Sunday, May 04, 2014

Deuss Ex Machina # 497 - 'Allelujah! Don't Bend! Ascend!

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_497_--_'Allelujah! Don't Bend! Ascend!

28 Nisan 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Duo Art: Gwilym Simcock, Yuri Goloubev - Shades Of Pleasure (The ACT Company)
2. Duo Art: Gwilym Simcock, Yuri Goloubev - Lost Romance (The ACT Company)
3. Catrin Finch & Seckou Keita - Future Strings (Astar Music)
4. Catrin Finch & Seckou Keita - Genedigaeth Koring-bato (Astar Music)
5. Tonbruket - Little Bruk (The ACT Company)
6. Tonbruket - Dukes And Wells (The ACT Company)
7. Nilüfer Akbal - Sergowendi (Ada Müzik)
8. Nilüfer Akbal - Miyone İlam (Ada Müzik)
9. Mulatu Astatke - Gumuz (Jazz Village)
10. Mulatu Astatke - Surma (Extended Version) (Jazz Village)

'Allelujah! Don't Bend! Ascend!
(497)

Zamane Ruhu... 

Zamane ruhu diye belirginleştirilip kalıcılaştırılan dört başı sadece sorunlardan mürekkep olmasına rağmen her şeyin yolunda gittiğinin, hizada olduğunun nakledildiği bununla, bu kadarcık ifade ile hayatın devam ettirilmesinin salık verildiği bir uzamı paylaşmaktayız. Yekten, düzenin doğrusunun halkın eğrisi olduğunun idrakindeyiz. Düzene uyanın halkın karşısında nasıl yükseltildiğini bunca çok çeşitlendiğini teyit ettiğimiz zamanlardayız. Alışıla geldik devlet söyleminin dilinin ve uygulamalarının hiçbirimiz için alternatif oluşturmadığı ayan beyan meydana çıkmaktadır bugünlerde bir kez daha kestirmeden. Reel politik tahakkümünü, vurdulu kırdılını, ettiği zararı ziyanı kamufle edebilmek için günler boyu neden hep aynı noktalara çalıştığı onun da ekseriyetle halkın tahayyülü olduğu yeniden belirtilmelidir. Üzerine vurgulanması gereken kelam buradadır.

Erk, iktidar yahut ta muktedir kendi doğrusunu olur bildirmek adına her şeyi denemekten kaçınmayandır, teyitlidir bir kez daha. Her durumda bir şeylere mazhar olunmuş, hep yapılıp edilmiş, tanzim edilmiş gibi gönençleşip durulanlar durmaksızın tekrar edilen o yeni ülke gamının her neye tekabül ettiği özetleyendir reel politik. Halka dair halka ait olanın her nedense dosdoğru sumen altı edilip, unutturulması gayretindeki hız ivmesinde bunu teyit edebilmek mümkündür. Adaletin mülkün temeli değil talanın, yağmanın, erkçe har vurup harman savurmanın, birilerine istikbal temin etmenin, sadece bunun ve benzerlerinin garantörü olduğu meydana çıkmaktadır. Garanti altına alınan eyyamcılıktır, kayıtsızlıktır, sağırlıktır. Kayıtsız şartsız halk iradesinin saf dışına ötelenmesinin, yok sayılmasının suretini cismanileştirendir 'reel politik'.

İktidarın oluru dışındaki olan herkesin, her bir kesimin dokunduğunda yandığı adım attığında suçlu ilan edildiği düşündüğünde ise linçinin yolunun temellendirildiği bir mefhumdur işte o reel politik. Dertlerin birbiri içerisinde zincirleme hemhallığı doğusu ya da batısı fark etmez denk gelme sıklığı ve çokluğu reel politiğin mizacını tüm o kalburüstü şecere dökümlerinden azade hakkaniyetle özetlemektedir. Kestirmeden özeti geçilen şey erkânı devletlûnun her şeyin son sahibi olduğunu kabul ettirme çabasının suretidir, ama zorla, ama darpla, ama usul usul, ama kitabına ya da kanununa göre uydurarak, ama öyle ama böyle sonucunu göz önüne getirdiğinizde reel politiğin her ne olduğunu cismanileştiren bir kurgudur.

Bugünün ülkesi! Dünün aymazlıklarıyla sözüm ona hesaplaşma sürecindeyken, yüzleşmeyi sıklıkla yinelemekteyken o bahislerin güncel icrasını bizatihi şimdi onu yönetenler eliyle yinelemektedir. Utanmadan utanmak nedir bilmeden tahakkümü kotarmaktadır. Yinelemekten kaçınılmayan ezberlenmiş olan tek'ten mürekkep, hiçbir değişken yahut uyaran, yahut sorgulayana nefes aldırmayacak bir sathı mahalin kalıcılaştırılmasıdır. Sınır ve hudut devşirilmesi bundandır. Her şeyin ve her vakıanın kriminalize edilerek tehdit - suç olarak değerlendirilmesi bundandır. Konjonktürel gereklilikler diye ortadan kestirmeden her şeye yakıştırılan bir kadüklüğün kapsadığıdır reel politik. Umursamaz bir har vurup harman savurma sürekliliğidir, reel politik.

Gündelik olanın gündem çıkartıp yaratıp onun peşinde bir yirmi dört saati heder ettirip ertesi gün her şeyin sözüm ona sil baştan yeniden başlatılmasıdır reel politik mefhumunun Türkiye ölçeğindeki durumu. Dünümüzde bırakıldığı yinelenenler nedense yanı başımızda dikilmeye devam ederken bize başka bir gündem oyalayıcı, dolgu malzemesi lazımdır söyleminin tezahürüdür reel politik dolayımlarında icra edilenler. Tüm suretler; birbirleri içerisine geçerken, karışırken her birleşen kesimde, dokusunda gündem sağanağının dibinde esas derdin hallerini görme şansımız söz konusudur. Tortu dipte birikmeye devam ederken kalıcılaşmaktadır. Her ne kadar reel politik unsurlarının üzerine hiç kafa yormadıkları, önemsemedikleri olsa da esas yüklendiklerimiz o menzildedir, tortunun kendisindedir. Daima kendimize saklamamız salık verilenler, üzerine çok kafa yormayın diye dile dökülenler, vurgusu hep hal yoluna koyulacaktır diye bahsedilenler o menzildedir o birikimde.

Bulunduğumuz şu bölgenin, ne doğuya ne batıya ne kuzeye ne güneye yaklaşamamış olması, hiçbir yere konumlandırılamamışlığı diledikleri kakofoniyi düzen bu diyerek öne sürenlerin elini güçlendirmektedir. Doksan yıllık korkunun, korku! için yeni olmadık şeylerin icat edilmesinin sonuçlarından ya da getirisi olarak değerlendirilebilecek bir durumdur işte. Düzen diye oluşturulan şey bir ucubenin kendisidir, Devlet resmiyetinin, kuralının, kitabının, yazılı olan kadar sözlü tasarrufunun da günden güne gerçek bir yokluğu izansızlık ile hemhal bir yoksunluğu icra ettiği dipnot olarak ilave edilmelidir bugünün reel politiğine dair söz söylenecekse. Bilinçli tercihlerle hayata kast ederken bunun için türlü çeşit yöntem denenirken, herkes denek edilirken hiç bir türlü bitmeyecek bir karabasan döngünün icrası eylenmektedir. Birbirini takip eden kararlar, hükümler, tavırlar, açılımlar süreçler vb pek çok hamlenin nasıl gölgelendirildiği, unutturulduğu kısmından bu değinimi okumak, derinleştirmek mümkündür.

Başlangıçların ardının hazin sonlara, hüsran mezarlığındaki nihayetlenmişlerine tanık olduğumuz zamandan bu yana şaşıracak ne var ki diye düşünenler vardır, olabilir. Hala afallatan ve düşündüren o bağışıklık tanımının bile isteye boşaltılmasıdır. Gücü elinde bulunduran, devleti yöneten, yönlendirenlerin, sıradan olanı hiçbir surette önemsememesidir. Bir konuyu ele alınması, düzenlenmesi ya da yapılanlara dair onay bekleniyorsa, ses çıkartılacaksa bunu da ancak eşit ya da denk olanlardan gelebilecek onamanın (itiraz değildir bu kesin bilgidir) olduğu yinelenmektedir ol bahiste. Toplumu paralize edenin, şiddeti bunca sık kullananın kim ne ya da hangi makam olduğu aleniyettedir. Bayramları ağıt yerine çevirmek ve dönüştürmek konusundaki çabaların tezahürüdür. Durmaksızın ezber olunan, ezberlerle dün anılanları bugün suçlu bildiren yarına mahpus etmeye namzet hamlelere girişilmesidir afallatan, acaba diye sorgulatan. Şaşırıyor muyuz diye kendi kendimizi sorgularken bulduran işte o kıssadır.

Bir Mayıs'ın yeniden toplum nezdinde yasa dışı, bölücü, yıkıcı aklınıza her ne geliyorsa onun günü olduğunu dikte ettirmeye çalışan bir vesikadır toparlanmaya çalışılan. İtiraz mı, dört günlük gözaltının kanunsuzluğu bir yana yandaş medyanın, ana akımın her şeyi çoktan sineye çekmiş köşelerinden bir kaç cümlecikle geçiştirilmesidir; -onlar da devlete baş kaldırmayacaktı canım cık cık allsen! —budur. Ehvenin yıkımı o şerri yükselterek çoğaltarak hedefe hep bir ötekisini koyarak, durmadan laf ve söz ve yaftayı çoğaltarak mümkün kılınmaktadır. Bugünün ülkesinin özetlerinden birisi bu devrik cümlelerde saklıdır. Her cümle eksik gedik de olsa yaşadığımız yerin durumuna dair çıkarsamamızdır. Bilinmez bir dilde söylemiyoruz derdimizi, dosdoğru ilettiğimizde malum Basın Kanunu'nda yapılan değişiklikler doğrultusunda hiçbir surette sorguya gerek bıraktırmadan ipimizin çekilebileceğini bilerek, o yola doğru koşar adım ilerlerken bu ülkede derdimizin her ne olduğunu anlamlandırmaya çalışıyoruz. Ucundan kıyısından değindiklerimizin hepimizin sorunu olduğunu yinelemektir gayretimiz. O kanunu sarı basın kartınız olacak, ne güzel diye alkışlayan zümrenin en ufak cümlelerine müdahale edildiğinde ortaya çıkartacakları vaveyla gelmeden hayat içinde hissederken sözü arıyoruz, başımızı devlet kapısının önüne çıkarttırmayacak, derde sokturmayacak...
Gündeliğe bağlanan bu tahakkümün suretten surete geçişteki hızı tam bir şeylerin bedliğine kafa yorarken bir başkasının icrası ortaya çıkışı sathı mahallimizin halka karşı tavrını, zamane ruhu bağlamında göstere gelmektedir. Sıkıyönetim uygulamalarını aratmayan çabalarla "Taksim" kalesini pardon semtinin müdafaasında! İş bu devletlûnun sergilediği şiddet-orantısız zulümden okunabilir zaten kestirmeden. Gözaltına alınmaya çalışılan, bir avuç marjinal denilen ama her fırsatta Gezi Direnişi'nin yeniden hatırlandığı anlara göndermelerin dillerine eksiği gediği olmadan yerleşmiş bulunan devletlu suretlerinin sıfatlarına yansıyan karanlıktan okunabilirdi kesintisiz. Ceylan Önkol'un katline dair olan dosyasının akıbetinin, savcılığın daimi arama kararından okunabilir. Kıyamı halının altına süpürerek, sorumluların kasten işlemediklerine iddia ederek failleri kurtarma çabasından özetlenebilir yinelersek tekrardan. Çocuklarına kıymaya doymayan bir iştahın! vurdum duymazlığını kepazeliğini, her defasında eyleyebildiklerinin sonsuzluğunu, hakaretamizliğin bitimsizliğini meydana serendir. Uluorta can kırıkları önümüzdedir bir kez daha, Uğur, Enes, Abdullah, Ethem, Muhammed en küçük ile en büyüğü arasında kim varsa işte ona kastedilmesinin akıbetlerinin sonuçsuzluğudur zamane ruhu'nun tasviri. Tuz ruhuna dönüşen ülkenin haleti ruhiyesidir, turnusol kâğıdıdır işte her davada.

Roboski'nin adı bunca sık yinelenirken bile üzerinin örtbas edilmesi gayretinden görünebilir hala. Ne dava vardır, ne ortada gizlilikten kurtarılmış tek bir soruşturma. Devletualiler, haşmetmeaplar sıkılmasınlar diye geri kalanların günleri saydıkları bir sayaç vardır adalet belki gelir diyerek: -Roboski 857. gününde. Hrant Dink davasındaki meşum kara kutunun geriliyorum seslenişindeki karanlığı cismanileştirirken, perinçekgillerin müesses nizamın eskisi gibi neferleri haline dönüşmesinden bu meydan okumalar özetlenebilmektedir ilaveten. Davalar yarım kalmamaktadır, devletimiz kendi bildiği yöntemlerle ne kadar eski yöntem varsa onların hepsi için varisliği kabul etmektedir. Ne ki dertler sadece bunlarla bitmez, bitmemektedir. Köşeye sıkıştırmaların, nefessiz ve dermansız koymanın her Allahın günü yeniden ele alınmasıdır dikkat edenin kaçırmayacağı detay. Ermeni halkının dini mensuplarından birisinin akla hayale gelmeyecek hakaretlere, bir dolu seslenişe, yetmiş üç millet sayılırken eksik gedik konulup, affedersin şudur budur! diye bahsedilmesine karşın bir taziye mesajına elinde beyaz bayrak koşturulmasıdır gözden kaçmayacak olan detaylarda dertlerden birisi. Yüz yıllık ceset kokuyor bahsindeki devletlûnun en iyi tebaası olduğunu vurgulama gayretidir pes artık dedirten. Kalantorların, tuzu kuruların el pençe divan durmaya hazır ve nazır olanların büyük adamcılık!, sorun çözücülük oynamaları buna ortak olmamızı beklentilemeleridir inatla, söz konusu yara ve bere.

Bir yaranın onarımı için değil yüz sene evveli, değil elli sene öncesi, değil o değil bu daha ikinci senesi dolmuş Roboski'ye karşı olan kayıtsızlık örtbas çabası tam ve eksiksiz kurgulanırken sorgulanasıdır yol nereye? Çocuklarına kıyılmaya devam edilen bir ülkede kimliğin, aidiyetin devletlû ağzına yakın durulursa bir şeyler kerhen düzelir yanılsamasıdır düşündürücülüğünü muhafaza eden. Ajanslara düşen haberlerde o kokan cesedin!, böylesi sığ ve yersiz bir tanımlamanın karşısında insanlara zulmün devam ettirildiği geçilmektedir oysa birinci elden dolambaçsız hiç o kadar meramın karmaşasına denk düşmeden, çat kapı. Adana'nın Ceyhan İlçesi'ndeki M Tipi Kapalı Cezaevi'nde mahpus edilen 15 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edilmesidir. Pozantı Cezaevi'nde yaşananların akıbeti belirsizliğini korumaktayken, bir çocuğun daha çığlıklarının! karşılığı yine sağırlıktır. Çürüyecek ceset bırakılmamışken herkesin yaşayan ölüler haline dönüştürülmesi ve neredeyse hiçbir yerde haber olmamasının utancıdır değinmek istediğimiz.

Tecrit edilen çocukları dört duvar arasında adam etmenin yolunun ne kadar düşkün, ne kadar aşağılık olduğu okunmaktadır. Bahsedilmesi gereken budur ve dahasıdır. Colemerg, Dersim ve Amed'de temeli atılmış olan kalekol inşaatlarını protesto için Wan'ın Xaçort Mahallesi'nde gösteri düzenleyenlerin arasındaki yedi yaşındaki bir çocuğa silah doğrultulmasıdır mesele bütün bu yazıdan daha önemli, ivedilikle konuşulması, tartışılması lazım olan.
Umudun elden kaçırılması hep o devletlûnun kaçak güreştiği alana kilitlenmesidir dert henüz Cumartesi Anneleri meydanlarda kayıplarını sorgularken, hatırlatırken. Dün olanların varsayılanların felaketlerin bugün çoktan defterlerinin dürüldüğünün, hesaplarının görüldüğünün yinelenmesidir esas dert. Çocuk, kadın, lgbti, ırksal nefretin, linçin kıyamın sonlandırılması adına öncelikli tedbirler alınması uzun vadeli yüzleşmelere ihtiyaç, bilgilendirmeye çaba sarf edilmesi gerekirken susun artık devletiniz çalışıyor şimdinin zikredilmesidir uluorta meydana serilen kepazelik.

Devlet sözcüsü Arınçbeyin etek boyları ile dizilerdeki kurmaca anlatımları birbiri karşısında denkleştirdiği, yirmi beş otuz kelimelik haznelerle konuşan çocuklardan bahsedildiği bir heyulanın kendisidir. Derdi uyarılma yaşı, etek boyunun endazesine takıp, maddi olanakları geliştirip maneviliği, esas önem verdiğimiz kısmı es geçtik kısmına hayıflanmaktır kepazelik. Sorumluluk böylesi bir şey değildir yahut ta bir bakanımızın bahsettiği gibi çocuklara çığlık atmayı öğretmekten ibaret değildir hayatlarımız. Kolluk kuvvetinden bir güruhun, bir genci gözaltına almak için poşiyi zorla başına dolayıp delil üretme karanlığı, kararlılığıdır dert henüz hiçbir şeyin anlaşılmadığını özetleyen. Dert ne sadece Roboski, ne sadece Dersim ne sadece Büyük Felaket, ne sadece kıyamlar, katliamlar, işkenceler, zulümlerdir hepsinden mürekkep hepsi ile sergilenen umursamazlıktır cehennemi sağırlığın yaygınlığıdır. Zamane ruhu dün denilenleri bugün unutturmak için çaba toplamına evirilmektedir.

Zamane ruhu kaybettiklerimizi, kayıp gidenlerimizi unutmamızı salık vermektedir. Zamane ruhu erkin karşısında el pençe divan ve her fermana uyan bireyler olmamızı dikte etmeyi sürdürmektedir. Zamane ruhu sınırları delik deşikken yüreğinin bir parçası oralarda çırpınmaya devam ederken yarınlarımız ne olacak sorusunu unutun buyurmaktadır. Zamane ruhu taziye bildirilirken bile bir yerden, gözün görmediği sanılan bir yerlerde yeni yıkımlar için çoktan düğmeye basılmasıdır. Ermeni için değil sadece, Kürd için, Alevi için, Türk için herkes için hepimiz için. Ne ki; gidecek, yer yoktur. Ses edilmesi elzem binlerce yaramız vardır. Zamane ruhu naftalinden, hep o geçmişten devir alınanların yeni biçimlendirmesine koşturulurken, tüm o eskinin kifayetsizliğinden uzakta bir başka çabanın yollarına düşmeliyiz Bugün ve şimdi klişeleri alaşağı edecek hakiki bir müşterekin, sorumluluk paylaşımının, derdi anlamlandırmanın arafındayız. İlerliyoruz. Nefes alıyoruz. Kaybedecek zamanımız ise yok. Düşünür müsünüz?


>>>>>Bildirgeç
Anlamadım, Çığlık Mı Dediniz Sayın Bakan? - Ali Murat İRAT - Birgün

Anlatıyor çocuk… “Kürkçüler Cezaevine girerken çırılçıplak soyulduk. Askerler bize bağırarak küfür ediyorlardı. ‘Pis teröristler, devlete karşı çıkmak neymiş size göstereceğiz’ diyerek tekme tokat bizi bir saat kadar dövdüler. Bize zorla halay çektirdiler. Kış olmasına ve çırılçıplak olmamıza rağmen üzerimize tazyikli su sıkıyorlardı bir yandan da. Askerler bizi iyice dövdükten sonra gardiyanlara teslim ettiler. Gardiyanlar da demir paspaslarla her yerimize vurdu. O an çığlıklar atıyorduk. "Ne olur bizi dövmeyin" diye yalvarıyorduk. Dayak hep devam etti. Bize ağır yükleri taşıtıyorlardı. Kürkçüler'de bir hafta kaldıktan sonra üç arkadaşımla birlikte Pozantı Cezaevi'ne getirildik.”

Devam ediyor çocuk… “Pozantı Cezaevi’ne ilk girişte de gardiyanlar tarafından çok kötü şekilde dövüldük. Sonra koğuşlara dağıtıldık. Müdür yanıma geldi. ‘Özgür’ün yanına vereceğim sizi haa, Özgür’ün neler yapacağını biliyorsunuz’ sözleriyle tehdit ediyordu. Bir gün gündüz saat beşti sanırım. Yukarıya çıktım uzandım. Özgür beni elle taciz etti, sonra da tecavüz etti. Karşı çıktım, direnmeye çalıştım ama benden çok güçlüydü. 'Burası benim elimde, kimseye bir şey anlatma' dedi. O gün korkudan yatmadım. İntihar etmeyi düşündüm ama aklıma annem gelince edemedim, vazgeçtim. Saatlerce ağladım."

Koruması altındaki çocuğa sahip çıkamayanlara, daha doğrusu koruması altındaki hiç kimseye sahip çıkamayanlara, koruması altındakilere tecavüz edilirken bakanlara, yani gözü olup da görmeyenlere, kulağı olup da duymayanlara, görüldüğü yerde zulümle anılmaya başlayanlara bir çığlık olsun diye anlatmıştı çocuk bunları.

Devletin resmi istatistik kurumu TÜİK verilerine göre cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana geldi.Yine devletin kendi verileri diyor ki son 15 yılda tecavüzden yargılanan 409 polis, asker, özel timci, korucu ve gardiyandan hiçbirisi cezalandırılmadı. Aklıma annem geldi diyor çocuk. Her gün tecavüze uğruyor, dayak yiyor, intihar gibi onurlu bir ölümü göze alıyor, aklına annesi geliyor, etmiyor. Devlet babanın gözlerinin önünde bütün onuru, çocukluğu, insanlığı ayaklar altına alınırken yalnızca ağlayabiliyor. Sessiz çığlığını kimseler duymuyor. Toplama kampları hikayeleri gibi hikayeler çıkıyor devletin ıslah evlerinden.

Bianet’in haberine göre son 15 yılda 241 polis, 91 asker, 17 özel timci, 15 korucu, 45 gardiyan tecavüzden yargılanıyor ancak hiçbiri ceza almıyor. Her tecavüzcünün imdadına yine devlet yetişiyor. Çocuğun yaşı, rızası, kızlık zarı devreye giriyor. Bir zara sığınıp, bir zar yırtılmadı diye sevinip beraat veriyor tecavüzcülere devlet. Koca devlet kız çocuklarının bacak aralarında küçüldükçe küçülüyor. Kız çocuklarına onlarca erkek tecavüz ederken, o çocukların attığı çığlık çığlıktan sayılmıyor. Türkiye’de tecavüze uğrayanların yüzde 50’sinin 18 yaş altında olduğu, bunların yüzde 90’ının kız, yüzde 10’unun oğlan çocuğu olduğu devletin resmi sitelerinde sessizce yer alıyor.

Türkiye’de 5–10 yaş arası çocukların yüzde 55'inin, 10–16 yaş arası çocuklarınsa yüzde 40’ının ensest mağduru olduğu söyleniyor. Bu çığlıktan sayılmıyor.

Daha geçen hafta Adana’da altı yaşında bir kız çocuğu koli bandı ile bağlandıktan ve bıçaklandıktan sonra üzerine benzin dökülerek yakıldı. Bir başkası Iğdır’da birkaç hafta önce tecavüze uğrayıp öldürüldü. Diyarbakır'da okula gitmek için evden çıkan 13 yaşındaki F.S. adlı erkek çocuğa, ölümle tehdit edildikten sonra tecavüz edildi. Bir diğer çocuk İstanbul’da ölü bulundu. Son beş senede Türkiye’de 30 bine yakın çocuk kayboldu, kaybedildi.

Bütün bunlar başka bir ülkede olup bitiyormuş gibi Aile ve Sosyal politikalar Bakanı Ayşenur İslam konuşuyor. Dalga geçer gibi konuşuyor. Çocukların kaçırılmasına karşı öneri sunuyor: “Annelerin çocuklarına çığlık atmayı öğretmeleri gerekiyor” diyor. Halil Cibran geliyor aklıma… Gevezeliği bilgi, susmayı cehalet zannedenlerden uzağım demişti usta. Uzak düşmeye çalışsam da yanımda bitiveriyor devlet. “İntihar etmeyi düşündüm ama aklıma annem gelince edemedim, vazgeçtim. Saatlerce ağladım" diyor çocuk. Sessizce atıyor çığlığını. Ama bu çığlıktan sayılmıyor. Bir diğeri daha altı yaşındayken bıçaklanıp üzerine benzin dökülüp yakılırken çığlık atabiliyor ancak… Kızlık zarı bozmadan tecavüz edebilene ödüller veriyor devlet. Her yerden çığlıklar yükseliyor. Her çığlık bu coğrafyanın etini delen bir bıçak gibi kanatıyor insanlığı. İnsan olan duyuyor, diğerleri duymuyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Derdimiz bunca çok demiştik, herkes bildiğini, gördüğünü dert ederken, göremediğimiz, işitemediğimiz başkaları hayatın her neye dönüştürüldüğünü, devletin asıl neye kastettiğini ortaya çıkartmakta. Ali Murat İRAT'ın Anlamadım, Çığlık Mı Dediniz Sayın Bakan? makalesi de bu bağlamda yalın ve etkisini kelamının sınırlarından çok daha öteye taşıyan bir aynalayıcı. Durup da ne oluyoruz, nereye gidiyoruz diye düşünürken aralıklarla okunası bir hatırlatıcı.. İRAT ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen yazıyı sayfamıza iliştiriyoruz...


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla!
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
1 Mayıs 2014 Hezimet Mi, Zafer Mi? - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Gündemi Belirletmemek; ya da Gezi Direnişi’nin İzinden Gitmek - Ali Haydar FIRAT - Nüve
1 Mayıs 2014: Ruhumuz Yeter! - Onur DALAR - Jiyan
Güvenli Bir Toplum Üretmek - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Yeni Özgür Politika
Sokağın Belleği Üzerine: Uzam, Bellek, Direniş, 1 Mayıs, Taksim - Cansu KARAGÜL - Biamag
Yenemeyeceksiniz! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Biz Güçlüyüz, Faşizm Güçsüz, Onlar Korksun! - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Dert: Can Yakanların Saflarında, Rahatınız Yerinde mi? - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
1 Mayıs'ta İstanbul - Açık Radyo
1 Mayıs 2014 Direnişine Dair Agence Le Journal Videosu via 13Melek Tumblr
Beşiktaş Çarşı'da 1 Mayıs / İstanbul / 01.05.2014 via Güzelmarmara
1 Mayıs Gözaltılarına İşkence İddiası - XQW News
1 Mayıs Gözaltıları İçin Süre Uzatma Kararı Kopyala Yapıştır Çıktı! Avukatlar: 'Ek Süre Alıp Tekrar Çağırmadılar' - Halk TV
Beyoğlu Karakolu'ndan Gözaltı Fotoğrafları - Radikal
Diktatörün 1 Mayıs Korkusu - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
A Turkish Premier Consolidating His Power Orders Taksim Empty on May Day - Zvi BAR'EL - Haaretz
Kampf Um Taksim - Jürgen GOTTSCHLICH - Taz.de
Kendi Bayramımıza Taksit Taksit Katılacağız - Tuncay SAĞIROĞLU - Evrensel
1 Mayıs 1977: Yaşayanlar ve Arşivler Anlatıyor - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Em Meşaleya Gezi'yê Ber Bi 1'ê Gûlan'ê ve Hildin! - İşçi Mücadele Derneği
Taksim, Kızılay Tartışması Politik Değil Vicdanidir - İnönü ALPAT - Sendika.org
Yeni Başlayanlar İçin Demokratik Özerklik 2. Bölüm; Komünler - Hayri TUNÇ - Jiyan
Demir Çelik: 'BDP'nin Misyonu Demokratik Özerk Kürdistan' - İbrahim AÇIKYER - ANF
Kürtler Bakımından Seçim Sonuçları ve Hdp'nin Bdp'lileşmesi - Dr.Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Meskan Dağı'nda Asker Müdahalesi - Gelecek Gazetesi
Lice'de Karakol Gerginliği - Sosyal Meydan - BBC Türkçe
Tek Fotoğrafındaki O Gözler - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Ceylan Önkol Soruşturmasını Zaman Aşımına Uğratacak İlk Karar! - Jiyan
Hayatı Bilmeden Ölümü Öğrenenlerin Toprakları - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Çocuklara Okutmayın, RTÜK Raporu Yazıyorum - Kanat ATKAYA - Hürriyet
Uğur Kantar Davası Sanıklarına Tutuklama Kararı - Ekin KARACA - Bianet
Onlar Yarası Açık Kadınlar - Jinda ZEKİOĞLU - ANF
Mobese Bozuk, Toma Çağdışı, Kasklar Sahipsiz - İsmail SAYMAZ - Radikal
Taziyeden Sonra Manzara.. - Yetvart DANZİKYAN - Bir Orman Gibi
Süryaniler de 'Seyfo' İçin Taziye Bekliyor - Serdar KORUCU - Radikal
Yüzleşe Yüzleşe Ne Hale Geldik! - Zeynep ALTIOK AKATLI - Birgün Pazar
Speaking To One Another Project's Book Mush, Sweet Mush - Civilnet
Adresini Bilen Bir Mektup - Anjel DİKME - Jiyan
Antropolog Marutyan: Soykırımın Ermeni Kimliği İnşasındaki Rolü - Elif AKGÜL - Bianet - Hrant Dink Vakfı
Hovannisian: Ailemin Hikayesi Aslında Bir Ulusun Hikayesidir - Zeynep KURAY - ANF
Türkiye’de Ermeni Soykırımıyla İlgili Arşivlerin Bazıları Hala Kapalı, Hala Gizli - Jiyan
Yakın Tarihe Tarihçi Perspektifiyle Bakmak - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Armenia’s Strategic U-turn - Richard GIRAGOSIAN - European Council On Foreign Relations.EU
Soykırım ve Taziye, İnkardan İkrara - Kaçakkova - Mutlak Töz
Musa Dağı'ndan Cassa Bella'ya Sessiz Ağıt - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
’1,5 Milyon Ermeni Gelibolu’da Bir Kez Daha Öldürülecek’ - Diken.com.tr
Başepiskopos Ateşyan: Ortada Bir Ceset Var ve Aşırı Kokmaya Başladı - Agos
Erhan Tuncel: İyice Gerilmeye Başladım Ben Gerilirsem Türkiye Gerilir - OdaTv
The Confiscation Of Armenian Properties: An Interview with Ümit Kurt - Varak KETSEMANIAN - Jadaliyya
Bir Mutekabiliyet Hikayesi - Dilek KURBAN - Konstantinos TSITSELIKIS - Archive.org
Stalin ve Ermeniler - I - Ragıp ZARAKOLU - Özgür Gündem
Başbakan Üç Ayda İfade Özgürlüğü İhlallerinde Başrolde! - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Avcının Köpeği Kasabın Kedisi - Ferda ÇETİN - Yeni Özgür Politika
Almanya Şaşkın: Erdoğan’a Diyecek Bir Şey Bulamadılar - Diken.com.tr
Savaş Ganimeti Olarak Yoksulluk - Ali TOPUZ - Utay
Halep Ne Yana Düşer? - Süleyman ALTUNOĞLU - Fraksiyon
İnternet Haberciliği ve Blog Yazarlığı İmkansız Hale Geliyor - Jiyan
Basın Kanunu Değişiyor: "İnternet Haberciliğinde Basın Özgürlüğü Kısıtlanıyor" - Başka Haber
Unesco'dan Gazeteci Ahmet Şık'a Ödül - Gazeteciler.com
Ahmet Şık: “Dünya Tarihi Sayısız Diktatörle ve Yarattıkları Korku Rejimlerinin Çöküş Hikâyeleriyle Dolu” - Jiyan
Freedom Of The Press 2014 - Reports via Freedom House
Freedom House: Türkiye'de Basın Özgür Değil - BBC Türkçe
Türk Basını, Hakikat, İktidar - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Davutoğlu: Gazetecilerimizden Bu Raporu Reddetmelerini Bekleriz - Hürriyet
Gazetecileri Linç Siteleri Tek Merkezden Yönetiliyor - Yavuz BAYDAR - YB' Blog
WSJ: Erdoğan En Kararlı Sansürcülerden Biri - Cumhuriyet
Ethem Sarısülük’ün ‘Uykucu’ Mahkemesine ‘Basın Özgürlüğü’ Dersi - Diken.com.tr
‘I’m Not An Agent,’ Says Us Journalist After Hours Long Detention In Turkey - Cengiz ÖZBEK - HDN
Turkey’s Institutions Problem - Erik MEYERSSON - EM' Blog
Bir Lağım Çukuru Olarak Türkiye: Göçmen Kaçakçılığının Son Dönem Sanatsal Temsilleri - AİE - Milli Coğrafya
‘Merkez’ Sağ’ımız Sol’umuz - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Otosansürlü Rüyalar Çağında Otosansürü Nasıl Yazmalı? - Süreyyya EVREN - Sabitfikir
Proletaryadan Kognitaryaya, İşçi Sınıfından Çokluğa: Gayri Maddi Emek Kuramının Yanılgıları - Silvia FEDERİCİ - E-Skop
“Günah İşleme Özgürlüğü”nün Hukuk ve İktisadı - Emin KÖKSAL - Açık Ekonomi
İtaatsizlik Arşivi (Park) - Hachimaki - Zero Dergi

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Derechos Humanos (Human Rights) By Fernando MEFÊ via Flickr

>>>>>Poemé
Acı - Halil CİBRAN

Ve bir kadin, 'Bize acidan bahset' dedi.

Ve o cevap verdi:

'Aciniz, anlayisinizi saklayan kabugun kirilisidir.

Nasil bir meyvenin çekirdegi, kalbi Günes'i görebilsin diye
kabugunu kirmak zorundaysa, siz de aciyi bilmelisiniz.

Ve eger kalbinizi, yasaminizin günlük mucizelerini
hayranlikla izlemek üzere açarsaniz, acinizin, nesenizden
hiç de daha az harikulade olmadigini göreceksiniz;

Ve kirlarinizin üstünden mevsimlerin geçisini kabul ettiginiz gibi,
ayni dogallikla, kalbinizin mevsimlerini de onayliyacaksiniz.

Ve kederinizin kisini da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.

Acilarinizin çogu sizin tarafindan seçilmistir.

Aciniz, aslinda içinizdeki doktorun, hasta yaninizi
iyilestirmek için sundugu 'aci' ilaçtir.

Doktorunuza güvenin ve verdigi ilaci sessizce ve sakince için;

Çünkü size sert ve hasin de gelse, onun elleri
'Görülmeyen'in sefkatli elleri tarafindan yönlendirilir.

Ve size ilaci sundugu kadeh dudaklarinizi yaksa da,
O'nun kutsal gözyaslariyla islanmis kilden yapilmistir.'

Kaynakça: Antoloji

No comments: