Sunday, September 21, 2014

Deuss Ex Machina # 516 - et non descendat

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_516_--_et non descendat

15 Eylül 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Kronos Quartet with Bryce Dessner - Aheym (Anti-)
2. Kronos Quartet with Bryce Dessner - Little Blue Something (Anti-)
3. Nils Frahm - Improvisation For Coughs And A Cell Phone (Erased Tapes Records)
4. Nils Frahm - Familiar (Erased Tapes Records)
5. Moon Zero - Winter Dreams (Denovali Records)
6. Moon Zero - Endless Palms (Bruised Skies Remix) (Denovali Records)
7. Blochemy - Dinae (CleanError Records)
8. Blochemy - Olab (CleanError Records)
9. Dalt Wisney - Plums From Pluto (Tektosag)
10. Dalt Wisney - Star Eyes (Tektosag)

et non descendat
(516)

Hayat

Devlete alternatiflerimiz hakkında düşünürken reddimiz bir kilit noktası olmalı. Reddedişimiz farklı bir dünyanın, yeni ortaklıkların ve işlerin yürütülmesinin farklı bir tarzının yaratılması ile el ele gitmeli. Reddimizin burada ve şu andalığının arkasında başka bir zamansallık, farklı bir dünyanın sabırla kuruluşu olmalı. Sorun iktidarın ele geçirilmesi değil, kendi gücümüzü, işlerimizi farklı bir biçimde yapabilme gücümüzü, başka bir dünya yaratabilme gücümüzü kurmaktır.” “Devlet, Egemenlik ve İktidar – John HOLLOWAY

Basitin hepten zora koşturulduğu icat olunan kural ve kaidenin bu kördüğüm hali güncellediği dahası içinden çıkılamaz kıldığı bir ‘kuşatma’ halinde güncelliği idame ettiriyoruz bir yerlerde hep bir telaşla. Anlatmak istediklerimiz basit birer cümleden, tek seferde görülebilecek mesele ya da sorunlar değildir artık. Kısaltılmış olan sorgu aralıklarının zamanında bu uzun cümlelere yer yok bu görünümde. Her şeyin muallâkta bırakıldığı sorgunun değil bir kabulün, biat edişin önemsendiği, önerildiği bir güncelliği yaşıyoruz. Her durumda kendini hep ön plana çeken bir iktidar ve onun takip ededuran muhalefetin peşi sıra koşturdukları halkın sorununun ise daima kendisine kaldığı bir zamandan bildiriyoruz. Sözümüzün, anlatımlarımızın, atfedişlerimiz için yola çıka geldiğimiz, kendiliğimizden eyleyebilmemizin sınırları daraltılmışken yanıtların işte o cenahtan değil içimizden çıkacağını artık biliyoruz. Bugün her şartta her koşut karşısında bir kez daha ikrar ediyoruz.

Biz sıradan olanlar birleşemesek birbirimizi duyamasak hiçbirisinden hiç ama hiçbir surette, kaile alınacak bir karşılık gelmeyecek. Sorunlar dağ gibi yığılmaya bir an olsun anılıp, ertesinde de unutturulmaya devam edilecek. Duyulması gerekenleri kendinize saklayın o bildiklerinizi diye sayıklanıp durulan şeylerin esasında, hayatiyet bahsini biliyoruz.
Kuşatmalar düzeni, devletin zorbalığının her neye dönüştüğünü hemen hiçbir eklemeye gerek bırakmadan göstermektedir. Bilinenlerin kapsamı bu görünümde asıl neyin önemsendiğini de yinelemektedir. Her şeyin salt bir kurgu olarak bildirildiği yerde gerçekler, sorunlar olan biten tüm bu kapsamlı heyula dâhilinde yansımaktadır. Basitin tanımsızlaştırıldığı bir dönüşümden çok daha büyük, vahim tahrifatların yolunun temellendirildiği bir ülkede önem arz eden şeyler istimlâk edilmektedir.

Dönüşüm temellendirilirken, aklın ve mantığın beşeri sıradana dair olmadığı yinelenmektedir. Bilen bir avucun, bunu çevreleyen bir azınlığın ve onun etrafında seçimden seçime hatırlanan hali vakti değil geleceklerini bu düzene oynayarak güvence altına aldığının iddiasındakilerin birlikteliğidir mevzubahis. Bir ülke gerçekten gümbürtüde eylenen, biçimlendirilen bir al gülüm ver gülüm sahnelemesinde bölüştürülmektedir. Paramparça edilip üzerinde tepişilip durulan, aklı nobran bir tahakküme rehin eden bir kurgu değildir artık sırada daha büyük yıkımlar vardır çünkü. Neticenin her ne olacağı bilinmeden, anlaşılmadan, gidilen ve inatla o yolun tavsiye edilebildiği tavırdır düşündürücü olan. Kendini hep tekrar edip duran tahakküm için ortaklık bahsi bu dar alanda hapsolmaktadır. Hapsedilen geleceğe dair tespitleri ve tereddütleri paylaşarak bir ortak uzam inşasını değil aksine bu çukurun içinde kalmanın bir biçimde sağlamasıdır, sağlama alınmasıdır.

Müşterekin yaratımından dönüştürülmesinden çok zümrelerin bekası adına uğraşının ta kendisidir karşılaştığımız. “Dün” asla dünde kalmamıştır mamafih dünün eksik koyduğu yeni günün temellerindedir. “Yeni” olarak zikredilenin harcı o dünün fecaatinden türetilmektedir hala. Günün kendi aksi içinden herhangi bir sorguya yer ve yönü kazandırması, ihtimaldir ki tartıştırması daha bu, erkenden yok edilmeye çalışılmaktadır. Hafazanallah bir şeylerin farkına varılırsa, bu nasıl yenidir diye sorulursa foya ortaya çıkacak ve şapka düştüğünde kel görünecektir. Hiçbir kılavuza ihtiyaç duyulmadan görünen köyün ta kendisi anlatacaktır her şeyi. Yön tayinleri vurgulamalarda kendini göstere gelen büyüklükler, bir dolu bahisler ve çağrışımlar restore edilen yeni diye buyur edilenin halini, mealini de, asıl derdini de ortaya çıkartmaktadır.

Yaşamı zora koşturmanın hemen her tür edimden daha fazla benimsendiği karanlığın bir timsalden mizansen olmaktan ileriye hamle eden kalıcı vahametin tam karşılığına ulaştırıldığı bir döngüdür karşı karşıya olduğumuz. Öylesine bir döngüdür o ki hayatın çarklarına karşı girişilen her müdahale ile yarınlar daha bir biçimsizleştirilmekte bahsi restore etmek olarak dillendirilen ülke tahayyülünün bildik bir ucubeye doğru evrimi sağlama alınmaktadır. Sözün naçarlaştığı hiç kimsenin kimseyi duymadığı, görmediği dahası anlamaya çabalanmadığı heyula kalıcılaştırılmaktadır böyle böyle. Erkânın tahayyülü diye çıka gelenler birer ikişer kalıcılaştırılmaktadır. Sorgulanamaz, ayrıştırılamaz, üzerine tek bir söz bile ilave olunamaz tabulardır güncelliğin eğrileri. Tabulaştırılan bir meseledir ‘yeni ülke’ formu. Bütün yekpareleştirilmiştir artık. Bütün asla hiçbir sorguya geçit vermemek için daraltılmıştır.

Bütün artık düne dair değil sadece güne dâhil yıkımların güncellendiği bir mefhumdur. Basitin zora koşulması her şeyin akışından alıkonulabilir olarak bilinmesi ise daha büyük ve derin yaraları beraberinde getirmektedir. Devlet denilen mekanizmanın bireylere hamlelerinin tamamı bu kuşatma çabasını meydana sermektedir. İfşa olunan her kare ile anlamını hiç de ötelemeden bulmaktadır. Bugünün ülkesi kendi sınırları içinde ve dışında şiddete meyyal edendir. Hiçbir surette sorgulanmayacak büyük bir güç istenci içerisinde şiddeti sıradanlaştıran, faşizmi iyice kanıksanabilir bir mesele olarak değerlendiren bir akıldır ulaşılan. Şiddet yeniden gündeme bu kuşatma menzilinden içeriye buyur edildiğinde döngünün her neye ulaştığı, nasıl bir gaile için şekillendirildiği anlaşılacaktır kısadan. Kısacık bahisler, bazen bir satırlık demeçler ya da TV ekranlarından, gazete sütunlarından bildirilenler hep bu düzeni normalleştirmek adınadır arka arkaya.

Her anlatılan doğrudur diye kestirmeden gösterilenlerin ardı büyük bir pespayeliktir iş bu güncellikte. Gerçekleri örtbas edebilmek için kullanılagelen dilden “otuz dört” yıldır aşina olunanın bir adım ötesinde olmadığımız yüzümüze çarpılmaktadır bir kez daha. Her şey aynı, her şey bildiğiniz gibi kendini tekrar eden, sığlıkla hemhal halde daha büyük delirtmeler adına yinelenmektedir. Algının üstünde iradenin karşısında, sıradana, halka rağmen kurgulanan şey ise bu şiddet ikliminde kuşatmalar ile yeni ülkeyi sorgulanamaz kıldırmaktadır. Doksan yılın her dönemecinde, halk hareketleri ivme kazandığında çıkagelen darbeler, müdahaleler dünün mağdurları eliyle yinelenmektedir. Bugün darbe değildir artık yapılan, bugün bizatihi, suskun ve sessizleştirilen yığınlar yaratmaktır o işkence halini sürdürmeye talip. Kesin ve kural haline dönüştürülen dakik olunan bir zamanlamayla, her bir şeyin ipotek edilip, derdest edilebileceği güncelliğin bina olunmasıdır.

Her konunun mutlak, tek ve değiştirilemez bir doğru üzerinden şekillendirilip ötesinin tarumar edilmesidir amaç. Her günün böylesine bir tahammülsüzlük ile birlikteliği, rehin ettirilmesidir mesele. Neticede varılmak istenen yerse sığlıktır ve sessizliktir hiç uzağa gitmeden bir kez daha. Demokrasi mefhumunun içeriği hepten boşaltılırken bomboş bir mesele kıvamında ismi var cismi var etkinliği ve geçerliliği yok halidir dönüştükçe varılan ulaşılan. Menzil bir an değil her gün böyle çabalarla, tarumar edilip içi yağmalanmaya devam edilmektedir. İleri, yenileşme, dönüşüm, modernizm tanımlarının göreceliliği bir yanda artık sadece bir tabela olarak yer edinmesinin yolu bina edilmektedir düzenin güncesinde. Yanlışın yanlışlığını düzenleyebilmek, doğruya varabilmek için çabalanmak bu döngünün yaratıcıları tarafından üzerinde düşünülmeyen bir meseledir.

Gözümüzün önünde açıkça yapılandırılan her hamle bizatihi yönün dönüşümünü sağlamlaştırmak içindir. Hazin olanı kıyımıza tam ve eksiksiz yerleştirmek adınadır. Öyle bir devinimdir ki acının karşılığına hep daha fazla zulüm çıkartıla gelmektedir. Standart’ın Türkçe karşılığı yahut da bir uzamdaki yankısının, ne olması gerektiği hep kadraj dışıdır hep dışarıda. Standart diye bir bildirim-söz konusu değildir azami, zorun sınırsızlığı, hiddetin çokluğunu yedi gün yirmi dört saat hep tekrar eden bir ülkedir tamı tamına karşı karşıya kaldığımız. Sistemin belagati dün atfettiklerimizi, daha dün bir dolu suale giriştiklerimizi, ses etmelerimizi istisnasız boğabilmek adınadır. Şeklin şemalın estetikten hep yoksun bırakılmış hali o eğreltiliği düzayak bu sınırdan bile görünmektedir. Taraflar arasında bölüşülen bir ülkede, tarafsız olanın, sıradan olanın kendisi olmaya çalışanların halen bedeller ödemekle yükümlü oldukları yinelenmektedir.

Ezberden bildirilenler bu her şeyin ‘tozpembe’ olarak dillendirildiği hülyalar ülkesinde gerçekliğin kötülüğünü ispat etmektedir. Bir standart vardır elbette bu dile, eyleme, edime, kurala ve nizama hakka, hürriyete ve hüviyete kesintisiz bir saldırı retoriğidir. Bir standart vardır daha fazla sessizleştirebilmek için. Yinelenip durulan binlerce düzen oyununda sıradana karşı yinelenen hamlelerdir standart. Mühim olan tek şey ise erkin, tahakkümü kesintisiz bir biçimde yapa geldiklerini hiç ara vermeden sürdürmesidir. Herkesin detaya dönüştürüldüğü bir yerde ön plana çekilenlerin tamamı bunca pragmatik, bir örnekleştirilmiş bir yekpareliktir. Sığlık içerisinde kahramanlık hikâyelerinde çürüme bahsidir karşılaştığımız. Büyük vecizler dökülürken, büyük millet miti, milletin adamı hikâyeleri eksik gedik olmadan tekrar edilirken karşı karşıya kalınan zulümdür. Asıl dertler, konuşulmayan ve unutturulanlardır.

Ezber edilmiş konuşmalarla bugünün nasıl olduğunu, yarına nasıl bir halde ilerlediğimizi gösterimdedir. Hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği ve dostluğu politik doğrucu değil hayatiyet için seslenişleri neden önemsememiz gerektiğini yinelemektedir. Erkin her çabası bir sağaltım için değil bu duyumsamalara karşı duvar örebilmek adınadır. Kuşatmalar sınırın içinde olduğu kadar da sınırın hem üzerinde, hem ötesinde ve berisindedir. Aynı zamanda ve aynı anda yinelene gelmektedir hala. Devlet kendi eylediği şiddetiyle kâh adliye sarayındadır, kâh meclis nam temsilin tükendiği bu sıra düzeninde yer edinen beton grisi makamda. Devlet kâh asansörün çalışıp çalışmadığının asla kontrol bile edilmediği tescilli inşaatlarda, kâh bir gecede düzenlenip yüzlerce emekçiyi kapının önünde bırakan torba yasadadır. Hep oradadır. Devlet kâh Roboski’nin müsebbibi kâh Reyhanlı’nın gözlemcisi, kâh Irak ile Suriye sınırında, üzerinde Radikal İslamcılarca gerçekleştirilen kırımlara el verendir.

Devlet bugün Suruç’tadır. Devlet bugün can havliyle, canını kurtarma ümidiyle kendi kapısına akrabalarına ulaşmak için sığınan Kürd halkına, Kobane direnişine karşı geliştirilen bir zulüm aktörüdür. Hiçbir sözlükte karşılığı bulunmayacak bir ayrımcılığın, ivedilikle tekrar edildiği, daha çok değil bir on beş ay önce ikrar edilmiş olan biz bu doğu’yu, Kürdistan’ı bu haberlerden mi işitmiştik bahsindeki o yerlerde yine yeniden sergilenen şiddete kayıtsızlıktır. Türkiye Halklarının ortak olduğu kendi namına yaralarının kanatılmasına tanık olduğu bir güncelliktedir Devlet dediğimiz. Her fırsatı daha büyük yıkımlar için kullana gelen bir aklın tezgâhladığı hayata kastetmenin bir oyundan gerçeğe evirildiği bir güncelliktedir devlet. Suruç sınırında, Kesab’dan, Şengal’den, Maxmur ve daha pek çok yerden göç etmek zorunda kalmış insanlara karşı zalimliğin gösterimindedir, bunun cakasını satmaya çalışandır Devlet.

Kanıksatılmaya çalışılan, uzaklarda, çok uzaklarda olduğu zikredilen şeyin, kırımın bizatihi can evimizden vurmaya devam ettiğinin göz önünden uzağa taşınmasına vesiledir Devlet. Her şey sınırda olup bitmektedir apaçık, elli bin altmış bin yetmiş bin sayılar mütemadiyen güncellenmektedir. Bir istatistik olarak değerlendirilen sınırın dışından teröristler geliyor diye kirli propaganda yapılmasının bile yollarının arandığı kırımdır karşılaştığımız. Tehciri, zulmü yüz yıl öncesinden bilenler için bir tekrardır, canlı canlı ülkeye neler edildiğinin, insanların canları için neleri göze alabildiklerinin bir sağlamasıdır hepsi tek bir şey için hayat adınadır. Öylesine değil, kestirmeden değil işte, yaşamak için sırtlanan insan sırtlanan, yük edilen candır. Kimi yaralıdır, kimi sakat, kimi son nefesini barış içinde vermeye hazır ve nazır olandır. Ekranlarda bir heyula içerisinde PKK yandaşları saldırıyor diye kısadan bahsedilen, kestirilip atılan şeyin o sınıra daha yaklaşmadan devletin askeriyle yaptığı ‘saldırı’ hamlesine karşı sessizce bir direniştir karşı karşıya olduğumuz.

Görmezden gelmelerin amalar ve fakatların, onlar da böyle, bunlar da şöyle diye bahislerin açılıp durulduğu menzilde gerçek katiller ile masaya oturulan bir devletin varlığıdır daha fazla düşünmemize sebep. Gerçeklerin üzerini örtebilmek için fasaryadan bir ilgileniyoruz bahsinin cismanileştirildiği Suruç’ta, halk kendiliğinden bir hayat mücadelesi vermeye devam ediyor bir yandan. Batı yakasında benzeş, bir tornadan çıkan hikâyeler anlatılırken, hep aynı masallara tav olunurken gerçekler karelerle gerçek toz bulutu, devletin gaz bombaları, gerçek kurşunları, arkalarında bıraktıkları kentlerde İslam Devleti nam şebekenin katliam fermanlarıyla gerçeğe dönüşüyor. Hayat için devletlere, çetelere karşı bir mücadele sergileniyor. Her unutulduğunda o mekanizmaların aslında nelerin nasıl kıyametlerin tedarikçisi, mimarı olduklarını göstere geliyor.

Anlatmak istediklerimiz için hemen her şey bir vakıa, mesken, olay örgüsü ya da tasavvur olmaktan ötede insaniyete kastın ta kendisidir artık. Devletin eylemselliği nobran bir mesele, hamura şekil vermek gibi yeni bir ülkeye dair tasvirlerden ibaret değildir. Yeni ülke her anında her gününde zulmü çeşitlendiren bir meselenin failidir artık. Devlet kalıplarını yenilerken sözünü eylemini güncellerken yaralar çoğalmaktadır. Her aldığımız yara ise umudun, tözün, fikriyatın her ne hale dönüştürüldüğünü göstere gelmektedir. Suruç sınırında da bunun teyidi vardır. Görmek isteyenler için, bir halkın var oluş mücadelesi, hayat için çabalanışı mevcudiyettedir. Yaşamak soluk almaktan öteye bir bahse dönüşecekse ancak birbirimizin acılarına, yaralarına tam ve zamanında ses ederek, adını ne koyarsak koyalım şiddetin baş müsebbiplerinden hesap sormayı bilerek, çabalayarak ancak söz konusu olacaktır.

Hayat bu menzilde, bu coğrafyada, bu sınırlarda, bu yerde hep anlatılan, hep atfedilenden bir adım daha derinden yürüyen, önemsenmesi gereken bir meseledir. Ülkeyi sorgularken, bugün neden kırımlar ile yan yana yaşadığımız gerçekliğine kafa yorduğumuz vakit, devletin neyi temsil ettiğini idrak edebildiğimiz vakit bir şeyler değişecektir gerçekten hakikaten. Can için çabalayanların, barış için uğraşanların, demokrasinin, hürriyetin her neye tekabül ettiğinin çırılçıplak gerçekliğine vakıf olabilmek için Kobane özelinde sesler işitilirse, duyabilirsek. Suruç’u görebilirsek, ses edebilirsek bir şeyler değişecektir gerçekten hakikaten. Yaşadığımız coğrafya bambaşka değil, hep aynı ezberlerle zulmün, mahvın mükerrerliğinden rota belirlerken, o kırımlar ile düzen oluştururken halkların söz birliği için çabalandığımız an bir şeyler değişecektir, gerçekten!


>>>>>Bildirgeç
Diren Kobanê ...Kim..? Seninle? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/09/diren-kobane-kim-seninle.html

19 Eylül'ü 20'sine bağlayan gece, Suriye-Türkiye sınırının dibindeki Kobanê'de "İslâm Devleti"nin saldırısı sürüyor. Bu acımasız örgütün önünden kaçıp Türkiye sınırına yığılan binlerce kişiye sınır gün içinde nihayet açıldı, içeri alındılar, iyi kötü biryerlere yerleştirildiler. [ EK/20 EYLÜL: Hükümet yetkilileri sayının 60 bini bulduğunu, Kürt gazeteciler 7-8 bin civarında olduğunu söylüyorlar. ] 20 kadar köyün aşırı zayiat vermemek için terk edildiği İD'e karşı Kobanê'de sadece YPG savaşıyor. Gece, HPG gerillalarından oluşan takviye güçler onlara katıldı. Bunun dışında da Suriye Kürtlerine yardım eden kimse yok. İD'e karşı ABD önderliğinde kurulan, resmî söyleme göre 40 devletli uluslararası koalisyon, somut adım atmak şöyle dursun, doğru dürüst açıklama bile yapmadı. Türkiye Cumhuriyeti için ise, anlaşılan, öncelik taşıyan, İD tehlikesi değil, Kürt fobisi. Öyle görünüyor ki, özellikle Rojava'daki "devrim düzeni", Ankara'nın Kürt korkusunun üzerine tüy dikiyor. Bu yüzden, başa akıl almaz belalar açabilecek "tampon bölge" fikirleriyle oynanıyor.

Yani diyebiliriz ki, Yeni Türkiye'ci cumhurbaşkanı ile Yeni Osmanlı'cı başbakanın sınır boyuna ilişkin politikası, bütünüyle "Eski Türkiye"nin o hem atgözlüklü hem kompleksli güvenlik zihniyetiyle şekillendiriliyor. Kürt fobisinin bu zihniyetin merkezî unsurlarından olduğunu hatırlatmak bile gereksiz.

Muhalefetin halindeki tuhaflıklara gelelim.

Türkiye'nin "çağdaş-laik" sıfatlarıyla tanınan kesimi için İD ile Kürtlerin savaşı zorlu bir ikilem. Bir tarafta kafa kesen köktendinciler, öbür tarafta terörist Kürtler. Hangisi? İslâmcı hükümet İD'i tuttuğuna göre, çağdaş-laik seçkinlerin onun hasmına arka çıkması gerekir. Ama çıkamıyorlar? Niye? Çünkü bunlar Kürtler! Rojava'da özerk bölgeler kurdular, tuhaf bir düzen kurdular, mazallah! Türkiye'nin Eski'si ile Yeni'si, Kürtler sözkonusu olunca bir anda biraraya geliveriyor. Eski Türkiye'yi kurtarabilecek formül var aslında: "Yesinler birbirlerini" formülü. İslâmcılarla Kürtleri birbirine kırdırmak, Kemalist için rüya gibi olurdu. Ama sanırım İD'in Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmesini zayıf, Kürtlerin bunu yapmaya kalkmasını güçlü ihtimal görüyorlar; bu yüzden Rojava'nın ezilmesi onları huzursuz etmeyecek. "Yeni Türkiye"nin hükümetini ise ilaveten sevindirecek. Rojava ezilirse hükümet çözüm sürecinde elinin güçleneceğini varsayıyor olmalı. Bu şüpheyi yaratarak bile çözüm sürecinin manevî zeminini ve atmosferini baltalıyor. Ayrıca, uluslararası düzeyde kendi elini müthiş zayıflatacak ihtimallere kapı açıyor (bunları daha sonra konu ederiz).

Herkes Kürtlere küstü mü?

19-20 Eylül'ün, askerî ve siyasî yönleri bir yana, insanî trajedi niteliği taşıyan olayları, başka -ve belki daha vahim- musibetleri ortaya döktü. Şengal ve Ezidî soykırımının sanki bize çok uzak bir olaymış gibi yaşanmasından belki anlamalıydık. Kürtler kendi kaderlerine sahip çıkmak istedikleri için herkes onlara küsmüş sanki. Kobanê'de muhtemel bir İD zaferi halinde yaşanacak felaketin boyutlarını gözümüzün önüne getirebiliyor muyuz? Bu neden şu anda çok acil ve can yakan bir mesele değil, Türkiye'nin kendini demokratik, özgürlükçü şu bu sayan insanları için? Üstelik, herhangi bir konuda tavır almanın ön şartı sayılan, hükümeti suçlayabilecek sebepler de varken? Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan'ı alkışladı diye mi? Nelerle neleri birbirine karıştırır olduk... Yoksa Kürtler her adımda ne yapacaklarını birilerine sormuyorlar diye mi?

Türkiye'de "Kürt siyasî hareketi"nin yaptığını ettiğini eleştirebilirsiniz; elbette her siyasî hareket gibi eleştirilecek birçok şey yapıyorlar. Fakat bu size şu anda Yeni Zelandalı bir insan hakları savunucusu için dahi gayet acil ve birincil görev olan, Kobanê ile dayanışma faaliyetinden kaçınma lüksü ve hakkı vermez. Faaliyetten, eylemden önce, varolan duygusal durumu teşhise çalışıyorum. Görebildiğim belirtiler bu teşhisin sonucunun pek hayırlı çıkmayacağını gösteriyor. Belki de "bu kadar benmerkezciliğin sonu böyle olur" demeliyiz, bilemiyorum. Daha fazlasını söylemeden susmak bu aşamada daha doğru. Susacağım ve Gezi isyanının artçı sarsıntıları sürerken, "Diren Lice, Taksim seninle!" diye sloganlar atılarak yapılan yürüyüşün anısını döndürüp duracağım zihnimde.

Teşhisim konusunda feci şekilde yanılıyor olmayı umuyorum.

[ NOT: Lütfen 1991'de, Saddam'ın ordusunun önünden kaçan yüz binlerce Kürt Çukurca'ya sığındığında Enver Özkahraman'ın çektiği görüntülerden kurguladığım filmi izleyin: "Sığınmak - Çukurca 1991". Can korkusuyla her şeyini bırakıp, çoluk çocuk dağ başına kurulmuş çadırlara başını sokmak, iki lokma için hep birilerine muhtaç olmak, çok korkunç bir insanlık durumu. Hiçbir siyasî hesap, böyle durumlara kayıtsız kalmayı meşru gösteremez. ]

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Arzihal'in sınırında, tam da bittiği yerde bir ustaya yer vermek istiyoruz. Ümit KIVANÇ'in kaleme aldığı Diren Kobanê ...Kim..? Seninle? makalesi bir özetin özetidir. Anlatmak için çabalandıklarımızın bir sağlamasıdır bugünün coğrafyasında. Ümit KIVANÇ'ın anlayışına binaen metni sizlerle paylaşıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Rehineler Serbest! Şimdi Türkiye İçin Karar Zamanı: Ya IŞİD Ya Çözüm! - İrfan AKTAN - Zete
Tek Kolu İle Savaşan Brusk Kobanê’nin Ruhudur - Özgür AMED - ANF
Gerger: IŞİD Türkiye Adına Kürtlere Karşı Savaşıyor - Arzu DEMİR - ANF
IŞİD’ten Kaçanların Aklı, Geride Bıraktıklarında - Fatih POLAT - Evrensel
IŞİD İçinde 2 Bin Civarında Türk Özel Tim Elemanı Var - Kurdistan24
Unutmak - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Muktedirin Kuraklığı - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
AKP Destekli IŞİD Karanlığına Karşı Birleşmek Zorundayız! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Sosyalistler Ne Zamandır Ezilen Halkın Karşısında Yer Aldılar? - Hayri TUNÇ - Jiyan
Kobanê Direnişi ve Mezar Kazıyıcı - Cahit MERVAN - ANF
"IŞİD, Türkiye Ortaklığıyla Suriye Kuzeyini Tutuşturuyor" - Muhammed BALLUT - Medya Şafak
‘IŞİD İle Mücadele’ ve İdlib Yansımaları - Hasan SİVRİ - Yakın Doğu Haber
İşte Türkiye’den IŞİD’e Eleman Gönderen Kişi ve Kurumlar - Kurdistan24
Öyle Bir Ülkede Yaşıyoruz ki Aileleri Kemiklere Razı Ettiler - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
JİTEM'in 'Kanlı Bıçağı' Hakim Karşısına Çıkıyor - Radikal
Kürdistan’ın Kadın Vekillerinden De Rest: İlişki Sadece Ekonomiyle Olmaz - Pınar ÖĞÜNÇ - Diken
Rojava İçin - Müge İPLİKÇİ - Vatan
Resmen İlk Kez Açıkladı: Türkiye IŞİD’e Aracı - Taraf
Türkiye’de Kimlikler, Kürt Sorunu Ve Çözüm Süreci: Kamuoyundaki Algılar Ve Tutumlar Çalışması - Hakan YILMAZ - Açık Toplum Vakfı
Murat Paker: Eşitliği Kabul Etmeden Huzura Eremeyiz - Yeter POLAT - BasNews
Türkiyelilik - Cengiz AKTAR - Düzce Yerel Haber
T.C. Devleti’nin “En Hakiki Sorusu” - Aras ERGÜNEŞ - Bianet
Turkish 'Genocide' Film: An Epic Too Late? - Hamid DABASHI - Al Jazerra
Özür, Yüzleşme, Yas - Yetvart DANZİKYAN - Repair
Ermeniler İçin Ne Değişti? - Haluk KALAFAT - Bianet - Nor Zartonk
Ş.K. Fincancı: "Yüzleşme Olmadan, Travmalarla Baş Edilemez" - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Sivas Valisi Barut: Madımak Katliamı’nın Failleri De Bizim Canımız - Zete
İHD: Anadilinde Eğitimin Anayasaya Aykırılığı İleri Sürülemez - Bianet
Kürdün Okulu Zorunuza Mı Gitti? - Özcan KIRBIYIK - Jiyan
Mühürlenen Kürtçe Okulundaki Duvar Yazısı: ‘Dil Olmadan Yaşam Olmaz’ - Frederike GEERDINK - Diken
Çok-kültürlü Eğitim, Anadil ve Türkiye -1- Vahap COŞKUN - VivaHiba!
AİHM Din Dersi Davaları - Ali KENANOĞLU - Evrensel
Bu Çocuklar Minderde Eğitim Görüyor - Piryolu Haber
Turkish President Erdoğan and Western Hypocrisy - Gönenç ÜNALDI - Revolution News
Analysis: Turkey Balks At Helping West, Prefers Sunni Jihadists - Ariel Ben SOLOMON - Jerusalem Post
Erdoğan’ın Semboller Savaşındaki Yeni Taarruzu: “Aksaray” - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Emniyet’ten ‘Akrep’ Oyunu - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
#GeziDoktorları - İlgili Davaya Müdahillik Talebimdir! - Eriş BİLALOĞLU - Bianet
Vali Tuna'ya 'Ali İsmail'in Katili' Diyen Öğrencilere Dava - İsmail SAYMAZ - Radikal
Polis: Gaz Fişeği Birini Öldürecekse De Umursamıyordum - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Yalçın Akdoğan 'Alo Fatih Hattı'nda: İbnelerin Başının Haberini Yapın! - Arzu YILDIZ - T24
Oda TV Soruşturması Hâlâ Açıkmış: Takipsizlik Yok, Dava Yok, Ünlü İsimler Hâlâ "Şüpheli" - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Haberciye "Yeni Tip" Davalar - Bianet
Göçmenlere Sistematik Şiddetin Son Kurbanı: Ugandalı Nankabirwa Öldürüldü - Gülşah KELEŞ - Agos
“Tohumuna Para Sayılmayanlar” - M.Utku ŞENTÜRK - Toplumsol
Özgür Özel: "Soma'nın Bilirkişi Raporu 'Siyasilere Dokunuyor' Diye Gizlenmeye Çalışıldı - Başka Haber
Naomi Klein: ‘We Can’t Dodge This Fight’ Between Capitalism and Climate Change’ - Micah UETRICHT - In These Times
How The People’s Climate March Became A Corporate PR Campaign - Arun GUPTA - Counterpunch
Schottlands Nein Zur Unabhängigkeit: Neustart Für Großbritannien - Carsten VOLKERY - Der Spiegel
Kateryna Kruk: Lenin Heykeli’nin Yıkılması Tarihsel Bir Kopuş Olarak Algılanmalı - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
İstiklal Caddesi Tarihine Yüz Mü Çeviriyor? - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Ölümü Göze Alarak Yola Çıktık - Atlas ARSLAN - Birgün
Türkiye İşçi Partisi’nin Gayrıresmi Tarihi - Fuat ŞEN - Agos Kirk
‘Vur Ula İtoğlu! O Sopa Bizim Elimize Geçmez Mi?’ - Fahrettin KÜREKLİBATUR - Birgün
Affedersiniz! - Herkül MİLLAS - Agos

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Suruc By The Associated Press

>>>>>Poemé
Dönelim - Edip CANSEVER

Dönelim
Döndürsün bizi
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
Ve akılda kalan bir yokuştan
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
Ve çocukluktan
Dönelim
Dönelim mi biz
Gençlikten, oralardan
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
Dönelim mi acıya
Acıya, büyük acıya
Ve soralım mı acaba
Ey büyük yalnızlık insansan eğer
Bir kaya
Dalgalar yalarken onu
O bakarken kaskatı kalabalıklara
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
Kedilerden örülmüş birsemte
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan
Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği
Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği
Belki de genç bir şairden ödünç laınan.

Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey
Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola
Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi
Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına
Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına
Azıcık vakit kalmış
Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar
Gövdenin yazgıya başkaldırması mı
Ruhi Beyin
Başkaldırması mı yoksa

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
Vaktinde anlamanın sevinci mi
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi
Hangisi

Ama belli ki sonundayız her şeyin
En sonunda.

Kaynak

No comments: