Sunday, March 17, 2013

Deuss Ex Machina # 441 - itsatsita pieza hau


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_441_--_itsatsita pieza hau

11 Mart 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a. Atoms For Peace - Stuck Together Pieces (5:28)
ab. Atoms For Peace - Amok (5:24)
b. Ah!Kosmos - Red Big Glasses (4:38)
bc. Mondual - Dubio (3:51)
c. Velahavle - As We Fade (5:12)
cd. Velahavle - The World I Know (feat. Emira) (3:54)
d. Volor Flex - Golgotha (5:53)
de. Volor Flex - Unlit (5:46)
f. Congi - No Way Back (4:38)
fg. Congi - Closure (5:45)
g. Cluekid - Dolphin (5:40)
gh. Cluekid - Fossil (5:43)

itsatsita pieza hau
(441)

siyah ve beyaz. tüm öteki parametrelerden bağımsız bir biçimde yaşadığımız yer dahilinde olanları değerlendirebilmek, bir kerede duyumsatmak söz konusu edildiğinde, böyle bir bahis açıldığında dile sakız gibi yapıştırılmış resmen kazınmış olan bir tavrın kendisini tanımlandıran siyah ve beyaz. ikiliye kutsiyet atfedildikçe değer kazandırıldıkça ötesi yok ya doğru ya yanlışın adlandırılmasıdır siyah ve beyaz. her seferinde yılmaksızın baştan bir kere daha anlatmaya çabalanılsa da yalnız ve yalnız tek bir doğrunun varlığı söz konusu edilebilecektir ötesi tatavla heyhula ve hüsnü kuruntu denile denile nihayetinde gayya kuyusunun kör sarmallarını arşınlar kılındığımız bir zaman diliminde gerçekliğimiz haline dönüştürülendir siyah ve beyaz. sorguları ötelemeyi sorunları duyumsamaksızın yaşamayı, birarada yaşamayı dillendirirken bile ötekileşme illa billa ayrıştırmayı muştulamayı göz önünde bulunduran, esef miktarda kullanıma dahil eden dimağın ortaya çıkarttıklarını yekten tanımlandırırken kullandığı bir değer birimi siyah ve beyaz. ya biz ya siz, ya ben ya sen, ya o ya bu durmaksızın şıklar ileri sürülürken bir yanda, seçimler tavsiye edilirken, hep ama hep bir biçimde aba altından sallanan sopalar ile beraber muğlaklığı dikte edilip, tavsiye edilir kılan bir sarmal halinin, vebalin öteki adı haline dönüşendir siyah ve beyaz.

söylenmeye görüversin bir kere endişeler. dillendirilmeye görsün bir kere korkular/anlar. atfedilip de anılmaya görsün açıktaki yaralar. hemen sahnenin dibinden adının çağrısını işitmiş, hissetmiş gibi suflesini beklemeksizin görünen bir daralatıcının kendisi ve yekpare demirbaşıdır bu siyah ve beyaz. yaşadığımız yerin özünde esasen bağrında saklananları arşınlamaya çaba sarf etmeye görün, kazıp da derinilerine indikçe daha vahimini daha fenasını daha kötüsünü bundan da beteri ne olabilir ki derken felaketlerden yeni bir felaket örneğini duyumsatandır siyah ve beyaz. ne de olsa muktedir makamındaki erkin sunageldiklerinin paylaştıklarının hepitopu bir paylama ve azardan ötesi olmadığını düşünebilmek, imgeleyebilmek meşakkatli, kurcalanmaması gereken bir iştir vesselam. dokunanın canını yakacak olandır her zaman. suskunlaşmak ehvenleştirilirken elma şekeri kıvamında o dişletilip durduğumuz şeyin canımız olduğunu şeker olmadığını idrakı zorlayıcı olandır her zaman. yüzleşmeler geleneği geçmişten edinilmişi şimdi dahilinde dönüştürerek, kollayarak ama bir biçimde de sorgulayarak söz konusu edilebilecekken, böyleyken yıllar geçse de üzerinde o kalpler asla unutmazsa da sallanmamaya devam ötelenmeye ve hırpalanmaya mütemadiyen sürdürülmeye gayretkeş olunan bir yapının kendiliğinden ortaya çıkarttıklarının adlandırılmasıdır o haller toparlaması siyah ve beyaz.

ortak payda, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz seslendirmesinde, birlikte yaşam telaffuzlarında, onun bunun değil hepimizin ülkesi mottosunda, beyanatlarında kenardan kaçırılıp duranların neler olduğunu dikkatli bir biçimde kulak kesildiğimizde irdeleyebildiğimizde fark edebileceğimiz marazların toparlanmış hallerini ihtiva edendir siyah ve beyaz. karaşınlık normalleştirildikçe, acılar kanırtılarak yamanıyormuş gibi yapıldıkça, afedersinizleri bir bağlaç olarak kullanırken hala isimleri yaftalayıcı bir unsur olarak kullanmakta tüm benlikleriyle imtina gösteriliyorsa, bir meselin sadece belirli başlı bir kesime ait değil, hepimize ait olduğunun idrakı bu kadar yokuşa sürülüyorsa düşünülmesi bir biçimde elzem olanları duyumsatacaktır siyah ve beyazın menzili. daraltımların günün getirdiklerinde, gün içerisinde karşılaşılanların refakatinde sunageldikleri birbirilerini epey tekrar eden bir kurgu gibi görünse de (bir nevi rutin) aslolanın her defasında başka bir sunumun gerçekleştirilmesidir. eskisinden zehir ve zembereklik anlamında aşşağı kalmayacak dillendirmeler, atfetmeleri söz ve değinileri toplarlıyor görünürken daha fazla acıtmak için bütün bunlardan yeni mayınlı tarlalar pardon kompozisyonlar! türetilmesidir o siyah ve beyaz dahilinden görünenler. yaşadığımız yerde, can dediğimizin her neye tekabül ediliyor olduğunu ne için ve neye rağmen hayatın yanında saf tutulduğunun anlamına pek kafa yorulmazken, hemen hiç böyle şeylerle uğraşılmazken yetenek yarışmalarının avaz avazlığında canlı canlı sunumlandırılan alkış kıyametlerin diplerinde, yamacında ağıtların varlığının yerlerini korumasıdır dillendirilmesi gerekli olan.

bilinmesi muğlak bir muallaklıktan daha sahici olan. gereksinim duyulanların yerini bambaşka şeylerle donatarak, havanda su dövülmesinden gayrısının temellendirilmeyeceği muhakkak ki bir kere daha gerçeklik olacaktır. öyledir. sathın dahilinde yaşatılanların 'masal' minvalinde değerlendirilip kısadan kestirilmesi hep konuşulup, bahsi açılıp bir türlü ilerlenemeyen teorilerle vakit öldürmelerin miadının bir zahmet dolması gerektiğini hatırlatmaktadır artık fark edebiliyor musunuz? üstün niteliklerinin övgü dolu terennümlerine karşlıksız bırakmayarak kendilerini kaptırıp giden selebriti selebriti dillendirmekten kaçındıkları ne o bir de avamın derdiyle mi uğraşacağız diye muktedirin aşına su yetiştirmekten başkasına tenezzül etmedikleri yerde, halkın halka ait olanın seslendirilmesinin gerekliliğini bir kere daha öne çıkartmaktadır. yan yana dururken siyah ve beyaz zeminlerin korunaklı / zırhlı / daraltılmış sahalarında 'cereyan' etmekte olan vakıalar hepimizin geleceğinden çalmaya devam ederken akil olanı bulma gayretkeşliğine düşmek nasıl mümkün olacaktır. hakkaniyeti dağın öte yakasında bilinmez bir mesel olarak değerlendirme şartlanmışlığına kendilerini teslim edenlerin öfkelerinin kof bir pirim edinme katsayısı + kazanç denklemi üzerinden şekillendirilmesinden sonra söylediklerinin gerçekte bizim dertlerimiz olduğu konusunda inancın nasıl da kadük kaldığını yinelemek bir çıkıntılık değildir artık değildir.

roboskê'nin başına getirilenlerin üzerine tek bir hamlede onlarca şey yazılıp çizilirken, dillendirilmeye gayret edilirken edep yoksunluğunu her defasında göstermekten kaçınmayanların dillerine sakız ettiklerinin / korunaklı cümlelerinin iktidarın, eli o vur emrinin arkasında olanlara karşı gık demezliklerine ses çıkartmak nasıl değerlendirilmelidir. raporlar!, raporlama süreçleri! neticesinde boş yerlerin daha fazla noktalama işaretleriyle donatıldığı sonuçsuzlukla hemhal hiç bir şey demeyen ve çoğunluğun bilmediğini sandıklarını tekrar ededuran değinilerden fazlasına müsammaha gösterilmeyen bir yerde acıların menzilinin, sınırlarının esasında ne kadar da derinlerimize nüfuz ettiğini anlamlandırabiliyor musunuz? işitiyor musunuz aylar sonrasında halen yarım yamalak muallakta konulan nedenleri bir türlü dosdoğru sorgulatılmayan her vakıanın sümenaltı edilir kılındığı, kışlalardaki ölümlerin ortaya çıkarttığı yaşatmayıp öldüren iklimin varlığının, nasıl da tescillendiğini şimdi fark edebiliyor musunuz? donanımı sadece içte ve dışta sonu gelmeyen düşmanların hadlerini bildirip, canlarını almak üzere kuran neredeyse şimdinin faşist güruhlarının söylediklerinin daha beterlerinin neler olduğunu duyumsar kılan örneklemlerle büyütülerek kök salan ülkenin demokrasisi, bir fantazi öğesi~süsü olmaktan öteye geçmeyecektir erebiliyor musunuz?

boşlukları doldurup değinilerle vakit kazanarak sonrasında akşamları ekranları kaplayan tuğbatar, yiğitjölekafalar, nazlıtarhanlar, kaanyakuphanlar vs. ile memlekette bugün de bir şeycikler olmadı. oldurulmadı bahsinin dillendirildiği durmaksızın düşmana, duyarlılık sahibi necip bir halk kitlesi / münferit tosuncuklar tarafından gerekli ayarlar verildi yolları, güzellemelerin sergilendiği, neyin ne olduğunun değil hangi irini patlatırsak daha fazla reyting elde ederiz, vural, oğan, baykal, koç, çiçek vs. gibi memlekette sorunların değil hınç/linç/öfke pratiklerinin üzerine oynayarak etinden sütünden yararlanarak korkuyu da daha da fazla çoğaltmayı amaç edinenlerin sergiledikleri tiradların sonu bizleri nereye taşıyacaktır. bir mesel olarak siyah ve beyaz olarak derlemeye çalıştıklarımız ne bu satırlar aracılığyla özetlenebilecek kadar kolaydır. ne de higgins bozonunu keşfetmek kadar zorlu bir süreçtir. duyarlılıkların ne ve hangi koşullarda şekillendirildiğini, yaftalamaların, sığlık dozu yüksek seslendirmelerin ötesinde insana ait olanı, hakkaniyet dediğimizi duyumsayabilmek birbirimize el ele verebilerek söz konusu olabilecektir. hala böyledir! neo-liberalizm çarklarında kendiliğimizden elimizi kolumuzu kaptırıp da bedenimizi kurtarabilmek için çabalanacak, birbirimizi yaftalamalardan bağımsız bir biçimde işitmeye çabalayacak mıyız has sorgu ve nihai ezcümle budur!

öğretilmiş, sindirilmiş çok uzun zamandır sineye çekilmiş damıtılmış bilindiklik sınırlarında tescili gerçekleştirilmiş olanların bir aradalığında yeni kelamlar ile yolumuz kesiştirilip daimi bir biçimde yeni rotalar güncelliğimize dahil ediliyor. öğrenilenlerin benzerinde ama asla onu tekrar etmeyen, taklidi olmayacak, mizansen değil gerçeklik olarak kendini hatırlatacak kelimeler ile yolumuz bir edilir birleştirilir kılınıyor. ali cengizin, bolca caf cafın ambalaj ve vitrin tazelemelerinin bu sahada neye tekabül ettiğini gösteregelen sunumlandırmalar hayatlarımıza dahil ediliyor. yenilenen kelamlarla; yeniden kotarılan sunumlandırılan simyaların kontrastında, o ara bölgelerinde hayata dair seslenişlerin temelleri atılmaya hem nalına hem mıhına bunca sorunu fasaryadan belleyip, öyle bilip yok sayarak devlet mekanizmasının her dem koruduğu bakışımı, gizlisi saklısı pek kalmaksızın yaşadığımız güne neler ettiğini sorgulatacak şerhler atılmaya tüm kısıtlandırılmışlığa rağmen devam ediliyor. kelam öğrenilirken, bünyesinde kötü / fena olanı bulunduran dilin / bakışımın sıradanlaştırıldıkça, şirazesinden çıkan "faşizmin" süreğine kol kanat geren / kollayan iktidarın hem boyasının / hem foyasının dökülmesi için çarenin nerelerden temellendirilebileceğini hafızaya yeniden hatırlatmaktadır.

bir biçimde reddediş, yahutta toptan sineye çekiş ve kabulleniş olarak değil can kulağıyla işitilenlerdeki yansıtılan / aynalananların nasıl doğruyu bulmada yardımcı olabileceğini deneyimleten bir temellendiricilik yükselmektedir. şimdinin dahilinde tüm dinamiklerini geçmişin ağır / kirli yüzünden feyiz alınanlarla beraber güncelleyen bir tahakküm iklimi, geleneğinin her ne hallerde karşımıza     çıktığını hatırlatan vesikalar dökülüyor birer ikişer. ortaya çıkan tablonun birer mizansen değil hakikati muhteviyatında barındıran yaralayıcılığı, delip geçer hallerini afişe etmektedir. kelamın düzünde görebilmeye çalıştıklarımız nasıl ve hangi saiklerle gözümüzden ırak konumlandırılmaya devam edilirken hayati soru, sorgu ve sorunları örtbas çabasının yersizliğini, acizliğini ortaya dökmektedir. bir birim olarak yazgı denilip, kestirilip atılanın fecaatine zemin sağlanmasının muktedir elinde nasıl açmazları behemehal devreye soktuğunu, açıktaki yaralarımızı daha da derinleştirdiğini söyleyebilmek mümkündür. bir yarıştırma telaşesinin alıp başını gittiği senin kavgan, benim kavgam ayrıştırmasının bütünde ortaya dökülen kelam/meramlar aynıyken nasıl da biçimsizce, şekil şemalciliğe indirgenmeye ısrar ve inatla devam edildiğini gösteren bayağı iri bir çuvaldızdır. o çuvaldız ki onlarca farklı şekilde ayrışmaya devam edenlerin doyamadıkları iştahlarına yeni oyuncak eylenen, icrai sanat eylemelerine tahsis edilmiş yeni avuntularıdır.

herkes aynı ve herkesin eşit olduğu konusu en azından kitabi bir vecizken, bahis edildi mi mangalda kül bırakılmazken ortalıklarda halen bu tutumun sürdürüldüğünü fark ettirendir ol çuvaldız. kafaya yerleştirilen öyle bellenilen bir yerde bütün bu tecrübe edilenlere karşı meydan okumak, ses etmek dururken iktidarcılık oyununda, muktedirin rollerine yazılmakla bağdaşık örnekleri mevcuttur. mevzuu başkalarına akıl fikir tahsis ederken böylesini dikte ettirmek / yaftalamak için bir vesile teşkil edenlerin oluşturduğu tahakküm pratikleridir. durduğumuz ve ulaştığımızı sandığımız menzil tahayyülü, perspektifi dahilinde nasıl kolaya kaçıldığını, meramların hala itibarsızlaştırıldığını, buna çabalanıldığını belleğe düşürmektedir. böylesine çıkarsamalara hemen hiç ihtiyaç duyulmamasına rağmen ortalığa dökülen görüş / algı sunumlarının bir önceki cümle dahilinde iletmeye çalıştıklarımızı yeknesak bir tekrardan ibaret kıldıran bir körleşmeyi beraberinde getirmektedir. quo vadis? sorguları öteleyip, dışlayıp, hakir görüp varlığını polemikler, belaltı vuruşlar ve hiddetle paralize etmeye uğraşarak geçirilen aslen biat et kültürünün / simgeleştirmesinin herhangi birimize hiçbir faydasının dokunmayacağı yinelenesidir.

mananın peşinde koşa koşa ilerlenirken duraksamanın, dur ve kalkların problemleri çözümlemeyi değil kanıksanmış hatalarla hemhal olunup, havanda su dövülmesini tavsiye ettiği yinelenesidir. hatırda tutulasıdır. hemen hiç unutulmadan, pas geçilmeden. kelam ve kelime dağarcıkları bizlere yeni eşikler sağlarken yaşadığımız güncenin gösterilmeyen yörüngelerinde olan bitenleri idrak edebilmeye gayret bir ihtimal gayya kuyusuna enikonu dönüşen bu yerde yolun sonrasını çözümletecektir. bir ihtimal hatra düşürecektir. yeni olarak sunmaya çalıştığımız kelime pratiklerinin farkındalılık sağlatacak bir öğe / edim olduğunu da yinelemeliyiz. söylemlerin havanda su dövülmesi örneği gibi alelacele bi'tümleyiş sorumluluktan kurtaran olarak duyumsatılmasına karşın bunca ağır gıybete rağmen vicdandan kalanla oluşturulan seslenişleri önemsemek ne zaman diye sorgulanasıdır? barışın lügatlardaki karşılığını kotarılması, gerçek olmasının bile bir dolu prosedür / akit / sessizlik! ile tecrübe ettirildiği bir yerde polemiklerden azade insani olanı sorgulatan / çözümleyiciliğe taşıyacak düşünsellik imecesi ne zaman hakikat olacaktır? ne ara?

ülke dediğimizin hasbelkader genel geçerliği gözeterek bir şeylerde yol alan, nefes açan hemen arkasından olmadık tahakkümleri devreye sokarak, operasyonundan gündelik linçlere varan bir düzensiz atar / köşeye kıstırış veya cadı avı güncelliğine ulaştıran bir yapı olmayacağına ermek ne aradır. dile dolandırılan demokrasinin ilerisinin gerisinin böylesi bir karaşınlık toplamı olarak addedilmesine karışık eksiklerinin giderilmesi için, o eksiklerin can yakıcılığının haddinden fazlasına ulaştığını duyumsatabilmek nasıl söz konusu edilmelidir? doksan yıllık ezber üzerinden yükselip durulan tepeden dayatmanın yargılar ve yaftaların yekününü bir kere gözünüzün önüne getirdiğinizde ortaya çıkan ucubeliğin ne hallerde olduğumuzu açık seçik ifşaa edebilmek nasıl sağlanmalıdır? ne ara ala olanın mitler, tabular, dayatımlar ile tıkabasa donanıp, hallice nefessiz konulmuş bir yerin / zeminin olmadığı anlamlandırılabilecektir? yalansız dolansız, cafcaflı sözlerden bağımsız sadece öze dair, insani olanın seslendirilmesi hangi vakit gerçek olacaktır? kalıplaşmış ezberlerin zikredildiği bir yerde kelamın dönüşümü unutturulmaya çalışanları hatırlayarak bellekten silinmesine mani olunarak söz konusu edilebilir.

bir organizma gibi dönüşerek, evrilerek, ama her dem dayatarak, tahakkümünü saklamaksızın varlığını sürdüren bu devlet olgusunun, bütün yan öğeleriyle beraber, muktedirliğe uzananlarca kotarıldığını da hiç unutmadan!. sıralamakta olduğumuz değinilerde atfettiklerimiz sonu bir türlü gelmeyen böylesi bir öç tarlasında, felaket havzasında yaşamı nasıl / ne yaparak olumlandırabileceğimize zihin yorarak yola çıkabiliriz belki bir ihtimal. diyalogların kimselerin dinlemediği bir çabalanım olmadığının farkına ererek yol katedebiliriz belki bir ihtimal. sorguların yersiz bir tavır, sesleniş değil en umutsuz olduğumuz anların içerisinde dahi yine yeniden hayat diyebilmek için bir vesile olduğunu düşünerek / bu tahayyülü gerçekçil kılmaya gayret ederek yaşayabiliriz. bir arada, bir ihtimal. ambalajı, süslerin, püslerin değil kelamın, özün yekününü anlamlı kılabilmek, tazeleyebilmek için buraların herkese ait bir parça taşıdığını, nüfusunda barındırdığını ve en önemlisi bu kara parçasının artık ölümlere yeter artık seslenişinin duyumsanmasıdır, duyumsatılmasıdır. sayısız linç / sindirme / sessileştirme edimi yinelenip durulurken bizler kendimizi ne yana konumlandıracağız, hayat'ı / jiyan'ı / gyank'ı konuşacağız dert bu...

>>>>>Bildirgeç
Kanaat Mi Bizi Diyaloga Çağırır Yoksa Hakikat Mi? - Ümit YAMAN - Birgün Pazar

Tarihte yer edinmiş düşüncelerin, eylemlerin ve kişilerin, ortaya çıkardığımız ancak içinden çıkamadığımız meseleleri açıklamak için kullanıldıklarına sıklıkla tanık oluruz. Buna şu fikre, şu eyleme ya da şu kişiye referansla konuşmak diyoruz. Öyleyse referans aldığımız ve diyaloga girdiğimiz bu düşünceleri ya da kişileri nasıl kullandığımız konusunda bir sorumluluk taşıyor olduğumuz söylenebileceği gibi; bu durumun özellikle, yaşamını hak, eşitlik, özgürlük, adalet gibi erdemleri içeren fikirler üstüne kurduğunu zikredenlerin sorumluluğunu, kendilerini bu değerlerin dışında tanımlayanlardan daha fazla artırdığı da söylenebilir.

 Bu sorumluluğu taşıyabilmek için başkalarının varlığını tanımak, onların da düşünebildiği ve bizi ikna edebilecekleri fikrine açık olmak gerekmez mi? Eleştirel bir akıl, kendisini eleştiriden muaf tutamayacağına göre, diyaloga imkân tanımak için kanaatlerimize hakikat muamelesi yapmaktan uzak durmak gerekmez mi?

Bu münasebetle, başkalarıyla birlikte yaşamak zorunda “kalan” bir varlık olarak insanın farklılıklarını koruyarak bir arada yaşamasını hakikatin mi yoksa kanaatin mi sağlayacağını sorabiliriz. Sonda söylemem gerekeni başta ifade edeyim: Bu sorunun, tanımı gereği tek bir anlama ya da öyle olduğunu varsaydığımız iddiamıza karşılık gelmesi nedeniyle hakikate dayanılarak değil, başka türlü olması da mümkün olan bir iddia olarak bizi diyaloga çağıran kanaatle aşılabileceğini düşünüyorum. Peki, bir arada yaşamak hakikate dayanılarak da tesis edilemez mi? Edilebilir; ancak totaliter bir yapı olarak. Nitekim insanın demokrasi deneyimlerini, bu nedenle iki farklı biçimde okumayı tercih ediyorum: (I)Başkalarını bir fikre ikna etmenin (II) başkalarına kendi fikrinizi dayatmanın politik zemini olarak. Demokrasi birinci haliyle meşrudur; ikinci haliyle – bir meşrulaştırma aracı olarak- gayrı meşrudur. Başka bir biçimde ifade edeyim, yasa birincisinde esastır; ikincisinde teferruattır.

Bu nedenle, kendi iddialarımızı haklı kılmaya çalışırken, bunların kanaat oldukları ve böyle olmaları bakımından da yanlışlanabilecekleri prensibiyle davranıyorsak, çokça örneğini gördüğümüz, amacı sadece haklı çıkmak olan bir retoriğin sığlığından kurtulabiliriz. Başkaları ve başka fikirlerle birlikte yaşamak zorunda olduğumuz gerçeği göz önünde duruyorken, bir konu hakkında farklı düşüncelerin aynı anda aynı yerde yaşama şansı bulmaları, ancak onların kanaat olduklarının kabulüyle söz konusu olabilir.  Zira aynı konuda, aynı anda ve aynı yerde birden fazla hakikatin var olması, çoğunlukla birinin diğerlerini ve tabii ki onların sahiplerini ortadan kaldırmasıyla sonuçlanır. Katliamların, savaşların, kısacası her türden şiddetin sebebi bir hakikat iddiası değil midir? Bu iddia bazen bir öğreti, bazen bir inanç, bazen tanrı ve bazen de bilimsel bir yargıdan beslenir. Bunu insanın genelde doğa karşısında aldığı kibirli tavrın, özel olarak birbirleriyle ilişkilerinde de devam ediyor olduğuna delalet eden bir perişanlık hali olarak nitelendiriyorum. Perişanlıktan kendimizi kurtarabilecek miyiz bilmiyorum; ama türümüzün ayırt edici özelliğinin, insan olma vasfını harekete geçiren en önemli yetisinin, dil ve anlamlı konuşma yetisinin, insanın bizatihi kendisi tarafından devreden çıkarılmış olmasının, şansımızı epey azalttığını düşünüyorum.

Hem bu yetinin önemini anlamamıza ve kendi argümanlarımıza tapınma ihtimalimize karşı itidalli bir çağrı olması hem de insan var oluşunun temel prensiplerini vurgulamaya imkân tanıması bakımından güzel bir hikaye vardır. Protagoras tarafından aktarılan bu hikâyeyi şöyle özetleyeyim:

Kendilerinin varolduğu ama ölümlülerin henüz yaratılmadığı bir zamanda tanrılar, uygun an geldiğinde fanileri toprak, ateş ve onların karışımıyla ortaya çıkan maddelerle yoğururlar. Karanlık bir belirsizlikten gün ışığına çıkarılacakları an geldiğinde, bu varlıkların hayatta kalmalarını sağlayacak donanımları dağıtma görevini de iki tanrıya verirler: Prometheus ve Epimetheus. Epimetheus yetileri dağıtma görevini üstlenir ve bunun adil yapılıp yapılmadığını denetleme işini Prometheus’a bırakır.  Ancak Epimetheus hız, güç, irilik, post ya da pençe gibi donanımları ya da yetileri dağıtırken, aceleci doğasından kurtulamaz. Dağıtım işi bitirilip, sıra insana geldiğinde dağıtılacak yeti kalmaz ve insan başlangıçtaki belirsizliği ile ortada kalır. Prometheus bunu fark ettiğinde insan türüne merhamet duyar. Onların kendilerini korumaları ve hayatta kalmalarını sağlayacağını düşünerek, Hephaistos’tan zanaatler bilgisini ve Athena’dan da ateşi çalarak insana verir. Bu nedenle de, Zeus tarafından zincire vurulur. Tanrısal olandan payını almış olarak insan, artık ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ancak bu kez de bir arada yaşamalarını mümkün kılacak yetilerden yoksun olduklarından ya hayvanlar tarafından öldürülmektedirler ya da birbirlerini öldürmektedirler. Bunun üzerine Zeus, insan türünün ortadan kalkmasını engellemek için, Hermes’e iki yeti verip insanlara dağıtmasını söyler. Hermes bu iki yetiyi belirli insanlara mı yoksa onların tümüne mi dağıtacağını sorduğunda, Zeus türün hayatta kalması için herkese dağıtması gerektiğini belirtir. Dil ve anlamlı konuşmayı içeren bu iki yeti, politika ve utanma duygusu ya da ahlaktır.

Hayvanlar dünyasının akıllı üyesi olarak insan, sadece arzularının sonucu olabilecek hayvani duygularını (şiddet-saldırganlık- tüketim gibi) kontrol altına alma imkânına bu iki yetiyle sahip olur. Bu imkanın, hayvani duyguların akılsallaştırılması ve ekonomik etkinliklere dönüştürülmesi yoluyla meşru kılındığı şimdiki zamanlarda, fazlasıyla kısıtlanmış olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Benim ancak “insan olmak” ya da “insan kalmak” sorunu olarak ifade edebileceğim bu durumun, politikanın ve onun içeriğini oluşturan ahlaki değer dünyasının hangi biçimlerde, kimler tarafından inşa edildiği meselesiyle tartışılabileceği kanaatindeyim.

Çok uzatmadan gayri insani olan bu “inşaatın” temellerini sarsmak için kendi hakikat yanılsamamızla da uğraşmamız gerektiğini söylemeliyim. İki bin küsur sene önce aktarılan hikâyenin kanımca önemi şudur: kanaatlerimize hakikat muamelesi yapmak, aynı zamanda bizi insan kılan vasıflarımızın altını oyar. Bu politikanın imkânı meselesidir. O halde, tekrar soralım: Bizi bir mesele hakkında başkalarıyla konuşmaya davet edecek olan unsur kanaat midir yoksa hakikat mi? Ben sofistlerin insanın politik düşünce evreninde oynadıkları rolü bu soru çerçevesinde anlamayı tercih ediyorum.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Dillendirmek meramı zorlaşırken, sözcükleri laletayin bir iliştirmeden azade hasılı kelam söz haline dönüştürmek, derdin görünür ve bilinirliği üzerinde kalem oynatmak tek başına giderek zorlaşıyor. Ümit YAMAN'ın kaleme aldığı "Kanaat Mi Bizi Diyaloga Çağırır Yoksa Hakikat Mi?" makalesi bu doğrultuda meramın anlatmaya çalıştıklarını tamamlayacak önemli bir metin olmakta. Birgün Gazetesi'nin ve Ümit YAMAN'ın anlayışlarına binanen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Defter Dergisi Arşivi - Kollektif - Wordpress Blog
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Kanaat Mi Bizi Diyaloga Çağırır Yoksa Hakikat Mi? - Ümit YAMAN - Birgün Pazar
Karanlık - Ertuğrul MAVİOĞLU - Birgün
‘Anne Bak, Dedenin Başı Kanıyor’ - Zeynep KURAY / Bakırköy Cezaevi - ANF
17 Can, 18 Yıl; Gazi Katliamı - Rojda KORKMAZ - Evrensel
12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Olayları - TV Görüntüleri - 13Melek Tumblr
Roboskê û Aştî - Nizar BULDAN - Azadiya Welat
Hem Barış Hem Özgürlük – Him Aşitî Him Azadî - Melih PEKDEMİR - Birgün
Esir Askerler ve Türk Medyası - Erdal ER - ANF
Çözüm İçin Jest - Yeni Özgür Politika
Tuğluk: Öcalan Müttefik Olarak Türkiye’yi Seçti - İrfan AKTAN - Bianet
Nerede Kürtler'in Umudu? - Selim FERAT - Yeni Özgür Politika
Gazeteciler Konuşuyor: “Çözüm Süreci Durmayacak” - Rusya'nın Sesi
Barışını Arayan Kürtler -Yazı Dizisi - I. Bölüm - Behmen DOĞU, Fatman SANCAK, Züleyha KAHRAMAN - Hür Bakış
Salih Müslim: İmralı Süreci Bizi De Etkiler - Amed DİCLE - ANF / Ötekilerin Postası
Seyirci Değil Tarafız; Kürt Halkının Yanında, AKP’nin Karşısındayız - Aktüel Gündem - Sendika.org
CHP Kürt Sorunu Hakkında Şimdi Ne Diyor? - Sinan ÖZBEK - Marksist.org
CHP, Kürt Fobisini Yenerse, Büyür… - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
'Başbakan, Bizim Bildiklerimizi Bilmiyor Musunuz?' - ETHA
Kadınlar Çözümün Neresinde? - İrfan AKTAN - Bianet
Halepçe; Dîsa Li Me Ferman E!* - Caner BİNGÖL - Haber Fabrikası
Diyarbakır’da Halepçe Katliamı Platformu Kuruldu - Fikir Cephesi
Bir Varmış…Bir Yokmuş… - Zehra DOĞAN - Jinha
‘Bugün Halepçe’yi Anmak, Rojava’ya Sahip Çıkmaktır’ - Evrensel
TİHV: İşkencede Yüzde 50 Artış Var - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
'Elfo Ana Cezaevinde Ölmesin' - ETHA
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi - Seydi FIRAT - Bianet
Tutuklu Avukata Tekmil Zorlaması - Haber 5
24 Siyasi Tutsak Sürgün Edildi - Yüksekova Haber
Nasıl Öldürüldüğünü Kanıtlayanlara! - Nurcan CAN / Bakırköy Cezaevi - Özgür Gündem
Mersin Emniyeti, Taş Atan Çocuğu Ten Rengiyle Fişledi - Ötekilerin Postası
İzmir'de Nevruz Gerginliği Yaratmak İsteyen 8 Kişi Gözaltına Alındı - T24
BDP Kadın Meclisi’nden Futbol Fedarasyonu’na Çağrı - ANF
Taraftarlık Zırhında Faşizm - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Çocuk İşçinin Korkunç Ölümü - Cumhuriyet
AKP, 13 Yaşındaki Ahmet’in Hesabını Ver! - Alp Tekin BABAÇ - Sendika.org
Şüpheli Asker Ölümleri İçin Meclis Araştırması Talebi - Yüksekova Haber
“Bizim Oğlumuz İntihar Etmedi” - Bilal GÜLDEM - DİHA / Nor Zartonk
İzmir'de Bir Asker Daha 'İntihar Etti' - soL
MSGSÜ'den Öğrenciler:"Pınar Selek'e Biz De Tanığız!" - Youtube
Samsun ve Hopa’da İki Dava Tek Mesaj: Taşlar Bağlı, Köpekler Serbest - Sendika.org
meram #4 - 8 mart dünya kadınlar günü de, 9 martlarda ne oluyor? - Mehmet Akif COŞKUN - Ahvalicedid
Üniversite'de Öğrenci Dayağına Büyük Öfke - Es Gazete
Osmangazi'de ÖGB Saldırısı ve Güvenlik - Can Irmak ÖZİNANIR - Marksist.org
Çadırda 100. Gün: Direniş Sürüyor, İTÜ'lü Asistanlar Dayanışmaya Çağırıyor - Başka Haber
İsveç Gül’ü Protestolarla Uğurladı - Murat KUSEYRİ - ANF
Samatya Faili ve Giderilmeyen Şüpheler - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
İHD: Samatya Saldırılarının Zanlısı Murat Nazaryan İle İlgili Açıklama - DurDe!
Barış Süreci ve Anadolu’nun Hıristiyan Halkları - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
“Dikkat Kapılar Kapanıyor” - Pakrat ESTUKYAN - Agos / Nor Zartonk
26 Mart DHL Direnişiyle Uluslararası Dayanışma Günü İlan Edildi - Emek Dünyası
UNDP: Kuzeydeki Güneye Dikkat - Uğur GÜRSES - Radikal.com.tr
Yıkım İçin Gelen Şirket Silahla Saldırdı, Vadi Halkı Saldırıyı Püskürttü - Sendika.org
İktidar Bir Hastalıktır - Abdullah DEMİR / Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi - Özgür Gündem
Sayın Başbakan'a Dilekçe - Özgür MUMCU - Radikal.com.tr
“İktidar” Nasıl Değişir? - Mehmet BEKAROĞLU - Hür Bakış
İçisleri Bakanlığı'nın Özel Belgelerine Erişim.. - RedHack - RedLeaks
MİT: Ahmet Altan’ın Dinlenmesi Mevzuata Uygun - Demokrat Haber
Duvar Resminden “Hala”  Korkuyorlar - Öykü ÖZÇİNİK - Sendika.org
Emek Sineması'nın Yıkımına Başlandı! - Rusya'nın Sesi
Türkçeyi Bilmeyen ‘Deli’ Olsa Gerek (!) - Jinha
Confiscation Of Armenian Property And the Destruction of Armenian Historical Monuments as a Manifestation of the Genocidal Process - Dickran KOUYMJIAN - Armenian Studies
Siyasal İktidar Kapsamında Edebiyat ve ‘Ulusal Alıntılar’: Genesis - Derviş Aydın AKKOÇ - Toplum ve Kuram
Hayat Var Jin Yok - Alin TAŞÇIYAN - Star Gazetesi
Reha Erdem Söyleşisi - Yönetmenlerle Buluşma @ İstanbul Modern - Youtube
Vampir Tatili: Hugo Chavez'in Ölümü - Mumia Abu JAMAL - Evrensel
Marx Trier’de Anılıyor - Deutsche Welle Türkçe Servisi
Read and Hear Bradley Manning's Full (Redacted) Statement On The Wikileak - The Atlantic Wire
Şubat Taziyesi - Evren Barış YAVUZ - Haber Fabrikası
To Rachel - Anthony BETORI - Sixteen Minute To Palestine
'Zulüm Bizdense, Ben Bizden Değilim' - Hakan AKSAY - T24
Emperyalist Savaşları Anlama Klavuzu - Fikret BAŞKAYA - Birgün
Diyalog Raporu Yeni Nesil Diyalogu: Irak’ın Dış Politika ve Ekonomik Zorlukları - HollingCenter.org
Davutoglu Invokes Ottomanism As A New Order For Mideast - Tülin DALOĞLU - Al-Monitor
Suriye’de 2 Yılda 70 Bin Ölü - Fikir Zamanı
Bleak Outlook For 2013 - Michael WEISS - NOW.
Syria: Uprising, Revolution or Civil War? -  Basma ATASSI & Cajsa WIKSTROM - Al Jazeera
Boş Beklentiler - Aykan SEVER - Birgün Kitap
Film Mi Sinema Mı? - M. Kemal İZ - Sanatatak

Atoms For Peace Official
Atoms For Peace Doing It Live, Sort Of By Charlie KAPLAN - the Record
Atoms For Peace - AMOK Albüm İncelemesi - Zülâl KALKANDELEN - Zülâl Müzik
Ah!Kosmos Resmi Sayfası
Mondual Resmi Sayfası
Nada - Gece Düştü (Mondual Remix) via Mondual Soundcloud Page
Partapart Official
Partapart IndieCity Compilation Vol. 1 via Partapart Bandcamp
Velahavle Official
Velahavle Official Artist Page via Facebook
Velahavle Artist Page via Soundcloud
Volor Flex Official Artist Page via Facebook
Volor Flex - Unlit Album Review By Jonny HUNTER via Muzik Dizcovery
Volor Flex via Origami Sound Podcast # 2
Congi Official Artist Page via Facebook
Congi Artist Page via Soundcloud
Introducing: Congi via Dubsilo
Cluekid Official Informative via This Way Up!
Cluekid Artist Page via Soundcloud
Cluekid - Dolphin EP Review By Brett FRANCIS via Freq Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo Inquiries Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
15/365 by lys via flickr

>>>>>Poemé
Dua - Siamanto (Adom YARCANYAN)

Kuğular bu akşam ümitsizce göçtü zehirli göllerden
Mahzun kızlar zindandaki kardeşlerini düşlüyor
Savaş bitti leylakların bittiği çayırda.
Ağıtlar yakarak ince kadınlar, başları önde
Tabutların ardından gidiyorlar yeraltı geçitlerinde.
Çabuk n’olur, donuyoruz bu vicdansız karanlıkta,
Çabuk götürün bizi o müşfik hayata,
Kardeşlerimizin uyuduğu o kilise mezarlığına.
Öksüz bir kuğu gam çekiyor ruhumda
Ve orda, kan damlıyor gözlerimde taze ölüler üstüne.
Sakatlar ordusu çiğnerken kalbimin patikalarını
Çıplak ayaklı bir kör
Bir duacı aramada kutsal umutla.
Bütün gece uludu çölün kızıl köpekleri
Kumlar üstünde anlaşılmaz, anlatılmaz bir kederle inleyerek.
Ve düşüncelerimin fırtınası yağmurla dindi;
Dalgalar zâlim buzun altında sindi
Dev meşeler çığlık çığlığa
Yaralı kuşlar gibi döktü yapraklarını.
Sonra gece, ıssız bir boşluğa gömüldü.
Ve yalnız, kanlı ayın altında
Kımıltısız, binlerce mermer heykel gibi
Toprağımızın bütün ölüleri, birbirine duaya dirildi.

kaynakça: hayat olduğu gibi

No comments: