Sunday, November 17, 2013

Deuss Ex Machina # 474 - odsouzen poezie

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_474_--_odsouzen poezie

11 Kasım 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Antonymes - The End Of Everything [I] (Hibernate)
2. Antonymes - Strange Light [I] (Hibernate)
3. Sylvain Chauveau - The Most Beautiful Music (Brocoli)
4. Sylvain Chauveau - Dark Clouds in the Sand (Brocoli)
5. Forest Swords - Onward (Tri Angle)
6. Forest Swords - Gathering (Tri Angle)
7. Melanie Velarde - II Some (Temporary Archives)
8. Melanie Velarde - III Some (Temporary Archives)
9. Darkside - Heart (Other People)
10. Darkside - Metatron (Other People)
11. Kutu - Arafaraday (Müzik Hayvanı)
12. Kutu - Singing Lullabies To Myself (Müzik Hayvanı)

odsouzen poezie
(474)
Söz Engelleri Aşar
“Bugün artık her şey değişmiştir. Bundan böyle anlam bunalımı yoktur. Çünkü her yerde giderek daha çok anlam üretilmektedir - yetersiz kalan artık taleptir. Sistemin asıl sorunu da bu anlam talebi üretimidir. Talep, anlam arzusu ve anlama minimal düzeyde katılma olmazsa iktidar boş bir hayal ya da anlamsız bir perspektif olmaktan öteye gidemeyecektir. İşte burada da talep üretimi anlam üretiminden çok daha pahalıya mal olmaktadır. Sonuna kadar gidildiğindeyse bunun olanaksız bir şey olduğu görülecektir. Çünkü sistem bütün enerjilerini bir araya getirebilse bile bu işi başaramayacaktır. Çünkü mal ve hizmet talebi her zaman için yapay bir şekilde üretilebilir. Biraz pahalı olmakla birlikte herkesin satın alabileceği bir fiyata satılması da mümkündür. Bunun örneklerini gördük. Oysa anlam ve gerçekliğin yokluğu doldurulamaz. Anlam yokluğuysa kesin bir yıpranmışlıktan başka bir şekilde yorumlanamaz.
 …

Kitle insanı bezdiren bir suskunluktur. Politik denklemlerdeki bilinmeyendir. Bu bilinmeyen, bütün politik denklemleri yok edebilmektedir. Oysa herkes bu sessizliği konuşturmaya çalışmaktadır. Ancak kitlelerdeki yanıtsızlık gücü ölçülemez. Hiçbir sondaj onu ortaya çıkartamaz. Çünkü kitleler onu anında yok ederler. Sözünü ettiğimiz hipergerçeklik içinde toplumsal ve politik alanın altını üstüne getirirler. Politika kitleleri yanıtlar alabileceği bir toplumsal simülasyon ve yankılanma odasına sokmaya çalışırken (kitle iletişim araçları, haber) kitleler tam tersine toplumsalın içinde simüle edildiği ve yankılandığı muazzam bir mekâna dönüşmektedirler. Güdümlenme diye bir şey hiçbir zaman için var olmamıştır. Her iki taraf da aynı silahlarla çarpışmıştır. Bugün savaşı kimin kazandığını söyleyebilmek imkânsızdır. İktidarın kitleler üstündeki simülasyon gücü mü? Yoksa kitlelerin iktidarı çökerttikleri ters simülasyon mu?”  Jean-Baudrillard – Sessiz Yığınların Gölgesinde Ya Da Toplumsalın Sonu – Ayrıntı Yayınları – Oğuz Adanır’ın Çevirisiyle…

Bir dolu cümle akla düşüyor, yazılması, düşünülmesi, soluk alınması, derman bulunması, el alınması, yön belirlenmesi daha bir dolu şey için hepsi ve hep birlikte daha fazlasına ulaşabilmek için / adına yepyeni bir soluk çabası ortaya çıkıyor. Her cümle bir geçmişe bakış. Her birisi aşıldığı sanılana dair bir tespitten fazlasını muhteviyatında barındıran cümleler. Yeri geldiğinde söylenmesi gerekenlerin katar kaçmadan, onun ardından bakakalmadan evvel yolu koyulabilmek için şans olan cümleler. Cümleler kuruyoruz, ucu bucağı aklın sınırlarıyla belirginleştirilmiş ama kısıtlanmamış olmasına bizzat özen göstererek. Yaşadığımız yerin dünde kaldığı ilan olunan eleminin aslında bizden hiçte ayrılmadığını yanımızda tam da burnumuzun dibinde olduğunun idrakine varabilmek adına cümleler kuruyoruz. Cümleleri birilerine caka satmak adına yahut okunmasa da yazalım görevimizi ifa edip huzur içerisinde yola devam edelim diye yazmıyoruz.

Epey zamandır zuhur etmiş olan huzursuzluğun kalıcılaşmaya başlayan nasırlaşmanın önemsizleştirmelerin ve dertten uzaklaşmaların bizi ne hallere koyduğu bahsinden hareketle anlatabilmek için cümleler kuruyoruz. Anlattığımızı umarak cümlelerin peşine düşüyoruz. Hemen her şeyin tek tipleştirilmiş bir bakış açısıyla dönüşümü, yeniden yapımı veya sonlandırılması söz konusu edilirken bu güncede bizim cümlelerimiz ne olacaktır bunun bahsini arşınlıyoruz. Dert edindiklerimiz, derdimizi kalıcılaştıranların halleri ve gidişatın tamamının esas durumu ortaya çıkartacağını ümit ederek notlar alıyoruz. Her not bu zaman diliminde şimdiye dair bir cümleye dönüşüyor. Şimdi vakitli / vakitsiz anlamsızlaştırılırken, benim dediğim doğru geri kalan her şey ama her şey yalan bahsiyle çevrelenirken doğrunun çeşitliliğini anlamlandırabilmek için cümleler kuruyoruz. Cümleler boylu boyunca dizilirken zamana dair güzellemeler olumsuz atfedişler yahut ta salt genellendirmeler değildir, sadece bunlar değildir.

Her anlatım çabası bir zaman unutulmuş olanı, bir zaman geride kalmış diye nakledileni, bir zaman sonra unutulanı yeniden hatırlayabilme çabasıdır. Bizim gibi her halükarda erkin müdahaleleriyle günün dönüştürüldüğü anlamın epey bir çabayla bozguna uğratıldığı, hayatın kapsamının kadükleştirildiği yerlerde cümleler derman bulabilmek adına dizilenlerdir. Gidilen rotanın keskinleştirilmesi sınırlarının tam dibinin uçurum olmasından mütevellit gittiğimiz, sürüklendiğimiz maceranın sonrasının önemine dair çıkarsamalardır cümlelerimizi kurmaya bizi sevk ettiren. Büyük kalabalıklar içerisinde bir başına konulmamız siyasetlerin sadece işlerine gelenleri kullanmayı tercih ettiği Gezi direnişinden sonra hayatın her neye dönüştüğünün idrakine ulaşabilmek adına kurulmaktadır cümleler. Ortaklaştırılması şart olanın bir yerinden başlanması gerekenin asgari müşterekler olduğu savını unutmadan hatırlayabilmek içindir cümleler.

Geniş zamanlardaki bol keseden atılan tevatürlerin, anlatımların, bir dolu tiyatral sergilemenin, teşhirin, laf ebeliklerinin bolca nutkun az kıyısında, az ötesinde her neye dert yandığımızı ifşa edebilmenin gayretidir cümleler. Sözler ortaya çıkan bileşkenin sadece insana dair eksikliklerimiz değil, doğal haklarımız bir biçimde gasp edilmesine, yaşamlarımıza müdahale edilmesine, illa hudut devşirilmesine karşı bir çıkıştır. Alternatif olanın handiyse hiç düşünülmediği, bir başka seçeneğin değil arşınlanması, seslendirilmesinde de türlü çeşit sorunların ortaya çıkartıldığı bir ülkede sözün kısıtlandırılmışlığını aşabilmek içindir cümleler. Basit olanların, zor olanlarla birlikte yerleştiği bu düzenekte gözümüzün gördüğü ile aklımızın bellediğinin bir kesişimine varabilmek adınadır cümleler. Ortak zemin, türlü çeşit çağrılarla beraber kotarıldığı varsayılan demokrasi güncelliğinde, şimdinin ileri demokrasisinde aslen ne kadar köşeye kıstırıldığımız, herhangi bir özgürlük mefhumundan bahsedebilmenin bile deli cesaretiyle eş anlamlı konulduğu bir sınavın denek bilinenleriyiz.

Denendikçe, aşındırıldıkça, yağmalandıkça, heder edilip harcandıkça, bedenlerimizin üstüne hiç ara vermeksizin kurulan tahakkümün nelere dönüştüğünü, nasıl sonuçları karşımıza çıkarttığını anlayabilmek söz konusu edilebilecektir. Masallar dünyasında, hep atfedildiği gibi güllük gülistanlık bir zamanda hep mutlu, müreffeh ve hep sorunsuz yaşamadığımızı ikrar edebilmek son kertede yalanın kendisidir. Yalanın ağza yerleşmiş haliyle gerçekliği alt etmesidir gördüğümüz geçirdiğimiz günler. Behemehal devreye alınıp, uygulanıp, alelacele kotarılan dönüştürme hamlelerinin, açılım düzeneklerinin, paketli vaatlerin, bir dolu sözün yanında hiçbir şeyin düzelmediğidir ikrar edilmesi gereken. Mükerrer olsa da mutluluğun göreceliğini ancak belirli başlı konularda / edimler ve beraberinde ortaya çıkan neticelerde doğruyu yakalayabildiğimizde, doğru kalıcılaştığında, hakkaniyet gerçek kılındığında söz konusu edebilmek mümkündür. Gerisi bir şekilde teferruattır.

Kenar süsü kabilinden değinilerin, açılan yaralara merhem olmaktan bir özen kaçındığı zamanımızda ister şenlik, ister gösteri, ister mütedeyyin bir sunum yahut ta anlatımın sonunda görülenin gerçekliğe kavuşturulanın bu daraltım bildiğiniz pespayeliğin devamlılığı olduğu aşikârdır. Pejmürdeliğin, vurdumduymazlığın miraslarına sahip çıkılarak sözüm ona barış tesis etmelerin gösterilerle sağlanmayacak kadar mühim bir konu olduğu bilinse de üzerinden geçilip gidilen, "tarihi" vurgusu hiç eksik edilmeyen şamatanın yanında yükselen avazlardır. Kimisi için Roboski'de katledilen otuz dört canın avazıdır halen açık kalan / üzeri örtbas edilmeye çalışılan davalarına kayıtsızlığa duyulan sessiz isyandadır. Kimisi için de kalekol yapımını protesto ettiği için asker kurşunuyla katledilen Medeni Yıldırım'ın annesi Fahriye Yıldırım'ın katilleri tek başına aradığı cümlelerdedir.Yalnız değildir kendi inisiyatifiyle yollara düşmüştür Fahriye Ana, tıpkı Berfo Ana gibi yıllardır kemiklerini bile bulamayan kayıp yakını annelerinin; yüreklerini dağlayanın, acıyı anlamlandırmanın kolay yolu olmadığından, başka yolu kalmadığından, adalet gelene kadar susmayacak bir çığlık olduğunu bildiğinden yollara düştüğü avazıdır.

Ülkenin her yanında demokratikleşme adımı olarak naklettirilenlerin, İstanbul'un orta yerinde on dört yaşındaki Berkin'i sokak ortasında kafasına gaz fişeği isabet ettirip, halen hayata uyanamamasının sorumlularının peşinden gidilmemesidir avazlardan birisi bir başkası. Hepsi ya da birisi gönlümüzden geçenlerin değil, yaşamanın şeklinin şemalinin enikonu bozulduğu, darp edildiği, hırpalandığı bir yere dönüşümün utanç vesikaları arasında bahsedilmesi gerekenlerdir. Hiçbiri diğerinden ayrı, öncü, ardıl ayrıştırılası değildir. Yaşamaya çalıştığımız zamanda her şeyin bir kontrol mekanizması, bir gözetim dayatması, had bildirimi çabası ve tehdit ve tenkitlerle beraber hızlı, arsızca bir özgüvenle hayatlarımızın üzerine çöreklenmesidir. Tehdit olarak algılananın vatandaş olduğunun bilincinden uzaklaşılmasıdır. Hegemonyasını sürdürmeye gayret eden erk-muktedir-iktidar için hiçbirimizin tüm diğerleriyle beraber oluşturduğumuz esas kümeden ve ayrıştırma gayretinden muaf olmadığımızın ilanıdır.

Gördüğümüz, geçirdiğimiz zaman diliminde 'sözün' önemi bu zamanlarda gereklidir. Sözün kifayetsizlikle hemhal edilmiş örneklerine, dayatımlara karşı, siyasal çıkarların, günübirlik söylemlerin hiçbir şeyi çözmeyeceğine dair kuşkuyu diri tutmak için gerek duyduğumuzdur. Acılarımız kendi içlerinde ayrıştırılmayacak kadar ortaklaşmışken, erkin oluşturmaya çalıştığı itibarsızlaştırma gayretinin davaları sürümcemede bırakma ve yok saymalarının ve gün aşırı tehditlerinin birlikteliğinde demokrasinin tahayyül edilenden başka bir şeye dönüştüğünün net karşılığı önümüze serilmektedir. Farkına varır mısınız? Ortaklaşmanın, çoklu sözün, lexiaların alaşağı edildiği sözün birlikteliğinden bile isteye kaçıldığı bir mefhumda gördüğümüz geçmişte kalmayan bir meseldir. Şimdi sürmeye devam etmekte olan bir sınanışın kendisidir. Geçmiş 1915'lerde, 1937'lerde kaldığı varsayılandır, oysa ne bu tarihlerde olanlarla sınırlıdır ne de geçmiştir, gitmiştir.

Hepsini bir arada, birlikte ele almayı, çözümlemeyi, sorgulamayı mümkün kılmayan acıların birini diğerinden üstün diğerini altta sözde sayan bir zihniyetin doksan yıldır sürdürmeye çalıştığı bir gayretkeşliğin utancın eksik gedik olmaksızın yansımasıdır. Göz önünde canlandırılması gereken sessiz bir imgenin, sessizlikte yoğrulan avazların birer ikişer kendini hatırlatmasıdır bu menzilde şimdi. Yaftalandığımız, yaralarımızın müsebbibi olan hamlelerin birbiri ardına kotarıldığı zamanlardan şimdiye ulaştığımızda salt erkin-muktedirin değil düzenin bir parçası olan yapısını oluşturan tüm siyasanın bu menzil daraltımında payının olduğunu fark etmek ve idrak edebilmek mümkündür. Yaşıyoruz, behemehal devreye konulan tedbirlerin garabetliğiyle korkularımızla yan yana. Cümlelerimizi yarıda bırakmaya mecbur kılınarak. Ya darpla, ya gazla, ya copla yahut ta kapımıza dayanabilecek dost kolluk kuvvetlerinin kardeşliğimizi pekiştireceği vuslat anlarının her an vuku bulabileceği imalarıyla. Ya sonrası sorgusu hep önemsiz umursanmaz bir detay savlanırken yaşamanın bayağı zor bir mesel olduğu artık anlaşılması gerekendir.

İsimsizler olarak yok sayılanlar olarak çok zamandır bu vatanın ekmeğini yiyip hain ilan edilenler olarak, bir gün bir sabah çocuk halimizle fişeklere hedef mühimmata yem edilerek, kör kurşunlarla karşılanarak ama bir biçimde yok edilme çabasının refakatinde yaşamaya gayret ediyoruz. Artık anlar mısınız? Geride bıraktığımızı sandığımız şeylerin nasıl zaman akışı içerisinde yeniden yeniden yeniden üretildiğinin, değişenin sadece doğrultulan namlunun, tehditlerin dozunun değiştirildiğinin idrakine erer misiniz? Artık anlar mısınız? Durmaksızın aynı sözcüklerden dem vurmak her defasında bir kaç kelamla da olsa yaralandığımızı gösterebilmek için bir çabanın ötesinde / yerleştirme ya da bir sanatsal yapıt olarak değil bir gerçek olarak bugünün ülkesine bakar mısınız? Sözde vurgusu yapılanların hayaletleri! Aramızda dolaşmaya devam ederken, adları anılmayanların, dosyalarının açık konulduğu yaraların / davaların / kıyamların hesaplarının sorulmadığı bir ülkede olduğumuzun hazin tablosunu artık anlar mısınız?

İş işten geçmeden geçmişte kaldığı sanılanın acısı annelerin simalarında her an canlı olduğunu her an gözümüzün önünde olduğunu önemser misiniz? Belleği orada burada arama çabasından da kurtularak şimdi utancı çoğaltan erkin, hegemonyası ile yüz yüze / bir başına kalan insanların yaşadıklarını anlama şansımız var.. Dert neymiş asıl onu anlama şansımızı düşünmeye çabalanır mısınız? Meramımızdır Kesinleştirilmiş, nihai sonuca çoktan varılmış başka bir düzenlemeye, dönüşüm ve çözümlemeye komple kapılarını kapatmış sözün neden eylendiğini, nasıl yola çıkıldığını çoktandır unuttuğunu yineleyen bir erk- muktedir algısı ve tahayyülü ile hayatlarımız şekillendirilmeye devam ediliyor. Şekillendirilirken, hamuru karılmaya devam edilen muhafazakârlığın simyasında taşıdığı, asla değişmez kuralları olarak resmedilenler üzerinden geçit yok anlayışıyla hemhal bir biçimde birbiri peşi sıra güne ekleniyor.

Hayat zapturapt altına alınırken bütün bunların birer başlangıç olduğundan çekincesizce dem vuruluyor. İyi lağvedilirken, yoktan beter tahrif edilirken geriye kalan bed / fena her ne varsa onun ambalajı değiştirilerek bu hayat olumlandırılmaya çalışılıyor. Sözün tükenmesi diğer her şeyden çok daha fazla önem atfedilerek, bizatihi bunun için çabalanılarak gün kapkara bir sinizm ile yükseltiliyor. Evde, işte ya da sokakta her şey gözetlenen, bilinip kayıt altına alındıkça daha fazlasının beklentilendiği bir efendi / köle meseline dönüştürülüyor. Sonuçların hep kenar süsü eylendiği bütün kararların (deneme yanılma yoluyla da olsa) her an yoldayken alındığı, onca yıkım bir dolu vahamet sergilenirken hayatın olağan ve son derece normal olduğunun duyurulduğu bir deneyim kotarılıyor. Ayrıştırmaların, daha en başından çatlak ses olarak bildirilen hemen tüm önermelerin, işin doğrusu budur çağrılarının işitilmediği işitilse bile kale alınmadığı her şeyin ayrıştırma ve eskisinden de çok sessizleştirme olarak değer bulduğu bir yerin hayalden gerçeğe serüveni sürdürülüyor.

Çözümlemeler dosdoğru yapımın bu beklentinin hayata en ufak bir katkı sunmayacağından dem vurulurken ihtimal, ya tutarsa denilerek yeni Türkiye eskisinin pervasızlıkları üzerinden yükseltiliyor. Yadsınan ve umursanmayan hemen her şeyin bunca kepazeleşmesine, iyiden iyiye çürümenin "normatif" bir durum tespiti olarak kullanılmasının yolunun hazırlanmasına, adaletin ancak rica minnet gelebilirliğine varan / uzanan bir hal toplamıdır pervasızlıklar. Hayat dönüştürülmeye devam ederken bütün bunlardan türetilebilecek hemen her şeyin disipline edilmesinin, otokratizme kayıtsız şartsız teslimiyet reçetelenir, durum budur. Yergilerin kazandığı meşruiyet müşterekin hemen her vakıada kıyasıya hırpalanmasının yolunu açmaktadır. Yaralarımız bunca çoğaltılırken yapılanların özü budur. Dönüşüm bir olumlama yahut ta iyi olarak nakledileni derleyip düzenlemek olarak değil tam tersini yıkımı ve fecaatin çoğaltımını uzak bir tahlilden gerçeğe evirmektedir. Yaşıyoruz mamafih gözetlenmekten hemen hiç imtina edilmeksizin.

Yaşıyoruz beynelmilel bir düzenin en onulmaz dayatımlarının çat kapı yoklamalarında. Yaşıyoruz azap bu kadar çokken devreye konulan resmi masallardaki tozpembeliği hiç görmeyerek. Hayat basit sorulardan, bir dolu yanıtı alınamayan tespitlerden, her defasında kapı duvar eylenen dış kapının mandalı belletimlerinden ve daha fazlasıyla erk-muktedir tahayyülüne göre şekillenen bir cehennemin kendisidir. Aklın hakir görüldüğü her acının daha çok kanatıldığı, izandan yoksunluğun normal addedildiği buna çabalanıldığı derdin aslen ne olduğunun hemen hemen hiç işitilmediği bir yere dönüşmektedir bu ülke. Katillerin korunup kollandığı, ağır sözleri, sinkafları ağızlarından eksiltmeyenlerin el üstünde tutulduğu adam bilinip vali, bakan edildiği, yedirilmeyeceğinin beyanını dakika sekmeksizin işittiğimiz, her aksamanın failleri olarak bunların! gösterildiği, hedef tahtasına konulduğu bir ülke.

Atatürk olmasaydı isminiz Hasan Hüseyin değil Yorgo, Dimitri olurdu diye hiç bitmeyen bir türlü nihayete erdirilmeyen, her sene devri daim eden bir ırkçılık çıkışının bilmiyoruz kaçıncı kez tekrar edilebildiği bir ülke bu ülke. Menzilde yansıyan yok artıklara binaen, içimizde yaşayanlar değil arkamızdan hançerleyenleri kastetmiştim diye daha da abuk sabuk açıklamaların dile getirilebildiği bir ülke. Yaralanan, yarası kanatılanın kendi yurttaşı olduğundan bihaber olunan laf çakmanın siyasi kazanımlar için her şey mubah bilinen bir ülke, bu ülke. Her defasında bu da son kez olsun denilerek sineye çekilenlerin gemiyi azıya almaktan artık hiç çekinmedikleri bir ülke. Yeninin eskiye ait tüm pejmürdeliği halen sahiplendiği bir ülke. Yeninin ardımızda bıraktığımızı varsaydığımız konuları acı bir tecrübe kabilinden yeniden canlandırdığı bir ülke.

Üzerinden iki koca hafta geçmiş olmasına rağmen Behzat Özer'in her ne yüzünden ve her ne sebeple katledildiğinin muallâkta bırakıldığı, cerahatin boyutunun her yeri kapsadığı bir kurgu hakikate evirilendir. Hakikat tüm pejmürdeliğin içerisinde bile kendini göstermektedir. Üzerimizde biçimlendirilmeye çalışılan bütün bu yoksunluklarla kotarılmış bir hayattır. Terziyi mahir sanmaya devam ederken her makas, her teğel, her iğne canımıza batmaktadır. Ustaların ustasının yapa geldiği, sürdürebildiği bütün bu karayı karmakarışıklığı daimi kılmanın gayretidir. Her tahayyül her çıkış olağanın alaşağı edilmesi ya da unutturulmasının teminatı haline dönüştürülür. Bildiğimizi sandığımız pek çok geçmişin bugün halen aramızda eksik gediği olmadan tam kadro bulunduğunu bildirendir. Eylenen fecaatler, dile getirilenler netice olarak paylaşılanlar bir tercih olarak cehaleti ileri sürmektedir. Kabul edilmeyecek, üzerine düşünülmeyecek nasıl olsa sıra bize gelmezlerle geçiştirilecek tenkitlere karşı oluşturulan duymazlıktır bu cehalet.

Tepkimelerin yadsınarak, duyumsanmayarak, önemsenmeyerek sıradanlaştırılmasının genele sirayetidir cehalet. Yergiler bir hışımlar dönüştürülürken bunca hızla bu zamanda dün konuşulanı yarına unutturmuş, unutturulmuş olarak çıkartmaktır paylaştığımız cehalet. Kentlerin ortasında, Nisebin ile Qamişlo arasında örülmeye yeniden başlanan duvarın / setin / engelin hepimizi bağladığı idrakinden uzaklaşmaktır cehalet. Acınası tutumların, yara bere içerisinde bırakan hallerin geneline uyanmamaktır cehalet. Her günün bir öncesinden daha da vahime evrilirken, yol buna çıkartılırken, izlerin, sözlerin, belleğin yok edilmesine karşı otuz iki kısım tekmili birden sağırlıktır, görmemektir cehalet. Gün yeniden uyanış, bütün bu prangalandığımız karanlık / kör ya da cehaleti normalleştiren hamlelerden kurtulabilmek için bir başlangıçtır oysa. Mümkünatları sınırlandıran, asgariyi uygulanamaz kılan, kendisine benzemeyeni, benzetemediğini hemen düşman diye belleten erk-muktedir birbiri ardına sahneye koyduğu ya tutarsalar oyunu gerçek bir tragedyadır.

Dönüştürmeye tepeden aşağı doğru yapılan her müdahalede olduğu gibi iradeyi tastamam felç edendir. Sözün basbayağı biganeleştirildiği, mühim değil, meselemiz bunlar değil bahsinde bile yöneteni korkutan bir sayıklama, haykırış söz konusudur. Tutsak edilmiş mahpuslardan, yakınlarından, özgürce yaşadığını zanneden oysa dev bir fanus içerisinde bir aşağı bir yukarı hep aynı rutinde hemhal olanların haykırışları saklıdır. Yitip giden, katledilen, kaybedilenlerin, Cumartesi Annelerinin, Ahmet Kaya gibi canlı yayınlarda linç edilenlerin had bildirilenlerin haykırışları gün yüzüne çıkmaktadır. Doksan sekiz yıldır vardı, yoktu, oldu, olmadı bahislerinin mirasçılarının kılıç artıklarının felaketten akıllarına kazınan inatla yaşama iradesi vardır o haykırışlarda. Ortak belleğin acı / elem / yastan hiçbir zaman ayrıştırılmadığı hallere karşı çıkıştır haykırışlar. Ceylan Önkol, Behzat Özer Uğur Kaymaz'ın suretlerinde bedenleri çocuk / genç / yetişkin yada yaşlı katledilenlerin davalarını unutmamak adınadır her haykırış.

Yaşıyoruz tüm dönüşümler sadece bu bir kaç söze sığdırılanlardan çok daha fazlayken, acı her yandayken, delip geçerken hepsi üst üste bir arada. Suskunluğun tam ortası artık seslenişlerin gerekliliğini hatıra düşüren karşılaşmalar, anmalar, davalar ve daha pek çoğunun refakatinde, sesleri arıyoruz. Yaşıyoruz derdin aslen ne olduğunu, meramın her neden ortaya çıktığı elbet bir gün anlaşılacaktır ümidini koruyarak yaşıyoruz. Yaşıyor muyuz? Telaffuz edilen her kelimede şeklinin şemalinin enikonu dönüştürülmeye devam edildiğini artık bildiğimiz hayatımıza dair birer kesidi paylaşırız. Unutturulmaya çalışılan, lanetlendiğimizi düşündüren kimi tahlillerin köşesinde soluk alma gayretinde kotarırız. Nefes almak kadar olağan olan kelimelerin birer ikişer elimizden dilimizden çekilip çalınmasına karşı hala unutulmaması gerekenler olduğunun idrakine ulaşırız. Biz buralarda bu ülkede tekinsizliğin tüm tereddütlerine açık açık rehin edilirken, bilakis umursanmazken umudu aramaya devam ediyoruz. Bir gün, bir şeylerin insana yakışır hale dönüşebilmesini, özgürlüğü, hürriyeti, adaleti bütün bunların çatısı hayatı eksiksiz yaşayabilmek, seslenebilmek için.. yaşayabilmek için..

>>>>>Bildirgeç
Tarihi Gün - Barış YILDIRIM - Fraksiyon.org

Diyarbakır’da tarihi gün…

Tarihte böyle utanç dolu günler nadir görülür.

***

Sahnede iki sanatçı var. İkisi de aynı kentte doğdu.

Bunlardan biri bütün kariyerini ve servetini, Kürtçe türkülerin üzerine Türkçe sözler yazmak üzerine kurdu. Diyarbakır zindanını işkenceyle, Kürdistan dağlarını kan gölüyle dolduran bütün egemenlerin huzurunda, birçoğu hemen sağında bulunan diğer sanatçının şarkılarının ezgileri üzerine berbat sözler yazılmış şarkılar söyledi.

Bunlardan diğeri, bir dilinin, bir kültürünün mevcut olduğunu söylemenin bile işkence görmek anlamına geldiği bir halkın müziğini, dünya çağdaş halk müziğinin en yüksek doruklarından birine taşıdı. Tek sazla da söylese senfoni orkestraları eşliğinde de, dünyanın en özgün tenor seslerinden biri olarak ağzını her açışında başyapıtlar yarattı. Çocuklar onun müziğiyle büyüdü, gençler onun müziğiyle devrimci oldu, dağlara çıktı, hapse düştü, vuruldu. Kurşun yağmurları altında kalkan cenazelerine yine onun müziği eşlik ediyordu.

İşte bu yüzden 38 yıl boyunca ülkesinden mahrum edildi. Ama yalnızca bedeni… Belki o 38 yıl boyunca, bir tek gün geçmemiştir ki, Kürdistan’ın bir yerinde onun şarkıları duyulmamış olsun. 80 cuntası günlerinde bile söylendi. Hiçbir yerde değilse bir zindan hücresinde, mesela işkenceleri protesto etmek ve teslimiyeti direnişe çevirmek için az sonra ölmeye hazırlanan bir devrimci tarafından.

Bunlardan biri tutsak bir gerillaydı, adı Mazlum’du. Yine gerilla olan ve 80’in ilk günlerinde Dersim’de şehit düşen kardeşi Delil Doğan çok yalın, çok güçlü bir ezgi yazmıştı: Canê, canê, canê… “Dilan devrimdir,” diyordu bu gowend, “yeri ve göğü şenlendirir…”

Sahnedekilerden biri, bu şarkıyı yaylı çalgılar ve kemençe eşliğinde söylediği güçlü bir düzenlemeyle Kürt halkının en iyi bildiği müzik parçası haline getirdi. Sahnedekilerden diğeri bu güçlü ezgiyi alarak üzerine “İyi günün dostu, nerdesin haneey” gibi gevelemeler yazarak, Türk halkının da çok iyi bildiği bir şarkı yaptı. Aferin ona. Bunun banka hesabı kabarırken, bir şehit gerillanın şarkısı, onu vuran devletin bakanlarının, başbakanlarının yemek masalarına servis ediliyordu.

Bir şarkı daha var. “Megrî” ya da “Negrî dayê…” diye söylenir Kürdistan’ın hangi ilinde söylendiğine bağlı olarak. Bu şarkı sahnedeki her iki sanatçıdan da bağımsız olarak hit oldu. Bingöl’de yine darbenin ilk yıllarında vurulan, yine Dersim bölgesinden bir gerilla olan Zeki Yıldız’ın adına yazılan bu yanık ezgi “Asker geldi evlerin alt kısmına,” der, “herkesi coplarla topladılar, sonra Zeki’yi vurdular, ağlama anne…”

Annesi nasıl ağlamasın. Şimdi oğlu için yakılan ağıt, oğlunu vuran devletin tepesinin huzurunda, bir sefillik anıtı olarak, berbat bir yorumla söyleniyor.

***

“Diyarbakır’da tarihi gün” diye hiçbir işe yaramayan kanatlarını çılgınca çırpan penguenler haklıdır. Yerden bir parmak bile kalkamasalar da haklıdırlar: Siyaset tarihi, müzik tarihi, edebiyat tarihi ve tiyatro tarihi böyle sefil bir performans görmedi.

İnsanın içinin çirkinliği yüzüne vurur derler. Bunların da gayelerinin çirkinliği seslerine vuruyor. Kürt olsun Türk olsun, insanlara gözünü kırpmadan vur emrini vermiş bir muktedirin gücüne güç katma gayesiyle söylenirse, dünyanın en haklı, en güzel melodileri bile şuncacık bir güzellik uyandıramaz yürekte.

Sağındakinin türkülerini talan ederek zengin olmuş ve yakın geçmişte bedeni bir mafya hesaplaşmasında sakatlanmış olan da kötü bir ses değildir aslında. Soysuz bir müzik kulvarında, kesesini doldurmaktan başka bir amacı olmaksızın bağıra çağıra hançeresini yozlaştırmıştır ama sağlam sestir. Hadi onun ton dışı çığırışlarını hastalığına ve oldu olası saygıya pek değmeyen gayeler için söylemiş olmasına yoralım.

Ya yanındakine ne oluyor. “Megrî dayê” diye çırpınıyor ama kendisinin bile kendisine inanmadığı o kadar belli ki. Solundakinin rol çalma girişimlerinden fırsat buldukça araya özlü sözler sıkıştırıyor, Türkçe ve Kürtçe iki dilde birden saçmalıyor, sonra aşka gelip bir kaside döktürüyor.

    “Diyarbakir bi zindan e
    Keç û xortê me di nav da ne
    Işkence û qazin u hawar e, eman e
    Ew çi dewr e, çi dem e, çi zeman e
    Bi xêr hatin li ba me
    Recep Tayyip Erdoğan’e
    Mesut Berzan e…”

Kürtçenin Memê Alan destanından bu yana en iyi bilinen kafiyesi olan “-an e” ile düzülmüş bu kaside ne söylüyor:

– “Diyarbakır’ın zindanı var, içinde oğullarımız kızlarımız var.” (Doğru…)

– “İşkence var, çığlık var.” (Bu da doğru, fakat?)

– “Bu nasıl bir zamandır, yerdir?” (Haklısın ama sözü nereye getirmek istiyorsun?)

– “Hoş geldiniz yanıbaşımıza Recep Tayyip Erdoğan, Mesut Barzanî!”

Yemin kasem olsun ki Akit Gazetesi bile haklıdır: Diyarbakır tarihi bir gün yaşıyor…

***

O sırada Amed’in caddelerinde yalnız bir kadın yürüyor. Tam iktidardakilerin itikadı uyarınca giyinmiş bir kadın. Uzun mantosunun üstünde bir örtü var. Başbakan ve karısının omzuna iliştirilmiş poşilerin rengine benziyor, ama poşi değil, dindarca bir özenle bağlanmış bir başörtüsü bu. Sırtında ise kendi boyundan büyük bir muşamba.

Ağzını açmış, sanki nefes almak istiyor, ama alamıyor. Yanından arabalar geçip gidiyorlar. Sırtındaki muşamba afişte bir delikanlının fotoğrafı var. Bu delikanlı Medeni Yıldırım. Türkiye’nin 80 ili Gezi için ayaktayken, o da Lice’de “barış için” yürüyordu. 28 Haziran günü askerler onu kurşuna dizdiler. Herkes “Gezi ne yapacak?” diye sordu. “Gezi” diye bir şey yoktu ki, halk diye bir şey vardı ve halk halkın acısını duyardı. O gece Kadıköy’den Taksim’e bütün sokaklar biber gazı dumanlarının içinde Medeni’nin resmi ve ismiyle yürüdü.

Şimdi annesi Amed sokaklarında ağzını açmış. Hayır, nefes almak için değil. Şu iki şarkıcımızın huzurunda çırpındığı başbakana şu sözleri haykırmak için.

“Çocuğumun katili sizsiniz. Oğlumun katilini ortaya çıkarın. Erdoğan nerede onu getirin bana. Vicdanın yok senin, dinin yok senin. Milleti kandırma. Hiç birinizin vicdanı yok. Benim oğluma Gezi Parkı’nda kahraman diyorlar. Oğlumun katilini bulun. 5 ay oldu savcılar polis nerede. Niye benim oğlumun katilini bulmuyorsun. Ben Barzaniyi tanımam. Barzani kim, sen onu alıp buraya getiriyorsun, siyaset yapıyorsun önce benim oğlumun katilini ortaya çıkar.”

Bu sözleri el yazımızla bir kağıda yazıp her an göreceğimiz bir yere asmalıyız. Çünkü utanmak insani bir duygudur. Diyarbakır’ın yaşadığı tarihi günün en onurlu anını bir kadın, tek başına yazmakta. O kent ki düşenleri için bir milyon ayakla yürümeyi bilir, ama bu güzel ve haklı kadını yalnız bırakıyor. Biz ki milyonlarca ayakla bu ülkeyi bir devrim festivaline çevirdik. Biz o kadını yalnız bırakıyoruz.

***

Şivan Perwer, 1993’ten bu yana gelen çizginin mantıksal sonucudur. Belki o çizginin henüz varmadığı, varmayacağını umduğumuz, ama varmak üzere adım üstüne adım attığı bir noktaya biraz aceleden varmıştır.

Çünkü isyanla faşizm arasında onurlu barış diye bir şey yoktur. Olursa da Şivan’la İbo arasındakine benzer: Geçmişin sanki hiç yokmuş gibi davranıldığı bir bastırma hali. Kuraldır: bütün bastırılanlar geri döner.

Sanki İbrahim Tatlıses, Şivan’ın parçalarını talan etmemiş; sanki Kürt halkının bütün cellatlarının sofrasında şarkı söylememiş; sanki Kürt kültürünün asimilasyonunun müzikal alandaki baş suçlularından değilmiş gibi onunla aynı sahneye, düete çıkmak (bu arada Şivan sahnede Erdoğan’ın sözlerini hatırlatıyor: “Asimilasyon insanlık suçudur!”).

Sanki bu devlet Amed’den Botan’a bütün bir coğrafyayı ateşle yıkamamış; sanki bu devlet zindanlara on bin Kürdü doldurmamış; sanki bu devlet Roboskî’yi bombalamamış, Lice’yi kurşunlamamış; sanki bu devlet, bir tek katili bile yargılanmamışken ve görevdeyken, sihirli değneğin dokunmasıyla başka bir devlete dönüşmüş gibi gibi onunla aynı masaya, pazarlığa oturmak.

Şivan’ın laflarıyla onura, samimiyetsiz yorumuyla müziğe, sefil doğaçlamalarıyla şiire bulaştırdığı utanç lekesi, tam 20 yıldır “barış dili” saçmalığı adı altında Kürt halkının cellatlarıyla onursuz bir barışa sürüklenmesini siyaset diye selamlayan herkesin de alnındadır.

Çünkü serhildan jîyan’dır yalnızca serhildan.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün tamama erebilmesi, kelam olarak ortaya atılanların işitilmesi ve ortaklaştırılması ile mümkündür. Söz, bahsin çoğaltılması için mevzunun anlaşılabilmesi için bir anahtardır. Meramın sınırlarında kısaca değindiklerimizin tamamlayıcısı olan metinleri paylaşmaya çalışıyoruz. Barış YILDIRIM'ın kaleminden çıkan "Tarihi Gün" makalesi bütün yazı akışında ortaya çıkartmaya çalıştığımız okumanın / anlamanın bir başka önemli tahayyülüdür. Ana akım fark ettirmezken, önemsemezken bir halkların derdinin her ne olduğunu idrak ettirendir. Meram yalın ve net bir biçimde artık tamamlanmıştır bu yazıyla. Barış YILDIRIM'ın ve Fraksiyon.org ekibinin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Sekmeleri
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Nietzsche, Foucault, Deleuze ve Radikal Demokrasinin Öznesi - Alan D. SCHRIFT - Futuristika
Devletin Egemen Gücü ve Veli Saçılık - Niyan - Jiyan
Müsibet ve Nasihat Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Vermek, Gerçek ve Yeni Yüz Koyunlar - Deniz SAL - Demokrat Haber
Elem - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Çocukların Gözünden Roboski Hikâyeleri - Seçil TÜRKKAN - Birgün
Kürt'ün Vatandaş Olduğundan Emin Olması - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal
'İnsan Bazen Ağlamaz Mı Bakıp Bakıp Kendine' - Yılmaz Murat BİLİCAN - T24
Andınız, Bizim İnkâr Edilen Varlığımızdı - Jaklin ÇELİK - Mesele / Nor Zartonk
Artık Polisin Bir Sözüyle 'Kabahatlisin' - Yıldız TAR - ETHA
'Vesayet' Yenilendi Mi? - Ahmet YAŞAROĞLU - Evrensel
Çağlayan'daki Berkin Elvan Eylemine Polis Müdahalesi - Fatih PINAR - T24
Berkin Elvan Protestosuna Sert Müdahale - İnsan Haber
Utanç. [16 Kasım 2013, Berkin Elvan için Adalet Eylemi] - Cihan DEMİRAL - CD' Blog
Berkin E.'nin İsyanı - Hüsnü ÖNDÜL - Evrensel
Berkin Uyanacak, Ya Adalet? - Leyla ALP - Jiyan
Turkish Police Break Up Demo For Teen Left In Coma - AFP
Devleti On Yıl Önce İmzaladığı "Çocuk Hakları Sözleşmesi"nin Gereğini Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz! - Bu İş Çocuk Oyuncağı Değil
Gizli Tanıklardan Sonra Sıra Gizli Sanıklarda: Sarısülük Davasında Dublör Endişesi - Kemal GÖKTAŞ - KG Blog
Sarısülük Davasında ‘Dublör’ Sanık! - soL
Gizli Değil Diye Gönderilen Belgeler Devlet Sırrına Döndü - İsmail SAYMAZ - Radikal
'Utanç Duvarı'nı Protesto Eden Rojavalılara Ateş Açıldı - Özgür Gündem
Nusaybin Duvarı ve Öğrenci Evleri - Kemal BURKAY - Dengê Kürdistan
Turgut Kazan: Polise Kapıyı Açmayın, Kırsınlar - soL
Türkiye Bir ‘Hukuk Devleti’ Midir? (1) - Sibel YERDENİZ - T24
RedHack Jandarma Belgelerini Yayınladı - Piryolu Haber
Diyarbakır, Batman ve Şırnak Kayıp Yakınları 249. Hafta: "Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın" - Kızılyıldız
The Mothers Of The Disappeared, Witnesses To Violence - Meltem AHISKA - Amargi
Acı Tazminat - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
AİHM'den Türkiye'ye Tarihi Ceza - Hukuki Haber
‘Derdimiz Para Değil, Failler Bulunsun’ - ANF
'Başbakan Yüzleşmeye Hazır Mı?' - Özgür Gündem
Arif Doğan: JİTEM'in Şu Anda Bile 10 Bin Elemanı Var - Felat BOZARSLAN - Radikal
Lo Şivano, 'Kîne Em?' - İrfan AKTAN - BBC Türkçe
Erkekler Buluşuyor - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Özgür Gündem
Erdoğan-Barzani Buluşması Nelerin Habercisi? - Sosyal Meydan - BBC Türkçe
Kürtler ve Touchdown - Ali Murat İRAT - Birgün
Barzani Neden Öfkeli? - Nihat KAYA - Yeni Özgür Politika
Barzani'nin Rojava Açmazı - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Can Simidi - Hüseyin ALİ - Özgür Gündem
İHD: Kürt Mahpuslara Uygulanan Sürgünler Toplumsal İşkencedir - Yüksekova Haber
Mardin'den Tekirdağ'a, 'Utanç Duvarı' Sürgünü - Evrensel
Sere Giran: Being a Kurd In The Turkish Prison - Çağrı YOLTAR - Jadaliyya
Bir Ağıtın Hikayesi: Bingol Şewitî - H. Salih DURMUŞ - Politikart
Kürt Halkı ve Annelerinden Bin Defa Özür Diliyorum - İbrahim YAYLALI - Devrimci Karadeniz
VR-DER'den Ali Fikri Işık için GATA'da Eylem - Savaş Karşıtları
Anıtkabir’de Demokrat Alternatif Aramak - Rober KOPTAŞ - Agos
"1915 Travması Devam Ediyor" - Evrim KEPENEK - BiaMag
1915 ve Onun Getirdiği Yeni Kimlik Dayatmaları - Cem ERÇİN - Demokrat Haber
'Gavur Sara' Direndi Ama.. - Nazan ÖZCAN - Radikal 2
Salonda Gezinen Hayalet - Murat UYURKULAK - Özgür Gündem
Muharrem İnce’ye Kıymayın Ya Da ‘Gâvurun’ Siyasal İşlevleri - Foti BENLİSOY - Agos
CHP’nin Başkanvekilinden, Dimitri ve Yorgolara Hakaret - Devrimci Karadeniz
Samatya Cinayetinde Kirli İşlerin İlk Bulguları Açığa Çıktı - İHD - Nor Zartonk
Cibali’deki Rojava, Eminönü’ndeki Suriye - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Suriyeli Göçmen Aleviler Türkiye’de Değişim Umudunda - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Linç Çağrısı - Zeynep Koçak YILMAZ - Marksist.org
Ermeni ve Rumların Malları Nasıl Türkleştirildi… - Hür Bakış
Nenem ve Seyid Rıza - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Seyit Rıza’nın Mezarı Nerede? - Sabahat TUNCEL & Ertuğrul KÜRKÇÜ - Nor Zartonk
'Dersim Soykırımdır' - Avrupa Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği - Newede Dersim
Dünya Gözümde Kerbela'dır - Ali Duran TOPUZ - Utay
Berlin'li Aleviler Erdoğan'a Kızgın - Demokrat Haber
Hüseynî Duruş, Zeynebî Direniş... - Cafer SOLGUN - Taraf
İslâmcıların Demokrasi Dedikleri Şey Şeriattır - Namık ÇINAR - Taraf
Anayasa Uzlaşma Komisyonu Çalışmalarına Kronolojik Bir Bakış: 01-31 Ağustos 2013 - Ezgican ÖZDEMİR - Anayasa İzleme
Katılımcı Demokrasi - Semih BİLGEN - Turnusol
Özgürlük ve Demokrasi Devrimi Taahhüt Eden CHP, Umut Olacak Mı? - Vedat ÖZDAN - T24
Benzer Versus Türkiye - Yıldıray OĞUR - Türkiye Gazetesi
Bülent Arınç: Aktif Siyasete Son - Bianet
Arınç’ın Çıkışı: Tamamen Duygusal ve Kişisel Mi? - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Devlet ve Asker Uğurlamaları - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
“Ölüm Uçar Çocuk Yüzlere" - Serkan ÖNGEL - Birgün
Kürt Öğrencilere Satırlı Saldırı - Nu Haber
Polis ODTÜ'lülerin Adreslerini Topluyor - Radikal
Transgender Europe 2013'te 238 Trans Öldürüldü - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Kadını Sömürü Paketini Kabul Etmiyoruz! - Kaos GL
'Kızlı Erkekli' Evlerden Rahatsız Hükümet Tecavüzden Rahatsız Olmuyor! - ANF
Dershaneleri MİT Mi Kapattırıyor? - İnternet Haber
Eğitimde Yaşanan Çürümeyi Derinleştirecek Piyasacı Düzenlemelere Sessiz ve Tepkisiz Kalmayacağız! - Eğitim Sen
Ben Gördüm: Başka Bir Okul Mümkün! - Metin SOLMAZ - Birikim
Fugitive Markets And Arrested Mobilities: Gaziantep’s Iranian Bazaar - Emrah YILDIZ - Jadaliyya
Ekolojik Kollektifi, Yeni Tohum Yasası İle İlgili Bir Basın Açıklaması Yaptı - Buğday.org
İster Gözlerinize İnanın, İster Başbakan’a - Sendika.org
Time Lapse Map Of Every Nuclear Explosion Ever On Earth - Isao HASHIMOTO - Memolition
Yalçın Akdoğan’ın Vizyonu - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
AKP’s Social Media Wars - Emre KIZILKAYA - Al Monitor
Redhack Röportajı - Hocam Gazetesi
Erdoğan Is Not Turkey’s Only Problem - Dani RODRIK - Project Syndicate
Erdoğan Nereye Koşuyor - Semih İDİZ - Taraf
O Bir Ki Üç! O Biiir Dünya Lideri!…-Veli BAYRAK - Kırmızı Haber
Empati Kurabilmek İçin Ortak Yaşam Kültürü Gerek - Arife KABİL - Zaman
Recuperating Democracy - From Turkey To Occupy - Marina SITRIN - Strike!
“Resistance Everywhere”: The Gezi Revolt In Global Perspective - Cihan TUĞAL - New Perspectives On Turkey
Liberalizmin Sefaleti ve İnsanın Tükenişi - Yusuf KAPLAN - Yeni Şafak
Reclaiming Democracy: An Interview with Wendy Brown On Occupy, Sovereignty, And Secularism - Robin ÇELİKATEŞ & Yolande JANSEN - CLT
On Why Struggles Over Urban Space Matter: An Interview with David Harvey - Hiba BOU AKAR & Nada MOUMTAZ - Jadaliyya
Üçüncü “Kutup” - Ferhat KENTEL - Serbestiyet.com
Türkiye'de Aile, İs ve Toplumsal Cinsiyet - Ali ÇARKOĞLU - Ersin KALAYCIOĞLU - Gazetesu
Secret Trans-Pacific Partnership Agreement (TPP) - Wikileaks
70 - Gökçen ÖÇALAN - Mesnetsiz.com
Dinle Anadolu, Anlatılan Senin Hikâyendir! - Yusuf YAVUZ - YY' Blog
Dayan Adana - Özgür MUMCU - Radikal
Önce Haysiyet, Sonra Sanat… - Sema KAYGUSUZ - Radikal Kitap
Biricik ve Mülkiyeti - Max STIRNER - Cihat Duman Blog
Political Activist Rosa Luxemburg - Witness - BBC World Service
Tek Devlet / İki Devlet Tartışması Manasızdır - Noam CHOMSKY - Özgür Gündem
"Yazarların Özgürleşmesi İçin Yasalar Değişmeli" - Bianet
Morrissey'in 'Meat Is Murder' ve Et Endüstrisi Hakkında Kitabında Yazdıkları - Zülal Müzik
Bozar Mı Sandın Acılar? - Ceren CANDEMİR - Viral Mecmua
Son Zamanlarda Olup Bitenler - Ahmet A. SABANCI - AAS' Blog
Vasatın Askerleriyiz - Elif KEY - HT Hayat
Azize Ayşe - Esmeray - Taraf
Mort De L'écrivaine Sibylle Lacan - Elisabeth ROUDINESCO - Le Monde

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Bienal De Arte Moderna, Istanbul - Adriana via Flickr

>>>>>Poemé
Kılıç Artığı Poe-Tik-Ler - A. Hicri İZGÖREN

I
Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir

Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir

II
Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir

Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir

III
Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği

O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir

IV
Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni

Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini

V
Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin

De ki
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir

VI
Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper

Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir

VII
Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri

Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir

VIII
Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor

O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin

IX
Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili

Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir


X
Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim

İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: