Sunday, January 06, 2013

kenarlık 2013: # 01 - bajar - b'xêr hatî - hoşgeldin (km591/kalan müzik)


gün dahilinde beklentilenenlerin perspektifinde her daim bir biçimde varlığını korumakta olan ve mütemadiyen diğer edimler dönüşüm - devinim içerisindeyken kendisini sabitliğiyle unutturmamayı başarandır "acı". resmedilenlerin, duyumsatılanların, gösterilenlerin otuz iki kısım tekmili birden bir aradalığında çürümeye devam eden insanlığın en son örneklerini ihtiva eden, insan insanın kurdudur veczini afişe eden bir mahlas, makam acı. kurgunun değil, artık elde ne kadarı kaldıysa yalın gerçekliğin izdüşümünde bunca ağırlığın nedenlerinden birisini tanımlayan acı. kuvvet ve kudret yaşamsallığın çarklarını şekillendirir, en azından bu gayya kuyusuna dönen yerden bir çıkış olabileceğini düşündürürken acı muhteviyatıyla hem sonu, hem devamlılığı birbirine denklemektedir. kalıcı yıkımların sınırından başlangıç vuruşlarının, hamlelerinin yanyana durduğu bir aralık günyüzü bulmaktadır. ne olduysak her neye erebildiysek, biriktirdiğimiz tüm acıların toplamından ibarettir bu yekünler. toplamlar. unutmaktansa sıkça yâd ederek, adını, cismini, cismaniliğini diri tutarak, görerek, bilerek, "acı" ediminin getirdikleriyle yeniden rotamızı belirlemeye çalışırız. bunca kaybedişten, silinişten sonra yola koyulup tekrardan kelama sığınmanın patikalarını arşınlarız. ağır aksak. çürüyen benliğimizi, olan bitenin kahrediciliğini idrak anlarında, bütün bunları kendilerini bileylemek için kullananlardan ayrışarak her yaşatılanın sorgusunda yeniden öğrenmektir bize kalan. yeniden bellemektir özünden çok sevmenin zaruri bir biçimde her sabah mütemadiyen zikrettirildiği bir ülkede dış kapının mandalı olmanın ne demek olduğunu bir kere daha lakin son kez değil akıla kazımaktadır. acının hep birbirini takip eden zincirleme tekrarlarında bildiğimizin ne kadar fazlası ile hemhal olmak zorunluluğumuzun bulunduğunu mebzul miktarda duyumsatanların zaman ve mekan sorunlarının hemen hiç olmadığını bildiğimiz bir yerde ikamet ettiğimizi yineletendir bu edim. sonuçlar birbirinden farklı okumaları da daima getirirken x'in y'ye tahakkümünde y'nin sonsuzluğu, x'in hiddetinin günden güne değişkenliği, canı sıkıldığında bir başka y'ye saracak olmasının getirdikleri bütün bu "acı" meselini dikkatle irdelenesi bir menzil haline dönüştürmekte, ulaştırmaktadır.



yalnızlaştırılan, izole edildikçe üzerine çullanılabileceğine artık kani olunan, güven duygusunun yerini sürekli ama sürekli olarak istim üzerinde tutmak olarak değişiklikler gerçekleştirilen, buna göre hareket eden muktedirin dünyasında, çizilen sınır ve ahvalin dışını arşınlayan sesler ile girizgahta uzun uzadıya anlamlandırmaya çalıştıklarımızı derinleştirebilmek, anlamlandırabilmek mümkünatlar dahilindedir. duyumsadıklarımız hepimize onları layık görenlerin, reva bulanların, her dem aynı ahkamlara sarılanların, gıybetlerine devam ederken, yaftalarını bir avaz sürdürürken kenarda ve kıyıda "insanlığın" her yönüyle ölüm sessizliğine kavuşturulduğunu fark etmek olasıdır. kolay lokma veçhelerin, ümit kırıntıları serpiştirilen o lafazanlıkların dibinde kokuşmuşluğun başka turnusollerinin hayata dahil edildiğini yinelemek için ne alim olmak şarttır ne de çok okumuş olmak. bilmek için anlamaya gayret etmekten de ötesi ise laf~ı güzaftır. değerlendirmeler, sınavlardan sınav beğendirmeler, o öyle değil bu böyle şunun hakkı bu onun hakkı ise şu denilerek; halen bu yapılarak inatla ve paylaştırılan acı edimi katı ayrıştırılmaz bir gerçekliğimiz haline dönüştürülür. bir satırlık meramın nelere dönüştüğünü, bir anlık söylencenin, ses edişin nelere bedel olduğunu, bir yanlış hamlenin cana kast edilmesi için basbayağı ele verilen icazet belgesi olarak değerlendirilebildiği bir zevat güncelliğinde sesin simyasına eklentiledikleri deneysellikleri ile atfedilenlerin edebi bir kurmaca olmadığını, yalın bir hakikat olduğunu sıklıkla hatırlatan bir proje olan bajar'ın b'xêr hatî’si içinde yer alan bir kayda denk getirmek istiyoruz sözü. seslenişi. anlamak için önce "can" kulağıyla işitmek gerekir kıssasından bir adım ileride şekillendirilmiş olan bir seslenişe. bir gece yarısı apansızın otuz dört canın üstüne devlet eliyle, handiyse hedef gözetilerek, bile isteye bombalayarak öldürmenin bu toprakların kat'a yabancısı olmadığı soykırımı bir kere daha yine yeni yeniden gösteren roboski'nin ağıdına: si u çar 'heb'e dair bir kaç kelam eklemek istiyoruz. duyumsadıklarımızın hissiyatlı bir meram oluşturmak için parça parça kotarılmış edebiyat parçalayan bir yapı olmaktan azade basbayağı acıyı görünür, hissedilir kılan bir kılam, sesleniş menzilinde kotarıldığı yinelemek gerekli diye düşünüyoruz. friedrich wilhelm nietzsche'nin bir zamanlar "trajedyanın doğuşu" kitabında örneklediği haliyle; müzik, varlığın, bireylerin ardında gizlenen irade'nin dilidir çünkü. duyumsadığımız kolaylıkla dile kolayca yapışan tanımların, öbek öbek seslenişin, yaftanın söz konusu ötekisi olduğunda nasıl bir sonu getirebileceğini muştulayan bir okumadır. bizzat kendisidir. yolumuz kardeşlik bahsinden geçiyor diye sevgi pıtırcığı tümceler kuranların, kardeş bildiklerine yaptıklarının ne menem şeyler olduğunu ikrarını kestirmeden, amasız, fakatsız duyumsatandır. sözün kısası bir şarkı vardır meydanda. bir çağrı vardır ortada. bir ağıt duyumsatılır laletâyin temennilerden hemen uzaklaşarak dosdoğru merama dönüşen. bajar yekpare kalıpları kırmaya hevesli olanlara, yanı başlarındaki kardeşlerinin dertlerini, acılarını işittirir. hep gizli saklı tutulan örtbas edilmeye gayret edilen iradeye uygun bulunanları anlaşılır kılmayı seslerle sağlar. üç yüz yetmiş üç gündür adaletten gayrısı peşinde olmayan kalanların çağrılarını işitmek için... kapıyı aralayabilmek için... bajar... ses ediyor, söz söylüyor. duyuyor musunuz? / uyuyor musunuz? /


bajar resmi sayfası / facebook

bajar soundcloud sayfası

bajar kentli kürtlere dair sözü olan bir grup - lora baytar - agos

yukarıda sistem aşağıda serhildan - önder elaldı - özgür gündem

bajar - hoşgeldin/b'xêr hatî - albüm incelemesi - nar-ı aşk

No comments: