Sunday, April 28, 2013

Deuss Ex Machina # 447 - discovered silence


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_447_--_discovered silence

22 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. aAirial - Afternoon Mood (Kahvi Collective)
2. aAirial - On The Eve Of summer (Kahvi Collective)
3. Brian Eno - Lux (Nicolas Jaar Remix) (Warp Records)
4. Grizzly Bear - Sleeping Ute (Nicolas Jaar Remix) (Warp Records)
5. James Blake  - Overgrown (Atlas Recordings)
6. James Blake - I Am Sold (Atlas Recordings)
7. S O H N - The Prestige (Aesop Label)
8. S O H N - Red Lines (Aesop Label)
9. Davwuh - Broken Home (Self Released)
10. Davwuh - Spaceape (Self Released)
11. Rameses B - Safe Haven (Self Released)
12. Rameses B - Meaning Of Life (Self Released)

discovered silence
(447)
bir görüntü zamanın akışından sıyrılıp, bir görüntü bütün lafazanlıklardan kurtulup, bir görüntü bütün aşina, karşı koyuşlardan azade bir biçimde olması gerekeni layığıyla anlatmaya, seslendirmeye devam ediyor! tüm o klişelerden azade, klişe diye bilinenlerden ötede kendi kelamını kotarmaya ve halen konuşmaya devam ediyor. muhteviyatını oluşturanın değinmeye gayret ettiklerini hemen hemen kuma gömmekten gayrı  bir teşebbüste bulunmayı zul adledenlere karşı yeniden kendini konumlandırıyor. bütün bu heyhulanın içerisinde lazımgelenin, bilinmesi elzem olanın neresinde durduğumuz, ne kadar uzağında kaldığımızı eksiksiz bir biçimde şimdimize taşıyor. şimdiki zamanda da hatırlatıyor. hatırlamaların sürekliliğine vurgusunu gerçekleştiriyor. gerçeğe eviriyor. yıllar yılıdır süregidenin, alışıldık, tanıdık tavırların nelere yol verdiğinin veya sınırlandırdığının belirginleştirildiği bir mesel ortaya çıkıyor. bir görüntü zamanın tozundan tüm payına düşeni alırken, yüklendikleriyle kendini işittirmeye baktırmaya devam ediyor. bir görüntü biliyoruz ne naneleri karıştırdığınız, yapmışsınızdır muhakkak bir hinlikler bir cinlikler düzeyinde hatboyunu takip eden yeknesak makam düşüncelerin, tahakkümü bugün de böyle kurduk yarına allah kerim diye sürdüregeldikleri mız mız mızıkçılıkların neden kaynaklandığını, nasıl ortaya çıktığını açıklamaya ve anlamlandırmaya devam ediyor.

bir görüntü sadece düne dair değil, dünde kalmışın değil bugün de gerçekliğini korumayı sürdürenin, bahis olunanın nasıl yönlendirildiğini faş etmeyi sürdürüyor. süreklilik dahilinde birbirine bağlantılı, kendini gösteren, hatırlatan bir mesel olarak görüntü, bir ana hapsedilen tek bir kare bir çok şeyin nasıl ve hangi şartlarda konumlandırıldığının, dönüştürüldüğünün de idrakına ulaştırıyor. görmek isteyenleri bütün ama ve fakat ve yalnız, şöyle ki diye uzayıp giden bir kulp takma hamlesinden men ettirecek kadar kesin, yalın ve doğrudan bir çözümlemeyi beraberinde getiriyor. önümüze seriyor. bakmaktan kaçınmayanlara. bakabilmeyi başarmak için yılmayacaklara, takılıp tökezlemeyeceklere vaadini sunuyor. sadece gerçeğin sade ve sadece hakikatin bir karesi, bir anlık görünebilen yüzü ile başbaşa bırakıyor. çoğu zaman sınırlandırılmışlık, çıkarlar, al takkeler ver külahlar çevresinde koşullandırılmış duruşların, tepkimelerin gösterilegeldiği bundan gayrısının akla dahi düşürülmediği bir yerde insana dair olanın, insani sorumluluğun her ne olması gerektiğini de layığıyla hatra düşürendir. ona öyle, buna böyle. şuna şöyle berikine tam tersi. ikilemlerden ikilem beğenilen, toparlamaktan çok daha fazla dağıtmayı amaç edinen bir yer ve yurt sahnesinde bazen umulmadığı tam vaktinde denk getirendir.

kimseciklere bağımlı bağlantılı olmadan kimselere ayak bağı ve yük olmadan bir şeylere erebilmek için bazen yalnız yola çıkmanın gerekliliğini duyumsatandır. kocaman kitleler arasında halen neden yalnız olduğumuzu idrak ettirendir bir ihtimal. kocaman bir şehirde nüfusuna zerk edilmiş olan bağışıklık formülleriyle hemhal ola ola nasır tutmaktan kaçınmayanların vicdanlarına seslenebilmek için bir vesiledir bir görüntü. bazen bir kere görünen bazen ömür boyu yüklenilen zihne bayağı kazınan bir toparlayıcı. mesel ortalık yerde olanı idrak edebilmek. mesel bunca yıl geçtikten sonra, bunca zaman heder edildikten sonra biz neresindeyiz bu akışın, zamanın diye düşünebilmekte. her, göz atılanın farkına varılanın tam da o sınırlandırılmış mevhumun, baskıcı tahakkümün, boyuna dillendirilip duran yüzleşmelerin, radikal jestlerin, paylaşıyoruz seslendirmelerinin, bir imza da sen at sonra goy goy goy bahsinin nasıl da bir kolaycılıktan ibaret olduğunu hatırlatmaktadır. senenin üç yüz altmış dört günü altı saatine saklanan, görünmeyen ve bilinmeyenleri bir tam günde ortalığa serebilmek anlamlandırabilmek kolaycı ya da basit bir yöntem değildir. bu isterseniz medz yeghern olsun isterseniz kendi çocuklarına kıymayı matah bir şey olarak bilenlerin hiddetlerinde beton millet sakarya nutuklarını saklamadıkları yirmi üç nisanların tam vaktinde denk gelen küçük gözlerin, ortalıkta ne oldu bizim akibetimiz sorusu denk getirilebilir.

pek bir ihtimal şimdi sürecin güzelliklerinden dem vurulurken epey hallice bir kesmin çoktandır unuttuğunu bilahare deklere ettiği, sıkılmadan çoktan unutuş tarlasına terk ettikleri roboski kıyımının kaybettirdiği otuz dört candan dem vurulabilir haddizatında. nasıl kolayca ölümün bu kadar kolay kanıksanabildiği bahsinden yola çıkılabilir. her defasında kasedi başa sarıp yinelemekte fayda olan şeyin yaşatılan acıların süreklileştirilmesidir. süreklileştirildikçe dokunulmayan, ilişilmeyen, kurcalanmayan bir yapıya entegre edilmesidir. ihtimali ya da çetrefilli bir rastlantısallıkla değil basbayağı hedef gözetilerek silsile halinde bu ülkede yaşam iradesine karşı tehditin, kastedişin ve zapturaptın hemen hiç tükenmediğini ortaya sermektedir iş bu görüntüden epey sonra hatra bakiye. yaşıyoruz vesselam. günler ve saatler ve yıllar geçiyor. gördüğümüzde mıhlandığımız zihnimizi kurcalayan çokça düşündüren şeylere karşı bırakın argüman geliştirmeyi papağan gibi aynı şeylerden dem vurmayı, ket koymayı, engel çıkartmayı hala matah sayanların vardır / yoktur mücadelelerinde yine yeniden başlangıç çizgilerini arşınılıyoruz hep beraber. sıkılmak bir yana endişe etmek bir yana, düşünmek bu kadar sığlığı bir yana her defasında tongaya düşmelerin, mücadele yerine bayağı sineye çekmelerin, ses etmemelerin taşıdığı yer bu izbelik ve kör kuyulardan daha ötesi olmayacaktır bahsini idrak edebiliyor musunuz şimdilerde.

yaşadığımız şeyleri birbirimizin ırkı, kimliği cinsiyeti veyahutta bulunduğu yaşadığı yere göre şekillendirmeye alışkanlık, kuralları hiçe sayıp basbayağı saçmalıklardan mürekkep bir biliyoruz biz bütün sebepleri ahkamlarının basbayağı bir akıl tutulması olduğuna uyanmak ne zaman söz konusu edilebilecektir. arafta kala kala, tutula tutula, engellerle, engebeli, korunaklı, daima sınırlandırılmış hep bir gözetilmiş, durmaksızın şüpheye düşülmüş bir ülkede yaşayabilmek her gün yinelenen bir sınavdan öteye taşınabilecek midir? medz yeghern'i haberdar eden 'adana' katliamlarının, koca bir seneyi kurban edilecek insan yekününe her günü ayrı bir cefaya dönüştüren, acıyla bir arada yaşamayı güne, soykırım diye bir sözcüğü lügata dahil ettiren bir devamlılık, sistemli bir yapı haline dönüştüren bu ülkede sınamaları aşabilecek miyiz? kaldı ki sadece 1915-1923 tarihleri arasında uygulamaya konulan hristiyan olan nüfusun topyekün yok edilmesi kararlılığının türlü çeşit utanç vesikalarından basbayağı hicap duyulası bi'mirasın tam arkasına dizi dizi dizilen varlık vergisi, dersim, sivas, maraş katliamlarının, en sonunda handiyse tüm doğuyu etkisi altına alan köy yakmaların, bilinçli yok etmelerin kültürleri unutturmanın bayağılaştırılmasının veya sıradanlaştırılmasının henüz muasırlaşamadığımız ondan bir haber olduğumuzu yinelemektedir.

vardır yokturlar ile geçiştirilen onca yıldan sonra hodri meydanların açık seçik suçlamaların, bayağı dillendirme ve hiddete sığınıp ötesini düşünmeyen küfürlerin, kafirlerin, içimizdeki hain aramalarının neticede ulaştırdığı yer tam da bugünümüzdür. bugünümüzde sadece bir zamanların acısını değil, yıllar yılıdır üzerimizde bir bir biriktirilenlerin, aşağıda birbirilerini duyumsayan halkların sessizleştirilmesi, izole edilmesi ve birbirlerinin yaralarına karşı habersiz kalmalarının önünü açtığını önümüze sermektedir. modern zamanlarda yıllarca değinilen, atfedilen devlet suçlarının, devletin yol verdiği insanlığa kastedişlerinin nelerden mürekkep olduğu konusunda bir kararlılık sergilenebilecek midir? gün itibariyle düşünülmesi, evelemeye gevelemeye hiç götürülmemesi gereken kısım burasıdır. bu mertebedir. kıssadan hisse yazdıkça, yazması ağır gelen, gördükçe görmesi zor bir yükleniş haline dönüşen utançlarımızla yüzleşmek, gerçekten hicap duymak acıların birinin diğerinden üstün, evla olmadığına uyanabilmek için kafamızda kıyametin kaçıncı kez kopması lazım gelmektedir? kaçıncı kez kurtulmak kıyametten beter vakıalardan ve fazlasından! düşünmeye başlamak kaçıncı teşebbüste gerçekçil kılınacaktır. önemser misiniz kelimelerle anlatamadığımızı gösteren resimlere göz attığınızda, bir vesikaya sığdırılan kocaman bir meramı arşınlar mısınız, önemser misiniz.

sistem sitem veya endişeleri daha fazla kötürümleştirirken, önemsizleştirme gayretine girişmişken tam da bir şeyleri konuşmaya başladığımız söz konusu edilirken, arkasını getirebilecek miyiz? bütün heyhuladan ötede vicdani olanın kalıplardan azade bir bütünlük olduğunu görebilecek, anlamlandırabilecek miyiz? kelimelerle yolumuz kesiştirilirken biteviye, salt yanlışlardan, baskıcı tahakkümü öveduran methiyelerden, arsızlıklarla yolu ayrıştırmanın zamanı gelmemiş midir, henüz gelmemiş midir? bildik, aşina ne kadar sözcük varsa hepsine birden yeni karşılıkların tahsis olunduğu, belirginleştirilmiş, özdeşleştirilmiş, çoktan zihne nüfuz etmiş, akla düşmüş anlamların, tasvirlerin yeniden dönüştürülmesi çabasına mekan olunan bir yerde yaşam sürmekteyiz. bir zaman diliminde denekliğimizin gereğini yerine getirmekteyiz. kanaat haline dönüşen biz onu iyice belleyip sindirmiştik dediğimiz sözcüklerin kapsamının nasıl da el çabukluğuyla dönüştürüldüğüne şahit olduğumuz bir araftayız. biraradayız. yazılanların doğrusunu değil de eğrisini hatra getirip, ikide bir dayattığı ve belletildiği bir yerde meselin nasıl derinlemesine bir tahayyülü ihtiva ettiğini görebilmek söz konusudur. dönüştürülüp, değiştirildikçe kimi unutulanları yeniden hatırlamak bir veya daha fazla görme çabasıyla ve yönlendiricisiyle gerçekçil kılınabilir.

artık bağışıklık kazandırıldığımız ekranlardan duyurulanların değil, o dikdörtgen çerçevenin hemen kenarında yürümekte, yaşamakta olan akışın içeriğini görebilmekten geçmekte olduğunu yinelemek bu vesileyle mümkündür. anlatılan, anlamlandırılmaya çabalanan hep tek taraflı bilinen, böylesine sabitlenilen bir yerde kavramların nasıl körleştirildiğini meydana çıkartmaktadır. sözden açık seçik bir biçimde çekinildiği, sözden yaygınlaşabilecek düşünselliğe karşı tepkime ve önsemelerin daha en başından zapturapt altına alınarak gerçeğe evrildiği, buna çabalanıldığı bir yurtta hayat hangi yana düşer ya da düşürülür? öğrendiklerimiz enikonu tam ve noksansız aklımızda yer edinenlerin nasıl daha fazla karanlığa teslim edildiğini, unutturulmaya teşne olmaların bilmem kaçıncı seferleri için harekete geçildiğini net bir biçimde özetleyecektir. dönüştürüldükçe yıkımın tahrifatın daha da büyüdüğü bir bahis meydana çıkacaktır. dönüştürdükçe şifayı değil zehri paylaşıma açan, aklı değil viraneliği, çözümü değil çözümsüzlüğün ta kendisini, tahakkümün bayağı kolayca sineye çekilebilir bir şey olduğuna dair kanıtlama çabalarının yekünüdür o bahiste nakşolunan. durmadan yenilemeliyiz kelimelerin özü nerededir? kitabi olan yazılmışlar mıdır yoksa sese, söze ve sokağa karıştığında benliğini bulanlar mıdır?

kelimelerin anlamlarının her defasında sıfırlanması, yeniden kurgulanması ulaştığımızı sandığımız modernizm sarmalında aslen fazlaca takılıp, tökezleyip durduğumuzu ve bir türlü muasırlaşamadığımızı da bilince sunmaktadır. algılamaların, olasılık dahilindeki tepkimelerin, söz çoğaltımlarının arı kovanına çomak sokmak olmadığı böylesi bir çabalanımın söz konusu edilmeyeceği bir günce hayal midir? yazınsalların, paylaşıma açılan, halka karışan meramların, anlatı ve dinlenceliklerin bütününe karşı oluşturulmaya çabalanılan bu aşılmazlık ile bağdaşık yalıtımı ve sınırlandırma süregenliğini göz önünde bulundurduğumuzda halen tadilatı süren kelimelerde olduğu gibi anlama gayretinden uzak tutulduğumuzu öngörebilmek mümkündür. farkına varıyor musunuz? sıra dışında olan biten, bir hengameyle çoğunlukla gümbürtüye götürülen, neredeyse hiç fark edilmeyen tasnif, ayrıştırma, yok edişlerin olası sonuçlar kabilinden hepimize yük edilmesine ayabiliyor musunuz? durmaksızın hiç yılmaksızın yinelemek gerekiyor, hatırlamak, hatırlatmak. çekilen, çektirilen acıların sonu getirilmeyen her dem teferruatlar olarak ele alınan sözümona önemsendiği rivayet olunan görüşlere resmen yol verilmesi, önünün açılması çabası işte bu dönüştürme eşiğinde karşımıza çıkmaktadır bilmek gerekiyor ister bir an bir gün isterse de bir asır geçsin yaraya pansumanı kezzap ile halletmeye çalışmaların biganelikten başkası olmayacağını yeniden tekrarlamak.

yaşamın öylesine zorlu etaplardan, öylesine aşılmaz görünen mesellerle hemhal edilip dönüştürüldüğü o kadar afaki o kadar aleni ki her cümleyi düşünerek yazmak konusunda zorlayıcı bir devinimin ortasında bu yukarılarda değinmeye çalıştıklarımızdaki sıfır hoş görünün, mutlak biatın ve beraberindeki tahakkümün epey fazlacasına karşı sesin yükseltilmesi, mücadelenin geliştirilmesini hatra düşürüyor. yorgun düşmeden, yılmadan, yarayla bereyle belki ama hala hayata tutunarak, inanarak, değiştirilemeyecek vicdanlara sığınarak. vicdanın basmakalıp tavırlarla gönül ferahlatıcı bir edimden çok çürümenin / tahrifatın sonuçlarına karşı seslendirme, hak talebini yineleme zorunluluğunu hatırlatan bir toparlayıcıdır. bütün burada sıkış tepiş yazageldiklerimizin sağlamasıdır. zorunlu bir biçimde görünenleri tam zamanında önemsemeyi bir tercih, olan biten hezimet ve yıkımları önemli değil münferit diyerek değerlendire değerlendire ulaşılan menzilin her neresi, hangi aşılmaz kör kuyular olduğunu akla düşüren, kanıtlayan bir edimdir vicdan. bizim yaşadığımız yer gibi, medeniyeti başkalarına, öncüllerine yaşatabildiği tahakküm ve derdest edişler illa ki baskılar ve linçler, kıyımlar ve kırımlar ile konumlandıran, oradan yola çıkılan bi yerde vicdan elzem olan yüzleşmeyi, bunca eğri büğrülüğün sebeplerini çözümletecek bir odaktır.

dönüşümü gerçekleştirilmiş biteviye tahrife açık bırakılmış düşünceyi müdanasız önemsiz bir detay haline indiren ya da sabitleyen, kelamı gereksiz şimdi başka önceliklerimiz var diyerek durmaksızın öteleyen erk / muktedir diyarında kelimelerin özünü aramaktır payımıza düşen. insan dediğimizi oluşturan öze dairdir sesimiz bütün seslenişimiz. meram sahasından dört yana duyurmaya çalıştığımız. yanlışlardan doğrular türetilmeyeceğine dair düşüncenin götürdüğü yerde ses etme gayretinin gerekliliğinden doğandır meram. duyuyoruz, anlıyoruz, doğrudur sözünüz diye nicesinde kestirilip attırılan hep aynı tornadan hep aynı sığlıklarda ortaya dökülen, paylaşılanların sorgusuzluğunun hepimiz için cehennemi yakına taşıyacağının ikrarının bizahati ta kendisidir meram. sindirmelerin, baskılamaların, tahakkümün, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, özgürlüğe vurulan ketlerin, boyuna çıkartılan engellerin nelerden mürekkep, hangi hesaplardan ibaret olduğunu akla kazıdığımızdan bu yana tek sığınageldiğimizdir meram alanı. kelimelerle oluşturduğumuz bu labirent nefes alanımız. görünüp de anlamlandırılmayan katliamların sadece soykırım olmadığı bir siliniş olduğunu idrak ettirecektir. tahkikat ve tahrifatların ve tehcirlerin sadece bir önlem olmadığını bütün bunların bir yerde yaşama sebatını yok etmeye mazhar olunan bir bileşkeyi bugüne kadar süren tekleştirmenin tek tip bir ülke tahayyülünün pratiği olduğunu duyumsatacaktır.

bölünmez bütünlük, kırmızı çizgiler, içimizdeki düşmanlar dört tarafımızda düşmanlar ve sadece düşmanlar hezeyanlarıyla bir dolu kelimenin atfedişin statükonun devamlılığından ötesi olduğuna dair çıkarsamalar, düğümlenmiş kötürüm bakışın paralelinde aslen ne olduğumuzu, neye dönüştürülmeye çalışıldığımızı sorgulatamaya zemin teşkil edecektir. kelimelerin sunduğu en sonunda ve neticesinde paylaştığı hayatı engelsiz anlayabilmektir. hayatta anılmayan şeyleri idrak adına tecrübenin ta kendisidir. tahrif edilenin yerinde özü görebilmekse farz olandır. bizler arafı bekleyenlerden olduk. ne namımız, ne boyumuz, ne kuvvetimiz, ne şu ne bu varsıllığımız, özelliğimiz hiçbirimizi o satıhdan da uzakta tutmadı. el etmedik, kulak vermedik, duyumsamadık vakitlice vaktinde. yeri geldiğinde yeter artık illallah demeyi bile aklımızdan geçirmedik. gün halen yirmi üç buçuk nisan öncesi sonrası hep anlattığımız hala anlatmaya çalıştığımız seslenişler. hep kendiliğimizden anlatmaya çalıştığımız. hep birilerince sözde asılsız mesnetsiz diye bilinen bellenen bir felaket, yok ediş. arafın bir o boyu bir bu boyunu arşınlayıp dururuken can kulağıyla vicdan, adalet ve hakkaniyeti talep edebilecek miyiz? yüzleşebilecek miyiz? yüklendiğimiz acılarımızın ağırlığında... işitenlere ihtafen... yok edilmişlerin toprağa sinmiş ruhlarına atfen...


>>>>>Bildirgeç
Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve Ötekiler - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog

Tozlar uçuşuyor, uzaklaşan kamyonun ardında gittikçe küçülüyor dedemin ağlayan yüzü. Benim yanağım kıpkırmızı ve ben de ağlıyorum. Yükümüzün yüklendiği kamyon kırmızı, dedemin birkaç  ay önce tahtadan yonttuğu, tekerleklerini de bilyalardan yaptığı oyuncak kamyonuma benziyor aynı. Yük dediğime de bakmayın sekiz kadar yün yastık, iki yün döşek, iki sandık, iki  kadın, on iki çocuk, birkaç oklava ve şepe tahtası. Annemin kollarından sıyrılıp üç kere atlıyorum kamyondan, dedeme koşuyorum bağırıyorum bir yandan da: “beni gönderme.” Üçüncü seferde tokadı basıyor dedem en okkalısından, ”Git gayrı domuzun dölü” diyor, ağlıyor, ağlıyorum.

Kamyon gittikçe uzaklaşıyor, dedem çoktan kayboldu ve artık köyüm de gittikçe küçülüyor. Kuzularımı güttüğüm kekik kokan yüce Hasan Dağı artık minicik bir tepe gibi görünüyor. İç Anadolu’nun sarı ve kahverengiden oluşan garip tabiatı daha bir görünür oluyor yollara düşünce. Hıçkırıklarım kesiliyor, kamyonun yoldaki çukurlara girdikçe sarsılması uykumu getiriyor. Dedemin ağlayarak beni tokatlayışını düşüne düşüne uykuya dalıyorum.

Bursa’nın kenar mahallelerinden birinde iki katlı bir gecekonduya getiriyor bizi rüzgârlığında Bünyaminoğulları yazan kırmızı kamyon. İlk ben atlıyorum kasadan hiç solumadığım kadar nemli bir havası var Bursa’nın ve hemen çöküyor omuzlarıma (Bu ağırlığı halen taşıyorum, Bünyaminoğulları’ndan nefret ediyorum). Ertesi gün yamalı pantolonumu ve güney rüzgârlarında kavrulmuş yel  yanığı suratımı giyinip atlıyorum sokağa. Bir grup çocuk misket oynuyor, hemen oyuna dâhil olmak istiyorum “Bir gaflik de bana verin de ben de oynayayım” diyorum. Çocuklar önce suratıma bakıyorlar anlamsızca aralarından biri “oynatmayız seni pis Kürt” diyor. Şaşkınım, bizim oralarda hiçbir çocuk oyuna alınmamazlık edilmediği için şaşkınım. Bir çocuğun küçük yüreğinde kırılan yer neresiyse orası kırılıveriyor bende de. Bu güne kadar hiç duymadığım Kürt kelimesini duyduğum için şaşkınım. Ağlayarak eve koşuyorum ve hemen mutfakta kömbe yapan mamamın kollarına atlıyorum:

-Ne oldu cancağız, neden ağlıyorsun? Hele bir su iç oğlum, hele bir nefes al.

-Diğer bıdıklar(çocuklar) beni oynatmıyor mama.

-Niye oynatmıyorlarmış bakalım?

-Pis Kürt dediler bana, Kürtmüşüz biz.

-Olur mu öyle şey, Kürt Allah’ın kulu değil miymiş?

Biz Kürt müyüz anne?

Değiliz oğlum. Biz ademoğluyuz. Sorana böyle dersin.

Kalabalık bir geniş aile olduğumuz ve Türkçe’yi kaba konuştuğumuz için uzunca bir süre “pis Kürtler”i olduk mahallenin. Yedi yaşında çocuklar gerektiği kadar ırkçı olamadığı için ve yine yedi yaşındaki çocukların “ötekiliği” -yel yanıkları dışında- pek de tuhaf görünmediği için kaynaştık çabucak. İlk travmayı atlatmıştım artık ve amca çocuklarıyla birlikte mahallenin oyun sezonlarına ve takımlı oyunlarında oyunlarda kimin oynayacağına ben karar verir olmuştum. Ve sizi temin ederim o mahallede 7 yıl süren hükümranlığım boyunca tek bir çocuk dahi oyun dışı kalmamıştır.

İlk defa yedi yaşında duydum “Kürt” kelimesini, Kürtlükle tanışma şerefine ilk o zaman nail oldum. Annemin “Kürt Allah’ın kulu değil miymiş?” bilgeliğini mıh gibi çaktım aklıma. Mahallenin okulunda ise ilk Kürt arkadaşımı edindim: Enver. Babasının iki ayağı da bastığı bir mayının infilak etmesi neticesinde kopmuş arkadaşım Enver’le, Ramazan aylarında camii avlusunda dağıtılan bayat ekmekleri kapmaya az gitmedik. Bizim ihtiyacımız yoktu ama Enver’in ailesi muhtaçtı bu ekmeklere. Fırınlı sobada ısıtınca yumuşuyormuş bu taştan ekmekler, öyle diyordu Enver.

Irkçılıkla sokaklarda tanıştım ben, apartman boşluklarında yankılanan ırkçılığa tanık oldum. Kâğıt üstünde Cumhurbaşkanı bile olmuş Kürtler apartmanda komşumuz olamıyor gerçekliğiyle büyüdüm. Pek çok etnik kökene mensup ailenin barındığı kenar mahallelerde dahi çocukların kelimelerine sinmiş bir ırkçılık bahsettiğim. Enver’in sınıftaki diğer çocuklar tarafından “sen sus pis Kürt” diye azarlandığına tanık oldum. Can’ın sınıf hocamız tarafından Alevilikten Sünniliğe nasıl geçirildiğine şahit oldum. Tarih derslerinde Ermeniler’in körpe gelinlerimize nasıl tecavüz ettiklerini, nasıl karınlarını deştiklerini ve hatta atalarının işlediği cinayetlerden bulaşan kanın hala Ermeni çocuklarının tırnak aralarında doğuştan belli olduğunu dinledim, tırnak aralarıma bakarak.

Cumhuriyet’e karşı verdikleri 90 yıllık savaştan sonra Kürtler nihayet varlıklarını artık tamamen ispatlamış bulunuyorlar. Apartmanda Kürt istemeyen Beyaz Türkler yenilginin verdiği sancıyla kıvranıp duruyorlar. Lakin hala aşmamız gereken bir “varoş ırkçılığı” var ki eğitim sistemimizdeki Türkperest anlayış aşılmadan ırkçılığın bu türünün aşılması da zor. Yedi yaşındaki çocuklara “pis Kürt” dedirten karanlığı ve milli eğitim adı verilen garabeti boğmalıyız ilk elden. Talebelerin “Biz aleviyiz fakat vatanımızı da severiz” açıklamasında bulunmak zorunda kalmayacağı bir sistem inşa edemezsek eğer barışmanın hiçbir anlamı yok.

Otuz yıl süren iç savaş boyunca zihinlerde büyük yıkımlar yaşandı. Şimdi “silahlara veda” sürecin ilk ve en kolay kısmı. Günlük hayatın en ince ayrıntılarına kadar nüfus etmiş ırkçı pratiklerden arınmak ise bizi en çok zorlayacak bölüm. Egemen dil yıllarca “öteki” üretmekten başka bir işe yaramadı ve o dil hala olanca ağırlığıyla hissettiriyor kendini ders kitaplarında, apartman boşluklarında, sokak aralarında… Demem o ki, daha yolun çok başındayız ve alt edilmesi gereken asıl düşman hala bi' yara haliyle duruyor karşımızda.

Asıl savaşı ülkenin en tepesinden kenar mahallelerine kadar işlemiş ırkçılığa karşı verdiğimizi unutmayalım. Kemalist refleksin korku kültüründen ve öteki yaratmadaki becerisinden mütevellit toplumsal yapımıza yeni bir yorum gerekiyor. Milliyetçilik, ötekileştirme ve dışlama kültüründen arınıp kendimizi çoğulculuğa ve çok kültürlülüğe adamalıyız. Aksi takdirde ikinci cumhuriyet denen sistem Kemalist ulusçuluk teranesinin farklı ağızlarca  terennümünden öteye gitmeyecektir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Kısıtlı kelimelerle kotardığımız, değindiklerimizin paralelinde bahsi açılması gereken onlarca şey mevcut şimdilerde. Şimdinin tamı tamına ayak uyduramadığımız hızlandırılmışlılığında Hektor VARTANYAN gibi yazıyla derdini anlatanlar bu kısıtlandırılmış, bazen yetemediğimiz anlarımızda sözümüzü derinleştiren örnekleri ortaya çıkartıyor. Radikal Blog dahilinde yayınlanan Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve Ötekiler başlıklı makale bu değinimizin ilavesi kabilinden okunmasını salık vereceğimiz bir metni oluşturuyor. Vartanyan ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve "Ötekiler" - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
Cumartesi Anneleri: '24 Nisan Hakikatini Açıklayın' - Etkin Haber Ajansı
Ermeni Soykırımı ve Tanıklıklar - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Nar Bahçelerine Veda - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Նոր Զարթօնքի Մամլոյ Հաղորդագրութիւնը՝ Հայոց Ցեղասպանութեան Մասին - Nor Zartonk
Message De l'ADL Ramgavar Valence Pour Le 24 Avril 2013 - Source: Noubar KECHICHIAN
Vicdanımın Sesi - Rıdvan ŞAHİN - via Facebook
24 Nisan 1915'ten 24 Nisan 2013'e Ne Değişti? - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
2015 - Ermenilerle Helalleşme / Biraz Şairce - Cahit KOYTAK - Düzce Yerel Haber
1915'de Osmanlının Etnik-Dinsel Haritası Nasıl Değiştirildi? - Yervant ÖZUZUN - Demokrat Haber
Soykırımı Laboratuvarında İncelemek: Mardin 1915 - Sait ÇETİNOĞLU - Gelawej
‘Beni Siyah Kefenle Gömün’ - Umut AKPINAR - ANF
Siyah Kefen Sonsuz Yas... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Ertuğrul Kürkçü - Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Konuşması - Halkların Demokratik Kongresi
Hükümet İnkardan Vazgeçmelidir! - Emek Partisi
Arno Kalaycı: 'Artık Hayatı Ölerek Öğrenmeyelim' - Etkin Haber Ajansı
Թուրքիայի մեջլիսի քրդական կուսակցությունն Անկարային կոչ է անում ներողություն խնդրել հայերից - Civilnet
Azərbaycanlı Yazıçı “Erməni Soyqırımı”nı Tanıdı, Başsağlığı Verdi - Azadlıq Radiosu
Frères Humains, C’est en Turquie et Ensemble Que Nous Commémorerons le Génocide Arménien via Nouvelles Arménie Magazine
Time In The Wilderness: Remembering The Armenians - Rev. Michelle L. TORIGIAN - Huffington Post
1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon.org
O Pası Kim Temizleyecek? - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
Ermeni Tabusu Türkiye'de Nasıl Yıkıldı? - Orhan Kemal CENGİZ - Al Monitor
Sultanahmet'te Anma: '1915 Soykırımdır, Soykırım İnsanlık Suçudur!' - Ses Online
HKP Ermeni Soykırımı Protestosuna Saldırdı - Özgür Gündem
Ermenileri Biz Kırmadık, Sabahçılar Kırmış! * - Yanko MADYANOĞLU - Yankobey
Daimi Aşıklar Pusulası - Bülent USTA - Birgün
Bugün 24 Nisan: Neşe Dolduğumuzun Ertesi Günü - Cengiz ALĞAN - Radikal_Blog
‘Helalleşme’ Kavramı Üzerine - Yetvart DANZİKYAN - Agos
1915 "Ermeni Meselesi" - Suat PARLAR - Yiğit TUNCAY - Halk Sahnesi
'Ermeni Katliamı Yok' Diyen Halaçoğlu ve Alman Belgelerindeki Gerçekler - Serdar DİNÇER - T24
24 Nisan 1915: Ermeni Göçertmesinde Alman Parmağı - Mehmet BOZKURT - soL
Ermeni Soykırımının 98. Yılı - Kollektif - Bianet
Mildanoglu: Turks Were Turning Armenian Churches Into Cinemas Where They Were Screening Porn Films - Panorama
A Peace To Be Won - Hans – Lukas KIESER - Azad Alik
Türkiye'nin Parçalanması ve Ermeni Sorunu - Leon TROÇKİ - Yalansız
Critical Interventions: Kurdish Intellectuals Confronting The Armenian Genocide - Bilgin AYATA - ArmWeekly / Azad Alik
Turkey: Justice Central To Kurdish Peace Process - Human Rights Watch
Demirbaş:“Birbirimize Yaşattığımız Acılar İçin Özeleştiri Verelim” - Ekin KARACA - Bianet
İHD ‘Geçmişle Yüzleşmek’ İçin Kapsamlı Bir Çalışma Başlatıyor - Aykırı Doğrular
Buymuş Katline Fermanlığımızın Nedeni - Gülsen FEROĞLU - Gelawej
Barış Sürecine Dair - Yıldırım TÜRKER - Birgün
Kandil’de Sıradışı Bir Gün - James REYNOLDS & Zeynep ERDİM - BBC Türkçe
Kandil'den Bildiriyorum... - Tuğçe TATARİ - Akşam.com.tr
Barış Süreci İyi Yolda İlerliyor - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Gerçek Kandil Notları... - Özgür AMED - Özgür Gündem
Yeniden Kuruluşta Sivil İtaatsizlik... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Zeynep Kuray: Tahliyemi Ceza Gibi Hissettim! - Ali Barış KURT - ANF
KCK Basın Davasında 2 Gazeteci Tahliye Edildi - Cnntürk.com
Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ndeki Açlık Grevi - Okur Mektubu - Toplumsal Eşitlik
Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevinde Dönüşümsüz Açlık Grevinde Olan Tutsakların Talepleri - Ajans Amed
Ali Yılmaz'a Mektup - 12 Eylül Cezaevleri Kitabı İçin... - Sennur SEZER - Evrensel
Mahir Zorbey Demirkaya / Karar Duruşması - 17/04/2013 - Baran Tursun İnsani Yardım Vakfı
Cizre Emniyet Müdürü Merkeze Alındı - Demokrat Haber
Cizre'de Halkın Üzerine Ateş Açan İki Polis Serbest Bırakıldı - ANF
R.Ç. Davasının 5. Duruşması 30 Nisan Saat 10:50'de Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde Olacak... - Hebûn LGBT
Bitmeyen Çilemiz: 'Hassas' ve 'Muhafazakar' Vatandaş - Leyla ALP - Demokrat Haber
Geçmişe Düşen, Geleceğe Uzanan Bûka Baranê - Dilek GÖKÇİN - PolitikART
ODTÜ’de TGB Provokasyonu - Sendika.org
Demokrasi Yok, Üniversiteler Kukla - Mustafa Şiyar GÖÇEROĞLU - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Her Yer Her Gün Hep Beraber 1 Mayıs! - Müştereklerimiz - Antikapitalist Eylem
Taksim’in 1 Mayıs Alanı Olduğu AİHM'ce Tescillendi - Arzu BECERİK - Sendika.org
1 Mayıs'ın Çağrısı - Muhalefet.org
Gündeme DİSK Bakışı - Fatih YAPAR - Ege'de Son Söz
Sadece Bir Grev Kırılmadı... - Aziz ÇELİK - Muhalefet.org
28 Nisan: İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma/Yas Günü - Bir + Bir
Varlığı Türk’e Armağan Çocukların Ülkesi - Ülkühan ZEKELİOĞLU - Bianet
23 Nisan Demirden Leblebi - Viral Mecmua
Türkiye'de Her Dört Çocuktan Biri Yoksul - Seyfettin GÜRSEL, Gökçe UYSAL ve Ayşenur ACAR - Betam.Bahçeşehir.edu
“Çocuk Yoksulluğu Eğitimi ve Çocuk İşçiliğini Etkiler” - Yüce YÖNEY - Bianet
Çocukluğumuz Yine Feda Olsun! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam.com.tr
DİSK-AR: Türkiye Çocuk İşçiliğinde Afrikalaşıyor! - Toplumsol
‘Çocuklar Makine Başında Ölmemeli’ - Evrensel
Otizm Platformu'ndan Kınama ve Basın Açıklaması - Otizm Platformu
'Bütün Otistik Çocuklar Ateist! Beyinlerinde İnanç Alanı Oluşturulabilir' - T24
Otistik Çocuklar ve Ateizm Tartışmasında Yeni Perde! - İnsan Haber
Solcuların Allah’la “Bilgiçli, Gizemli” Tarihi ve Zayıf Düşünce - Filiz GAZİ - Bianet
Öcalan’ın Misak-ı Milli’si, Atatürk’ün İslam Bayrağı - Ali Ergin DEMİRHAN - Sendika.org
Ara Güler: Ermeni Olduğumu Gizledim; Türkiye'de Puştlar Vardır, Takar - Evrim Emre ÇOLAKOĞLU - Habertürk / T24
Bu Da Sos.Demokrat Köşe Yazarı: Neden Taraf'ın Birinci Sayfasında Soykırım Anması Var? - Turnusol
Dersim: 1915'in Temiz Bir Sayfası - Hüseyin AYGÜN - Birgün
Kayıp Ülkenin Peşinde - Karin KARAKAŞLI - Radikal İki
Gunmen Abduct Two Bishops In Northern Syria - BBC News
Nihat Doğan Mhp'li Vekille Kapıştı - İnsan Haber
Ekrem Neden Dumanlı?.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Çölaşan’dan ‘Vazgeçtik’ -  Muhittin CEMİL - Ender KARADENİZ - Özgür Gündem
Israel Says It Can Legally Search Your Email Upon Arrival In The Country - +972
There's No Need For All This Economic Sadomasochism - David GRAEBER - The Guardian
17 Kasım 1973’ten 17 Nisan 2013’e: Faşizme ve Neoliberalizme Karşı İtinayla Direnilir - Melek KÜÇÜKUZUN - Antikapitalist Eylem

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
1915 (Türkiye'de Yaşayan Ermenilere Adanmıştır) via ExtraMücadele

>>>>>Poemé
Ölümüm - Bedros TURYAN*

Solgun benizli ölüm meleği
Sınırsız bir gülüşle karşıma dikilse de,
Acılarımla ruhum buhar olup uçsa da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yastığımın ucunda eriyen
Soluk çehreli bir mum
Soğuk ışığını serpse de ah,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Terli alnımla
Taş kesilmiş vücudumu,
Kefene sarıp kara tabuta koysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Acımasız ölüm meleğinin titrek gülüşü
Dokunaklı çanın çalmasıyla,
Tabutum ağır ağır ilerlese de,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yas şarkıları söyleyen insanlar,
Siyah giysileri ve asık suratlarıyla
Tütsü ve dualar yaysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Çukurumu kazıp beni gömseler de
Yasa bürünmüş sevdiklerim
Ağlaşıp ayrılsalarda
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Ama eğer bir köşede
Unutulup giderse mezarım,
Ve hatıram da solarsa,
Ah işte ben o zaman ölürüm.

kaynakça: nabukednazar

No comments: