Monday, July 28, 2014

Deuss Ex Machina # 509 - återkommande dröm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_509_--_återkommande dröm

21 Temmuz 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. c.db.sn - Snowday (Self Released)
2. c.db.sn - athousandmiles (Self Released)
3. Wooky - Recurrent Dream (spa.RK)
4. Wooky - Thalassa (spa.RK)
5. Borealis - Imagox (Tipping Hand Recordings)
6. Borealis - SentieΛI (Tipping Hand Recordings)
7. Varg - Vaastra Skogen (Semantica Records)
8. Varg - Stupagreve Homuth (Semantica Records)
9. Orphx - Density Current (Hymen Records)
10. Orphx - Vapour (Hymen Records)

återkommande dröm
(509)

Soluk Almayı Düşünmek Yaşamın Temelidir

Bir boyutta bir menzilde, bir alanda, öncesi ve sonrasıyla hepsi bir arada bugünün güncelliğinde birleştirilen, dönüştürülen ve nihai bir kalıcılık ile hemhal ettirilen, sonuca ulaştırılan, gel gelelim bakıp da bir kez bir daha irdeleyelim bu ne menem bir vuslattır diye kara kara düşündüren akislerimiz mevcuttur. Birbirine denk getirilenlerin kesiştiği odaklarda bunca aymazlık noksansız ve nobran bir dille, bodoslamadan kurulan tezgâhların, oyunların ismi salt demokrasi gerisi toptan bir otokrasi olan ülkeye eylediklerini görebilmek mümkündür. Birbirleriyle düşmanlıkları bildirilip durulan sivil, askeri vesayetin karmaşasının yıkımını geride bırakılan enkazı toptan sahiplenen bununla yol alan bir erkânın izlediği rotayı gösterendir o akislerde gördüğümüz.

Hemen her şeyle ve her şekilde yüzleşme çabasından dem vurulan bir ülkede halen her şeyin nasıl hala kalıcılaştırıldığını, nasıl aşılmaz duvarlar ile dehşetengiz bir biçimde sarmalandığını okuyabilmek mümkündür. Her birleştirilen noktada bir başka acı tezahür etmektedir. Yeniden peyda olunan akıl ve fikir kırımı için hamleler gerçekleştirilmektedir bu da meydandadır. Zaruriyetten değil dönüşümün, bu devranın bunca hinliği koruyup kollayarak geliştirildiğini örnekleyebilmek söz konusudur her akiste an be an. Topyekûn hamlelerin adıyla sanıyla birer ikişer yeni garezler, kırımlar, sözden başlayarak fikriyattan ötede gerçeklikte kırılmalar, çürümeler, noksanlıklar ve sorgusuz sualsiz biat edilecek, 'kula kulluk edilen' bir ülke olarak binası sağlama alınmaktadır.

Atılan temeller nefret edimi ile bunca mesnetsizliğin bir arada soluk almaksızın yinelenerek büyütülmesi adınadır. Şiddet sarmalı olağanın ta kendisi haline dönüştürülerek, deli dumrul tavrı basit bir mesel olmaktan çıkartılıp gerçeğe dönüştürülür. Kalıcılaştırılan şey bu ülkenin her anında bir başka fecaatin normalleştirilmesi gayretidir. Erkan eylerken, mekanizması çalışırken geri kalanlar üstüne düşünülmeyen adımlamalar ve daha fazla felaketin taşeronluğudur. Her an yinelenen budur bu kadar keskindir haddizatında görebildiğimiz bir akiste karşılaştığımız bunlardan ilerleyen tekilleştirilmiş tavrın ardıdır, sonrasında kopacak kıyametlerin temellendiriliyor olmasıdır. Tek bir sözle, tek bir doğruyu, tek bir bakışa haiz olanların başkasını kabullenmeyenlerin dillerinden eksik etmedikleri demokrasi mefhumu böylelikle lime lime edilmeye devam olunmaktadır.

Akis karşılaştığımız resmin her neresinden bu müdahalelerin eylendiğini, kalıcılaştırıldığını duyumsatmaktadır. Sorgular ehemmiyetten uzaklığa koyulması, ciddiyetin kibirli reddedişlere, anlamak yerine umursamazlığa teslim edildikçe, hep bu bildirildikçe sonuç bu türetimin bir dejavu'dan çok daha bariz bir biçimdeki yıkıntı üzerinde ve refakatinde yol aldığımızı gösterecektir. Ne ki durup da düşünmeye bu heyula içinde vaktimizin olmadığını duyumsatmaktadır akrep ve yelkovana da hükmedenler. Bu hızlandırılmış güncellikte de, tıpkı bir çemberi arşınlayan hamsterlar gibi boşa dönmemiz, birileri için veri olmamız ve kobaylık dışında bu hayatın bir rutininin olmadığı dile getirilmektedir. Oysa utanç elden kayıp gittiği söylenen zamanda çok daha önemli bir meseledir. Başa örülmek istenen çorapları, göstere gelmektedir an be an bir süreklilik içinde.

Utancın bir yanı bir yöresi dezenformasyondur. Tıpkı Urfa Ceylanpınar'da yapılan sonra da ne yaptık ki biz diye ifşa sırasına girilenlerde karşılığını bulmaktadır. "Unsur"un varlığı, onun üstlendiği öne sürülen bir saldırıyı örtbas etmek için, Pkk-Ypg'nin karşısına askerin çıktığı barış sürecindeyken dokuz insanın katledilmesinin, Asker-Gerilla fark etmeksizin "mübalağasız", ilave yorumsuz bir siyasal faktör olarak müsamaha göstermedik, biz büyük devletiz tiradlarıyla birlikte servis edilmesidir. Karşılaştığımız bıçak sırtı hayatların her nasıl şekillendirildiğini, nihayetlendirildiğini kurt sofrasındaki parçalanmaya hazır ve nazır hallerimizi göstere gelmektedir. Kaçakçılar, geçilmeye çalışılan sınırlar, müdahale vesaire denilirken devlet bu seferinde çetelere el veren de olmuştur. Çetelerin eylediği, kırımların dibinde bitiveren aksi bile olsa dahi bunu kabullenecek bir onamayı beraberinde ileri sürebilmektedir.

Onlara yaptığı yardımları sorgulatmayan her defasında pirupak çıkan mekanizma bir kez daha asli vazifesini yerine getirir. Kırımı normalleştirmek, barış arifesinde bile öldürürken insanları bunun sorgulanmamasıdır. Unsur unsur denilenler yapıp ederken sınırın içinde dışında her yerde, her türlü şiddeti bir avuç tuzla koşmaktır her yere. Kırımın hiçbir türlü bu ülkenin asli unsuru olmaktan alı konulmadığı bunun kaile bile alınmadığı bir yerde primitif bültenlerle iki satırda duyurulanlar olan bitenlerin sürecin de halen her ne merhalede olduğunu göstere gelmektedir. Ayrıştırma bu barış dillendirilirken halen göz önündedir. Ceylanpınar'da olan biten muallâkta konulurken Hpg Basın Birimi'nden de bir açıklama bu kepazeliğin nasıl bir biçimde dönüştürüldüğünü sürdürülmeye çalışılanın barışmaktan çok bir kez daha savaşın kıvılcımını çakabilmek olduğunu göstere gelmektedir. Devlet tragedyasını sürdürmeye çalışmaktadır.

"21 Temmuz günü akşam saatlerinde Ceylanpınar (Serêkaniyê) alanında hareket halindeyken gerilla, Türk güvenlik kuvvetlerinin pususuna düşmüştür. Çıkan çatışmada manevra halinde olan birim, sınır askerlerinin de müdahalesi sonucu onlarla da çatışmak durumunda kalmıştır. Çıkan bu çatışmalarda iki gerilla gruptan kopmuş, diğerleri ise sağlam bir biçimde üslerine ulaşmışlardır." Cümleler birbiri içerisinde bir o yandan, bir bu yandan demeçler havada uçuşurken aksedenin, kesişenin iradeye karşı tahakkümü bir kez daha kondurabilmek olduğunu sunmaktadır. Ceylanpınar'daki saldırının, Suruç'da ve Meskan Dağı'nda yaşananların tümü, bir iradeye, bir halka edilen onca zulme rağmen buradayız, hayır ayaktayız çığlığına ve çağrısına karşı vurulmak istenen kettir. Nefret öylesine dolayımsız, dümdüz yinelenmektedir ki kırımın ve terörün kimin elinden neler gözetilerek şekillendirildiğini, kimin neyi yıllardır önemsediği meydana çıkmaktadır. Bir kez daha tüm bu hışmın aslında ne için olduğunu ikiletmeksizin tek seferde aynalamaktadır.

Bugünün ülkesi sınırlarının yakınındaki bu pejmürdeliği aşmayan, o zulümden vahametten yolunu ayırmayı hemen hiç düşünmeyen bir yolda ilerlemektedir. Hükümet sivil makamlarından askerine kendi mekanizmalarıyla 'unsur' dediklerine lojistik desteğini esirgemezken, bir de onlarla beraber Kobane'yi düşürmeye çalışan katillerle aynı safta yer alır ateşe ve zulme ortak olmaktadır biteviye. Bir yerde İşid'in yapmak istediğini, sınırın öte yanından bu yöresine taşımayı denemektedir. Direniş sahalarındaki halka ait arabaların, çadırların yakıldığı, Ypg mevzilerine kurşun atılan bir döngü yahut da küçük çaplı bir savaş icra olunmaktadır. Halka karşı ve halkın öz dinamiklerine, meramına, isyanına karşı o hep aşina olunan kurşun, yangın ve zulüm güncellenmektedir. Biteviye gün be gün bu fecaatin üzerine yenileri eklenmektedir fecaat bunlardadır.

Soluk almaksızın tekrar olunması gereken bu bahiste tek bir hamleyle, bir biçimde düşman yaratımının halen geçer akçe sayılmasıdır. 'Barış Süreci' diye bir şeyin artık adını, derdini ve neden elzem olduğunu muhataplardan sadece Kürd Özgürlük Hareketi seslendirirken, geriye kalanların bu tragedyayı sürdürme heveskârlığıdır dert olmaya devam eden. Hepimize dert olması gereken budur. Kanıksatılmış olan belagatin, sivri dilin, eylemin ve neticeleri hiçbir türlü kestirilemeyen hamlelerin ötesi o akislerden yansımaktadır bir kez daha. Düşmanlık ediminin bunca kolay devreye sokulabildiği, halen herkesin 'teröristlik' potansiyellerinin bulunduğunun bildirildiği, bu yerle yeksan etmelerin asla tükenmediği, ölümün halen yüceltildiği bir menzil bina olunmaktadır. Sözü naçarlaştıran, hep tekrar ediliyormuş izlenimi uyandıran tanımların birlikteliğinde sonucu bir kez daha hüsrana uğratma gayreti güncellenmektedir açık apaçık.

Aynı gün, Gever'in Oramar bölgesindeki Herki köyüne başlatılmak istenen bir saldırı da dipnot olarak açıklamalardan bir diğerinde yer edinir. Kolaçan edilip duyurulmaya devam edilen şeyler körü körüne yıkımın bu topraklardaki lanetlenmişliği daim kılması adınadır. Yetmemiş midir otuz beş senedir dönemde olan bitenler. Bir kalemde kısadan kestirilip atılmaya çalışılan ve ancak kart kurttan nihayet kürd diyebilme başarısına ulaşan bir ülkede, hep ezberlerin gösterildiği, önemsendiği bir yerde kâfi değil midir zulüm. Aşmak ya da sonlandırmak için gayrete düşmek bir yandan müzakereler için bir şeyler yapılırken, çok açık edilmese de adımlamalar için insanlar direnç gösterirken, duyarlık sergilerken hiçbir haltı doğru düzgün vermeyen medyamız sayesinde devletin yalanlarına tabi olmaktan çıkmayı ne zaman başaracağız?

19 Temmuz günü 39 yaşındaki Xurşit Haci Ahmed adlı Rojavalı’nın, askerler tarafından vurularak öldürülmesi gibi kırımların duyurulmadığı bir ülke reva mıdır? Görgü tanıkları, Ahmed’in kendi tarlasında çalışırken, tek kurşunla vurularak öldürüldüğünü anlatırken, aynı bölgede geçtiğimiz Mart ayında da, 8 kişilik iki aile Türkiye’ye geçmek isterken askerler ateş açmış, 2′si kadın 3 kişiyi yaralamışken halen zor ve uzakta bir ihtimal midir, o vahamete uyanmak? Hdk, Dbp'nin ortak basın açıklamasında belirttiği gibi "16 Temmuz günü, sınır boyundaki karakollarında Türk askerlerinin işlediği insanlık suçuna bir yenisi daha eklenmiştir. H.H isimli genç kadın, sınırı geçmeye çalışırken Katran Bölük Komutanlığı’na bağlı askerler tarafından sınır karakolunda alıkonulmuş ve bu askerler tarafından tecavüze uğramıştır."

Kâfi gelmeyecek bir biçimde zapt-ı raptı devletin en birincil önceliği olarak ele alan, bunu hır gürle uygulamaktan geri kalmayanların zulmünü sorgulamaya ve yeter artık çağrısı üzerine uzun uzun düşünmeye daha çok var mıdır, nedir halimiz, nicedir durum? Hır gürü bir siyasi tavır olarak, ister düşük yoğunluklu aba altından sallanan sopa olarak, ister tam kapasite savaşın bir hayat görüşü, zamane gerçeği, şartı olarak duyurulmasından, bilinmesinden bu yana her şey o azaba dökülmektedir. Esef miktarda vakıaların bu ülkedeki her eğreltiliği, hatayı düz ve normal olarak gösterme gayretinde vahamete rehin edilen insani olandır, vicdani olandır ve akli olandır topyekûn yağmalanmaya devam edilen budur. Bilinç tarumar edilirken, konjonktürel gereklilik, büyük devlet olmak bahsi için uygulanması zorunlu olanlar, en sıradanlaştırılmış haliyle faşizan, her anı her aksi, her yolu, her sözü engellemektedir. Suçlar ortalıkta icra edilmeye devam olunmaktadır.

Yaşadığımız yer cehennemi bir uzam olmaktan uzak durmamaktadır. İddialar vahametliğini yanıtsızlıkla beraber dönüştürmeye devam ederken bir seyirlik, anlık bir karşılaşma değil kalıcılaştırılmak istenen uzun ve eksiği gediği olmayan sonsuz bir yıkımdır. Bütünüyle topyekûn bunun adınadır çabalar. Ölüm çığlığı bunca, siyasetin kalem kavgası malzemesi, el altında tutulan bir nüvesi, kırmızıçizgi belirteci olmaya devam edilirken sözü işitebilmek, Suruç'da, Ceylanpınar'da, Meskan Dağı'nda, Kobané'de olanlara karşı sestir çağrıdır elzem olan. Muktedir oyununu sürdürürken dilinden dökülenlerle paslı bir linçi türetmeye devam ederken, her anında ırkçılığa başvururken hitleri anarken daha fazla sözdür üzerine titrenmesi gereken. Biçimsiz akislerde karşılaştığımız onarılmaz, tamir edilemez; tanımlandırılmaz yaralara dönüşmeden evvel çok derin düşünülesidir.

Hiçbir türlü bilinmeyen ülkenin doğusunda, Kürd illerinde yapılanların geçtiğimiz seçim döneminden bildiğimiz kör nefretin bir boyutu, Rize'de tek başına stant açıp Hdp'nin Cumhurbaşkanı Adayı olan Selahattin Demirtaş için propaganda çalışması gerçekleştiren Necmettin Durmuş'a yapılan linç provasında görebilmek halen mümkündür. "Demirtaş’a destek standına tepki gösteren bir kişi Necmettin Durmuş ile tartıştı, standı 5 dakika içerisinde kaldırması istedi, aksi takdirde bunu canıyla ödeyeceği tehdidi savurarak alandan ayrıldı. Geri döndüğünde kendisi dahil üç kişiyle emekli öğretmene saldırdı." Haber metinlerinde ancak bu kadar yazılan, gerisi için çok da evham yapılmayan, önemsenmeyen şey ülkenin herhangi bir yerinde sözü salt iktidarın bel bağladığı değil, insaniyet için, haysiyet için, gelecek için, barış için sözün önüne kurulmak istenen korku duvarlarını göstere gelmektedir.

Rize'deki saldırının ardından, Samsun ve İzmir'den de benzeş "münferit" olarak kodlanan gel gelelim bunların tamamının belirli bir uzamda vatan millet sakarya'dan bağımsız bir mesaj iletimi olduğunu bildirmektedir bir kez daha. Bu saldırılar gibi nicesinden sonra bir tavır bir gereklilik olarak bu uzamda bir arada yaşayabilmenin gereğini hatırlamaktır elzem olan. Sınırımızın az ötesi ölümle sınanırken, bu tarafında hayatı! geri isteyenlerin varlığı bunca önemsenmezken bu bir muhasebe, vicdanı rahatlatma, gönülden geçeni bildirme ve sıra savma değildir hiç öylesi olmamalıdır. Hayat için çabalanmaktır aslolan. Ayrışımların linçlerin, kırımların bağında her günümüz bir biçimde yıkıma terk ediliyor. Bildiğimiz sınanışların değiştirildiği, dönüştürüldüğü yerde zapt-ı raptı, yok etmek üzerinden bina ederek söz konusu ediliyor. Kanıksatılmaya çalışılan bölük pörçük umutların da basbayağı kırımı eyleniyor.

Kimi zaman belirli bir mefhum, bir aralıktan değil her şeyin hile hurdayla, hınçla, zulümle dönüştürüldüğü bir sistem kalıcılaştırılıyor. Yeni ülke eskinin her kepazeliğini içselleştirmeye devam ediyor hala. Sistem her şeyi muhteşem, muazzam ve sorgulanamaz diye bildirirken, içinde yer alan tek bir hatadan, bir haberden, bir vakıadan bütün bunların hiç de öyle olmadığı anlaşılmaktadır. Hatalar düzeni, gerçekleri görebilmemiz için birer aynalayıcıya dönüşüyor behemehal anlık kırılmalar, karşılaşmalar bunca karşıtlığın her neyi idame ettirmek için el altında tutulduğunu göstere geliyor. Hayat hep linç edilirken, mesnetsiz bir tanımsızlığa rehin eylenirken ne yapmalı da nefes almayı tekrar hatırlamalı? Bugün o sandık bahislerinden, avaz avaz bağırıp çağıran adamdan, hedef gösterdiğini uygulamaya geçiren paramiliterlerinden uzakta nefes almayı tekrar hatırlayabilmek söz konusu olacak mıdır?

Sınır boylarındaki zalimliğin, bize alnımıza çakılmış olan bir zamanları, bin dokuz yüz on beşleri hatırlattığı tekrarlardan, o korkulardan azade özgür, bir arada ve birlikte nefes alabilme yollarını bulabilecek miyiz? Ölümleri kutsallaştırıp, her anlamda hiddet ve nefreti çoğaltarak, ırkçılığı yaygınlaştırarak toplumu kontrol edeceğini varsayan erkânın baskılamasından çıkış, bir umutla yaşanacak bir hayat söz konusu edilebilecek midir? Şu siyaset gümbürtüsünde, el atıp da zalimliğini göstermediği bir anı yokken erkânın bizler ancak birbirimize bu Chp'li şu Liberter beriki de Hdp'li vs. diyerek sınırlandırmaya, gırtlak gırtlağa düşmeye devam ederken, karabasan sürerken bunu aşabilecek yolu, asıl pusu sana kuruluyor kardeşim farkındalılığına ulaşmak halen zor mudur? İsimler, yer adları, vakıalar daha pek çok şey değişkenlik gösterirken, sonuçta fatura bir edebi metafor değil hep garibana denk gelirken, nefes alma çabasına düşmek için kıyamet mi kopması lazım gelmektedir, nedir? Dert buradadır.

>>>>>Bildirgeç

Özgüvenle geliyordu Necmettin Durmuş’un yanına az sonra onu tehdit edecek olan saldırgan; Selahttin Demirtaş için bir başına açtığı standı kaldırmazsan canınla, hayatınla ödersin diyordu…Özgüveni güçlü olmaktan geliyordu belli ki. Hemen  sonrasında Necmettin Durmuş’a, çocukları yaşında olanlar saldırıyordu.

Oysa bilmiyorlardı devrimcilerin hayatı fikirleridir ve onlar yoksa  zaten ölüdür bir insan…

Necmettin Durmuş’un özgüveniyse çoğunluk olmaktan değil, inancından geliyordu belli ki…Saldırıyla bedeni yıkılıyor  ama inancı büyüyordu oracıkta…

Emekli bir öğretmen diye geçiyordu haberlerde , oysa o hala öğretiyordu onurla durmayı. Durduğu yerde karalılıkla durmayı. Belki de öğretilmesi en zor olanı öğretiyordu. Nihayet diğer tüm dersler çok çalışmakla, onurla durmaksa kararlılıkla, devrimclikle alakalıydı…

Heslerle hayatları ellerinden alınanların, kendilerine hayat vereni, barışın ülkesi umudunu yaratanlara saldırması ne hazindi. Bu haliyle Necmettin Durmuş’a saldıra ölümün saldırısıydı…

Anlıyordum ki kimseyi zora sokmadan bu zor işte başına kimsenin başına birşey gelmesin diye düşünen bir adamdı o…Tek başına çıkıvermişti işte meydana.

Bu haliyle öncü kelimesini kelimenin tam anlamıyla hak edendi o…

Devrimcilik sürekli yürümek değildi sonuçta. Bazen durmaktı durduğun yerde…Duruyordu onurla Necmettin durmuş.

Bu saldırının olduğu zamanlarda konuşuyordu Başbakan Erdoğan Amed’te. Selahattin Demirtaş için Satılmış diye bağırıyordu…Oysa alım satım işleri para kimdeyse ondan sorulurdu…

Aldığı onur sattığı kararlılık olmasa, böyle kararlı insalnar çıkabilirmiydi bir başına alanlara…

O Amed’ten seslenirken, aslında ne demeliydi: siz benim memleketime giremezsiniz mi? 92 Newrozunda katledilenlerin 17 Aralık Operasyonunu yapanların yaptığını da söylüyordu. Resmi ağızlardan öğreniyorduk ki derin devletti onlar. 92 Newrozunu söylüyor ama Roboski diyemiyordu…Ve aslında söylemiş oluyordu düne kadar kimlerle ortak olduğunu bu haliyle. Ya onların aldığı ve sattığı neydi karşılıklı?

Belki de Karadeniz halkları en çok anlayan olmalıdır tüm ezilenleri. Bir yanı uçuruma bakan evlerin diyarıdır nihayetinde memleketim…Radyosyonla kanser edilenlerin, para için radyasyonlu çayların içirildiği, sağ kalabilenlerin ise Heslerle hayatlarının ellerinden alınmaya çalışıldığı diyardır…Kimbilir belki de korkuları da budur ,saldırmaları bundandır. Karadeniz’i siz kimden bilirseniz bilin. Ben Kazım’dan bilirim…

Necmettin Hoca’nın aldığı onur verdiği kararalılıktır özgürlüğün masalarında, bilinsin…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Kemal BOZKURT'un, Onurla Durmak... başlıklı makalesi de sözün giderek daha az önemsendiği bu ülkede kalıcı olan, gereksinimiz halindeki idrak edilesi öğeleri karşımıza çıkartmaktadır. Dilden dökülenler, klavyede birleştirilenler bu derdin ne kadar ivedilikle önemsenmesi gerektiğini ortaya koyan bir çağrıdır. Bugünün ülkesinde her şey tersine dönüştürülürken, alaşağı edilirken bir meramdır, hepimizin okuması gerken.. takdirlerinize paylaşıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Devletleşmeyenler - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Şehreküsenler ve Küstürenler - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
'Yahudi, Ermeni, Rum, Süryani, Eşcinsel, Alevi Kardeşim' Diye Bir İfadeyi Asla Duyamazsınız - Raffi A. HERMONN - T24
Faşist Olmak, Bir ‘Hak’ Değildir… - Murat SEVİNÇ - Diken.com.tr
Susun Artık - Hayko BAĞDAT - Taraf
Filistin ve Türk Sağının Hitler’le Flörtü - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Her Yer Microfaşizm - Pınar TREMBLAY - T24
Faşizm Macerasına Doğru - "Kurtarıcı" Teorisi - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Ayeleth Şaked’in Suretine Bürünmek - Hidayet Ş. TUKSAL - Serbestiyet
Irkçılık, Münferit Bir Şaka Değildir - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Bir Büyük Y - Bülent USTA - Birgün
When The State Sanctions Turkey’s Ugly Anti-Semitism - Louis FISHMAN - Haaretz
Mario Levi'ye Destek - Bianet
Mario Levi, Nefret Söyleminin Hedefi Oldu - Aslı ULUŞAHİN - Cumhuriyet
Ortaköy Sinagogu’na Yumurtalı Saldırı - Serdar KORUCU - CNN - Nor Zartonk
Düşman Kardeşler: Yahudi Karşıtlığı ve Siyonizm - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Birileri Bizi Mi Avutuyor? - Aris NALCI - T24
İsrail Savaşı Çoktan Kaybetti! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Eski ve Yeni(lenmeyen) Ortadoğu - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Where's The Honest Reporting On Gaza From The BBC? Asks Musician Brian Eno - Stop The War Coalition
Savaş ve Barış - Selin NASİ İZ - Şalom
Gazze - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Ortadoğu’ya Hitler’in Yardımı Olmadan Barış Gelir Mi? – Doğan ALPASLAN DEMİR - Toplumsol
The Middle East Friendship Chart - Joshua KEATING - Chris KIRK - Slate
Who Profits מי מרוויח من يربح - Research Project
Esrar İçmek, Geğirmek En Büyük Mutluluk - Ali Murat İRAT - Birgün
Devlet ve Devrim’e Karşı - Kaçakkova - Mutlak Töz
Yoğurtçu'da Yurttaşlar Sordu, Selahattin Demirtaş Yanıtladı - HDP Genel Merkezi - Youtube
Yeni Toplumsal Dilin Adayı: Demirtaş - Ferhat KENTEL - T24
Selahattin Demirtaş: 'Kardeşlik Bin Çankaya'dan Daha Değerlidir' - Mehmet YİRUN- Şaban KARDEŞ - DHA - Onedio
Kara Delik - Demir KÜÇÜKAYDIN - GünZileli.com
Adaletsizliğin Adını "Güvenlik" Koymuşlar - Ali TOPUZ - Diken.com.tr
Tutanağa Göre #UğurKurt Vurulmamış - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
Uğur Kurt'u Vuran Polise İki Komiser Birden 'Ateş Etme' Demiş! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Uğur Kurt'u Vuran Polise 'Peşinen' Beraat - Birgün
#İbrahimAras - 112: Biz Giremiyoruz Karakola Taşıyın! - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
AİHM'den Biber Gazı Kararı: Polis Yaşam Hakkını İhlal Etti - T24
#KışladaAskerÖlümleri - ‘Oğlum Kürtsün, Solcusun, Alevisin Vururlar Seni’ - Zeynep ÖZEL - Demokrat Haber
#KışladaAskerÖlümleri  - Sevag Davası Tanığı Sürekli Tehdit Edilmiş - Uygar GÜLTEKİN - Agos - NZ
Yılmazer, Dink Soruşturmasında İhmali Olanları Deşifre Etti: Necmettin Emre, Vedat Yavuz ve Bülent Demirel - Bayram KAYA - Fazlı MERT - Zaman
Iraklı Türkmenler ‘Yok Olmanın’ Eşiğinde - Ceyda KARAN - Taraf
Süryanilerden IŞİD Vahşetine Karşı Birlikte Mücadele Çağrısı - ANF
Rojava: A Struggle Against Borders And For Autonomy - Ali BEKTAŞ - Roarmag
Sarıyıldız: Rojavalılar İçin Ölüm Sınırına Döndü - Etkin Haber Ajansı
YPG’de Bir Türk Genci: Gezi Ruhu ile Kobanê’deyim - İsmet ESKİN - Dicle Haber Ajansı - Jiyan
Barış İçin Kadın Girişimi Çadırları Ziyaret Etti - Bianet
Roboski’nin Çocukları Neyi, Niye Kaybettiklerini Ne Zaman Anlayacak? - Frederike GEERDINK - Diken.com.tr
Roboski'nin 34 Hikayesi - Mehmet DEMİR - Youtube
Adalet Herkes İçin Etkin Bir Şekilde İşletilmelidir - Basın Açıklaması - Mazlumder Diyarbekir Şubesi
Hani Yalandı - Odatv.com
Sarıyıldız Sınırdaki Tecavüzle İlgili Vali ile Görüştü - ANF
Demirtaş #Soma’da - XQW News
#Soma “Eşlerimiz Sessiz Kaldıkları İçin Öldüler” - H. Burak ÖZ - Başlangıç
Çocuğu Dövmekle Suçlanan Cezaevi Müdürüne “Güvenlik Tayini” - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Devrimcilikten Namus Bekçiliğine - Belda GÜRSEL - Radikal Blog
MİT ‘Dijital Gestapo’ Olmaya Aday - Gürkan ÖZTURAN - Agos
12 Eylül'e Yasakçı Demek 'Kişisel Görüş!' - Uğur KOÇ - Birgün
Adaleti Sizden Öğrenecek Değiliz - Leyla ALP - T24
İsmail Saymaz: Yargı ve Güvenlik AK Parti Eliyle Cemaate Verildi - Gündem Müzakere - İMC
Paralel Yapıya Operasyon - Deniz ZEYREK - Köln Radyosu
Hani Montajdı? - Canan COŞKUN - Cumhuriyet
Adliye Koridorlarında İlginç Olay! - Milliyet
Istanbul’s Gentrification By Force Leaves Locals Feeling Overwhelmed And Angry - David LEPESKA - The Guardian
Prangalarla Koşmak:1990'larda Özgür Basın Deneyimi,Türkiye'de Derin Devlet ve Demokratik Özerklik - Gültan KIŞANAK - Toplum ve Kuram
Interview With Prof. David Harvey - BU Political Economy Reading Group & Committee - Ekop.org
Bir Greve Daha Yasaklama Kararı - Etkin Haber Ajansı
Susuzluğun Nedeni Mega Projeler Mi? - Yeşil Öfke
Muhteşem İkili: Bilgili ve Şahenk ‘Tek Bir Ağaç’ Kesmeden Park Orman’a 108 Adet Villa, 15 Bin Kişilik Salon Yapacak! - Diken.com.tr
Human Development Report 2014 - File via UNDP
Kumkapı “Misafirhanesine” AİHM'den Ceza - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Latuff: En Başarılı Diktatörler Türkiye’deki Gibi Sahte Demokrasilerde Oluyor - Selçuk ÖZBEK - Birgün Pazar
Hindistan’da Kurucu Babanın Geciken Ölümü - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Bazı Fraksiyon.org Editörlerinin Mini-18-Brumaire’i: Sol Yayıncılıkta Sansür ve Darbe Ayıbı - Barış YILDIRIM - Yazılama
Bu Köşe Yazısını Da Mı Kaldırtacaksınız? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Kamera Görmüş Kazazede Gibi Sırıtmak - Özgür ERBAŞ - Toplumsol
Hamşesnak Keuşe Soy Gelli - Gözde KAZAZ - Agos
Zeynep Altıok, Anka'yı Anlattı: Barışı Biz Getireceğiz - Didem ÇELİK - Evrensel

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
A fighter of the YPG in a field outside the village of Alok. The body of a fighter of the al-Nusra Front can still be seen here days after he was shot dead.
Photo By Andy Spyra. via Jadalliya

>>>>>Poemé
Ötesini Söylemeyiceğim - Sezai KARAKOÇ

Kırmızı kiremitler üzerine yağmur yağıyor
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır
Suyun içinde gürül gürül yanan
Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları
Bekçi Halil’in kız kardeşinin oğluna ait
Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan
Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum
Hiç kimsenin bilmesine imkân yok
İmkân ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı
Ve yağmur yağıyor ben birşeyler olacağını biliyorum
Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili
Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum
Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil
Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil
Annemi babamı karıştırmayın işin içine
İnanmazsınız ama onların şuncacık
Şuncacık evet şuncacık bir alâkaları bile yok
Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar
Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor
Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?
Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz
Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi
Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de
Kirli çamaşırları tahta döşemelerin
Üzerinde bırakmamanızı yalvararak isteyeceğim
Yalvararak isteyeceğim diyorum Medenî Adam
Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir
Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
Hatta Matmazel Nikol’un o kırmızı ipekli gömleğini
Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
Bile giymek istemem istemiyeceğim
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan
Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok
Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler
O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı
Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi
Ben ve kardeşim Ali’nin anlayabileceğinizi umarım
Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi
-Ben bunu ispat edeceğim-
Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya
Beyaz ve yumuşak
Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var
Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz
Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu
Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz
Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz
Siz bizi görmüyordunuz
Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk
Siz onu çok öpüyordunuz
Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı
Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
Annem o kadına şeytan diyor
Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz
Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum
Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor
Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
Ben de onu seviyorum
Onu ve bizim evi seviyorum
Bizim evin her tarafı tahtadandır
Ayrıca matmazelin üzerine
Bir akrep atabileceğimi de düşünün
Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz
Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar
Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz
Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor
Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor
Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı
Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez
Onun için gidin şapkalarınızı da beraber götürün
Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar
Her biri bir damla atıyor aşağıya
İşte yağmur bunun için yağıyor
Ben bunun için yağmuru seviyorum
Yağmur bizim için yağıyor
Çalılar için Süleymanın tabancası için
Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine
Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor

1953, Eylül

Kaynak

No comments: