Sunday, December 23, 2012

Deuss Ex Machina # 430 - dóibh siúd a éist guth íarbhír

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_430_--_dóibh siúd a éist guth íarbhír

17 Aralık 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a. Madteo - Vox Your Nu Yr Resolution (6:06) (Sähkö Recordings)
b. Madteo - Il Capoline (6:44) (Sähkö Recordings)
c1. Malorix - Aur Tum Kya Ho, Dancer? (4:29) (Makkum Records)
d. Zea - Stretch out Your Frown (5:01) (Makkum Records)
e. Muslimgauze - Analog Zikr 4 (5:31) (The Muslimgauze Preservation Society)
y. Muslimgauze - Analog Zikr 5 (5:09) (The Muslimgauze Preservation Society)
f. Tinariwen - Imidiwan Ma Tenam (Portugal The Man Remix) (4:13) (Anti-)
g. Tinariwen - Tenere Taqhim Tossam (Four Tet Remix) (6:42) (Anti-)
l. Gaudi + Nusrat Fateh Ali Khan - Dil Da Rog Muka Ja Mahi (Pinch Remix) (5:36) (Tectonic)
ax. Pinch - Qawwali VIP (4:27) (Tectonic)
n. Vatican Shadow - Al Qaeda Possess Nuclear Capacity (9:49) (Hospital Productions)
o. Vatican Shadow - Wahhabi Money Flows (9:47) (Hospital Productions)

dóibh siúd a éist guth íarbhír
(430)

daimiliği tescillenmişe ses etmek. dönüp dolaşılıp yine en başa geri gelinmesi ile nihayetlenen seyyahlıkların ardından bir çöküntü tortu kıvamında yerli yerinde kalabilmeyi başaran atalete karşı meram edebilmeyi çetrefilleştiren zorlu bir deneyim haline dönüştüren bir iklimin yaşayanlarıyız. daha günler öncesinde nihayetleneceği varsayılan dünyanın öyle beklentilenen bir yerin artanıyız. halen şeklen hayatta olmayı başaran, başarabildiği yegane şeyin nefes alıp vermekten ötesi olmamasına rağmen kimilerimiz için handiyse yaprak kımıldamayan bir güncelliğin kıyısındayız. bunca gürültünün arasında ne kehanet mi kıyamet mi der gibi bakışımların arasında, dolambaçlı yollardayız. uzun ince ve gündüz gece. gün başka şeyleri yeknesak makamdan algıların karşısında sunagelir paylaşırken görebildiğine kani olmaktan ayrısına gayrısına tahammül etmeyen önemsemeyen bir ahvalin yaşamında az öncesinin ve biraz sonraların da herhangi bir öneminin bulunmadığının okuması ise manidardır. ne olup bittiğine onca yabancılık derinleştirildikçe hafızanın unutuş kapasitesi yükseltilmeye, zorlanmaya devam edildikçe yaprak bir tabii ki elbette kımıldamayacaktır.

soru da sorun da yoktur. kolaylıkla kestirilip atılabilecek bir mesel haline indirgenen yaşanan yurt gündeminin başımızdakiler konuşuyor gerisi tatatavla, palavra diye düşüneduranların mabadında kazın ayağı öyle değildir maalesef. esefle bildiririz yine yeni yeniden. bulmacanın parçaları, bir o yana bir bu yana serpiştirilip, saklanmaya çalışılırken hala neresinde durduğumuzun o kırmızı çizgilerin farkına erilememesinden başlamalıyız belki bir ihtimal. kazın ayağı diye bellediğimizin sorunların varlıklarını koruması, derinleştirmesi başlı başına içimize işletilmesinden yola çıkabiliriz belki bir ihtimal. hiddetin göreceliliği arttırıldıkça, şiddete meyyalliğin dozu sürekli yükseltilmeye, ne yapsınlar canım ciğerim münferit münferit ona buna sarsınlar, hele bir güzel girişsinler ki biz muktedirler de işimize gücümüze bakabilelim beklentisinin gölgesinde insanlığın kıyamının, o beklentilenenden daha ağır olduğunu ifade etmek söz konusudur. gereklidir. kafamıza göçen bu yapı, bir kurgunun devamlılığı, mizansenin toparlayıcısı değil bizahati her ne olduğumuzun, değerimizin ne kadara sabitlendiğini okumaya elverişli kılan bir cehennem tasvirinin kendisidir. cehennemimiz tam bu menzildir. burasıdır. böyledir!.

ucu açık cümlelerin ne yeridir ne zamanıdır. harcanası o kademeler, hülyalar, betimlelemelerin zamanı geçmiş, hükmü tükenmiştir haddizatında. bir adet başvezirin hengamesinde o ikiletmeksizin payandalarınca zikredilen "muhteşem iktidarı"nda başa denk getirilenlerin dakika sektirmezliğidir buralarda mevzu bahis edilmeye çalışılan. dur durak bilmeden yinelenip duran hiddet parametreleri sürekli güncellenen şiddetin, anlamak yerine yargılamak ve yaftalamanın koşa koşa şekillendirildiği bir cenahta hüzün hep ikinci plandadır. bir ağıdı yaşayamadan pat bir başkasına yetişmek zorunda olduğunuzu bildiğiniz, yaşayarak öğrendiğiniz durmaksızın ikrar ettiğiniz veya ettirildiğiniz bir devinimdir hasılı kelam. ortada asılı duran. boyuna atılıp tutulan demokrasi menzilinde kısadan hakikati söylemektense, o hakikati yamultmak üzerinden harekete geçen, yazıklar olsun, tüh tüh tüh gibi menşei belirgin olan olumsuzlamaların peyderpey sunumunda kah hizaya çekilinir arsızca bu ülkede kah derdest eylenir insanlık. kah kafasına bombalar yağdırılır bir gece yarısı, kah hakkı olan endişelerini seslenip duyurması manidar bir terör yardakçılığının baş adımı olarak sınıflandırıldığından daha gak derken gaz bombalarının hedefi haline dönüşür!.

bir gece ansızın çıkagelen bir kurşun olur eli tetikte bekleyeduran mavililerin yahutta sivil görünümlü sırtlanların hedefidir. hedeflediklerindendir. aklı başında olduğunu sandığınızın bildiğinden şaşmaz düşmanlığını bir kere daha göstermesi için manşetlere taşınmasına tebelleş olunup ön ayak olunmasında görünendir. kah akittir, kah sözcüdür, kah milli gazete, kah radikal!. ağır sözcüklere ihtiyaç duyulmasına gereksinim hiç olmaksızın kompozisyon değil hakikatin kendisi olan zorbalığı gösterendir; roboski'dir, maraş'tır, colemerg'dir, besta'dır, rojava'dır.. kah dünyanın başkaca bir bucağı kah buraların en görünür yerlerinden istiklal caddesinin halidir perişanlığıdır. biliyoruz kelimeleri sıralayabilmek zor, biliyoruz artık tekrara düşmeden zıvanadan çıkmadan bu hayatta her ne olduğumuzu ifşaa edebilmek, anlamlandırabilmek bu nato kafa bir o kadar nato mermer diyarda birlik ve beraberliği sade ve sadece ırkının üstünlüğünden dem vurarak koruyabileceklerinden dem vuranların hıyanet ediyorsunuz, yediğiniz kaba pisliyorsunuz söylemleri (ki en az yazılabilecek olan sinkafsız sürümü budur) arasında örnekleyebilmek ve neticelendirmek bir masal.

eskaza değil basbayağı bir şeylerin yolunda gitmezliği bir rastlantısallık değil artık aleni bir gerçek halindeyken, öyleyken hala suskunlaşmaların kayığına atlamak neyin neyisidir diye sorgulanasıdır. tam da vaktidir. kurşuni griliğin müsebbiplerinin dillerine pelesenk ettikleri batmış olan ülkenin kendisi değildir!... akıl ve fikrin önüne set çekerek, hizasında tutabilmek için halkına demediği yalanı arda bırakmayanların iyi polis, kötü polis oyunlarında vesikalananlar sayesinde batanın her kimler olduğu az çok meydana çıkmaktadır halen bütün bu perdelemelere rağmen. tektipleştirilmişi zanaatmış, maharetmiş gibi sunumlandıran benim sözümden dışarı kimsecikler çıkmıyor diye sevinçlere hala gark olunabilirken, endeksler ve raporlarda adaletin sağlanmazlığında, demokrasinin yaşatılmasında, asgari hayat koşullarının adilliğinde, uygulanabilirliğinde, mazlumun değil muktedirin korunmasında ve kollanmasında nasıl batıldığının vesikaları mevcuttur. değerin ne olduğunu insanın verilen liyakatlardan, alınan ekonomik pohpohlamaların ötesinde yaşam alanlarını rantsal dönüşüme teslim eden, habire elden çıkartmaya yardımcı özelleştirme şenliğinde yurdun ahını en çok işitmişi olanı hani koççç gibi olan varlığını yok edilenlerin bıraktıklarından cukkaladıklarıyla arttırmış "sermaye" sahiplerine peşkeş çekilmesine ses etmeyen bir rezalet bitmeden bir başkasına ortam sağlanmasının resmi dahilinde görülenlerdir.

ne kadar körlemesine girilirse o kadar ehvendir denilerek gün geçmeksizin başka bir furyanın seslendirildiği gündeme dahil edildiği bir zaman diliminde elzem olan soru ve sorunların yanıtlarının değil başkaca şeylerin izleri üzerinde harekete geçildiğinin aynalanmasıdır merama dahil etmeye çalıştığımız. ya benim dediğim gibi yaşarsın, kör, muhtaç yahutta bir şeyler gördüğünü sanmaya devam ederken bir gece ansızın gelebiliriz şartlanmışlığı, göz korkutuculuğuyla beraber yine benzeş masallar tesis olunur. gulyabaniler gelecek hepinizi ham yapacak!. masaldaki kötü karakterlerin başlarına nelerin tamı tamına denk getirildiğini biliyorken gerçeğin bağrında her gün o kötünün gücünü kuvvetini daha arttırması, biteviye sürekliliğini hiddetiyle "paralel" olarak şekillendirmesine bağlayarak oluşturması yeni türkiye'nin nasıl bir yer olduğunu enikonu özetlemektedir. görebilene!. nasıl bir mekan haline dönüşümünün sürdürüldüğünü gösteregelmektedir. aşağıda olanların, aşağıdan ses edenlerin, yaftalamalara karşı korunaksız bir başına kalanların, yalnızların, ötekilerin, yalnızlaştırılanların, geleceği ellerinden alınanların, tüm beklentileri sıfırlananların, ekonomik gücü tırtıklanacak bir mecra olarak görülenlerin, yaşamaya çalışanların aşağıda bir yerlerde aşağıdan ses etmeye gayret olan hepimizin, muktedirlik, iktidar savlarının dışında kalakalan herkesin şifasını aramanın yollarına girişmek ne zaman söz konusu edilecektir.

bir kıyamet senaryosundan daha gerçekçil olan nefessizliğimiz artık olağanlaştırılmışken, ekranlar ses edenlere kapatılmış, yazınsal mecralar köreltilmiş, internetler filtrelenmiş, telefonlar dinlemeye takılı bırakılmışken demokrası dediğimizin tam ve eksiksiz yaşatılabilirliğini görebilmek bu ülkede bir ütopya olmaya devam mı edecektir? sonumuzun hayır olmadığı hangi bedbinlikler curcunasından sonra nihayet anlamlandırılabilecektir. artık anlamanın vakti değil midir? içimize işletilen korku adını nasıl anarsanız ister faşizm, ister dikta, ister darbe, ister engelleme vesaire ile bütünde, neticede yoksunluğumuzu derinleştiriyor. kalıcılaştırıyor. meram bir şeyleri bir aynalayıcı halinde sunmaktan öte bütün bu bulmaca halininin özü burada saklı işte. kalıcılaştırılan korkunun nezdinde yaşam dediğimizin sürekliliğini sağlayabilmek onu anlamlı kılabilmek nasıl mümkün olacaktır!. dayatmalara karşı hayat kendiliğinden, kendi olağanlığında akışına devam edebilecek midir? hiç değilse bu sefer şapkamızı önümüze koyup düşünelim taşınalım. olmaz mı, oldurulamaz mıdır? takdirlerinize.

sırrı süreyya önder'in tutuklu öğrencilerle dayanışma konseri gecesinde bahsiyle "türk, kürt, ermeni birlikte olursak bu düzen bozulur." önermesinin içeriğini doldurabilmek hangi devrede bir hayal imgesinden ötesine taşınabilecektir? kanıtlamaya çalışıyoruz yaşadığımızı, yaşatıldıklarımızın karşımıza getirilenlerin, bir avazda ortaya serilenlerin, sonu gelmeksizin yinelenenlerin, tazlendikçe kimilerinin iştahını daha da fazla arttıran münferit bellenmiş hiddet olgularının resmi geçidinde, vakıaların yanıbaşında bunca edepsizliğin gemiyi azıya almasına karşın nefes almaya çalıştığımızı gösterebilmeye gayret ediyoruz. sanrıların o sabitlik harcının karşı konulmayan öğesi olarak da betimlenmesinden bu yana köşe bucak saklanan ayrıntılarda sunulanla, gerçeğin ayrımına tanıklık ediyoruz. gerçeğin nasıl yontulduğunu, dönüştürüldüğünü, sade ve sadece işte işe gelen kısımların alıntılandığı, bahsinin edildiği ötesinin ise tümden, toptan teferruat olarak tanımlandırılmasına çabalanılan bu güncede yönlendirmelerin, önemsenmiş şeylerin nasıl daha fazla yoksunlaşmamızın anahtarı belletilebildiğinin ikrarını yineliyoruz.

bir heves iki kalas ortaya saçılan lafazanlıkların, nihai tüketici olarak yaftalanmış halkın sırtına daha da ağır yüklerin bina edilmesini sağlayan bir haberci kılındığını ise yinelemek istiyoruz. sıkışıp kaldığımız bu döngü, kalakaldığımız bu menzil yaşamı çekilir kılan değil yaşamdan enikonu soğutan olduğunun okumasında kapıyı bugün olmasa da yarın çalacağı içten içe fısıldanan o kıyamet senaryolarından daha ağır bir yılımı beraberinde getirdiği hiç şüphe taşımaksızın gerçektir. aslolandır. ırkçılığın handiyse tolere edilebilir sınırlar dahilinde, şiddete karşı kopan çığlıkların, kalk borularının birer vavelya olduğunun papağanlar gibi tekrarında, soykırımın salt cana kast ederek, yerinden yurdundan derdest ederek değil, bizahati yaşam akışında sonu gelmeyen operasyonlar ile nefessiz bıraktırmayı bir şekilde ata sporu olarak belleyenlerin dönüp dolaşıp uygulamaya koyuldukları güncelliğin bu rahlesinde münazaraya açık vesikasında bu tahrifat ve yıkım daha rahat tanımlandırılabilir. elden ele geçirilir gibi, her halk zümresinin sırası geldiğinde başına örülecek çorapların, kafasına indirilecek gürslerin, ayağına takılacak prangaların, diline vurulacak ketlerin toparlanmış halidir yıkım.

tahrif edildikçe algının "normal" olarak bellenin altı ya da üstü, şurasında kaşı burasında gözü var denilerek nihayetlendirilmesi söz konusu edilir. gerçeğe evrilir. erk elinde illa sopanın bulunmasına gerek olmaksızın yönlendirmesini, doğru bildiğinden sıfır şüphe taşıdığını gün dahilinde layığınızdır diyerek sunarak iterek, çekerek, gerektiğinde usul usul söyleyerek gerektiğinde bildiğiniz dikte ederek bu yıkımın süreğen bir akışa evrilmesi sağlanmaktadır. açıkça yaşamakta olduğumuz döngünün içerisinde bir saniyeliğine bile olsa o koruma kalkanlarını gösteren kırmızı çizgilerin ötesini arşınlatmayan, bunu düşündürmeyen başa gelenin ehveni bunlardır bahsi diri tutulmaya  devam edilirken, onun harı tazelenirken biz sizin yerinize en doğrusunu belirleriz, uygularız v gerçek adlederiz devreye girer. halk denilegelen biz aşağıdakiler de bunu tüketir, tükettikçe tükeniriz. muktedir belleği ve algısı bizlere daha muhtaç olursunuz okumasının yakınında duran tezahürleri kah bülent arınç, kah suat kılıç, kah ihrac edilmiş olan melik birgin, kah baki gül, burhan kuzu yahutta direkt olarak söyleyelim işte başvezirin konuştukları her kelamda, meramda bu denklemi görebilmek mümkündür.

anayasa komisyonu başkanı eski akademisyen burhan bey kuzu'nun değinisindeki gibi menderes ile gezmiş'ler eşit değil, iade-i itibar için bir başbakan ile halk evladının kıyaslanamazlığını yineleten sözleri net bir örneklemi tam ve eksiksiz sunmaktadır. bildiğinden asla şaşmayan hiç de komik olmayan bu seslenişlerin kucaklaşmayı çoktan geçtik, bir yüzleşme şansının enikonu rafa kaldırıldığını, yolun yine değişitirilmekte olduğunu günyüzüne kavuşturmaktadır. geçmişi ayrıştırmaya, kendilerince önem atfettiklerini öne çekerken hüsnü kuruntularınızı      kendinize saklayın, yiyin alabildiğince birbirinizi ki bizler de işimize bakalım diyen devlet geleneğinin, propagandist tutumlarının, iyi ve kötü ayrımında elma ile armutu birbiriyle denkleştirme ucubeliğinin vesikaları ve fazlasında, bunca toplu geçidinde hayat dediğimizin nasıl dönüştürülmeye devam edildiğini göstere gelmektedir.

ucu bucağı bulunmayan kör devlet mekanizmasının karmaşıklaşan enikonu kördüğüm haline dönen bu yapısında olumlanabilirlik ya da ümitvar olmanın düzeneği yeniden nasıl tesis edilebilir? varolan hayat akışı mütemadiyen kıstırılmaya, tırpanlanmaya devam edilirken ses edenin sesi ve soluğu kestirilirken yol nicedir?. öğrencisinden, gazetecisinden, akademisyeniden, emekçisinden günü birlik gündelik hayatını idame ettirme ve bunun şartlarını yerine getirmeye gayret eden nicesinden a'sından z'sine başvezir ve takipçi payandalarınca mütemadiyen duyurulan korku nereye konumlandırılabilir? alenen tahrifaçılığın artık gerçekçil kılındığı bir zaman mevhumunda bu parenin, edimin etrafından yol verilenler ile bu hayat müdanasız bir biçimde vasıfsızlar, seçilmemiş tüm diğerleri için karanlığın süreğenliğini kanıtlamaktadır. doğrunun yıkımındaki bu acelecilik, bir yandan iyi polisçilik oyunlarının, durun hele - bir soluklanın diyeceklerimiz var size diye ağız birliğiyle boşa doluya laf yetiştirenlerin müsamerelik performanslarının yamacında aslolan, gaz, cop, sinkaf, hakaret, derdest edilmek, operasyonlara kurban edilmek, yaftalanmak, canı yakılmak ile uzayıp giden bir dizi uygulamanın hepimize karşı devreye sokulacağının habercisidir.

her iyi söz eriminden sonra kutsiyet atfedilmiş olan değer kazandırılan şeylerin gözetiminde beton millet sakarya versiyon 2.0 olarak güncellenir. eleştirel bakışın karşısına tam takım tazminat seti çekilir. durdurak bilmeden bunca yanlışın dağarcığına karşı bir şey yapmayı amaç edinenler, uyananlar manşetlerle hedef haline dönüştürülür. yem olarak belletilir. münferitin kelime anlamı çoğunlukla karıştırıldığından bir bağlaçtan çok daha fazlasını ihtiva eden hiddeti görev belleyenlerin kutsal neyse o atfettikleri için dünyaları yakmaları, evleri işaretler ile donatmaları, üniformalı veya formasız fişlemelere girişmeleri hep o gedikte aşılmaya çalışılır. kedidir kedi misali timsali. yol daha fazla çetrefilleştirildikçe akil olanın değil sığlıkla donanan zihniyetin güncelliğinin sağlama alınmasının, hemen her şeyin o bağlamdan şekillendirilip dönüştürülmesi bizahati nefessizliğimizin nasıl şekillendirilmeye devam edildiğini ortaya çıkartmaktadır. öldürmüyor ama ölümden beter hallerden hal seçtiriyor, süründürüyor. sorgulatmıyor bütün o teferruatlardan öte tın tın tenekeliği tavsiye ediyor.

her gün kıyametken o bahsedilen maya kehanetinin altında başka şeyler okunabilecekkken, kıyamet şudur, budur hengamesinde günü ona tahvil edip kendi bildiklerini işlerini hal ve koyuna koymaya devam ediyorlar. durum budur, eğreltidir!.başka şeylerle oyalanıp durulurken hakikat dediğimiz eğilip bükülmeye, işe geldiği gibi yorumlanmaya devam etmektedir. iki bilemediniz üç gün önce roboski değil uludere, katliam değil kaza olarak değerlendirmeyi uygun bulan erkan başı gerekirse özür dileriz öne sürümü bu denklemi nasıl herşeyin karman çorman edildiğini boş lafın sonu gelmemişken hala inat ve devamlılık kör olasıca bahtsızlığımız mıdır? bir üniversite yerleşkesini düşman ülkeyi işgal eder gibi kolluk kuvvetinin tüm ürünlerini kullanarak, göstererek işgal edip terörize ederken günü, olana bitene tepki sunanları onlar öğrenci değil, öğrenci buysa bitmişiz biz serzenişi alelalade bir sayıklama değildir. kalıba mengelenemeyen, kendi doğru ve yolunu, dindar kindar bilimum yaftalara denk getirmeden en önemlisi muktedire biat etmeden ses edebilenlerin varlığının tehlike olarak algılandığını bu menzilde halen göstermektedir. tehlike olarak belletilmiş olanın sathını, menzilini mütemadiyen genişleterek sokaktaki insanı da kapana, köşeye kıstırabileceğini dahası akıbetin bundan sonrasının ne olabileceği gibi kimi gereksiz sorgulamaların nasıl da gerekli, elzem ve ivedi olduğu güncellenmektedir. erkan dönüp dolaşıp yine bildiğini okumaya devam ederken tüm saikleriyle demokrasi delik deşik edilmektedir. korumasız, düzayak, rantsal bölüşümdeki doymak bilmezlik gibi öteyi beriyi toza dumana katanlar gibi hunharca... barbarca... 

>>>>>Bildirgeç
Faşizme Karşı Direnmiş Üniversite Gençliğinden Bir Öğrenciden Başbakan'a Açık Mektup

    Başbakan;

    Bu tür mektuplar genelde “Sayın” hitabıyla başlar, “Saygılarımla” veya “En iyi dileklerimle” gibi sözcüklerle biter. O kadar öfkeli ve o kadar haklıyım ki, bugün bunu milyon kere yapmayacağım.

    “Memleket bunlara kaldıysa bitmiş”, “Derslere girmezlerse girmesinler, bunların yetiştireceği öğrenciler de ancak bu kadar olur” dediğiniz hocalardan ders alan bir ODTÜ öğrencisiyim. ODTÜ öğrencisi olmaya özel bir sıfat, bambaşka bir anlam yükleyecek değilim. Ama röportajınızı izledikten sonra anladım ki, onur duyulacak iki madalyayı arkadaşlarımla birlikte şimdiden göğsüme takmışım bile: üniversiteli ve bilhassa ODTÜ öğrencisi. Şimdi de, o günün başından itibaren polis saldırısına maruz kalmış birisi olarak, kampüsümde “çıkarttığınız olayları” özetleyerek anlatacağım.

    Polisinizin kullandığı gaz meşhurdur. 31 Mayıs 2011 günü Metin Lokumcu’yu öldüren, bakanınızın “doğaldır, zararı yoktur”, emniyet müdürünüzün “gerektiği kadar alındı, gerektiği kadar kullanıldı” dediği biber gazıdır. Bu gazdan korunamazsınız, kaçamazsınız. Sadece etkisini azaltmak için yüzünüze ve burnunuza atkı sarar, vücudunuzu doğrudan temastan korumaya çalışırsınız. Gazın gelişinin ardından da limon ve sirke sürer, acınızı dindirmeye çalışırsınız. Ciğerlerinizden kaynaklı bir rahatsızlığınız varsa, bu gaz ölümcüldür. Hastalığınız yoksa, bu gaz o hastalıklardan birisini yaratabilecek kadar tehlikelidir. Özetle, bu bir kimyasal silahtır, faşizmin simgelerinden birisidir.

    18 Aralık günü de kampüsümüze geleceğinizi haber almış, sermayeye peşkeş çektiğiniz bilimi, Suriye’ye yapacağınız emperyalist müdahaleye karşı barışı ve halkların kardeşliğini savunmak için TÜBİTAK binası önüne gelmek, burada bir basın açıklaması yapmak amacıyla toplanmıştık. En temel haklarımızdan birisi olan protesto hakkımızı kullanıyor, bunun bir aracı olarak ise sloganlar atarak yürüyorduk. Polisinizin kalkanlarına 100 metre bile yaklaşamamışken, tamamen bir formaliteden ibaret “dağılın” uyarıları bile yapılmadan atılan gaz bombalarının 5-6 el patlama sesini duyduk. Gaz bulutunun arasından çıkmaya çalışarak, öksürükler ve nefes daralmaları eşliğinde geriye doğru çekildik. Bu sırada polisiniz durmaksızın gaz bombası atmaya devam ediyordu(bunlara yine polisinizin attığı ses bombalarının eşlik ettiğini sonra öğrenecektik). İşte bunlardan sonrası ise size göre “eşkıyalık” size göre “memleket bitirmek” olan meşru direnişimizdi. Üzerinde “doğrudan atmayınız, yangın tehlikesi yaratır” yazılı olduğu halde üzerimize nişanlanarak atılan binlerce gaz bombası kapladı o gün kampüsümüzü. Polisiniz, arkadaşlarımızı öldüresiye coplayıp, tekmeledikten sonra “şimdi gözaltı yapmayalım, başımıza bela olurlar” deyip bıraktılar.

    Panzerler okulumuzun ortasına kadar girdi. Tazyikli sudan, damacana taşıma arabasını kurtarmaya çalışan Fizik kantini çalışanı bile nasibini aldı.

    “Çantalarında molotof taşıyorlardı” demişsiniz, başka iftira mı bulamadınız? Keşke daha inandırıcı bir yalan geliştirseydiniz. Boyalı medyadır bu, sizin söylediğiniz onlara kanundur ama halk inanmazdı bunlara. İnanmadı da. Biz de duyduğumuzda kaburgalarımızı tuta tuta güldük. Çok komik olduğundan değil, bir kısmımızın gördüğü polis şiddetinden, bir kısmımızın ise panzer üstlerine doğru sürüldüğünde koştuğundan ötürü kaburgaları fazlaca ağrımaktaydı. Hatta bir kadın arkadaşımız da omzunu tutarak güldü, zira onun da omzunu 18 Aralık günü gaz fişeği sıyırmış geçmişti.

    Bir de, o gün çantamın içinde ne olduğunu yazayım hemen: 0,5 litrelik pet şişe içinde içme suyu, kütüphaneden aldığım birisi şiir kitabı olmak üzere üç kitap, o günkü derslerimin notlarının olduğu kağıtlar, kurşunkalemler, bir silgi ve Kızılay’da bir kitapçıdan aldığım edebiyat dergisi.

    Size ekranda bolca söz hakkı verildi, yeri geldi sinirlenmiş, yeri geldi duygulanmış numarası yaptınız. Ben ise bu satırları, aslında size değil başkalarına, olanca haklılığım ve samimiyetimle yazıyorum. Sizin söylediklerinizden daha az bilineceğine ise, neredeyse eminim.

    Siz "tutuklayın", "canlarına okuyun" emirleri vermeye devam ediyorsunuz. Bense bir koltuk üzerinde uyurken, bir kolumla sağımdaki arkadaşımı korumaya çalışıp, öbür kolumla başımı -gaz bombasının fişeğinden az da olsa korunmak için- kapatırken, bir patlama sesi dolaşıyor kafamın içinde, sıçrayarak uyanıyorum hala. Derken bir başka rüyamda, 20 metre ötemde polisinizin vurduğu Barış’ı görüyorum, bir kaldırımın üzerinde kanlar içinde yığılmış kalmış. Medyanız o kadar etkili ki, yanı başımda vurulmamış olsaydı, arkadaşının “Araba bulun”, “Ambulans çağırın” bağırışlarına birebir şahit olmasaydım, sizin istediğiniz gibi “kokmaz bulaşmaz” bir öğrenci olsaydım, belki de “acaba arkadaşları mı vurdu” deyip, medyanıza inanacaktım. Ama artık bunun yolu yok, çarpıtmalarınız sökmeyecek.

    Kötülemelerinize ve iftiralarınıza maruz kalmaktan onur duydum. Bu demektir ki doğru yoldayım. Bu demektir ki, seneler sonra çocuklarımın yüzüne baktığımda, onları ta gözlerinin içinden görebileceğim. “Baba, sen üniversitedeyken ne yaptın?” sorusuna “Okulumu savundum, arkadaşlarımı savundum. Hocalarıma çamur atmaya kalktılar, onları da savundum.” diyebileceğim. Bunları söylerken gözlerimi kaçırmayacağım, sesim zerre tereddüt etmeyecek.

    Bu direniş, karşılarındaki profesyonelce donanmış bir orduya karşı bedenlerini gaz bombalarına, panzerlere ve tazyikli sulara siper eden öğrencilerin ODTÜ’de yazdığı bir destandır. ODTÜ’nün bir üniversite olarak sorumluluğunu, tarihsel görevini bilip, bir pankart arkasında görevine gitmesidir. Yıllarca da böyle hatırlanacak.

    18 Aralık 2012 günü okulumuza faşizmi yaşattınız. Andımız olsun ki, özgürlüğü de biz yaşatacağız. Arkadaşlarımızı, hocalarımızı, okullarımızı, mahallelerimizi, sokaklarımızı, var gücümüzle biz savunacağız. Halka zulmettiğiniz her yerde, karşınıza biz çıkacağız.

    Osmanlı döneminde Sivas Valisi olan Halit Rıfat Paşa “Gidemediğin yer senin değildir.” buyurmuştu.

    Sahi, siz hangi memleketten bahsediyordunuz?

    İmza: Faşizme Karşı Direnmiş Üniversite Gençliğinden Bir Öğrenci


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Yaşadığımız güncelliğin içerisinde her olan bitenin sonraya kalmadığından dert yanarız. Arkası nasıl olmuştur, bitmiştir diye düşünemeyiz, vaktimiz başka şeylerle hemhal olmak için ayrıştırılmıştır. ODTÜ'lü bir öğrencinin kaleminden dökülen bu mektup, ahvalin ortasında ne hallerde olduğumuzu, büyüklerimizin şartlanmışlıklarıyla beraber hiddetten gayrısını nasip etmediği bir insanın tekil, ortaklaştırılası bir meramıdır. İşitilesi bir kelamdır... Kulak verin, görün diyerek bu metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Çağrı: Mor Gabriel'e Dokunma!
Ferhat Encü: Roboski, Dersim Sonrası Katliamların Devamıdır - ANF
Ferhat Encü: Roboski'yi Gündemde Tutmak İçin Demokratik Haklarımızı Kullanacağız - Sidar BASUT - Hür Bakış
'Uludere' Değil Artık Mutlaka 'Roboski' - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Tanrıverdi: Bari Partinizin Başındaki 'Adaletten' Utanın - Hür Bakış
Gülemiyorsun Ya, Gülmek… Bir Halk Gülüyorsa Gülmektir” - Duygu BOZKURT - Haber Fabrikası
Maraş’tan Roboski’ye, Unutursak Kalbimiz Kurusun! - Muhalefet.org
Erdoğan’ın Gençliğe Hitabesi ve Roboski Deme Yasağı - Ali Duran TOPUZ - Utay
Roboskî Rûye Rast Yê AKP Ye - Yeni Özgür Politika
Tutsak Vekillerimizden Erdoğan ve Şahin'e Roboski Soruları - BDP Genel Merkez Facebook İletişim Sayfası
Roboski Katliamını İstismar Ediyorum - Ahmet YAVUZ - Aşağıdan
Savcının Skandal Roboski İfadeleri - Mustafa Emrah SÜER - DİHA / Yüksekova Haber
Aynı Suda Yıkanılmaz - Zana KAYA - Özgür Gündem
“Suçlular Titreyin, Nefesimiz Arkanızda Olacak” - Hakan ÇELİK - Bianet
21 Aralık 2012 Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi Günlük İnsan Hakları Raporu - TİHVDM
Meşum Bir Ay: Aralık - Hüseyin AYKOL - Özgür Gündem
Bir ODTÜ Öğrencisinden Başbakan’a Açık Mektup: 'Gidemediğin Yer Senin Değildir' - soL
Polisin "ODTÜ" Skandalı! Öğrencilere Tuzak Kurmuşlar - Gazeteciler Online
ODTÜ'lü Öğrenciler Anlatıyor - Şirin PAYZIN - CNN Türk
ODTÜ Rektörlüğünden Basın Açıklaması - ODTÜ
ODTÜ Rektöründen Sert Tepki - Timeturk
ODTÜ’den Geçemedim, Bu Oyunu Yediremedim - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
ODTÜ Saflaştırdı, Tayyip Çıldırdı - Sendika.org
"Türkiye Batmıştır" Doğru! - Muhalefet.org
Mevsimsel Yaralarımız Kanarken Unutmamak!... - Selma IRMAK / Diyarbakır Cezaevi - Özgür Gündem
Herkesin Yarası Parmağında, Bizimkisi Ciğerimizde - Erdal YILDIRIM - Medyanın Günlüğü
Maraş Katliamı: "Bebeleri Bile Vurdular" - İşçi Mücadele Derneği
Yarası Sarılmayan, Hesabı Sorulmayan Vahşet: Maraş Katliamı - Ali KÖYLÜCE - Yeni Özgür Politika
19 Aralık 2000; “Hiçbir Şey Unutulmadı, Hiçbir Şey Unutulmayacak” - Don Quijote - Solukbeniz
18 Aralık 2002; Necip Hablemitoğlu - Toplumsal Bellek Platformu
Ertuğrul Mavioğlu: Tutuklu Gazetecilerin Yüzde 80'i Kürt - Sevdiye ERGÜRBÜZ - Hülya EMEÇ - DİHA - Medyatava
Gazeteci Adaylarından Tutuklu Gazetecilere Mektup! - Evrensel
BirGün Emekçilerinden Zeyno'ya Mektup - Birgün
Dışarda Kaç Gazeteci Var? - Ayhan BİLGEN - Yeni Özgür Politika
Adam ve Kızları - Ahmet TULGAR - Evrensel
"Öldürmeyin, Devletin İmajı Zedeleniyor" - Bianet
'KCK Operasyonu'nda 36 Gözaltı - İMC
Yok Daha Neler!… Halay Çekmekten Cezaevinde - Medyanın Günlüğü
Başsavcı ve Başkan'ın Dink Sınavı - Kemal GÖKTAŞ - KG'  Blog
‘Özgür Ruh’a Ne Oldu? - Halil TÜRKDEN - Aşağıdan
“Davası Olmayanın Deniz’i Olmaz” - Metin KAYAOĞLU - Haber Fabrikası
Deniz Gezmiş Bir Menderes Değil! - Meriç TAFOLAR - Milliyet
Pınar Selek: İlk Aşkım İstanbul'a Mutlaka Döneceğim - Cansu ÇAMLIBEL - Başka Haber
Pavey’den Başbakan’a Açık Mektup: Bu Ayrımcı Fanatiği Görevden Alın - Mehveş EVİN - ME' Blog
Mevsimsiz Solan Üç Çiçek -  Süleyman KIZMAZ / Diyarbakır D Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Çocuk Hak İhlalleri Haritası - Göç Vakfı
Çocuk Cezaevi Değil Askeri Kışla! - Özgür Gündem
Havada Asılı Duran 'Azınlık Üniforması' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Aleviler, Temsiliyet, Makbuliyet*: Alevilik Üzerine Notlar 1 - Gökhan ERDOĞAN - Azad Alik
Kar Mı Yağsın, Kan Mı? - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Gözleri Korkuyla Bakan Çocuklar - Sidar BASUT - Hür Bakış
Bütçe, Boş Laf ve Tarihe Not - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Bu İş Çok Zor Yonca; Çünkü... - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
Eliaçık: Müslümanlar Kapitalizmle Yüzleşemedi! - Umut AKPINAR - ANF
Mayalar ve Bizim Kıyametimiz - Ferhan ŞAYLIMAN - Gazeteciler OnlineAnti-Siyonizm ve Kürtlerin Siyasi İradesinin İnkarı - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Vattimo: Avrupa Birliği Çökebilir - Ali ŞİMŞEK - Yurt
Asker Ailesine "Onur" Tazminatı - Kemal GÖKTAŞ  - KG' Blog
Bir Haftada 4 Asker 'İntiharı', Bir Yılda 66 Ölüm - ANF
Bir, İki, Üç, Tıp! - Kaos GL
İstanbul'da Trans Cinayeti - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
"Bir Fotoğraf Çektirebilir Miyiz?" - Kıvanç KOÇAK - Birikim
‘‘Sıranın Bize De Geleceğini Biliyorduk’’ - Mehmet Nabi BATUK - Çaylak Haber
Başlar Ayak, Ayaklar Baş Olsun; CEO'lar ve Bakanlar Asgari Ücrete Mahkum Olsun! - Aktüel Gündem - Sendika.org
Hey Tekstil İşçilerinin Direnişi Sürüyor... - Halkın Sesi
Bir Çatışma Alanı Olarak Devlet ve Asgari Ücret - Yasemin ÇELİK - Sendika.org
European Human Rights Court Finds Turkey In Violation Of Freedom Of Expression - Adi KAMDAR via EFF
Onlar Oda Değil, Hücre! - Ayça SÖYLEMEZ - BiaMag
‘F Tipi Film’ Afişlerine Sansür - Proleter.net
'Batıda Barış İçin Sokağa Çıkılmalı' - Hülya EMEÇ - DİHA - Yüksekova Haber
Solun Medyası, Medyanın Solu IV - Foti BENLİSOY - Çaylak Haber
Taraf: Çarpık Doğdu, Yamuk Öldü - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Liberalizmin Muhalefet Yılları.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Newsroom: Medyanın Objektivizm Yalanı - Sarphan UZUNOĞLU - Sinekolaj
“Anaakım Medyada Çevirmenin Adı Yok” - Erkal ÜNAL - Sol Defter
Bir Kitap Öyküsü: Bildiğiniz Gibi Değil - Hamza AKTAN - Aşağıdan
İraden Var Mı? - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
'Bu Adam Ruh Hastası Mı?' - Elif TÜRKER - Agos ŞapGir
Poe’nun Korku(nç) Ekonomisi - Barış YARSEL - Futuristika
Zamansız Düşünceler: Tepenin Ardı Üzerine - Zahit ATAM - Birgün
Ulysses'i Neden Okumalıyız? - İlksen MAVİTUNA - Açık Radyo
Geçmiş ve Gelecek Arasında Foucault - Çeviri: Kutlu TUNCA - Haber Fabrikası
Cesetler Çürümüyor - Mustafa KUTLU - Yeni Şafak
Hegel ve Tinin Fenomenolojisi - Ahmet KOÇ / Trabzon E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Şahların Şahı: Kapuscinski’nin Gözüyle “Arap Baharı” - Foti BENLİSOY - Aşağıdan / Post-Express


Madteo - Noi No Album Stream via Sähkö Recordings
Madteo Official via Twitter
Madteo -Noi No Album Review By Michael C. WALSH via Little White Earbuds
Malorix Official
Malorix - Reclyclist EP via Sozialistischer Plattenbau
Zea Official
Muslimgauze / The Muslimgauze Preservation Society
Muslimgauze - Martyr Shrapnel Informative via Muslimgauze News
Muslimgauze - Love And Hate - The Essence Of His Music By Mirio via RYM
Tinariwen Official
Tinariwen: Sahra Çölünün Fenomeni - Zekeriya S. ŞEN - Tıkabasa Müzik
Tinariwen - Remixed Official Informative via Anti-
Pinch Official
Pinch Artist Page via Soundcloud
Pinch - Missing In Action 2006-2010 Album Review By Angus FINLAYSON via Fact Magazine
Vatican Shadow Official
Vatican Shadow Informative via Last.FM
Vatican Shadow: Hate Techno? Daniel Jones Recommends Hospital Productions via Electronic Beats

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Dexter Going By Tom GUYCOT via Flickr

>>>>>Poemé
Eski Bir Takvim İçin Şiirler - Edip CANSEVER

I

Evlerin saat beş olma hali
Ben yorgunum anlamaktan
Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

Ve akşam
Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
Ne yapsam
Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
Alkollerden gelirim bir mektup gibi
Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
Islanırım ıslanırım anlamam
Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
Sahi bir yağmurun güzel olması
Yağarken kendine severek bakmasından.

II

Duran ben değilim ki ayakta
Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
Görünmekte olan bir sıkıntı var
Dönüp arkama bakamam.

Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!
Ben işte günün birinde belli olurum
İki olmam, bir olurum günün birinde
Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
Cep defterime bir şeyler de yazarım
Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından
Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!

III

Çimen kokusundan hızlı
Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
Nedir bu benim yalnızlığım?

Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
Ve nedir bu benim yalnızlığım?

Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
Düşer ellerim bir çağın artıklarına
Çatalımda kemikler, ölü gözleri
Ve iniltiler, çığlıklar
Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
Çatalımı da
İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
İki eşya arasında bir hiçlik
Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim.

Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.

kaynakça: şiir sitesi
>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)
Deuss Ex Machina # 426 (19.11.2012)
Deuss Ex Machina # 427 (26.11.2012)

No comments: