Sunday, December 30, 2012

Deuss Ex Machina # 431 - nobody,not even the rain,has such small hands

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_431_--_nobody,not even the rain,has such small hands

24 Aralık 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
x. Stable Mechanism - Heads & Dimensions (Platforma-LTW)
xx. Stable Mechanism - Ice Oceans (Platforma-LTW)
xxx. ASC & Ulrich Schnauss - Theta (Auxiliary)
xxy. ASC & Ulrich Schnauss - Pyramids (Auxiliary)
xyx Sam KDC feat. ASC - All Roads Lead Somewhere (Veil)
xyxx. Sam KDC - Captured (Veil)
xxxz. Amen Ra - Low Maintenance (Keysound Recordings)
xxzzx. Amen Ra - One Toke Wonder (Keysound Recordings)
xxnxxx. Tunnidge - Twenty 12 (Deep Medi Musik)
xnxxxx. Tunnidge - Orion (Deep Medi Musik)
xxyxxxxx. Kryptic Minds - Rule Of Language (Osiris Music UK)
xxxbxxxxx. Kryptic Minds - The Divide (Osiris Music UK)

nobody,not even the rain,has such small hands
(431)

hayatın neresinde durduğumuzu hangi odaklarından nereye doğru yollandığımızı neresinde düz, neresinde eğrelti neresinde kararsızlık tarlalarında dolaştığımızı açık eden, belirgin kılan bir bütünlüğün parçalanmış haleti ruhiyelerinde nefes almaktayız. devinimimiz zorunlu gereksinimlerimizin yanında aslen en elzem olanlara karşı neler yapabildiğimizi yahutta yapamadığımızı meydana çıkartan bir görüngü toparlamasıdır. bir yahut daha fazla kararsızlık menzilinin birbirlerine rastgele, yeknesek makamdan çarpıştırıldığı senin sözün benim sözüm, senin dilin benim dilim, senin adetin benim adetim, senin meskenin benim meskenim diye uzatılarak gidebilecek bir karşıtlıklar kontrastında hayatın ne olmadığını idrak etmeye devam ettiğimiz bir deneysel sahanın ahvaliyiz. deneysellikten kasıt ha'bire kafamıza kakılıp durulan her ne olduysak o değil, her neyse o yanlış olarak onanan ona doğru koşaradım, doludizgin koşturulmamızın beraberinde taşıdıklarıdır. şekillenmiş doğruculuğun o yekten, tektipleştirildikçe başkasına nefes aldırmayan, düşündürmeyen, kararsızlığı normal belleten bir simyanın, eğrelti olanın düpedüz layığınız buydu hakkınızı teslim edelim artık seviyesinde derlendiği bir güncellik, gücümüzü, iflahımızı kesip durmaktadır.

sesin soluğun, meramın ve anlamın peşinden gidilmesinin farazi bir duruş olarak resmedilmesinden bu yana gündem ben ne dersem odur bahsinin etrafında dolaşıma çıkan muktedir algısının tam teşekküllü, donanımlı yapılandırmaları ortası beirgin sonu malum olan bir çizginin devamlılığını göstermektedir. gösterilen anlık kırılmaların, karşılıklar, karşılaşmalar içerisinde tahayyül ettiklerimizin değil beklmediğimiz yerden soruların çıkartılmasıdır. doğru düzgün bir tahayyül yahutta perspektif algısı olmadan entelektüelliğin daraltımının ilavesi, katkısı yok onu böyle demeseydik, bununla ilgili fikrinizi gözden geçirseydik kararsızlık anlarının toparlaması müştemilatın bütünlüğünde esas yeteneksiz sizsiniz türkiye portresini okuyabilmeyi kolaylaştırmaktadır. hazıra konulmuş her yeri törpülenmiş, sadelenmiş, sade suya tirit lafazanlıklar derdin kendisine kıymet vermezken hala gık v guk ikilisi ile şerh konulmasının iktidarın değirmenine su taşımaktan başka da bir işe yaramadığını fark ettiğimiz güncelliğin ortasındayız. şimdisindeyiz. ne feylezofik, ne de sokağın kendi seslenişinde karşılaşma buluşma vesair anlamlandırmalar ya da fiilllere denk gelmeyecek bir karaşınlık payımıza düşen, düşürülen daimi bir biçimde yıkımın kendisidir. nesnelliğidir.

avaz avaz çığlıkların paramparça edilmesi, üzerlerinde per per tepinilmesi, suskunlaştırmanın olağanlaştırılması gibi devamında eklentilenebilecek nice algı daralatımı hamleleriyle beraber bu cennet vatanın, cinnet kuyusuna dönüştürüldüğünü gözlemleyebilmek alenen mümkündür. görmemiz için teşvik edilenlerin, alttan alttan desteklenenlerin yanında hiç haberdar olmamamız gerekenlerin nasıl usul usul kenardan silindiğini, devre dışına, çerçevenin ötesine taşındığını idrak edip farkına erdiğimizde sanırız bu dediklerimizin karşılığı daha net anlamlandırılacaktır. unutturmak fiilinin neredeyse aralık verilmeksizin süreğenleştirildiği bir yerde durup ne oluyor yahu bahsinin etrafına iliştirilesi ne çok azap, gıybet, fecaat vardır. bir kere denediniz mi? heyhulanın içerisinde ortalığa salınıp durulan, iki gün bilemediniz üç gün konuşulup, nadasa terk edilen acıların bileşenlerinden sonra üç yüz altmış beş gün v altı saatin hesabını kitabını yapsak neye yarayacaktır! ne gördüysek salt bir karaşınlık, ne bellediysek afedersiniz ne mal olduğumuzu çemkirip duran bir algının bütünlüğüdür.

her şart altında olmamız gerekeni sır gibi sakladıkları dayatımların başka unsurlarını gün yüzüne kavuşturan erkin hamleleri karşısında özet geçmektense neticeleri gözlemleyebilmek bu meram sahasının az ötesinde ilgilendiğimiz sitelerin, portal, blog vs. aparatlarında iliştirilmektedir. sunulmaktadır. yargıların dönüştürüldüğü, aleni hedef almaların kolay bir yöntem olarak bellendiği, eskinin unutuşunun ne acılara mal olduğunun hatırda yer etmesine karşın halen ısrarla aynı yolların bir kere daha arşınlatılmasının karşısında dil neylesin, kelam ne yapsın tek başına. bir şey yapmalı kısmı elli yıllık bir slogan olmaktan başka işlevsellik kazandırılmadıkça. suyu çoktandır belirli bir seviyenin üstünde çekmeye başlayan, çekmiş olan, suyu alan bu geminin yolcularıyız ya o hesaptan ilerlersek kastedişlerin ardından yüzleşmeksizin nasıl nefes alacağız; ne hakla!. benim dediğim olur bahsinin emir demiri keser biçimleri ankara'dan istanbul'a, izmir'e bilindikliğin kocaman plastik metropollerinden tâ colemerg'e, amed'e, qileban'ın roboskî'sine, besta'nın haritalarda yerin dahi gösterilemeyen yok sayılmış yerleşkelerine, dört dağın arasında kalakalmış dersim'ine uzanan bir secerede böylesine zincirleme bir bütünlükte inatla zapt etmeyi sürdürürken dertlerin hangi birisinden dem vurmalıyız. neresinden başlamalıyız.

kolay lokma zannedilen esasında bildiğin ağır kaya nerende yük edinmek istersen oranda yüklen ya da taşı diye belirginleşen bu zehirli sarmaşıklarla örülü devlet algısının hiçbirimiz için şu yaşamı düzeltmeyeceği gerçekliğidir. söz konusu olan. kocaman bir yılı süre olarak ömürden belirli bir parçayı ardımızda bırakırken yanıtsız bırakılmış sorunlarımızın peşinde dolaşıp durmaktayız. gözümüzden akan yaşların hesabının o akıttığınız yaşlar bölücülüğe hizmet etmektedir, yeriniz yurdunuz neresi bilmeden, kafanıza dank ettirmeden sahibinize itaat etmeksizin olur olmadık seslenişlerinizden tabî ki hesap soracağız, gün de gelecek bunu yapacağız bahsinin diri tutulması nasıl sağlıksız bir toplumsal dönüşüm ile hemhal olduğumuzu anlamlandırmaktadır. birbirinin turnusol kağıdı gibi temize çeken hır gürün, şiddeti olağanlaştırması, beğenmediği her neyse ona karşı tahakkümü kolay kolay en kolayı o dikenleri batırmak, derdest etmek, yaparız inceden güzellikler hesabıyla rotası şekillendirilen, linç güruhlarına, üniformalı, formasız hizaya çekici mangalara bir ya da daha fazla sınırın içerisinde tutacak yardımcı ile sağlaması yapılan bir denkliktir bu kast ettiğimiz.

söz konusu vatansa tüm linçler teferruattır. söz konusu birlik ve bütünlük ise ölümler olağandır. söz konusu kardeşlikse o ev işaretlemeleri tamamen sevgi göstergesidir. söz konusu et tırnak ilişkisiyse roboski kırım değil afedersin mehmet mi ahmet mi! vur emrini verenlerin anlamadığı bir hatadır. söz konusu demokrasi ise bu olanlar tamamen onu ileriye taşımak içindir. söz konusu kürt sorunuysa bir elli sene sonra bir şeylerden özür dileyecek birileri çıkacaktır yerseniz. söz konusu ermeni, süryani alevi sorunuysa eğer açılımlar bütün o sorunları yerlebir etmiştir daha ne isteresiniz bre zındıklar!. hakkaniyeti yok ederek, sergüzeşt makamda yalana dolana, hiddete ve şiddete kucak açarak ilerleyen, koşan bir ülkenin perspektifinde nasıl olumlandırılabilir ki bunlar diye düşünmek halen geçerliliğini korumaktadır. cılkı çıkartılmış olan pespayeliklerin müsameresinde her defasında sahneye konmaya devam eden algı siz anlamazsınız, siz bilemezsiniz, siz yapamazsınız denklerinden dolaylarından hareketle kotarılan bizler yerine alınan kararların salt günü değil geleceğimizi de ipotek altına aldığının bilindikliğidir.

son kertede odtü'de havaya atılan gazların, bir sene önce yılbaşı arifesinde roboskî'de yağmur gibi yağdırılan bombaların, dur durak bilmeden hiddete yol verdirmeye namzet laf salatalarının yanında yanı başında ne oluyoruz sorgusu, ne yapmalıyız kısmı albenisini hala! hala korumaktadır. düşünmedikten sonra sorun yoktur. ses etmedikçe slogan atmadıkça, sloganlardan bağımsız bir biçimde hayatta varlık göstermedikçe bütün bu erkanın sağladığı moderen türkiye resminin bir hatalar, zincirleme yanlışlıkların birlikteliğine aymadıkça, uyanmadıkça daha çok masal işiteceğimiz gerçektir, haddizatında. beşerilerin koltuklarında evladiyelik olduklarını sanan yönetenlerin iki dudakları vicdan ve akıl tutulmaları etrafında şekillendirilenler, neticeye kavuşturulanlar söz konusu ülkenin kendisiyse yeterince açık ve seçik bir biçimde parçalanmışlığımızı ileriye çıkartmaktadır. sonuç kabilinden öne sürmekte her ne olduğumuzu ikide bir tekrar eden bir sonucu karşımıza çıkartmaktadır. anaakımın bütünlüklü uyumunda, darbelerle yüzleşirken! şimdinin darbelerine korunaksızlığımız salt bir cümle olmaktan öte hakikati tanımlandırmaktadır. görebilene.

teferruat, belagatli dil, tahakkümperver kalkışmalar, ustaya saygıda kusur etmemeler, ileri demokrasi bileşenleriyle akademiya'nın yüz karası kuzubeylerin! refakatlerinde onuncu yıl marşısının dönüştüğü hal iç parçalayıcıdır. (ulusolcu falan değiliz elhamdüllillah) herkeşler kck'li, illa ki tererist, olmadı bölücü, böldüren, haddini bilmez, vatandaş mı onlar bayağı böyle çook konuşan zavallılar sürüsü olarak nakş edildiği, atfedildiği, öğrencisinden akademisyenine, sıradan vatandaşından, emeğinin peşinde hayata tutunmaya çalışanlarına böyle bir ülke tahayyülü hayaldi şimdi abesle iştigal olmasa gerçek gerçekliğimiz! budur. masallar denk getirilirken ilerliyoruz, büyüyoruz, gelişiyoruz falan filan bildiğiniz medeniyet eşiğimiz ilkel çağları aratmatmayan bir seviyedeyken kelam malesef bir başına yeterli gelmeyecek. sözcüklerin şefaati tek başına bu gayya kuyusundan çıkışımızı sağlamayacaktır. bırakıldığımız, yalnızlaştırıldığımız, her ne olduğumuzun kafamıza kakıldığı koca bir üç yüz altmış beş günün ardından masalın sonu, sonlandırılması nasıl olacaktır yaşarken göreceğiz!. yaşarken belleyeceğiz.

şatafatla takdim edilenlerin hamurunda iğneleyici, daimi surette yaralayıcı, derdest etmenin ön koşulu olarak yaftalayıcı, perspektifin dil ve betimlemenin, güncenin dahilinde asılı duranların mevzubahis edilmemesine uğraş didiş canhıraş bir biçimde el verildiği bir aralıkta, takvimlere göre aralığın da sonunda işittiğimiz masallar tazelenir, durulur. bir biçimde yeknesaklaştırıldıkça kurgu ya da bir mizansen içerisinde yaşamadığımızı enikonu anlayabilmemize vesile olan bu çerçevenin sağının solunun allanıp pullanmasıyla bunun tadından yenmeyecek bir masal halinde sınıflandırılma gayreti şimdinin hakikatlerinden birisidir. böylesi bir vurgulayış ile hangi arada, derede ne dolapların çevrilmeye devam edildiğini fark edebilmemize olanak sağlayan bir "görüngü" hasıl olur. alelade saçmaların günün getirdiklerinde etkisi, dönüşümü, gelişimi yahutta alıkoymasının dinamikleri ortaya çıkmaktadır. gerçekliğimiz olarak ad verdiğimiz muktedirin bakışımının enikonu daralmasının, kapsamı v kapsayıcılığının ironi kaldırmaz bir eşiğe evrilmesinin, hiddeti, şiddeti, handiyse olmazsa olmaz bir unsur, el altında tutulacak yardımcı bellemesi beraberliğinde hiçbirimiz için o masallardan kaçış olmadığı günün dahilinde yinelenmektedir.

yinelenen sürü dahilinde sessiz kalmaya, olabildiğince gürültü çıkartmamaya, muktedire karşı laf, söz geliştirmemeye, eyleme girişmemeye dair tavsiyelerin uygulamalarıyla görünürlüğü, bilindikliği arttırılan masallardır değindiğimiz, işittiğimiz. gerçeklik genel resmin, ötesinde berisinde bunca yarayı, yazgınız budur diyerek sunulan yıkımları, hezimetleri, acı reçeteleri, şifa etmeyen dağarcıkları kinin şiddetin aslında kimlerin ellerinde nasıl kotarıldığını yine yeniden anımsatırken masal anlatmaya devam edilmesinin bütünlüklü bir anlam mahrumiyetini, her ne oluyorsa fena oluyor bahsinin önünü ardını, tamamen denkleştiren ve eksiksiz bir biçimde engellemelerin süreğenliğini hafızaya nakşettirendir. seyirliklere alıştırılmış belleğimiz için her anın bir sınav halini korumaya devam eden yörüngesinde karşılaşmalar ayrıntıların değil acının alt metinlerini, dipnotlarını ihtiva etmektedir. masalların cilasının altında acı yaşatılmaya devam ettirilmektedir. cilalanmış olanın muhteviyatında otuz dört yılın parametreleriyle aynı körlük ve bağnazlığı daimi kıldıran tahammülsüzlükleri görebilmek mümkündür.

otuz dört yılın hınç alma yöntemlerinin nasıl devamlılığının sağladığının, neyin nasıl bellendiğini idrak ettiren vesikalardan mürekkeptir. üzerine tek yahut daha fazla şey ilave etmemize gereksinim olmayacak doksan senelik başlangıcından bugüne bir cürüm haline dönüştürülen tabelası dışında içeriği boş sahayla beraber. kıyamet bile kopsa tek bir doğrunun günün ehveni olarak kabul edilip, yaşatılacağını gerisinin tatavla bellendiği işte bu gelenekselleştirilmiş, içselleştirilmiş olan şiddet eşiğinin ve ona bağışıklığın ne hallerde olduğunu netice kabilinden özetlemektedir. nokta ve aralıklarla denk getirilmiş, terk edilmiş çizgileri birleştirdiğimizde birlik ve beraberliğimizin hakkaniyetli karşılıklarını, temellendiricilerini değil utanç vesikalarının toplu geçidi karşımıza çıkmaktadır bu masalların diyarında!. noktaların tekabül ettiği avaz avaz bağrış çağrış yatıp kalkıp sığ argümanların tekrar edildiği bir muktedirlik dünyasının kendisidir. yaşamanın bedelinin zorlaştırıldığı bir ülke gerçekliği. nefes almaktan, nefes tazelemekten uzak soluksuzluğun kendisi atbaşı giderken, hayatı kapsarken halen "eyiye gidiye" kepazeliği. her bir noktanın yarıda konulmuş, yarıda bıraktırılmış bir tecrübenin yansıması hayata tutunmanın nedenlerini muhafaza ediyorken bütün bu utanç vesikalarından arınarak sağlıklı bir topluma ulaşmak nasıl olacaktır, oldurulacaktır? sorgunun tam vaktidir.

kullanılan dilin şiddeti önemseyen, hiddeti kendi algısına yoldaş belleyen ikilemde kalmış değil basbayağı hesaplı kitaplı çilelere zemin sağlayan, yol sağlayan muktedir algısı son kertede bütün bu hezimeti, ortak yazgımız diye yutturulmaya gayret edilen eğreltiliği, mesel ve sorunları sığlaştırarak, hakir görerek çözümsüzlüğe terk etmeyi süreğenleştirmektedir. masal olarak bilinenler temize çekilirken mürekkepden kan, irin, gözyaşı damlamaktadır. bütün erk, kurgunun biçimini v yönlendirmesini alaşağı ederken yıkıntılarının üzerinden o tahakkümü onaylatacak yeni lafazanlıkların dizgiye dahil edilmesidir. kuşatılıp ıssızlaştırılacak, biçareleştirilecek, biçar konulduğunda el aman feryatlarının kerhen kah duyacak kah sağır sultan olacak, dövlet mekanizmasının kendisi gösterilecektir. hatılatılacaktır. bu doğrultuda yapılıp edilenlerin kısmetinize bu çıktı sürprizlerinin karşılığı her defasında sorguyu öteye  taşırken, nedenlerin peşinden koşmamayı, niyetleri ise çoktan unutturmayı her durum ve şart altında behemehal devreye sokmaktadır. sorgulanabilirlik makamı devre dışı bırakıldı mı insanlık neye yarar bu sorgu ve düşüncenin henüz yanıtı bulunamadı bu harikalar diyarında.

töhmet, zan altında bırakma, yaftalama ile yolları kesiştirilenler için her gün bir yer cehennemken, o hale dönüştürülürken kanaat sahibi olmaktan da ötesine vakıf olmak ne ara? bütün bütün peyderpey denk getirilenlerin, kes yapıştır söylenceliklerin, ısıtılıp duran badiresavar! beton millet sakarya nutuklarının, her bireyin zikrine fikrine karışmayı marifet sayan, atarlar ile günü dar etmenin bu tahakkümü normalleştiren bir algıda köşeye kıstırılmışlık halini sürekli yaşayan insanların durumu bir gün muktedirliğin de kapısını çalmaz mı? çaldığında da böylesine sığ, asabiyeti normal adleden bir bakışımla karşılaşmak derdi anlatamamak hüzülendirmeyecek midir? nedir allasen!. saatler, günler, haftalar, aylar takvim yapraklarından üçer beşer tükenirken bir kerecik doğrunun varlığını görmek, çirkefleşmenin karşısında durun artık diyebilmek arşı alaya gönderilen göktürk uydusundan daha kıvançlanılası bir şekil olmayacak mıdır? oldurulmayacak mıdır? idenin önemsenmezliği, fikirlerin başta bölücü ve yapıcı diye ayrıştırılmasının, tek adamlığın, tek adamdan türeyen doğruculuğun bunca yüceltilmesinde durmak yok yola devam eylemi bir hızarın gerçekliğini akla düşürmektedir.

hızar mütemadiyen bu başın üzerinde sallandırılmaya devam edilirken bütün olan biteni bir masal menzilinde gören, vurdumduymazlıkla beraber enikonu içselleştirilen bir vesikayı ne yana koyacağız!. otuz dört canın bir "gece" ansızın, bombalanması, paramparça edilmesinin hesabı bir türlü verilmezken, verilmemekteyken onlara sivil sivil deyip duruyorlar durun bakalım kazın ayağı öyle değil diye sayıklayan yazıklanan, başvezirin hiddetinin bu sıkışık kaldığımız acı ekseninden öteye çıkamayacağımızı yinelemesi düşündürücü değil midir? dövlet katil değildir, seri katildir bunun beyanatı bir hıyanet için değil onca insanın göstere göstere yok! edilmesinin sıradan bir kaza gibi görülmesinin üzüntü verici halini ne yana koymalıyız. vicdanı pas tutanlar için bu bakışımın devamlılığında mı barış gelecek, kalıcı olacaktır. devlet mekanizmasının, ses edenlerin sesleri elbet bir gün er ya da geç had bildirmelere denk getirileceği, hudut devşirmelerin -devlettir gerektiğinde sever gerektiğinde can alır.- menzilinin aralığından ortaya serilenler bir masalın dahilinde yaşamadığımızı alenen ortaya sererken düşünmek ne ara söz konusu edilecektir.gerçekliğin görünmez bilinmezliğini duyumsatmaya gayretkeş olan gazetecilerin halen mahpusluklarının sürdürüldüğü, milletin vekilliğini elde etmiş, seçim kazanmış olmalarına, halktan onay almalarına rağmen aidiyetleri, öncelikleri içimizdeki hainler kontenjanına entegre, sıkış tepiş edilen insanların durumlarının ilave ettiğimizde sonuç ne olacaktır? günyüzü uzakları işaret eden bir menzilin kendisi midir?

ne yana koyacağız siyasi tutsakların, dışarının umursamazlığına karşı görülmüştür damgalı mektuplarıyla hayatlarından kesitleri ulaştırdıkları gerçek yıkımların, tahakkümlerin neler olduğunu işitmek zor mu bu kadar. günlük yevmiyesine 1.1 tl zam ile asgari yaşamın en alt kademesinden hayatı idame ettirme sınavındaki emekçileri yanisi yüzde ellinin ötesini hasılı kelam; pek çoğumuzu ne yana koyacağız. görünen köy artık kılavuza gereksinim duymazken, görmeye uzak olanlar hiç etrafınıza bakıyor musunuz vurgusunu yineleyelim bir uyaran kabilinden. entelijansıyanın muhabbetinin bütün olup bitenler hakkında yüksek yüksek ahkam kesmekten başkasına ilişmemişken, alışmamışkenb hal böyleyken sokağın, avazının, ıssız konulanların seslenişlerinin, yaşamlarına kastedilenlerin nihayetinde fark ettirme çabalarında bunca kabusun varlığı karşısında nihai bir tepkimenin bina edilmesi hangi aralıkta gerçek olacaktır. aşağıda konumlandırılmış olanlar öyle bellenmiş olanlarımız adına bir mücadele yılı daha başlamaya hazır ve nazırken meram elbette dizilir. meram düzenlenir başka vesikalarla, iş o menzildekilerin başlarına getirilenlerin, yaralanmalarını, yaralarını onarabilmekte, muktedirliğe karşı; topluca ses etmekte, devinimi tam ve eksiksiz sağlamakla söz konusu olabilecektir. uyurgezerlikten uyanmamız ancak beraber olduğumuzda bir hakikat olacaktır. hala şüphesi olanların bilgisine...

>>>>>Bildirgeç
Roboskî Yoklaması: Unutursak Kalbimiz Kurusun! - Reha RUHAVİOĞLU*

Ben Selim Encü’yüm; babasını anne karnında kaybetmiş, yavrusunu anne karnında yetim bırakmış bir yetimim… “Hayat zordur” demişler, böyle bir ölmek daha da zormuş, bu ölümle anladım… Kırk yaşına dört çocukla girecektim, karlar üzerinde kırk parça olsun istemezdim bedenim, ciğerime çektiğim cigaram ciğerimle beraber bir kayanın altında kaldı…

Ben Osman Kaplan’ım; babamın oğluyum, gözü pek, alnı ak… Yoksulluğu ite kaka beş çocuğa bakıyordum… Her bir yaşım bir tesbih tanesi gibi savruldu Roboskî’nin kayalarına, ben böyle ölmemeliydim…

Ben Hüsnü Encü’yüm; tam sekiz yıl hasreti ile kavrulduğum bir evlat müjdesi almıştım. Hayalimde yavrucağımın yüzü, yanımda kardeşimle beraber düştüm toprağa… otuz yıllık ömrümün bakiyesi, yanan bir ceset kokusu…

Ben Nadir Alma’yım; babamdan kalma bir işim vardı, kaçakçıydım, tütün içerdim, mezarıma çiçek ekin…

Ben Mehmed Ali Tosun’um; on bir kardeşin biriyim, beni beyaz kefene sarmayın, beyaz karın üzerinde donarak öldüm, ama siz anama öyle söylemeyin…

Ben Zeydan Encü’yüm; kara toprağın kara bağrına, yanyana yürüdüğü kardeşi Orhan ile yanyana değil parça parça düşen… Şerafettin Encü sayıldım otopsi raporunda, mezarlıkta düzelttiler adımı… Ölüm çemberinden kurtulamadık… Ömür çemberimizi kırdılar… Babam hangimizin acısına yansın şimdi…

Ben Selam Encü’yüm; mühendis olacaktım. 23’üncü yaşıma giremedim, beni bombalayan pilot’un ben yaşında bir oğlu varmış, mühendis olacakmış… bir bahar daha göreydim ne olurdu?!

Ben Seyithan Enç’im; Dağları delemedik, göğsümüzü deldi kara gülleler. Ferhat’la Mecnun’a haber salın. Teknoloji çağı deyip küçümsedikleri zamanda bir genç, sevdiğinin sesini duyabilmek için öldürüldü… Vasiyetimdir: Beni sevdiğimin gamzelerine gömün…

Ben Hamza Encü’yüm; otopsi raporuna “aidiyeti bilinmeyen kol ve bacak” olarak geçtim ben! 80 kiloluk Hamza’sının on kilosuna iki gün sonra kavuşabildi anam! Bedenimin 70 kilosu Roboskî’nin dağına bayırına savruldu. Anam her dağa, her taşa fatiha okumasın da ne yapsın?

Ben Fadıl Encü’yüm; ‘Yüzümün üstüne kaç yüz düştü’ sayamadım, kaç yüz parçaya ayrıldı bedenim… her birimizin kaç parçası kaldı karlar altında… üç gün aradılar beni, vücut parçalarım bulunamadı, birçoğu gibi ben de eksik gömüldüm… Saatim kolumla beraber kayboldu bulursanız kardeşime verin…

Ben Hüseyin Encü’yüm; bacağım yok, kan kaybından öldüm, ruhum santim santim, gram gram çekildi, nasıldı anlatamam size…

Ben Nevzat Encü’yüm; sekiz kardeşin ikincisi, ocağına ateş düşen “otuz dört”lerin bilmem kaçıncısıyım… Benimle beraber yedi kişi eksildi sınıftan… Roboskî, yediveren gibi büyüyen bir kahırdır artık… Yedi kardeşimin isyanını duyuyor musunuz?

Ben Şêrvan Encü’yüm; Şêrvan “aslan avcısı” demek… Sırtıma bir hançer gibi saplandı bomba! Arkadan vuruldum! Şêrvanlar hep böyle mi ölür!?

Ben Cihan Encü’yüm; 15’e girmeden yetim, 18’e ayak basmadan öksüz kalan, 20’sini göremeden toprağa düşen biriyim… Askerin biri “bu son kaçağınız” demişti, sonumuz oldu… Katilim istediği zaman lambayı söndürsün, ben onu karanlığından tanırım!

Ben Adem Ant’ım; nişanlıydım, bu son “kaçakla” Garibe’me bir çift küpe alacaktım. Katırı da emanet almıştım, iki kere mahcup oldum…

Ben Salih Encü’yüm; Anamın gözbebeği yanarak öldü… Herkesin babası buradaydı, bir benim babam yoktu… korkudan olacak unutmuşum, benim babam mayın kurbanı idi, tek ayaklıydı, onca yolu gelemezdi…

Ben Özcan Uysal’ım; amcamın düğününe hazırlanan kızların ellerinde kaldı parlak fistanları… kız  kardeşlerim, zülüfleri yerine gözyaşı dökecekler, yine yas tutmak kalacak bu toprağın analarına, yine yetim çocuklar büyütmek düşecek paylarına…

Ben Şerafettin Encü’yüm; 12’sinde öksüz kalan çocuk 17’sinde toprağa düştü, anasının yanına bir mezar daha kazıldı, domdom kurşunu değil koca bombalar bedenimdeki, yine teke tekte yenilmedik, yine haindi pusu, benim de hikâyem böyle bilinsin…

Ben Cemal Encü’yüm; okulun kantinine olan borcumu ödemek için gitmiştim kaçağa. Babam yanmış elbiselerimden tanımış beni, parçalarımı çuvala koymuş; Ceylan’ın annesi gibi…

Ben Aslan Encü’yüm; çıkmadan anama tembih ettim “kekliklerimi susuz bırakma” diye. Keklikleri sahipsiz, anamı da Aslan’sız bıraktı o koca bombalar. O gece, o beyaz karın koynuna bir Aslan düştü.

Ben Vedat Encü’yüm; üç gün sonra on sekizime girecektim, akan kanım buz kesmiş, ölmüşüm…

Ben Selahattin Encü’yüm; özlemlerimi soğuk toprağın bağrına gömen ve katırıyla ölenlerdenim. sizin hiç çocuğunuz bombalandı mı? Babamınki bombalandı, kahroldu!

Ben Salih Ürek’im; etrafa saçılan ceset parçalarını, katırların sesine karışan insan seslerini, kanı, acıyı, çaresizliği gördüm o gece. Yaralı bir ceylan gibi yüklediler bir katırın sırtına, ambulansların yolu kesilmiş, katır sırtında ölmüşüm…

Ben Yüksel Ürek’im; etlerim kıymaya döndü, katırımın etleriyle karıştı! bir parçam traktör yükü benim! yaşımı biliyor musunuz siz!?

Ben Bilal Encü’yüm; yaşım 16. Bir ailenin umudu, zor bir hayatın kahır dolu sonuyum… “Keşke biraz ölmesem” diyecektim, komadılar! Böyle yazılsın mezar taşıma…

Ben Celal Encü’yüm; Sizin hiç tebessümünüz çalındı mı? Benimkini çaldılar! Şimdi burada tebessümlerimin hırsızı, umutlarımın cellâdı olanlar hesap versin diye gözlerim açık bekliyorum…

Ben Serhat Encü’yüm; Şekerden hayallerim vardı benim, bombaladılar! Annem güvercininin acısını dindirecek merhem bulamaz, sorarsa siz ona şöyle deyin: O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler…

Ben Mahsun Encü’yüm; sabaha çıkamadım, kardeşimi doktora götüremedim, doktorda olan babamın eve dönüp dönmediğini öğrenemedim. Artık büyüyemeyecek, evlenemeyecek, çocuk sevemeyecek, takım tutamayacak, ağlayamayacak, gülemeyecek, aşık olamayacağım.

Ben Savaş Encü’yüm; 14’ünde toprağa düşmüş bir fidanım… Ben doğmadan ömrüm kadar sürmüş ölüm yarışı, ömrümce de sürdü, ma êdî ne bes e!

Ben Orhan Encü’yüm; ak yeleli bir tay sırtladı beni, cennete uçurdu… Ben gittim, düşlerim kalacak bir ceviz ağacının kıyısında… Ağabeyim Zeydan ile artık ‘bir gömüyüz biz, bulutların altında…’

Ben Erkan Encü’yüm; ömrümün 13 senesini yaşadım, ‘üstü kalsın’ deyip ayrıldım aranızdan, ‘asker görürsen korkma’ dedi annem, bomba düştü, çok korktum… Bilmek ürkütüyor biliyorum, ama gene de söyleyin; kapanır mı bombanın açtığı yara çocuklarda?

Ben Şivan Encü’yüm; Şivan Perwer’in “Helepçe”sinde bir “ax hawar! hawar! hawar!” var ya o benim işte…

Ben Bedran Encü’yüm; yırtık elbiselerimin cebinden bir kek çıkmış, acıkırsam yiyecektim. Gövdemin sağ üst parçasını bulmuş babam, bacaklarım “kök saldı” toprağa,  “kökümüzü kurutamasınlar” diye…

Ben Muhammet Encü’yüm; “otuz dört kaçakçı” idik biz… Şimdi siz, “Otuz üç kurşun”un yanına “otuz dört kaçakçı”yı da yazın, üç’ler yedi’ler kırk’lara ‘otuz dörd’ü ekleyin ve unutmayın…



Ben tam 365 gündür Reha Ruhavioğlu Encü’yüm; şairin dediğini diyorum:

“katır sırtında taşınan ölüler /
unutursam kalbim kurusun!”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Aslında gözümüzün önündekilerin, her ne ediliyorsa belirli bir doğrultuda hakikatin eğilip bükülmesi bugünlerin en büyük gerçekliği savını derinleştirmektedir. Yalnızlaştırıldıkça derdin önemini değil kopan tantananın kısa sürede unutturulması üstü ve yan unsurlarıyla beraber ele alındığı bir zamanelik hasıl olmaktadır. Meram bunun için değerlidir. Reha RUHAVİOĞLU imzasıyla Aşağıdan sitesinde yayınlanmış olan Roboskî Yoklaması, denk getirilenlerin yanında bilmediklerimizi, unuttuğumuzu yeniden öneren bir vesikayı tanımlandırmaktadır. Orada 28.12.2011'de yarıda konulan hayatların seslenişleri hepimize bir kalk borusudur aslında.. Kimin gözünde her ne isek onun göreceliliğini sorgulatan bir yetkinlikle beraber. RUHAVİOĞLU ve Aşağıdan ekibinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Çağrı: Mor Gabriel'e Dokunma!
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Tragic Turkish Bombing Still Unresolved - Joe PARKINSON via WSJ
Türkiye: Hava Saldırısı Kurbanlarına Adalet Yok - İnsan Hakları İzleme Komitesi
Roboskî Yoklaması: Unutursak Kalbimiz Kurusun! - Reha RUHAVİOĞLU - Aşağıdan
Kervan - Deniz GEZGİN - Agos_Şapgir
Roboski - Özgür EYLEMCİ - Ajans Amed
Roboski'nin Direnişi Erdoğan’ı Yargılayacak! - Hamide AKBAYIR - ANF
Utanç, Yas Tutma, Adalet: Roboski Katliamı - Kaçakkova - Mutlak Töz
TMMOB-DİSK-KESK-TTB: "Roboski Katliamının Sorumluları Hesap Vermelidir" - Politeknik
Devlete "Adam Öldürdüm" Dedirtemezsiniz, Bu Ülkede.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Bir Türk’ün Gözünden: Uludere’nin Bir Yılı - Erkan BAYIR - Aşağıdan
Devlet Bize Ölümden Öte Bir Şey Göstermedi - Gözde TÜZER - Evrensel
Türklerin Roboskisi ve Devlet Anlayışları - Zübeyir ŞİVAN - Hürbakış
Roboski’nin Katili Erdoğan, Yeni ‘Angajmana’ Gerek Yok - Baki GÜL - ANF
Katliamın Yıldönümünde Roboski'de - İMC
Tüzel: Suçlular Susuyor - Evrensel
Roboskî, Maraş Katliamı ve AKP İktidarı - Sultan OĞRAŞ - Özgür Gündem
Rapor Belli Oldu, Katliam Aklanacak - Emek Dünyası
Safları Sıklaştırmayın Büyükler - Demiray ORAL - DYH
Yatıp Kalkıp Roboski Demek - Sendika.org
Uludere Neler Yaşandı? - Atilla GÜNER - Rusya'nın Sesi
Herkes Evladını Sever - Mehveş EVİN - ME's Blog
Yeni'sini At, Elde Kaldı Yıllar - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
13 Yıl Önce Bugün: "Faili Meşhur" Bir Ölüm - Yurtsuz
15 Yıldır Kayıp - A. Vahap HARAN - Mustafa Emrah SÜER - DİHA - Yüksekova Haber
Polisin Gaz Bombası 11 Yaşındaki Bir Çocuğu Ağır Yaraladı - Muhalefet
Beşikçi: Son 30 Yılda Kürtleri Herkes Tanıdı - Hürbakış
Bu Dava Bitmedi!.. - Vahap COŞKUN - DYH
Kürt Sorunu Bağlamında Bazı Anayasal Tartışmalar (I) - Murat SEVİNÇ - Bianet
Sultandağı'nda Kürtlerin Ev ve İşyerlerine Saldırı - ANF - Özgür Gündem
Açlık Grevleri Sürecinde Sendikalar Üzerine - Hasan ALİ - Muhalefet
Kar Üstünde Bir Çift Terlik - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam
Beş Silahlı Polis Kovalıyor - İMC
ODTÜ Yalnız Değildir - Özgür MUMCU - Radikal
ODTÜ, Şimdi, Sonra… - Onur ÖZGEN - Red Gençlik
ODTÜ Sefer-i Hümayunundan Viyana Bozgunu Çıkar Mı? - Foti BENLİSOY - FB's Blog
Galatasaray Üniversitesi Akademisyenleri: ODTÜ'lü Akademisyenlerin ve Öğrencilerin Yanında Yer Almak Bir Sorumluluktur - Başka Haber
ODTÜ'de Polisin Öğrencilere Nişan Alma Görüntüleri! - Kollektifler.net
“Polisin Kurduğu Pusuda Darp Edildim, Orantısız Güç Demek Basit Kalıyor” - Doğu EROĞLU - Türkiye'den Şiddet Hikayeleri
Ankara'da Polisin Öğrenci Avı Devam Ediyor: Başbakan'a Mektup İletmek Terör Suçu - soL
İktidarın Rektörleri - Onur EREM - OE's Blog
İki Haftalık Öğrenci Mücadelesinin Bir Bilançosu - İbrahim Q - Servet Düşmanı
Julius Oppenheimer ODTÜ’lü Müydü Hocam? - Mustafa ÖZCAN - Sol Defter
Sabahattin Zaim: Şaka Kaka Olmasın - Foti BENLİSOY - FB's Blog
ODTÜ'yü Kınayan Öğrenci Konseyi Başkanı Yolunu Bulmuş! - soL
YÖK Yasasına Karşı Üniversite Kürsüsü - Dosya - Sendika.org
Şey Anayasacılığı! - Murat SEVİNÇ - Radikal 2
Derin Devlet Efsanesi - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Kuvvetler Ayrılığı 'Hır Gürü'nün Sebebi İki Hastane - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Kuvvetler Ayrılığı Tartışması ve AKP Hegemonyası - Harun YILMAZ - Militan
Siyasi Tartışma Programları Demokrasiyi Nasıl Sömürür? - Defne ÖZONUR - Muhalefet
İMO: "1948 Karayolu Programından, 2012 Köprü ve Otoyolların Özeleştirilmesine" - Politeknik
Hikayesini Yazamayan Kadın - Gözde ÖNDER - Solukbeniz
Asabi Bello’yu Sahipsizlik Öldürdü - Zeynep KURAY - ANF
2012'nin Sınıfsal Bilançosu - Mustafa SÖNMEZ - Muhalefet
Şantiyede Ölen İşçilerin Ailelerine Bir Miktar Para Verildi, 'Tüm Haklarından Vazgeçtiklerine' Dair Sözleşme İmzalatıldı - Umay AKTAŞ SALMAN - Radikal / Başka Haber
İşçiyiz ve Haklılığımızla Mücadele Ediyoruz! - Halkın Sesi
Asgari Ücret Net 700 Lira Oldu - Sol Defter
34 Senedir Asgari Ücret Artmıyor! - Muhalefet
Sanat Değil Utanç Gecesi! - Ayşe GÜVEN - Onur ÖZTÜRK - Evrensel
Kış Güneşi - Karin KARAKAŞLI - Agos_Şapgir
Asgari Düşünce - Kemal YILMAZ - Sendika.org
Gerçeğin Kalbi "Tepenin Ardında"! - Büşra ERSANLI - Bianet
roboski katliamı “hayvan”ların işi degildir… - Marxist Öküz - Öküz Komünü
Transiktidar ve Transseksüel - Mahsum ÇİÇEK - Birikim
Ermenistan Başbakanı: “Suriyeli Ermeniler Zor Durumda” - Amerika'nın Sesi
Üç Farklı Ses: Suriyeli Muhaliflerle Röportaj - Betül Dilan GENÇ - Marksist
ABD 'Mali Uçurum'un Kenarında - Rusya'nın Sesi
Naomi Klein: “İklim Değişikliği Zamanımızın İnsan Hakları Mücadelesidir ve Sadece Çevrecilere Bırakılamayacak Kadar Önemlidir” - Yeşil Gazete
Gelmekte Olan Ortaklık / Tienanmen* - Potlaç
Gelmekte Olan Ortaklık / Sınıfsız - Oğuzcan ÖNVER - Aşağıdan
1071 Nesli ve Mustafa Kemal’in Yurttaşları - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Tren Yolu - Bülent USTA - Birgün
Okuyamamak - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Direnç ve Umut - Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet Pazar Dergi
Eleştirel Psikoloji ve Toplumsal Mücadeleler Üzerine: Dennis Fox - Özlem ARKUN - Meydan
"Kötü Tohum Olmaktan Sıkıldım" - Osman KAYTAZOĞLU - Sanatatak


Stable Mechanism Official via Escala
Stable Mechanism Artist Page via Soundcloud
Stable Mechanism - Approaches To Understanding Nothing Album Informative via Platforma-LTW
ASC Official
Ulrich Schnauss Official
ASC w. Ulrich Schnauss-77 EP Informative via Surus
Sam KDC Official via Twitter
Sam KDC Artist Page via Soundcloud
Sam KDC - Synesthesia EP via Veil' Tumblr
Amen Ra & Vibezin via Boiler Room
Amen Ra / Scene Selection: Keysound Recordings By Seb WHEELER via Mixmag
Amen Ra / LHF - Keepers Of The Light Album Critic By George BASS via Drowned In Sound
Tunnidge Official
Tunnidge Artist Page via Soundcloud
Tunnidge Interview By Laura CHARALAMBOUS via Knowledge Magazine
Kryptic Minds Official
Kryptic Minds Artist Page via Soundcloud
Kryptic Minds - The Divide / Rule Of Language Critic By Alexander THOMAS via Skanktfo


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
1st April - Typewriter Keys By *superhoop* via Flickr

>>>>>Poemé
Yüz Yıllık Yalnızlık... - Ömer Faruk HATİPOĞLU*

Roboskiler için...

I
bir çocuk bedene kırk uçak kaldırırlar
sabî bedene bir filo uçak       
öldürmeye arş-ı alâda gözler
kaldırmaya katırlar
elin bir ayağını biçmesi gibi
bu toprağın dişinden kalkar uçaklar   
vurur bu toprağın dilini
şehrinden bombalanır köylü çocuklar
bomba bir şehri yıkacak kadar
ölü duyar ölür taş duyar
dünya en fazla şöyle bir
şöyle bir yan değiştirir
her çığlık dehaka müsekkin
dehaka beyin her çocuk
mayına basmaya korkarken
kazan’la çiğnenen çocuk
bir sabî bedenden kırk uçak
döner taş yemeden muzaffer
mağlup cesetler geride
parçalanmış yalnızlık
haşa tanrı uykuda gibi
tekmil tanrılar uyanık
katırlar var yalnızlığa
katırlar katırlar sırtındaki
odun değil insan
canlı değil ölüsü
zulm ölümle bitmiyor
ey siniri nasırlılar
zulmün en dişlisi
bir ölüye işkence
ve gidenleri asıl götüren
yüzün avuç avuç körlenmesi
zalimleri görünce

II
önce sınır konulduydu aramıza
aramıza yumak tuzak
toprağın alnına saplanan nacak
enine boyuna saplanan
dağlar dağlılar kadar sınır
dört kez geçirildi her boyuna
eğilsin diye bir kolay
boyuna eğilsin diye
sonra tarla tarla mayın ekimi
an’lar boyu nemrut surlar
yakar ta ötede ibrahimi
devletin resmî dili silahtır
jandarma göçer aşiret
şirret kuşatmalarda sekerat
salt nefesi kalmış hayat
soluk, soluk siyahtır
toptancıdır buralarda azrail
yangınlarda kibrit gibi bir yalnız
bedeni soğurken hiç yalnız değil
salâsı salâlara karışır
musallası boşalmaz
öncesi sonrası fırtına talaz
fırtına talazda sis
sis kısık göz koca kulaklı
civadan buharlaşmış
kurşun kanatlı
gölge demektir kanat
girsen altına pençe
çıksan keklik ötüşlü ihanet
döldaşmış akbaba serçe
ah ihanet dağ’ı yar’a çevirme
gökten çevirme hattı               
yalnızlığı bilmez                       
her asiye bir hain
her enseye bir karartı
arkalı mazlumun sırtı
dişti tırnaktı hançer
şer yalnız koymadı
inkâr zihne çakılı ekser
ağza dil damaktı
çığ bombalar düştükçe coğrafyaya
çok ses kaldı altında
çok dünya
ses dilde ceset zaten
sessizlik ateşe yağan kar
hem ölüye kefen
kefen çok görülür bazen
bazen kömür tendendir
karşıcı yangınlar var
yangınlar çekirge sürüsü
köylerde mukim yangınlar
gezer mezrayı sıçrar ormana
dağa dal civana
sürü sürü boş bakış yok mu
benzin körük yangına

III
hayat yollar dolusu demir parmaklık
uygun adım geçirildi içinden bir halk
duvarlar duvarlar ruhlara
çıkılmış duvarlar geçti bedenden
taş mı can hayır taş ocağı
dağıttığı dinamit
bahane yalnız bırakmadı
dönek amalar
yamayı eskilerle yamar amalar
bu kumaş yanlış dikişlerle çürük
devlet nehri bu kumaşı akıtır
kızıl akar öteki tene eğreti kürk
tenleşir kürk ve altını boşaltır
al işte beyaz kimlik giyersen
bolca kimlik onura dar
al işte
yanlış mıydı uzanan el geçmişte
el uzak misafire açılan kucak
bu toprak bereketli bu toprak
ve bencile mahsus yalnızlık
diye omuz verildiydi yer yatak
niye el kapısı oldu ev sahibine
derken çınarı yerinden yolmak
yolmak sürgüne
şimdi kapıda nöbetçi fail-i meçhûl
malûm dünün mirası
her sokak bir cinayete çıkan yol
kırk uçlu ipe bağlı her katil
dil budar paslı devlet makası
tarihle bağ keser
yerine mezra başı karakol
ve her sivile hapishane

IV
arsız bir tekrardır uludere
roboski zalim kere tekrar
dağlarda sınır dışı çocuklar
dağlar sınır dışıdır
tepede kılavuz ‘neron’lar
negatife bilmem kaç uçak
kaçak gezinin resmine
önce flaşlar patlayacak
sonra...
sonrası çığdan sonrası
sessizlik yalnız koymaz dedikti
kimsesizliğin hası
yüz yıldır yalnız değil bu halk
cehennemler cellatlar içinde
içinde cehennemi celladı
aşk da öyle kalabalık
bu halk ateşine aşık
hem ipine aşık bu halk
ah be yüz yıllık yalnızlık
yüz yıllık kalabalık ah

V
cehennemden sıyrıldı ya bir çocuk
umuda yeniden giriş cennete yol
yolda daha çok cehennem varmış
olsun yok umutsuzluk
ölüm var olacak
umuda ölüm yok      
her omzuna bir bomba düştü
düştü diz çökmedi bir çocuk

kaynakça: özgür gündem

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)
Deuss Ex Machina # 426 (19.11.2012)
Deuss Ex Machina # 427 (26.11.2012)
Deuss Ex Machina # 428 (03.12.2012)
Deuss Ex Machina # 429 (10.12.2012)
Deuss Ex Machina # 430 (17.12.2012)

Sunday, December 23, 2012

Deuss Ex Machina # 430 - dóibh siúd a éist guth íarbhír

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_430_--_dóibh siúd a éist guth íarbhír

17 Aralık 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a. Madteo - Vox Your Nu Yr Resolution (6:06) (Sähkö Recordings)
b. Madteo - Il Capoline (6:44) (Sähkö Recordings)
c1. Malorix - Aur Tum Kya Ho, Dancer? (4:29) (Makkum Records)
d. Zea - Stretch out Your Frown (5:01) (Makkum Records)
e. Muslimgauze - Analog Zikr 4 (5:31) (The Muslimgauze Preservation Society)
y. Muslimgauze - Analog Zikr 5 (5:09) (The Muslimgauze Preservation Society)
f. Tinariwen - Imidiwan Ma Tenam (Portugal The Man Remix) (4:13) (Anti-)
g. Tinariwen - Tenere Taqhim Tossam (Four Tet Remix) (6:42) (Anti-)
l. Gaudi + Nusrat Fateh Ali Khan - Dil Da Rog Muka Ja Mahi (Pinch Remix) (5:36) (Tectonic)
ax. Pinch - Qawwali VIP (4:27) (Tectonic)
n. Vatican Shadow - Al Qaeda Possess Nuclear Capacity (9:49) (Hospital Productions)
o. Vatican Shadow - Wahhabi Money Flows (9:47) (Hospital Productions)

dóibh siúd a éist guth íarbhír
(430)

daimiliği tescillenmişe ses etmek. dönüp dolaşılıp yine en başa geri gelinmesi ile nihayetlenen seyyahlıkların ardından bir çöküntü tortu kıvamında yerli yerinde kalabilmeyi başaran atalete karşı meram edebilmeyi çetrefilleştiren zorlu bir deneyim haline dönüştüren bir iklimin yaşayanlarıyız. daha günler öncesinde nihayetleneceği varsayılan dünyanın öyle beklentilenen bir yerin artanıyız. halen şeklen hayatta olmayı başaran, başarabildiği yegane şeyin nefes alıp vermekten ötesi olmamasına rağmen kimilerimiz için handiyse yaprak kımıldamayan bir güncelliğin kıyısındayız. bunca gürültünün arasında ne kehanet mi kıyamet mi der gibi bakışımların arasında, dolambaçlı yollardayız. uzun ince ve gündüz gece. gün başka şeyleri yeknesak makamdan algıların karşısında sunagelir paylaşırken görebildiğine kani olmaktan ayrısına gayrısına tahammül etmeyen önemsemeyen bir ahvalin yaşamında az öncesinin ve biraz sonraların da herhangi bir öneminin bulunmadığının okuması ise manidardır. ne olup bittiğine onca yabancılık derinleştirildikçe hafızanın unutuş kapasitesi yükseltilmeye, zorlanmaya devam edildikçe yaprak bir tabii ki elbette kımıldamayacaktır.

soru da sorun da yoktur. kolaylıkla kestirilip atılabilecek bir mesel haline indirgenen yaşanan yurt gündeminin başımızdakiler konuşuyor gerisi tatatavla, palavra diye düşüneduranların mabadında kazın ayağı öyle değildir maalesef. esefle bildiririz yine yeni yeniden. bulmacanın parçaları, bir o yana bir bu yana serpiştirilip, saklanmaya çalışılırken hala neresinde durduğumuzun o kırmızı çizgilerin farkına erilememesinden başlamalıyız belki bir ihtimal. kazın ayağı diye bellediğimizin sorunların varlıklarını koruması, derinleştirmesi başlı başına içimize işletilmesinden yola çıkabiliriz belki bir ihtimal. hiddetin göreceliliği arttırıldıkça, şiddete meyyalliğin dozu sürekli yükseltilmeye, ne yapsınlar canım ciğerim münferit münferit ona buna sarsınlar, hele bir güzel girişsinler ki biz muktedirler de işimize gücümüze bakabilelim beklentisinin gölgesinde insanlığın kıyamının, o beklentilenenden daha ağır olduğunu ifade etmek söz konusudur. gereklidir. kafamıza göçen bu yapı, bir kurgunun devamlılığı, mizansenin toparlayıcısı değil bizahati her ne olduğumuzun, değerimizin ne kadara sabitlendiğini okumaya elverişli kılan bir cehennem tasvirinin kendisidir. cehennemimiz tam bu menzildir. burasıdır. böyledir!.

ucu açık cümlelerin ne yeridir ne zamanıdır. harcanası o kademeler, hülyalar, betimlelemelerin zamanı geçmiş, hükmü tükenmiştir haddizatında. bir adet başvezirin hengamesinde o ikiletmeksizin payandalarınca zikredilen "muhteşem iktidarı"nda başa denk getirilenlerin dakika sektirmezliğidir buralarda mevzu bahis edilmeye çalışılan. dur durak bilmeden yinelenip duran hiddet parametreleri sürekli güncellenen şiddetin, anlamak yerine yargılamak ve yaftalamanın koşa koşa şekillendirildiği bir cenahta hüzün hep ikinci plandadır. bir ağıdı yaşayamadan pat bir başkasına yetişmek zorunda olduğunuzu bildiğiniz, yaşayarak öğrendiğiniz durmaksızın ikrar ettiğiniz veya ettirildiğiniz bir devinimdir hasılı kelam. ortada asılı duran. boyuna atılıp tutulan demokrasi menzilinde kısadan hakikati söylemektense, o hakikati yamultmak üzerinden harekete geçen, yazıklar olsun, tüh tüh tüh gibi menşei belirgin olan olumsuzlamaların peyderpey sunumunda kah hizaya çekilinir arsızca bu ülkede kah derdest eylenir insanlık. kah kafasına bombalar yağdırılır bir gece yarısı, kah hakkı olan endişelerini seslenip duyurması manidar bir terör yardakçılığının baş adımı olarak sınıflandırıldığından daha gak derken gaz bombalarının hedefi haline dönüşür!.

bir gece ansızın çıkagelen bir kurşun olur eli tetikte bekleyeduran mavililerin yahutta sivil görünümlü sırtlanların hedefidir. hedeflediklerindendir. aklı başında olduğunu sandığınızın bildiğinden şaşmaz düşmanlığını bir kere daha göstermesi için manşetlere taşınmasına tebelleş olunup ön ayak olunmasında görünendir. kah akittir, kah sözcüdür, kah milli gazete, kah radikal!. ağır sözcüklere ihtiyaç duyulmasına gereksinim hiç olmaksızın kompozisyon değil hakikatin kendisi olan zorbalığı gösterendir; roboski'dir, maraş'tır, colemerg'dir, besta'dır, rojava'dır.. kah dünyanın başkaca bir bucağı kah buraların en görünür yerlerinden istiklal caddesinin halidir perişanlığıdır. biliyoruz kelimeleri sıralayabilmek zor, biliyoruz artık tekrara düşmeden zıvanadan çıkmadan bu hayatta her ne olduğumuzu ifşaa edebilmek, anlamlandırabilmek bu nato kafa bir o kadar nato mermer diyarda birlik ve beraberliği sade ve sadece ırkının üstünlüğünden dem vurarak koruyabileceklerinden dem vuranların hıyanet ediyorsunuz, yediğiniz kaba pisliyorsunuz söylemleri (ki en az yazılabilecek olan sinkafsız sürümü budur) arasında örnekleyebilmek ve neticelendirmek bir masal.

eskaza değil basbayağı bir şeylerin yolunda gitmezliği bir rastlantısallık değil artık aleni bir gerçek halindeyken, öyleyken hala suskunlaşmaların kayığına atlamak neyin neyisidir diye sorgulanasıdır. tam da vaktidir. kurşuni griliğin müsebbiplerinin dillerine pelesenk ettikleri batmış olan ülkenin kendisi değildir!... akıl ve fikrin önüne set çekerek, hizasında tutabilmek için halkına demediği yalanı arda bırakmayanların iyi polis, kötü polis oyunlarında vesikalananlar sayesinde batanın her kimler olduğu az çok meydana çıkmaktadır halen bütün bu perdelemelere rağmen. tektipleştirilmişi zanaatmış, maharetmiş gibi sunumlandıran benim sözümden dışarı kimsecikler çıkmıyor diye sevinçlere hala gark olunabilirken, endeksler ve raporlarda adaletin sağlanmazlığında, demokrasinin yaşatılmasında, asgari hayat koşullarının adilliğinde, uygulanabilirliğinde, mazlumun değil muktedirin korunmasında ve kollanmasında nasıl batıldığının vesikaları mevcuttur. değerin ne olduğunu insanın verilen liyakatlardan, alınan ekonomik pohpohlamaların ötesinde yaşam alanlarını rantsal dönüşüme teslim eden, habire elden çıkartmaya yardımcı özelleştirme şenliğinde yurdun ahını en çok işitmişi olanı hani koççç gibi olan varlığını yok edilenlerin bıraktıklarından cukkaladıklarıyla arttırmış "sermaye" sahiplerine peşkeş çekilmesine ses etmeyen bir rezalet bitmeden bir başkasına ortam sağlanmasının resmi dahilinde görülenlerdir.

ne kadar körlemesine girilirse o kadar ehvendir denilerek gün geçmeksizin başka bir furyanın seslendirildiği gündeme dahil edildiği bir zaman diliminde elzem olan soru ve sorunların yanıtlarının değil başkaca şeylerin izleri üzerinde harekete geçildiğinin aynalanmasıdır merama dahil etmeye çalıştığımız. ya benim dediğim gibi yaşarsın, kör, muhtaç yahutta bir şeyler gördüğünü sanmaya devam ederken bir gece ansızın gelebiliriz şartlanmışlığı, göz korkutuculuğuyla beraber yine benzeş masallar tesis olunur. gulyabaniler gelecek hepinizi ham yapacak!. masaldaki kötü karakterlerin başlarına nelerin tamı tamına denk getirildiğini biliyorken gerçeğin bağrında her gün o kötünün gücünü kuvvetini daha arttırması, biteviye sürekliliğini hiddetiyle "paralel" olarak şekillendirmesine bağlayarak oluşturması yeni türkiye'nin nasıl bir yer olduğunu enikonu özetlemektedir. görebilene!. nasıl bir mekan haline dönüşümünün sürdürüldüğünü gösteregelmektedir. aşağıda olanların, aşağıdan ses edenlerin, yaftalamalara karşı korunaksız bir başına kalanların, yalnızların, ötekilerin, yalnızlaştırılanların, geleceği ellerinden alınanların, tüm beklentileri sıfırlananların, ekonomik gücü tırtıklanacak bir mecra olarak görülenlerin, yaşamaya çalışanların aşağıda bir yerlerde aşağıdan ses etmeye gayret olan hepimizin, muktedirlik, iktidar savlarının dışında kalakalan herkesin şifasını aramanın yollarına girişmek ne zaman söz konusu edilecektir.

bir kıyamet senaryosundan daha gerçekçil olan nefessizliğimiz artık olağanlaştırılmışken, ekranlar ses edenlere kapatılmış, yazınsal mecralar köreltilmiş, internetler filtrelenmiş, telefonlar dinlemeye takılı bırakılmışken demokrası dediğimizin tam ve eksiksiz yaşatılabilirliğini görebilmek bu ülkede bir ütopya olmaya devam mı edecektir? sonumuzun hayır olmadığı hangi bedbinlikler curcunasından sonra nihayet anlamlandırılabilecektir. artık anlamanın vakti değil midir? içimize işletilen korku adını nasıl anarsanız ister faşizm, ister dikta, ister darbe, ister engelleme vesaire ile bütünde, neticede yoksunluğumuzu derinleştiriyor. kalıcılaştırıyor. meram bir şeyleri bir aynalayıcı halinde sunmaktan öte bütün bu bulmaca halininin özü burada saklı işte. kalıcılaştırılan korkunun nezdinde yaşam dediğimizin sürekliliğini sağlayabilmek onu anlamlı kılabilmek nasıl mümkün olacaktır!. dayatmalara karşı hayat kendiliğinden, kendi olağanlığında akışına devam edebilecek midir? hiç değilse bu sefer şapkamızı önümüze koyup düşünelim taşınalım. olmaz mı, oldurulamaz mıdır? takdirlerinize.

sırrı süreyya önder'in tutuklu öğrencilerle dayanışma konseri gecesinde bahsiyle "türk, kürt, ermeni birlikte olursak bu düzen bozulur." önermesinin içeriğini doldurabilmek hangi devrede bir hayal imgesinden ötesine taşınabilecektir? kanıtlamaya çalışıyoruz yaşadığımızı, yaşatıldıklarımızın karşımıza getirilenlerin, bir avazda ortaya serilenlerin, sonu gelmeksizin yinelenenlerin, tazlendikçe kimilerinin iştahını daha da fazla arttıran münferit bellenmiş hiddet olgularının resmi geçidinde, vakıaların yanıbaşında bunca edepsizliğin gemiyi azıya almasına karşın nefes almaya çalıştığımızı gösterebilmeye gayret ediyoruz. sanrıların o sabitlik harcının karşı konulmayan öğesi olarak da betimlenmesinden bu yana köşe bucak saklanan ayrıntılarda sunulanla, gerçeğin ayrımına tanıklık ediyoruz. gerçeğin nasıl yontulduğunu, dönüştürüldüğünü, sade ve sadece işte işe gelen kısımların alıntılandığı, bahsinin edildiği ötesinin ise tümden, toptan teferruat olarak tanımlandırılmasına çabalanılan bu güncede yönlendirmelerin, önemsenmiş şeylerin nasıl daha fazla yoksunlaşmamızın anahtarı belletilebildiğinin ikrarını yineliyoruz.

bir heves iki kalas ortaya saçılan lafazanlıkların, nihai tüketici olarak yaftalanmış halkın sırtına daha da ağır yüklerin bina edilmesini sağlayan bir haberci kılındığını ise yinelemek istiyoruz. sıkışıp kaldığımız bu döngü, kalakaldığımız bu menzil yaşamı çekilir kılan değil yaşamdan enikonu soğutan olduğunun okumasında kapıyı bugün olmasa da yarın çalacağı içten içe fısıldanan o kıyamet senaryolarından daha ağır bir yılımı beraberinde getirdiği hiç şüphe taşımaksızın gerçektir. aslolandır. ırkçılığın handiyse tolere edilebilir sınırlar dahilinde, şiddete karşı kopan çığlıkların, kalk borularının birer vavelya olduğunun papağanlar gibi tekrarında, soykırımın salt cana kast ederek, yerinden yurdundan derdest ederek değil, bizahati yaşam akışında sonu gelmeyen operasyonlar ile nefessiz bıraktırmayı bir şekilde ata sporu olarak belleyenlerin dönüp dolaşıp uygulamaya koyuldukları güncelliğin bu rahlesinde münazaraya açık vesikasında bu tahrifat ve yıkım daha rahat tanımlandırılabilir. elden ele geçirilir gibi, her halk zümresinin sırası geldiğinde başına örülecek çorapların, kafasına indirilecek gürslerin, ayağına takılacak prangaların, diline vurulacak ketlerin toparlanmış halidir yıkım.

tahrif edildikçe algının "normal" olarak bellenin altı ya da üstü, şurasında kaşı burasında gözü var denilerek nihayetlendirilmesi söz konusu edilir. gerçeğe evrilir. erk elinde illa sopanın bulunmasına gerek olmaksızın yönlendirmesini, doğru bildiğinden sıfır şüphe taşıdığını gün dahilinde layığınızdır diyerek sunarak iterek, çekerek, gerektiğinde usul usul söyleyerek gerektiğinde bildiğiniz dikte ederek bu yıkımın süreğen bir akışa evrilmesi sağlanmaktadır. açıkça yaşamakta olduğumuz döngünün içerisinde bir saniyeliğine bile olsa o koruma kalkanlarını gösteren kırmızı çizgilerin ötesini arşınlatmayan, bunu düşündürmeyen başa gelenin ehveni bunlardır bahsi diri tutulmaya  devam edilirken, onun harı tazelenirken biz sizin yerinize en doğrusunu belirleriz, uygularız v gerçek adlederiz devreye girer. halk denilegelen biz aşağıdakiler de bunu tüketir, tükettikçe tükeniriz. muktedir belleği ve algısı bizlere daha muhtaç olursunuz okumasının yakınında duran tezahürleri kah bülent arınç, kah suat kılıç, kah ihrac edilmiş olan melik birgin, kah baki gül, burhan kuzu yahutta direkt olarak söyleyelim işte başvezirin konuştukları her kelamda, meramda bu denklemi görebilmek mümkündür.

anayasa komisyonu başkanı eski akademisyen burhan bey kuzu'nun değinisindeki gibi menderes ile gezmiş'ler eşit değil, iade-i itibar için bir başbakan ile halk evladının kıyaslanamazlığını yineleten sözleri net bir örneklemi tam ve eksiksiz sunmaktadır. bildiğinden asla şaşmayan hiç de komik olmayan bu seslenişlerin kucaklaşmayı çoktan geçtik, bir yüzleşme şansının enikonu rafa kaldırıldığını, yolun yine değişitirilmekte olduğunu günyüzüne kavuşturmaktadır. geçmişi ayrıştırmaya, kendilerince önem atfettiklerini öne çekerken hüsnü kuruntularınızı      kendinize saklayın, yiyin alabildiğince birbirinizi ki bizler de işimize bakalım diyen devlet geleneğinin, propagandist tutumlarının, iyi ve kötü ayrımında elma ile armutu birbiriyle denkleştirme ucubeliğinin vesikaları ve fazlasında, bunca toplu geçidinde hayat dediğimizin nasıl dönüştürülmeye devam edildiğini göstere gelmektedir.

ucu bucağı bulunmayan kör devlet mekanizmasının karmaşıklaşan enikonu kördüğüm haline dönen bu yapısında olumlanabilirlik ya da ümitvar olmanın düzeneği yeniden nasıl tesis edilebilir? varolan hayat akışı mütemadiyen kıstırılmaya, tırpanlanmaya devam edilirken ses edenin sesi ve soluğu kestirilirken yol nicedir?. öğrencisinden, gazetecisinden, akademisyeniden, emekçisinden günü birlik gündelik hayatını idame ettirme ve bunun şartlarını yerine getirmeye gayret eden nicesinden a'sından z'sine başvezir ve takipçi payandalarınca mütemadiyen duyurulan korku nereye konumlandırılabilir? alenen tahrifaçılığın artık gerçekçil kılındığı bir zaman mevhumunda bu parenin, edimin etrafından yol verilenler ile bu hayat müdanasız bir biçimde vasıfsızlar, seçilmemiş tüm diğerleri için karanlığın süreğenliğini kanıtlamaktadır. doğrunun yıkımındaki bu acelecilik, bir yandan iyi polisçilik oyunlarının, durun hele - bir soluklanın diyeceklerimiz var size diye ağız birliğiyle boşa doluya laf yetiştirenlerin müsamerelik performanslarının yamacında aslolan, gaz, cop, sinkaf, hakaret, derdest edilmek, operasyonlara kurban edilmek, yaftalanmak, canı yakılmak ile uzayıp giden bir dizi uygulamanın hepimize karşı devreye sokulacağının habercisidir.

her iyi söz eriminden sonra kutsiyet atfedilmiş olan değer kazandırılan şeylerin gözetiminde beton millet sakarya versiyon 2.0 olarak güncellenir. eleştirel bakışın karşısına tam takım tazminat seti çekilir. durdurak bilmeden bunca yanlışın dağarcığına karşı bir şey yapmayı amaç edinenler, uyananlar manşetlerle hedef haline dönüştürülür. yem olarak belletilir. münferitin kelime anlamı çoğunlukla karıştırıldığından bir bağlaçtan çok daha fazlasını ihtiva eden hiddeti görev belleyenlerin kutsal neyse o atfettikleri için dünyaları yakmaları, evleri işaretler ile donatmaları, üniformalı veya formasız fişlemelere girişmeleri hep o gedikte aşılmaya çalışılır. kedidir kedi misali timsali. yol daha fazla çetrefilleştirildikçe akil olanın değil sığlıkla donanan zihniyetin güncelliğinin sağlama alınmasının, hemen her şeyin o bağlamdan şekillendirilip dönüştürülmesi bizahati nefessizliğimizin nasıl şekillendirilmeye devam edildiğini ortaya çıkartmaktadır. öldürmüyor ama ölümden beter hallerden hal seçtiriyor, süründürüyor. sorgulatmıyor bütün o teferruatlardan öte tın tın tenekeliği tavsiye ediyor.

her gün kıyametken o bahsedilen maya kehanetinin altında başka şeyler okunabilecekkken, kıyamet şudur, budur hengamesinde günü ona tahvil edip kendi bildiklerini işlerini hal ve koyuna koymaya devam ediyorlar. durum budur, eğreltidir!.başka şeylerle oyalanıp durulurken hakikat dediğimiz eğilip bükülmeye, işe geldiği gibi yorumlanmaya devam etmektedir. iki bilemediniz üç gün önce roboski değil uludere, katliam değil kaza olarak değerlendirmeyi uygun bulan erkan başı gerekirse özür dileriz öne sürümü bu denklemi nasıl herşeyin karman çorman edildiğini boş lafın sonu gelmemişken hala inat ve devamlılık kör olasıca bahtsızlığımız mıdır? bir üniversite yerleşkesini düşman ülkeyi işgal eder gibi kolluk kuvvetinin tüm ürünlerini kullanarak, göstererek işgal edip terörize ederken günü, olana bitene tepki sunanları onlar öğrenci değil, öğrenci buysa bitmişiz biz serzenişi alelalade bir sayıklama değildir. kalıba mengelenemeyen, kendi doğru ve yolunu, dindar kindar bilimum yaftalara denk getirmeden en önemlisi muktedire biat etmeden ses edebilenlerin varlığının tehlike olarak algılandığını bu menzilde halen göstermektedir. tehlike olarak belletilmiş olanın sathını, menzilini mütemadiyen genişleterek sokaktaki insanı da kapana, köşeye kıstırabileceğini dahası akıbetin bundan sonrasının ne olabileceği gibi kimi gereksiz sorgulamaların nasıl da gerekli, elzem ve ivedi olduğu güncellenmektedir. erkan dönüp dolaşıp yine bildiğini okumaya devam ederken tüm saikleriyle demokrasi delik deşik edilmektedir. korumasız, düzayak, rantsal bölüşümdeki doymak bilmezlik gibi öteyi beriyi toza dumana katanlar gibi hunharca... barbarca... 

>>>>>Bildirgeç
Faşizme Karşı Direnmiş Üniversite Gençliğinden Bir Öğrenciden Başbakan'a Açık Mektup

    Başbakan;

    Bu tür mektuplar genelde “Sayın” hitabıyla başlar, “Saygılarımla” veya “En iyi dileklerimle” gibi sözcüklerle biter. O kadar öfkeli ve o kadar haklıyım ki, bugün bunu milyon kere yapmayacağım.

    “Memleket bunlara kaldıysa bitmiş”, “Derslere girmezlerse girmesinler, bunların yetiştireceği öğrenciler de ancak bu kadar olur” dediğiniz hocalardan ders alan bir ODTÜ öğrencisiyim. ODTÜ öğrencisi olmaya özel bir sıfat, bambaşka bir anlam yükleyecek değilim. Ama röportajınızı izledikten sonra anladım ki, onur duyulacak iki madalyayı arkadaşlarımla birlikte şimdiden göğsüme takmışım bile: üniversiteli ve bilhassa ODTÜ öğrencisi. Şimdi de, o günün başından itibaren polis saldırısına maruz kalmış birisi olarak, kampüsümde “çıkarttığınız olayları” özetleyerek anlatacağım.

    Polisinizin kullandığı gaz meşhurdur. 31 Mayıs 2011 günü Metin Lokumcu’yu öldüren, bakanınızın “doğaldır, zararı yoktur”, emniyet müdürünüzün “gerektiği kadar alındı, gerektiği kadar kullanıldı” dediği biber gazıdır. Bu gazdan korunamazsınız, kaçamazsınız. Sadece etkisini azaltmak için yüzünüze ve burnunuza atkı sarar, vücudunuzu doğrudan temastan korumaya çalışırsınız. Gazın gelişinin ardından da limon ve sirke sürer, acınızı dindirmeye çalışırsınız. Ciğerlerinizden kaynaklı bir rahatsızlığınız varsa, bu gaz ölümcüldür. Hastalığınız yoksa, bu gaz o hastalıklardan birisini yaratabilecek kadar tehlikelidir. Özetle, bu bir kimyasal silahtır, faşizmin simgelerinden birisidir.

    18 Aralık günü de kampüsümüze geleceğinizi haber almış, sermayeye peşkeş çektiğiniz bilimi, Suriye’ye yapacağınız emperyalist müdahaleye karşı barışı ve halkların kardeşliğini savunmak için TÜBİTAK binası önüne gelmek, burada bir basın açıklaması yapmak amacıyla toplanmıştık. En temel haklarımızdan birisi olan protesto hakkımızı kullanıyor, bunun bir aracı olarak ise sloganlar atarak yürüyorduk. Polisinizin kalkanlarına 100 metre bile yaklaşamamışken, tamamen bir formaliteden ibaret “dağılın” uyarıları bile yapılmadan atılan gaz bombalarının 5-6 el patlama sesini duyduk. Gaz bulutunun arasından çıkmaya çalışarak, öksürükler ve nefes daralmaları eşliğinde geriye doğru çekildik. Bu sırada polisiniz durmaksızın gaz bombası atmaya devam ediyordu(bunlara yine polisinizin attığı ses bombalarının eşlik ettiğini sonra öğrenecektik). İşte bunlardan sonrası ise size göre “eşkıyalık” size göre “memleket bitirmek” olan meşru direnişimizdi. Üzerinde “doğrudan atmayınız, yangın tehlikesi yaratır” yazılı olduğu halde üzerimize nişanlanarak atılan binlerce gaz bombası kapladı o gün kampüsümüzü. Polisiniz, arkadaşlarımızı öldüresiye coplayıp, tekmeledikten sonra “şimdi gözaltı yapmayalım, başımıza bela olurlar” deyip bıraktılar.

    Panzerler okulumuzun ortasına kadar girdi. Tazyikli sudan, damacana taşıma arabasını kurtarmaya çalışan Fizik kantini çalışanı bile nasibini aldı.

    “Çantalarında molotof taşıyorlardı” demişsiniz, başka iftira mı bulamadınız? Keşke daha inandırıcı bir yalan geliştirseydiniz. Boyalı medyadır bu, sizin söylediğiniz onlara kanundur ama halk inanmazdı bunlara. İnanmadı da. Biz de duyduğumuzda kaburgalarımızı tuta tuta güldük. Çok komik olduğundan değil, bir kısmımızın gördüğü polis şiddetinden, bir kısmımızın ise panzer üstlerine doğru sürüldüğünde koştuğundan ötürü kaburgaları fazlaca ağrımaktaydı. Hatta bir kadın arkadaşımız da omzunu tutarak güldü, zira onun da omzunu 18 Aralık günü gaz fişeği sıyırmış geçmişti.

    Bir de, o gün çantamın içinde ne olduğunu yazayım hemen: 0,5 litrelik pet şişe içinde içme suyu, kütüphaneden aldığım birisi şiir kitabı olmak üzere üç kitap, o günkü derslerimin notlarının olduğu kağıtlar, kurşunkalemler, bir silgi ve Kızılay’da bir kitapçıdan aldığım edebiyat dergisi.

    Size ekranda bolca söz hakkı verildi, yeri geldi sinirlenmiş, yeri geldi duygulanmış numarası yaptınız. Ben ise bu satırları, aslında size değil başkalarına, olanca haklılığım ve samimiyetimle yazıyorum. Sizin söylediklerinizden daha az bilineceğine ise, neredeyse eminim.

    Siz "tutuklayın", "canlarına okuyun" emirleri vermeye devam ediyorsunuz. Bense bir koltuk üzerinde uyurken, bir kolumla sağımdaki arkadaşımı korumaya çalışıp, öbür kolumla başımı -gaz bombasının fişeğinden az da olsa korunmak için- kapatırken, bir patlama sesi dolaşıyor kafamın içinde, sıçrayarak uyanıyorum hala. Derken bir başka rüyamda, 20 metre ötemde polisinizin vurduğu Barış’ı görüyorum, bir kaldırımın üzerinde kanlar içinde yığılmış kalmış. Medyanız o kadar etkili ki, yanı başımda vurulmamış olsaydı, arkadaşının “Araba bulun”, “Ambulans çağırın” bağırışlarına birebir şahit olmasaydım, sizin istediğiniz gibi “kokmaz bulaşmaz” bir öğrenci olsaydım, belki de “acaba arkadaşları mı vurdu” deyip, medyanıza inanacaktım. Ama artık bunun yolu yok, çarpıtmalarınız sökmeyecek.

    Kötülemelerinize ve iftiralarınıza maruz kalmaktan onur duydum. Bu demektir ki doğru yoldayım. Bu demektir ki, seneler sonra çocuklarımın yüzüne baktığımda, onları ta gözlerinin içinden görebileceğim. “Baba, sen üniversitedeyken ne yaptın?” sorusuna “Okulumu savundum, arkadaşlarımı savundum. Hocalarıma çamur atmaya kalktılar, onları da savundum.” diyebileceğim. Bunları söylerken gözlerimi kaçırmayacağım, sesim zerre tereddüt etmeyecek.

    Bu direniş, karşılarındaki profesyonelce donanmış bir orduya karşı bedenlerini gaz bombalarına, panzerlere ve tazyikli sulara siper eden öğrencilerin ODTÜ’de yazdığı bir destandır. ODTÜ’nün bir üniversite olarak sorumluluğunu, tarihsel görevini bilip, bir pankart arkasında görevine gitmesidir. Yıllarca da böyle hatırlanacak.

    18 Aralık 2012 günü okulumuza faşizmi yaşattınız. Andımız olsun ki, özgürlüğü de biz yaşatacağız. Arkadaşlarımızı, hocalarımızı, okullarımızı, mahallelerimizi, sokaklarımızı, var gücümüzle biz savunacağız. Halka zulmettiğiniz her yerde, karşınıza biz çıkacağız.

    Osmanlı döneminde Sivas Valisi olan Halit Rıfat Paşa “Gidemediğin yer senin değildir.” buyurmuştu.

    Sahi, siz hangi memleketten bahsediyordunuz?

    İmza: Faşizme Karşı Direnmiş Üniversite Gençliğinden Bir Öğrenci


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Yaşadığımız güncelliğin içerisinde her olan bitenin sonraya kalmadığından dert yanarız. Arkası nasıl olmuştur, bitmiştir diye düşünemeyiz, vaktimiz başka şeylerle hemhal olmak için ayrıştırılmıştır. ODTÜ'lü bir öğrencinin kaleminden dökülen bu mektup, ahvalin ortasında ne hallerde olduğumuzu, büyüklerimizin şartlanmışlıklarıyla beraber hiddetten gayrısını nasip etmediği bir insanın tekil, ortaklaştırılası bir meramıdır. İşitilesi bir kelamdır... Kulak verin, görün diyerek bu metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Çağrı: Mor Gabriel'e Dokunma!
Ferhat Encü: Roboski, Dersim Sonrası Katliamların Devamıdır - ANF
Ferhat Encü: Roboski'yi Gündemde Tutmak İçin Demokratik Haklarımızı Kullanacağız - Sidar BASUT - Hür Bakış
'Uludere' Değil Artık Mutlaka 'Roboski' - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Tanrıverdi: Bari Partinizin Başındaki 'Adaletten' Utanın - Hür Bakış
Gülemiyorsun Ya, Gülmek… Bir Halk Gülüyorsa Gülmektir” - Duygu BOZKURT - Haber Fabrikası
Maraş’tan Roboski’ye, Unutursak Kalbimiz Kurusun! - Muhalefet.org
Erdoğan’ın Gençliğe Hitabesi ve Roboski Deme Yasağı - Ali Duran TOPUZ - Utay
Roboskî Rûye Rast Yê AKP Ye - Yeni Özgür Politika
Tutsak Vekillerimizden Erdoğan ve Şahin'e Roboski Soruları - BDP Genel Merkez Facebook İletişim Sayfası
Roboski Katliamını İstismar Ediyorum - Ahmet YAVUZ - Aşağıdan
Savcının Skandal Roboski İfadeleri - Mustafa Emrah SÜER - DİHA / Yüksekova Haber
Aynı Suda Yıkanılmaz - Zana KAYA - Özgür Gündem
“Suçlular Titreyin, Nefesimiz Arkanızda Olacak” - Hakan ÇELİK - Bianet
21 Aralık 2012 Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi Günlük İnsan Hakları Raporu - TİHVDM
Meşum Bir Ay: Aralık - Hüseyin AYKOL - Özgür Gündem
Bir ODTÜ Öğrencisinden Başbakan’a Açık Mektup: 'Gidemediğin Yer Senin Değildir' - soL
Polisin "ODTÜ" Skandalı! Öğrencilere Tuzak Kurmuşlar - Gazeteciler Online
ODTÜ'lü Öğrenciler Anlatıyor - Şirin PAYZIN - CNN Türk
ODTÜ Rektörlüğünden Basın Açıklaması - ODTÜ
ODTÜ Rektöründen Sert Tepki - Timeturk
ODTÜ’den Geçemedim, Bu Oyunu Yediremedim - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
ODTÜ Saflaştırdı, Tayyip Çıldırdı - Sendika.org
"Türkiye Batmıştır" Doğru! - Muhalefet.org
Mevsimsel Yaralarımız Kanarken Unutmamak!... - Selma IRMAK / Diyarbakır Cezaevi - Özgür Gündem
Herkesin Yarası Parmağında, Bizimkisi Ciğerimizde - Erdal YILDIRIM - Medyanın Günlüğü
Maraş Katliamı: "Bebeleri Bile Vurdular" - İşçi Mücadele Derneği
Yarası Sarılmayan, Hesabı Sorulmayan Vahşet: Maraş Katliamı - Ali KÖYLÜCE - Yeni Özgür Politika
19 Aralık 2000; “Hiçbir Şey Unutulmadı, Hiçbir Şey Unutulmayacak” - Don Quijote - Solukbeniz
18 Aralık 2002; Necip Hablemitoğlu - Toplumsal Bellek Platformu
Ertuğrul Mavioğlu: Tutuklu Gazetecilerin Yüzde 80'i Kürt - Sevdiye ERGÜRBÜZ - Hülya EMEÇ - DİHA - Medyatava
Gazeteci Adaylarından Tutuklu Gazetecilere Mektup! - Evrensel
BirGün Emekçilerinden Zeyno'ya Mektup - Birgün
Dışarda Kaç Gazeteci Var? - Ayhan BİLGEN - Yeni Özgür Politika
Adam ve Kızları - Ahmet TULGAR - Evrensel
"Öldürmeyin, Devletin İmajı Zedeleniyor" - Bianet
'KCK Operasyonu'nda 36 Gözaltı - İMC
Yok Daha Neler!… Halay Çekmekten Cezaevinde - Medyanın Günlüğü
Başsavcı ve Başkan'ın Dink Sınavı - Kemal GÖKTAŞ - KG'  Blog
‘Özgür Ruh’a Ne Oldu? - Halil TÜRKDEN - Aşağıdan
“Davası Olmayanın Deniz’i Olmaz” - Metin KAYAOĞLU - Haber Fabrikası
Deniz Gezmiş Bir Menderes Değil! - Meriç TAFOLAR - Milliyet
Pınar Selek: İlk Aşkım İstanbul'a Mutlaka Döneceğim - Cansu ÇAMLIBEL - Başka Haber
Pavey’den Başbakan’a Açık Mektup: Bu Ayrımcı Fanatiği Görevden Alın - Mehveş EVİN - ME' Blog
Mevsimsiz Solan Üç Çiçek -  Süleyman KIZMAZ / Diyarbakır D Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Çocuk Hak İhlalleri Haritası - Göç Vakfı
Çocuk Cezaevi Değil Askeri Kışla! - Özgür Gündem
Havada Asılı Duran 'Azınlık Üniforması' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Aleviler, Temsiliyet, Makbuliyet*: Alevilik Üzerine Notlar 1 - Gökhan ERDOĞAN - Azad Alik
Kar Mı Yağsın, Kan Mı? - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Gözleri Korkuyla Bakan Çocuklar - Sidar BASUT - Hür Bakış
Bütçe, Boş Laf ve Tarihe Not - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Bu İş Çok Zor Yonca; Çünkü... - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
Eliaçık: Müslümanlar Kapitalizmle Yüzleşemedi! - Umut AKPINAR - ANF
Mayalar ve Bizim Kıyametimiz - Ferhan ŞAYLIMAN - Gazeteciler OnlineAnti-Siyonizm ve Kürtlerin Siyasi İradesinin İnkarı - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Vattimo: Avrupa Birliği Çökebilir - Ali ŞİMŞEK - Yurt
Asker Ailesine "Onur" Tazminatı - Kemal GÖKTAŞ  - KG' Blog
Bir Haftada 4 Asker 'İntiharı', Bir Yılda 66 Ölüm - ANF
Bir, İki, Üç, Tıp! - Kaos GL
İstanbul'da Trans Cinayeti - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
"Bir Fotoğraf Çektirebilir Miyiz?" - Kıvanç KOÇAK - Birikim
‘‘Sıranın Bize De Geleceğini Biliyorduk’’ - Mehmet Nabi BATUK - Çaylak Haber
Başlar Ayak, Ayaklar Baş Olsun; CEO'lar ve Bakanlar Asgari Ücrete Mahkum Olsun! - Aktüel Gündem - Sendika.org
Hey Tekstil İşçilerinin Direnişi Sürüyor... - Halkın Sesi
Bir Çatışma Alanı Olarak Devlet ve Asgari Ücret - Yasemin ÇELİK - Sendika.org
European Human Rights Court Finds Turkey In Violation Of Freedom Of Expression - Adi KAMDAR via EFF
Onlar Oda Değil, Hücre! - Ayça SÖYLEMEZ - BiaMag
‘F Tipi Film’ Afişlerine Sansür - Proleter.net
'Batıda Barış İçin Sokağa Çıkılmalı' - Hülya EMEÇ - DİHA - Yüksekova Haber
Solun Medyası, Medyanın Solu IV - Foti BENLİSOY - Çaylak Haber
Taraf: Çarpık Doğdu, Yamuk Öldü - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Liberalizmin Muhalefet Yılları.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Newsroom: Medyanın Objektivizm Yalanı - Sarphan UZUNOĞLU - Sinekolaj
“Anaakım Medyada Çevirmenin Adı Yok” - Erkal ÜNAL - Sol Defter
Bir Kitap Öyküsü: Bildiğiniz Gibi Değil - Hamza AKTAN - Aşağıdan
İraden Var Mı? - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
'Bu Adam Ruh Hastası Mı?' - Elif TÜRKER - Agos ŞapGir
Poe’nun Korku(nç) Ekonomisi - Barış YARSEL - Futuristika
Zamansız Düşünceler: Tepenin Ardı Üzerine - Zahit ATAM - Birgün
Ulysses'i Neden Okumalıyız? - İlksen MAVİTUNA - Açık Radyo
Geçmiş ve Gelecek Arasında Foucault - Çeviri: Kutlu TUNCA - Haber Fabrikası
Cesetler Çürümüyor - Mustafa KUTLU - Yeni Şafak
Hegel ve Tinin Fenomenolojisi - Ahmet KOÇ / Trabzon E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Şahların Şahı: Kapuscinski’nin Gözüyle “Arap Baharı” - Foti BENLİSOY - Aşağıdan / Post-Express


Madteo - Noi No Album Stream via Sähkö Recordings
Madteo Official via Twitter
Madteo -Noi No Album Review By Michael C. WALSH via Little White Earbuds
Malorix Official
Malorix - Reclyclist EP via Sozialistischer Plattenbau
Zea Official
Muslimgauze / The Muslimgauze Preservation Society
Muslimgauze - Martyr Shrapnel Informative via Muslimgauze News
Muslimgauze - Love And Hate - The Essence Of His Music By Mirio via RYM
Tinariwen Official
Tinariwen: Sahra Çölünün Fenomeni - Zekeriya S. ŞEN - Tıkabasa Müzik
Tinariwen - Remixed Official Informative via Anti-
Pinch Official
Pinch Artist Page via Soundcloud
Pinch - Missing In Action 2006-2010 Album Review By Angus FINLAYSON via Fact Magazine
Vatican Shadow Official
Vatican Shadow Informative via Last.FM
Vatican Shadow: Hate Techno? Daniel Jones Recommends Hospital Productions via Electronic Beats

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Dexter Going By Tom GUYCOT via Flickr

>>>>>Poemé
Eski Bir Takvim İçin Şiirler - Edip CANSEVER

I

Evlerin saat beş olma hali
Ben yorgunum anlamaktan
Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

Ve akşam
Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
Ne yapsam
Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
Alkollerden gelirim bir mektup gibi
Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
Islanırım ıslanırım anlamam
Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
Sahi bir yağmurun güzel olması
Yağarken kendine severek bakmasından.

II

Duran ben değilim ki ayakta
Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
Görünmekte olan bir sıkıntı var
Dönüp arkama bakamam.

Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!
Ben işte günün birinde belli olurum
İki olmam, bir olurum günün birinde
Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
Cep defterime bir şeyler de yazarım
Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından
Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!

III

Çimen kokusundan hızlı
Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
Nedir bu benim yalnızlığım?

Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
Ve nedir bu benim yalnızlığım?

Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
Düşer ellerim bir çağın artıklarına
Çatalımda kemikler, ölü gözleri
Ve iniltiler, çığlıklar
Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
Çatalımı da
İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
İki eşya arasında bir hiçlik
Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim.

Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.

kaynakça: şiir sitesi
>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)
Deuss Ex Machina # 426 (19.11.2012)
Deuss Ex Machina # 427 (26.11.2012)