Sunday, October 12, 2014

Deuss Ex Machina # 519 - soleils noirs pour lune blanche

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_519_--_soleils noirs pour lune blanche

06 Ekim 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Grouper - Holding (Kranky)
2. Grouper - Lighthouse (Kranky)
3. Gidge - Fauna, Pt. I (Atomnation)
4. Gidge - Fauna, Pt. II (Atomnation)
5. Darkside - What They Say (Other People)
6. Darkside - Gone Too Soon (Other People)
7. The Bug - Void (Featuring Liz Harris) (Ninja Tune)
8. The Bug - Black Wasp (Featuring Liz Harris) (Ninja Tune)
9. Fanu - Paracosm (Lightless Recordings)
10. Fanu - Yin Dub (Lightless Recordings)

soleils noirs pour lune blanche
(519)

Yara!

Yaralar dökülüp saçılıyor şimdilerde. Zamanın bir iyileştirici olarak savunulmasını tastamam boşa çıkartırcasına birdenbire görünmezlikten görünürlüğün en sert noktasına intikal ediyor o yaralar, sahiplendiğimiz. İntikal ettiği noktada, afişe yükseldiği andan itibaren deneyim sahibi olunmasına rağmen halen acıtmaya devam ediyor hepsi. Önemsenmeyen şeylerin tözünde kan ve gözyaşı daima birbirinin peşini bırakmazken ortaya dökülen yaraların tamamına kayıtsızlık bildiriliyor. Susun bir baskın yönetim anlayışıyla zikrediliyor aralıksız. Erk, muktedir, iktidar kendi diline doladığı şekillendirme gayretkeşliğinde tüm yaraların daha da kalıcılaştırılmasını sağlıyor. Genellendirilen ve toplumun tüm katmanlarında bütünleştirilmiş basbayağı yaralarla yaşam vaadin ta kendisi oluyor.

Yaşam bir rutinde hemen tüm acılara kayıtsız şartsız uymaları bildiren bir erkâna teslim ediliyor. Rehin ediliyor işin doğrusu konu ötekisi olarak bildirilenler olduğunda bu tavırdan zerre ayrılmıyor o akıl o düzenek. Yaşam vaatlerden kurtulalı çok uzun zaman oluyor oysaki. Verili bir şey olarak bilinmesinin yolu çok uzun zaman önce aşılmış hep aynı noktalarda kendi ezberinden başkasını duymayan akıla karşı hayat, kendi rotasını bulmak konusunda insanların kendisi yol göstermekteydi. Denk getirilenler, bunu da sineye çekersiniz diye atfedilenler kimisi dünden kimisi yıllar öncesinden kimisi şimdi türetilenle birlikte ve bir arada yıkımı mübalağasız kesin sonuca dönüştürüyor. Yaraların ‘yazgı’ haline dönüştürülmesi bu noktadan sonra devreye konulan hamlelerle beraber geleneksel devlet aklına tekabül ediyor haddizatında.

Yorgun düşen beden değil sadece tekinsiz bir inatla ve ısrarla yıkıma götürülen, acıları ortaya çıkartan akılların meydandaki kalıcılığıdır. Fenalıkların altındaki imzalar hemen hiç değişmezken durmak yok yola devam seçeneğidir inatla sürdürülmeye çalışılan. Her şekil ve şemalı göz önüne getirirken yazgı diye dayatılanların var olan yaraları daha derinleştirmeyi amaç edindiği kesindir. Yok etmelerin bu düzeninde hayata hiçbir zaman sıranın gelmeyeceği yinelenmektedir avaz avaz. Yaşamın rastlantısallığı yaralara göğüs gererek, daha büyük, daha derin açılacak olanlara karşı mütemadiyen ses etmeyerek mümkün olacağı muştulanmaktadır. Gizliden açığa alınan tavırların birlikteliği hep bunun içindir. Hamleler, devlet kademesinden tabana indikçe bu zorlu halin yaraları deşen tavrın tıpkı bir ‘virüs’ gibi yaygınlaştığı meydana çıkacaktır.

Bir virüs gibi çoğaltılmaya devam eden nefretin aralıksız deneyim haline evriminin sonsuzluğudur. Yollar, günler, zaman mefhumu akıp gitmeye devam ederken kalıcılaştırılanla ona çalışılan, çabalanılan hep daha büyük yaralardır onulmaz bir biçimde. Akıl diye bildirilen, yok etmenin ikliminde daha fazla acı yüklenişidir. Yaranın müsebbibi değişmezken kalanların tamamı değişirken mağdur edilmesine çabalanılanlar hep aynıdır her dem ötekisi denilenlerdir bu menzilde. Akıl diye bildirilen o devşirilen hudutların pekliğidir. Sınırlar çoğaltılırken nefes almak bile mümkün kılınmamaktadır. Yaşadığımız yerin dönüşümü biteviye alınan tedbirlerle şekillendirilirken hep bundan yola çıkılırken vahamet örtbas edilmektedir. Vahim olan, örtbas çabasının sürekliliğidir.

Vahim olan Kobane’nin de uzaklardaki bir mesele dönüştürülmesi gayretidir. Görülmeyen, bilinmeyen hiçbir zaman anlaşılmayacak nedenleri sorgulanmayacak, aslı astarı hiçbir surette araştırılmayacak bir kaosun yaratılmasıdır aslında düşünülen. Tasavvur edilenin birilerinin yaralarını önemsemek adına olmadığı bilakis daha fazla kanırtmak için uğraşın hep kendisi olduğu meydana çıkmaktadır bir kez daha. Yaşadığımız zamanın cehennemleri böyle bina edilmektedir. Sözün anlaşılabilirliği değildir mesele, birkaç yazı öncesinde değindiğimiz hemen her şeyi bir yazgı gibi insanlara pay ettirme güdüsüdür esas dert. Budur layığınız daimi olarak çekeceğiniz dile getirilmektedir. Akıl ve fikir, doğru uzamı bulabilme gayreti adına bir yöntemken bizim yaşadığımız bu yerde prangaların temellendirildiği bir satıhtır asıl olan.

Her şey siyah ile beyaz arasına sıkıştırılmaktadır. Hemen hiçbir konuda asla ilerlenemeyen, çözüm bahsinin yok sayıldığı bu zamanda yaşama şansı salt ve tek başına devletlû tespitlerine, kaide diye öne sürdüklerine riayet etmekten geçmektedir. Kaideler birer pranga olsa da, kafaya tamı tamına düşecek bir giyotin gibi şekillendirilse de itirazsız riayet yinelenmektedir hala halka ve kendilerine göre yola ve hizaya sokulması gereken herkese. Bildirilen sorgusuzluğun “ehven” ilan edilmesidir. Yanımız, yöremiz, günümüz ve geleceğimiz açıktan, toptan bir seferde rehin edilirken, gelecek diye bir tahayyüle yer bıraktırılmazken acıların çoğalması adınadır, yapılan ve edilenler bu menzilde yinelenmeye devam edilen. Ezberlenmiş olan tahakküm kodlarıyla yıllar yılıdır süre giden nefret yeni yaralara dönüştürülmektedir.

Çaba bu bahisleri devam ettirme adına yinelenenlerden mülhemdir. Ezberden okunanların handiyse tamamında ırkçılığın utanç vesikaları kendisine yer bulmaktadır. Yönlendirilmeye gayret edilen sınırın bir yanında edilen vahşetin, yapılan kırımın, dehşete düşmekten bir adım ötesi; cehennemi dünyada var etmenin yolunun yönteminin buralarda da filizlendirilmesidir gaye ve çabanın yekûnu. Yaraların artık kabuk bağlamasına da müsaade edilmeden üzerine yapılan taarruzlarla hepsi kalıcılaştırılıyor. Alışılageldik nefret kalıpları bu defasında canları daha çok yakabilmeye vesile teşkil ediliyor. Sessiz ve onaylayan kitlenin çoğaltımı ve ilave ettikleriyle birlikte bütün bu anlata geldiğimiz cehennem platosu kalıcılaştırılıyor. Dış mesele diye bildirilen yara! için konuşulanların bütün halindeki özeti olarak bir halka nefret kusulmaya devam ediliyor. An be an ve bitmeyecek ve asla sonlanmayacak bir kurgunun gerçekliğine doğrudan yollanıyoruz.

Gidişatımız körlüğü bu kadar kolayca sineye çekilebilen bir mesel olarak içselleştiren bir ülke oluyor. Suretler boyuna birikiyor acının gözlere yer etmiş halleri bünyeleri sarıyor gel gelelim gidişatın, kör karanlığın azap çukuruna karşı ses bütünleştirilmiyor. Devletin aklı, kendi iktidarının devamlılığından da gayrisini bilmiyor halen. Her şeyi komplo olarak değerlendiren akıl bir yönetim anlayışı tümü bu hayattaki yaralara karşı yaşayabilmek umudunu yıkmak adına yinelenip duruluyor. Kobane düştü düşecek sayıklamasının ve resmi açıklamalardaki; Ayn El Arab isminin zikredilmesinin çıkışı daha da büyük nefretle insanları birbirlerine karşı kırdırmak adına atılan adımlar olduğu aynalanıyor. Sorun yoktur bahisleri toptan nadasa bırakılıp Işid de PKK’de aynıdır veçhesinin sınırlarında tur atılıyor. Cumhurbaşbakan olan zatın dilinden dökülenler, başbakancılık yapanı egale eden, aşan betimleler ile beraber sonsuz bir gayya kuyusunda tükenmesi zor bir faşizmi burada bu sınırlarda kalıcılaştırma gayretine dönüşüyor. Sonun ne olduğu biline biline.

Hayatı savunan ile hayatı lime lime edenin birbirleri arasında bir tercih dile getiriliyor. Taraf olmaları bir fişleme, bir biçimde suskunlaştırma, ötekisi olduğunun ilanı olarak değerlendiren akılla ve fikirle bu döngü dönüştürülüyor her dem. Devlet aklı için Kobane demenin, geleneksel tehdit unsuru olduğu yineleniyor. Son otuz dört yıldır hemen her türden felaketin Kürdistan illerinde temellendiricisi dahası bizatihi insanlarına karşı vermiş olduğu değeri zorla ve azapla ve daha büyük kırımlarla dillerini unutturmak için engellemelerle yapmış devlet kendini ve kaidelerini tekrarlamakta bir beis görmüyor. Hiçbir suçluluk duymuyor asla. Barış için çabalar sürerken o kör topal yürüyen hatta bile mayınlar döşenmeye çalışılıyor. Barış dillendirilirken hala aynı değişmez tavır ile hayata karşı tahakkümünü yineliyor devlet.

Zoru inat ve ısrarla bir halkı bu toprakların bağları arasından, simyasındaki yerinden uzaklaştırmak için; tam karşılığı asimile etmek, tekilliğin parçası etmek için çabalar ölümler ile beraber şekillendiriliyor. Ölüm bahsini yineleyip sıtmaya razı getirmek gayretkeşliğine düşülüyor. Amed’den tescilli bir ‘faşist’ zatın dâhiliye nazırlığı koltuğunda kendisini kanıtlamasının yolu daha derin, büyük zulümleri tekrar ettirmekten geçiyor. Sırf hatadan mürekkep bir ülkede düzenin tertibin, tek ve yegâne teminatı çocuk mu, kadın mı, erkek mi bilinmeden, gerek olmadan vur emrinin hayata geçirilmesinden şekillendiriliyor. Biyopolitik dönüştürme çabası son kertede o anladıkları dilden konuşacağız sözünü kendilerine düstur edinen bir ustaya göre yineleniyor. Aralıksız boşluklar yaratılıyor o bahisler şekillendirilirken söz naçarlaştırılıyor. Söz yok sayılıyor varsa yok kin varsa yoksa bu ülkeye biat etmeyenlere yaftalar çeşitlendiriliyor.

Hayata karşı kurulan tahakküm ve doğrudan müdahalenin sonu ölüm eyleniyor bir kez daha. Mal mülk bahisleri ediliyor bir yandan da kısa adamın değindiği -çözüm sürecini vandalizme terk edemeyiz geliyor sonrasından. Sürecin her neresinde insana değer verilecektir bunca, mal mülk sevdasındayken hala o yanıtsızdır. Süreç sözüm ona devam ederken alanlara inen insanların hepsine Kürd illerinde gerçek kurşunlar ile saldırılmasının dehşetengizliği sokağı tanklar ve askerlerle zapt etmenin vahimliğine yanıt her neredir, her nedir? HDP şımarık bir düzen partisidir sokağa çıkanlar teröristtir yine cumhurun başına göre. Katledilen canlar necidir sorusu gümbürtüye konulmaktadır. Üç günde kırk insan katledilmişken yanıtsızlıktır yaraları derinleştiren. Devletle uyumluluk bildirisi yayınlayan bir parti, tüm bileşenlerine karşı tahakkümün zıvanadan çıkmışlığına binaen sözünü sakınmadan tehditin yinelenmesi midir barış süreci?

Savaşa hayır demenin, Kobane gibi yalnızlaştırıldıkça direngenliği artan hayatın tüm bu pejmürde hallerine karşı bu ülkenin gösterdiği yegâne şey o uzattığı el bu mudur? Bu bahislerle beraber toplumsal dönüşüm çabasının da son dönemeçleri hızlıca aşılmaktadır. Hayata değerin değil betona mala bağlılığın her şeyin maddiyatla ölçülüp biçildiği uzam kalıcılaştırılmaktadır. Canlar katledilmiştir, ama mal daha mühim olarak anılıp, bu budur diye bildirilip zıvanadan çıkmışlık kalıcılaştırılmaktadır. İnsana verilen değerin hala ne hallerde olduğu görünmektedir bildirilmektedir işte. Maddi tıp şeytandır bir babanın dediği bugünün körlüğünün, vurdumduymazlığının, hemen her şeyi komplo olarak görmenin yekten ez cümlesidir karşılaşılan dert budur ve dert ortadadır. Dert koca bir ülkede yok sayılmaktır o bahsin nihayetlenmemesidir.

Erkânın bir numarasından, en alt düzeyindeki bürokratına kadar siyaset sahnesinin mikropluğu tavizsiz savunuşu hemen her konudaki düşman edimini yılların ezberleriyle birlikte kotarmasıdır dert budur işte. Düzenin dizginlerini elinde tuttuğunu iddia edenlerin birer istatistiğe dönüştürdüğü hayatlardır, hayatlarımızdır aslen. Tezkere kararından, tampon bölgesi diplomasisine vurdumduymazlığın dik alası kabilinden kontrgerilla, Hizbullah gibi karanlık yapılar ile yapılan işbirliklerinden, çetelere verilen tavizlere, eylemlerin bölünme paranoyası adına kullanılmasından misliyle yanıt verilecektir cümlesine hepsi birlikte asıl dert nedir bunu bildirmektedir. Bir masal ülkesinde, anlatılan medeniyet beşiği, misafirperverliğin dillere destan edildiği bir ülkede yaşamıyoruz bu artık belirgindir.  Bir film platosundan daha sahte olan bir yerde, bu ülkede her kurgunun arkasının “ölüm” olduğu bir kez daha meydana çıkıyor.

Siyasal uzamın dönüştürdüğü, tam da merkezinden duyurmaya devam ettiği İslam bir kardeşlik hukukunun önüne bilmiyoruz kaçıncı kezdir geçiyor bunu görüyoruz. Dini motifleri saldırıyorlar kardeşlerimize vatan hainleri düzleminden aksettiren, Gezi Direnişi güncesindeki gibi Camilere saldırdılar seslendirilmesine başvurulmasının hazanlığıdır dikkatlerinize özenle paylaşmaya çalıştığımız. Dinin kullanımının son otuz dört senede nereden nereye yükseltildiği nasıl bir toplum yaratımının evreleri gün be gün kendini belirginleştirirken her şey ortadayken halen bu seçeneğin yeterli gelmemesidir düşündürücü olan. Düşman yaratımındaki sonsuzluk adına bir eşik daha aşılmaktadır, şehir şehir mitinglerine devam eden herkesin cumhurbaşkanı olan zatın dilinden dökülenler. Dünün yinelenmesi gayretkeşliği, dünü ezber olmuş hiddetinin tekrarlanmasında yeni cümleler kuruluyor ne ki çürüyoruz.

Ne ki burnumuzun dibinde kırılan hayatlara karşı elimiz kolumuz bağlanmaya çalışıyor. Susmamız salık veriliyor. Önümüzdeki Salı gününe randevular veriliyor. Kolluk kuvveti olarak atanmış -katil sürüsünün- yetkilerini daha da arttırabilmek için düzenlemelerin getirileceği bildiriliyor. Ne ki, bir kez olsun kırım henüz uğramadan jeton düşmüyor bu toprakların birlikteliğinin böyle sağlanmayacağına kafa yorulmuyor. Ne ki hayatta yaralar yüklenmeye devam edilirken bir “hepimiz insanız” bahsine sıra getirilmiyor. Ne ki mal mülk, götürülenlerin yanında, iç edilmiş olanların yanında hiçbir şey iken halen bundan söylem geliştiriliyor. Karanlık buradadır. Yaralar sonsuzluk girdabında şekillendirilmektedir. Yinelenen zulüm ve öldürme ve yıldırma çabaları bu hayatın mahvı için yapılan edilenler oluyor bir biçimde biteviye aralıksız.

Kesintisizleştirilen hayata kast etmenin türlü çeşit örneklerini ihtiva ediyor hala. Kesintisiz olan ölüm vaadi oluyor. Bu toprakların hiç bitmeyen meseline bir kat daha çıkılıyor. Eşikler aşılıyor “sözüm ona” modernleşme nutukları atılıyor. Asrın zamanı durmuş gibi tarihi tekerrür ettirme gayreti kırımlardan yol alıyor burada hep oradan yol alınmaya devam ediliyor. Yaralar önemsizmiş gibi yenilerinin açılmasına el ve ayak olunuyor. Ön tahliller gerçekliğe dönüştürülüyor. Bir On İki Eylül güncesi daha yeniden gümbür gümbür şekillendiriliyor her yerde. Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ülkenin vatan hainlerinin resmen tespitine çalışılacağı bildirilir ajanslardan düşen haberlerde bir yandan da. Bugün yaşadığımız yerde hayat için çığlıklar atılıyor. Her şeyden azade her bahisten öte hayat çağrısı yineleniyor halen.

Onca hiddete, bir dolu saldırıya, pogrom provasına, sonsuz bir ağıda dönüşmesi için çabalanılmasına rağmen Kobane’den göç edenlerin de dâhil oldukları “hayat” çağrısı var. Sınırdan geçmelerine müsaade edilen insanların Suruç’taki Fen Lisesi’nde hayata tutunma mücadelelerine bir de gözaltı eşlik ederken bir söz var, hayata dair çağrı var halen ve halen. Güneşi zapt edemeyeceksiniz diye yükselen! Yaralarımız derinleştirilirken birbirimizin sözünü Kobane’nin bu imdadını duyacak mıyız? Duyuyor muyuz halklar direniyor ve görüyor muyuz? Hiç ama ve fakata gerek duymadan cümle inşa edebiliyor muyuz devlete, o devletlere karşı hayatı bir başka perspektiften kurabiliyor muyuz Kobane’deki gibi direnebiliyor muyuz?

Anlıyor muyuz Kürd, Alevi, Süryani, Ezidi, Ermeni, Türkmen birbirinden ayrı değil bir arada olduğunda başarabilecek bunu idrak edebiliyor muyuz burada, şimdi. Bütün bu heyula güncesinde tam da vaktinde anlayabiliyor muyuz, kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz cidden bu meselin farkına erebiliyor muyuz? Faşizme karşı sözümüz ortadadır bunlar meselemizdir, arz-i halimizdir. Sonsöz kabilinde; “Kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıklıdır.”.Hrant Dink’den hepimize bir ders daha. Bunlardır meselemiz ve arz-i halimiz..


>>>>>Bildirgeç

Yönetenlerle yönetilenler arasındaki çelişki, devlet ve toplum arasındaki çelişkinin bir formudur. Bu çelişkiyi mutlak gören kapitalist hukuk sistemi, bir yandan olağan koşulları diğer yandan olağanüstü koşulları içeren kuralları barındırır. Olağan ve olağanüstü halin bütünlüğüne dayalı hukuk kuralları, kapitalist devletin özünü oluşturur. Bu devlet yapılanmasında, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine esas olacak kurallar istisnaya, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması kurala dönüşmüştür.

Bir toplumda, temel hak ve özgürlükleri geliştirecek olan güç, örgütlü bir toplumsal siyasadır. Ancak, toplumsal yaşamın örgütlü olması, toplumun kendi kendini yönetmesine yönelik iradesi, kapitalist devletin varlığı açısından daimi bir tehdit olarak açığa çıkar. Bu nedenle hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine yönelik örgütlenmeler, yönetenler tarafından devletin varlığı için daimi bir tehdit olarak kabul edilir. Çünkü toplumun kendi kendini yönetmesine yönelik iradesi, örgütlülüğün inşası, felsefi olarak da olsa, devletsiz bir toplumun kapısını aralar. Bu düşünce ve örgütlülük, kapitalist devlet yönetenleri tarafından kargaşa, savaş ve iç bunalım tehdidi olarak sunulur.  Devlete verilen  güç kullanma yetkisi de, bu örgütlülüğü iğdiş edecek, temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak araçlara dönüşmektedir.

Türkiye’nin devlet toplum pratikleri, bu durumun güncel pek çok örneği ve deneyimi ile doludur. Devletin bekası ve kapitalist ekonominin yeniden inşasına yönelik rejim uygulamaları karşısında, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesine evrilmiş toplumsal örgütlenmeler, devletin varlığı açısından bir tehdit olarak kabul edilir. Bu durum Türkiye’deki devlet rejiminin de ön kabulüdür. Türkiye’de hak arama ve geliştirme pratiklerine karşı, olağanüstü hal ve sıkıyönetim politikası ve hukuku devletin bekasının kilidi olarak sık sık kullanılmıştır. Türkiye’de devlet ve kapitalizm denkleminde, olağan hal yönetimi istisna olarak devreye girer.

Kapitalist devletin, “demokratik sınırlar” içinde hukuka dayalı olarak güç kullanmasının dayanağı, yurttaşlarının anayasa ile güvence altına alınmış olan temel hak ve özgürlüklerini koruyacağına dair bir güvence sistemi sunma iddiasıdır. Bu bağlamda devlet, tüm hak ve özgürlükleri yasa önünde herkese eşit olarak uygulayacağına dair bir sözleşmenin tarafı olarak belirir. Devlet, yurttaşlarına yaptırım uygulama gücünü de tam da bu hak ve özgürlükleri tesis edebileceğine dair iddiasından ve yurttaşlara verdiği sözden almaktadır. Bu anlamıyla, olağan halin anayasal sistemi içinde, devlet rejiminin veya toplumsal yaşamın tehdit altında olduğu iddiası ancak yurttaşların ve yurttaşlar topluluğunun temel hak ve özgürlüklerinin varlık koşullarının tehdidi halinde mümkün olacaktır. İşte olağan halden olağanüstü hale geçişi sağlayacak kriz hukuku, toplumsal varoluş koşullarının köklü bir biçimde tehdit altında olduğu süreçlerde mümkün olabilir. Bu tehdidin ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirler için gerekli normları, yetkileri ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılabilme koşullarını, kriz hukukunun düzenleyeceği varsayılır.

Doktrin açısından da olağanüstü hali zaruri kılacak koşulların, savaş hali ya da yakın savaş tehlikesi, silahlı ayaklanma, ekonomik çöküş, doğal afetler gibi üç formda açığa çıktığı belirtilmektedir. Tüm bu süreçler, yurttaşına temel hak ve özgürlükleri koruyacağı sözünü veren ve bu noktadan meşruiyetini sağlayan devletin, aşması gereken olağanüstü haller olarak kabul edilir. Ancak yanıtlanması gereken soru şudur, kapitalist devlet, olağanüstü hal koşullarının doğması ihtimalinden bahisle, adı konmamış,  savaş koşullarına uygun bir kriz hukuku, “olağanüstü hal ya da sıkıyönetim” rejimi inşa ederse, bu rejim meşru sayılabilir mi? Ya da bu rejimin, kriz varsayımıyla  temel hak ve özgürleri sınırlandırmasının sonuçları ne olabilir?

KRİZ HUKUKU VE ÖTESİ

Türkiye’de olağan hal ile olağan üstü hal hukuku arasındaki çizgiyi belirginleştirmek, kapitalist devletin meşruiyetini sorgulamak açısından gereklidir. Kapitalist devlet çoğu kez, yasa ile adı konmuş olağanüstü hal ilanı yoluna gitmez. Bunun yerine olağanüstü hal koşullarından bahisle, olağan hallerde de kriz hukuku uygulamalarına yönelir.

Olağanüstü hal rejimi koşullarının doğmasının toplumsal yaşam ile temel hak ve özgürlükler açısından önemli sonuçları vardır. Bu nedenle de olağanüstü hal hukuku, ancak savaş, ekonomik çöküş ve yaşanan bir afet, salgın hastalık sürecinde ortaya çıkar; olağanüstü hal hukuku yasaya ve belli bir süreye tabi kalarak sonuçlarını doğurur.

Devlet erkinin, olağanüstü koşullardan temel beklentisi, devletin organlarının daha fazla yetki ve güçle donatılmasını, politik eksenine aldığı iktisadi, sosyal, siyasal programın uygulanmasını sağlamaktır. Devlet iktidarına daha fazla güçle donatılması için ise bilindik formül ise temel hak ve özgürlükler ve hak arama hürriyetinin sınırlarını daha fazla daraltmaktır.
Temel hakları güvencesiz bırakacak bir yetki kullanımı ise, hükümetlere tanınan takdir yetkisinin aşılması anlamına geleceği gibi bu yetkinin kullanılmasının ön koşulu olan toplumsal meşruiyeti de ortadan kaldıracaktır. Devlet, afet-savaş koşullarında, meşruiyetini; temel hak ve özgürlükleri, canlı yaşamının güvence ve koruma sistemlerini yeniden inşa etmeye ve afeti-savaş koşullarını ortadan kaldırmaya yönelik kriz hukukundan alır.  Kriz hukuku yetkilerini kullanan devletin, makul ve iyi niyetli olarak kriz hukukunu işleteceği kabul edilecek olsa bile, bu yetkilerin amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı ve bu anlamda İnsan Hakları Sözleşmelerinden doğan ve canlılığın devamını sağlamayı amaç edinen yükümlülüklere uygun olup olmadığının mahkemelerce denetlenebileceği hususu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “The Sunday Times” kararında da geçmektedir. Hükümete duyulan güvenin tesisi de işte bu takdir yetkisinin ve kullanılan yetkilerin yargısal denetimi yollarının etkin olarak kullanılmasıyla sağlanabilir. Çünkü yargısal denetim, hükümetin aldığı kararların denetimi ve halkın yargısal denetim yoluyla karar alma süreçlerine katılımı anlamını taşır. Afet-savaş süreçlerinde doğru, açık ve etkin bir bilgilendirme sürecine, afete-savaşa maruz kalanların mağduriyetini en aza indirecek bir yargısal denetime ve katılım mekanizmasına ihtiyaç vardır. Afet-savaş gibi süreçler en geniş toplumsal destek ve katkı ile aşılabilir. Ancak devletin afet-savaş süreçlerinden beklentisi ile afet-savaş gibi krizlerin aşılabilme koşulları tam da bu nedenle birbiriyle çatışır. Afetler-savaşlar, iktidarın kullanımı açısından daha fazla toplumsal meşruiyet ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesini gerektirir. Yetkinin merkezileştirilmesi de bu demokratik katılım süreçleri önünde bir engel değildir. Hükümetin takdir yetkisinin sınırının genişlemesi, bu yetkinin etkin denetiminin sağlanması ile afet-savaş sorunlarının aşılması için bir olanak haline gelir. Aksi durumda sürekli bir kriz yönetimi süreci inşa edilir ki bu da afeti-savaşı sonlandıracak bir rejimi değil; afetler-savaşlar üzerinden kriz rejiminin yarattığı merkeziyetçi yönetiminin aşırı ve denetimsiz bir güç kullanmasına yol açar. Bu durum da krizi sona erdirmez, daha fazla derinleştirir. Merkeziyetçilik, otoriter bir yönetim tesis etmenin ve verili kapitalist birikimin aracı haline dönüşür. Hükümetin yetki kullanımı, temel hak ve özgürlüklerin inşası hedefinden uzaklaşır. Bu durum, meşruiyet dayanaklarını yitirmiş bir yönetimin doğmasına neden olur.

SARKASTİK BİR DİZİNİN YENİ BÖLÜMLERİ

Bu yönüyle Türkiye 1980 darbesinden bu yana kriz hukuku rejiminden çıkmamıştır. Kobane eylemlilikleri nedeniyle Valilikler tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve yaşanan düşük yoğunluklu çatışma haline bakarak “acaba 90’lı yıllar geri mi geliyor” tartışması abesle iştigaldir. Çünkü henüz 80’li yıllar aşılabilmiş değildir. Valiliklerin Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca ilan edilecek olağanüstü hal koşullarında ek tedbir olarak alabileceği “sokağa çıkma yasağı kararı” almaları endişeyle karşılanmıştır. Bu kararın Anayasa’yı ihlal olduğu değerlendirilmiştir. Doğrudur. Valilik Makamı, İl Özel İdaresi Kanunu’na dayanarak bu olağanüstü hal rejimi dönemine ait bir yetkiyi “olağanüstü hal” ilan edilmeden kullanamaz. Dayanak İl Özel İdaresi Kanunu, temel bir hak ve özgürlük olan seyahat hakkını engelleyecek biçimde valiliklere böyle bir yetki vermemiştir. Ama olağanüstü hal rejimi ilan edilmeden, olağanüstü hal hukuku uygulamaları da yeni değildir.

Türkiye’de devlet eliyle sermaye birikimi sürecinde kullanılan “acele kamulaştırma” uygulaması Kamulaştırma Kanunu uyarınca ancak savaş halinde mümkünken, Bakanlar Kurulu her ay onlarca acele kamulaştırma kararı alabilmektedir. Yaşama hakkı, sermaye birikiminin zorunlulukları karşısında hiçe sayılabilmiştir. Savaş halinde, yurttaşın iki hayvanından birini devlete geri vermek üzere uygulanan bir Kanun, sermaye birikimi için son on yıldır etkin bir biçimde kullanılmıştır. Deprem riskini bertaraf etme gerekçesiyle çıkartılan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınacak kararlara ve yapılacak uygulamalara yargısal denetim sınırı getirilmesinin gerekçesi de olağanüstü hal koşulları olmuştur. Olağanüstü hal ilan edilmeden de “Hak arama hürriyeti” olağanüstü hal rejimi gerekleri varsayımıyla kısıtlanmıştır.

Bu anlamıyla devlet rejiminin sürekliliği, kapitalist iktisadi zorunluluk alanının yasalarına tabi olduğu sürece, olağan halin olağanüstü bir hukuk sistemi altında yaşanıyor olmasını doğru değerlendirmek gerekir. Ortada “yeni” bir durum yoktur. Verili bu kriz yönetim sürecini olağanlaştıran sürecin karşısında, yöneten ile yönetilen arasındaki açıyı daraltan her deneyim savaş rejiminin her türlü baskısına açıktır. Önemli olan tarihsel bu süreklilik içinde, toplumsal ve siyasal birikimi yeni bir hukuk rejimine yüzü dönük pratikler olarak inşa edip edemeyeceğimiz noktasında açığa çıkmaktadır.  Olağanüstü halden olağan hale geçici sağlayacak olanda işte bu toplumsal güç dengeleridir. Bu nedenle herkes bildiği yolda yürümeye devam ederken, rejimin karakterini öngörerek yürümeye devam etmelidir. Olağan üstü hal hukukunun araçlarından olan acele kamulaştırma kararı, “riskli alan ilanı” neyse “sokağa çıkma yasağı” ilanı da odur. Temel hak ve özgürlüklerin bütünlüğü içinde mücadele verilmezse olağanüstü hal rejimi kendini yeniden üretmeye devam edecektir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Arz-i halimizin tamamlayıcısı olarak Fevzi ÖZLÜER'in yazdığı "Olağanlaştırılmış Olağanüstü Halimiz" başlıklı metni sizlerle paylaşıyoruz. Düz mantık bir ülkeye, tek tip ve kapalı devre bir akla rehin edilirken, gidişatın her neye dönüştüğüne dair yetkin bir okuma parçası ÖZLÜER'in kaleminden dökülenler. Bir nevi uyarandır, görebilene.. Fikrinize..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
“Bir Gün Savaş Bitecek ve Ben Şiirime Geri Döneceğim” - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Nereye Dönüyoruz? - Kaçakkova - Mutlak Töz
Ölümü Zulmü Haksızlığı Kanıksamak - Şoreş HAKÎ - Harfvolver
İnsanlıkla Ne Alakanız Var? - Çetin YILMAZ - Jiyan
No Pasaran! - Özlem AKARSU ÇELİK - Milliyet Pazar
Hani Kardeştik? - Selda YETEN - 2 Eylül
Beleaguered At Home, Turkey Loses Friends Abroad As Isis Threat Grows - Andrew FINKEL - The Observer
Kobane ve Haysiyet - Leyla ALP - T24
Asya Abdullah: Rojava'yı Neden Boğmak İstiyorlar - Radikal Demokrasi Konferansı Konuşma Metni - Halkların Demokratik Partisi
Kobanê'nin Tozu... - Ertuğrul MAVİOĞLU - T24
Bir Ülkeye Ağıt - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
“Misli” ile Direniriz - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün
The Siege Of Kobani - Patrick COCKBURN - Counterpunch
Süreç, Kobanê’dir... - Besê HOZAT - Özgür Gündem
Kerbela'dan Kobanê'ye - Ali KENANOĞLU - Evrensel
Memleketin Fabrika Ayarlarına Dönüş - Emrah GÖKER - İstifhanem
Eyvahlar Olsun! Bunlar(*) “İyi Aile Çocuğu” Değil! - Mehveş EVİN - ME' Blog
Kobane Işığı Sönerse Mezopotamya ve Anadolu Karanlıkta Kalır! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Protestocu Diye 16 Kez Bıçaklandım, Polis İzledi - Taraf
Diyarbakır’da Huzur ‘Kobani’ye Bağlı’ - Çağıl KASAPOĞLU - BBC Türkçe
Kobanê Refugee Girl: “ISIS Destroyed My Dreams” - İskender DOĞU - RoarMag
Sınırdaki Kürt Köyleri Tek Vücut Tek Ses: ‘Yaşasın Kobani Direnişi’ - Frederike GEERDINK - Diken
Süryaniler: Kobani Düşmemeli, İnsanlık Kaybetmemeli! - Demokrat Haber
A Kurdish Alamo: 5 Reasons The Battle For Kobane Matters - Katherine WILKENS - Carnegie Endowment
Siz Yine de Kendinize Dikkat Edin - Gigi ZİLDJIAN - Gigi Yazar İse
Kobanê'ye Bakıyoruz; Stadyumdayız Sanki - Özgür AMED - Bianet
Irkçının ve Arsızın Kutsal ‘Bankamatik’ Hakkı… - Murat SEVİNÇ - Diken
Polis Molotof Kullanana Ateş Edebilecek - Sibel YÜKLER - Dokuz8 Haber
Hadi Davranın... - Hayko BAĞDAT - Taraf
PKK ile IŞİD Bir Mi? - Gökhan KAYA - Medya Faresi
Kobane'den Mektup Var; Anne Seni Çok Özledim - Narin - Kaynakça-Diren Vicdan
Mecbur Değilse Niye Savaşsın Ölsün Bu Kadın? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Serhildan ve Kobanê Direnişi Türkiye’yi Kaostan Kurtaracak - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
1915’te Kobanê - Serdar KORUCU - Agos
IŞİD Irak ve Suriye’de Kadim Halkları Yok Ediyor - Zeynep TOZDUMAN - Jiyan
İğne (Ve Çuvaldız) - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Siyasi Haber
Gezi-Kobanê Kıyası Olur Mu? - İrfan AKTAN - Zete
Kobane ve Barış Süreci - Serdar ESEN - Bursaport
Chomsky: Türkiye ABD'yi Dinlemediği İçin Amerikan Basını Türkiye Aleyhine Yazıyor - Mine Gencel BEK - T24
Fall Of Kobani Risks Security Of Whole Region, Says Syrian Kurdish Leader - Mick KREVER - Amanpour Blog via CNN
Will The Blood Of Kobani’s Kurds Be On Turkey’s Hands? - Seth LIPSKY - Haaretz
A ‘Revolution’ Under Attack – The Alternative In Midst The War In Syria - Ulrike FLADER - Anarkismo
Why Is The World Ignoring The Revolutionary Kurds in Syria? - David GRAEBER - The Guardian
Kobanê è Sola? - Sandro MEZZADRA - Euronomade
Time For Turkey To Stop Sitting On Its Hands In The Face Of Isis Threat - Editorial - The Independent
Turkey And Syria: While Kobane Burns - The Economist
Solidarität Mit Kobane! Nein Zur Intervention Des Westens! - Marx21
Umutlar Gezi 3. Sezonda - Süleyman ALTUNOĞLU - Siyasol
2014 Kobane Çatışmaları - Krasotkin - Sourtimes
AKP'li Emrullah İşler: IŞİD Öldürüyor Ama İşkence Bari Yapmıyor - T24
Is IS About To Overrun Iraq’s Anbar Province? - Joanna PARASZCZUK - Radio Free Europe - Radio Liberty
SOS Kurde : La Bataille de Kobane Tourne à l’avantage Des Djihadistes - Pierre HASKI - Rue89
El Kaide’den Post-Kaide’ye Dönüşüm: Işid - Recep Tayyip GÜRLER & Ömer Behram ÖZDEMİR - Tutunamayanlar
Firuzabadi: Kobani’den Komplo Kokusu Geliyor - Yakın Doğu Haber
How Not To Understand ISIS - Alireza DOOSTDAR - Divinity School
The Campaign Against ISIS: Is Syria An Afterthought? - Frederic C. HOF - Atlantic Council
Ghosts Of Aleppo - Full Length - Vice News
Iraqi Journalist Who Embedded With Shia Militias On Fighting ISIS & Why US Strategy Is Bound To Fail - GOODMAN - SHAIKH - SCAHILL - Democracy Now
40 Maps That Explain The Middle East - Max FISHER - Vox
Around 20 Sunni Men Arrested On Eid Day In Mahabad - HRA News
Rojava Anayasası - Rojava Toplum Sözleşmesi - Mutlu ÇİVİROĞLU
Zorla Çirkinlik Oluyor! - Pınar TREMBLAY - T24
Dilar Dirik's Lecture: "Stateless Democracy: How The Kurdish Women Movement Liberated Democracy From The State" At New World Summit
Suriye… Çocukluğum… - Emre KARAÇAYLI - Gezite
Karabağ’da Barış Arayışı - Agos
Dayê Welat Kurdistan E! - Faruk AYYILDIZ - Evrensel Pazar
Meksika, Arjantin, İspanya, Bask ve Cataluña'dan Kobané ile Dayanışma Eylemleri - Patria Libre O Muerte
Watch: Ferguson Flash Mob Interrupts St. Louis Symphony with Requiem For Michael Brown - Tom BOGGIONI - Raw Story
Günümüz Yunanistan’ında Ortak Olanların Özyönetimi - Alexandros KIOUPKIOLIS & Theodoros KARYOTIS - Müştereklerimiz

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel
Resim – Aris Messinis – AFP

>>>>>Poemé
Bir Ninni Ya Da Türkü - Afşar TİMUÇİN

Çocuğum uyusan bir güzel
Ölümleri düşünmeyi bıraksan da
Nasıl olsa şimdi korkunç amcalar
Ateşler akıtmıyor göklerden
Çocuğum güzelce uyusan da
Uyansan güneşli bir güne
Nasıl olsa şimdi uzaktan
Tank gürültüleri gelmiyor
Nasıl olsa dindi yağmur gibi
Makineli tüfeklerin sesleri
Sanırım yarına kadar bizi
Öldürmeyi düşünmez kimseler
Sen de bilirsin ki bir akşamla bir sabah
Arasında ne güzel yüzyıllar vardır
Uyu tadını çıkar yaşamanın
Değil mi ki savaşların çocuğusun
Daha çok sevmelisin her şeyi
Çocuğum bir güzel uyu şimdi
Hem o kadar üstünde durma
Öleceksek öleceğiz nasıl olsa
Yaşam dediğimiz bu güzellik
Kırılgandır dayanamaz korkuya

Kaynak

No comments: