Sunday, August 31, 2014

Deuss Ex Machina # 513 - stillhet

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_513_--_stillhet

25 Ağustos 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Clock DVA - Rayonist Refraction 1 (Anterior Research)
2. Clock DVA - Kabaret 13 .1 (Anterior Research)
3. Shackleton - Vor Und Zuruck (Woe To The Septic Heart)
4. Shackleton - Beat His Command (Woe To The Septic Heart)
5. Bass Clef - Fluorescent City Shining City (Pan)
6. Bass Clef - Adventures Unventured - Tenderness Untendered (Pan)
7. Asusu - Sister (Nick Höppner Remix) (Livity Sound)
8. Pev & Kowton - Raw Code (Surgeon Remix) (Livity Sound)

stillhet
(513)

Sessizlik

Kötü alışkanlıklar: Saygısızlık, hafıza kaybı (amnesia), teslimiyet. Korku bizi değişmekten alı koyar. Zihinsel tembellik ise 'onlar'sız var olamayacağımızı düşünmemize sebep olur. – Eduardo Galeano

Sessizlik lafın düzü enikonu kendini ortaya çıkartan zorunlu haller dışında her nerdeyse hiçbir surette göğümüzden ayrılmayan, hep orada, hep bir perdenin ardında iş bu ülkenin ayrışmazı edilen bir tavır olarak güncelliğin sınırlarındadır. Biteviye yinelenen sınavların, her defasında kesintiye uğrayan akislerin merkezinde varlığı kanıksatılmaya çalışılandır. Büyük bir nüfusun çoktan sindirdiği ve bizatihi içselleştirdiği, geminin su alıp dibe çökmesinin ağır çekimindeki tanıklıkla teyit olunandır sessizlik, sessizce tanıklık. Çokluk delik deşik edilirken, kelimelerin ortaya serdikleri önemsiz bildirilirken bir dolu şey olup biterken vurgunun kayıtsızlıkla beraber tanımlayıcısıdır sessizlik edimi. Tamamlanan döngü nihayetinde bu ülkede soluk almanın dahi birbirine denk getirilen rabıtalara, tahakküme ve her türlü fenalığa boyun eğerek, itimat edip çoğunlukla sineye çekerek mümkün olacağının bildirildiği bir uzamdır.

Sessizlik öylesine derinden içimize işlenmekte, öylesine çarçabuk yaygınlaştırılmaktadır ki lal olmak kaçınılmaz olarak kalıcılaştırılıp, ayrıştırılmazımız eylenmektedir. Hakikatteki mesele olarak, ses etmemiz lazım gelirken önce sesi sonra imi en sonunda da kelamı yitirirken geriye kocaman bir boşluğun kalması bu itimat, biat düzeneğinin pekliğindendir. Bu biat düzeneğini her gün yeniden önümüze çıkartan iktidarın yapıp ettiklerinin kural tanımazlığındandır. İnsana dair olanın tek bir tanımla atfedilemeyeceği yerde hemen her şeyin tek tipleştirilip, monogram gibi bir tavırla altına o imza atılarak, tıpkı bir ‘monolog’ söylem sayesinde dönüştürülmesi bu yıkımı kolaylamaktadır. Ne ki gidişat ve yollandığımız menziller artık tüm bunların da yeterli görülmediğini bildirmektedir. Erk, muktedir, iktidarın daimi bir biçimde muhafaza ya da koruma altına almak istediği, kalıcılaşmasına çalıştığı meselesi bu ülkedeki ortak uzamın sessizliğidir.

Sessizce teslimiyetidir hemen her gün yine yeniden. Bir devinim, bir süreç ya da belirli bir zaman-mekân aralığında değil daima kalıcı, sarsılmaz ve aşılmaz bir sessizliktir üzerinde çalışılıp durulan. Muhafaza edilmek istenenlerin karşısında sözdür yıkılmak istenen buna çabalanılıp durulmaktadır hep bir ağızdan. Durmaksızın yeniden şekillendirilip hayatın üzerinde yükseltilen bu durumdur. Her halükarda tekilleştirilip bir doğrudan ibaret sayılan bir akışın mamuldür sessizlik. Dert kendiliğinden değil her yerde, her uzamda şekillendirilirken erkçe buna itirazların daha en başında devre dışına atılmasıdır amaçlanan. Korunaklı, aşılmaz, sorgulanamaz kılınanlar bir ülkenin hemen istikbalinde karşılaşacaklarıdır. Geleceğinde tamı tamına dibinde bitecek, başına örülecek çoraplardır sorgulanmasına mani olunup durulan her dem.

Sessizleştirme, toplumsal dinamiklerin merkezine, biyopolitiğin tanımında geçen bedene tahakküm ilkesinin tamamlayıcısı olan bir tavırdır. Sıra neferi olmayı reddedenler için hayatın her nasıl zora koşulacağı bildirilmektedir. Her sunumlandırma, söylev ve tanımın ardı arkası bu belirgin eksiltme, sessizliği arttırma adına güncellene gelmektedir her yerde. Her şey bir göz yanılsaması çabukluğunda belirli adımların uygulana geldiği bir mefhumda ardı arkası kesilmeden yinelenmektedir. Her şey kendini tekrar etmektedir, tarihin tekerrür etmesinden çok daha büyük anlamlar ihtiva eden bir sürekliliktir sürekli karşılaşılandır. Sonucun hep daha büyük ve derin yıkımlar olabilmesi için, onun adına tazelenmektedir halen. Faturalandırmalar, bedel talep etmeler, biri bitmeden bir başka tahakküm nesnelliğini ortaya koyan, bütünleştiren çıkarsamalar, engellemeler vesaire hepsi bir arada eyleyebilmeye, ortak - müşterek olanı yok edebilmeye tüm olanaklarıyla devam edilen bir ülkeyi göstere gelmektedir.

Suskunlaştırılan, soluksuz bırakılmaya devam edilen dünün yapılanlarının eksiksiz halen güncellenmeye devam olunduğu bir tavır olarak bilinmesindendir bu satıh da düzen için yinelenen. Kendiliğimizden, kendi çevremizden başlayarak tüm toplum katmanlarıyla, bireyler ile sorunların çözülebilirliği uzlaşılabilir birer çıkış yolu tahsisinin önünde biriken, kalıtlaştırıldıkça bir aşılmaz duvarlar silsilesidir muktedirin yapa geldiği. Her icraat yıkımın ontolojik derinliğinde bir kademe daha ilerleyebilmek, bu bariz olan konuşma, anlaşma ve tahlil edebilme çabalarına ket vurulmasını göstere gelmektedir. Her icraat daha büyük sessizlikleri meydana getirebilmek adınadır bu ülke söz konusu olduğunda. Hayatı zorlaştıran bu karanlığın ayrıştırılmazımız kıldırılması, demokratik tahayyülün her neye dönüştürüldüğünü de göstere gelmektedir.

“Restorasyon” olarak atfedilen, erkin öncülü ve ardılınca zikredilen cümlelerde sıklıkla bahsedilenlerin her harfi böylesi bir sonuçlandırmayı daha erkene çekebilmek adınadır. Sessizlik mutlak biat ile bu yıkım döngüsüne tepkisizlik ile şekillendirilmektedir. Ne ki eylenenler hiçbir tahayyülün ya da anlatının ya da sıradanın sözünün artık işitilmediğini de kanıtlamaktadır. Otuz beş yıla yaklaşan süreç dâhilinde, tipik bir yamalı bohça haline dönüşen o darbe anayasası hemen her günü muktedirin lehine dönüştürmekteydi. Hemen her günü salt kendini kurtarması için erkânı devletlûnun beklentilediği eli sağlama almasına yardımcı bilinendi. Kaldı ki restore edilecek, buna gerek duyulabilecek herhangi bir düzenleme yapılmaksızın siyasa hep sistemin defolarıyla birlikte yaşaya gelmiştir. Hem defolardan fayda sağlayıp hem de korkuları kullanarak güncellenmiştir.

Olgular, yönlendirmeler daha iyisi adına değil, o kötürümlüğü muhafaza altında tutarak, ortak uzamı yerle bir etmek için güncellenmektedir. Eksikler ve gediklerden mülhem bir ülkedir korunmaya devam edilen. Eksiğin gediğin daha a harfinden başladığı ülkede z'ye varmak hala bir ömürdür. Bir ömürlük meseledir. Hayatın tüm vadesinde yapılan sessizleştirme, suskunlaştırma gayretinin pekliği ise düşündürücüdür. Her dönemin, her evrenin bir öncekinden daha ağır daha yıpratıcı ve daha içine kapalı bir toplumu bina etmek için yinelendiğini görebilmek mümkündür. Ülkenin tek tipleştirilmiş her şeyin, bu akıla göre yönlendirildiği, hamurunun hep öyle karıldığı, herkesin suspus edildiği, dokunanın cidden yandığı ve konuşmanın resmen imkânsızlaştırıldığı bir menzildir çabası durmaksızın yinelenmeye devam olunan ve bir biçimde yapımına devam edilen.

İnşaat sürmekteyken, hala yapılıp edilenler tek kelimeyle yıkımı kanıksatmak üzerinden yükselirken, sonuç onu gösterir iken her yerin sütliman olduğu duyurulmaktadır. Restorasyon bildiğiniz tarumar etmeye uzun zamandır evirilmişken, talan edip yağmalamaya dönüşmüşken bütün bunların birer gereklilik olduğu duyurulmaktadır. Kontrol altındaki medyadan, sandık bahsinden sonra sıklıkla anılan, Yeni Türkiye şablonunun onaylayıcısı olarak dillendirilen kesimlerin onaylamalarına dahası ve pek çok örnekle beraber bir ülke yenileştirilmektedir. Fenalıklarla hemhal olmasının sorun teşkil etmediğinin yinelenip durulduğu oysa daha tepkime verilirken yarın ne olacak bahsinin tam bir muammaya terk edildiği bir yurttur restorasyon adıyla kurgulanan. İktidar, muktedir, düzen adına her ne buyurursanız o, tüm kesimleriyle incelikli bir biçimde yarını dönüştürmek adına bugünün tüm imkânlarını seferber etmektedir haddizatında.

Hiçbir türlü çözül(e)meyen sorunlar, yığılmakta bugünün ülkesinde. Öyle bir denklik ki karanlığın kör kuyuları, o bedbin hal artık topyekun yüzeyimizde burnumuzun ucunda, eşiğimizin dibinde handiyse bağrımızda istiflenmektedir. Hayat boşluklara yer bırakılmama çabası ile bilinçli olarak kah sözle, edimle, kah betonla ve hacimle ve tahakküm ile yeniden biçimlendirilmektedir. Kah bostanlar, bağlar ve azdan az kalan doğa katledilerek, olmadık yerler peşkeş çekilip betonlarla boğulurken yine yeniden milletin hak ettiği olarak duyurulmaktadır. Boşlukların ipotek altına alınması sürecin tam merkezinde kolaylanmaktadır. Nefes alacak boşluk, kelam eyleyecek bir aralık ya da öyle bir sualin karşılığını oluşturacak nesnellik bugün "yeni" diye ambalajlanan ülkede yoktur, bir hiçtir. Bir ihtimal genellendirmedir tüm bu bahisler lakin onun da içerisinde bir dolu haklılık payı mevcuttur öyledir.

Aralıksız bir biçimde sahnelenen iktidar oyunları, en muktedir benim sahnelemeleri, tevekkülü medet ummak, Türkiyeliliğin yeni kurgusunu bir başkasına üstünlük olarak değerlendiren bir akıla rehinelik şekillendirilmektedir. Sessizlik her yerdedir. Sessizlik nihai olarak bildirilendir. Toplumsal birliktelik uzamının ve müşterekler bahsinin, imece aklın üzeri sözsüzlük ile örtülmektedir. Bütün bu meseleler saf dışına öyle ya da böyle itilmektedir bugünün ülkesinde. Ses ile söz birbirinden ayrıldığında geriye kâbusumuz kalmaktadır. Ses ile söz birbirinden kopartıldığında geriye linç kalmaktadır. Sesle söz birbirinden ayrıştırıldığında geriye imdat çığlığı kalmaktadır sadece bilenlerin duyabildiği. Mutlak olan kesin ve keskin doğruların hüküm sürdüğü, bu hegemonyanın hâkim olduğu bir uzam kalıcılaştırılmaktadır.

Gidişatın kıyametlik olması hiç tartışılmazken, herkes sözüm ona her şeyden hesap sormaya girişirken büyük sahnede hemen her şey nihayetlendirilmekte 'ol'maktadır. Asıl sahici olan yaralar kalıcılaştırılmakta, çözümsüzlük tekmili birden bir ayrışmaza dönüştürülmektedir. Aklımız, tahayyülümüz, bağlar ve tanımlar doğrudan saf dışına ötelenmektedir. İnsan sureti var ama sesi kısık. İnsan cismi var, sözleri hükümsüz. İnsan görünüyor ama zayii ve çoktandır makineleşmiş. İnsan bildirendir ama bu menzilde asla bilinmeyendir. Sözü ve sesi hep elinden çalınmaya, fikri bildik hep aşina kuşatmalara terk-i diyar edilince yağmalanınca gerisin geriye düşendir insan ve insanlık bahisleri. Yaşatmayan, nefes aldırmayan bir uzam tesis edilmişken ama az ama çok üstüne fikir de topyekûn lağvedilmektedir. Birbirinin tamamlayıcısı olan ses ve söz birbirlerinden uzaklaştırılırken meramın kendisi naçar kılınmaktadır.

Cehennemin bir sureti halinde, herkesin birbirinin, politik uzamın tahlilinden ırakta yaftalarla karşıladığı had bildirdiği bir yerde sessizlik sonumuzu yakınlaştıracaktır.  Sessizlik bir mizansenden çok daha derli toplu, kalıcılaştırılmaya çalışılan bir gerçeklik olarak hayatlarımızı kapsamaktadır iş bu ülkede. Her adım, her söz, eylem ve edim gözetim yahut da denetime tabi, rehin eylenirken ve bundan gayrisi yoktur diye bildirilirken bunun tamamlayıcısı olan son hamlelerse o sessizlikle beraber şekillendirilmektedir. Muasır medeniyet, modernizm bahisleriyle dolu olan lahzalarda çok daha büyük yıkımların örtbas edilmesi gayreti bu sessizlikle sağlama alınır behemehal. Ol bahiste Ne anlattığınız ve neyi önemsediğiniz değil nasıl bir hayatı istediğiniz değil lakin nasıl bir körlüğe karanlığa tamah edeceğimiz duyurulmaktadır. Talimatlar nizamlar, kurallar, tebliğ olunanlar ve sırasını bekleyenler hep bunun içindir.

Sessizliğimizi aşabilecek miyiz? Sözü ve asıl meseleleri fark edebilecek miyiz? Eski değil daha on dört ay önce gördüğümüz yaşadığımız hali, çokluğu yeniden hatırlayabilecek miyiz? Basit ve kestirmeden değil yaşayabilecek miyiz? Bir arada ve sessizliği alaşağı edebilecek bir biçimde ortaklaştırabilecek miyiz dertlerimizi? Bedenlerimiz, kimliklerimiz, algımız, sorgularımız, yaşam alanlarımız, doğamız her şey aklınıza düşebilecek her şeyde bir ipotek altına alma, sessizleştirme gayreti süre giderken susacak mıyız konuşacak mıyız? Bir ömürlük sualimizdir çıkışı bulabilecek miyiz? Arz-i halimizdir.

>>>>>Bildirgeç
O Sitemli Söz Öbeği: Nerde Bu Devlet? - Filiz GAZİ - Bianet
http://bianet.org/bianet/siyaset/158062-o-sitemli-soz-obegi-nerde-bu-devlet

Biri size “Devlet yaptı, devlet katletti” dediğinde gözünüzün önünde birisi, birileri belirmez. Ama anlarsınız; “fail belli, devlet.”

Ama bu devlet kaç kişiliktir. Kimleri kapsar, kimleri kapsamaz. Çok parçalı bir şeyse en çok hangi parçası suçludur? Adı ortalıklarda dolanan ama kendisine rastlayamayacağınız devlet bir hayalet gibi uydurmaca mıdır yoksa? Ya da bir insanlık efsanesi olarak, insanlığın suçlarını örtbas etmek için icat edilmiş bir suç aleti midir? O sitemli söz öbeği yani: Nerde bu devlet?! “Sessiz yığınlar” kavramının sahibinin izni ile söylersek; devlet,  toplumsalın içinde kaybolan kara bir delik midir? Dispositif kavramlar denilerek çıkılmıyor işin içinden.

Bütün dünya halkları tarafından bilinen suç örgütü devlet, en az halk kavramı kadar ele avuca gelmez; tanımlanarak, konumu, cismi belirlenemez bir şey. Devlet ve halk kavramları o kadar birbirine benzerdir ki hatta iç içe oldukları da şüphe götürmez. Üstelik devletsiz halklar, devletli halklardan aşağı da kalmamışlardır tarihin çoğu zamanında. Güçlü olmak insanın aklına bir şekil düşmüştür ve düşlenen ortaklık devlet (güç) olma yolu iyiliklerle, güzelliklerle döşeli değildir. J. Habermas okumaları bir yana, doğar doğmaz çığlık atan ve yürüyemeyen tek canlı olan insanın acizliğinin varıp dayandığı noktanın adıdır belki de devlet.

Yasayı uygulayan mı suçludur, yasaya karşı çıkan mı, yasayı yazan mı? Cephede insan öldüren asker, devlet midir örneğin? Yoksa devlet, vur emrini veren kişi midir? Bir gün bunların hesabı sorulacak denildiğinde kaç bin kişiden bahsedilir aslında? P. Greengrass’ın yönettiği Kanlı Pazar’da şöyle bir diyalog geçer: Bir asker tarafından “Hedefe ateş edin” emri verilir. “Hedef göremiyorum efendim” diye yanıtlar onu bir diğer genç asker. Hedef olarak herhangi bir şey göremeyen asker, az sonra gözünün önündeki onlarca insana ateş açacaktır.

Bir TOMA’yı, bir savaş uçağını, bir bazukayı kullanan birinin, hedefi o dakikalarda belirlemesinde koca bir geçmiş mi yatar, yoksa sadece almış olduğu emir mi? Çünkü koca bir geçmişse eğer silahlı kişimiz bir kahraman, almış olduğu emre göre davranan bir kişi ise eğer militarist devlet geleneğini sürdüren sıradan bir vatandaş.

Kahramanlığın ve vahşiliğin birbirlerine bu kadar yakın, bu kadar uzak olmasının sebebi haklılık payına göre, militarist bulunacak kimi şeylerin aklanabiliyor olması. Ota, böceğe militarizm tanısı koyanlar bu yüzden kimi kesimlerce salt barış kuramcısı, boş vakitlerinde makalelere çiçekler, kalpler çizenler olarak görülür. Argüman basittir çünkü: “Öldürülüyorken, öldürmeyelim mi?”

Sessize alınmış savunma ise her biri bir basamak değerinde, haklılık mertebesine yükselten mücadele nedenleri. Sokaktaki, evdeki erkek olma hali ile birlikte, sadece devletle özdeşleşecek bir şey değilse militarizm, öz savunmanın sınırlarını belirlemek bir hayli güç. Eğer bir varoluşu belirleyen başka bir var oluşsa yanıtı yine basit: Düşmanımla tek ortak olduğumuz nokta yöntemimiz. “Öldürdük seni ama bir sor nasıl güzel öldürdük”  olmayacağına göre.

Joshua Oppenheimer’in yönettiği “Öldürme Eylemi” belgeselinde, Oppenheimer, 1965’li yılların bir paramiliter liderine “Cenevre Sözleşmesi’ne göre sen bir savaş suçlususun” diyor: Eski katilin yanıtı şöyle oluyor: “Savaş suçu kazananlar tarafından yazılır. Ben kazananlardanım. O yüzden kendi tanımımı yapabilirim. Uluslararası sözleşmeler umurumda değil. Daha önemlisi doğru olan her şey iyi değildir.”

Bunu bir katilin diyor olmasına takılmazsak antimilitarist mücadeleyi en iyi yönlendirecek cümlelerden biri sanırım. “Doğru olan her şey iyi değildir.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Derdimiz bir sathın içinde, kıyısında olan bitenlerden gözümüzün gördüklerinden ibaret hiç değil. Anlatılması gereken, lafazanlıklardan kurtarılıp nihayetinde derdin her ne gibi bir menzile evirildiğini görmemize yarayacak sualler sormaya gayret ediyoruz. Yazıların sonunda eklediğimiz makaleler de bu minvalde. Filiz Gazi'nin Bianet'te yayınlanmış olan O Sitemli Söz Öbeği: Nerde Bu Devlet? makalesi buna dair bir okuma parçası. Bahsedilmesi gereken çok şey varken, unuttuğumuzu hatırlayabilmek için Filiz Gazi ve Bianet'in anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
‘Daha İyi Bir Yer’ - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Suriyeli Yazar Bekir Sıdkı: Dün Kürtler, Hrant Dink Hedefti Bugün Suriyeli Mülteciler - Nur Banu KOCAASLAN - Diken
Şekispirsiz Soytarılar - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Palyaço Ermeniler - Hayko BAĞDAT - Taraf
Palyaçolar, Parazitler; Ermeniler, Yahudiler - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Dalkavuğun Cenneti - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
'Bir Ermeni Olarak...' - Etyen MAHÇUPYAN - Akşam
Ne Mutlu 'Palyaçoyum' Diyebilene!' - Raffi A. HERMONN - T24
Sorumluluk... - Ceren KENAR - Türkiye
Üçünün De Altına İmzamı Atarım - Halil BERKTAY - Serbestiyet
Etyen Mahçupyan'ın Düşündürdükleri - Bilge GİRGİN - Akıl ve Fikir
Mahçupyan Millet Oldu, Biz Ermeni Kaldık - Gökhan KAYA - Medyafaresi
Hayat İçin Söze Karışmak… (Mahçupyan’a Dair) - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Armenia Hands Invitation Letter To Erdoğan To Mark 100th Anniversary Of 1915
Zorla Kaybedilenler - Emel ATAKTÜRK - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
Belleğimde Vedat Aydın. Yıl 1991, 10 Temmuz Günü - Savaş BAYKAL - Radikal Blog
Bebek Ateşli İshal, Doktor Var Mı? - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Yoksa Biz Irkçı Mıyız? - Aydil DURGUN - Milliyet
Gaziantep'teki Sosyal Yangın Sönmüyor - Haşim SÖYLEMEZ - Aksiyon
Arbil Im Nordirak: Kurdistans Dream City In Angst Vor Den IS-Milizen - Hasnain KAZIM - Spiegel
'IŞİD Devlet Olmak İstiyor' - Ayşe KARABAT - Al Jazeera Türk
IŞİD Nasıl Büyüdü? - Çeviri: Neşe İDİL - Radikal
Alman Televizyonu: IŞİD'in Fatih'te Bürosu Var - Hür Bakış
Mustafa Akyol: IŞİD'le Yüzleşmek İçin Kendi Geleneklerimizi Sorgulamak Gerek - Salih GERGERLİOĞLU - Geniş Ufuk
You Can't Understand ISIS If You Don't Know The History of Wahhabism In Saudi Arabia - Alastair CROOKE - The World Post
ISIS: Made in Washington, Riyadh – And Tel Aviv - Justin RAIMONDO - Antiwar.com
Tehlikenin Farkında Mısınız? - Suat KINIKLIOĞLU - Radikal
Iraq's Sunni And Shiite Turkmens Fall Out Over IS - Fehim TAŞTEKİN - Al Monitor
Assyrians Demonstrate Outside British Embassy In Stockholm - Assyrian International News Agency
Ezidi Billionaire Family Establishes Aid Fund For Ezidi Refugees - Ezidi Press
#Şengal - Halklar Seferberliğe - Özgür Gündem
Midyatlı Süryanilerden Êzîdî Kürtlerle Anlamlı Dayanışma - ANF
Şengallilerin Yaralarını Mı Sarmak?.. - Ali KOÇER - Jiyan
"Sosyal Medya ve IŞİD’in James Foley’i Katletmesi" - Christian FUCHS / Diyar SARAÇOĞLU - Fraksiyon
Önce Barış, Sonra Yağma: Belfast ve Diyarbakır - Yasak Mermi - Devrim Defteri
“Marjinal” Üretmeden Rahat Edemeyen İktidar Zihniyetinden Kurtulmamız Gerekir! - Murat PAKER - T24
N.Mert’e Birkaç Hatırlatma Veya Çözüm Sürecinin Paralaksı - Fırat AYDINKAYA - Yeni Özgür Politika
‘Tuhaf Bir Yazı’ya Yanıt - Nuray MERT - Diken
Disk- Dev Maden Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün’e Açık Mektup - Kamil KARTAL - Başaran AKSU - Başlangıç Dergi
Laçiner: CHP, Omurgasını Değiştirmeli - İrfan BOZAN - Al Jazeera Türk
Büyük Taarruz! - Umur TALU - Habertürk
Turkey’s Imperial Fantasy - Behlül ÖZKAN - The New York Times
Untold Story Of New Turkey - Sarphan UZUNOĞLU - SU' Blog
Alkıştan Hain Çıkartanlara - Hayri TUNÇ - Jiyan
İsrail Şiddetine De Irkçılığa Da Hayır - Hürriyet
Woman In Yemen Burned To Death For Her Faith - Morning Star News
Ukraynalı Ve Rus Kadınlar Savaşa Karşı Örgütleniyor! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Festus Okey Davasında Yedi Yıl Sonra Yeni Soruşturma - İsmail SAYMAZ - Radikal
Yeter Ki Endişelenmesin Avrupalı - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Kadınlar Plajı ve Horon Tepenler - Tuncer KÖSEOĞLU - Serbestiyet
İnsan Hakları Derneği Nurtepe Raporu: Taraflar Özeleştiri Vermeli - Beyhan MEŞECİ - Birgün
Anneleriyle Beraber Hapishanelerde Tutulan 339 Çocuk Var!.. - Hapiste Çocuk
Prof. Görür, ‘Üniversiteler Fukaralaştı’ Dedi, Akademisyenliği Bıraktı! - T24
The Struggle For Turkey's Internet - Freedom House
"Devrimciler Devrim'i Boğdular" - Haluk KALAFAT - BiaMag
Liberal Anti-Totalitarizm ve “Soykırımcı” Sol - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Davutoğlu Türkiye’nin Said’i Değil, Bernard Lewis’i Olur - K. Mehmet KENTEL - Agos
Q&A: Fatih Akin Discusses His New Film ‘The Cut’ - Stephen HEYMAN - The New York Times
Muş Kilisesi Yıkıma Direniyor - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Kuzey Ormanlarının İmara Açılması ‘Ricası’ Üzerine Erdoğan Bayraktar - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
Aram Saroyan - Complete Works via Cuneiform
Alan Hovhaness - Halil TURHANLI - Taraf
Masumiyet - Ayşe ACAR - AA' Blog
Sözde Acı Olur Mu? - Karin KARAKAŞLI - Agos
Bir Epik Tragedya; O Thiasos - Haydar TAŞTAN - Fraksiyon
Alex'in Dramı, El Sistema'nın Mucizesi - Nurinisa EROĞLU - Sanatatak.com
Andrew Jolly - Seni İçime Gömdüm - Veli BAYRAK - Birgün Pazar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel: Silence

>>>>>Poemé
Senin Korkularını Benim İnceliğimi  - Şükrü ERBAŞ

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

Kaynak

No comments: