Monday, July 15, 2013

Deuss Ex Machina # 457 - in response to no one

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_457_--_in response to no one

08 Temmuz 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Lussuria - American Babylon (Hospital Productions)
2. Lussuria - Mondo Narcotico (Hospital Productions)
3. Qluster - Erato (Bureau B)
4. Qluster - Terpsichore (Bureau B)
5. Jan Jelinek & Masayoshi Fujita - Live At AvantJazz, Barcelona 2012 (Faitiche)
6. Jan Jelinek & Masayoshi Fujita - Live At Frameworks, Munich 2012 (Faitiche)
7. Föllakzoid - 9 (Psychic Ills Remix) (Sacred Bones Records)
8. Föllakzoid - Trees (Moon Duo Remix) (Sacred Bones Records)
9. Replikas - Kyzyl (Ada Müzik)
10. Replikas - Ljubljana (Ada Müzik)

in response to no one
(457)

tarif edilmeye çalışılan sürekli biçimi üzerinde konuşulagelen, ha'bire söz sarf edilen, gel gelelim bakıp görelim hemen hiçbir düzgün (yalın tabirle) hamlenin gerçekleştirilmediği tam aksine dediğim dedik çaldığım düdük kabilinden geçiştirmelerle günün kurtarılmaya çalışıldığı bir ahvalde anti-demokratik olan her ne varsa içinden geçip gittiğimiz bu direniş günlerinde halen korunaklılığını muhafaza etmeye devam ediyor. bir çıkarsama ya da laf ola beri gele kabilinden bir tespit değil az yukarıda söylenegeldiklerimiz. bir avaz sokağın bir köşesinden taksim meydanı'na varasıya, oradan gezi parkı'na paldır küldür rantsal bölüşüm çaba ve süreğenliğinde bir dolu karar hepimiz uyurken, hepimiz başka şeylerle meşgul edilmişken, bir çoğumuz şiddet denen şeyin devletin kolluk kuvveti elinden çıkan hadsiz, hudutsuz örnekleriyle hemhal olmaktan gayrısına mazhar olmamışken atfedilenlerle yapılıp edilenler arasındaki pergelin açıklığına bildirimdir.

açı mütemadiyen eşikleri parçalarken acılar da bir o kadar tavizsiz bir biçimde ayrışmazımız haline tastamam ulaşmışken kentin, kentlerimizin delik deşikliği, aynen demokrasi dersinde çakmaya devam eden devletimizin halinin, kendince istikrarının tamamlayıcısıdır. bir seferde duyurucusudur. malumu ilam edendir. orta yerde kestirmeden gireceksek anti-demokratiklik tezahürünü bütün pratiklerin alenen, medyaları aracılığıyla coşkulu bir biçimde sunumlandırıldığından dem vurabiliriz. her şeyi söylemekten kaçınmayan! ayarları artık komple bozulmuş bir düzene sahip çıkmak adına elde kalan hangi bayatlamış argüman varsa pazartesi'nden başlayıp pazar'a kadar bir dolu teranenin, yaftalamanın arasında enikonu, düzayak nefessiz kalış diri bir neticedir. basbayağı halimizin mealidir.

gündemi kendi elleriyle şekillendirmek kadüklüğü yerine belki ilk defa halkın gündem oluşturması karşısında bunca afallayan artık ne yapacağını bilmeyen muktedirliğin, o tahakküm vesikalarının refakatinde olan bitenleredir sözümüz. demokrasi vardır onun da en iyi içini biz boşaltırız. laf vardır onu da en iyi biz kullanırız. bir de ben ben ben klişesi üzerinden ilerleyen nasıl bir bakışsa ve her nereden görülüyorsa oldukça acı verici bir biçimde ümitvar günlerden geçiyoruz sayıklamasının yazı akara baka baka söylenip bunun da savunulageldiği günlerden geçiyoruz. "gençlerin ölmediği, ana ve babaların gözyaşı dökmediği, herkesin umutla geleceğe baktığı güzel bir süreçten geçiyoruz." misalinde olduğu gibi, gibi...

ya da müsiad'ın iftar davetinde söylenenler: "taksim'de felan filan gelip şiddet estirenler olabilir yoksa bunlara üzüldünüz mü? sakın üzülmeyin. kimin kim olduğu ortaya çıktı. geldiler, geçtiler, gittiler" başvezirin dağarcığında empati kurmanın değil halen hırsın el üstünde tutulduğunu gösteregelen ve kayıt altına alınmış nüvelerinden sadece bir kesit bile ne demek istediğimizi cismanileştirecektir. hakkaniyet dediğimiz şeyin halka kulak vermektense ranta kapitale göbekten bağlanmak olduğuna biat edenlerin sofralarında nelerin geçer akçe olduğunu duyumsatan bir ibretlik vesika. sözümona demokratikleşme zemininde süreçlerden süreç beğendirilirken, her lafın arasından bunlar da darbeci etiketi artık saklısı olmadan seslendirilirken biz yaşayanlar, o zulme tanık olanların dillendireceklerinin önemi bir kere daha ortaya çıkmaktadır.

gelip, geçip, gitmediğimizi, aklımızın halen gezi parkı'ndan başlayarak istanbul'un hemen her yerini bir avm haline dönüştürme gayretine ne var canım parasıyla değil mi diyerek tarihi binaların peşkeş çekilmesine, üçüncü köprünün temellerinin geçeceği rivayet olunan alandaki hesap hatasının yüzbinlerce ağacın kesilmesine başkası, başkalarına yol verdiğini idrakına ulaştığımızdan bu yana günler böyle rotasını çizmektedir. başka nasıl olsun ki?. anlatmaya çalıştıklarımız hepimizin gözleri önünde bi'fiil yangından mal kaçırıcasına şehrin alt üst edilmesi değildir. sadece bundan ibaret değildir. istanbul'dan başlayarak, amed'e, dersim'e, izmir'den ankara'ya, eskişehir'den trabzon'a ülkenin herhangi bir noktasında sadece tek bir alan, tek bir sabitliğe değil bütüne, hepsinde kurumsal korunaklılık muhafazası etrafından şekillendirilen zapturapt altına almaların, oraya avm, şuraya hes dikelim, buradaki ormanı kıyalım, şuradaki ermeni mahallesini talan edelim, beriki tarihi parkı dümdüz edelim, yapacağız olacak elbet ruhunun ta kendisine bilakis kendisine karşı bir illalallahtır.

gelip, geçip, gitmeyeceğimiz. katledilen, kaybettirilen, herkesin artık isimlerini bildiğini tahmin ettiğimiz ayvalıtaş, cömert, sarısülük, yıldırım, korkmaz, tuna, eryaşar, önder, sarı o insanlara karşı borcumuzun bu ülkede artık nefes almak karar anlarında yangından mal kaçırır gibi geceyarılarının beklenmediği nihayetinde halkın fikrinin artık alınılmasının ön koşul ve bir zaruriyet ya da lütuf olmadığını duyumsatabilmektir gelip, geçip gitmediğimiz şiarında değinmek istediğimiz. bilindik tevatürlerin baskılamaların, tehdit unsurlarının devletin resmisi olan, oluşturan kolluk kuvvetleri, laci takımlı zevatından o vesayetin yolcusu olmayı belki bundan ekmek çıkar diye bekleyeduran palalı, beyzbol sopalı vs. ile ortalara salınıveren paramiliter sözde esnafların ağız birliği etmişçesine ortalıklarda sergiledikleri şiddet örneklemelerine karşı bir dur diyebilmek içindir gelip geçip gitmediğimiz.

inadımız kentin en işlek caddelerini zaptederek bir şeyleri izaha kavuşturmak izansızlık makamından topyekün bilindik tahakkümü devam ettireceğiz, ya öyle yaşayacaksınız, ya da canınıza kast edeceğiz fermanına karşıdır. hayat hakkımız, düşünce özgürlüğümüz, her kim ya da ne olursak, neye ve nasıl şekillerde inanıyorsak, nasıl bellediysek öyle yaşayabilmek için bir imdir. duruştur. bu kadar kısa ve nettir. bozguna uğratacağım diye çok sevdikleri sözlerle durmaksızın onlar da oralarda bulunmasaydıları, devlete karşı çıkılmazların o bildik baklaların esasen ne demek olduğunun tam olarak neye tekabül ettiğini izah edebilmek içindir haziran ayından bu yana devam etmekte olan direniş sürecinde gördüklerimiz.

on iki eylül günlerinde vuku bulanların, benzeri olarak gözaltıların gerçekleştirildiği, durmaksızın korku dağlarının yükseltilmesine çabalanıldığı, yaralananların bulundukları hastanelerde baskıların artmasından polisler militerler veya yetkili olarak ortalıklarda salınanların olduğuna dair bir tanıklıktır bu uzun zamanda deneyimlediğimiz. şu iki satır arasında bir kere daha yinelemek istediğimiz. her gün başka bir şehrin başkaca bir kentin sağlı sollu gaspı, talanı söz konusu edilirken, bütün bu tahakküm süreğenlik olarak güncelliği kapsarken pek de gurur duyulacak şeyler yapılmadığını ifşaa edebilmek içindir direniş dediğimiz seslenişler ve ötesi.

birbirimizin kelamlarında başkalarının duyumsamadıklarını, önemsemediklerini bir kaldırım köşesinde, bir barikatın ardında, bir meskenin yok oluşundan hemen öncesinde, bir taaruz olarak kendini sürekli meşrulaştırmaya çalışan uzun mesaili polislerimizin! destansı! saldırılarından önce zikretmeye, avaz avaz duyurmaya çabalanıyoruz. net bilgi. gelip, geçip gittiler diye kestirmeden yok saymaların, fezleke diyerek ne var ne yok her şeyi birbirine bağlantılandırıp bunlar terörist işte savının, yine aynı pilavın kaşıklatılması çabasının kıyısında her şey yeniden başlıyor. her şey yeniden menzilimize giriyor. dinlediğimiz kelamların, birbirimizi duyumsadığımız ilk andan bu yana süregiden koşturmaca dahilinde her kaybın, her zulmün, her dayatımın karşısında sözü ortaklaştırabilmek için geldik o meydanlara ve hayır gitmiyoruz. gitmeyeceğiz.

bilindik tasvirlerin, ekranlardan atfedilmeyen ancak çabalanmaya öğrenilebilecek vehametlerin kimlerin elinden sergilendiğinin ifşaasında anlatacaklarımız var hala diye sokaklarda bulunduğumuz anlaşılıp, kararın halka verilmesine kadar sürecek bir devinim, gelişim. çünkü sıfatlarını bu ülkeyi yönetenler olarak addedenlerin yapıp ettiklerinden biz halklar az çekmedik ve bir daha da çekmek, o kör kuyulara çekilmek artık istemiyoruz, kesin ve net bilgi. biraraya geldiğimizden bu yana, 31 mayıs tarihinden bu yana geçen süreçte asgari müştereğin, hayatı öncelikli kılan şeylerin nasıl birer ikişer dönüştüğünü gördükten sonra bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır zaman.. gelecek.

düşünelim.bir solukta, bir nefeste, bir avazda yönlendirilen, yönü, rotası belirginleştirilen, durmaksızın sözümona jestler yapılıyor her yer güzelleştiriliyor, mesajlar mı ivedilikle alınıyor demokrasi zaten böyle güzel şöyle mutebe diye dillendirilirken, her yöne bol keseden akıl fikir dağıtılırken, pot üstüne pot kırılan, gaf üstüne gaf dikilen lafazanlıktan hataların neden kaynaklanıp nasıl vehamete yol verdiği nedense hiç kafa yorulmayan bir mevhumda günün getirdikleri anlamın peşinde nasıl koşulmayacağının ve nasıl halktan bir haber kalındığını örneklemektedir. muktedir sahip çıkageldiği devlet aklıyla, kendisince yorumladığı vesayetçiliği ile nasıl hayatı mütemadiyen darlamaktadır, bunu aralıksız sürdürmektedir bunu yinelerken tüm bu olan biteni teyitleyen bir görüngü hasıl olmaktadır.

her koşul ve şart altında tekçil, tek bir doğrudan geri kalan her şeyin hem teferruat hem de kem gözlü nazar değdiren hain işi olarak resmedilmesinin vehametidir teyitlenen. bir kez daha. muteber olanınsa caka satıp, günü kurtarmak için uydur kaydır çevrecinin daniskasıyım çıkışından, camilerde şunu ve bunu yaptılar söylemine, esnafımın işini kesiyorlar şarlamasından her yeri peşkeş çekilirken geçmişle sözümona hesaplaşılırken! efsanelerin inci gibi dizilmesine kadar uluorta tekrarlanmaktan, bunlardan nemalanmaktan, satacak lobi bulamayınca içimizdeki olağan hainlere işin ihale edip, değme saçmalıklara sığınılmasıdır. anlamamazlığınsa nasıl bir şey olduğunu ifşa edendir. sözünü savunanın, hakkına sahip çıkanın kelamının geçersizliği, boşa çıkartılması için ortaya atılan fasaryaların, bir örnek tekrarlamaların birbirinden zerrece farkı bulunmayan, itham klişelerinin yine yeniden devreye sokulmasıdır. iktibas olunup duran.

yaşadığımız gün içinde icraatın bile şaka haline dönüştürülebileceğini, gerektiğinde geri çekilip, gerektiğinde tekrardan ileriye sürülüp tüm demokrasi beklentisi ve tahayyüllere karşı olabildiğince nemrut kalınmasıdır şimdilerde karşılaştığımız. gezi parkı, hemen pek çok yerde olduğu gibi açılıp kapanabilir bir meselenin mekanıdır. olağanüstü hal istanbul'un semalarında eylenecekse onun da mekanlarından birisi olduğunun kanıtlarındandır. açmak ve kapatmak. değme zihni sinir pratiklerine taş çıkartacak vehim sözcük ve talimatlarla yönlendirilebilecek v kontrol altında tutulabilecek bir seçenek olsarak değerlendirilmesinedir.

vehametin ardı ardına çocuklara bunca sıklıkla ve handiyse aralıksız bir biçimde tahakküm, baskılamanın, şiddetin o hep aşina olduğumuz korkuları bir kez daha cana kastederek teyitlemesi, bunun faktörlerinden birisi hınçtır ve lincin normalleştirilmesidir. devlet dersinde hala hizaya çekmelerin, had bildirimlerinin, hemen hiç kesintiye uğratılmaksızın çevreci veya marjinal (o muktedir sözlerinde yansıyan herhangi bir ayrıştırıcı tanım) her kimsek ağzımızın, sözümüzün karşılığını bulacağımızın dillendirilmesidir mevzu ettiğimiz. gün hepten griye çalıp duruyor işte devletin sunageldiklerini, bu vaatleri, koşulsuz şartsız dayatımları söz konusuyken bir de dakikasında bitiveren eyvallahçılığı gördükten sonra budur sözümüz. tahammülün aslında ne kadar düşük seviyelere sabit, mimlendiği ortaya çıkmaktadır bir kez daha.

sadece geçtiğimiz pazartesi gecesi on yedi yaşındaki mustafa ali tombul'a yapılanlar, berkin ve lobna'ya reva görülenler, öncesine ve sonrasına ekleyebileceğimiz nicesinde tek kalemde hafızaya yerleşenlerin tamamı, hani hepsi hiç mi bir şey anlatmamış hiç mi? ali ismail'in aramızdan alınması ve o sırada olup bitenler bu devlet mekanizmasının halkına hayatı neylediğinin has vesikası da mı bir şey anlatamamıştır? hiç mi? utancın, vahim olanın gencecik insanların gencecik insanların öldürülmelerinin, yaralanmalarının, şiddete maruz kalmalarının basit birer istatistik haline indirgenmesi, ağır kayıplar ve şiddet sarmalının sorumlularının görünmez ellerinin birden devreye sokularak her şeyin üzerinin örtülmesi gayretini, o ayıbı ne yana koymalıyız? hangi yana?

devlet denilen yapının, bileşenlerinin onun dediğini, söylediğini ikiletmeyen mangalarının yapıp ettikleri, halen ankara, halen amed, halen tarlabaşı, halen antakya vd. reva gördüklerinin cana kastediş ve özgürlüğe mani olmak olduğunun, hedef gözetilerek korkuyu tastamam eksiksiz bina etme gayretlerinin toplamını bunca kesintisizliğini ne yana koymalıyız hangi yana? şiddetin böylesine orantısız bir biçimde yükseltilmesini ne yana? sancılandığımız, dert ettiğimiz hayatların  nefes aldığımız yerlerin, bedenlerimiz de dahil bu kadar kolayca işgal edilmesi, kıyamın halen mümkünatlar dahilinde bir seçenek bellenmesinedir. yöneten katındakilerin bundan en ufak bir hicap duyup seslerini çıkartmamasına, özür dilememelerine sorumluluklarının hesabını vermemelerindeki ısrarcılıklarına dair bir isyandır.

yaşadığımız yerin giderek daha fazla özgürlüklerin kısıtlandırıldığı bir yer olduğuna dair tespitler ortak ve müşterek meramımızdır. adı konulmayan madem ses ettiler, madem şunu yaptılar, madem sokağa çıktılar cezaları da o kadar ağır olacaktır çıkışlarının tümüne isyandır. birlikte, hayatın pek de bize hiç anlatılmayan yönlerinde, devletin uzanamadığı, aklının bir türlü tahakküm kuramadığı bir yerde şimdi'de kıyamların, hadsizliklerin, sabah akşam ağız paylamalarının, aşağılamaların hesabı ne olacaktır? nasıl bütün bu yalanlardan kurtulunacaktır ey devletlu!. hesap vermek diye bir bahis bu ülkede geçersiz bir türetme midir? antakya'da, ankara'da, fırsat olduğunda istanbul semalarında pek de kameraların girmediği yerler dahilinde yapılan, organize polis şiddetine, izmir'den, eskişehir'den, tophane'den sonra kocamustafapaşa'da da kendini gösteren sopalı paramiliterlerin eylediklerini ne yana koymalıyız.

her nasıl koşullarda yaşar yaşamakta olduğumuzu anlamlı bir nüve haline dönüştüren, sorgulamaları elzem hale dönüştüren bu orantısızlığın, zapturapt ikliminin daimiliği bizi ne hallere koyacaktır? hiç düşündünüz mü? sandık için en büyük meydandır cümlesini, kalıcılığı artık tescillenmiş bir demokrasi ayıbı olan seçim barajı maskaralığının refakatinde, bunlar nasıl olsa unuturlar bir iki gün sonra bahsiyle türetilen akıl tutulması sözler karşısında layık olduğumuzun bu olmadığını idrak etmek ne zamandır? sayısı sürekli artan can kayıpları söz konusuyken, şiddet halen kol gezerken huzurlu günlerden geçiyoruz cümlesindeki huzur nedir? anlamlandırabiliyor tam ve eksiksiz karşılığını bulabiliyor musunuz?

hakkaniyetsizlik ile bol keseden atıp tutmaların öncelikli sorunlarımızın hiçbirini çözümlemeyeceği bugün yine teyit olunandır. bir kez daha artık bilinesidir. can pazarları yaşatılırken basabayağı çok yerde nasıl da ekranların penguen belgeseli gösterimlerindeki ısrarcılığın hakkaniyetten hiç birimizi alıkoymayacağını ikrar ediyoruz bir kere daha.dün istanbul'un sokakları evvelsinde ankara'nın, şimdi antakya'nın meydanları baskıcılığın, totalitarizmin karşısında sözü eylemle buluşturma direncini, felakete, hiddete ve seri kıyamlara alışkın o efsane ve destan yazar devletlu geleneğine karşı ve karşısında isyana durulduğuna tanık yazılıyoruz.

dün demokratikleşme bağlamında bu memleketin her yerinde atılıp tutulan vaatlerin, söz öbeklerinin nasıl patır patır döküldüğünü, bütün o makyajın altından bilip artık aşina olduğumuz zaman tüketmek gayreti olduğunun farkındayız, artık. hiçbiri değilse bunun artık bilincindeyiz yemiyoruz. tanımlamalardaki taciz ve iç boşaltma, direniş sürecindeki geniş yelpazeye, katılım ve dahasına karşı kem sözlerin henüz başlangıç arifesindeyiz. sözlerin kıymetini asıl şimdi anlıyoruz. muktedir tahakkümle elinden geleni yarına koymazken evet hal böyleyken hemen her şeyin yeniden başladığını asıl şimdi öğreniyoruz!. bütün bu süreçte tanımlar yerle yeksan ediliyor, birer ikişer az az değil basbayağı onar yüzer.

boş bulunan her dakika eylenenlerle, had bildirimleriyle, orantısız şiddetle vd. beraber nefes aldırmayacağız bahsi zikredilip duruluyor. artık alenen. uluorta. adrese teslim tekrardan. hayat bahsi ise hep pas geçilen olurken ayrışım ve zulmü övmeler, dile dolandırılan tekerlemeler ve daha pek çok öğeyle zikredilen biteviye ezberlerden medet umuluyor halen. asgariyi önemsemek bir yana çoğunluk kartına oynanıp, ses çıkartanlar azınlık olarak bildiriliyor. hedef gösteriliyor. muktedirin eziyeti, fecaati tükenmek nedir bilmezken fark ediyor musunuz? hakkaniyet, meşruiyet, hürriyet, adalet hak ve hukuk nasıl da ayaklar altına alınabiliyormuş kırkbeş gün sonra şimdi şu anda erebiliyor musunuz? muktedir yalanlarından fırsat bulunursa ülkede yetmiş üç millet nefes alabilir miyiz? hakkımızı talep edebilir miyiz? bu temenni rica değil, lütuf değil, gerçekten.. yalın.. yaşayabilir miyiz? sorgusundayız.. mücadelesindeyiz.. düşüncesindeyiz.. [15.07.2013 - 00:43]

>>>>>Bildirgeç
Hukuk Modeline Karşı - Ulus BAKER - Körotonmedya

Foucault hiçbir zaman yazmayı bir amaç olarak görmedi. Onu büyük bir yazar yapanın tam da bu olduğunu söyleyenler haklıdırlar. Onlar, Foucault'nun yirmibeş yılı aşkın bir zamana yayılan eserinin güzergahlarında şen bir bilimin yolaçtığı kahkahaları bastırmasız, özgürce ve sakınmaksızın savuranlar olabildiler: Foucault'nun öncesinde Spinoza ile Nietzsche'yi, sonrasında ise Deleuze'ü ve yeni bir düşünür kuşağım bu kahkaha içinde yakalıyoruz. Foucault önümüze ilahi bir cezalar komedyasını çıplak bir yemek gibi sürdüğünde bu kahkahaları tutabilecek olan ancak bir iktidarın müdahalesi, ölümcül susturma araçlarının devreye sokulması olabilirdi. Ama yine, bu aygıtların inanılmaz komikliği karşısında kahkahalarını tutabilene aşkolsun: Ondokuzuncu yüzyılın şu harika icatlarına bakın hele ~ çocuklar için mastürbasyonu engelleyici aygıtların garip şekillerine, sanatkarane inceliklerinin pek gizleyemediği iki yüzlü zarafetlerine şahit olun. Yetişkinleri kapatacak hapishanelerin dahiyane mimarilerine bakın. Kentimizin manzarasını bir zamanlar şenlendirmiş bu yapıların içinde gezerken, etraflarında dolaşırken, arşivlerini didiklerken her an karşınıza kahkahalarınızı tutamayacağınız görüntüler çıkabilir. Ve yine, ancak ceza, susturma ve ölüm hakkından gelir bu kahkahanın.

Cellatlar ise çok ender gülerler. Daha doğrusu, onlarınki aynı gülüş değildir. Ondokuzuncu yüzyıl sosyalisti Valles, dehşetin içinde bile baki kalacak bitimsiz bir neşeyi, devrimcilere özgü bir neşeyi katillerin, cellatların korkunç neşesine karşı sürmüyor muydu? Nefretin ve dehşetin yeterince şiddetlenmesi gerekiyordu bu gülüşü hayatı hedefleyen, ona karşı olan düzeneklere karşı çevirebilmek, korkudan ve güçsüzlükten hayatı yıkmak, hapsetmek isteyen güçlere karşı dirence geçebilmek için. Bu, nefret edişten duyulan şu gizli, ikiyüzlü haz ve keyiften ne kadar da uzak!

Foucault büyük bir sevgiyle eserinin içine serpiştiriyordu şu dehşet verici, mide bulandırıcı tasvirleri: Damiens'e çektirilen büyük eziyet ve eziyetin karşılaştığı zorunlu, kaçınılmaz başarısızlıklar... Vebayla çarpılmış, ıssızlaşan kent ve karantina... Başka bir kenti kateden zincirli forsalar halkla söz alışverişindeyken... Ardından yepyeni bir ayrım, kapatma makinası: Hapishane, cezaevi, hücre arabası... "Cezalandırma sanatında yepyeni bir duyarlılık..." Hapishanenin Tarihi bir sanat eserinin duyarlığıyla keskin çözümlemenin kılı kırk yarıcı, zor takip edilebilir "etkilerini" aydınlatıyor... Sorun, bir resim ve optik sorunu olarak beliriyor: Eski, geleneksel cezaların kırmızı kırmızı üstünesi, yeni hapishanenin gri üstüne grisi... Çözümleme ve resim kolkola gitmektedir. İktidarın mikroskopik fiziği ve insan bedeninin siyasal bir kuşatılması... Sanki milimetrik bir haritanın üzerine yerleştirilen renkli tablolar...

Sosyalist düşüncenin tablolar oluşturma konusunda kendini mahkûm ettiği bilgiç, ukala ve bön bir estetik yetersizlik ise, kendini imgeden beklenen bir şiirsellikten dem vurmayı bir an bırakmayan kısırlıkla damgalıyor. Foucault'nun Marksizme karşı görünen tartışması ancak belli bir yeni toplumsal mücadeleler kuşağının fonu üzerinde anlaşılabilir: Çoğul solculukların imkanı... Topyekünleştirici ve merkezileştirici anlayışa karşı bu solculuklar iktidar sorusunu tepeden tırnağa kuramsal çerçevesiyle birlikte karşımıza diktiler. Foucault ile Defert'in öncülük ettikleri GIP (Hapishane Enformasyon Grubu) deneyimi 1971 ile 1973 yılları arasındaki neşeli faaliyetinin haklı çıkarıcı sonuçlarını 1975'te yayınlanan bu eserde bulmuştu: Grubun başarısızlığı eserin başarısının nedeniydi.

Amaç açıktı yeterince: Hapishaneler etrafında örülen kavganın, başka kavgalarla iletişime sokulması. Ve bunun verdiği büyük bir kuramsal eser. İşte bu kuramsal eserin dile getirdiği ilk cümleyle başlayalım: Nereye bakarsan bak, her şeyi 'hukuksal' terimlerle ele almaktan uzak dur! İlk bakışta "olumsuz" gibi görünen bu ilke, aslında Foucault'nun bütün eserinin gözelerini işleyen güçlü bir eleştiri silahı olarak beliriyor: Blanchot'yu takip ederek, yazarın ölümünü ve adsızlığı önerdiği zaman bile onun yazarın "hukuki" varoluşunu sorgulamaktan öteye bir şey yapmadığını biliyoruz: Kendi yazısının bir parçası olarak "yazarın adı" eğer ona bir "telif hakkı" bahşediyorsa, kapitalist dünyadaki burjuva kültürünün elinden sökülüp alınabilecek tek şey bu ad ile onun gönderdiği "cisim" değil midir? Foucault, birkaç sayfacıkta ve bir dizi Marksist postülanın hilafına, tüm eserini yönlendiren bu ilkenin zorunlu sonuçlarım sıralayıveriyor...

1. İktidarın bir mülk olduğu postülasına karşı... Buna göre, iktidar bir sınıfın ele geçirdiği, sahip çıktığı, fethettiği bir mülk gibidir, Foucault ise, iktidarın kaynaklandığı ya da aranacağı yerin asla bu olmadığını gösteriyor: O bir mülk ya da "bir sınıfın özelliği" değildir, tam aksine bir stratejidir. Uyandırdığı etkiler ve yol açtığı sonuçlar bir mülk edinme ilişkisini temellendirmezler. İktidarın işleyişi, konum alışlarla, manevralarla, taktiklerle, tekniklerle, düzeneklerle ve işlevlerle ilişkilidir daha çok: İktidara sahip olmak değil, onu icra etmek söz konusudur. Yönetici bir sınıfın edinilmiş, miras olarak devralınmış ya da fethedilmiş bir ayrıcalığı değildir iktidar. Stratejik konumların topyekün sonucu, etkisidir. Elbette sınıflar vardır ve mücadele içindedirler. Ama iktidar söz konusu olduğunda onların Foucault'nun tablosundaki konumları tümüyle değişikliğe uğrar: Başka manzaralar, başka kişilikler, başka usuller... Geleneksel, hatta Marksist tarihçiliğin ihmal ettiği bambaşka bir resim... Buna göre, iktidar bir homojenlik değil, biricik noktalardan kaynaklanan, çoğulluklar içinde tikel noktaları kavrayan, açan, stratejik düzenekleri devreye sokan bir "çoğulluklar alamı" olmalıdır: "Sayısız yüzyüze geliş noktalan, herbiri kendi çatışma, kavga, mücadele ve uygulanan güç ilişkilerinin geçici de olsa tersyüz olma risklerim taşıyan kararsızlık odaklan..."

2. Yerellik postülasına karşı: Bu postülaya göre iktidar, açıkçası, Devlet iktidarıdır. İktidarın yerini bir Devlet aygıtının içinde bulmalısınız. "Özel" dediğimiz iktidarlar bile ancak belirli bir dağılmaya, yayılmaya sahiptirler ve onların da aslında Devlet aygıtının içinde "özel olarak" yer alıyorlar diye kabul edilmeleri gerekir. Foucault ise, aksine, Devletin kendisinin bir sonuç olduğunu, ondan çok farklı bir seviyede örgün olarak bulunan çarkların ve odakların bir ürünü, topyekun sonucu olduğunu gösteriyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla..Bilmeye çalıştıklarımızı, anlamaya gayret ettiklerimizin temellerini atan isimlerden birisiydi Ulus BAKER.. Sözünde, meramında, her buluşturduğu kelime ile başka bir bakışı fark ettirenlerdendi. Usta'nın ruhuna ithafen, yazma gayretimizin kusurlarında anlatamadıklarımızı tamamlamak için Hukuk Modeline Karşı başlıklı makaleyi paylaşıyoruz. İyi okumalar...


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Red! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Diren Karadeniz..! - Apolas LERMİ - Murat ÇORAK - Youtube
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Gerçekler - Tumblr
Polis'i Tanı - Emir Eri!
DirenFail - Tumblr
Gezi Postası - Neşriyat #occupygezi
Park Hareketi
A Digital Collection Of Gezi Park Articles via Readlists.com
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Hukuk Modeline Karşı - Ulus BAKER - Körotonmedya
Gezi Direnişi : Bir Yanımız Bahar Bahçe - Tanıl BORA - Birikim
Tomakrosilerde Su Tükenmez! - Deniz SAL - Solukbeniz.com
17 Yaşındaki Lise Öğrencisi Yoğun Bakımda, Bilinci Kapalı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sıkıntı Var - Eda DEMİR - ED' Blog
Söz.. - Burak ŞAHİN - BŞ' Blog
Masis Kürkçügil: “Mücadele Ederseniz Sesinizi Duyurursunuz" - Hasan YIKICI - Afrika / SD Yeniyol
Istanbul Park Becomes Scene of Violence After Reopening - Şebnem ARSU - NY Times
Gezi Revolt: Critique, Courage–A Commentary - Ali Riza TAŞKALE - Society And Space
Stéphane Hessel: "Kızın, Öfkelenin!" - Alıntılar - Konstantiniye Notları
Denizlere Çıkar Sokaklar - Komünal - Komünalist Politika
Kentsel Dönüşümü Hatırlayarak Gezi’yi Yaygınlaştırmak - Mert ARSLANALP - BiaMag
AKP İktidarının Gezi Parkı Direnişine Yönelimi Konulu Basın Toplantısı - Sırrı Süreyya ÖNDER - BDP Basın
Biz Gezi Parkı Tutuklu Ailelerinin Sizden Ricası... - Çağdaş AYDIN - Radikal Blog
Taksim Dayanışması'nın Serbest Bırakılması Çağlayan Adliye - 11 Temmuz 2013 - aerisius' Youtube
Polis Şiddeti - Taksim Dayanışması'nın 9 Temmuz Basın Açıklaması Sonrası via Youtube
Taksim Dayanışması Serbest Bırakıldı - Aysun YAZICI - Taraf
Savcı, Taksim Dayanışmasına Tutuklama İstiyor! - Muhalefet
TMMOB Değişiklikleri ve Toplumsal Mücadelenin Önünü Açacak Dinamikler - Fevzi ÖZLÜER - Ekolojistler
Taksim: Önemli Olan Büyüklüğü Değil Siyasal İşlevi - Ali Ergin DEMİRHAN - Sendika.org
Onlar Öldü, Ben Yaşamaktan Utanıyorum - Mehveş EVİN - Milliyet.com.tr
Şahap Korkmaz: Sopalı Çeteler Dövdü, Hastaneler Kabul Etmedi - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Polisin Tutanaksız Aldığı Kayıtlara Otel Sahibinden İtiraz: Sağlam Vermiştim - T24
Otel Sahibi: Hard Diski Sağlam Verdim - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
#aliismailkorkmaz - Pınar İLKİZ - Denizkestane Derlemesi
Ali İsmail Korkmaz'ın Abisi Avukat Gürkan Korkmaz Güvenlik Kameralarına İlişkin Bilirkişi Raporunu Paylaştı - Başka Haber
Ekşi Sözlük Yazarı, Ali İsmail Korkmaz'ın Öldürüldüğü Geceyi Anlatıyor: "Adeta Öldürmek İçin Vuruyorladı" - Hıdır TOK - Başka Haber
Polisten Ethem’in Ailesine Tehdit - soL
Onlar Başka Bir Dünya İstiyorlardı... - Çiğdem ŞAHİN - Açık Gazete
Hemzemin Forum Postası Sayı 7 - 12.07.2013 - Hemzemin Forum Postası
Kocamustafapaşa Forumuna Saldırı!... - Çapul TV
Günün “Sivil” Saldırganları: Mado Çalışanı, Ara Sokak Sopalıları… - Sendika.org
Beyoğlu’nda Esnafın Düşmanı Kim? - Özgür ÖĞRET - Hiçişleri
Paris Komünü ve Esnaf - Marx - Gün Zileli.com
Hakim “Kaçmaz” Diye Bıraktı, Palalı Saldırgan Yurtdışında - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'İki Ay Yatar Çıkarım!' - Mustafa Uçar ALTUNTAŞ - Gazetevatan.com
RTE: Palalı Gençlik İstemiyoruz - T24
'Geceleri Olay Çıkmasın Diye Nöbetteyiz; Tayyip Çıkın Derse Taksim’i Dağıtırız!' - Volkan KOÇ - T24
Haberciye Şiddette Israr Eden Polisi Kınıyoruz - Basın Açıklaması - RSF / Sınır Tanımayan Gazeteciler
Diktatörün Sosyoloji Fobisi - Yaşar AYAŞLI - Sendika.org
Siyasal Kibir İnsan Hakkı Tanımıyor! Dün Türkiye’nin “Devlet Terörü Tarihi”ne Bir Kara Sayfa Daha İlave Edildi. - YVSG-P
Burcu Sarak Anlattı: Gezi Nezarethanesinde Ne Yaşadım? - Radikal.com.tr
Ötekilerin Postası: ‘Facebook Yönetiminin Tavrı Devletinkinden Farklı Değil’ - Özgün ÇAĞLAR - Agos
Sinirim Bozuldu Orucum Bozulur Mu? - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Taksim Meydanı İnşaat Çalışmaları Sırasında Ermenice Mezar Taşları Ortaya Çıktı - Mavi ÖZKALIPÇI - Agos
Üsküdar Doğancılar Parkı Forumu Notları - 11.07.2013 - Metin YEĞİN Söyleşisi via Dropbox
Sivil Ha(l)k Hareketleri Niçin Yenilmezler? - Zafer YILMAZ - Birikim
Turkey: Growing And Worrying Repression Of Protesters And Civil Society via FIDH Movimento Mundial De Los Derechos Humanos
Halk İnisiyatifi'nden Gezi Direnişine Aktif Katılım Çağrısı - ANF
Rights Groups Accuse Turkish Police of Excessive Force Against Protesters - Rick GLADSTONE - NY Times
Beyoğlu Esnafı Konuştu: ‘Evet, Zarar Gördük Ama Polisten’ - Sendika.org
Polisin Dünyası - Can UĞUR - Birgün
Turkish Police Fire Tear Gas On Protesters - Al Jazeera
Küfürcü Vekil Kadınları Şoke Etti - Gazetevatan.com
Vali'den 'Türbanlı Kadın' İtirafı - Gerçek Gündem
Demokrasi AKP’ye De Lazım - Adil BAYRAM - Özgür Gündem
Yeşil Dalga: Orman Kanunu'ndaki Değişiklikler - Açık Radyo
Turkey: Selen Gulun, Woman Composer Of Music For Uprisings - Ansa Med
Ertuğrul Kürkçü: Gezi Direnişi AKP Hegemonyasını Yıktı  - Sami GÖKÇE - Yurt - Başka Haber
Devlet Roboski'de Bir Kez Daha Yenildi - İbrahim YAYLALI - Demokrat Haber
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun Şakran Çocuk Cezaevi'yle İlgili Raporuna Muhalefet Şerhi - Ertuğrul KÜRKÇÜ - HDK
Bu Sesi Duyun Zulmü Durdurun! - Dicle MÜFTÜOĞLU - Özgür Gündem
'Ermeni Tehciri Haklı, Süryanilere Dikkat!' - Mesut Hasan BENLİ - Radikal.com.tr
Kore Savaşı’nda Sevag Öyküsü - Emre ERTANİ - Agos
Erdogan Weakened, Turkey Polarized - Ömer ZARPLI - The National Interest
Erdoğan's Chief Adviser Knows What's Behind Turkey's Protests – Telekinesis - Fiachra GIBBONS - The Guardian
türkiye’de sıradan bir gün - Burak ŞAHİN - brkshn Blog
Lûtfen Devam! - Ömer MADRA - Devrim Dalgası
“Her Yer Taksim” mi Acaba? - Berkay ATİK - Yeşil Gazete
Alternatif Medya Sadece Kendinin Rakibi Olurken - Sarphan UZUNOĞLU - Sol Defter
SEÇSİS’in veya Seçimlerin Güvenilebilirliği - Adem TAŞKAYA - 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
The Arab World Has Harbored Fantasies About The Supernatural Power Of The United States - Mohammed ATTAR - Heinrich Böll Stiftung
Egypt: Muslim Brotherhood Gunmen Open Fire On Church, Third Attack On Christians In 24 Hours… - Weasel Zippers
Ahmed Assem: The Egyptian Photographer Who Chronicled His Own Death - Robert TAIT & Magdy SAMAAN - Telegraph
Why Write The History Of Capitalism? - Louis HYMAN - Symposium
Kampfplatz - Felsefe Bir Kavga Alanıdır - Sayı #3
Ulus Baker Okumaları  - Durumsama
Ulus Baker Okumaları - Exdergi 9
Heba, Rüyanın Delindiği Yerden - Abdullah ATAŞÇI - Agos Kitap-Kirk - Az Bilmiş Özneler

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
"devlet, iyiliği yalnızca “temsil eder”, iyilik kendine ait değildir." ulus baker 
kaynakça: bora başkan

>>>>>Poemé
Şiire Yetmeyen Zaman - Ahmet UYSAL

Şiire yetmeyen zaman
Nasıl da yanılttı seni
Sen ki daha bir çocuktun
Bir yaşamı alıp gitti
Şiire yetmeyen zaman


Sararan ot, yiten gölge
Öyle birden gelen ölüm
Doğrusu aklında yoktu
Yaklaşıyor her geçen gün
Sararan ot, yiten gölge


Soluk soluğa bir güzel
Yaşadın ya sen ona bak
Ardında kalan şiirler
Adını fısıldayacak
Soluk soluğa bir güzel

kaynakça: şiir.gen.tr

No comments: