Sunday, February 10, 2013

Deuss Ex Machina # 436 - peidiwch â gofyn pam nad ydym yn anghofio


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_436_--_peidiwch â gofyn pam nad ydym yn anghofio

04 Şubat 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
z. Bad Lands - Air Lines II / From Home (Self Released)
v. Bad Lands - Conversations (Self Released)
n. Tor - Paper Rain (Loci Records)
e. Tor - Glass & Stone (Loci Records)
t. Kosmos - Tetris (Puu)
g. Kosmos - Syväkosmos (Puu)
w. 30x - Show Me A Sine (Tekkin Over Records)
m. 30x - We'll Turn Manhattan (Tekkin Over Records)
u. Aes Dana - Horizontal Rain (Ultimae Records)
k. Aes Dana - 101 Clouds (Ultimae Records)

peidiwch â gofyn pam nad ydym yn anghofio
(436)

sessizliğin çemberinde, somut önerilerin duyumsanıp önemsenmesi yahutta ilgiyle takip edilmesinin değil haddizatında önemsenmezliğinin süreğenleştirildikçe alelade değil basbayağı hesaplı kitaplı bir tavır olarak kendine yer bulduğu bir sahanlık bina olunur. yoksunlaştırıldıkça sesten ve soluktan, kelamdan ve yankıdan varsa yoksa tekil bir anlayışın bak ve gör, gör ve öğren diye bellenmesine müsammaha gösterdiklerini o da adı üzerinde tamamen manipüle edilmiş, resmen unufak kırıntılar düzeyine sabitlenen bir bilindiklik haline dönüştürüldüğü güncellik ile yaşam tahsis olunur. bunca zamandır değinilerin ve atfedilenlerin her bir çıkarsamanın bilindik bir tevatür olarak serimlenen içimizi kemiren, bölen ve böldüren olarak bilinmesinden, ona aşinalık sağlanmasından bu yana geçen süreç / zaman akışı dahilinde sabıklığının kesinkes kırmızı çizgilerle donatıldığını bir kere daha yineleyen / meydana seren bir görünüm ortaya çıkmaktadır. görünüm gerçekçi kılınmaktadır. ona ses etme, buna karışma. buna yön verme şuna akıl danışma. etme, eylemeyi bir biçimde meydana çıkartmayı değil tamamen kafayı kuma gömmeyi bak ne güzel hayatlarımız var diye avunmayı olağanlaştıran, meşrulaştıran bir tasvir yığınıdır değinmek istediğimiz. erkimiz, gayemiz...

bunca zamandır olanların hepsi üst üste konulanların, dur şu sürek avı bitmeden biraz daha sıkış tepiş bir şeyler daha ilave edeyim tepelemesine yüklenelim bakışının götürdüğü alelaceleciliğin ulaştırdığı menzil tam da giriş kısmında anlam olarak atfetmeye çalıştığımıza denk düşmektedir. bir yanımız boyuna ilerleme, modernleşme, muasırlaşma ile sınavda, koşturmacada gibi gösterilmekteyken öte yanımız dur daha nereye diye kestirilip, yoluna en bariz biçimde engelleyici olarak çıkartılmaya çalışılan ket vuruculara, ket vuruculuğa ev sahipliliği yapmaktadır. haddizatında muktedir ve iktidar ile aynı kanallardan beslenenlerin ortak çıkarsama, değinilerinden denk getirebileceğimiz yegane şey bizlerin bilmesinin zorunlu haller dışında önemsenmediği konularda nasıl da istenildiği gibi at koşturulduğudur. kestirilip, yapıştırılan meramlarla, eğriliğini fark etmekten dirençle uzak kalarak, buna bağlanarak hala o doğru diye savlananların hiçbirimizin karına olmadığını yinelemek farz, gerekliliktir. böylesine net bir biçimde ortadadır. neticelerin beraberinde getirdiklerini sorgulamaktan, çözümlemekten kaçınıldıkça dün etrafından dolaşılanların bugün yanından geçilmeyeceği pekala bilinesiyken, en azından tahmin edilesi hala bu özgüvene sahip çıkılması bize bir şey olmazcılığın ne menem fenalar ile yüz göz olmamıza vesile teşkil ettiğini söylemek abes kaçmayacaktır. kaçmamalıdır da.

dün dediğimizi bugün bükecek yarına dönüştürecek, sayıp döktüklerimizi unutacaksak! ne diye insanız diye ortalıklarda kalabalık yapıyoruz bahsine ulaşırız. bildiklerimiz, bellediklerimiz birilerinin hassasiyetlerine karşı geliştirilmiş olan al gülüm ver gülümü bol bir kumpas değildir. böylesi bir karalama kumpanya şamatası değildir ki çat diye unutmaya razı olalım. yahut silelim. silindikliğimizi, belleğimizi temize çekip çekmediğimizi dün o olayda, bugün bu olayda, yarın meydana gelecekte yeniden deneyimletecek olanlarda düşündükçe insana hafakanlarıyla başbaşa bıraktıran bu menzilde ne nedir bunu belirginleştirmeliyiz. neden sorgusundan bunca kaçınılan siz bilmezsiniz biz zamanında bazı kararların altına imzamızı atmıştık, şu - bu konularda böyle beyanatlar verip münferittir münferittir diyerek tosuncuklarımızı, iyi niyetli çocuklarımızı piyasaya pardon sokağa salmıştık, etmiştik ve eylemiştik işte sonunda beklediğimiz, beklentilediğimiz bir ülke sahmanlığına sessizliğine artık alışkın çok mırın kırın etmeyen bir biat edenler coğrafyasına ulaşmak mıdır layığımız revamız bu mudur. görüp görebileceğimiz tüm devletu alinin hiddetinden gayrısına nail olamamak mıdır nedir?

vardığımız noktadan hem geçmişe, hem de şimdiki zamana baktığımızda bize bırakılanların bir yad edişten fazlasının olmadığıdır. onu da ses etmeksizin, rantsal bölüşümde kafamızı gözümüzü yararlarken, kentin altını üstüne getirirlerken dönüşüm ve gelişim bahsine sımsıkı tutunurlarken, bir yerde eşitiz ama biz sizden daha eşitiz çünkü bu ülkenin kurucu öğesiyiz diye kıvançlananların has memleketlerine! ettiklerini görüp ve hazmettikten sonrasında kalanların toplamı gerçek yıkımı cismanileştirmektedir. tahayyül olmaktan alıkoyan nihai bir sonuç olarak denk getirilebilecek yegane şey silmeyi bir buldozer edasıyla her alanın / her düşünsel zeminin topyekün lağvedilmesinden ilerletildiği yinelenmektedir. bu duyurulmaktadır. ne sorgunun kendisi mühimdir onlar için ne de neye karşı bunca seslenişin meydana çıkartıldığı. ne ermeni olmaktır, ne kürt olmaktır, ne ezidi ne de süryani yahutta türk olmaktır bu menzilde bu silmekten / sindirmekten ve suskunlaştırmaktan da gayrısını düşünmeyen erkin yapıp ettikleri. her defasında yinelemek zorunluluğunu hissettiren bir insanlık / vicdan problemini belirgin kılınmaktadır. netleştirilmektedir.

günler günleri kovalarken, senin doğrun benim doğrum makamından üzeri çizilenin "akil" olan olduğu teyit edilmektedir. bunca hızlandırılmış ilericilik nam demokrasi güncesinde sesin kendi halinde rotasını bulmasına o hep eski olarak tanımlandırılmış olanın yine yeni ve yeniden ortaya çıkmasına elbette ki müsammaha gösterilmeyecektir. müsammaha değil bilakis sorgu daha henüz başlangıcında ilk çizgininin üzerinde dört döndürülecektir. nihayetlendirilecektir. geldik durduk, yaşadık ilerliyoruz ve gün gelip de göçüp gideceğiz. bu sahnesinde yer aldığımız alanın, yaşadığımız sahanlığın her anında böylesine girift / karanlık / aşılmaz duvarların bizim devraldığımızı ne hallere koyacağını hiç düşündünüz mü? yüz yıllardır aynı şeylerden de bahsediyormuşçasına tekrar ettiğimizi sandığımız şeylerin nasıl da kimilerini en küçük de olsa endişelendirmediğini sorgulamaya girişmeye çalıştırmadığını gördükten sonra yaşanmışlığın boş bir hayal kırıklığı imgesine tutturulmasına ne demeliyiz? nasıl atfetmeliyiz. bu sahanlık böylesi bir alana terki diyar edilirken alelacele izole edilmeye çalışılırken hangi acının seslenişine daha fazla önem vermeliyiz.

böylesi gidişatın kötülüğüne karşı en azından vicdan meselinde tepinilip durulanın, paylaşılmaya, parçalanmaya çalışılan insanlığın bu kadar kolay ayaklar altına alınmasına artık mani olabilelim diyerekten!. iş işten çok geçmeden sene-i devriyelerden oluşan, birbirine eklenen bir zincirleme yadediş, yas günlerinden daha fazlasına çabalanabilelim gayesinde onun paralelinde. günler deviniyor, zaman akmaya olabildiğince şimdilerde bayağı fark edilir bir biçimde hızlıca akmaya devam ederken dersim'den, roboski'ye uzanan duraklardan hangisinde insani sorumluluklarımızı yeterince yerine getirebildik bahsi önümüzde durmaktadır. hangi mevhumda, elim fecaatte bir olmayı onu bunu gözetmeden, bir şeylere değineceğim diyerekten kendi tutturduğunu dayatmadan bir şeylere erebildik sorgusunun tam da karşısındayız. hiç bitmemiş sınavlarımızdan bir başkacası yeniden görünmekteyken ufukta belirmekteyken düşünmek ne zaman vurgusu yinelenesidir. yaşını başını alan bu dünyanın yeterince acısı yokmuş, çekmemiş gibi davranan erkinin, muktedirinin, avanesinin, liberalinin, titr merakından kör olmayı umursamayanların çoğunluğunda azınlık olanlar, az olanlar, yüzdelerden bir olanların sesini duyurabilmeleri, dahası bir neticeye varabilmeleri için epey uzun bir yolun hepimizi beklediği muhakkaktır.

hele bu kadar kolay bir biçimde gündemin en altına gönderilmesinde bir beis görülmeyen kadın kıyamlarından, çocuklara karşı işlenen eziyet ve suçlardan, erkeklerin iktidar dışında olanlarına reva görülenlerine, ağır dayatımlara vs. uzanan bir çeşitlilikte! iş bu cehennem tasvirinde önümüzü görebilmek için birbirimize rehber olmak ne zamandır. birbirimizin sesinden umut, barış şefaat bulabilmek için muktedir'e karşı yan yana durabilmek ne zamandır! hangi zaman. hangi aralık. sorgumuz döngüsü içerisinde her dem kendini yinelemeye devam ederken eski olarak adlandırılanın nasıl eskimediğini anlaşılır kılan böyle yaşamsal mesellerle cebelleştiğimizi akıldan bir anlık da olsa ötelemeden!. unutmadan hakkaniyetle yan yana durabilmek ne zamandır! hangi zaman. hangi aralık!... içinde kalakaldığımız yer haline dönüştürülen, muğlaklığın esaslı bir tavır silsilesi, zulmüyle beraber dönüşümü nihayetinde kaçınılmaz bir biçimde yaşanılan cehennemi tam anlamıyla canlandırdığı bir plato haline ulaşan, o sınırlara demirleyen, güncelliğin sahanlığı eski / eski olanın, öyle tanımlananın, sanılan şeylerin birer ikişer yeniden günümüze eklendiğini fark edebilmek mümkündür.

somut bir biçimde yaşatılanların her an farklı bir okumayı beraberinde getirdiği biz bu hallere hangi arada düşmüş, ne ara insanlığımızdan bir feragat eder hale gelmiştik faslını belirgin kılan sınayışlar / dönemeçlerin son günlerde daha bir yakınında durduğumuz gerçekliktir. yansıyanların tortusu bunca zaman ağrılaşmış   handiyse yük haline dönüşmüş olan edimlerin peyderpey lime lime dildiği, duyarlılık nam edimin kerizlik düzeyi gibi abuk subuk bir değerlendirme ölçütü ile karşılandığı-karşılaştırıldığı bir ortamda eskinin pek de eskitilmediği, hedef gözetilerek hemen tüm olay akışlarında yeniden kullanıma dahil edildiğini fark etmek mümkündür. bir kere daha sahneye çağrıldığı yinelenesidir. biçareliği meydana çıkartan hesabı kitabı bol katakullisi eksiksiz sahne donatımlarında erk-muktedir-iktidarın düzenlemeye nail olduğu yegane şeyin bizahati kendisidir bu eskinin alışkanlıkları, asabiyeti, duruşunun sabitliği vs. el verdikçe gidişata yeter artık denildikçe muktedirce koruma kalkanları devreye sokuldukça, her an alarm zilleri çalacakmışcasına istim üzerinde beklendikçe, tahakkümü ve tehditi / sinizmi / korkuyu diri tutacak edimlerin bütünlendiği saha, menzilin ta kendisini tanımlandırandır eski.

yıllar bir çırpıda, göz açıp kapayıncaya kadar geçse de aslolan, baki konulan geleneksel olarak kodlanmış / bellenmiş olan tasnif etmelerin, ayrıştırmaların, sürekliliğine çabalanımdır. meydanda olup bitenler unutulup nasıl olsa hatırlanmaz bahsiyle görünüm / ambalaj ve yöntem tazelemesine girişilirken o eskidiği varsayılan hükmü geçersiz belletilenlerin hala da nasıl halen dipdiri tutulduğu daha kolay anlamlandırılabilir. illa ki belirli bir görüşün, bakışın, niyetin taraftarı olmadan da yapılabilir. gerçekçi kılınabilir. ulaştığımız ve yaşadığımız güncellik dahilinde sabahından akşamına görünenler / yaşananlar hemen bu önermeyi teyit edebilecek önermeleri / olgu ve vakıaları ihtiva etmektedir. kolay olmayan yaşamın nasıl daha da beter hale dönüştürülebileceğini, tek bir yeni kelam işitmeksizin salt harala ve gürelenin nasıl yönsüzleştirmeyi, ileriyi düşünmekten alıkonulduğumuzu gösteregelmektedir. öğrendiğimiz beylik kalıplara haiz cümlelerin, aynı tornada biçimlendirilmiş nutukların, her dem tazelenip durulan o düşman algısının paranoyaklık sınırlarında erkçe sömürülerek, gerçek bir korku toplumunun nihayet bina olunmasıdır. korkunun bu sahanlıkta duyumsatılması, yerleştirilmesidir tüm benliğe istisnasız ayrısız ve bir tabii ki gayrısız.

şu anda yazageldiklerimiz, atfettiklerimiz birbirine benzeşen, gel gelelim birbirlerinden apayrı görünen edimlerin / hareketlerin / tavırların netice olarak korku denilegeleni eskinin v eskiye dair olan bir detayı değil gelecek günlerin mihenk taşı eylenmesidir. yavaştan, usul usul. sorgulama şansını öteletip, düşünceyi lime lime ettirip, yarıda koyan ve o eyleme girişenlerin tümünü derdest eyleyen bunun teşviğini sürekli o ses çıkartanlara karşı yapılanları münferittir diye karşılayan erkin ortaya koyduklarını bütünlüklü bir biçimde anlamlı bir neticeye ulaştırandır korku bahsi. geçip gittiğimiz varsayılan deneyimlerden aslen uzaklaşmadığımızı halen o deney sahasında bulunduğumuzu ve en akla gelmeyenin henüz sahneye konulmadığını ortaya çıkartan süreğen, daimi bir temsildir ortaya çıkan. delip geçmeyi kafaya takan, sınırları ve haddi hududu mütemadiyen tekrar ederken nasıl daha da kısıtlandırılmış bir ülke haline dönüştüğümüzü netleştirecek tavırların hiç ara verilmeden sunumlandırılması, korkuyu cismanileştirmenin yanında demirbaş ilan etmektedir. eskide kaldığı ilan olunanın, alkış kıyamet geçti gitti diye duyumsatılanların halen burada ve bizlerle beraber olduğu yinelenmektedir.

haddizatında kanıtlanmasına pek de ihtiyaç duyulmayan bu evrende birbiri peşinde ve peşisıra gerçeğe ulaştırılanların hemen pek çoğunda dikkatle bakıldığında bu seslenişin geçerliliğini teyit edebilmek mümkün olacaktır. bizim bir türlü tam ve kesintisiz bir biçimde duyuramadığımız acılarımızın, işte yazgınız bu diye sineye çektirilmeye zorlatılanların, sınanışlarımızın varlığından başlayabiliriz pekala. duraksayıp, acabalara sapmaksızın fakat ile çıkmazlara girmeden, belkilerin meşruluk sağlayabileceği biat ve inanışına takılmadan, mübalağasız hiddetin varlığını koruyup kollayanlara, koruyacaklarını ilanen tebliğ edenlerin görece çoğulculuğunda seslenişimizi duyumsayan var mıdır? o sahanlık dahilinde bütün bunlar ile alakalıdır bu meram silsilesi. göz korkutuculuğu, suskunlaştırmayı, enver, talat, mehmet esat, nihal, ziya ön isimleriyle anacağımız arkasını sonlandıramayacağımız kendilerine öncül / siyasetçiler / devlet erkanı nezdince kurgulanan temellenmiş bir doğru harici her şey yalan / her şey kasıtlı, herkes düşman / öteki bahsinin zihinlere resmen kazıtıldığı bundan başkasının tahayyül dahil edilmeyeceği muştulanan bu ülkede iş bu yerde eskinin miadı tükenir mi?

o eskinin haddizatında ermenilerin yaşadığı yerlerde, alevi mahallelerinde, roman mahallelerinde, meskenlerinde doğu diye kestirilip bir çırıpda atılıveren colemerg'inden, amed ve sert'ine kürt mahallerinde biçimlendirdiklerini görebilmek / eskinin nasıl da diri tutulduğunu anlamlandırmak öyle anlaşılmaz mıdır? hala mı anlaşılmayandır. putlar, eskiye dair ne varsa hesaplaşılıp yeni rotalara koşaradım gidilirken iş bu demokrasinin ileri diyarında tabularımızın şeklinin değiştirilerek varlığının korunduğunu anlayabilmek zor mudur? bunca anlaşılmaz mıdır? memleket sahipliliğini / efendi'liği vurgulamakla o bağlamdan ötesini düşünmeyen modern zamanların en küt zihniyetli vekillerinin vs.'nin hangi hesap dengesini gözeterek bir tasvire giriştiklerini halen anlaşılmaz mıdır? anlamlandırılamaz mıdır? önüne çıkan her kesimi, herkesi düşman belleyen bir geleneğin atfettiklerinden zerre gocunmayıp az bile demişiz / dahası pek yakında heveskarlığının sonumuzu pek de mahir kılmayacağı muhakkaktır.

bir yanımız paldır küldür, alelacele normalleştirilirken sözümona böylesi bir vizyonun varlığı yinelenirken sağlık bakanlığı'nın yeni nesil fişlemelere bir başka örneklem olarak doğan bebeklerin dinin yazılmasını bunun alelade bir şeymiş gibi duyurulmadan temellendirilmesi düşündürücü değil midir? fişlenmek ömür boyu. fişlemelerin güncelliğinde zaten her yerden takip edilirken bir de doğduğumuz anda ne olduğumuzun kafamıza kakılması için o altı karakterden fazlasını önemsemeyen bir din ibaresinin eklentilenmesi / erkçe korku denilegelenin nasıl apansız yanımızda biteceğini bir kere daha yinelemektedir. ama maalesef son kez değildir. fişteklemek, kural ve kaideleri dönüştürerek işte bu yaşam sahasını / ülkeyi böylesine kurak bırakmak/ itaat etmeyenlere hayatı her anlamda zindan eylemeyi normal sayarken bir yandan da o dönüşüyoruz adı altında / modernizm görünümlü ona bel bağlanmış böylesi kadük devinimde kötü-fena ile teşviki mesaimizin nihayetlenmeyeceğini anlamlandırmak uzak mıdır? anlaşılmaz mıdır? sadede gelelim bu ülkede dış kapının mandalı olanlar! böyle tanımlandırılanlar halen öyle ya da böyle bu sıfatlarla bellenenler için bu kabustan uyanabilmek söz konusu olacak mıdır adil... eşit... hakkaniyetli bir ülke... yalandan, yok yere değil sahici...

>>>>>Bildirgeç
Bozuk Akort - Arif ALTAN - Özgür Gündem

İktidar itirazı, devlet isyanı, polis muhalefeti sevmez. İtiraz huzuru kaçırır, isyan yasayı dağıtır, muhalefet hileyi bozar. İtirazcı iktidarı, isyancı devleti, muhalif polisi utandırır. Huzursuzluk çıkarmak itirazcının, yasayı hiçe saymak isyancının, riyakarı bozmak muhalifin işi. İtirazcı itirazcıya, isyancı isyancıya, muhalif muhalife benzedi mi, yalancının, düzenbazın, riyakarın ne mahremi ne mahareti kalırdı. Fakat öyle olmaz; iktidar itirazcıyı, devlet isyancıyı, polis muhalifi kendisine benzetir. Yalanın içine insanı, riyakarlığın içine toplumu sığdırır.

Firarcının işi zordur. Ne itirazcı, ne isyancı, ne muhaliftir. En fazla bozguncu, kendi söyleyip kendi duyan belki de delinin ta kendisi. Hiç kimsenin bilmemiş olmasını dilediğini açıklamak, hiç kimsenin görmemiş olmasını dilediğini göstermek, hiç kimsenin duymamasını dilediğini duyurmak gülünçlük değilse ahmaklık, aptallık değilse delilik. Aptalları çayıra, delileri tımarhaneye tıkamalı ki gerçeklikte sürüp giden zorbalık haklılık,  fiili kötülük kaskatı iyilik, kusursuz çirkinlik ideal güzellik diye böbürlenebilsin.

Hayalperestin, delinin sığabileceği bir dünya yoktur. Sığdır okyanus, dardır gökyüzü, yüzü derinliklere gömülü, gözü yüceliklere çevrili olan için. Değil mi ki doğruyu söyledi, ayaza, ıssızlığa sürülmek cezası, ateşlerde yakılmak alınyazısı. Gerçekliğe ters düşen doğruya yaslanabilir mi? Gerçekçiliği ilim düzeyine çıkarmak, hakikati safsataya düşürmek, sonrasında da zorbalık, ahlaksızlık, riyakarlık düzenini ebedi kılmak! En doğrunun en yalancı olduğu yerde hakikat de safsatadan öte bir şey değildir artık. Güçlüler güçlü, güçsüzler lanetli, düşkünler bitiktir. Gerçeklik buysa doğru da budur. Doğru buysa hakikat başka bir şey olabilir mi? Neticede eğlenceli bir dünya, tadı çıkarılası bir hayat varken, keyif kaçırmak ahmaklık değil de ne?

Ahengi lekeleyen akortsuz bir enstrüman iticiliği işte. Doğruyu söyleyen öfkeli, öfkeli sert, sert kaçık bulunur. Yeni gerçekçinin yepyeni ilmi: Gerçeğin hiçbir yanında yer almamak! Gerçeğin dışında gerçekçi gibi yaşamak güçtür de ondan. İlim irfan sahibi olmak, yalana esnemektir. Her kulağı okşayan ses, her göze uyan manzara, her kafaya oturan hayal, her damağa yaraşır lezzet olmak. Kapsayıcılık, bilgelik, genişlik, gerçekçilik, güçlülük derler buna. Ama armudu tavşan ile karıştırmamak zayıf bünyenin, doğru sözü zehirli dile yakıştırmamak da canlılığını yitirmiş ölü aklın kanıtı olur bu durumda.

Duyanda karşılığı yoksa hakikati seslendirmek tehlikeli. Kendin söyleyip kendin duyacağın sesin değeri yoktur. Uzlaşmaz olan, her zaman yanlıştır. Hakikati mümkün olduğunca eğip bükmelisin ki doğru sözünün bir karşılığı olsun. Sivri olan marjinaldir, marjinal olan aşırı, aşırı olan yalnızdır. Her tarafı idare eden bir kalabalık benliktir gerekli olan. İyi eden yalandır. Öyleyse yalancı doğrudur. Gerçeklik göz ardı edilmemeli. Ne olursan ol karşındakinin gördüğü kadarsın. Gerisi fazlalık, fazlalık zehirli atık. Doğrudan azını söyle ki, hasarlı söz yama olsun yalana. Hakikate biraz yalan bulaştır ki, çarpıtılmış olan, hakikatten üstün bir değer görsün. Çıplak olanı giydir, yalın olanı süse, tözü toza bozdur ki benliğin seçilemediği dumanlı bir hava oluşsun.

Kabusa değilse neye benzer hayat? Böyle bir dünyada, uyuşacağı dokuyu arayan hastalıktan farksızdır sözünü sakınmayan. Sadece güç sahiplerinin değil, değdiği herkesi utandırır. Yalancıyı utandıran uslandırılmalı ki ruhların birbirine dolanarak ördüğü entrika gizemlerle, zevklerle sürüp gidebilsin. Gerçeği gerçeğe benzetmek için mutlaka biraz yalan katmak gerektiğini söylese de akıllılar, deliler işte, kalbinden geçirdiğini esirgemez dilinden kimi zaman. Elmanın elma, alçağın alçak, hırsızın hırsız olduğunu söyleyip durur yine de.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Muktedirin ve efradının ortalama bir düşünsellikten itinayla kaçınılmasını handiyse zorunlu kıldığı bir zamanda yazılar önemliliğini bir kere daha kanıtlıyor. Yazılanlar işitilmeyen şeylerin aslında ne kadar önem atfedilmesi gerekli şeyler olduğunu yineletiyor. Eğrisi ve doğrusuyla. Bu cenahın içeriğinde, güncelliğinde görünüp, anlamlandırılamayan şeyler için Arif ALTAN'ın kaleminden çıkan Bozuk Akort başlıklı makale hem meramımızın tamamlayıcısı, hem de değinemediğimiz kısımlarla beraber bütünlüklü bir çözümlemeyi beraberinde getiriyor. Özgür Gündem ve Arif ALTAN'ın anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Defter Dergisi Arşivi - Kollektif - Wordpress Blog
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Solin Ölmesin! - İmza.la
Solin ve Kardeşi Mithat: Annemizi Çok Özledik - ANF
Solin Ölmesin - Vahap COŞKUN - Düzce Yerel Haber - Taraf
Ekim Aralık 2012 Çocuk Hakları İzleme Raporu - Göç Vakfı
Bozuk Akort - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Modern İnsan ve Irkçılık Üzerine - İsmet KONAK - Sendika.org
HDK: Barışın Muhatabıyız - ETHA
Çözüm İçin Müzakere Barış İçin Eşitlik - Aşağıdan
Kürtlerle Dans - Burhan SÖNMEZ - Birgün
Abdullah Öcalan: Kürtlerle Türkler Arasında Köprü Mü? - James REYNOLDS - BBC Türkçe
Demirtaş: Süreci Anlamlı ve Önemli Buluyoruz - Hüseyin ELMALI - ANF
Ahmet Türk: Kimin Öcalan’la Görüşeceğine Biz Karar Veririz - Sol Defter
Bizatihi ve İçtimaî Olarak Tenakuz - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Şu Milliyetçilik Ne Menem Bir Zenaat... - Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
Hayır, En Asli Unsur Biziz! - Ceren KENAR - Düzce Yerel Haber
Gök: Uludere Raporu Da Yok Toplantı Da… - Hür Bakış
Uludere Soruşturmasında Gizlilik Kararı Kalkmadı - Ferit ASLAN - Haber FX
AKP'nin Başarı Sırrı - Kadir CANGIZBAY - Birgün
AKP Döneminde 3 Yılda 979 Çocuk Yargılandı - Besta Nûçe
Doğubayazıt’ta Polis Bir Genci Sırtından Vurdu - Evrensel
Teprenme Ula Kundır! Sator Elimden Qayî…. - Özgür AMED - Yüksekova Haber
SDP: “Yılmadık, Yılmayacağız!” - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
11 Çelik Kapıya Kozmik Takip - Onur EREM - Birgün
Korkudan O Meşhur 11 Kapıdan Geçemedim! - Tuğçe TATARİ - Akşam
Ankara Şubeden Başbakana Suç Duyurusu.. - Çağdaş Hukuçular Derneği
“Bir Devlet Kaç Yaşama Bedel?” - Mercan DOĞAN - Meydan Gazetesi
'Anadilde Eğitimin Anayasaya Yazılmasına Karşıyım, Memleketi Böler' - T24
Meram 132: Umut İlkesi - Express - Bir + Bir
Yeni Bir Strateji ve Gelenekselin Reddi - Sarphan UZUNOĞLU - Aşağıdan
Gazeteci Necati Abay Mülteci Kampından Bildiriyor - İrfan AKTAN - Birgün
KCK Basın Davasında 7 Gazeteciye Tahliye Kararı - Gelecek Gazetesi
'KCK Basın Davası'nda Skandal: 'Kandil' Tabelası Fotoğrafı Yalan Çıktı! - Selin ASKER - soL
Kürdistan Alevi Konferansı’nın Ardından - Ergin DOĞRU - Yeni Özgür Politika
Çorum’daki Alevi köyleri “Örgüte Müzahir” Diye Fişlenmiş! - Sendika.org
Irkçı Mısınız? - Semra SOMERSAN - Hyetert
Yeni Abdülhamit’in Yeni Hamidiye Alayları - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
Birgül A.Güler ile Sırrı Sakık’ın Bize Tuttuğu Ayna - Oya BAYDAR - T24
Kim Irkçı, Kim Etnik Milliyetçi? - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
Men Sülhe Ses Verirem - Fatih Gökhan DİLER - Agos
Sayat Tekir: "Cinayet 19 Ocak 2007'de İşlenmedi" - Sol Bakış
Hrant and Talat Pasha - Orhan KEMAL CENGİZ - Today's Zaman
Hrant Dink Davasının Seyrini Değiştirebilecek Sürpriz Tanık - Agos
Rahip Santoro Roma'da Anıldı - İMC
Samatya'da 'Öldüren Bendim' Mesajı - Faşizme Karşı Birleşik Cephe
Ermenilerin Gerçek ‘Survivor'ı! - Demokrat Haber
Toplumsal Temizlik İçin... - Eren KESKİN - Özgür Gündem
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası - Ayşe HÜR - Radikal / Düzce Yerel Haber
AKP "Yargıtayı Kaldırıyor" - Ötekilerin Postası
Kürkçü: Patriotlar ABD’nin Güvenliği İçin Geldi! - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Ertuğrul Kürkçü Resmi Sitesi
Muzaffer İzgü: Çocuklar Düş Kursun İstemiyorlar - Pelin OĞUŞ - Sendika.org
Bilkent Üniversitesi’nden Seçmeli Kürtçe Dersi - Yeşil Gazete
Mankurtlaşmak-Mankürdleşmek - Mustafa ACAR - Yüksekova Haber
Komutan: Çawanî Başî - Radikal
Rojbaş Radikal! - Cahit MERVAN - ANF
Çawanî Başî? - Foti BENLİSOY - AKE - Sol Defter
Aldar Xalil'le Suriye Kürdistanı Üzerine - İMC
Rojava Kürdistan ve Ambargo - Seydi FIRAT - Özgür Gündem
Serêkaniyê'de İki 'Heval' - Amed DİCLE - ANF
Kurcalamıyor Bro, Vallahi Kurcalamıyor! - Ali Murat İRAT - Birgün
Sarai Sierra Cinayeti ve Türkiye Medyası - 5 Harfliler
Bir Sarai Sierra Kaç Cumartesi Annesinin Evladı Eder? - Özgür ARMAĞAN - R'Blog
Bedenimize ve Emeğimize Saldırılar Artarken Feminizmi Yükseltmek - Nurcan TURAN - SDYeniyol
Kadın Bedeni Üzerinden İflas, Patinaj ve Zafer! - Görkem AKGÖZ - Antikapitalist Eylem
Sağın Nüfus Problemi - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Adli-Siyasi Ayrımımız ve Haklar Meselesi - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
“Meşru” Ahlakın “Gayrımeşru” Soru(n)ları - Özgür BABAOĞULLARI - Sendika.org
Anarşist Mi Olacaksın Başımıza? - Janset KARAVİN - Aşağıdan
Mülkiyet Adaletsizliğin Temelidir - Meydan Gazetesi
Sermayenin Küresel Saldırısı: Taşeronlaştırma - Zehra ARAS - Sol Defter
Taşeron Cehenneminden Çıkış Kapısı; Direnişi Büyütmek! - Muhalefet
SDP/Dev-İşçi Taşeronu ve Mücadele Olanaklarını Tartıştı - Gelecek Gazetesi
DİSK Basın İş: ‘Tensikatı Durdurun!” - Sendika.org
Biz, Kendi Söküğünü Dikemeyenler… - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
Çağrı Merkezlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporu - Gerçeğe Çağrı Merkezi
Noam Chomsky: America’s “Yearning For Democracy Is A Bad Joke” via The Salon
A Look At Turkey’s Past Gives Some Insight Into Its Unresolved Troubles - Tim ARANGO - NYT
Tuğluk: TAKM, Bölgesel Liderlik Arayışının Ürünü Mü? - ANF
Anti-Terörizm: Küresel Güvenlikçi Dil - Ferhat KENTEL - Düzce Yerel Haber
Birbirimizle Konuşabilir Miyiz? - Stefo BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Paul Goodman: Özgürlükçü Program İçin Bir Mihenk Taşı - Güvencesiz Çevirmen - Onbirincitez
Kaos GL Submits 2012 Hate Crime Report To European Institutions - Nevin ÖZTOP - KaosGL
Anadilde Aşk ya da Barışın Dili… - İsmail KESKİN - Agos ŞapGir
Tezeta: The Ethiopian Armenians


Bad Lands Official via Twitter
Bad Lands Artist Page via Bandcamp
Bad Lands - New View via Pearls Music
Tor Official
Tor Official via Twitter
Tor - Drum Therapy Informative - LRCN - The Word Is Bond
Kosmos - Syväkosmos EP Informative via Sahkö / Puu
Kosmos - Jimi Tenor Official
Kosmos - Mika Vainio Official via Media Loca
30x Official Artist Page via Facebook
30x Artist Page via Soundcloud
30x - Frequency Counter via Psyshop
Aes Dana Official Artist Page via Facebook
Aes Dana - Pollen Album Informative via Ultimae Records
Aes Dana - Pollen Album Critic By Nocturnal Ghost via Igloomag

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hıyararşi via İç Mihrak Blog

>>>>>Poemé
Bir Bugünsüzdük Biz - Mahmut DERVİŞ*

Gel gidelim olduğumuz gibi. Özgür bir kadın ve vefalı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim olduğumuz gibi, ayrı ayrı ve bir olarak.
Ağrı vermez bize hiçbir şey
ne güvercinlerin son ayrılığı
ne de ellerimizdeki soğukluk…

Yetmedi tüm çiçeklenen bademler.
Gülümse, öyleyse, açar bademler böylece daha fazla iki
gamzenin kelebekleri arasında.

Başka bir bugünümüz olacak kısa bir süre sonra.
Eğer arkana bakarsan, sürgün var yalnızca:
Yatak odan, bahçedeki söğütler
camdan binaların arkasındaki nehir,
ve randevularımızın cafe’si.
Onların hepsi, tümü, hazırlanıyor sürgüne gitmeye.

Gel anlayışlı olalım öyleyse.

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir kadın ve neylere sadık bir dost.
Olmadı zamanımız birlikte yaşlanmaya,
yorgun argın sinemaya gitmeye…

Kaçınılmazdı bizim de kaçınılmazlığımız gibi.
Görür mü kendini yabancı, başka bir yabancının aynasında?
– Hayır, bu değil bedenime giden yol.
Yoktur hiçbir “kültürel çözüm” varoluşsal sorunlara.
Her nerdeysen, cennettir orası benim için.
Kim oluyorum ben geçmişin Güneş ve Ayını geri verecek?
Gel anlayışlı olalım…

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir seven kadın ve şairi.
Yetmedi tüm Aralık karları…

İyiyiz burada.
Rüzgarımız kuzeyli, ve şarkılarımız güneyli.
Bir başka sen miyim ben, ve sen bir başka ben?
– Bu yol değil benim özgürlük toprağıma giden.
Olmayacağım iki kez bir “Ben”…

Ne doğulu ne de batılı olacağım,
ne de iki Kur’an ayetine gölge yapan bir zeytin ağacı…

Gel gidelim öyleyse.
Yoktur “kolektif çözümler” kişisel sorunlar için.
Birlikte olmak kafi gelmedi bize, birlik olmak için.
Biz bir bugünsüzdük, nerede olduğumuzu görebilecek.
Özgür bir kadın ve daha yaşlı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim birlikte
ve anlayışlı olalım.
1999

kaynakça: selahattin sitesi

No comments: