Sunday, May 18, 2014

Deuss Ex Machina # 499 - overalt fylt av mørke

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_499_--_overalt fylt av mørke

12 Mayıs 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Motion Sickness Of Time Travel - The Secret Door (SicSic)
2. Motion Sickness Of Time Travel - Rows Of Peach Trees (SicSic)
3. Esmerine - Lost River Blues I (Constellation)
4. Esmerine - Yavri Yavri (Constellation)
5. Mercan Dede - Meçhul (Onearth Records)
6. Mercan Dede - Masal (Onearth Records)
7. Ah! Kosmos - Melting Into Rise (Müzik Hayvanı)
8. Ah! Kosmos - II (Müzik Hayvanı)
9. Haraket - Attgo (Melodica Recordings)
10. Haraket - Taint (Mokadem Remix) (Melodica Recordings)

overalt fylt av mørke
(499)

Her Yer Karanlık

"Devlet, devlet olmaklığıyla, hakikatlere temas eden herhangi bir siyasi yönelimin varlığına kayıtsız ya da düşmandır. Modern devlet sadece belli işlevleri yerine getirmeyi ya da bir kanaat mutabakatı imal etmeyi amaçlar. Tek öznel boyutu, ekonomik zorunluluğu -yani Sermaye'nin nesnel mantığını- teslimiyete ya da hınca dönüştürmesidir. İşte bu yüzdendir ki adaletin herhangi bir programa ya da devlete dayalı olarak tanımlanması onu tam tersine çevirir: Adalet çıkarların etkileşiminin uyumlu hale getirilmesi olur çıkar." Alan BADIOU - Sonsuz Düşünce

Salt bir görünüm, imgelem çıkarsama ya da tahlilden ibaret sırf o bağlarla konuşulup, yazılabilecek, nakledilip tartışılabilecek, uzun uzadıya etraflıca önü arkası sorgulanabilecek bir yurt değildir burası iş bu ülke. Ezberlenmiş olanların yeknesak bir tavırla biteviye tekrar edildiği, boyuna çekiştirildiği gel gelelim o tatavadan sonrasında neticenin hep sıfıra sıfır elde var sıfıra iliştirildiği, bugün alenen zamklandığı bir yer burası bu ülke. Doğruluğundan kati suretle emin olunan bahislerin, değinilerin dibinde, esasında her şeyin tastamam gerisin geriyi gidişi işaret ettiği ayyuka çıkarttığı bir yerde eğri ve yanlışlardan mürekkep yarınların icat olunduğu bir ülke burası, garabetlikler resmigeçidi. Tekrar edilenler sayesinde rıza üretiminin kolaylandığı bir şeyleri dayatmanın erkin tahayyülü dâhilinde ve asıl her ne olduğunu göstere gelen karşılaşmalara ev sahipliği yapılmaktadır bu ülkede.

Mağdurun kimliği hemen hiç değişmese de failler çoktur çeşitlidir. Hep duyumsanmış isim, kimlik yahut ta tanımların sıkılmaksızın yinelendiği bir gösteri icra olunmaktadır. Had bildirilecek, hudut gösterilecek başlarına çorap örülecek, hayatlarına kastedilecek, doğasına kıyılacak, hayvanına eziyet edilecek kendisine tüm bunlar yetersizmiş gibi cehennemî bir yeri 'cennet' diye yutturacak hamlelerin atıldığı bir menzildir bu ülke. İşkence hanenin tabelası, mevzisi artık her yerdedir. Bir zamanlar okunan, kulak kabartıldıkça, ortaya döküldükçe devlete kahırlanılan, beddua edilen, yok artık bu kadarı denilenlerin çat kapı dört bucağı sarması, hiç kimseyi sarsmamasıdır ol menzilde olan biten. Tek bir itirazın uyarıya, tek bir eylemin fişlenmeye, bundan daha fazlasını düşünmenin alenen mahpusluğa gidecek yolu temellendirildiği işlenip durulan bir siyasa mekânı burası.

Korkulardan medet umulan bir coğrafya, hep daha fazla kork, sin, yok ol diye çabalanılan, neticesinde o umulan bir yer. Derdin asla anlaşılmadığı erk ve avenesinin yüzdeler ile açıklanıp durulan o güruhun hayatlarının stabilliği, sterilliği, akçelerine zeval gelmemesi tek bir hesap vermeden hayatlarını sürdürmelerinin konforunu sağlayabilmelerin dışında hemen hiçbir şeyin önemsenmediği bir dolu yaranın her an, halen açıkta konulduğu bir yerdir burası. Devletlû aklının aman vermezliği, patavatsızlığı bir yana bir de onların değirmenine su taşıyan yozdillerin varlığıdır böylelerini kolaylıkla, zahmetsizce öne sürüp duranların sözüm ona kavgalarının sürdüğü, gerisinin hep aynı olduğu bir muammalar şaibeler yurdudur bu ülke.

Yaralar bizatihi erk eliyle kanatılmaya devam ederken bütün bu olan bitene karşı sağırlığın itinayla önemsendiği bir yurt bina olunur. Ne ki bina olunan bu söylemlerden ibaret ülke bir eksiklikler toplamıdır. Eksiklerinin hiçbir türlü giderilmediği varsa yoksa tedbirlerin, hayâsız, edepsiz, elinde misket, kadın mıdır - kız mıdır, şu mudur bu mudurlar ile geçiştirildiği güncellikte sınanış kalıcılaştırılmaktadır. Sınavların aralığı birbirine çok yakınlaştırılırken hiçbir şey yokmuş izlenimi, vurgusunu görebilmek mümkündür. Yakıştırılan yaftaların, edilen ifşaat görünümlü değinilerin tortusu bir milli irade teşebbüsüne, hayat duruşuna entegre edilir. Zihne yerleştirilen kalıplar belirli bir sayıda, defa zikredildikten sonra ol bahiste değinilenin konusu her ne olursa olsun milli irade gömleği giydirilmektedir. Kamuflaj milli irade ile sağlanmaktadır tıpkı bir parhessia gibi.

Müesses nizam dünden kalan azap veren vesayetleri işte o çatı altında güncellemektedir. Derdin tasanın değil de devlete ve milli olan iradeye karşı fenalıklar kervana diziliyor, başımıza getiriliyor denilerek o tahayyül yeniden gösterime sokulmaktadır. Ezcümle, vesayet kafamızın üstünde bir giyotin, sırtımızdan kovalayan bir gölge gibi her gün yeniden ambalajlanmaktadır. Biçimlendirme, bütün sorunun milli iradeye karşı gayrı millilerin, milletten sayılmayanların kalkışması olarak değerlendirilmektedir hal ve gidişat ortadadır. Her durumda suçlunun milli irade demesi, hırsızın milli irade demesi, katil olduğu afişe olanın milli iradesi erkânın en tepesinden, en altında yer alanların tümünün milli irade söylemleriyle buluştuğunda üst üste okunduğunda o kalıcılaştırma hamlesi anlaşılacaktır.

Bugünün ülkesi dünü yeniden öğrenerek, yüzleşme bahsi ile haşır neşirken sessiz sedasız, o aralıktan yarım kalanları tamamlayarak yoluna devam etmektedir. Tamamlanmaya çalışılan şey hayatın kesintisiz bir biçimde müdahaleye açık, korunaksız bırakılan bir mesel haline dönüştürülmesidir. Müdahale edebildikçe, zapt-ı rapta alıştırabildikçe bu kahredici güncelliğin sorgulanamayacak bir tabuya evrimi söz konusudur çünkü. Yaşıyoruz böylesi bir uzam dâhilinde mamafih bir şeyler karşımızda o rutine müdahale etmek için bütün bunlar olağan şeylerdir mefhumuna takılı, rehin bıraktırılıyor. Erkânın doğrusu, düzü zaman ve mekândan bağımsız hiç onlara ihtiyaç duyulmaksızın yıkımı olağanlaştırıp, her şeyi kanıksanabilir kılıyor. Ne olağan, hangi konu kanıksanmalı, sineye çekilmeli ve nereye kadar sorgusu belirsizliğe teslim ediliyor, prangalanıyor.

Hiçbir şey doğru değilken hala kahır bela yaşamlara sahip olduğumuzu sorgulamaksızın onu kanıksamamız beklentileniyor ve bütün bunlar olağan şeyler diye geçiştiriliyor. Hiçbir cümle kolay kurulmuyor böyle bu kadar, her anında olağan bir şeyler olağanüstü bir dakiklikle hayatımıza karışırken daima vuku bulurken üstelik. Korumalardan, kolluk kuvvetine, müşavirden, başbakana kadar uzanan en alttan en üste gidip gelen daima yükseltilen bir şiddet retoriği ol bahiste olur öyle şeyler ile başa getiriliyor. Görülmesi gereken sorgulanması elzem, örtbas edilmesi imkânsız, ardının peşinin mutlak surette takipçisi olunması gereken şeyler otuz iki kısım tekmili birden yaralara dönüştürülüyor bir kez daha. Öfkesine hâkimiyetini yitirenlerin, öfkenin bir hitabet sanatı olduğundan dem vuranların halka, görünürde bile olsa sorumlu olduklarına karşı eyledikleridir yaralardan en yenisi o halkaya eklenen.

Devletin sesinin ve uzattığı elinin merhem için değil yaraya basılacak bir karşı hamle evet o bildiğiniz kezzap olduğu aleniyete dönüşüyor bir kez daha. İstemsizce değil neredeyse göz göre göre azabımızın sureti, müsebbipleri ile beraber ortaya çıkmaktadır. İzan, izahat, anlama, gayret ve yasa ortak olmak göstermelik değil birileri görsün diye değil sessiz ve usulca yapılırsa, gösteriye dönüşmediğinde aladır, bir şeye benzeyendir. Acıya ortak olmak için gidilip! Her yeri alt üst etmek, kolluk kuvvetiyle bir şehri zapt etmek insanları bir kez daha acılarının derinliğinde yalnız başlarına koyup bir şamar, bir tokat, yerde tutulana bir tekme, gelene fırça gidene posta koymak değildir. Bir kaç gün evvel yapılan tahammülsüzlüğün, hiddet seremonilerinin devlet babanın sever de döver de kadüklüğüne kestirilmesidir ortaya sıkıştırılıp gündemden düşürülmesidir bahsedilmesi şart olan.

Oysa devletin temsiliyetini gerçekleştirenlerin orada o raddede, o yas evinde yaptıklarını çok değil yetmiş iki saat sonra tomalar icra edecektir. Soma'da, İstanbul'da, İzmir'de tepkinin görünür kılındığı her yerde ve her zaman diliminde baskılama cismanileştirilmektedir. Yasa kulak tıkayıp madeni görünürde işletenlerle kol kola pozlar verenlerin, ulaşılamayan galerilerde bir çeşit toplu mezar yapımının dillendirildiği bu yerde, kayıpların akıbetlerinin mutlak bir sessizliğe rehin edilmesidir o bahis. Bir dolu iddia, bir dolu cevapsız soru dururken havaya kalkan ellerin, sorgulamaların, sual etmelerin karşısına it sürüleri ile cop, toma, her an daha ağır bir yıkımı kalıcılaştırmak gayretidir erkin tahayyülü gerisi laf-ı güzaf.  Acının ortasında kalkıp tv’de kendini türlü çeşit kelime oyunlarıyla aklamaya, paklamaya çalışan holdingin sahibinden, müdürüne bir umutta tek bir kırıntı bile olsa hayata dönebilecekleri umudunu taşıyanların gözlerinin içine bakıla bakıla yalanlara talim, zulme devam, mühim olan çarklar dönsün para akışı bir avuç kömürün daha fazlasını, daha erken, daha ivedi istifleyebilmek olduğu yinelenen bu yerde dert hiç tükenir, açılan yaralar onarılır mı?

Yaşam odasının varlığı muammayken, işçiler bile bilmezken oradan söküldü, yeni yerine taşınıyordu ki işçiler öldü kepazeliğin daniskası bir savunuşla yas sönümlenebilir mi? Devletlûnun kayıtsızlığının bir başka benzerini gizli bir elin değil neoliberalizmin bu en dişli şeytanlarına yol verildiği bir uzamda bir şirket sahibinin sözleri hiçbir yaraya merhem olabilir mi? Yeniden işleteceğim o madeni özgüveni olan katillerin, saplantılı bir biçimde hayatı göz ardı edebilmesinin sacayaklarından birisiyken böyle aleni o yas dindirilebilir mi, acı susar mı hiç? Gözaltına alındılar haberi düşerken ajanslardan sosyal medya'dan boyalı basınına istimlak edilen, yok sayılan, yaşamları sadece birer rakamdan, aldıkları maaşlardan, ekranlarda bir satır anlatılacak ibreti âlemlik vecizlerden ibaret sanılanların hegemonyasında bu Karun düzeni bir gün sonlanır, o yağır bağlayan, ellerinde kan olanların insan canına kastetmekteki iştahları kesilir mi, nihayetlenir mi acaba?

Cinayetten kurtulan bir madenci işçisinin "Bize patlamanın mesai saatleri dışında gerçekleştiği yönünde ifade tutturuldu. Maksat şirketin tazminat yükümlülüğünü düşürmek." sözü ortadayken kalıcı olan "yas" hiç anlaşılır mı? Yakınlarını, dostlarını kaybedenlerin, bu mezarlık aday adayı olan madenlerde ivedilikle işlerinin başlarına geri dönüşlerinin öncelendiği bir yerde, hiçbir psikolojik destek, yardım önemsenmezken asla, bütün bu fıtratlar, itirazlar Gezi'ci icadı diye yazılamalar yapılırken acı kanatılmaya, ölüm aralıksız gösterilip sıtmaya razı getirmelere devam denilen bu yerde "yas" hiç diner mi? Yasın karşısında yükseltilen bu kepazelikler arsızlıklar diner mi hiç biter mi? Potansiyel ya da garanti oy denilerek her şeyin tehditler, ikazlar ve ekmeğinizden olursunuz maazallahlar ile gerçeğin örtbas edilmesine, Holding'in modern zaman köleleri eylenmiş emekçilerine göre susturucuların devreye girdiği Soma'da o yas tükenir mi?

Erkânı devletlu, müesses nizamın müseccel azabın tedarikçileri yine yeniden sahnedeyken acı susar mı? Adaletsizlik diz boyuyken bu ülkede, yaşam pamuk ipliğindeyken daima ona rehin söz hep boğaza tıkılırken, her şey eksik gedik ve yarım yamalak hayat nerededir şu yedi yüz seksen üç bin beş yüz altmış iki kilometre karelik sathı mahalde var mıdır öyle bir ihtimal. Hayat denilenin yerin dibinde de yerin üstünde de bunca korunaksız, böylesine biçare konulabildiği bir yer var mıdır ola? Acında bile hizada durmanın zikredildiği, itirazların önünü alma fazla ses çıkartan olmaması için her ihtimalin değerlendirildiği başka bir yer var mıdır ola? Yeknesaklaştırılırken akıl tutulmalarıyla çizilen, sınırları paramparça edilip gerçek hayat hikâyeleri diye neşredilen azaba hep komşu, hep iç içe yaşayan insanlar var bu ülkede. Hepimiz o sınırların dâhilinde birbirimizle yan yanayız, kimliklerimizden azade, bunca delirten faktöre karşı bir arada birlikte.

Biçimsizleştirme için dönüşüm acının bağında o yeni ülkeyi simgelemektedir, başında hep zorbaların olduğu bir yeri tanımlandırmaktadır. Kesintisiz bir biçimde vurgusunda zerre tereddütsüz kıyamlar yurdu, özellikle varsılların hırsları için daha büyük ihmallerle kotarılan bir yurt özetlenmektedir. Tokat yiyenin özür dilediği, olayların montaj olduğunu zikredebildiği, her şeyin kontrol altında olduğu duyumsatılırken bir yerde on beş denilen naaş sayısının o sayı olarak zikredilenin ne üçü ne beşi on katı kadar canın!, insanın toprağa karıştığının zikredildiği ama kimselerin duymadığı, görmediği bir ülkedir o simgeleştirildikçe, sivrilen. Sivrildikçe daha fazla bedbinliğin katara; katran karası, kömür karası yazgıları kader kader diye yutturmaya devam ettiği bir ülkedir bu bahsettiğimiz. Henüz on beşinde kıydığı çocuklara üzülürken, davaları bilerek muammaya terk edilmişken o devletin kolluk kuvvetinin "yeter gaz atmayın çocuğum var!" diye isyan eden bir kadına "yansın, kör olsun çocuğun!" diye sözü tükettiği yanıttır inşaatın kanlar, canlar üzerinden yükseltildiği o ülke.

Dahası da var dahası eklenebilir sadece Ali İsmail Korkmaz'ın davasında yaşanan kepazelikler silsilesi bile bu kör şiddetin nelere yol verdiğini gösterirken, Reyhanlı'da, Roboski'de kendini gösteren devlet şiddetinin terörün ta kendisinin Soma'da neoliberalizmi anlaşılır kılan suretinde, bir şirket kimliğiyle yanı başımızda icra edilmesinde fark edilebilir. Özetlenebilecek her ne varsa onu yekten tanımlandıran şey bu sathı mahalde şiddettir bizatihi muhatabı olduğumuz. Durduğumuz yerde her yer yası işaret ederken, her yer Soma'yı her şey karanlığı gösterirken aman yıpratmayalım aman sorgulamayalım kıssalarında olduğu gibi haksızlık karşısında susanların dilsiz şeytanlar olduğunu göstermekte, hafızamıza kazımakta, iyice belletmektedir bu ülke. Katil kimdir, hata nerededir düzen düzen denilen nasıl böyle başıboş bırakılıp hayatların rehin edilebildiği bir uzam olduğu sorgulanmaz bu nasıl bir ülkedir?

Gelecek nerede hangi düzlemde soruları kimileri için klişe gibi görünse de yankılanmaktadır avaz avaz! işte hiç durmaksızın. Durmaksızın yinelenenler can kırıkları arasında görünen bunca fay kırığı ortadayken, yerin altında yerin üstünde hayat nerededir? Şehrin göbeğinde "omurga" nam müstearla dikilen o hançerdeki gibi nefes kesilirken sorgunun önü alınırken hemen her şey bildiğin hilkat garibesi yapımlarla simgelenirken, linç edilirken bu yeni ülke!, her şeyin bir bedeli var diye dile dökülürken, taziye cehennemi aratmazken her şey meydandayken. Sıfıra sıfır elde var sıfırlardan biri yakalamaya çalışıyoruz. Saklananların, yok, etkisiz eleman sayılanların sessiz ortaklığında, çığlıkları, ağıtları birleştirip bir yol arıyoruz. Çoğunlukla kalabalıklar içerisinde yapayalnız. Her şeyimiz garabetlik ve refakatçisi karanlığı tümleyen bir kararlılık arasında bir o yana bir bu yana fırlatılıp durulurken sözü arıyoruz.

Duvardan duvara, mekandan uzaman bir dönüşüm gerçekleştiriliyor kanıksayabilmemiz için, alışıp da çıt çıkartmamamız, kurallara riayet, bu düzende iş bu sürüde kalmamız için. Kötülüğün sıradanlığının her evresini yaşamakla yükümlü kılınıyoruz, damgalanıyoruz. Sizli, bizli çoktan seçeneklerin def edildiği, kapı duvar eylendiği bir yerde, yokluğu, mahrumiyeti, zulmü ve bunlara, hizmetkarlıklarını geçtik sözünü eğip halen bükenlere, hırsızlara ve uğursuzların iktidarına mahkumiyeti tecrübe ediyoruz. Tarih, kepazeliklerin mükerrerliğinden mülhem ucubeliğe doğru enikonu dönüştürülürken hakikatte olan bitenlerin, yaralarımızı nasıl kalıcılaştırdığına şahitlik ediyoruz bugün bu ülkede.

Yerimiz yurdumuzda, hayatımız her şeyimiz, her anımızda "sıfırı" bir eyleyebilmek için çabaların birlikteliğinde ilerliyoruz yapabilecek miyiz, ulaşabilecek miyiz, aşabilecek miyiz dert az biraz da budur! Her şeye müdahil olan devletin kompleksli, her şeye kılıfı önceden ayarlanmış yok etme çabalarına, sıfırlama gayretlerine, üzerine çöreklenme örtbas etme ve en çok tutunduğu unutturma ısrarcılığına karşı hatırlayabilecek miyiz? Hiçbir şeyi unutmadığımızı, eksiksiz gediksiz ifşaa edebilecek miyiz dert az biraz da budur! Laletayin bir bahis değil yaşayabilecek miyiz, hesabını sorabilecek miyiz, takipçisi olacak mıyız bu rezil kepaze düzenin her bir aktörüne günü dar edebilecek, yaptıklarının cellâtlık olduğunu ve oyunun bittiğini ilan edebilecek miyiz? Her Yer Karanlık, Hey Orada Mısınız - Hayatta Mısınız?                                                                                                                                                                    


>>>>>Bildirgeç

hüseyin çelik, akp parti sözcüsü, bir nevi hükümet sözcüsü olarak, fakirin kömürünü zengin mi çıkartsın saçmalamayın demiş. videosu da var. izledim. an itibarıyla şurada mesela

fakirin kömürünü zengin mi çıkartsın ünlemi şunu söylüyor: elbette zenginin kömürünü fakir çıkartacak bunda ne anormallik var. dünyanın düzeni bu. bak sen gazetecisin zengin değilsin ama bir bilgin, mesleğin, bir artın var, sen de madene girmezsin. rezil bir yer orası. kim girer. en alttaki niteliksiz. bu da işin doğasıdır. ölürse de o ölür. sen mi ölecektin, zengin mi ölecekti, ben mi öleydim? demekte...
sınıfsal adaletsizliğin insan doğasının, hatta genel olarak doğanın bir yansıması olduğu inancı, sözgelimi maden işçilerinin toprak solucanları gibi birşey olduğu, zenginlerin, maden sahiplerinin de günde 50-60 solucan yemesi gereken köstebekler olduğu, gazetecilerin de ağaçlarda yaşayan kelebekler olduğu, dolayısıyla da toprağın altına girip solucan yemedikleri, işte dünyamızın da böyle bir yer olduğu, acımasız gibi gözüktüğü ama böyle yaratıldığına göre bu acımasızlıkta da bir anlam olması gerektiği, ve bu anlamın da eğer varsa kutsal olduğu ve sorgulanmaması gerektiği çünkü değiştirilemeyeceği ve bizim denetimimizin üzerinde olduğu ve nedenini nasılını bilemediğimiz ve bilemeyeceğimiz fikri toplumsal ilişkilerin tamamen kültürel ve siyasal tasarımları yansıtan yanlarını belirsizleştirmek için devreye sokuluyor elbette.
seni öldürüyorum ama bu seni öldürmek istediğim için değil, ben köstebek olduğum için sen de solucan olduğun için, böyle olmakta. sen köstebek olsaydın sen beni yiyecektin. ne yapalım, kutsal takdir böyle. köstebek için yapılacak tek bir şey var: solucanı hazmetmek. kelebeğe düşen de güzel kanatlarıyla etrafta uçuşmak öleceği yakın an gelene dek.
böyle olunca elbette sömürgecilik diye bir şey de yok tarihte, solucan üçüncü dünyalılar var, kölecilik diye bir şey de yok, solucan afrikalılar var, solucan zenciler var, Naziler de yok, solucan Yahudiler var, Filistin de yok, solucan Filistinliler var, erkek cinayetleri de yok, solucan kadınları doğaları gereği mecburen yiyen erkekler eşler sevgililer var, ekonomik adaletsizlik yok, Wall Street üçkağıtçıları yok, ABD parababalarının siyaseti de yöneterek yüzde 1'i iyice inceltmesi yok, yüzde 99'un solucanlığı var, Kaddafi'nin Mübarek'in baskıları yok, solucan Arap halkları var, uluslararası ilaç tekelleri yok, tarım tekelleri yok, köle işçiler yok, insan kaçakçılığı yok, paryalaştırmalar yok, Pol Pot yok, Endonezya katliamı yok, Robinson ile Cuma yok Cuma'nın solucanlığı var, güçlünün kazandığı her momentte gücün doğayı yansıttığı fikriyle kutsanışı var.
eh böyle olunca da madencileri dert etmeye gerek yok, kot işçilerini dert etmeye gerek yok, tersane işçilerini dert etmeye gerek yok, onlar için illa üzüleceksen daha üzülecek çok solucan var dünyada. sen üzüleceksen ülkemiz (yani köstebeklerin birliği) daha çok solucan yiyemedi ve daha büyüyemedi diye üzülmelisin. (çünkü doğadan yana olmayı güçten yana olmak olarak anlamalısın).
Tabii Gezi'yi anlayamazlar ve taban tabana ters gelir: ağaçları korumak da ne? Ağacı kesecek gücüm varsa kesmeliyim. bu şekilde büyüyeceksem büyümeliyim. bu doğadır. diğeri vatana(köstebeklerin vatanı olup olmaması fark etmez), dahası doğaya (bu anlamda kutsallığa) ihanet.
ilerlemecilik, kalkınmacılık, sermayeyi büyütmek, bunlar asıl doğamız, güçlenme güdümüz, yoksa köprü yapılacak da rant olacak diye kestiğimiz ağaçlar öldürdüğümüz canlılar doğa değil.
1 mayısı ayaklar baş olmaya çalışıyor diye okumak ve bunun doğaya tersliğin ispatı olduğunu öne sürmek gibi. 1 Mayıs haklı olsaydı ayaklar aşağıda baş yerde olurdu, ama nasıl, ayaklar yerde, baş yukarıda, demek ki 1 Mayıs haksız ve doğaya ters, sömürü, ayakların ezilmesi ve birilerin ayak olması doğal, zihniyeti.
biyolojik metaforlarla sömürüyü meşrulaştırmak çok eski de bir taktik tabii.
güçlünün sürekli güçsüzü ezmesi doğa değil, doğamız birlikte yaşamak, birliteliği süreklileştirmek için ahlak diye bir şey bulmak, vicdan sahibi olmak ve birlikte hayatlar, kültürler, dünyalar kurmak olarak algılanmadığı sürece zor.
Kropotkin'in neden darwinizm ile uğraştığını da anlatıyor bize.
tabii İslamcılar Darwin'i baş düşman belliyorlar ama buradaki mantık Darwinizme de epey oturuyor gibi.

neyse, konu uzun.

ne çok rezalet, skandal, felaket, boktanlık, acı, kahrolma ve kandırılma var gibisinden bir cümleyle dürtülerek uyandım 6 gibi. yattığım yerden alt alta dizmeye çalıştım kafamda ama çok uzun bir liste, çok karmaşık. kalktım. bir kenara yazmayı deneyeyim dedim.

Olmuyordu, çok uzun, çok dallı budaklı. O sırada bu haberi gördüm. fakirin kömürünü zengin mi çıkartsın haberi. neyin doğal olan olduğu tartışmasının merkeziliği dikkatimi çekti. sağduyu diyor Savaş (Kılıç) burada itaat edilene. karışık. sonra dönmek üzere keselim--

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Gerektiğinde görülüp gerekmediğinde ise hiç fark edilmeyen şeylerin ne kadar hayati olduğunu devletin bakışından azade görebildiğimizde önümüzü, hayatımızı şekillendirmeye çalışan izleri aramaya devam ediyoruz. Fakirin Kömürü Zenginin Dilini Yorduğunda yazısıyla Süreyyya EVREN, Öyle Bir Blog sitesinde devlet sözcüsünün değinisinden az öteyi arşınlıyor. Arkasını, önünü merama dönüştüryor. Okudukça, dertlendiğimiz, derdimizin her ne olduğundan artık çok emin olduğumuz bu yerde EVREN'in sözleri gibi doğrudan kelamlar ile idraka ulaşacağız, ya da bu su almaya devam eden gemide çürümeye devam edeceğiz. İyi okumalar..

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla!
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
SOMA: Vahşete Direnmenin Adı - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
İçinizdeki Devleti Öldürün - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Burnunuzdan Fitil Fitil Getireceğiz - Akın OLGUN - Birgün
Kader Değil Sınıf Soykırımı - Duygu ERDEM - Fraksiyon.org
Maden Değil Öfke Patladı - Başyazı - Agos
Siz Bizi Anlamadınız Galiba - Burcu ŞENTÜRK - Sendika.org
Yerdelenler Ölüme, Gökdelenler Servete ve İktidara… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bu Şirket, Bu Kule Soma İşçisinin Kanı Üzerinde Yükseliyor - Politeknik
'93 Numara Vermişler Oğluma' - Özgür Gündem
Çizme Güzellemesi, ‘Şey’lik ve Ahvalimiz - Müjgan HALİS - Kürdistan 24
Tanıklık: ‘Soma Katliamı’ - İmre AZEM - Diken.com.tr
Uyumadan Önce Ölülerimizi Düşünmek - Bülent ŞIK - Birgün
Somalı Madenci Eşinin Yanıt Bekleyen Sorusu: Şimdi Ben Ne Yapacağım? - Burak ŞAHİN - Diken
Somalı Bir İşçi: Bir Köpek Kadar Değerimiz Yok - Fatih POLAT - Evrensel
'Vura Vura Bizi Büktüler, Eğildikçene Eğildik' - Fatih PINAR - T24
Soma'da İşçilerle Röportaj - Eylem ve Polis Saldırısı - Hayat TV
Somalı İşçiler Anlattı: Gaz Maskelerinin Çoğu Bozuk, 9 Yıllık Maskeyi Takıyoruz! - T24
Madende Stajyer Öğrenciler de Öldü - Yurt
Soma Under Lockdown with Commando Deployment - Banu ŞEN - Turan GÜLTEKİN - HDN
Soma’nın Cevapsız Soruları - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Bakan Faruk Çelik: ‘İşçi Aileleri Konuşmasın, Basın Da Az Haber Yapsın’ - Sendika.org
“Sol Bir Şeyler Söyle Be!” – Foti BENLİSOY - Başlangıç
Soma Katliamı… Uçurumun Üzerindeki Salıncak - Nuray MERT - Diken.com.tr
Soma'ya Eşkıya İnmiş - Özgür MUMCU - Radikal
Fildişi Kulelerden Kuşbakışı Soma - Ağustos Tepesi - Jiyan
TC: Türkiye Cehennemi - Mutlu TÖNBEKİCİ - Demokrat Haber
Acının, Kor Kor Yanan Yüreklerin Resmini Yapabilir Misin Abidin? - Sema ÖZCAN (GÜRCAN) - Kadın Hareketi
Yasımız İsyan, Soma! - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Yaşasak Mı Ölsek Mi? - Annette Bshara - A' Blog
Soma Kazasında Öğrenebildiklerimiz - Ümit KIVANÇ - Yeşil Gazete
Beraber Doğdular, Beraber Öldüler - Turaç TOP - Al Jazeera Türk
The Soma Tragedy: Kadere Karşı / Against Fate - William COKER - LeftEast
Turkey: The Political Cost Of The Mine Blast via Channel 4
Dispatches: Turkey Kicking Them While They’re Down  - Emma Sinclair-WEBB - HRW
Hatırla! - Müştereklerimiz
İTÜ'lüler Okullarından Utancı Temizledi - soL
Bildiri - İTÜ Öğrencileri - Fraksiyon.org
İş Cinayetlerinde İlk Dört Ayın Bilançosu: Nisan Ayında 115, 2014’ün İlk Dört Ayında En Az 396 İşçi Yaşamını Yitirdi - Güvenli Çalışma
Yaşadıklarımız Kömür Karası Kadar Kara Günlerdir - Bildiri - TMMOB - Maden Mühendisleri Odası YK
Madenler, 2013 Yılında Patronların Kar Hırsı Nedeniyle, Maden İşçilerine Mezar Oldu - Dev Maden Sen
Örgütlü Bir Cinayet: Soma Maden Katliamı - İbrahim SARIKAYA - Sendika.org
Soma Katliamı Tanıklıkları - Av. Selçuk Kozağaçlı - Vimeo
Kozağaçlı: Tutanaksız Alındık, İşkence Edildik, Bırakıldık! - Gelecek Gazetesi
Soma Katliamının Faili Belli - Murat ÇAKIR - Özgür Gündem
Tavan Malzemesi Metal Değil Ağaç! - Arif BALKAN - Milliyet.com.tr
Bu Da Bir Facia - Yön Haber
Mavrikos: 70 Felaket Gördüm ‘Fıtrat’ Gibisini Duymadım - Jiyan
Kayıplardan Soma'ya Adalet - ANF
Soma'yı Araştıracak Savcı Türken, Ak Parti'den Aday Olmuştu - Haldun AKYÜZ- Cafer ELMAS - DHA - Onedio
Taşeron Sistemi Bir Rejim Sorunudur Da – Ahmet BEKMEN - Başlangıç
Denetim Yetmez Millileştirme Lazım: Kömürün Siyasi İktisadı - Yasin KAYA - Pembe Kitap
Turkey Erupts Over Mining Tragedy; Many Blame Privatization - Sisi TANG - In These Times
Solidarity To Our Brothers and Sisters in Turkey – In Mourning Of The Hunderds Killed at Soma Mines - May Of Solidarity
Tραγωδία σε ορυχείο στην Τουρκία: «H πλέον μαζική δολοφονία στην ιστορία της χώρας - Antigold.gr
Οργή στην Τουρκία για τους 282 νεκρούς ανθρακωρύχους - διαδηλωτές επιτέθηκαν στο αυτοκίνητο του Ερντογάν - Ta Nea
Die Wut Richtet Sich Gegen Erdogan - Handelsblatt
L'incroyable Photo du Conseiller d'Erdogan Qui Frappe un Manifestant - Cyril BONNET - Observateur
Turkey: Losing The Freedom To Mourn - Meltem ARIKAN - Index On Censorship
Erdogan Shouts Anti-Israel Slur At Protester - Haaretz
Turkish PM Accused Of 'Slapping Protester' - Heather SAUL - Independent
Erdoğan:"Caligula veya Sezarların Deliliği" - Elmas TOPÇU - Vivahiba
Milli İrade Mottosunda Bir Tokat - Ahmet Erdi ÖZTÜRK - Zaman.com.tr
Kara Yüzlü Mücadele: Her Daim Klasikler - Ulus ATAYURT - Bant Magazine
Madencilik Sektöründe Taşeronlaştırma ve Özelleştirme Yöntemi: Rödövans - Esra ERGÜZELOĞLU KİLİM - EK' Blog
“Sıfır Süreli İş Sözleşmesi”: Kapımızdaki Bir Başka Düşman - Ecehan BALTA - Başlangıç
Soma’da “Burayı Gezi’ye Çevirecekler” Tahriki - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Pasif Katil Yılmaz Özdil - Kemal BOZKURT - Jiyan
HDP Heyeti Soma Gözlem Raporunu Açıkladı - Hdp.org.tr
Soma'da İşçilerle Yaptığımız İlk Görüşmelerin Sonuçlarını Aktarıyoruz - ÇHD İstanbul Şubesi
Acar: 'Karanlık Bir Tünel, Dize Kadar Su' - Sinan OĞUŞ - BBC Türkçe
Maden Ocağına Gömülen İmaj - Akif EMRE - Yeni Şafak
Mücadelenin Çerçevesini Belirlemek: İşçi Ölümleriyle İlgili 4 Argüman ve Eleştirisi – Ümit AKÇAY - Başlangıç
Reza Yurt Dışına Çıkabiliyor Avukatlar Soma’ya Giremiyor! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Soma Ne Yana Düşer Usta? - Müjgan HALİS - Kürdistan 24
”Müstehak” Diyenler ve Hakim Sınıfın Jüri Kibiri - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Kötüsünüz.. - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Ozan KÖSE - AFP - Getty Images

>>>>>Poemé
Berducesi 1962 - Cahit ZARİFOĞLU

a
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor

topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız

beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim


b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu

her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni

sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah


c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşadım kıvranışlarında
gözlerinde 'harikulâde' yaş bulutları
Yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska

göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz

bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyordum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üç 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış

hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans

Kaynak

No comments: