve soluklarını birilerinin, belirli başlı kurumların düşman bellemeleri vs. anlamlarıyla kollamalarıyla, denk getirilmesiyle ortalıktan kayıp edilen, yokedilen yakınlarını duyumsatmaya çabalayan 'analar' karşımıza dikilir. cumartesi anaları. o raddede kim olduğu durmadan kafasına kakılan insanların çocuklarının katledilebilmesinin, nice uğur, ceylan, faris, adını anamadığımız nicelerinin, nice akranlarının bu katarda ölümün soğuk yüzüyle hemhal olmalarının acısının tazeliği yinelenmektedir.

o raddede masumiyet karinesi denilenin paramparça edildiği, alenen ifşaatin, göstere göstere tahakkümü ve boyunduruğun bir başka evresine çoktan taşınılmış olan içerideki gazeteciler gözükmektedir. dokuz sütuna işkencecilerin hal ve tavırlarıyla rahatlamamız, yüzleşiyoruz ya daha ne istiyorsunuz diye buyurulurken bir emniyet mensubunun suç mesnedi diye yaptıklarını tastamam ortaya çıkartanlardan şikayetçi olmasının garabetliği görünmektedir. dünün erki neyse bugünün erkinin rahatlıkları, kahkahaları arasından insanların çığlıkları, çağrıları duyumsanmaktadır!.. ne kadar izole edilirse edilsin, üzeri örtülmeye gayret edilirse edilsin bu hayatın rutininin yaşatmaktan çok hayatı zehir zemberek kıldırmak olduğunu anlamlandırabilmek söz konusu edilebilir. o raddede üstünlük taslayanların aşağıya, aralarından çıktıkları halka karşı nasıl körleştiklerinin vesikaları irdelenebilir. bu bir enstalasyon değildir. farazi bir söyleniş değildir bir iki satır bahsedince gönlü feraha erdirecek, ruha huzur bulduracak. aklı başa devşirtecek. herşeyi o çok sevdikleri güllük gülistanlık kıldıracak bir bahsediş değildir. o raddede elbirliğiyle çabalar neticesinde, nasıl insaniyetin mesnetsizce çarçur edilmesine karşılık bir ağıttır. ağıtlarımız farklı lehçelerde, dillerde veya seslenişlerle şekillenmektedir. o ağıtları can kulağıyla duyabiliyor muyuz? bu sorgunun kendisidir derdimiz ve kederimiz!... anlayana...   

>>>>>Bildirgeç
Ölü Hakikatler Zehiri - Bülent USTA - Birgün*

Sonbaharda hüzün, en güzel sokaklarda yaşanır, özellikle güneş battıktan sonra. Kış gelene kadar eve giresim pek olmaz bu yüzden.

Bu gezintilerim sırasında, ara sokaklardan birinde eski bir dostumla, Sanskrit Sadri’yle karşılaştım. Ona “Sanskrit” dememizin sebebi, Sanskritçe öğrenmeyi kafaya takmış olmasıydı. Öğrenmişti de o dili. Hindistan’a filan gittiğini hatırlıyorum. Neden öğrenmek istediği, metafizik bir mesele. Sadri benimle izbe bir sokakta karşılaşmış olmasının rastlantı olamayacağını söyledi, çünkü özel bir davete, Hintli bir sinemacının dünyanın değişik yerlerinde gizlice gösterdiği bir filmin gösterimine gidiyordu. Onunla filmi izlemem konusunda çok ısrar edince, hem yapacak daha iyi bir işim olmadığı, hem de filmi merak ettiğim için kabul ettim teklifini. Çok aşağılara, yıkık dökük binaların bulunduğu sokakları geçerek filmi izleyeceğimiz yere vardık. Eskiden karate ve seks filmlerinin gösterildiği “üç film birden” sinemalarından birine benziyordu vardığımız yer.

Kapıda bizi eski usul yer gösterici kıyafeti giymiş iri yarı bir adam karşıladı. Sadri’de sadece bir tane bilet olduğu için, adamı ikna etmemiz biraz vakit aldı. Ama yerimize geçip, ışıklar da sönünce, hayatım boyunca unutamayacağım bir filmi izlemek üzere olduğumu hissetmiştim.

Nasıl başladı film, tahmin edin. Recep Tayyip Erdoğan’ı andıran bir politikacı, arkasında 2023 yazan bir afişin önünde konuşuyordu. Size filmle ilgili daha fazla ayrıntı veremeyeceğim maalesef. Böyle bir filmin varlığından sizleri haberdar etmem bile, o Hintli sinemacının isteyeceği bir şey değil çünkü. Sizi meraklandırdığımın farkındayım. Madem gördüklerinden bahsetmeyeceksin, ne diye böyle bir filmin varlığından haberdar ediyorsun diye kızabilirsiniz. Öncelikle filmin alışık olduğumuz biçimde bir kurgusu yok, daha çok Tarkovski’nin filmlerindeki gibi şiirsel bir perspektifle anlatıyor geleceğimizi yönetmen, kahve falı bakıyormuşçasına. Ben size o filmin bende uyandırdığı duygu ve düşüncelerden bahsedebilirim ancak. Belki siz de bir gün o özel gösterimlerden birine denk gelirsiniz, kim bilir…

Öncelikle film, sürekli olarak kandırıldığımız üzerinde duruyor. Geleceğimizi şekillendiren kandırma ritüellerinden bahsediyor. Gazetelerin, televizyonların pek çoğu bu kandırmacanın içinde. Şimdi fark etmiyoruz ama her şey hızla kötüye doğru gidiyor. Mesela açlık grevleri sona erdi diye, köşe yazarları iyimser yazılar yazmaya başladı ya, siz onlara kulak asmayın. Böyle devam ederse, 2023’te bile Kürt sorunu çözülemiyor. Yükselen gökdelenleri, yolları tıka basa dolduran otomobilleri gösterip geliştiğimizi söyleyen politikacıların tam tersini görüyor Hintli yönetmen: Sefalet… Hem de korkunç bir sefalet görüyor. Ama filmde, çoğunluk sefalet içinde yaşadığının farkında değil, şimdi olduğu gibi. Çünkü hakikatleri öldürmek konusunda uzmanlaşmış iktidar mekanizmalarıyla kuşatılmışız. Ve Nietzsche’nin dediği gibi, öldürülen her hakikat zehir saçar. Nasıl savaş uçakları, roketler insanları öldürüyorsa, hakikatleri öldürmek için de yeni stratejiler geliştiriyorlar ve ölen her hakikatin yaydığı zehir, öncelikle sizin kendinize bakışınızı bozar. Kendini göremeyen biri nasıl görür etrafını saran sefaleti? Görmüyoruz, yeterince görmüyoruz ve yavaş yavaş büyüyor sefalet gökdelenlerin arkasında. Sokak, geçip gittiğimiz yer sadece, vapurun güvertesinden sadece güzel bir manzaraya bakıyoruz, çünkü görmek istediğimiz şey güzel bir manzara.

Ama izlediğim filmde, o güzel manzarayı da bir süre sonra görmeyi unutuyordu insanlar. Öldürülen hakikatlerin zehiri, insanda bir süre sonra sapıkça dürtülerin oluşmasına neden oluyordu. Ve o dürtüler ahlakçı bir maskenin, yüksek ideallerin arkasına gizlenerek gelişiyordu. En son açlık grevleri yaşanırken tanık olmadık mı, politikacılardan sıradan insanlara kadar o vicdansız dile. Sivas’ta ya da Uludere’de yaşanan katliamları bile ortak bir akıl ve vicdanla değerlendirmekten yoksunuz hâlâ…

Öncelikle, siyasal sorunların uzmanlar tarafından çözülecek teknik meseleler olmadığını kavramak gerekiyor artık. Açlık grevlerinin sona ermesinin ardından, Başbakan’a ya da BDP’ye akıl verme yarışına girdi pek çok gazeteci, köşe yazarı, aydın… Sanılıyor ki, sadece iki taraf ve onların temsilcileri uzlaşırsa bütün meseleler hallolur. İzlediğim filmde, hallolmuyordu. Uzlaşmanın liberalizmin bize dayattığı bir şey olduğunu gösteriyordu film. Uzlaşma ile ortak akıl aynı şey değil çünkü. Her uzlaşma çatışmanın varlığını içten içe sürdürür, sonlandırmaz. Ve ortak akıl, ancak hakikatlerle, öldürülmemiş hakikatlerle mümkün olabilir ki, geleceğimizi sefaletten kurtaracak olan da o hakikatlerden başka bir şey değil…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Bülent USTA sıklıkla yazdıklarına odaklandığımız, feyiz aldığımız bir kalem. Toplumsal dönüşümün en hiddetli günlerinden paldır küldür geçerken hiç değilse elimizde az da olsa bulunan kani bir meram paylaşımcısı. Ölü Hakikatler Zehiri başlıklı Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış makalesi de bu çözümleme paralelinde değerlendirilebicek dikkatle okunmasını salık verdiğimiz bir makale. Bülent USTA'nın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni bloga iliştiriyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Çağrı: Mor Gabriel'e Dokunma!
Ölü Hakikatler Zehiri - Bülent USTA - Birgün
Açlık Grevlerinin Getirdiği: Kürt Halk İttifakına Dönüş - Sarphan UZUNOĞLU - Kaos GL
Barışı İpten Almak - İshak KARAKAŞ - Özgür Gündem
Açlık Grevlerinin Ardından - Gülay TÜRKMEN DERVİŞOĞLU - Başka Haber
Açlık Grevlerinin Sona Ermesi ve Barışın Tesisi - Ali BİLGE - Açık Radyo
‘Açılıyor Zamanın Yara İzi... Ve Bütün Ülkeyi Kana Veriyor-’ - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Yeniden Abdullah Öcalan... - Berxwedan YARUK - ANF
"Öcalan Açıklama Yaptı Dağılın" - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Yahşi Öneriler, Heywanî Kafalar... - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Pınar Selek: Beni Mutsuz Bir Kadın Haline Getirmeyecekler - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
'Üç Çocuk Doğurun'dan Kutsallaştırılan Anneliğe: Kadına Yönelik Şiddetin Bir Başka Yüzü - Melda Yaman ÖZTÜRK - Sendika.org
Cumartesi Anneleri 'Âhım Tarihi Karalar' - Sibel YERDENİZ - T24
Haydi Paşalar Galatasaray'a - Ali TOPUZ - Radikal
Hestî ya da Adaletin Mahrumiyeti - Ayhan S. IŞIK - BiaMag
400′üncü Haftada Binlerce Kişi Annelere Eşlik Etti - Sol Defter
Uludere Raporu - Raportör: Hira Selma KALKAN - Türkiye Psikiyatri Derneği
Roboski'de Hukuki Süreç İşlemiyor - Ali Barış KURT - ANF
Yara - Berkun OYA - Radikal
Uğurum... - Reşat KAYMAZ Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi (Uğur Kaymaz’ın Amcası) - Özgür Gündem
Adalet Nerede? - Uğur'un Gözleri Soruyor - Erdal İMREK - Evrensel
Sadece ‘Uğur’ Değildi Aramızdan Kopartılan... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
13 Kurşun Var Bedenimde - Gulan Çağın KALELİ - Ajans Amed
Ceylanpınar'da BDP'lilere Polis Saldırısı - soL
Demokratik Çözüm Çadırı Davası 27 Kasım'da - Sendika.org
“Fişlemeye Boyun Eğmeyeceğiz” - Korsan Dergi
Gereği Düşünülse... - Demiray ORAL - Taraf
Darbe Duruşması Notlarım.... - Senih ÖZAY - BiaMag
Neyse Ki Darbe Olmuş Yoksa Ertuğrul Özkök'süz Kalacaktık - Gökhan KAYA - Turnusol
S.S AY (Sedat Selim AY ) 23 Gazeteciyi Savcılığa Şikayet Etti - Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube - Halkın Sesi
Müdür Beyin Şikayeti - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
'Engin Çeber Ağır İşkence İle Öldürüldü' - ANF
'Faili Meçhul Cinayetlerin Belgeleri Kozmik Odalarda Araştırılmalı' - T24
"Faili Meçhul"ler ve Cezasızlık - Turgay OLCAYTO - Bianet
'İçimden Geçen Zaman': Öznel Bir Yazı - Özge MUMCU - T24
Koster Değişse De Niyet Değişmedi! - ANF
Pasifist Toplum Denklemi ve Çözümü - Şizo Krat - Aşağıdan
Kuyudaki Taş: AKPM’nin ‘Siyasi Mahpus’ Tanımı - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Özgür Gündem
NATO'culuk Katıksız Amerikancılıktır - İhsan ÇARALAN - Evrensel
“Adam Gibi Ölmek” ve İnsanlık! - Meryem KORAY - Birgün
Amira Hass: İsrail Ortadoğu’yu Yanlış Yorumluyor - Fatih Gökhan DİLER - Agos
Filistin’de Doğru Söyler Memleketinde Şaşar - Kemal BOZKURT - KB's Blog
Yeni Ortadoğu’da İsrail’in ‘İşi’ Daha Zor - Ergin YILDIZOĞLU - Cumhuriyet - Muhalefet
Ortadoğu’da Türkiye “Karavana” Atıyor… - Sol Defter
Photo Of Dead Baby In Gaza Holds Part Of The ‘Truth’ - Patrick PEXTON - The Washington Post
“Şeytanla Çıkılan Yolda” Suriye Kürtleri - Foti BENLİSOY - FB's Tumblr
Rojava’da Genel Durum ve Kürtlerin Acil Sorumlulukları - Sait İKE - Ajans Amed
From Opposition To Puppet: Morocco’s Party Of Justice And Development - Samia ERRAZZOUKI - Jadaliyya
Redhack Davası Başlıyor: 'Bu Davada Faşizmi, Zulmü Görmek Mümkün' - soL
Redhack Anayasa Mahkemesi'ni Hackledi - Evrensel
Hedef 2016: AKP 80 Bin Kişiyi Daha Cezaevine Koyacak - Barzan ŞEREFHANOĞLU - ANF
Biz, Türkçe Yaşayan Kürtler - İrfan SARI - Yüksekova Haber
"Biri Alevi, Biri Türbanlı, Öteki Gayrimüslim, Biri Tinerci… Ne Oldu Birlik Beraberliğe?" - Ararat ŞEKERYAN - Agos ŞapGir
Türkdoğan: Kürt Sorunu Muhataplarıyla Çözülür - ANF
1915’in Kayıp Çocukları - Lilit GASPARYAN - Agos
Mahkeme Kararını Verdi: Cemevi İbadethanedir - Dersim News
Aleviler Sünnileşsin Kürtler Türkleşsin İsteniyor - Mustafa KARASU - Yeni Özgür Politika
Hamburg Alevi Anlaşması ile Ankara Alevi Açılımı - Turan ESER - Muhalefet
İslam ‘Ulema Sınıfı’ Sınıfta Kaldı - Mistefa DEWLEMEND - Ajans Amed
Nefret Cinayetlerine Karşı; Yaşasın Ötekilerin Eylem Birliği! - İstanbul LGBTDD & Hebun LGBT - Nor Zartonk
Türkiye’nin Tarihi ile Benim Kişisel Tarihim Aynı - Karin KARAKAŞLI - Agos
İnadına Anayasa - Ferhat KENTEL - Taraf
Spain: Citizenship Process Eased For Sephardic Jews - Raphael MINDER - The New York Times
Intelligence Study Links Low I.Q. To Prejudice, Racism, Conservatism - Rebecca SEARLES - Huffington Post
Rafeef Ziadeh: Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! - Aşağıdan
Obama ve Siviller - Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet Pazar Dergi
“Sokak Kürt Çocukların Özgürlük Alanı” - Yücel YÖNEY - Bianet
Bu Kıtada Grev Var! - Kıvanç ELİAÇIK - Sol Defter
Eti Bakır İşletmesi’nde Felaket - Korsan Dergi
Sosyal İş'ten Sessiz Çığlık Eylemi - Muhalefet
Taşeronda Müjde Yok, Hile Var! - Aziz ÇELİK - Birgün
'İşsizlik Kadın Cinayetlerini Artırıyor' - Yüksekova Haber
Görünmeyen Emek Sesini Yükselt! - Fatma GENÇ - Sendika.org
Velev Ki Namussuzuz! - Banu SERVETOĞLU - Sendika.org
Francis Alys'den Taliban'ın Yaktığı Filmlere Cevap - Ahmet TULGAR - Sanatatak
Biz Bizden Koptuk Mu? - Halil DALKILIÇ - PolitikART
Habertürk Copy-paste Yapmayı Beceremedi - Medyatava
Emrah Serbes: Behzat Ç.'nin 80. Bölümünde KCK Tutukluları Olacak. Hodri Meydan. İsterseniz Yayınlamayın. - Başka Haber


Pete Namlook Official
Lorenzo Montanà Official via Facebook
R.I.P. Pete Namlook via Phonaut
Pete Namlook Değinileri ve Röportajı - Sühan GÜRER - Proodos Arşiv
Fax Official
Fax Artist Page via Twitter
Fax - Circles Album Review By Jordan via Music Review Database
Philip Glass Official
Philip Glass - Rework: Philip Glass Remixed Album Informative via The Kora Records
Philip Glass - Rework: Philip Glass Remixed Album Review By Kitty EMPIRE via The Guardian
Kiasmos Official via Erased Tapes Records
Kiasmos - Thrown EP Review By Bob CLUNESS via The Reykjavik Grapevine Music
Kiasmos - Thrown EP Informative By Glenn JACKSON via XLR8R
Yagya Official via Facebook
Yagya - The Inescapable Decay Of My Heart Album Informative via Klik
Yagya - The Inescapable Decay Of My Heart Album Review By James KNAPMAN via Igloo Mag
Stumbleine Official via Facebook
Stumbleine - Ghosting EP Informative via Hija De Colombia
Stumbleine - Ghosting EP Review By Gordon GIESEKING via Finest Ego

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By  Chillbill via Flickr

>>>>>Poemé
Yokluğun İklimi - Odisseus ELİTİS
I
Dünyanın bütün bulutları günah çıkardı
Yerlerini tasam doldurdu

Ve saçlarımın içinde üzgün düşüverince
Pişmanlık duymayan elim

Bir acının düğümüne bağlandım.



II
Saat unuttu kendini akşam olurken
Anıdan yoksun
Ağacı sessiz
Denize doğru
Unuttu kendini akşam olurken
Kanat çırpmalardan yoksun
Yüzü kımıltısız
Denize doğru
Akşam olurken
Sevgiden yoksun
Ağzı kararlı
Denize doğru

Ve ben içinde, kendime çektiğim durgunluğun.



III
Öğle sonrası
Ve onun imparator yalnızlığı
Ve rüzgârların sevecenliği
Ve atılgan çekiciliği
Hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir şey
gitmiyor.

Bütün alınlar çıplak

Ve duygu yerine bir duru cam.

Herkül MİLLAS'ın Türkçesiyle
Kaynakça: Şiir

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 422 (22.10.2012)
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)

No comments: