Sunday, November 30, 2014

Deuss Ex Machina # 526 - It's Nearly Tomorrow

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_526_--_it's nearly tomorrow

24 Kasım 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Flooba - Private Departures (Batenim Netlabel)
2. Flooba - Last Games In April (Batenim Netlabel)
3. Psychic Frequencies - Projecting Fractures (Test Tube)
4. Psychic Frequencies - Concrete And Disorder (Test Tube)
5. saneLIV - All Is Conflict And You Must Take Sides (Haze)
6. saneLIV - Denouement (Haze)
7. Blackberry - Ruhezustand (Phonocake)
8. Blackberry - Ecken Und Kanten (Phonocake)
9. Borealis - Antivenene (Ellevæ Cancelle) (Tipping Hand Recordings)
10. Borealis - Zantedeschia (Tipping Hand Recordings)

it's nearly tomorrow
(526)

Aynı Nakarat (Yetmedi Mi?)

(…) İktidarın kötü, çok kötü olduğuna inanıyorum. Onun varlığı karşısında mütevekkil ve kaderciyim, ama bir musibet olduğunu düşünüyorum. Bakın, iktidara ulaşmış kimseler tanıdım ve bu korkunç bir şey. Ünlü olmayı başaran bir yazar kadar korkunç bir şey. Üniformalı olmak gibi bir şey bu; üzerinizde bir üniforma varsa, artık aynı insan olamazsınız: İşte, iktidara ulaşmak da, daima aynı olan görünmez bir üniformayı giymektir. Kendime soruyorum: Normal olan, ya da normal gibi görünen bir insan, iktidarı neden kabul eder? Sabahtan akşama meşgul yaşamayı neden kabul eder? Muhtemelen hükmetmek bir zevk, bir zaaf olduğu içindir bu. Bunun içindir ki kendi isteğiyle iktidardan feragat eden hiçbir diktatör ya da mutlak şef örneği yoktur. (…) İktidar şeytanidir: Şeytan, iktidar hırsı olan bir melekti sadece. İktidarı arzulamak insanlığın uğradığı en büyük lanettir. Emil Michel CIORAN - Ezeli Mağlup (Söyleşiler) – Çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, 2007

*

Hep aynı nakarat tekrar edilip duruluyor. Bütün paramparça edilmişken bir dolu hezeyan bir o kadar felaket, üzerine kesintisiz bir tahakküm yinelenirken günler günleri kovalamaya devam ederken aşina olunan ezberlerle yol alınıyor işte bu menzilin dâhilinde. Sınırlar artık öylesine keskin ve iç içe ki müdahalelerin pekliği ve nefes bile alınmadan yinelene gelmesi halimizi ve ahvalimizi yalın bir biçimde özetliyor. Halimiz topyekûn yıkım güncesinin bizatihi kendisine dönüşüyor. Ahval ise bunun hem takipçisi hem de onaylayıcısı hamlelere ev sahipliği yapıyor. Görünen köye kılavuza ne hacet gök kubbe başımıza çalınıyor aralıksız hemen her gün. Bildik tanımlamalar, ekranlarda gösterilip de unutturulanlar, bir günlük siyaset kotasında harcananlar değil sadece bunlar kadar görünemeyen, anlaşılmayan ve nedense hemen hiç kafa yorulmayan sıradanın dertleridir gök kubbe misalindeki kafamıza çalınmakta olan.

Başka şeylerden, hep başka rotalardan bildirimler gerçekleştirilirken esas-asıl dertlerimizle bir başımıza konuluruz. Dert sana, bana ona diye ayrıştırılırken böylesi tarif edilirken birimizden, birimize değil hemen hepimize hemen her an mutlak bir yıkım bildirilmektedir oysa nakaratlarda. Nakarat edilen söz değildir sade ve sadece. Şekillendirilmiş asla kâfi bulunmayan bir hiddettir eş zamanlı olarak. Nalıncı keseri gibi aynı cümleler bir örnek başka şeyleri bildirmektedir artık patavatsızca. Dönüşüm, devinim ve ilerleme terimleri kasten ve bilinçli bir izole etme ve dışlama çabasında kullanılan edimlerdir. Devletin araç kutusu, ilk yardım çantası, o el kitabında aynı nakaratın binlerce kez hissettirilmeden tekrar edilmesi yazılıdır. Hissettirilmeden sürdürülmesi vaaz olunan yıkımları süreklileştirmektir.

Her tekrarda, daha önce bildirilmemişi duyurulmamışı dahası başa gelecek ne kalmıştır ki dahası olsun avuntusunu saf dışına öteleyen, bunu her defasında yineleyen bir mekanizma bina olunmaktadır. Kolektif anonim bir değişiklik gereksiz bir yorum ilavesi olur. Hâsılı asıl olan bu yerde bir tekrarda yüzlerce kez ithamın, ikazın yaftalara dönüştürülmesidir. Mekanizma bunu sağlama alarak ve hep birlikte sürekli güncellenen devlet aygıtıdır. Devletin nakaratları ‘fragman’ ya da jenerik değil kesintisiz bir tahakküm bildirimidir. Her bildirim ile yaraların bir kez daha kanatılmasıdır gayretkeş olunan. Dün gibi hatırlanan, bugün ise tek bir cümlede geçiştirilen; nesnel şiddet yaşama halen kastetmektedir aralıksız olarak. Gidişatın ve var olanın göstere geldiği yıkım tecrübesidir bilahare ve aralıksız ve neredeyse sonsuz. Eşitlik bir uydurma tanımdan ötesini sağlamamaktadır bugünün düzeninde güncesinde artık.

Sorunlar biteviye kanatılmaya devam edilirken sözde birleşmenin, eşit koşullarda adil bir yaşamın artık tekrardan “restorasyonunun” nasıl sözde kaldığı örneklenmektedir. Dara düşüldüğünde ancak akla gelen açılımlar düzleminden en son sinagogu müze yapacağız bahsine sıkıştırılır mesele. Onca devlet eliyle yaşatılmış olan şiddet, tehdit, tenkit ve soykırıma rağmen hala bugün özrün yegâne karşılığı beton dökmek midir, kışlayı müzeye çevirmek midir, sinagogu müzeye, eski diye unutturulmaya çalışılanları komple silmek midir bu bahisler yanıtsızdır? Üniversite adını Munzur yapmak mıdır özür dilemek. Tanımsızlık menzilinden gün aşırı yeni bir ucubelik bina olunurken reel politik gündeminin, ancak kılıçlar kuşanıldığında akla gelenin bir kırım olduğu gerçeğine varmak zor mudur uzakta mıdır?

Eşitlik mefhumunun, sarf edilen sözlerde kalması dahası bu açılım bahsinde anılırken insanların varlıkları, bir yandan da fişlemelerin, soy kodu uygulamalarının toplumun önemli bir kesimine yollanan bunlar ötekileridir -mesajlarının önü alınmayacak, bir son bulmayacaksa nedir bu açılım teranesi, tiyatrosu, o pejmürdeliği. Eğitim hakkında bile tabi olan diye bildirilen; “Sünni Müslüman” din eğitiminin zorunlu kılındığı bir yerde bundan muafiyet isteyenlere kulak tıkayanların açılımı nedir, cidden necidir?  TEOG ile birlikte yapılan değişiklikler İmam Hatip Liseleri’nin dönüşümü ile başlanan sürecin ardından çıka gelen, eğreltilik, sistemin düzensizliği bir yana eğitim hakkında bile asal sözü bu devletin söylemeye devam ettiğini gösterirken bu açılım terane midir, masal mıdır, vitrin düzenlemesi midir nedir nicedir.

Zorunluluklardan mürekkep bir ülke için kaç sınanış vardır, daha kaç eşik dahası aşılacak engelleme, yapılacak icat kalmıştır. Eşitlik bahsi dile getirilirken, zikredilirken halkın pardon milletin Cumhurbaşkanı olan zatın kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir beyanından ötesi-ertesi nedir neye tekabül eder onca beylik söz dizimi bir dolu ahkâm, tahayyül. Eşitliği tarumar eden ve bununla yol aldıkça daha büyük ayrışmalara zemin arayan, buna çabalayan bir düşünselliğe karşı ne demeliyiz? Kadına yönelik şiddetin protesto edildiği akşamında dayak yiyip işkence görmüş ve tecavüze uğramış insanların varlığını nasıl okumalıyız, nasıl seslendirmeliyiz ki bütün bu eşitlik bahsinde dillendirilenlerin erk beyanının nasıl patavatsız, umarsız olduğu anlaşılabilsin. Birbirini takip eden bu söz dizimleri ve büyük sözcükler bir dolu nutuk yanında gerçeğin, hazanın ta kendisini nasıl anlatmalıyız ki bir kadın, bir insan, bir erkek ile eşit değildir ve olmamıştırı anlatabilelim.

Cumhurbaşkanı gibi sözünü yermek, yaftalamak, hedefe koymak için kullana gelenin bahsini nasıl anlamalıyız, yangına körükle gitmek dışında. Hiçbir surette düzeltilmeyecek, hatadan asla dönülmeyecek bir yerde anayasal hak olanın üzeri çizilirken neye nereden ve nasıl anlatmaya başlamalıyız bu gayya kuyusunda. Erkin takvimi, yönlendirmeleri var olan tanımların, diş ile tırnakla teker teker kazanılmış, geri alınmış haklara karşı birer manevradan ötesine çoktan ulaşmıştır. “Tahakküm etmenin” a’dan z’ye uzanan yolunda aralıksız her gün başka bir hamle karşımıza çıkartılır. Dün öyle denilen, bugün böyle denilerek yahut da dönüştürülerek, çekiştirilip, parça parça, talan edilerek tek ve mutlak olan bedene yönelik taarruz ve biçimlendirme sürekli kılınmaktadır. Bu bağlamda bir ilave olarak el ele tutuşmak yasaktır, hamile kadının sokakta gezinmesi, bir ihtimal öpüşmek de katiyen uygunsuz ve tenkit edilendir.

Toplumun tüm kodlarıyla oynanıp durulurken bedene yönelik şiddetli biçimlendirme hamlesi dönüp dolaşıp kendisine yeni bir menzil, mevzii bulur. Eşitlik yahut da, erk’in özetlendiği mevzunun çıkışı da buradan itibaren gerçekçi kılınır. Erkin tahayyülü bir kadının ya da bir lgbti insanın savunusundan, görünürlüğünden sair anlamlarıyla birlikte bu hayatı yaşayabilmesinin kısıtlandırılmasıdır. Biçimlenmiş olan akıllarla her yere laf yetiştirirken insana verilen değerin nasıl da yerlerde süründüğü meydana çıkmaktadır. Âdeme verilen hakkın koşa koşa Havva’dan kaçırılmasıdır çünkü mesele. İnsana verilen değer, kasten ve bilinçli olarak yağmalanan bir nesnelliğe hapsedilir burada. Kırmızıçizgiler bunun icadıdır. Genellendirilerek, genele yaygınlaştırılarak, bir tekrardan daha hızlıca sirayet ettirilerek paldır küldür göz önünde icra-i siyaset öğesi belleyerek ve sonsuza kadar gidecek ihtimalleri sürekli kurcalayarak, erk denetlenebilir bir toplumu oluşturmayı amaç edinir.

Denetlenen, gözetlenip, didik didik edilen hayatlarına her an müdahale edilebilecek bir toplumdur varılmak istenen iş bu ülkede. Varılmak istenen fiili sessizlik, zeyil bir tekliktir. Tek tipleştirmek için en başından ne gerekiyorsa her gün yine yeniden başta hayallere ket vurulur. Hayal ve imaj düşünülmeyen diyerek bildirilir. Düşünülmeyecektir, düşünmek edimi ile yoldan çıkılmaktadır çünkü fitneler olarak adlandırılanların tümü düşününce çıka gelmektedir muktedire göre. İnsan dediğinin her ne olduğu zerre umurunda değildir devletlûnun. Pratikte hayal edilenlerin iş bu sistemin alarm zillerini harekete geçirmesi kadınlara yönelik söylemden çıka gelenlerden bile belirgindir. Bu ülkede hayat standardı denilen şeyin talan edilmeye devam olunduğu salt bu birkaç cümleden afakîdir.

Standardın sağlanamadığı daha doğrusu müsamaha dahi gösterilmeyen “hasümüt” koddan artık salt İslami, şerri akıma ve akıla yönelim gerçek kılınandır. Gerçekten dönüşüm, artık onarılmayacak derecede tahribat ile kotarılmaktadır. Akla ve fikre ihtiyaç duymadan bir yayın yasağı ile her şeyin sıfırlanabildiği bir ülke gerçekten tanzim olunur. Tanzim edilmeye çalışılan hiçliğin yurdudur. Hiçlik ülkenin yeni adıdır. Yok etmek bu memleketin sıradanı ve gerektiğinde kolluk kuvvetinden, paramiliterlerine ve dahası bürokratlarından bir numarasında yer alan isim hiyerarşisinde en çok önemsenendir. Kelamın çöpe yollandığı, kimsenin kimseyi işitmediği erk gibi herkesin birbirini yerdiği, yaftaladığı ve gammazladığı kısacası müşterekin üstü çizilen bir yerdir. Müşterek olana dair kelamın dahi esirgendiği bir yerdir varılmaya hala çaba sarf edilen.

Gümbür gümbür aralıksız olarak “yenidir” diye bildirilen bizatihi bu eskinin takipçisi olan bir yaşamadır önü ve ardılı ile beraber. Birlikte kastedilen; insanlık meselesidir. Hem içeride hem dışarıda her fırsatta ve her yerde hedefe konulan insandır düşüncedir, akıldır ve fikirdir. Birlikte eylemenin önüne tek ve yekpare bir düzen tesis edilir. Duvarlardan ve akıl normu dışındaki sınırlandırmalardan mürekkep olan ülkedir istikamet. Tarumar edilen vicdan meselesidir gün ve şartlar her neyi gösterirse göstersin. Çiçekten, fıtrata, hurmadan, ümmete gün aşırı dile getirilen erkçe tüm bu pespayelik jargonuyla yenilenmiş olan ülke inşa etmektir. Sözün ona yenilenen ülkenin bedin, en fena, kötücül, onulmaz olanın her fenadan bir tutam, her azaptan bir demet, her çirkeflikten esef miktarda birleşerek, bütünleşerek yoluna devam etmektedir.

Gün başlangıcından sonuna kadar yıpratıcı bir dakiklikle sağlama alınan, hemen her yerde şekillendirilen inatla hamuru karılan, yoğrulan, çekiştirilen tatsız tuzsuz bir kıvama ulaştırılan şey budur, bu ülkedir. Nesnelleştirilen, dönüştürdükçe dahası, fenası en kötüsü için ve adına tümden yıkımın güncellenip durulduğu bir sahada ülke bahsi yapılabilir mi? Böylesi bir tespit haksız kaçar mı? Kusurların artık örtbas edilmediği ve bizatihi erkçe sahip çıkılarak, yönlendirdiği kesimlerce eksiklerin tamamlana geldiği bir yerde ülke bahsi yapılabilir mi hala böyle bir şey mümkün müdür? Naif zamanların o sıradan endişelerinde değiliz artık! Şimdiki güncelliğimiz içerisinde, bu sınırlar dâhilinde hiçbir şey sıradan değildir artık. Denetlenenin, o gözetim altına alınmaya çalışılanın dünümüz kadar günümüz şimdimiz ve geleceğimiz olduğu aleniyettedir. Her şey uluorta kırıma tabi tutulmaktadır hemen her şekilde.

Dili ketumlaştırma gayreti var olan açmazları kalıcı kılma çabası ve sonsuz bir al gülüm ver gülüm oyunu ile bir arada sahnelenenler yenilenmiş ülkeyi anlatmaktadır. Yenilenen şey artık hırsızlığın katilliğin, arsızlığın, utanmazlığın, aç gözlülüğün, onulmaz kati ve hiçbir surette akla makul gelmeyecek her fenalığın üzerinden yükselmektedir. Klasikleşmiş muhalefet şerhlerinden değildir anlatma gayretimiz. Dönüştükçe her birimizi dibine daha derine en kuytusuna çekilmeye çalışıldığımız bir meselin bildirimidir. Yok bildirilmek, yok edilmek yok sayılmak ve bir örnek o nakarattan oluşturulan güfte komple dönüştürülendir. Durmak yoktur yalanla ilerlemeye, hayatı çalmaya devamdır. Nakarat erkânın vurgularını gösterirken geri kalan talanın güncelliğidir. Görmek ve anlamak bir meseledir. Satır satır irade beyanında bulunmak ödevden çok hayatta kalabilmek içindir.

Hayatta kalmak bu kepazelikler düzeninde her ne elimizden çalınmaya devam ediliyor bunu anlamlandırma gayreti ile süren bir şarkıdır. Ezber edilmiş tüm nakaratlar tekrardan gün yüzü bulmakta bu menzilin dört bir yanında. Film hep başa sarılsa da değişmeyen, kalıt haline çoktan dönüşmüş, üzerinde zerre-i miskal oynanmayıp da şekillendirilmiş, kutsiyet atfedilmiş çağrılar yinelenmektedir. Erk en iyi bildiğini sakınmadan, hemen hiç gocunmadan tahakküm adına yineleye gelmektedir. Mamafih çukur derinleşmekte mamafih çürüme kalıcılaşmaktadır iş bu menzil dâhilinde. İşitilmeyen, anlaşılmayan, adlandırılmayan kolayca bir kenara derdest edilen hep ötelenen insanların ve o bahislerin toplamı nakaratların denk getirdiklerinden daha büyük yıkımlardır.

Söz çok zamandır unutturulurken tüm o bilindik ve aşina olunanların tezahürü cehennemi bir tasvirdir boyuna ve biteviye. Bugün soluk alırken bile zorlandığımız bu yerde o kâbusların müsebbipleri olanların hep tekrar ettikleri nakaratların karşısında söz eyleyebilecek miyiz mesele biraz da budur bu ülkede. Mesele az biraz da kırımların dibinde yaşayabilmektir her defasında daha biraz azalırken, kalanlarla birlikte eyleyebilmektir. Yok olmak bir ramaktır bir anlıktır, bin parçaya bölünerek, korkulara teslim olmaksa bir saniyeliktir. Yeniden meramları bütünleştirmek, yeniden kendimize ait olanı geri isteyebilmek için, nakaratları düzenlemek ve işte o devlet aklı karşısında kendimizi savunmayı başarabilecek miyiz? Gelecek geldi şimdi az daha ötemizde uzunca bahsedeceğimiz bir “iki bin on beş” iken anlar mısınız esas dert nedir? Esas nedir? İktidar nedir, ülke nedir, hayat nedir?  

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2014

>>>>>Bildirgeç
İtiraz Edin - Akın OLGUN - Birgün

İtiraz, kelimeleri çoğaltır, cümleleri doğurur ve berrak bir su gibi akar insanın içinde. Sıradanlığın ölü toprağını savurur üzerinizden, kalanları ise silkeleyip, rüzgârlara tutunursunuz. Savrulmak için değil, kafa tutmak için, yani anlayın ki yüzünüze çarpan o dalgalar taze bir günü uyandırır yüreğinizde.

İtirazsız yaşayanların maymun iştahlı sıradanlığı daha çok batar gözünüze.

Sizi didikleyen gözler dolanır artık etrafta. Birbirine benzeyenlere, benzeşenlere tuttuğunuz aynaya hücum ederler. Kırılır bir şeyler, çatırdar, kafa tuttuğunuz her an yaralı izler bırakır. Masalıdır artık onlar acılarınızın.

İtiraz edin

Bütün pişmanlıklar itirazsızlıktan çoğalır çünkü. Sıradanlığa boyun bükmenizden güçlenir ve kendi umutlarınızın celladı olmak yeterli gelmez. Alırsınız bir başkasının  başını.

İtiraz edin

İçinizde kalmış tüm ukdelerin, yaşamamışlığın müsebbibidir itirazsızlık. Her defasında döktüğünüz gözyaşı bir başkasına değil, kendinizedir. Sorduğunuz her soru, cevaplayamadığınız değil, cevap vermekten kaçtığınız yıllarınızın çıkmazıdır. Keşkeleri taşırsınız sırtınızda. Kendinize benzeyenleri bulup, öldürürsünüz günlerinizi. Asla kafi gelmez oysa hiç bir şey. Telafisiz suskunluk sıkar boğazınızı, dudaklarınız hep kurur, gözlerinizin feri dipsiz bir kuyu gibi çeker insan suretlerini. Korkuludur hepsi ve kaçmak için yüzünüzün hapishanesinden, tırmalarlar içinizi. Bilen bilir, en kötü hapishanedir suskunluk, öğütür insanın insanlığını.

İtiraz edin

Bütün bu çürümüşlüğe, kokuşmuşluğa ve mekanikleşmiş duyguların çıkardığı gıcırtılara. Paslanmış derinizi kazın. Söküp atın içinize bırakılmış sessizliği. Dinginlik huzur değil çünkü. Dinginlik kabullenilmiş bir çaresizliğin, yumuşatılmış halidir sadece. Bahanelerden örülmüş bir hayat, tanımaz asla bir başkasının yüreğini ve tanımlayamaz yaşamı.

İtiraz edin

İçlerimizi mezarlığa çevirenlerin çirkin yüzlerine bakın. Cinayetlerini  taşıtıyorlar bizlere, taşıdıkları bizleriz. Benzeştikçe kıyıyoruz çocukların geleceğine. Hazır ola geçmiş düşüncelerden, biriktirilmiş kabullerden alıyorlar en sevdiklerimizi. Puşt gönüllü güç zamparaları dolanıyor tepemizde. Hep açlar, tırnaklarının arasında yüreklerimizden parçalar, yine geçiriyorlar dişlerini hiç durmadan.

Yukarıda o çirkin bela, suskunluğumuzdan çatıyor zulmünü hepimize. Tek tek ayıklayıp içimizin tanelerini, eziyor ayaklarının altında. Tepetaklak olmayacağından öyle emin ki… Oysa her itirazda bozuluyor dengesi. Ne yapsa olmuyor, camına yağmur çarpsa sıçrıyor, rüzgâr esip yaprak hışırtısı taşıyor kapı aralıklarından, ürküyor. Biliyoruz, bu kadar vahşet rahat uyutmaz insanı. Her tıkırtıyı büyük bir meydan gösterisi sanıp, kocaman açar gözlerini. Artık herkes şüpheli, herkes maymuncuğu olmuştur oturduğu sarayın. İktidar tarlasının korkulukları bile çalıyorsa eğer, kim bilir daha neler neler…

İtiraz edelim

Rahatsız etmiyorsa cümleler, sözler dokunmuyorsa, kelimeler çoğaltmıyorsa sanatı, edebiyatı, müziği ve sarsmıyorsa vicdanımızı, yaşamıyoruz demektir.

Kurduğumuz içsel keyifler falan, yalana dolanmış sahte bir elma şekerinden ibarettir. Kuyruklu bahanelerden kurduğumuz “kıyak” yaşamlar, anlamsız içerikler ve günü kurtaran ezberler vermiyor hayatın rengini. İpsiz, sapsız günler hepsi sadece.

İtiraz edelim ki yeniden doğsun hayat ve tebessümsüz kalmasın “merhabalar.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Meramı tam ve eksiksiz bildirmek bir mesele. Yazmaktan ötede gerçekliğin tam ve eksiksiz yıkıma dair seslenmek bir meseledir. El bulduğumuz, kelimelerimizi tamamlayan isimler var şükür ki. Akın Olgun'un İtiraz Edin başlıklı makalesi de bu minvalde bir örnek. Bu minvalden bir hayata bu hayatta yol alabilmek için derman sağlayıcı. Okumak ve anlaşılmak bir meseleyken halimizin özetini yazarın anlayışına binaen paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Tikellik - Halil TURHANLI - Taraf
Hangisi En Beterdi? - Tanıl BORA - Birikim
Tezgâhta ‘Varoluşun Dayanılmaz Hafifliği’ - Ergin YILDIZOĞLU - EY' Blog
Ali İsmail’e Son Tekmeyi Atan Polis: Cumhurbaşkanı, Başbakan Gezi’ye Darbe Diyor, Ben Darbe Bastırdım! - T24
Erdoğan Vicdansızlığını Bir Kez Daha Gösterdi - Cumhuriyet
Ermeni Soykırımı ve Son Yüzyılda Dökülen Yüzler - Mehmet CAN - Devrimci Karadeniz
Erdoğan Doğrularını Söylüyor - Sezgin TÜZÜN - Bianet
Islamic State Group Attacks Kobani From Turkey - Bassem MROUE - AP
Inside Kobane: Devastation Mixed With Optimism - AP - Al Arabiya
Gazeteci Bali: Kobanê’nin Tamamen Kurtarıldığı Haberleri Doğru Değil - Murat ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Is The Formation Of A United Kurdish Army On The Horizon? - Franco GALDINI - Andrea LOMBARDO - Al Akhbar
How Western ‘Foreign Fighters’ Are Being Recruited Online To Join Kurds Against Islamic State - Adam TAYLOR - Washington Post
Serêkaniyê Hamlesi Sürüyor - İsmail ESKİN - Yeni Özgür Politika
تقرير مصور في اطراف مدينة عفرين القريبة من معسكر نبل و الزهراء
AKP’nin Kobanê Hesapları ve “Çözüm” Süreci - Ali KOÇER - Radikal.Blog
Cihatçıları Kim, Nasıl Manipüle Ediyor? - Thierry MEYSSAN - Özgür Üniversite
Iraqi Doctors On Unspeakable Abuse Of Yazidi Women: 'It Is A Public, Collective Act Of Rape' - Frances MARTEL - Breitbart
Trauer Um Tuğçe - Danijel MAJIC - Frankfurter Rundschau
Davutoğlu Dersim’de Ama O Vali de Edirne’de - Aslı AYDINTAŞBAŞ - Milliyet
Rakel Dink Calls For Overcoming Boundaries Between Turkey-Armenia - Public Radio Of Armenia
Türkiye'de Bugün Ermeni Olmak - Yetvart TOMASYAN - Repair Future
Yüzüncü Yılda Ne Olacak? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Ermeni Soykırımında Kardeş Değil Miydik? - Cevat SİNET - Aykırı Doğrular
Armenian Genocide Bill Brought To Turkish Parliament - Public Radio Of Armenia
1915 Soykırımında Hıristiyanları Koruyan Ezidi Çemberi - Mardin 1915 Bir Yıkımın Patolojik Anatomisi - Yves TERNON - Ermenistan.de
Turkey's Remaining Assyrian Christians Dream Of Better Times - AFP - Dawn.com
Açılımdan Üzerinde Tepinmeye: Dersim Ziyaretleri.. - Yetvart DANZİKYAN - Bir Orman Gibi
“Mesele Üç-Beş Alkış Değil”: Pul Pul Dökülen Hakikat - Umut Tümay ARSLAN - Azad Alik
Growing Divide Between Rich And Poor In Turkey - Dorian JONES - Deutsche Welle
The President Who Ate Turkey - Steven A. COOK - Politico Magazine
Yedik ve Yaptık Diyorlar, Vallahi Kendileri Diyorlar - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Demirtaş: 'Ezilen Halkların Sorunları Arasında Hiyerarşik Değil, Diyalektik Bir Bağ Kuracağız' - Halkların Demokratik Partisi
Hükümetten 4 Adım, Alevilerden 12 Talep - Fehim TAŞTEKİN - İlke Haber
Çözüm Süreci ve Kürt Sağı - Cuma ÇİÇEK - Birikim
Türkiye’nin Ermeni Siyasetinde Karabağ Savaşı - Styopa SAFARYAN - Repair Future
Türkiye-Ermenistan Sınırı Sosyo-Ekonomik Etkiler Araştırması - Rapor - BETAM - SAM - Hrant Dink Vakfı
Halkın Üzerinden Kazanç, Neoliberalizm ve Küresel Düzen - EVREN - CHOMSKY - Everest
Soma İddianamesi Reddedildi - Bianet
'Ermenek'teki İşçiler 15 Saat Kurtarılmayı Bekledi, Su Değil Metan Gazı Öldürdü' - T24
İlerleme: Sezai Karakoç - Lütfi BERGEN - İştirakî
''New York'ta Müslüman Olmak, Türkiye'de Yahudi Olmak'' - Cemal TUNÇDEMİR - Amerika Bülteni
Kadın Örgütleri: Erdoğan Anayasa'yı İhlal Etti - Bildirge - Kazete
Turkey's Erdogan: Women Are Not Equal to Men, Their Role is Motherhood - Umberto BACCHI - Int'l Business Times
Cinsiyet Farklılığı Mı Toplumsal Cinsiyet Mi? - Zeynep DİREK - ZD' Blog
Turkish Woman's Search Gives Voice To Islamized Armenians - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Feminizm ve “Müşterekler” Politikası - Silvia FEDERICI - Heinrich Böll Stiftung
Konca Kuriş’siz 25 Kasım Olur Mu? - Muhammed Cihad EBRARİ - MCE' Blog
Mücadele Kitabının Ferguson Baskısı - Womancipation - İştirakî
Ferguson Pool Supply Store Overestimating How Badly Looters Want Chlorine Tablets - Onion
Maulkorb Für Türkische Medien - Frankfurter Allgemeine
Onları Niye Savunamayız? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Kulluk Gücü Olmak Hiç Gücüne Gitmedi Mi? - Umur TALU - Habertürk
10 Soruda Yayın Yasakları - Sinan ONUŞ - BBC Türkçe
Açık Veri Sağlığa Yararlıdır - Anıl ÇELİK - Medium
“Mevsimler” Üzerine Röportaj - İbrahim ADIGÜZEL - Kamyon Dergi / Gün Zileli.com
Sanat ve Arzu - Ulus BAKER - Editör Tansu AÇIK - İletişim Yayınları
Patti Smith: “İsa Birinin Günahları Yüzünden Öldü Ama Benimkilerden Değil!”* - Zaf YUMRU - If İstanbul
Nekropolis - Armen SEMSUR - Radikal.Blog
Adnan – Nurinisa EROĞLU – Jiyan
Ataturk aka The Father Of Modern Turkey - Ratip TAHİR - Futuristika

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Fotoğraf

>>>>>Poemé
Kentin Varoşlarından Gelen Yoksul Arkadaşımız - Bertolt BRECHT

İncecik pardesüler içindeki okul arkadaşlarımız
her vakit çok geç gelirlerdi sabah dersine,
çünkü süt ve gazete dağıtırlardı annelerinin yerine.
Öğretmenler
onları bir güzel azarlar
ve işaret korlardı kara kaplı deftere

Getirmezlerdi yanlarında yiyecek filan.
Ders aralarında yalnız
ödevlerini yaparlardı helalarda.
Ama izin verilmezdi buna.
Dinlenmek ve yemek içinmiş ders araları.

Pi'nin ondalık değerini bilemediler mi
öğretmenleri sorardı onları:
Neden kalmadınız o çıktığınız çöplükte?
Bilirdi onlar neden kalmadıklarını.

Kentin varoşlarından gelen yoksul çocuklarına
devlet kapılarında önemsiz görevler vaadedilirdi,
bu yüzden onlar, gecelerini gündüzlerine katıp ezberlerlerdi
parça parça olmuş elden düşme kitaplarında ne varsa.
Bir de öğrenirlerdi öğretmenlerinin ayaklarını yalamayı
ve hor görmeyi kendi analarını

Varoşlardan gelen yoksul okul çocuklarına vaadedilen bu
                                                           önemsiz görevler
toprağın altındaydı.
Onlara ayrılan yerlerdeki sandalyelerin yoktu
oturacak yerleri.
Olsa olsa
Kısa bitkilerin kökleriydi
onları bekleyen.
Hem ne diye öğretiliyordu bu çocuklara Yunanca dilbilgisi,
Sezar'ın seferleri, sülfürün formülü, Pi'nin değeri?
Alınlarında yazılı olan Flander'lerin kitle mezarlarında
neye ihtiyaçları olacaktı bu çocukların
biraz kireçten başka?

Çeviri : A. KADİR - Gülen AKTAŞ
Kaynak

No comments: