Sunday, August 18, 2013

Deuss Ex Machina # 462 - operación en marcha .. consultas de traballo

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_462_--_operación en marcha .. consultas de traballo

12 Ağustos 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ohmniscience - Alpha (Kahvi Collective)
2. Ohmniscience - Beta (Kahvi Collective)
3. Autoclav1.1 - Big Lighter (Tympanik Audio)
4. Autoclav1.1 - Interweb Pugilism (Tympanik Audio)
5. Mr Lefteye - Cut Up Biz (Loodma Recordings)
6. Mr Lefteye - Underwater City (Loodma Recordings)
7. Moderat - Damage Done (Monkeytown Records)
8. Moderat - This Time (Monkeytown Records)
9. Jon Hopkins - Form by Firelight (Domino Recording Co. Ltd.)
10. Jon Hopkins - We Disappear (Domino Recording Co. Ltd.)
11. Detz - September (Reflect Audio)
12. Detz - November (Reflect Audio)

operación en marcha .. consultas de traballo
(462)
Süreç Devam Ederken... Soru ve Sorgular Süreğenleşiyor.. 

Tarihin yazım sürecinin paralelinde gündelikliğimizi dönüştürüp, tam kelimenin karşılığı içinden çıkıl(a)maz sokaklarla yolumuzu kesiştiren bir daraltımın bileşenidir tekerrür. Her tekrarda bir öncesinde görünenin, bildirilenin, paylaşılanın vehametinin bir kademe daha arttırıldığına şahit kılmaların tezahürüdür. Neticesidir. Görüp geçtiğimizi sandığımız pek çok vakıada olduğumuz yerde saymaya dahası sözümüzün esasında hemen hiç duyulmadığının ortaya çıkmasının sağlamasıdır. Şimdi doksan yıllık cumhuriyet sürecinin ve demokrasi bahsinde ne yapsak da daha anlamlı kılınsa o makam, muasırlaşsak serüveninde yalınsız kılçıksız bir hayallerin yıkılması söz konusudur. Bir kez daha ama asla son kez değil.

Senin sözün sana onun sözü ona ekseni, bağlamında sıkıştırıldıkça, devletler nezdinde kotarılanların vehametinin ve arsızlığının hınç ve öfkesinin durulmak bir yana nerede sözünün arkasında durmak isteyen varsa onların tümüne karşı bir ket vurma gayretinin yaralayıp yok etme hevesinin hemen hiç geçmediği meydana çıkmaktadır. Bildirimlerin başkalarının tahakküm reçete yazımlarına karşı başka alternatiflerin, tüm yok saymalara ve genellemelere karşı tavır sahibi olabilmenin bunca deneyimlenebildiği iyice afişe olduktan sonra yaşatılanların hepsi, bu sorguları olur olmadık yerden başlatma hevesinin refakatinde meram işte bu tekerrür edene karşı bir sığınaktır. Sığınılacak limanımızdır.

Korunaklılık bahsinin artık geçersizliği; ilam olunduktan sonrasında hemen hemen hepimizin hedef olarak çarmıha gerilecekler olarak bellendiğimiz işaretlendiğimiz sözümona en asgarisinin bile sözü döndürüp dolaştırıp "idamlık" bunlar merhalesine yükselttiği Haziran Direnişi sonrasında konuştuklarımız bu minvalde değerlendirilesidir. Tekerrür ettirilen kökünüze kibrit suyu dökeceğiz diye ortalarda dolaşanların evet o bildiğiniz devletualinin hepimizin hayatlarına kasıt etmekten uzakta kalıp, elini korkak alıştırmayacağının karşılığını bulmasıdır. Tekerrür ettirilen bir yerlere başka mesellere olabildiğince ilgili görünürken yurdun ve bu sınırları belirli olan kara parçasındaki fırtınalara karşı tüm vicdani meselin sorumluluğun tastamam üstünden geçildiğinin okumasıdır.

Duymuyoruz tabi ki bilmiyoruz neydi dertleri bunların göndermelerinin hemen tümünden sonra, sıkıştırılan cümlelerin ve boşluksuz, hani nefes almaksızın yapılan yakıştırmaların muhteviyatı az önce değindiğimiz kadar sığlık mertebesinden siyah bir mefhumdur. Söz eylemektense, tartışmaktansa, adım atmaktansa o biat edilecek diskuru üzerinden şekillendirilen bir ülke portresini ileri demokrasi bahsiyle iliştirilerek, biteviye onunla anlamlandırarak ve paylaşarak gerçekliğimiz haline bayağı koşaradım yetiştirilmektedir. Tekrar edenler, yazı akardan geçip giden cümlelerin bir akıl fırtınası zihin jimnastiği öznesi değil, öğesi hiç değil bildiğimiz siz konuşmayın, aman karışmayın, korkun edebinizle basbayağı şerrimizden uzak kalın yollu bir tecrübenin kendisidir.

Konuşamadıktan, konuşma, düşünme, eylem ve hareket etme hürriyeti savunamadıktan, söze biçilen kefen ederiz o lafları aralığını yıkamadıktan en basitinden cümleye başlayacak dermanı tam bulmuşken duvarlarla örülmektir. Kendi başınıza, dört duvarınızda o aralıkta neylerseniz eyleyin, ama ele güne rezil etmeyin kısmı neticesi durmaksızın yinelenmektedir. Bahsetmiştik tarih sadece tekerrür edenlerden mülhem değildir bu satırların hemen bir kaç tıklama mesafesinde kendine yer bulan, bildirilen paylaşımların satır aralarında saklıdır. Maskeler birbiri ardına pay edilirken, paylaştırılan sadece maskeler değil mevzilerin kimin yanında durmamız gerektiğinin aralıksız bildirilmesinin devamlılığıdır.

Her şart ve koşulda nerede olursak olalım insanlığa dair mevzuların bu kadar kolay ötelenmesinin, üzerinin çizilmesinin günahını ne yana yazmalıdır diye düşünmekteyiz. Sorunlar dağ gibi yükselirken durmaksızın her dem sahip çıkılmaya devam edilenlerin körlemesine şiddet yüceltiminden ötesi olmadığını anlamak ne zamandır. Sözümona demokratlık bahsi buraya kadar mıdır? O sınırların dibine kadar mıdır? Kırmızı çizgiler hiç ara vermeksizin geliştirilip durulurken, alanın kapsamı ve genişliği arttırılmaya devam edilirken dört yanımızda meramın ortasında duyurmaya çalıştığımız hazin olan utanç vesikalarının akibeti ne olacaktır? Hiç düşündünüz mü?

Devletler kendi halklarına zulmü basbayağı bir dengeleyici olarak el altında tutmaya devam ederlerken, konuşulanlar bütün bu perdeleme gayretkeşliğinin hemen kıyısında şekillendirilenleri nasıl yorumlamalıyız? Kendiliğinden bir çıkış yolu tahsis edilmeyeceği gibi, Gezi ile Lice'nin birbirine yakınlığı nasıldıysa Roboski ile Reyhanlı'nın akibetlerinin her ne durumda olduğu bunca anlaşıldıktan sonra, Rojava ile Kahire'nin de kısa yoldan saydığımız bu yerlerle alakasının, birbirilerinin paraleli olduğunu anlamlandırabilmek zor mudur? Hayatı istemenin, hayata sahip çıkmanın yoluna setler ne zamana kadar çekilecektir?  Yaşadığımız küre hengameler, aralıksız devlet elli şiddet sahnelemelerine, dillere vurulan kilitler, suspus kıldırmalar, bir dolu baskılamalar ile nihayetinde basbayağı ucubeliğin daniskasına dönüştürülürken evet bu kadar kestirme bir neticeyle hemhal ettirilirken insanlığı ne yana koymalı. İnsanım ben hala bahsi lüks olarak mı karşılanacaktır. Halimiz nice olacaktırsa ortak sorgumuzdur.

Tahakküm zincirleme yıkımın ana hattıdır. Başlangıç vuruşudur. Her eklentilenen hamle, önüne arkasına iliştirilen çaba bütünlüğünde demokrasinin d'sinden basit sandığımız konuların konuşulabilmesi de uzak bir ihtimalden öteye taşınmayacaktır. O minvalden öteye gerçekliğe dönüşmeyecektir. Böylesi bir sinizmin yaygınlaştırılması faşizan tavırların neo-liberalizmin bu belki en çok sorgulanması gerekli olduğu zaman diliminde, şimdimizi kapsadığını hatra düşürecektir belki, kestirmeden bir kalk borusu vazifesi gösterecektir. Yaşamak bataklığa evrilen sözün kerametinin kimin kime ne "mal" olduğunu bildirmek için fırsat kollayageldiği bir kurt kapanına evrildikten sonrasında etiketler ve genellendirmelerden azade, ön yargılardan bağımsız bir bakışımı beraberinde getirecektir.

Ümitvar olmanın handiyse basbayağı polyannacılık olarak karşılığını bulduğu bu yerde iş bu ülke sathında duyumsatmaya çalışılanlar bir gün senin de başına geldiğinde böylesi bir tahakküm karşısında senin için de duracağım seslenişidir. Sesin yanında eylem bütünlüğüdür, amasız, fakatsız. Her yerde 'gıybeti sürdürmekten, o bildiğimiz ağız dolusu hakaretamizliğin yüceltimi için çabalananların dünyasından kala kala bizlere burası kalmıştır. Bu kadar sınırlı bir saha. Gezi'de gördüklerimizin, anti-demokratik süreğenliğin her ne hallerde ve nasıl çıkarsamalar gözetiminde yükseltildiği artık belirginleşmişken, yaşadığımız bunca günden sonrası bunlar daha başlangıç mevzusunu özetlemektedir. Duyumsatılanların tümü, birbirilerinden farklılık gösterse de ortak temenni yaşayabilmektir bir arada. Birlikte.

600 gündür havada bırakılan Roboski kıyamının sorumlularının ifşaasının zor olmadığının peşinden gitmektir kimi zaman. Talep edebilmektir Unutturmaların ellerindeki en büyük koz olarak bulundurulmasına karşın hayata yapılan edilenlerin, adaleti biçimlendirmelerin, özgürlükleri kısıtlamaların, kentleri darma duman eyleyen dönüşüm hamlelerinin hiç kaçarsız bir biçimde paranın konuşturulmasından gayrısının düşünülmediği bir mefhumda gereksinimlerimizin hiç de atfettiklerinden olmadığını yinelemektir gereksinimiz olan. Yıllar yılları kovalarken, günlerin ardı ardına takibinde, takvim yaprakları düşerken unutmayacağımız şeylerin listesi gelişmektedir. Sorularımız elbette cevaplarını bulana kadar geliştirilmeye, biriktirilmeye devam edilecek olan mesellerimiz bizlerin en büyük yüklenişi, ödevidir.

Filozof, Max Stirner'den alıntılarsak  "Devletin her zaman tek bir amacı vardır: bireyi sınırlamak, kontrol etmek, ona hakim olmak ve onu genel amaca tabi kılmak ... sansürü, denetimi ve polisiyle; devlet tüm serbest faaliyetlere engel olmaya çalışır ve bu baskıyı da kendi görevi olarak algılar, çünkü bu kendini koruma içgüdüsünün bir gereğidir" Bu güncenin, griden karaya çalan ülke profilinde aklımızın bir köşesinde durmakta olan bir sesleniş, söz öbeğinin kendisidir değinmeye çabalandığımız. Yerildikçe, yerin dibine sokuldukça, itham ve yaftalar birbirini kovalarken kendi ayaklarımız üzerinde alınan yolun, hepimiz için her yeri bir direniş sahasına dönüştürmesinin ezcümlesi gerekliliğine dair bir saptamadır.

Stirner sözünü sürdürürken gördüğümüz vakıf olduğumuz bütün bu tahakküm olgusunun yönetişiminde en alttan en üste sıklıkla bir örnekleştirme ekseninden kotarılan bir daraltım olduğunu meydandadır. Tastamam ortadadır görüyor musunuz? Hayatın kaidelerini insan eliyle kotarılan dehşetengizliğe teslimiyetinde olan bitenlerin özeti biraz daha belirgindir, bugün bellidir. Sadece kıyamların, darpların, kıstırmaların değil yanı başınızdaki komşunuzun ihbarcılığının devreye sokulması projesinden, uydur kaydır vurgulamalarla kotarılan haberlerin hiç utanmak nedir bilmeyen satırlarıyla birleştirilen "destan yazanlar"ın keşfettikleri hain taktiler uzamına varan, bölünmüşlüğü az bile olmuştır daha da fenalarına zemini sağlayacağız diyerek el ovuşturup duranların hengamesinde bugün her şey daha bellidir.

Yirmi dört saatlik  koca bir gün mefhumunda birbiri ardına sıralanan, eklendikçe bambaşka değişkenlerin de görünür kılındığı alelade ve çalakalem yanıtların hemen geçiştirmek adına türetildiği bir zamanda bir dolu soruyla hemhal ve baş başayız. Sorular gerçekliğini, sorgulamaların ivedilikliğini hatra düşürürken bir dolu tatavlada hemen her şeyin gümbürtüye konulmasıdır düşündürücülüğünü koruyan. Dert neydi mevzusuna hep kayıtsızlığın reçetelendirildiği bu yerde yüklendiklerimiz, yük haline dönüştürülenlerimiz etrafından bugün ne hallerdeyiz çözümlenesidir. Yığınların soruları ve sorgularına karşı devletin vardır elbet bir bildiğimiz kısmına olan biat ve itaatin götürdüğü körlük bu kadar kesin ve keskinken bunun üzerine iki kere düşünülesidir. Paramparça eylenen sorgunun dibinde beklenen yanıtlara ne zaman kavuşulacağıdır.

Devlet kendi bildiğini okumaya devam ederken halkın çıkarsama, talepleri ve bir dolu beklentisi ne yana konmalıdır? Makul bulunup kameralar karşısında mesajları aldık, dertlerini işittik yollu söylemlerin kıyısındaki çağrılar ile yapılanların edilenlerin akibetinin her ne hallerde olduğu açıktır. Her akın karaya, her şıkkın d hiçbirine, her tereddüt bildirimin şüpheyle karşılanması ile bertaraf edilmesine çalışıldığı bir yerde, bu güncellikte onca yanıtı aranan soru ne olacaktır? Soruların gayya kuyusunun ucunda ışık var mıdır? Üst üste istiflenen, umursanmayan ve hakir görülen ve tahayyül edilebilir bir müsammaha makamının çoktandır lağvedildiği muktedir düzeninde, şimdi sorunları anlamaya soruları işitmeye kaç vardır? Daha kaç sınama ve bir dolu kıyam handikap diye öne çıkartılan söylemler aşılmalıdır ki her şey anlaşılabilsin.

Bu da halkın tahayyülü sınırlarından, olan biten, meydana çıkan amasız, fakatsız, eyyamsız, katakullisiz dank edebilsin. Jeton düşebilsin. Soru görünür kılınabilsin. Vurgulamaları behemehal soruların nihai bir biçimde sonlandırılması, yarım yamalak konulması veyahutta hiç önemsenmemesinin sürekliliği bu çıkarsamaları acilen üzerinde daha çok düşünülesi kılmaktadır. Görene. Teşebbüs edilen sorgu ve sorular yıkım için değil, tahrifatı derinleştirmek varolan ayrışımı onarılmaz kılmak adına değildir. Hemen hiç öyle değildir. Ataletin, patriyarkal düzenin bugün git yarın gellerin ve daha bir dolusuna karşı tepkimedir. Yol Nereye?

Sözün tükenmesi mevzusundan hareket edilirken bir dolu şeyin gümbürtüye konulmasına illallahtır. Yeter, sözcük anlamını dönüştürürken kapsamı daha da genişlerken, yetmez'in o cenahta toparlananların, birbiriyle buluşturulanların iç kıyıcılığıdır. Heder ederken, hakir gören hemen hiç bundan gocunmayan statüko sahipliliğinin, iktidar köreltiminin ve boyunduruğunun sineye çekilebilir bir şey vurgusuna kıstırılmasına, anlamın yanıtın değil de soru ve sorgunun aralıksız hesabının istenmesine karşı bir cephenin kendisidir. Yol başka her türlüsünde başa getirilmiş olan fecaatleri nihayet sorgulayabilme şansıdır, zeminidir. Bir arada ve birlikte.

Gündemin bütün primitif, tek bir farklı sözün işitilmezliği üstünden yoksunlaştırılması, sözün bir tahakküm öznesi olarak el altında tutulması, araç bilinmesine karşın insanın asgarisinin söylenmesi gerekli olanların duyumsatılmasıdır gereksinimimiz bir arada ve birlikte. Söylemler ve demeçler varolan fecaatlerin üzerini örtmek adına çabalanımlar değildir. Haziran direnişi üzerine söze katılanlar, bugün geçip gittiğimiz günler tıpkı burada olduğu gibi dünyanın hemen pek çok yerindeki sorgulamaları beraberindeki soruları cismanileştirmektedir. Hakkaniyet ve adalet ona ayrı buna ayrı, ikilemleri kurcalayıp, kaşıyıp duran sözümona tepkimelerin, basmakalıplığın ötesine geçilebildiğinde bir şeyler yapılabilecektir. Umut gibi, eşitlik gibi, özgürlük gibi, kaygılardan artık kurtulmak gibi, bir olmak gibi vs. Bir sınırlı alana, belirli bir çevre ve çerçeveye dahil olanların değil herkesin ortaklaştığı, zihnini kattığı dahası bu neoliberal bataklıktan kurtulma reçetelerinin yazılma ihtimalinden öteye varmanın hattı gibi.

Kotarılan kervana eklenen her çabalanım sorular sormak noktasından hareketle yol alacaktır. Eleştirel bakışımın tam da kıyısında ilk defa söze kendiliğinden başlayan halkın tahayyülü geziden sonra konuşulacaklar burası işte bu mefhumdur. Haziran direnişi sırasında bilinenler yeniden öğrenilerin yanında o sürecin öncesinde de hatta şimdilerde eylenenlerin tümüne karşı soru sorabilmenin, hakkı arayabilmenin öncelikliliğidir işaret etmek istediğimiz. Göstergeç tahlillerdedir. Büyük bir yurt ölçeğinde sadece benim dediğim olur şartlanmışlığının götürdüğü, günümüze eyledikleridir bahsettiğimiz. Emek gaspının, hak arama mücadelesini de bir şekilde daraltarak ve elbet nihai sonuç olarak izole edilmesine, etkisizleştirilmesi çabasına karşı söz, eylemin gerekliliğidir.

Kazova, Hey Tekstil, Teksüre, Teksif, Darphane, THY grevlerinde haklarının peşinde koşanların yalnızlaştırılması çabasında ilerlenilmesine dur denilmesinin öncelikliğidir işittirmek istediğimiz. Sorulan soruların doksan yılda hemen hiç değişmemiş olmasına karşı kurgusunun zerrece değişmemesine alınan yanıtların hep aynı sabitliklerden türetilmesine, o kolaycılığa isyandır. Dersim'in, Deyr-El Zor'un sınırlarında ortaya konulanın, Medz Yeghern ya da Seyfo gibi soykırımların, ötekileştirilmesine çabalanılan her yurttaşa denk getirilmesi bunun da yıllar sonra sanki onlar hiç yaşanılmamış gibi Roboski halkına uygulanmasına dair sorguların haberimiz yok düzeyinde karşılanmasınadır cümlelerimiz. Tekerrür eden salt ve sadece tarih değildir.

Zaman ve mekan değişse de devletin giydiği vesayetçi şablonlar değişse de kendine kurban olarak seçeceği insanların yaratılmasının hazinlik utanç vesikalarının tükenmezliğidir. Dün, bugün ve daima. Devletin tahayyülünün sokağın bir kısmına yansıyan onlar öldü x oldunuz kalıbının bunlar ölünce y olmadınız kalıbının hemen hiç çekincesiz sahiplenilmesi, soy kodu uygulaması ile fişledikleri bir kere daha ifşaa olunan halklardan halen alınacak hıncın, ödetilecek bedellerin tükenmezliğinedir vurgumuz. Her kıyımı birbiriyle yarıştırıp birini diğerinden de can sıkıcı bir biçimde öne çıkartma ya da yerme hevesinin  kronik bir hastalık gibi tezahür etmesine, yaygınlığına insani olanınsa bunlardan, bu değerlendirmelerden hiç birisinin geçer akçe olmadığı inat ve ısrarla bildirilesidir. Bir kez daha.

Rojava, Lazkiye ya da Kahire ekseninde vuku bulanların, devletlerin elinden çıkan terörün, kıyımların tamamı herhangi bir konuda söyleyecek sözüm var diyen herkeslere verilmiş bir ültimatomdur. Bu bir dipnot değil, hakikatin ta kendisidir. Meşruiyet zeminleri, demokratik haklar iyice silikleştirilip, lağvedilirken, tepkimelerin sınırlarının enikonu devletlerin ya da yol verdiği para militerlerin eliyle, işbirliğiyle ne hallere dönüştürüldüğünün utanç vesikası olmaktadır. Bütün bu hamleler, senaryoları önceden yazılmış şeylerin yekünü birer mizansen değil tam aksine oraların hatrına gelmeyecek vehametlerin, hınç ve ön yargıların bir kere daha tezahürü hayatlara kast edişinin önünün açılmasıdır. Budur. Hayatlarımızın ipotek altına alınmasıdır.

Tezahür eden ile iliştirilenler arasındaki keskin ayrışım olan bitenlerle gerçekliğin tahrifindeki dengesizlikler, vicdan ile aklın birbirinden nasıl bile isteye ayrıştırıldığını muştular. Aklın yolu henüz tüketilmemişken, tükendi, tüketildi levhasının bu demokrasi mefhumunda düşe kalka ilerleyebilen bir cenahta vitrine asılmasıdır. Yazı tükenecektir ama aklın aranması, derman bulma gayreti baki kalacaktır. İliştirmek istediğimiz bütün bu modernizm güncesinde paradigmanın ikilemlerden azade kılınabilmesi üstünedir. Yol kısıtlandırıldıkça soru ve sorgu detay sanıldıkça saplantılı devletlu bataklığı hepimizi yutacaktır. Modernizmin iş bu vesikasında başımıza gelen, görülmesini beklentilediğimiz şey budur.

Yok sayıldıkça, vehametine uyanılmadıkça kabusların istisnasız bir biçimde hayatlarımızdaki yeri, işgali sürecektir. Her ama, her fakat, her tereddüt yalın gerçeğe kasıt edendir. Sorgulamak, bu dünyanın bataklığa dönüştürülmüş hallerini, duymuyoruz, görmüyoruz, bilmiyoruz perdelemesini aşabilmek için tercihtir. Her söz kıymetlidir, kesin bilgi. Bir aradalığın, bu kelamda değinilenin arasındaki mesafenin yazınsal olarak değilse bile gündelik hayattaki karşılığını daha hızlı kapatmak bir olabilmek için üzerine düşünülesidir. An gelir söze ihtiyaç duyarsınız, hiç öyle değildir diye bakınmaya, sağa sola bakmaya vakit tüketmeksizin bir anda.

Bir an gelir sesli düşünürsünüz. Düşünmek bu daraltılmış yerde belki de ilk ve tek şansınızdır. Tahlil ve tahayyüller tıpkı basım muktedir ağzının içinden dökülenlerle örülürken ilk ve tek şansınızdır. Her an yaftalama, yok saymalar bir dolu iğneleme ve tehditlerle bayağı donatılmış, kuşatılmışken ilk ve son şansınızdır. Sorgulamak bütün bu griye çalan, ağıtlarla yolu mütemadiyen kesiştirilmiş, kıyamlarla yaşamak zorunda bırakılmış bu yerde biriktirilen sorular için, yanıtların talebi için bir adımlamadır. Gereksinimimizdir. Yaşayacaksak, iradenin, aklın, mantığın tüm engellere rağmen gösterdiklerine amasız, fakatsız, dil olarak, seslenişlere ortak olarak, söz katarak, bir olarak ve birlikte!.

>>>>>Bildirgeç
Devlet Eliyle İtinayla Bellek Silinir ve Yeniden Formatlanır - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem*

“İnsanın iktidara karşı mücadelesi, hafızanın unutmaya karşı mücadelesidir,” demiş Çek yazar Milan Kundera, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda.

“Makbul vatandaşlar”dan oluşan bir ulus yaratmanın ilk koşulu ortak bir kolektif bellek inşa etmektir. İnşa sırasında bazı tarihsel olgular bellekten silinir, bazıları da yoktan icat edilir.  Devlet güdümünde hafıza kaybı konusunda New York Times’da yayınlanan “China’s state sponsored amnesia” başlıklı  yazısında Yan Lianke, Çin’den bahsediyor ama söyledikleri çok tanıdık: “Tarih ve belleğin her zaman kısa süreli sapmalara üstün geleceğini ve olması gereken yere, gerçeğe ulaşacağına inanırdım. Ama bunun tam tersinin doğru olduğunu artık anlamış bulunuyorum. Bugün Çin’de unutma belleği yenmiş, gerçekler yalanlara mağlup olmuş durumda. Tarihteki boşlukları uydurulmuş hikayelerle doldurdular.”

Türkiye yer yer silinmiş, yer yer yeniden formatlanmış, böylece devlet tarafından inşa edilmiş bellekler ve bu belleklerin yol göstericiliğinde inanılmış yalanlar ülkesi.

Bir örnek: İzmir Yangını

Elimde bir yazı var: Biray Kolluoğlu Kırlı’nın “Forgetting the Smyrna Fire” (İzmir Yangınını Unutmak) başlıklı,  History Workshop Journal’da yayınlanmış yazısı. Sağolsun, sevgili bir dost tarafından haberdar oldum. Yazı, İzmir’den Yunan askerlerinin çekilişi ve Türk ordusunun girişinin ardından kenti harabeye çeviren  büyük yangının toplumsal bellekten nasıl silindiğini, bireylerin belleğinde nasıl çarpıtılmış bir şekilde yansıdığını anlatıyor.

İzmir 19. yüzyılda  Doğu Akdeniz’in en önemli uluslararası ticaret limanıdır.  Nüfusunun %61 buçuğu, varlıklı kesimi toplumsal ve ekonomik yaşamın lokomotifi olan gayrımüslimlerden oluşmaktadır. Bunlar Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Levantenler, yani Osmanlı ülkesine yerleşmiş Avrupa kökenli kişilerdir. Türk ordusu İzmir’e 9 Eylül’de girmiş, 13 Eylül’de başlayan yangın dört gün sürmüş ve İzmir’in Ermeni, Rum ve Levantenlerin yaşadığı mahalleleri sözcüğün gerçek anlamıyla yok etmiştir.

Belleğin ters yüz edilmesi

Dönemin Türk resmi tarih yazımının birinci el kaynakları (Falih Rıfkı Atay dışında -ama onun sözleri de kitabının sonraki baskılarından çıkarılmıştır) büyük İzmir Yangını konusunda suskundur. Atatürk, Cumhuriyet’in resmi tarih kitabı olan Nutuk’ta “Kurtuluş Savaşı”na ilişkin birçok olayı en ince ayrıntısına kadar anlatırken, İzmir yangınından bahsetmemiştir. Oysa yangın kentin kalbinin attığı dörtte üçünü yerle bir etmiş, sahil boyunca 3 bin 200, kara yönünde, içeri doğru 5 bin metrelik bir alana yayılmış, evler, dükkanlar, postaneler, konsolosluklar, ticarethaneler, oteller, tiyatrolar ve klüpleri dahil 20 ila 25 bin arasında binayı yakıp kül etmiştir.  Yok olan aslında tarihi İzmir kentidir. Çünkü belleklerde yeni bir  İzmir inşa edilecektir. Atatürk’ün yangın konusundaki suskunluğu, aslında bir itiraftır.

İlginç olan, yazarın görüştüğü İzmirli Türklerin tanıklıklarında, İzmir’in “kurtuluş”uyla ilgili çok sayıda ayrıntı yer alırken, bu yangından  söz edilmemesidir. Bir kişi, yazar ısrarla yangını sorduğunda durmuş, düşünmüş ve kendisi de şaşırarak, anne ve babasının pek çok şey anlattığını, ama yangından hiç bahsetmediğini söylemiştir.  Yalnızca iki kişi farklı yanıt vermiş, bunlardan birisi, uzun tereddütlerden sonra, sesini alçaltarak, yangını Türk askerlerinin başlattığını, esas amacın, Ermeni ve Rumların mahallelerini yok ederek geri dönmelerini engellemek olduğunu söylemiştir.

Ama en ilginci, görüşme yapılanların bir bölümünün kronolojiyi gayet tutarlı bir şekilde, ısrarla tersine çevirmesi, yangın Türk ordusu şehre girdikten 4 gün sonra başlamış olmasına rağmen, bunun tersini, yani yangının daha önce çıktığını ve Türk ordusunun daha sonra gelerek şehri kurtardığını anlatmalarıdır.

Kolektif bellek ters yüz edilmiştir.

Unutturmada aydınların rolü

Yan Lianke yazısında, Çin’de devlet tarafından belleklerin yeniden formatlanmasını anlatırken, bu süreçte aydınların önemli bir rol oynadığını  söylüyor. Cumhuriyet döneminin ünlü şair, yazar, gazeteci aydınların birkaç istisna hariç büyük bir çoğunluğu, hatta solcu olanlar bile devletin bilinmemesini istediği tarihsel gerçeklerden bahsetmediler ve  topluca hafıza kaybına katkıda bulundular.

Fazla geriye gitmeye gerek yok. Yıl 1998. Yapı Kredi Yayınları, büyük boy üç ciltlik Cumhuriyet’in 75. Yılı kitabını yayımlıyor. 1923-1953 yıllarını kapsayan 1. cildini şöyle bir karıştıralım. “Yeni bir başkent doğuyor” başlıklı bir bölüm var. Cumhuriyet öncesinden başlanarak Ankara’nın tarihi anlatılıyor. Ama bu tarihte şehrin ekonomik ve toplumsal yaşamında önemli yer tutan Ermenilerin “E”sinin bile yeri yok.

Oysa gerçekte durum şöyle: Osmanlı’da Ankara vilayet statüsüne sahip. Vilayete beş Sancak bağlı: Ankara, Kırşehir, Yozgat, Çorum ve Kayseri. Ankara vilayetinde 135.869 Ermeni yaşıyordu. Toplumun 150 kilisesi, 11 manastırı ve 120 okulu bulunuyordu. Sadece Ankara sancağında, yani vilayet merkezinde 20.858 Ermeni yaşıyordu ve Ermenilerin şehirde yedi, evet, yedi kilisesi, dokuz okul ve koleji, iki meslek okulu, iki çocuk yuvası vardı. (1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yayınları). Merkezin tehcir emrine direnen Ankara Valisi ve emniyet müdürünün yerine İttihatçıların atanması sonucu Ankara Ermenilerinin bir kısmı hemen Ankara çıkışında katledildi, bir kısmı da çıkarıldıkları ölüm yolculuğunda can verdi. İşte toplumsal bellekten bu gerçeğin silinmesi için, Ankara’da Ermenilerin var olduğu bilgisinin de gizlenmesi gerekiyordu. Ve başarıldı. Bugün Ankara halkının kaçta kaçı gerçeği biliyor dersiniz?

Dersim’in ‘temizlenmesi’

Cumhuriyet’in 75 Yılı kitabının ilk cildinin sayfalarını çevirmeye devam ederseniz, mesela 1937 yılına ayrılmış bölümde karşınıza şöyle bir başlık çıkar: “Dersim İsyanı Bastırıldı”.  Metin tümüyle resmi anlatıya uygun yazılmış. Mesela şöyle: “1938’de hükümet isyandan arta kalanların TEMİZLENMESİ amacıyla yeni bir askeri harekat yapılmasını kararlaştırdı.  Harekatta yasak bölgelerde bulunan KİŞİLER  İMHA edildi.” (Büyük harfler bana ait).  Katliam yok, “temizlik” var. Okullarda okutulan Devrim Tarihi ders kitabından alınmış gibi. Tüyler ürpertici.

Şimdi, “unutturmada aydınların rolü” dedim, ama Yapı Kredi Yayınları’ndan bir örnek verdim. Yoksa ben Yapı Kredi Bankası’nı “aydın”dan mı sayıyorum? Yo, elbette hayır. Ama gelin kitabın künyesine bakalım: Yayın Yönetmeni: Feridun Aksın. Huzur içinde yatsın Feridun Aksın Türkiye Komünist Partisi’nin uzun yıllar yurtdışında yaşamış Politbüro üyesiydi. Yayın Kurulu’na bakalım: Feruz Ahmad, Hasan Ersel, Ahmet Kuyaş, Ahmet Oktay, Mete Tunçay. Son iki isim Türk entelijantsiyasında önemli yere sahip. Ahmet Oktay  Türkiye’nin önde gelen şair ve yazarlarından, özellikle “toplumcu gerçekçi” estetik ve sanat kuramcısı. Mete Tunçay da, biliyorsunuz, ilerici, sol düşünceli tarihçi.

Korkunç bir sürekliliğin içinde yaşıyoruz.  Birbirini izleyen dönemlerde devlet eliyle ya da devlet güdümünde işlenen suçlar, bu suçların belleklerden silinmesi yeni imha ve yeni bellek inşalarını mümkün kıldı. Yalanlar hüküm sürmeye devam ediyor. Tüm nüfusa kıyaslayınca bir avuç denebilecek insanın nihayet yalan duvarını aralamaya başlamış olması bu gerçeği değiştirmiyor, değiştirecek güce sahip değil çünkü. O halde mücadelenin ana damarlarından biri, topluma belleğini geri kazandırmak olmalıdır.  Çünkü bugünü ve yarını kazanmak, insanların algısında geçmişi yerli yerine oturtmakla mümkün olacaktır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaatın sınırlarındadır. Yazılanlar anlık bir tahlilden ziyade unutturulmaya teşne olunanlara karşı bir ayna, hatırlatıcı vazifesini gösterendir. Gördüklerimiz, yaşadıklarımız bunca etraflıca konuşulması gereken mesellerin nasıl bile isteye kıyısından köşesinden aşıldığı göz önünde bulundurulduğunda Ayşe GÜNAYSU'nun elinden çıkan Devlet Eliyle İtinayla Bellek Silinir ve Yeniden Formatlanır yazısı dikkatle okunası bir meramdır. Meramımız dahilinde ekleyemediklerimizin tamamlayıcısı bir okuma parçasıdır. Ayşe GÜNAYSU ve Özgür Gündem gazetelerinin anlayışlarına binaen  bu önemli metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
2013 Protests in Turkey - Wikipedia
Devlet Eliyle İtinayla Bellek Silinir ve Yeniden Formatlanır - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Yaşadığımız Topraklardaki Halkların Mayasıdır İsyan - Başyazı - Meydan Gazetesi
Süreç, Gezi, Rojava, Mısır - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Her Yer Taksim, Adeviyye Dahil! - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Başka Türlüsü Devrimin - Mayirbey - Duvar - MB' Blog
İhsan Eliaçık: Yanlış Kabloları Yeniden Bağlıyoruz - Emre AZİZLERLİ - BBC Türkçe
Aklı Olan Eylülde Gel Der Mi? - Nuray SANCAR - Evrensel
(Gezi’nin Ardından) Starbucks Karşı-İşgali ve Öğrenci Muhalefeti - Foti BENLİSOY - FB' Tumblr
Bir Kamp Olarak Kent: 1 Mayıs 2013 Örneği - Ali Rıza TAŞKALE - Sendika.org
Aktivizm Dersleri - Adnan EKŞİGİL - Birikim
'Çocuğunun Yüzüne Nasıl Bakıyorsun?' - Sibel BAHÇETEPE - Cumhuriyet
LGBT Hakları Bir Bütündür Bölünemez!? - Barış SULU - Radikal Blog
Sorun "Erkeklik" İle İlgili! - Ceren CANDEMİR - Viral Mecmua
Anayasa Komisyonu'nda AKP, CHP ve BDP 'Etnik Köken'de Mutabakat Sağladı - Hülya KARABAĞLI - T24
Soy Kodunun Kodu - Rober KOPTAŞ - Agos
Soy Tüccarlığı - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
'2' Koduyla Fişlenen Ermeniler Devlete Sordu: Fişimize Bakın Kaç Kişiyiz? - Aykırı Doğrular
İtirazı Olanlar Hâlâ ‘Hain’ Mi? - İhsan DAĞI - Zaman.com.tr
Bu Restoranda Alevi'ye Servis Açılmaz! - İsmail AFACAN - Evrensel
"Akdamar Kilisesi Hıristiyan Türklere Aittir" İddiası - Haber3
Utanıyorum - Ali Murat İRAT - Birgün
Gülsuyu/Gülensu'da Ne Oluyor? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
TOKİ Neden TOMA’dır? - Ahmet Turan KÖKSAL - Fikir Zamanı
Keçiören'de AKP'li Belediye, Forumun Yapıldığı Parka Göz Dikti! - Muhalefet.org
Karaburun Köylüleri İzmir Kent Merkezine Yürüdü! - Muhalefet.org
Çıralı Sahili Şimdi De Atık Su ve Denize Bırakılan Çöplerin Tehdidi Altında - Yeşil Gazete
AİHM Biber Gazı Kullanımını İşkence Saydı, TTB’nin Çalışmasına Atıf Yaptı - Türk Tabipler Birliği
Sahi, Bir Uçurtma Kaç Kez Vurulur? - Radikal Kitap
Barış Süreci, ‘Kürtler’, BDP - Nuray MERT - Birgün
Demirtaş: Öcalan 'Sorunu Çözmek İçin Bir Daha Fırsat Bulamayabiliriz' Diyor - Doğan AKIN - T24
Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Raporu Açıklandı - Yeni Türkiye.org
Komeleya Tevgera Ciwanên Kurdistanê Röportajı - Rojhat PİRAN - Adil Medya
Yerel Seçimde CHP+Sokak+BDP: Neden Olmasın? - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Muş Mebusu Garabedyan’ın Torunundan ‘Yıkım’ Mektubu - Keğam KEVONYAN - Agos
Heghnar Watenpaugh:  ResIstanbul, Architecture And History via Civilnet
688 Akademisyenden Bildiri: "Cadı Avı, Baskı, Soruştuma, Gözaltı ve Hukuksuzluk Karşısında Yılmayacağız" - Başka Haber
Ara Eleman - Sennur SEZER - Evrensel
BEDAŞ İşçileri Teslim Olmuyor - Zeynep KURAY - Özgür Gündem
Grev Kırıcılığına Borç Kılıfı - Duygu AYBER - Evrensel
Onbinlerce Tekstil İşçisi 'Grev' Dedi! - Muhalefet.org
Halkın Mühendis Mimarları Kadıköy Yoğurtçu Parkı'nı Geçtiler - HMMY Blog
Altı Ayda 73 Çocuk Önlem Alınmadığı için Hayatını Kaybetti - Bianet
Göç Vakfı Ocak-Nisan 2013 - Çocuk Hak İhlali İzleme Raporu - Göç Vakfı
Türkiye’de Bilim ve Bilim Politikaları - Herbişiyi Bilen Adam - Ondercirik.com
Freedom In The Cloud -  Slavoj ŽIŽEK - In These Times
Eastern European Autocrats Pose New Test For Democracy - Ian TRAYNOR - The Guardian
Bayram Küçükpazar’a Uğramadı - Zeynep KURAY - ANF
Seçimleri Özellikle Bırak - Can Irmak ÖZİNANIR - Marksist.org
Suriye'den Kaçan Kürtler İçin İstanbul'da 'Sömürü' Kampı Kurulmuş! - T24
'Suriye Politikası Türkiye'yi İstikrarsızlaştırabilir' - Ruken ADALI - ANF
Turkey Reconsiders Support For Jabhat Al-Nusra - Semih İDİZ - Al Monitor
Mısır Darbesi ya da İfrattan Tefrite Siyasal İslam - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Nasıl Gelişti? - Mısır: 'Öfke Cuması' Protestosunda Onlarca Ölü - BBC Türkçe
Statement From The Egyptian Revolutionary Socialists On The Massacre in Cairo - Jadaliyya
Marx’s Lesson For The Muslim Brothers - Sheri BERMAN - New York Times
Habiba Ahmed Abd Elaziz, Journalist Killed In Egypt, Wrote To Her Mother Just Before Her Death - Jack MIRKINSON - Huffington Post
In Pictures: Killings in Cairo - Al Jazeera
Ties With Egypt Army Constrain Washington - Thom SHANKER & Eric SCHMITT - NY Times
Here Are The Top 10 American Corporations Profiting From Egypt's Military - Kyle KIM - Global Post
Journalists Report Being Attacked, Obstructed In Egypt - Committee To Protect Journalists
Beirut Car Bomb Kills 18 in Hezbollah Stronghold - Rana El MOUSSAOUI - AFP
A Rare Meeting With Reclusive Turkish Spiritual Leader Fethullah Gulen - Jamie TARABAY - The Atlantic
The Problem is Authoritarianism, Not Islam - Dani RODRIK - Project Syndicate
Darbeciler Hedeflerine Yürürken!.. - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Ne Kaybedildi? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
An Assyrian Rebuttal To The Kurdish Leader - David William LAZAR - AINA
Aram Dikran Toprağına Kavuşmayı Bekliyor - Bildirge - Nor Zartonk
Kapitalizm Çağında Sınıf Mücadelesi ve Direniş: Latin Amerika Deneyimi - James PETRAS - Feride TEKELİ - Muhalefet.org
Kapitalizmin Krizi ve Demokratik Modernite - Aysel TUĞLUK - Milliyet.com.tr
Gezi Sineması’na Hepimiz Hoş Geldik! - Enis KÖSTEPEN - Altyazı
Cemaatten AKP’ye Serzeniş, Özür, Tehdit: Dökül Ekrem Dumanlı Dökül - Sendika.org
Ters Köşe: Savunanlar’dan Açıklama - Savunanlar Blog
Show Trials On The Bosphorus - Dexter FILKINS - New Yorker
Yasa, Şiddet ve Darbe - Egemen B. BEZCİ - Birikim
Terazisi Yandan Çarklı Adalet Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Bir Zihniyet Olarak ‘Ergenekon’ - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Örgütsel... - İlhan CİHANER - soL
7 Gazete, 1 Genel Yayın Yönetmeni - Bianet
İktidar, Yalan, Tiraj ve Çöküş - Cahit MERVAN - Sêla Sor
FT: Erdoğan Basın Özgürlüğünü Siliyor - BBC Türkçe
Türk Medyasında Karamsar Tablo - Selin GİRİT - İnsan Haber
Toplam Tirajın Yüzde 59’u Hükümet Taraftarı Gazetelerden - Fercan YALINKILIÇ - WSJ Türkiye
Spam Savaşları, Bir Süre Sonra Hepimizin İfade Özgürlüğüne Tehdit Olacak - Özgür UÇKAN - Vagus.TV
Facebook Dükkânı Kürt Siyasetine Kapadı - Ezgi BAŞARAN - Radikal.com.tr
Hack Kültürü ve Hacktivizm E*Kitap - Derleme - Alternatif Bilişim Derneği
Azametli Aptallar - Sakızlı Ohannes Paşa - Sakızlı Ohannes Paşa Blog
Chomsky: My CIA File “Minor Peccadillo” Compared To Today - Natasha LENNARD - Salon.com
Orwell’s Defeats - Kristian WILLIAMS - In These Times
Aslı Erdoğan, Thomas Bernhard, İntiharlar ve Hakaret Virtüözlüğü - Barış YARSEL - BY' Blog
Sana Empati Besledim, 10 Yaşına Girdi! - Haganbey
Palaspandıras Fanzin - Sayı 13 - Issu.com
Afet Durumunda Twitter Kullanma Kılavuzu - Yalnız Değilsin Van

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Terrorism Is Everywhere - Luis Yáñez | México via Start Propaganda

>>>>>Poemé
Arz-ı Hal - Turgut UYAR

Ben de günahkar kullarındanım Allahım...
Bir "Kulhuvallahi" bilirim dualardan,
Bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca,
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,
Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.
Ben de günahkar kullarındanım Allahım!...

Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...
Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun.
Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.
İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini.
Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.
Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...

Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Meleklerin sana bunları söylemezler.
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:
Ne olursun hoşuna gitmediyse eğer,
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...

Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...
Beş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...

İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...
Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca
Sen, bizim için hala o ezeli sırsın.
Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...
Herkesin kederi, gailesi boyunca.
İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...

Kaynakça: Şiir Akademisi

No comments: