Monday, July 08, 2013

Deuss Ex Machina # 456 - vezměte autoritářských zpět na lidské

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_456_--_vezměte autoritářských zpět na lidské

01 Temmuz 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Tomotsugu Nakamura - Focus (Kaico)
2. Tomotsugu Nakamura - Two Beneath The Wall (Kaico)
3. Access To Arasaka - -- ----- (CRL Studios)
4. Access To Arasaka - -- - (CRL Studios)
5. Boards Of Canada - Cold Earth (Warp Records)
6. Boards Of Canada - Reach For The Dead (Warp Records)
7. Aairial - Seize The Moment (Kahvi Collective)
8. Aairial - On The Eve Of Summer (Kahvi Collective)
9. John Roberts - Plaster (Dial)
10. John Roberts - Blanket (Dial)
11. Pantha Du Prince & The Bell Laboratory - Particle (Rough Trade)
12. Pantha Du Prince & The Bell Laboratory - Photon (Rough Trade)

vezměte autoritářských zpět na lidské
(456)

düpedüz mazide kaldığı varsayımlanan öyeleymiş öyleymiş diye muştulanan, ambalajlanan, paket servis önümüze bırakılan, çat kapı evin ortasına gelen, ekranlardan dalan, hiç gitmeyen ve hiç tükenmeyen vakıa süreğenliği içerisinde kimi zaman aynı sözleri edermiş buluyoruz kendimizi. bunca yıldır unutmuşlardır te bunlar diye vızıkdanılan şeylerin nasıl hala dipdiri hayatlarımıza tehdit unsuru olarak yetiştirildiğine erdikçe, vakıf oldukça daha alacağımız çok yolun olduğunu görüyoruz. kelimeler resmetmenin, kayda almanın vs'nin sağladıklarının, sanatsal çözümlemelerin paralelinde bir gerçeklik tahayyülünü ihtiva eder. yön gösterir yol buldurur. bu menzilde sıralamaya çalıştıklarımızın hemen hemen tamamı da bu doğrultuda ne yapmalı konusuna dair çabadır. ikrarın kendisidir haddizatında.

birbiri ardına geçen günlerin üzerine gördüğümüz, erdiğimiz ve bildiğimize artık emin olduğumuz şey demokrasi mevhumunun nasıl içeriğinin boşaltılmaya çabalanıldığının vesikasıdır. tın tın teneke. şiddetin dozu günden güne arttırılırken konuşan yazan ve tartışan ve düşünen bu eylemlerin topunu, bir arada bir kerede gerçekleştirenlere reva görülenlerin ortaya çıkarttığı bir özetleyiştir. hasbıhalin kendisidir. konuşan türkiye tavrının ortalık yerde boşa çıkartılmasıdır!. şimdi mevzumuz. bunca gün sonra hala sözün işitilmeyip ezberleri hiç değişmeyen bir tekerrür etme, bildiğini okuma gayretkeşliği ve emme basma tulumbalığı'nda ne var ki canım çok da güzel müdahalede bulunulmuş lafazanlıklarının dillendirilmesindeki aceleciliğedir göz perdelemesinedir sözümüz.

hemen her günün başka bir anlam ile anıldığı hemen pek çoğunda yasla buluştuğu bu yerde, bu ülkede halk denilen kitlenin, halk olduğu varsayımlananların ikide bir ötekileştirilmesinin sürekliliğidir değindiğimiz. kısa değil basbayağı uzun yollu bir dertleniştir. ne dediysek, ne eylediysek, ne yaptıysak da hala terörist olmaktan bir adım öteye geçemediğimizi, kimilerinin gözlerinde, vicdanlarında, adaletlerinde, dillerinde yerimizin olmadığını bildiğimizi paylaşmaktır bir kere daha ama son kez değil. durmaksızın yüceltilen taviz veriyor kocaman hükümet daha ne derdiniz, yoksa darbe midir amacınız heyhulasının bildiğiniz palavralardan, en iç kıyıcı hala ne olup bittiğinin hemen hemen hiç anlaşılmadığını ortaya çıkartan bir tabloyadır ahlanışımız, vahlanışımız.

halka açık olması gereken gezi parkının , taksim çevresinin halktan gasp edilmesindeki iler tutar yanı olmayan ne kural ne tabiat varsa yoksa ferman ferman, evet bir de devletlumuzun iki dudağının arasından çıkan yassah hemşerimciliğin neleri gösterdiğine dairdir buradaki notumuz. şuncacık sesimiz. kontrolün neredeyse tamamen kaybedildiği yürüyorum dediğinizde rutin bir kontrolle gbt denilen şeye tak dakikasında denk gelebildiğiniz, hala bir provokasyon unsuru olarak camii'ye nasıl da ayakkabı ile girdiler, işte kayıtlar, işte bunlar, işte bu arsızlar sayıklamalarının hepsine toplu bir illalllah demenin yolunda aradıklarımızdır bu meram.

her yerde ve her koşul altında doğruların sunumlandırılmasına bu kadar ehemmiyet göstermeyen bir muktedir şablonunun iş gezi parkı ve diğer illerde ortaya çıkan kalkışmaları yermek söz konusu olduğunda nasıl planla hıncında zerre azalma olmaksızın mihraklar yaratma gayretkeşliğine dair bir yok artıktır bu satırlar. en sonunda hiçbir senaryo tutturulamayınca bu sefer de elde kalan en güzide kozlardan birisi olarak; afedersiniz ermeni, afedersiniz rum bir de almanlar ile ilişkilendirmek camii'nin müezzinince yalan olduğu konusunda çeşitli sözleri, ifşaatları bulunmasına karşı daha ne yapması beklentilendiğini bilemediğimiz bir yerde ihalenin daimi bir biçimde iç mihraklarımıza uzatılmasına, tahsis edilmesine dair bu kadar kaduklüğün toptan bir eyvallah ile karşılanmasına yeter artık'ın seslendirilmesidir.

içki muhasebesi bir yana bu kadar kadüklüğün yılmaz neferleri olarak ortaya çıkanlara son eklemlenen maliyeci mehmet beyi de unutmadan geçmemeliyiz. bir satır iki nokta... ırkçılığın belirli bir derecelendirme ya da değerlendirmeye ihtiyaç duyulmadan olduğu gibi  yapılandırıldığını görmemize vesile teşkil eden "cami ile kilise arasındaki farkı bilmeyecek kadar cahil olamazsınız? müslümanlar camiye sarhoş, kirli ayakkabılarıyla girer mi?" tweetindeki çıkışa karşı yok artıktır. bu kadarı da olmaz diye beyhude bir beklentiye girilmişken hala gri bulutlarla donatıldığımızı ve her an hedeflenilenler olduğumuzun ikrar olunduğu bir yerde sözün kıymetini anlamaya, bu kadar yalandan medet ummaktan vazgeçmek ne zaman söz konusu olacaktır?

böylesi bir yerleşik algının, durmaksızın kaşınan hedef gösterelim gerisini bizim eli palalılar, muştalılar, sopalılar ile hareket edecek polislerimiz ile hallederiz elbette hallederiz yollu bir karaşınlığın mümessilliğinin hesabı sorulabilecek midir? sorulmasını da önemsemeyebilirsiniz bu kadar aleni hakka zulüm, kul hakkını gasp etmek, yalana tutunmanın kendisi bizahati hiç ama hiç günah değil midir? nedir? nicedir? kayıt altına alınan pek çok görselin, video kaydının tam ortasında anında bitiveren kendisini göstermekten çekinmeyen çemkirmeden durmaksızın hıncını çıkartmak için bir yerlerde kıstırdığı insanlara yapmadığını koymayanları ne yana koyacağız nedir? nicedir?

yıllar yılıdır konuşalım diye cebellenirken tam buna teşne etmişken nihayetinde hak gasplarının, zulümlerin ve kıyamlar sürekliliğinin kimlerin elinden çıktığı bu kadar belliyken belirliyken sussa mıydık? daha fazla suskunlaşsa mıydık, nedir? nicedir? gör denilen şeylerin hep bunlar bir avuç x olarak resmedilmesi bundan fazlasınınsa neredeyse hiç düşünülmemesi bizim ülkemizin içler acısı hali değilse her nedir? nasıl okunmalıdır? günlerdir kendini göstermeye çalışan düşüncenin özgürlüklerin herhangi birisi yahut ötekisine değil hepsinin ayrım gözetilmeksizin hepsine birden sahip çıkılmasının, seslendirilmesinin karşısına çıka çıka bu kadüklükler, bilindikliği artık direnenlerin ezberlediği sözcükler, atfedişler ve yalanlardan mülhem bir yapılandırma mıdır nasıl okunmalıdır?

10.5 yıldır iktidar olduğundan ve hiç kimsenin özgürlüğüne müdahalede, kısıtlamada bulunmadığından dem vuran beşvezirin kelamının neye tekabül ettiğini, karşılığının ne olduğunu anlamak ne zamandır hangi zaman!. akil adamlığın vicdansızının yanında küfrübazlığın mihenk taşçısı "arseven bey"in "gezi itleri günlerce terör estirir, esnafin biri çikip it sürüsüne tek başina dalar, hepsi 'ayyy yapmasana!!!' yunan tohumu bu itler!!!!!!" (noktasına virgülüne dokunulmamıştır) sözü nasıl okunmalıdır? sorular, cevap bekleyen, cevabı bulunan hala arananlar ve fazlasıyla yaşadığımız güncellik içerisinde anın getirdiklerinin kıyısında köşesinde yankılanmaya devam ediyor.

ölçülüp biçilip her şeyin tektipleştirildiği, yekpare tek sesin hakimiyetinin sağlanmasına dört koldan çabalanıldığı bundan gayrısının telaffuz dahi edilmediği bir yer bir yurtta hayat tüm bu tahakkümperverliğe karşı kendi sıradan, aleladeliği ile herkesleri şaşırtan bir kendindenlik ile beraber dönüştürmeye ve her ne varsa bir haziran ayından arta kalan onu filizlendirmeye, onu anlatmaya devam ediyor. etmekte.bütün bütün izole etme, hakir görme, derdest etme, zulüm etmelere karşı başka bir hayatın mümkünatlığı üzerine kelamlar bezeniyor. mütemadiyen yaygınlaştırılıyor. bu daha başlangıç mücadeleye devam sözü yinelenirken, görülüp bir biçimde tecrübe edilmiş devlet aklının nasıl hala aynı bağnazlıkla hemhal olduğuna vurgulamalar, basbayağı linç etmeye gayretkeşlikleri birer ikişer hiç kesintisiz hayatlarımıza müdahil olunulmasına, sizin yerinize biz en doğrusunu bilirizler tavrı ifşaasına devam ediliyor.

her şeye gücü yetenlerin sindirme ve yıldırma gayretlerinin kabak gibi ortada duran eğreltiliği v yapısının bozukluğu, tahribatının tahayyüllerinin hepimizin geleceğini ipotek altında tutmak için halen araç olarak kullanılmasına karşı tepkiler çoğaltılıyor. ses çıkartılıyor. susmak yok, konuşmaya, anlatmaya, kör eden vicdansızlığı an be an ifşaa etmeye devam!. bildiğimizi sandığımız nice veçhe, vakıa üzerinde henüz son sözlerimizi söylemediğimizi fark ettiğimizden bu yana cümlelerimiz birbirleriyle buluşuyor. yolu kesişip yeni rotalara evriliyor. istanbul ne ise, ankara'nın da o, dersim'de ne yankılanıyorsa amed'de de onun seslendirildiği, yinelenildiği, bir avuç çapulcu, vandal mihrak değil muktedirden memnuniyetsiz halk kesimleri kısaca insanların sözünün, hakkının, peşinde olduğu yineleniyor.

zaman akışı boyunca doğu ile batı yakınlaşıyor. doğu ile batı arasında cismanileştirilen, sivriltilmeye çalışılan ayrıştırmalar yerle yeksan oluyor. dün geçmişte kaldığı varsayılan acıların bu sözümona en demokratik ülke şablonunda nasıl da başımızın üzerinde orası yahut burası ayrımı yapılmaksızın sürdürülmeye devam edildiği örnekleniyor. her bir ilmik her bir düğüm dünün değil bugünün de şekil şemalciliğini, muktedirliğe varanın tahammülsüzlüğünü afişe ediyor. hatırlatıyor. bilmekten özenle kaçınanlara işin doğrusunu hayatın özünü bir kez daha kesintisiz anlatıyor bu uğraşımın, kalkışmaların, ses çıkartmaların, isyanın nasıl adlandırırsanız öylesi düne ait olduğu sanılan zulmedişlere karşı hem yeni bir söz söyleme, hem de şimdinin tüm alavere dalavereleri içerisinde bir telaş gümbürtüye taşınmaya çalışılanları karşı / karşısında buradayız hala tavrının cismanileştirilmesidir!.

biçimi enikonu kadükleştirilmeye çalışan politik zeminin bilmediği yerden sorular sorulmaya, sorgulamalar bir iki ve daha fazlası türetildiğinde nasıl el ve ayağın birbirine dolaştığı daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. görene. tekil doğruların, ezberden okunanların, paldır küldür açıklamaların yamayamadığı henüz çözümleme iradesi ortaya koyamadığı bir mevhumun, meseller silsilesinin nihayetinde konuşulabilirliği mevzubahistir iş bu raddede. bunca gün, yaşanılanlardan sonra. konuşabilmek düzenekleri incecik ayarlarla durmaksızın gözetilen, kolaçan edilen (aman kırmızı çizgilere zeval gelmesin!) bir özgürlükler diyarında kırk sene sonra ancak mümkün oldu. bu günleri buldu.

kelimelerin dünyasından muktedirin kısıtlandırılmışlığına kelamlar türetildi. türetilen her yeni cümle bizlerin esasen hangi cenderelere konulduğumuzu ifşaasını gerçekleştiren birer örnekleyicidir. şifaen anlatılanların, kulaktan kulağa yayılanların, hep hesap hep kitap yapılarak onu da yarım yamalak yaparak kotarılan tıynetsizliklerden mürekkep, had bildirici olduklarının ayırdına vardırandır. her konuşma şansı o çalınıp götürülen, rehin edilenleri geri kazanmak için bir hamledir. her cümle, her söz teferruatların kendisini yeniden ortaya çıkartmasıdır. teferruat olarak savlananların görünmesidir. ethem ile hrant'ın aynı kaldırımda buluşması, medeni ile ceylan'ın hangi koşullar altında katledildiklerinin kesintisiz aynalayıcısıdır. uzun uzun düşünülesi.

şartlanmışlıkların, kulak kapatmalara karşı yitirilen bir temizlik işçisi ile sokakta kendilerini, dertlerini, güvencesizliklerini, yaşadıklarını dillendiren hey tektsil, havaiş thy direnişçilerinin ortak payandasıdır. meramların yıpratılamayacak özüdür. görülmesi gereken onlarca, bilinmesi gereken yüzlerce şey varken aranan kılavuzdur. birleşerek, bütünleşerek yadsımadan sözün önemsenmesiyle bu ileri demokrasinin, sözüm meclisten ta içeri hacklenmesidir, haklanmasıdır. ta ki avaz işitilinceye kadar, derdin her ne olduğuna dair yalanlar nihayetlendirilinceye kadar sürecek olandır.gün geçirdiğimiz süreçlerin alelaceleciliği ile hızlıca kotarılırken, bir avaz çalınmaya gayret edilirken ilerlemekteyken böyledir kestirmeden tahayyülümüz.

birbirimizden öğrendiklerimiz bir kaç günlük yahutta süresi ve miadı olan şeyler değildir. hemen hiç öyle olmamıştır. öğrenegeldiklerimiz bugünün koşutlandırılmış, diğerinden ayrıştırılmış bu budur, bu kalıplara mahkumdur ananesine karşılık olarak türetilenlerdir. hiçbir şey hiç te kolay değildir ve hiçbir şey çapaksız, pirupak bir hattın üzerinden ilerlememektedir. kesin bilgi. bugün bunun gibi pek çok farklı seslenişi yeniden idrak ediyor, aklımızın bir köşesine not ediyoruz. hınçlarla yapılan ayrıştırmaların hepimizi hangi kör karanlıklarda tuttuğunu anladığımızdan bu yana yeni yollar arıyoruz. yavaş yavaş. sorgular bu dönüşümün başlangıcıdır elbette. kimi basit görünen, öyle bellenen şeylerin ne kadar hayati olduğunu idrak ediyoruz, öğreniyoruz. eli satırlılara müsammaha, bir çok saldırıya münferit, şunları da fazla kurcalamayın günlerinin artık tükendiğinin farkındayız. buradayız öğreniyoruz.

devlet tanımının tıpkı bir makine gibi, mekanik ama sabık illa ki tın tın teneke bir vicdansızlık mekanizması olduğunu henüz insanlıktan nasiplenmediğini görüyoruz, öğreniyoruz. muktedirin kırıp döktüğünü, yakıp yıktığını, ezip geçtiğinin ortasında yaşamak kolay değil ama çabalanmak şimdi değilse ne zamandır sorgusunda buluyoruz hep birlikte, bir arada. bunların ve daha fazlasının peşinde ilerliyoruz vesselam. bilindikliğinden emin olduğumuz nice vechede her şeyi yeniden öğreniyoruz. tahammüllerin teammüllerle çarpıştırıldığı bir yerde kıyamların ne kadar fenalık taşıdığını biliyoruz. sadece dün değil, sadece lice'den değil sadece reyhanlı'dan değil ve sadece roboski'den değil zaman aşımı mevhumuna terk edilmek istenen sivas madımak kıyamından ta o zamandan, ta dersim'den, ta 1915'den bu yana yükleniyoruz. vehametin getirdiğinin, anlamıyoruz derdiniz nedir teranelerinin, üç maymunluğun hayatlarımızı gasp ettiğini, yıktığını, buna yol verdiğini hiç ama hiç unutmuyoruz. hemen hiç unutmuyoruz . unutmayacağız da.. [07.07.2013 23:45]

>>>>>Bildirgeç
Gezi'yi Tepeleyen Demokratlar  - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos*

 Gezi olaylarında Türkiye çapında sokağa çıkan veya tencere-tava çalarak, su yardımı yaparak, kapılarını açarak lojistik ve moral destek veren kitlenin sosyolojik özelliklerine baktığımızda ‘karışık’ bir kitleden bahsedebiliriz. Yani, bu kitleyi meslek, gelir düzeyi, eğitim durumu, kültürel sermaye, siyasi görüş ve katılım motivasyonu gibi ölçütler temelinde analiz ettiğinizde, belli parametrelerde belli eğilimler olmakla birlikte, ortaya homojen olmayan, parçalı bir görüntü ortaya çıkıyor. Tabii, bütün parçalar aynı yüzdelik dilimlerle temsil edilmiyordur ama sonuç olarak elimizdekini bir sınıf veya siyasi fraksiyon hareketi olarak tanımlamak pek mümkün değil.

Buna rağmen, hâlâ, Gezi’yi “seçime, sandığa, parlamenter demokrasiye karşı, hükümeti yasadışı yollardan devirmek amacında veya amacı bu olanların oyununa gelmiş bir grup insan”a indirgeyen nafile yazılar okuyoruz. Bunlardan biri de, askerin darbe yapabileceği endişesini koruyan ama iktidarın demokrasi için oluşturduğu riskler açısından rahata ermiş genç sivil Yıldıray Oğur’dan geldi. Sapla samanın karışık biçimde bolca bulunduğu yazının (ki içinde olmayan tek şey, bu süreçte Başbakan’ın ve hükümetinin sözleri ve yaptıkları; zannedersin onlar sürecin pasif mağdurları) bir iddiası, Gezi’ye hâkim motifin TGB, Türk Solu çizgisi olduğu, harekete destek verenlerin de bunlarla “yan yana düştüğü”ydü. Harekete dair bu tespit zaten şüpheli ama bunu bir saniye kenara bırakıp soralım: Gezi hareketine destek verenler TGB ve Türk Solu ile yan yana düştü de, vermeyen Yıldıray Oğur kimlerle yan yana düştü? Bildiğin galiz küfürleri yazı diye yazan Hasan Karakaya’yla, zamanında Hrant’ın katline övgüler düzmüş, şimde de Gezi hareketi katılımcılarına “siyonist, gavur, komünist” diye aklınca hakaret eden ‘şarkı’ yazmış İsmail Türüt’le... Yanlış anlaşılmasın, ben Oğur’un Türüt’le aynı meşrepten olduğu veya aynı düşündüğü kanaatinde değilim (en azından şimdilik). Peki nasıl oluyor da Oğur, Gezi’de birlikte yaşam kültürüne, demokrasiye katkıda bulunabilecek önemli unsur ve motifler olduğunu, dolayısıyla bir çırpıda harcanmaması gerektiğini söyleyen herkesi TGB ve Türk Solu’yla aynı torbaya koyup sallamakta bir beis görmüyor?

Kiminle yan yana düştüğünüz hepten önemsiz değildir ama daha önemli olan, ilkelerinizdir. Siz o ilkelere sadık kalarak ilerlediğiniz zaman kiminle yan yana düştüğünüz konjonktüreldir, dolayısıyla geçicidir. Bir bakarsınız yanınızda Tük Solu (yine de evlerden ırak!) var, bir bakarsınız Yıldıray Oğur. Aslında ilkelerinize sadık kalırsanız siz hiçbir yere ‘düşmezsiniz’, birileri size yaklaşır veya sizden uzaklaşır. Kaldı ki, gerekli zihni, ahlaki ve duygusal birikime sahip olanlar kendi ‘doğrularını’ savunurken konjonktürel olarak yakınlaştıkları ‘yanlış’ grup ve kişilerle de aynı anda mücadele edebilirler. Yani, bir yandan Gezi hareketinin potansiyelini savunurken, bir yandan da Oğur gibilerinin Gezi hareketini onun şahsında sembolleştirmeye çalıştığı (en rezil örnek en kolay hedeftir) ama aslında kendi yarattığı hayali, komik tiplemelerin gerçek ama acıklı parodisinden başka bir şey olmayan Levent Kırca gibilerine “Hadi oradan” demeyi bilirler.

Ne safım, ne de romantik. Gezi bize ‘yeryüzü cennetinin kapılarını açacak anahtar’ değil. Ayrıca, Gezi’nin çekirdek değil ama geniş kitlesinin içinde Kemalist ulusalcılar, sol görünümlü gerici gruplar veya Kemalizm’i köstekli saat gibi babasından otomatik bir varoluş hali olarak devralmış, dolayısıyla olaylara başka bir siyasi fikirle müdahil olma bilgi ve pratiğinden yoksun kalabalıklar vardır. Gezi’nin yükselttiği enerjiyi, ulusalcılığın ya da CHP’nin değirmenine (bence beyhude çaba) taşımaya çalışacak olanlar da olacaktır (gerçi Alparslan’ı rol model ilan eden, Kuvayı Milliye’den, düşmanı denize dökmekten bahseden bir başbakan varken ulusalcılara ne hacet). Öte yandan, Gezi’de cumhuriyet tarihi açısından farklı ve yeni olan ise (kronolojik olarak Osmanlı’ya denk düşen İkinci Meşrutiyet - Gezi kıyaslaması başka yazıya), kültürel ve sair farklılıkların yan yana durabilme, birbirini anlama ve birbirine saygı duyma irade ve çabasının sokağa ve dolayısıyla bilinçlere bu kadar net biçimde yansımasıdır.

Peki, böyle bir manzara karşısında kendine özgürlükçü, demokrat diyen biri ne yapar? Gezi’deki bu çoğulcu, demokratik damarın tekçi-milliyetçi anlayış karşısında güçlenmesi için çalışmaz mı? Gel gör ki, Gezi’nin özgürlükçü potansiyeli üzerinde tepinen ‘demokrat’ yazarlar var. Ne yaman çelişkidir ki, özgürlükçü demokratlık iddiasında olan kimileri istiyorlar ki Kemalist-ulusalcı damar Gezi ruhuna hâkim olsun ve de başka bir şey çıkmasın oradan. Bu olursa rahatlayacaklar. Onun için, çözüm sürecine karşı olduğunu iddia ettikleri Gezicilerin Lice’ye sahip çıkması, Gezi’nin Lice’yle kesiştiği durakta ulusalcıların trenden inmesi (tabii ki inecekler, inmeseler ulusalcı olmazlardı) işlerini zorlaştırıyor. Bir de ‘analizci demokratlar’ var. Bakalım Gezi’de hangi dinamik galebe çalacak diye kolları kavuşturup izlemek veya hareketin alacağı olası şekiller üzerine, antilopların Afrika ovalarındaki göç yollarından bahseder gibi, ‘dışarıdan’ ahkâm kesmek midir demokratlık, özgürlükçülük? Yoksa, insanların siyasi algılarının açıldığı böyle bir anda sözle ve eylemle müdahil olmak, var olma hakkı eşitliğini nasıl bir gıdım daha ileri götürürüz diye kafa yormak mıdır? Verilmesi gereken bir kavgayı verirken yenilmek, hiçbir şey yapmadan sonunda ‘haklı çıkmak’tan evladır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Ohannes KILIÇDAĞI'nın Agos Gazetesi'nde kaleme aldığı Gezi'yi Tepeleyen Demokratlar başlıklı makalesi de bu menzilin tamı tamına tamamlayıcısı, paylaşmaya çalıştıklarımızın devamlılığında okunmasını salık vereceğimiz tespitleriyle önemli bir paylaşım. Makalenin içeriğinde sözümüzde, meramımızda anlattıklarımızın az ötesinde neyin ve neden sorusunda gezi konusundaki ısrarlarımızın tespitlerine dair göndermelerin altını defaatle çiziyoruz. KILIÇDAĞI ve Agos Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Red! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Diren Karadeniz..! - Apolas LERMİ - Murat ÇORAK - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Gerçekler - Tumblr
Polis'i Tanı - Emir Eri!
DirenFail - Tumblr
Gezi Postası - Neşriyat #occupygezi
Park Hareketi
A Digital Collection Of Gezi Park Articles via Readlists.com
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
6 Temmuz 2013 Basın Açıklaması - Taksim Dayanışması
Gezi’yi Tepeleyen Demokratlar - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Direnen Rüya - Bülent USTA - Birgün
Bugün, Gezi Parkındaydım, Ne Sen Bunun Farkındaydın, Ne De Polis Farkında!.. - Yusuf NAZIM - YN' Blog
Gezi Parkı Direnişi ve Türklük - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Dersim Gazetesi
Gezi İçin Broşür - Örgüt mü lensek? - Gezi Broşür
Ustaların Ustası ve Tarihî Karşılaşma - Erselan AKTAN - Bir + Bir
Demokrasilerde Çare Tükenmez - Sevan NİŞANYAN - Güncel Yazılar
Abbasağa Forumu'nda Abdullah Cömert'in Ağabeyi Konuşuyor - Çapul TV
Abdullah Cömert'in Otopsi Raporu: Ateşli Silah... - soL
Ethem Velev Ki Teröristti! - Selami İNCE - Birgün
Direniş, Yalan ve Hakikat - Fatih YAŞLI - Yurt
Turkish Police Fire Teargas, Water Cannon To Disperse Gezi Park Protesters - RT News
Palamilitarizm - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Direniş Notları (8) Palalıya… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
6 Temmuz Cumartesi... Taksim - BBC Türkçe
6 Temmuz Cumartesi... Taksim - ETHA
Police Barricade Istanbul's Main Square After Demonstrators Call For Gathering - Ivan WATSON & Gul TUYSUZ - CNN
Korkak Çocuklar Nasıl Oldu Da Sokağa Döküldük? - Nazlı DOĞUOĞLU - Bianet
Gezi Park: Whose History Is Erdogan Respecting? - Vicken CHETERIAN - Le Monde Diplomatique
Պայքարը Ներսէն. «Նոր Զարթօնք»ը Կը Խօսի Սփիւռքին - ԱՐԱԶ ԳՈՃԱՅԵԱՆ - Asbarez
The Gezi Diaries: Can We Still Call Turkey Civilized? - Claire BERLINSKI - The Tower
Sırrı Süreyya'dan HDK'ye 'Gezi' Eleştirisi - Aykırı Doğrular
Forum: Gezi Direnişi, Çözüm Süreci ve Türkiye’nin Demokratik Geleceği - Nor Zartonk
Mahkemede Zafer Gezi Direnişi’nin: AKP’nin Bütün Taksim Projeleri Esastan İptal Edildi - Sendika.org
Mesele Rantsa Ecdat Teferruattır - Yaşar Adnan ADANALI - Evrensel
Ötekilerin Postası’na Kimler, Neden Saldırır? - Volkan DAĞYELİ - Başkaldıran Notlar
Eylem Karadağ Tacizi ve İftirayı Teşhir Etti, Suç Duyurusunda Bulundu - Sendika / Halkevleri
Beşiktaş İskelesine Dokunma! - Viral Mecmua
Gezi Park Protests Resonate In Turkish Academe - Aslı IGSIZ - Chronicle
Benim Çocuğum - Sema YAKAR - Vogue.com.tr
İTÜ Meclisi YÖK Başkanı Çetinsaya'yı Karşılıyor! - Muhalefet.org
Eskiden Ablamdı Şimdi Bebeğim Oldu - A. ARMAN - Hürriyet Pazar
Beşiktaş Tribününün “Yılmaz Güney”i: Optik Mehmet - Cem SEMERCİOĞLU - Bir + Bir
Polisten 190 Sayfalık İki Gezi Fezlekesi - Posta.com.tr
Meğer Kimlerle Yan Yana Durmuşuz - Rober KOPTAŞ - Agos
Akıllarına Gelmedi Ben Hatırlatayım - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Turks Question Police Use Of Force During Protests - James REYNOLDS & Zeynep ERDİM - BBC News
Résistance, Technologie Et Activisme : #Occupygezi - Dr. Ozgur UÇKAN, Seda GÜRSES, Grégoire POUGET et Okhin - La Cantine
RedHack - Standart FM Sohbeti - Youtube
Standart FM'deki #RedHack Konuşmasının Metni - via @ozuckan
RedHack Kendilerine Yöneltilen Suçlamalara Cevap Verdi via Facebook
RedHack'ten Diyanet'e Gece Yarısı Operasyonu - Medyatava
Turkish Finance Ministry Office Hacked , 2006-2010 Incoming & Outgoing Data Leaked By Anonymous - Hack Read
When Big Protests Happen To Good Economies - David ROSENBERG - Ha'Aretz
Meanwhile, In Brazil - Maryam Monalisa GHARAVI - The New Inquiry
Saçılmış Bir Nar… - Mehmet Sait AYDIN - Büyükkeyif.com
Hani Nerede Yüreklerimizin Yarısı? Nerede Kaldılar? - Sibel YERDENİZ - T24
Sivas'ı Unutma! - Açık Dergi - Açık Radyo
‘Devlet Kundaktaki Bebelere Bile Yaşam Hakkı Tanımadı' - ANF
Katliam Tarihinden Bir Sayfa “Çorum Katliamı” - Siempre - Yola Koyul
Ekoloji Kooperatifleri - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Ben Maritsa Küçük Her Şeyi Duyuyor Görüyorum - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Hem Görünür Hem Görünmez: Trans Erkekler - İpek İZCİ - Radikal.com.tr
Gazeteciliğin, Medyanın Hazin Ve De Acıklı Halleri Üzerine… - Hasan CEMAL - T24
Darbeye Karşı Olmak - Ayhan BİLGEN - Emek Dünyası
Why The Western Media Are Getting Egypt Wrong - Khaled SHAALAN - Jadaliyya
Mısır’da Darbe ve Devrim Üzerine Birkaç Not… - Foti BENLİSOY - FB' Tumblr
Erhal! (Defol!) - Tolga BİLENER - Viral Mecmua
Özgür Uçkan: Mısırlılar Darbeyi Değil Mursi'nin Gitmesini Kutluyor, Ordunun Gitmesini De Kutlayacaklar - ETHA - Başka Haber
Mursi Kitlesel Protestolara Rağmen İktidarda Kalmaya Yemin Etti - Johannes STERN - Toplumsal Eşitlik
Mısır'da Yaşananlara Dair - Hüsnü MAHALLİ - Vagus.TV
Zoka… Sandık… Sanduka… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Obsessed With Turkish Models In Egypt - Hesham SALLAM - Jadaliyya
Polis Emrah Barlak ve Kardeşine 9 Kurşun Sıktı, Mahkemede:"Ayağım Kaydı, Silahım İradem Dışında Patladı Suçsuzum" Diyor - Uluslararası Baran Tursun Vakfı
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni Bir Yarın - Taner AKÇAM - Taraf
Barış Olacaksa 70 Karakol Niye? - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
AKP Çözümden Vazgeçebilir Mi? - İrfan AKTAN - Bir + Bir
Mazlum-Der: Uyuşturucu İddiaları Gerçek Dışı; Köylülerin Üzerine Kasıtlı Olarak Ateş Açıldı - Fikir Zamanı
Kalıcı Barış Ve Egolarımız - Mehmet KARABAŞ - Diyarbakır Olay
Dış mekan… Sevgi seli… Karakol… - Deniz SAL - Solukbeniz
ah plastik - o. - palaspandıras fanzin
İş Güvenliği Kanunu'nun Uygulamasına Erteleme - Dünya Bülteni
“Milas-Güllük’te Hayatını Kaybeden 7 İşçi Kardeşimiz için Yürüyüş ve 20. Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne Davet” - Emek ve Adalet
Milli Eğitim Yine Sil Baştan! - Faklı Bakış
60-66 Aylık Çocuklar Okumayı Sökemedi - Bianet
Darphane 8 Temmuz'da Greve Çıkıyor - RSFM
Noam Chomsky Thinks Slavoj Žižek Is Full Of Shit - Dangerous Minds
Kafka Olmanın İmkânsızlığı - İsmail GEZGİN - Edebiyat Haber

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
img_0160 abdülkadir akkuş via flickr

>>>>>Poemé
Kılıç Artığı Poe-tik-ler - A. Hicri İZGÖREN


I
Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir

Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir

II
Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir

Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir

III
Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği

O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir

IV
Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni

Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini


V
Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin

De ki
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir

VI
Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper

Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir

VII
Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri

Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir

VIII
Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor

O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin



IX
Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili

Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir


X
Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim

İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz

kaynakça: şiir.gen.tr

No comments: