Sunday, September 29, 2013

Deuss Ex Machina # 467 - unity is brought about by force

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_467_--_unity is brought about by force

23 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ryuichi Sakamoto + Taylor Deupree - Ghost Road (12k)
2. Ryuichi Sakamoto + Taylor Deupree - Frozen Fountain (12k)
3. Banabila & Machinefabriek - Rain Painting (Tapu Records-Lumberton Trading Company)
4. Banabila & Machinefabriek - Narita (Tapu Records-Lumberton Trading Company)
5. Arve Henriksen - Portal (Rune Grammofon)
6. Arve Henriksen - Saraswati (Rune Grammofon)
7. Ezechiel Pailhès - Divine (Circus Company)
8. Ezechiel Pailhès - Under The Lake (Circus Company)
9. Lawrence - Kurama (Dial)
10. Lawrence - Angels At Night (Dial)

unity is brought about by force
(467)

Düşünmek İçin Paket Mi Lazım!..

"Demokrasi, karar almak için (ki gerçekleştiği ender görülür) bir öneride bulunmaktır; seçim kampanyalarıyla pek bir ilişkisi yoktur. Demokrasi, siyasi kararların yönetilenlere danışıldıktan ve onların fikri alındıktan sonra verileceği vaadinde bulunur. Bunun gerçekleşmesi için yönetilenlerin, söz konusu meseleler hakkında yeterince bilgilendirilmesi, karar mercilerinin onları can kulağıyla dinleyecek ve önerilerini dikkate alacak yetenekte olması gerekmektedir. Demokrasi, iki seçenek arasında tercihte bulunma "özgürlüğü", kamuoyu araştırmalarının yayınlanması ya da insanların istatistiklere tıkıştırılması ile karıştırılmamalıdır. Bunlar demokrasinin sahte göstergeleridir.

Bugün gezegenimizde giderek daha ağır bir şekilde çekilen gereksiz acıların sebebi olan en hayati kararlar, kimseye açıkça danışılmadan ya da kimsenin dahli olmaksızın, tek taraflı olarak alınmaktadır.

Gerek askeri, gerekse iktisadi stratejistler medyanın hayati bir rol oynadığının artık farkında – halihazırdaki düşmanı bertaraf etmekten ziyade isyanları, protestoları ya da firarları önlemede. Herhangi bir despotun medyayı yönlendirme çabası korkularının ifadesinden başka bir şey değildir. Günümüzün despotu ise dünyanın içine düştüğü çaresizliğin korkusuyla yaşıyor. Öylesine derin bir korku ki bu, çaresizlik sıfatı –tehlikeli anlamına gelmedikçe– kullanılmıyor." John BERGER - Kıymetini Bil Herşeyin Kitabı - Neredeyiz? Bölümünden.. 

Soluklaşan bir resmin hep aynı yörüngesinden, hep görünmeyeninden her şart ve koşulda halının altına süpürüleninden bahsedermiş gibi buluyoruz kendimizi. Naçar konulan, biçar bırakılan, nadasa terk edilenin neredeyse yıllar yılıdır değişmezliğini tescil eden bir vesikadan bir diğer vesikaya arşınlıyoruz. Utanç vesikaları boylu boyunca yanı başımızda serpilip büyütülürken eylenen kötülükler normal olan gibi atfedilip de gözümüzün önünde yinelenirken sanki yetersiz kalıyormuşuz gibi hissediyoruz. Yetişemeyeceğiz gibi bir endişe hasıl oluyor. Yetişip de bunca kötülüğün eylendiği bir yerde dur artık demenin nasıl bir şey olduğu, olabileceğini unuturuz diye korkuyoruz. Kim bilir yarın neler getirecek diye beklerken, düşünüp taşınırken, belki nefes alırken boynumuza geçirilen / geçirilecek yeni sicimlerin hangi mesnetsizlikler ile örüleceğini bildiğimizden, az çok fark ettiğimizden endişe bir hal tavır olmaktan öte ayrışmazımız haline dönüşüyor.

Bu yerde, bu zaman diliminde yani şimdi eylenenler topyekün bir karede rastladıklarımız Berger'den aldığımız, notun derinlerine işlemiş olan parametreleri görebilmenin gerekliliğini hatırlatıyor. Tasvir olunanlar ile gerçekliğin nasıl birbirlerinin sınırlarını çoktan geçtiğini, hemhal olduğunu biz sıradan olanlar için bu karar alma mekanizmalarının nasıl aleyhimize şekillendirildiğini ve bunun adının halen demokrasi olarak savlanageldiğini yineleyen bir bildirgeç karşımızda duruyor. Yaşam zorunlu kılınmış tecrübelerden ibaret bir şema olup dönüp dolaşılıp yinelenesi tavırlardan ibaret bir şeye indirgenip, sıkış tıkış daraltılırken bir kere daha düşünmelidir yol nereye çıkacak diyerek. Her dem yaptığımız sorguların işitilebilirliği değil bambaşka şeylerle yolu kestirilmekte olan yadsınmasının, olmayan bahislerin gündeliğin gereği kabilinden gündeme dahil edildiği bir yerde asgari müştereğin her ne olduğunu hatırlayanımız var mıdır? Hala kalmış mıdır?

O yaraların bunca aralıksız çoğaltıldığı yerde yaşadığımız kara parçasında ya sonrası demek için daha ne gerekmektedir. Nasıl bir fecaat bütün bu bahislerin birbiri ardına sıralandığı gündeliklik içerisinde seslendirilirken ara vermeksizin bir şeylerin tersine gittiğine nihayet uyandıracaktır. Az buz değil, latife olsun diye değil mübalağa hiç değilken kötülüğün sirayet ettiği alan, anlık değişimlerle her yeri kapsamı altına alırken düşünmek bu kadar zor mudur? Düşününce günaha mı girilmektedir, nedir allasen? Yordam derman bulabilmek için sözü işitmekten, ortaklaştırmaktan geçmekteyken halen şüphelere rehin kalınmasının, akıl tutulmalarının ve daha pek çok etmenin sağlayabileceği yegane şey sabitliğin artmasıdır. Kör kuyular dediğimiz şeyin, bataklık olarak adlandırdığımız meselenin özü her yeri kapsamasıdır. Her hücremizi işgal etmesidir. Dün o olmaz bugün bu yapılmaz denilirken, yapılan edilenler, söze katılanlar, on bir yılda peyderpey gerçeklik olarak tasvir olunanlar, cismanileştirilenler bütün bu anlatımı özetleyecek olandır.

Bütün bu satırlar vasıtası ile kurmaya çalıştığımız hasbıhalde meramın ne olduğunu ortaya çıkartacaktır. Görmek için imtina etmeden, yadsımadan, amalar ve fakatlara denk düşmeden, üşenmeden, yılmadan, sözü savunabilmek bu çağrı silsilesi ile yeni bir tahayyüle ulaşabilmek muktedir düzeninde gerçeğin ne olduğunu sorgulamaktan geçmektedir. Anlatılanlar ile yaşananın arasındaki farkın özniteliğini keşfederek, umursayarak, çuvaldızın ucunu ete batmasına gerek olmadan hissederek, önemseyerek mümkün olacak bir meseledir. Üstünlük taslayan bir kuram değildir. Her nerede ve hangi şartlarda yaşadığımızın, malumun ilamı içindir. Ortak tahayyülün çıkartabileceği şey ülkeye özgü bir durum değildir. Demokrasi denilegelenin, o edimin hangi hallerde olduğunu da pekiştirecek bir sonuca ulaştıracaktır. Janjanlı paketlemeler, bir dolu boş sözle avaz koşulanları yan yana dizdiğimizde haddizatında nerede olduğumuz ve ne halde olduğumuz anlaşılacaktır. Anlamlandırılabilecektir.

Fakatlara girişilmeksizin ülke dediğimizin kolluk kuvveti olarak istihdam edilmiş şüphelerinin asla tükenmeyeceğinin, şiddetlerinin asla kesilmeyeceği, nefretlerinin asla körelmeyeceği artık alenen ifşaa olunan bir makama terkinin -hepimiz için önümüzdeki günleri nasıl bir korku deryasına evireceğinin tamı tamına eksiksiz bir okumasını ortaya çıkartacaktır. İçerisi ile dışarısının arasındaki farkın minimumla sabitlenerek kotarıldığı bir cezaevi "opsiyonel"imiz kılınmaktadır. Budur. İstenilen tasvirler, istenildiği kadar laf ediledurulsun ortaya çıkan görünen esas resim bu tahrifatçılığın aralıksız düzenlemelerinden ibarettir. Paketlerle sunulacak olanın behemehal devreye konulacak olan önlemlerin, daha müreffeh daha özgür bir yer daha çok söze karışılan bir yer değil, tam tersine atfedildiği gibi cezaevi özelliğini koruyan bir yurt tahayyülüne prangalanmasıdır amaçlanan.

Devlet dediğimiz hiçbir zaman halkın sözünün sesinin yahutta derdinin aslında ne olduğuna kafa yormayan bir mekanizmaydı. Halkla pek de yüz göz olunmayan, seçim süreçleri haricinde pek de itibar edilmeyen bir doğrultuda yönü şekillendirilmekteydi. Geldiğimiz bugünkü seviye, sözüm ona dün ile hesaplaşmaya girişildiği duyurulan erk-muktedir-iktidarın ol bahiste dem vurulanlar ile kendini yeniden harman etmesidir. İçselleştirmesidir. Topyekün tek kelimeyle anlatabilmek yaşadığımızın neye tekabül ettiğini sanırız bu bahis bile yeterli gelecektir. Durmaksızın aynı sözcüklerin, yazı akarlardan geçip duran büyük vecizlerin spotlar, kameraların kayıt ışıkları söndükten sonra hiçbir şeye dönüşmeyen ulaşmayan, ilerlemeyen hali bunu daha da pekiştirecektir. Adaletin beton bloklarda işitilmez, anlaşılmaz bir mesel haline dönüştürülmesini de ilave edebiliriz. O soğuk yapılar içerisinde, dünyanın en kadük halinin ince işçilikli seremonileri, trajediyi ortaya çıkartacak müsamereler sahnelenmektedir çünkü.

Devlet eliyle açılmış yaraların yapılmış kıyamların nice tecavüzün hesabının hiç sorulmadığı meskenlere dönüşmektedir çünkü beton grisi kalıtlar. Ya da emeğin haddizatında kalakaldığı hallerde görünenler bir şeylere uyandıracaktır bir ihtimal. Türk Hava Yolları emekçilerinden Kardelen Tekstil, Aksa, Feniş, Hey Tekstil vd. gibi pek çok mücadele noktasında haklarını talep edenlere reva görülenler zulmü meydana çıkartmaktadır. Eğer yan çizmezseniz. İfade özgürlüğünün topyekün yalan edildiği bir yurt dahilinde bir tabii ki hakların tam ve noksansız tanzimi bir ütopya kalmaya devam edecektir. Devletualimiz ne biliyorsa, ne eyliyorsa en iyisini yaptığından! sürekli olarak "sözde" takısını kullanarak her şeyi, her yeri, her bireyi fişlemekte bir kötü ya da fenalık görmemektedir. Sorgulamaların birbiri ardına gerçekleştirilmesi ses çıkartılması demokrasinin olağanıdır çoğu zaman.

Bahsettikleri bu sınırlı cümleler dahilinde deneyimledikleri savundukları yahutta önemsedikleri maalesef yurt sınırlarında değil yurt dışında caka satmak için kotarılan pespaye lügat parçalamalarındandır. İşin orası kesin ve teyitli bilgidir. Basit suallerin, neticesinde hepimizi etkisi altında tutma kısmını zor kullanarak ceberrut devlet aklına sahip çıkarak kotarıldığı bir yerde ileri demokrasinin demokratikleşme pakedi de bütün bu handikapları gözardı etmeyecek birlik ve bütünlüğümüzü hiç bozmayacak şamarların / pardon düzenlemelerin ardı arkasına icraasını mümkün kılacak düzenlemelerden mürekkep olacağı artık bellidir. Meydandadır. Her kusur bulunduğunda, bir yerlerde ses eden olduğunda gözdağının en alakasız makamdan verilmesi payesini en önde kotarıldığı, her defasında kapatılan Gezi park'ından bunu fark edebilmek mümkündür.

Teyit edilen, belleğe kazınmış olan devlet refleksinin nasıl ve hangi şartta yahut koşullar ileri sürülerek kendi yurttaşına eylediği kıyamın aralıksız konulması, illa bir şeylerin buna vesile teşkil etmesidir. Hatalar zincirleme sürdürülürken adı anılmayan çaresizlik halkın aklına mıhlanmaya v kaçarınız yok elimizde rehinsiniz tavrı mütemadiyen kotarılmaya devam edildiği bir yerde demokrasi kitabi bir figürden ötesi olmayacak, gerçekliği bir türlü tamamlanmayacaktır. Derdimiz buradadır. Yanımızda. Engellerle donatılmış aşılmaz ve yolundan alıkoyulmaz levhalarıyla tenkitin biteviye tekrar ediledurduğu, devamlılığın ölümü gösterip sıtmaya razı getirerek ortaya konulduğu, sürdürülebildiği alametler belimiş olsa da kopartılacak yeni kıyametlerin izlerinin yollarının kolaçan edildiği, yaratılmasına vesile olunan bütün bu hezeyanların üzerinden yeni bir ülke tanımının yinelendiği, bunun halen yapıldığı bir yerdeyiz.

Söylemlerin bütün bu cümleleri haklı çıkartmak adına bile isteye kötülüğün nasıl da önemsendiğini halka karşı etkin bir caydırıcı olarak, halen ol bahisten medet umulduğunu kesintisiz bir biçimde aktarmaktadır. Halkın sözü, tahayyülü başka şeyleri gösterse de, talep etse de sıklıkla yinelese de her durumda karşılaşılan cismanileştirilip ayrışmazımız kılınmış olan kötülüktür. Kötülüğün düzayak kılınması, yapılan hataların zaman zaman değil her zaman kaale bile alınmayacak ufak pürüzler olarak değerlendirilmesinden, birlik ve beraberlik için setler kurmalıyız, lafazanlıklarıyla birebir sıklıkla zikredilip yola devam seçeneğinin tercih edilmesinden ileri gelmektedir. Formüle edilmiş, kitabına uydurulmuş, doğrusu budur diye onanmış ve olur bildirilmiş nice konuda karşımıza çıkartılan budur. Bu bahisten türetilenlerdir. Yaşamın kendi doğrularını tecrübe edip deneyimleyip kotarmasının önü bu deneklik silsilesi, deney laboratuvarı haline dönüştürülen bu ülkede abesle iştigal etmektir.

Her çağrıyı, sesi veya sözü bununla ilintilemek ve had bildirmek ise iktidarın işlevlerinden, önceliklerinden birisi olarak anılmaktadır. Pekiyi de nereye kadar. Ambalajı değişmiş, janjanlanmış, yenilendiğinden bahis açmakta herhangi bir beis, hicap duyulmayan kimseyi ettiği fenalıktan da alıkoymayan halen bunun sürdürülebilirliğine uğraşılıp, didinilen bir yerde hayat ne yandadır. Muasırlaştıkça, fenalıkların olumlanmasından gına gelmemiş midir? Artık yetmemekte midir ortaya çıkan kapkaranlık tasvir, nedir? Her günü içinden çıkılamayacak karabasanlarla tıka basa doldurulan bu ülkede gördüklerimiz az şey midir? Bir duruşma salonunda yalnızlaştırılan Sarısülük Ailesi'nin karşısına dikilen yığma siviliyle çeviğin yahutta adını kestirmedne söyleyelim kolluk kuvvetinin varlığı, tehditleri ve tacizlerinden başlamalıyız. Kasten öldürmenin can almanın polis elinden çıkageldiğinde nefsi müdafa olarak değerlendirilmesinin gayretinden, peruka, hakim heyetinden daha sonra bu trajik halleri / gözdağının devamı olarak evde eylenenlere kadar peşpeşeliği, tehditlerin barizliği, hiddet ve hıncın halka karşı, halka rağmen kullanımından hiç çekinilmediğini, eksik konulmadığını göstermektedir.

Kötülük sıradanlaştırılmakta, devletin hedef bildiği nefret ettiğine karşı alttan alta sürdüğü hemen her şey artık alenen kotarılmaktadır. Fecaatin böylesinin farkında mısınız? Müsamere düzeninden ayrışmayan, adil olmayı bir kenara çoktan bırakan bu kör tarafgirlik, devlet neylerse güzel eylerin kaçıncı tekzipidir sormalıdır. Yedi sene sonra hakkındaki iddialar için yalan, yalan, yalandan gayrı cümle kuramayan, yanıtım budur diye ortaya koyamayan zenginliğimiz, mozaiğimiz, kardeşliğimiz söylemlerini bir kere daha geçersiz bir türetmeye eviren içişleri bakanının sözlerini ne yapmalı nasıl etmelidir? Yasa saygının esamesinin okunmadığı, katledişten bu yana geçen sürede sorumluların, kalın enselilerin, karanlığı kotaran cerahatin değil, tetikçilerin basit bir şebeke gibi yutturulmaya çalışıldığı Hrant Dink davasının bu müsamereliği çok değil midir? Fazla değil midir? Gözlerin içine bakıp bakıp hala yalana sığınılması, ben yapmadım tavrı neyi günyüzüne çıkartmamak içindir.

Adaletin talebinin, aranması gayretinin özellikle sakınılması gereken bir mefhum, hakkı ve hukuku kuralsız ve kaidesiz bir biçimde limiti olmaksızın zapturapta teslimiyet, özgürlükleri ise bildiğimiz polis devleti jargonuyla her yeri ve herkesi kovuşturulabilir olarak değerlendiren yaklaşım mıdır paketimizin! müjdeleyicisi, habercisi. Bir fezleke, iki iddianame, üç varolmasalar da olur örgüte havalesine / iliştirilmesine, bu ve benzerlerinin insafına terk edilen bir ülkede hayat nedir? Anayasal güvence altına alındığı söylenip durulan hangi edim, hangi hakların bu bahsettiğimiz yalın, apaçık kesintisiz ve doğrudan gördüğümüz ile sağlanmaktadır bu nasıl hayat nasıl bir ülkedir? Gezi Direnişi'nin nihayetlendirilmesinden, mağrur bir zafer elde edildiğinin duyurulmasından sonra gösteri hakkından, söz söyleme hürriyetine grev hakkından siyasetle ilgilenmeye söz söylemeye varan bir dolu şeyde engellemeler, tehditler bunca çokken halen geçerli olan muktedirin ağzından dökülenler iken nasıl bir hayattır?

Fikri sabitliğin eylediği sadece böylesi bir kısıtlandırma değil örgütsüz bile olsa aralıksız ses eden, söze karışan, hakkını arayan, muhalefet edene lincin temellendirilmesidir. Sözün unufak edilip dört duvarın arasına sıkıştırılmasıdır!. Açık toplum, ifade özgürlüğü, anadilde eğitim hakkı ve ileri demokrasi bahsi gibi nicesinde ne hallere koyulduğumuz ortadadır. Kötülük olağana veyahutta normale dönüştürüldükçe tum bu atfettiğimiz insanlığın hak ve hukuk sınırlarında memleket olarak halen sınavımızı veremediğimiz, sınıfta kalmaya devam ettiğimiz kalıcılaşmakta, netice olarak önümüze çıkmaktadır. Açık ve seçik. Hezeyanlar öylesine körlemesine, öylesine yaptık oldularla denk getirilip hayata karıştırılmakta, dahil edilmektedir ki bu bahsini eylediğimiz, denk getirdiğimiz söz dizini bir hakikate evrilmektedir. Hem de hiç ayrışmazımız olan cinsten.

Suskunlaştırma bireyden başlayarak toplumun geneline nüfuz ettirildikçe tahakküm alelade kotarılan bir durumdan fazlasına dönüştükçe faşizmin soluğu üzerimize çöreklenmektedir. Halimiz az biraz, sıkıntımız epey fazla bu gayretin! hemen sonraki evrelerinde yapılacaklardandır. Erk muktedir iktidarın diliyle yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır sözü bile kendi başına anlatmaktadır her şeyi. Düşünmenin, sorgulamanın, soru sormanın, hakkını aramanın adalet talep etmenin dar koyaklara sıkıştırıldığı bir ülkede böylesi teminatlar, seslenişler varolan karanlığın süreğenleşmesini sağlamaktadır. Bunu günden güne artan bir biçimde kolaylaştırmaktadır. Devletin tenkit ve tehditleri varolan görüngünün bir cezaevi imgesinden hemen hiç ayrışmamasının sağlamasıdır. Gözaltı, soruşturma, ispiyonlama, baskı kurma çabaları ve provokasyonlar ve fazlasında gördüğümüz tam olarak bunlardan mürekkeptir farkında mısınız?

Ak parti sözcüsü olan vekilin dilinden eksik etmediği demecindeki "yanlış yapanın kafasını koparıyoruz!"un ne demek olduğunun aynalayıcısıdır. Son sözüdür. Kötülüğün sözlük anlamı birer ikişer eksiği gediği olmaksızın karşılığını her gün bulmaktadır umursar mısınız? Janjanı değiştirilen, bolca şatafatla süslenip püslenen dünün açılımı bugünün paketi ile demokrasinin bütün bu hezeyanları tek seferde aşmak için yeterli gelmeyeceği muhakkaktır. Gözümüzün önünde cereyan eden, vakıa olarak belleğe kazınan pek çok şeyde kötülüğü yücelten ve onu içten içe sahiplenen bir devlet aklıyla karşı karşıyayız. Temel hakların, karşılığı bulunabilir taleplerin, eylemlerin her şartta birlik ve bütünlüğe karşı bir tehdit unsuru olarak dillendirenlerin mekanındayız. Söz eylemenin, derdi tasvir etmenin, yol aramanın, yön tayinin hiç ama hiç şimdi ve şu andaki fenalıklarına tanık olmayanlar için bile cerahat meydanda, söz yitimi, hedef gösterme ve linçler canlı yayındadır.

Tahakküm kendini dönüştürürken akıl nadasa mı bırakılasıdır? Her şey bu kadar ehvenken bunca insanın sözü sesi ve meramı bir paketle geçiştirilebilecek, çözümlenebilecek bir şey midir sorarız? Yeknesak makamda nefreti hicaz güftelerin aralıksız yaftalama, sindirme hiçbiri olmadıysa bir biçimde süründürme, bütün bunlar korkutmuyorsa tenkit ve tehditleri sokağa yayma, hınç alma operasyonlarından sonra bu ülke bir demokrasiye haizdir diyebilir miyiz, sorarız. Neredeyse kesintisiz bir biçimde, demokrasi ve ona bağlı edimlerin belki de doğrudan seslendirilmesi yıllar sonra bu korku eşiklerinin aşılmasındandır kastınız, sorarız ve sorgusundayız. Ülke dediğimiz ona ayrı, buna ayrı hukuki, siyasal yahutta sosyolojik tavırların takınıldığı, iktidara kim geçerse onun borusunun öteceği bir yer midir, öyle mi kalacaktır sorarız. Derdi görünür kılmak adına atılan adımların bir başlangıç olduğuna uyanmak ne zamandır?

Her taraftan cenderelenmiş, dört yanda gözetleyenlerin olduğu, kırmızı çizgileri aşıyorlar diye her an vavelyanın kopartıldığı bir yerde paketlerin gerçekliği ne ölçüde sahicidir, lafazanlığın değil icraatın kendisi ne zamandır. Sözü işitmek bunca gün sonra halen devletlu insiyatifinde, dilinden dökülecek, lütfedeceklere mi bağımlıdır. Kötülüğün yüceltimi hiç ara verilmeksizin itibarımız, haysiyetimiz, memleketimiz sözleri birer ikişer sığınılacak liman diye bilinerek, oradan türetilen tasvirlerle normalleştirilmeye çalışılıyor. Normal olarak bellenmiş şeyler erkin dilinden düşürmediği yaftalarla belirginleştiriliyor. Yaşam, laf ebeliğinden tutun gammazcılığa, yandaşlığa vesair bağlaç / eksenlerde vicdan tahrifatına devletçe sınırsız bir kredi verilerek daraltılıyor.Ya öyle ya böyle selamet için sürgünler, hakkaniyet için göz yummalar, adalet için perukları sineye çekmemiz iletiliyor. Daraltılan sözcükler değil, muhteviyatıyla hiçbir şekilde iktidara tabi olmayanlara hayatın zindanlaştırılmasıdır. Zindanımızdan güneş görünmüyor!. Çürüme yayılmadan bunca bed, fena ve kötülük setini / engelini aşmak için sözü ortaklaştırmaya kaç var.. Onun için de paket mi bekleyeceğiz...

>>>>>Bildirgeç
Sağa Çek - Niyan - Jiyan*

Bazı  cümleler var. Bazı çabalar. İçeriği ile bir şeyler oluşturulmaya çalışılacak, siyaset yapılacak üzerinden. Ve bir de bazı kareler var, bazı haberler. O içeriğin hedeflediği algı ile gerçeğin kendisi arasında öyle bir köprü kuruyor ki, konu hakkında ne hissettiğinizi anlatmak için o karenin üzerine tek kelime dahi etseniz, o köprünün verdiği inanılır gibi olmayan gerçeklik etkisi ezilip büzülecek. Ses çıkarmaya kıyamıyorsunuz. O gerçekliğin şiddetine bakakalıyorsunuz.

Başbakan bir temmuz akşamında, ‘Gençlerin ölmediği, anların babaların ağlamadığı, umutla ve güvenle geleceğe baktığımız ülkeye doğru emin adımlarla gidiyoruz.’ diye bildirdiğinde, Mehmet, Abdullah, Ethem, Medeni ve Ali İsmail öldürülmüştü. Bu cümlenin ediliği akşamın 3-4 saat öncesinde, Ali İsmail toprağa verilmişti. Anaların babaların ağlamadığı ülkenin fotoğrafıydı bu (bkz. yazının başındaki fotoğraf).

Başbakanımız bize, olan biten, devlet şiddetiyle ölen çocuklar dahi olsa, olanı biteni görmezden gelmek üzerine ilerleyen gaddar bir çizgide, hiçbir şey olmamış gibi, kaldığı yerden ‘siyaset’ üretmeye çalışan bir iradenin ne hale düşülebileceğini görkemli bir şekilde sergiliyordu.

30 Eylül’de, yine başbakanımız, bizzat, demokratikleştiğimizi ilan edecek, içinden çeşitli şeylerin çıkacağı bir paketle. Kendisi, halkı, içeriğini bilmediği bir demokratikleşmeye, dolayısıyla sağlam bir oksimoron sekansına hazırlık aşamasını, ısrarla bu pakedin, herhangi bir süreç için yürütülen bir müzakere ile alakası olmadığını, zaten parti programlarında bu tür demokratik açılımlar olduğunu filan vurgulayarak geçirdi. Aşağıda da, pakedin kendisi gelmeden, toplantısına dair yapılan bir haberi izliyoruz:

“Demokrasi paketi” basın toplantısına Evrensel, Birgün, Özgür Gündem, Sözcü, Sol, Halk TV, Hayat TV, İmece, Aydınlık çağrılmadı”.

Bu kadar böbürlenmeli argümanlarla sunulan bir demokrasi pakedi için, işin aslıyla böylesine köprü kurabilecek daha net bir iki satır düşünemiyorum. Gayri resmi fakat tamamen meşru bir politika haline gelmiş ve olağanlığından haber değeri bile taşımayan bir ötekileştirmeyle gelecek demokrasi. Bize müsaade ettikleri kadarıyla, tabi ki.

Aynı mevzu döne döne başa sarıyor. İnsan, üzerine düşünmeye yoruluyor, bu arkadaşlar bu şekilde eylemekten yorulmuyorlar: ‘Bizdenseniz, size demokrasi pakedi açacağım. İçeriğini kimsenin bilmediği, kimsenin tartışmasıyla oluşmamış, kendi aramızda kararlaştırdığımız çeşitli maddeleri size indireceğim ve size artık hakkınız olan şeyleri ‘bildireceğim’. Nefret suçlarını tanıyacağız. Kamuda kıyafet serbestisinden bahsedeceğiz. Tunceli’nin ismini Dersim yapacağız. Belki bir takım siyasi cezaları azaltacağız. Belki seçim barajına dair bir şeyler yaparız çok şaşırırsınız. Belki çeşitli başka süprizler, kim bilir? Hahahahaa sen bilemezsin. Çünkü biz demokrasinin de en iyisini biliriz. Şu an demokrasiyi ilan ettik. İkinci bir emre kadar herkes demokratik olacak. Biz kararımızı verdik. Biz ne diyorsak o.’

İnsanların gözünün içine baka baka sanal bir gerçeklik yaratıp, her koldan bu sanal gerçekliği besleyerek ayakta durmaya çalışan bir iktidar, kendisinden olmayana duyduğu öfkeyi saklama gereği bile duymadan, meydanlardan ekranlara bas bas bağıran bir iktidar, 4 aydır, somut bir şekilde, halkı ‘biz ve onlar’ diye bölmeye çalışan bir iktidar bana demokrasi indirecek ve ben de bundan herhangi bir kazanım bekleyeceğim, ‘Aa bak daha önce öyleydi, artık böyle olacak’ diye bir tatmin yaşayacağım, gençlerin ölmediği güvenli ülkemde, geleceğe umutla bakacağım öyle mi?

Memleket üzerine, kendine mitingler düzenletip, kendi kalabalaklarına karşı dahi kendini yalanlamadan, bir süre önce söylediğini, hiç söylememiş gibi yapamadan, dış politikaya dair vahim söylemleri dış işleri bakanı tarafından düzeltilmeden siyaset yapamayacak hale gelmiş bir başbakan, çözüm sürecine ve barışa dair bir noktaya kadar ilerliyor gibi gözüken ve halkların hala bir şeyler bekliyor olabileceği bir diyalog ihtimalini, ‘Parti programımda var benim zaten bunlar, kimseyle masaya oturmadım’ diye üstüne basa basa ezip bitirecek ve biz hala zalimle barışabilmeye dair bir şeylerden bahsedebileceğiz, öyle mi?

İşi gücü bıraktık, prompterı bozulduğunda öfke kusmaya başladığı cümlelerin vurgusunu dahi ezberlediğimiz başbakanın, ülkeyi yarın açacağı ‘sır gibi’ paketle demokratikleştireceği dakikayı bekleyeceğiz, öyle mi?

Sen maddeler sıralayıp ‘Ben yaptım’ diye müjdeleyeceksin, iki satır bahsedip kendine malzeme edecek olduğun o ‘maddeler’, yaptıklarını 10 yıl önce yapmadığın için bunlar uğruna hapislere düşenlerin, mücadele edenlerin, hakları, canları gaspedilenlerin mücadelelerinin sonucu olmayacak, sıkıştığını köşenin adı olmayacak ama senin ‘parti anlayışında zaten yer alan’ lütufların olacak öyle mi?

Eh. Bu sorulara az çok ‘Tabi ki’ diyecek arkadaşlar var, tabi ki. Diyecekler ki, ‘Bizden önce demokrasi yoktu, onu başbakanımız getirdi.’. ‘O özgürlükler, o özgürlükler yok mu, hepsi akp döneminde getirildi.’. ‘Askeri vesayetten, antidemokratik her şeyden kurtardılar bizi, bak demokrasi pakedi bile açtılar.’. ‘Bizi özgürleştirdiler, toplumun her kesimi birbirine kaynaştı, zamk gibi yapıştı.’. ‘Bize ve paketlerimize karşı olanlar, bu ülkeden nefret ediyorlar’.

Evet bu ülkeden, geceleri ‘Ne yapmalı?’ diye uykuları kaçan ben nefret ediyorum, bir adamın ağzına bakarak demokrasi bekleyip, bunun üzerinden şov yapmak için sıraya dizilenler, verdikleri fotoğrafın ucubeliğini görmeden ‘ülkelerine’ tapıyorlar. Bu arkadaşlar için, bu zamana kadar bir yandaş sevdalıya verilmiş en güzel cevap Elif Şafak 4 Haziran’da, herhalde paralel evrenden yazdığı twitter hesabında; ‘Başbakan vekili Bülent Arınç, polisin-hükümetin hatalarını kabul edip, Gezi Parkı göstericilerinden özür diledi. Bu adımı önemli & olumlu buluyorum’ diye bildirince, @ctopbas tarafından verilmiş zaten:

‘Ticari, sağa çek.’

Çarşı’nın bugün yaptığı tribünsel ve aşırı derecede hayatsal mevzularla ilgili açıklamada şöyle bir kısım var; ‘Ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu şey, sizlerin hamasi nutuklarında yer alan inançsız ve samimiyetsiz birlik ve beraberlik değildir. İnsanların özellikle bugünlerde ihtiyaç duyduğu yegane şey, adaletin tecellisidir.’

Sen demokrasi pakedi açıklarken, dün Abdullah Cömert’i vurduğu anın görüntüsü yayınlanan akrep’in kayıtlarının 4 aydır (ve hala) neden saklandığını açıklayamıyorsan, yine, bunlar hiç ama hiç olmamış gibi, Ceylanlara, Uğurlara, Şerzanlara, Metinlere kıyılmamış, bunları kıyanlar kollanmamış gibi, bunların tüm sorumluluğu sende değilmiş gibi, bana yeni, ‘özgür’ haklarımı bildirebileceğini ve bunun sana çıkar sağlayabileceğini zannediyorsan, seninle benim aramda hiçbir türlü anlama, anlaşma ihtimali, iletişim kırıntısı, empati olasılığı, siyaseten karşılıklı bir kabulleşme yolu kalmamış demektir. Hallerimiz böyleyken, seni yarın ‘Oley’ diye dinleyecek olan, benden değildir.

Yarın olsun, pakedinizin görkemli kurdele töreniyle birlikte hepiniz sağa çekin ve o sağda, her ne yapıyorsanız kendi aranızda yapmaya devam edin. Tarihe, tek bir kişi için bile olsa, şu an, şurada not düşülsün; Unutmayacağım, affetmeyeceğim. Ben bunlarla barışmayacağım.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Söz dizimin gayya kuyusu halinde çıkamadığımız anlarda desteğini esirgemeyen sözcüklere sığınıyoruz. Eski limanımız olan Jiyan'ın geri dönüşü pek çok yeni kalemin de yazılarını keşfetmemizi sağladı. Sözün özellikle de bireysel sözün geçersiz kılındığı, devlet aklının, tavrının yanında olmayanlara hayatın dar edildiği bir yerde Niyan'ın yazdığı Sağa Çek başlıklı makalesi avazımızın tamamlayıcısı olarak okunmasını salık vereceğimizdir. Jiyan.org'un ve Niyan'ın anlayışlarına binaen makaleyi sizlerle paylaşıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Sağa Çek - Niyan - Jiyan
Türkiye'de Rejim Demokrasiye Mi, Faşizme Mi Evriliyor? - Orhan Kemal CENGİZ - Al Monitor
Seçim, Baraj, “Sosyalist İktidar” vs. vs… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Paket Paket Demokratikleşirken: Polisin Yetkilerinin Genişletilmesi Girişimleri ve “Genişlik” Tanıklıkları - Av. Deniz ÖZBİLGİN - Sendika.org
Demokrasiyi Sadece Ben Paketlerim! - Yüksel TAŞKIN - Taraf
Paketten İnsan Çıkar Mı? - Günay ASLAN - Özgür Gündem
Demokrasi Paketinden Önce Demokratik Bir Dil Geliştirmek Şart - Ergun BABAHAN - T24
HDP’nin Potansiyeli - Alp ALTINÖRS - Özgür Gündem
Sağın Katliamlarla İmtihanı - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Tek Dil, Tek Millet, Tek Taraf... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Resmi Tarihle Hesaplaşmanın Kırılma Noktalarından Biri Kemalizmi Karşımıza Almamak - Tamer ÇİLİNGİR - Devrimci Karadeniz
Kimlik Siyasetinden Çatışma ve Teröre - İhsan DAĞI - Zaman.com.tr
Serdar Erener’e Açık Mektup! - Kağan İŞMEN - Everywhere Taksim
Doktorlardan Çok Sert Gezi Raporu - Radikal.com.tr
Gezi Eylemcisi 3 Aydır Kayıp - Akademi Politik
Mücella Yapıcı “Taksim’de Yapılan Bir Yayalaştırma Projesi Değil, Biz Gezi’de Yayalaştırmıştık!” - Başka Haber
Yeter Diyen Çığlıklar Ülkesi - Nizam Sucu - Muhalif Yazılar
AKP Denince... - Fikret RONİ - Özgür Gündem
Ters Köşe: Ekim Devrimine Doğru... - Ali BAYRMOĞLU - Yenişafak.com.tr
Cemil Bayık'la Söyleşi (1): Görüşmeler Oslo ve İmralı'da Diyaloğu Aşmadı - İrfan AKTAN - İA' Blog
Citizens Urge Continuation Of Peace Process - Zeynep CERMEN - SES Türkiye
Ceylanımı Unutmayın! - Yasin KOBULAN - Mehmet Şah ORUÇ - Evrensel
4 Yıl Geçti, Ceylan Önkol'ü Hatırladınız Mı? - Hür Bakış
Ceylan'ın Gözlerini Berkin'in Yüzünü Unutma! - Çekirdek Çocuk - Çekirdek Çocuk Blog
Requête No 24359/10 - Raif ÖNKOL et Saliha ÖNKOL - European Court Of Human Rights
Çocuklar Hiç Gülmeyecek - Zeynep SENCER - Toplumsal Eşitlik
#Uyuyan Liseliler - Dev-Lis
MEB'e "Çocuk Gelin" Uyarısı - Bianet
Okul Sıralarına Barış Nasıl Gelir? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal.com.tr
Toplumsal Barışın İnşasında Öğretmenlerin Rolü / Kürt Meselesi Okula Nasıl Yansıyor? Başlıklı Rapor Kamuoyuna Tanıtıldı - Helsinki Yurttaşlar Derneği
Mahkeme Salonu Polis Ablukasında! - Alınteri.net
Ethem’in Katili Tayin Edildi - Kırmızı Haber
“Ethem’i Tanıyabilmiş Olmak Eğilen Boynumuzu Dikleştirdi” - Cankız ÇEVİK - Şiddet Hikayeleri
Er Utku Kalı Ayağa Kalk - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Ali’yi Şimdi Kim Öldürdü? - Evren E. ÇAKMAK - Kaos GL
‘Mülayim Polis’ - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
LGBT Haklarında Türkiye 63. Sırada - Bianet
Turkish Muezzin Who Couldn’t Lie Is Exiled - Yasemin ÇONGAR - Al Monitor
Türkiye'de İnanç Özgürlüğü Yok - Devrimci Karadeniz
Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Konferansı - 2-4 Kasım 2013, İstanbul - Hrant Dink Vakfı
Cevizin Kalınlığı Boynunu Geçerse O Boyun Gider - Savaş ÖZBEY - Hurriyet.com.tr
Sınavlar Ayrışmazımız Mıdır - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Diaspora Dönmek İstiyor - Hrant KASPARYAN - Taraf
Turkey’s Concerns Not Vain: Armenians Could Start The Process Of Property Return Ahead Of 2015 - Armine Gevorgyan  - Public Radio Of Armenia
Istanbul Pogroms Of 1955 Remembered With Appeals For Tolerance - Evrim KURDOĞLU - SES Türkiye
‘Ermeni Piçleri’ Sözü İfade Özgürlüğü Değil! - Gelecek Gazetesi
‘Dink Davası Bir Derin Devlet Davasına Dönüşebilir’ - Agos
Güler "Hrant Dink" İddiasına Yanıt Verdi - Cnn Türk
Unutulan Diller ve Engelliler - Emrah UÇAR - İnsan Haber
Tahribad-ı İsyan: Sulukule Artık Burjuvazinin - Murat SABUNCU - T24
"Bursa Valisi Romanlardan Özür Dilesin" - Bianet
Eylül Yoklaması - Ferda KOÇ - Sendika.org
AKP’nin İleri Demokrasi Anlayışı - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
Yerelden Demokrasi - Ercan Jan AKTAŞ - Demokrat Haber
"Türkiye'de Akademisyenlerin Özlük Haklarının Mevcut Durumu ve İyileştirilmesi" Konulu Raporu - Prof. Dr. Muammer YAYLALI - Sosyal Politika
"Başbakanımızın Emriyle Üniversitelerde Artık Bu Tarz Eylemler Olmayacak" - Gelecek Gazetesi
Uludağ: Yaralanan Öğrenciye Bir Yıl Uzaklaştırma - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
İşgal Ettiler, Direndiler ve Ürettiler! - Halil Emrah MACİT - Gelecek Gazetesi
Kıdem Tazminatı Hedef Tahtasında - K. Sabri ÇİMEN - Militan
8 Kat Fark Değişmedi - Milliyet.com.tr
Toplu Taşıma İsyanı - Cnn Türk
Çarşı Tribünlerinden; Sokağa, Özgürleşmeye! - Furkan TOMBUL - Evrensel
Bize Beşiktaş Derler... - Şairler Parkı
Taraftar Gruplarına Operasyon! - Muhalefet.org
Pressefreiheit In Der Türkei? - Dinah RIESE - Neues-Deutschland
Meclis Hiç Anlamadı - Hüseyin İSTEMİL - Taraf
Antalya'da Erkek Öğrenciler Kız Öğrencilere Getirilen Etek Yasağını Etek Giyerek Protesto Etti - Hıdır TOK - Başka Haber
Talking Turkey - A Conversation With Abdullah Gul - Foreign Affairs
New York'ta Gül'den 'Gezi Takıyyesi'… - Nilgün CERRAHOĞLU - Cumhuriyet.com.tr
Turkey 'Will Probably Never Be EU Member' - Alex Spillius - Telegraph
How the Syrian Revolution Went Wrong - Richard SEYMOUR - In These Times
Rojava Devrimi Karanfil Kokuyor - Zübeyde SARI - Özgür Gündem I - II
Rojava'da Bir Fotoğrafın Batufa'sı... - Yıkıcı Tutku - Yeni Yüzyıl / Rojava Bilgi
Dünyayı Vatan Hainleri Kurtaracak! - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Şiddetin Kaynağı! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Report: “Israel Is The Only Nation That Prosecutes Children In Military Courts” - Apartheid Exists
Faşizm Üzerine: Avrupa'nın Üzerindeki İki Hayalet - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Greek Neo-Nazi Party Politicians Arrested - Al Jazeera
Yunanistan'da Binlerce Kişi Altın Şafak'ı Protesto Etti - BBC Türkçe
Revealed: Qatar's World Cup 'Slaves' - Pete PATTISSON - The Guardian
Disability And The Capitalist State - Richard ATKINSON - International Socialist Network
Counter-Counter-Revolution - David RUNCIMAN - LRB
Bir Deli Aktör: Tuncel Kurtiz - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet.com.tr
Neşet Ertaş: Abdallığın Binası - Ulaş ÖZDEMİR - Bir + Bir
Kardeş Türkülere ve Sonraya Dair - Pakrat ESTUKYAN - Evrensel
"Anne Ben Hıyar Mıyım?" - Ali ARTUN - E-Skop
“Gezi Direnişi” ile Başlayan Demokrasi Arayışında Çağdaş Sanatın Konumu - Dr. Necmi SÖNMEZ - Lebriz Sanal Dergi
merhaba dünya - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hrant Dink via Turkey Street Art

>>>>>Poemé
Bankerlerden Bütün Farkımız: Onlar Paralı Biz Parasız - Ogden NASH

Bankaları övmek için yazıldı bu şiir.
Para şıkırtısı neymiş gör, hele bir bankadan içeri gir!
Bir de garip bir ses duyacaksın, ne kadın sesi o, ne su şırıltısı,
Bilirim, duymuşluğun yok, o, binlik bangınotların hışırtısı.
Mermer konaklarda otururmuş bankerler, hakları,
Boşuna mı yıllar yılı "Milli Kalkınma" diye bağırıp çağırdıkları!
Asıl, bir usulleri var, ona borçlular her şeyi, o bir bozulmaya
görsün, bankaların işi bitti:
Kısacası, paraya muhtaç olanlardan gayrısına açılır kredi.
Sizi bilmez miyim hiç, anlı şanlı bankerler, nasıl da kılı kırk yararsınız!
Siz, ev kirasını ödemek için borç istemeye gelen vatandaşları
kuruş koklatmaksızın dehliyebilen milli kahramanlarsınız.
Evet. Siz, çocuğum doğacak diye iki yüz lira borç istemeye
görsün bir dar gelirli,maymunlara zart zurt eden
Tarzan edasiyle bakarsınız suratına,
"İşine git, oğlum!" dersiniz, "Ne sandın burasını? Burası ne
tefeci Şakir, ne emanetçi Sultana!"
Ama diyelim ki bir kalantor zat çıktı geldi bankanıza, olur a,
milyonunu çiftleştirmek istemiş canı,
Bak, o zaman koruyucu melek kesilirsiniz. "Arzunuz, emriniz"
demeye kalmaz, toslarsınız milyonu.
"Madem bir milyonu var, değil mi ya niye iki milyonu olmasın?"
derken hazret, iki milyon daha istemeye kalkar,
"Baaşüstüne'yi bastırırsınız hemen, değil mi ki elde iki milyon
emniyet akçesi var.
Münasip buyurmuşsunuz" der toplanınca banka idare heyeti,
"Bütün istediğimiz bizim, kalkındırmak memleketi."
Kuzum, bankaları yerdiğim sanılmasın sakın,
Bilmez miyim ne büyük işler çevirdiklerini onların!...
Bilmez miyim; "Parayla bitmez iş, hayatın temeli sağlıktır,
mutluluktur" deyip gezen menfi unsurları ortadan kaldırarak
cemiyete ne büyük hizmetler gördüklerini,
Bilmez miyim, sağlığını, mutluluğunu korumak için beş on kuruş
isterikleri vakit, o serserileri nasıl kapı dışarı ettiklerini! Bilmez
miyim, Mukaddes Para'ya dil uzatmak ne demekmiş anlasınlar
diye, bilmez miyim o insanları nasıl açlıktan öldüklerini!...

Türkçesi: Can YÜCEL
Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: