Sunday, December 07, 2014

Deuss Ex Machina # 527 - breezy gjøre fjell flytte

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_527_--_breezy gjøre fjell flytte

01 Aralık 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Loscil - Bleeding Ink (Kranky)
2. Loscil - Ahull (Kranky)
3. Lawrence - Nowhere Is A Place (Mule Musiq)
4. Lawrence - Blue Mountain (Mule Musiq)
5. Barks - Ibsenism (Authentic Pew)
6. Markus Masuhr - Vanern (Authentic Pew)
7. Ben Frost - Venter (HTRK Remix) (Bedroom Community)
8. Ben Frost - Nolan (Regis Self Medicating Edit) (Bedroom Community)
9. Pfirter - Atman (Stroboscopic Artefacts)
10. Lakker - Pier (Stroboscopic Artefacts)

reezy gjøre fjell flytte
(527)

Yaşama Çabası 

Her defasında yinelene gelen uzağımızda değildir artık bizatihi yakınımızda, eşiğimizin içinde sınırları dâhilinde vuku bulan yaşatılan ve birbiri peşi sıra güncellenen “ataklar” birer meydan okuma tavrı olarak hayat üzerindeki tahakkümün şeklini, şemalını görünür kılmaktadır. Hayat dönüştürülürken hepimizin birer denek olduğumuz savının yinelene geldiği, aralıksız hiddetin artık gizlisi saklısı bırakılmayan şiddet seremonilerinin tamamının illa ki yok etmek üzerinden bildirildiği bir sahanlık gerçeğin ta kendisi eylenir. Yalanların, yeni yalanlarla şekillendirildiği menzilin her günü sanki tüm bu hamleler gündelik, olağan ve sıradan bir şeymiş gibi tasavvur edilmesi gayretinde yıkımlar tahakküm hanesinden görünür kılınmaktadır. İnanılan o masallar dizgesinden çıkartıla gelen biyopolitik uzamı cisimleştiren beyan ve hamlelerle bütünü keskin bir biçimde paylaştırılır.

Mekanizmanın tüm çarkları dönmeye devam ederken, gerçeklik her defasında vakit sektirmeksizin çıka gelmektedir burada. Tekmili birden düşünceyi yok ederek başlatılan hamleler nefes almayı engellemeye kadar uzanan bir şecerenin içerisinde zincirleme bir kasıt güncelliğine ulaştırılır behemehal. İktidarın güç istencine olan bağlılığı, arkası hiçbir zaman kesilmeyecek o tutkusu sıradan olana günü de geceyi de, dünü de yarını da zor kıldırır. Her defasında yinelene gelenler uzağımızda değil tam dibimizde, içimizde işleme konulan ve dönüştürülen ve yine yeniden güncellendiğinde tüm kastın her ne olduğunu anlamlandıran bir hamleler bütünü ortaya çıkar. Sarmal öylesine derindir ve güncellik öylesine dipsiz bir gayya kuyusudur ki her hamlede nasıl yok olduğumuz bir türlü tam anlaşılmaz. Her teşebbüsün nasıl bir yok ediş olduğu anlamlandırılamaz uzunca bir süre.

Rutin olarak anılanın sınırı içindeki bu olağan dışılık silsilesi yaşadığımız yerin biçimini tam olarak kuyuya dönüştürür. Dipsiz, sonu getirilmeyen, asla tükenmeyen bir tahakküm ile hemhal, her anı çok daha zor nefes alınabilen bir çukur ortaya çıkar görmek isteyene. Çukurlar derin yarlara dönüşür. Çukurlar artık içinden çıkılamayacak kadar yaygın kılınandır. Birisinin diğerinden daha beter hale dönüştürmek için elden gelenin yarına bırakılmadığı bir mefhumu gösterendir. Çukurlar sarıp kuşatıldığımızdır işte. Dört bir yan sarılıp sarmalanırken dört bir yerde yeni daha fena, daha kötü daha karmaşık çukurlar bina edilirken hayat her nerededir. Hayat nasıl bir uzama dönüştürülmektedir bu soru muammadır, mübalağasız karşılığı bulunmayacak kadar, şimdi derin bir hatırlayamama haline sımsıkı rehin edilendir.

Eti senin kemiği de senin denilen ustaya teslim edilen bedenlerdir işte o hatırlayamama halinde, bunca meydan okumaya rehin edilen. Hatırlatacak her nesne ve öğe ya da obje o derine kazılan çukurlara rehin bırakılmıştır, terk edilmiştir. Hatırlatacak olan her tecrübe daha dakikasında yok edilmekte ve üzeri örtülmektedir haddizatında. Kesintisizleşen tahakküm algısı, çürüme her yanı kapsamışken halen en geçerli olunan, bilinen ve tanımlanan yöntem halinde ilerletilmektedir. Biteviye tazelenen durmaksızın güncede karşımıza çıkan biri bitmeden bir başka çukurun imal olunmasına, yol veren düzenleyen sistemin kökenleri burada saklanmaktadır. Sistemin geleneği o yoldan, yöntemden itibaren hayatlarımıza karışmaktadır. Çukurlar bina olunurken bunların düz birer zemin ve ayağımızı toprağa basabileceğimiz kadar insancıl olduğu yinelenir ve tekrar edilir.

Oysa yapım yükselmeye başladıkça, bunun bir yerde gönüllü bir tutsaklık sahası olduğu onca göz boyamaya ve laf salatasına ve janjanlı takdimlere rağmen gaspın doğrudan hali meydana çıkmaktadır. Tüm çaba ülke yüzölçümünün hemen her metrekaresinde bir çukur tanzim edebilmek içindir. Güncellene gelen tüm yapımlar, hamleler birbirlerinin devamlılığı olan tedbirler ve yönlendirmeler tahakkümün şeklini şemalını gözler önünde her gün dönüştürmek bahsedilen çukurları daha da fazla yaygınlaştırmak adınadır işte.
Hayata karşı kurulan nesnel hamle düzeni bedene çukur ile gelir. Çukur görünür olan tehdidin bir yüzüdür. Çukur yapılması vaat edilen tüm kâbus güncelliğinin, cehennemi yeryüzüne tam ve eksiksiz olarak kotarmanın karşılıklarındandır. Artık -yüzeysel olmayan- hemen her yerde karşılaştığımız devletin tahayyülü ve layık gördüğünün temsilcilerindendir bu çukur meselesi.

Bugün, şimdi yaşadığımız yerin nasıl derinlemesine kırılmalara ev sahipliği yaptığı göz önüne getirildiğinde çukur bir simge olmaktan çıkıp hayatın merkezine konumlandırılanı anlatandır. Türlü laf oyunları, hazır paket düzenlemelerle ol zevahiri, gün kurtarılmaya çalışılırken esas yıkım kuvvetlendirilmekte çukurlar çoğaltılmaktadır. Behemehal her gün bir başka yer, başka bir menzil üzerinde çalışmalara girişilir. Susmayan bir irade, hiç durmayacak bir tahakküm etme asla kâfi gelmeyecek, yeterli bulunmayacak  “rövanşizm” bu ülkenin menzilinde her gün yeni bir yıkımı beraberinde getirmektedir. Çukur bu hamleler ülkesinde artık ötesine hiç kafa yorulmayan, ötesi mesele edilmeyen sathı mahalde her güne sığdırılan “küçük kıyametlerden” birisidir. Kıyametler modernize edilirken bu son kertede daha ağır yok edişleri, daha sessiz ve derinden yapıla gelmesinin de önünü açmıştır.

Bugün bahsettiğimiz disipline etme gayretleri, demokratikleşme şartı olarak sorunlarının dibinde temellendirilen yeni baskı uzam ve çabaları birbirlerine eklendiğinde resim kendiliğinden meydana çıkmaktadır. Bir resimde hemen bahis edilenlerin tümünü yekten görebilmek mümkündür. Disipline etme çabasının bir nevi denetim ve gözetim hamlesi olarak artı değerini, karşılığını bulduğu yerdir bu anlatmaya çalıştığımız. Meydana çıkan resmin detaylarında belirli bir yerde, yönde acılar bütünleştirilmektedir. Sıkış tepiş kesintisiz, tehditler biçimlendirme halini tanımlayan ızdırabı yineleyen tahayyüller erkin reel politik diskurunun haletiruhiyesini artık açıkça karşımıza çıkartmaktadır. Dil dönebildiği kadarıyla anlatmaya gayret ederken vurulmaya çalışılan ketler tam, mutlak engelli bir ülkenin kesintisiz hale evirilmesini, bir gerçek olarak hayatımızın sınırlarından içeri dâhil eder, kapısı sonuna kadar açıktır tahakkümün.

Handiyse doğar doğmaz başlanan bedene yönelik hamleler, engellemeler dönüştürme gayretleri kesintisiz olarak sürdürüle gelmektedir bu müesses nizam yeniden ayağa kaldırabilmek için. Yenilenecek olan nizamda hiçbir demokratik tepkimeye yer yoktur hemen her gün her şey yinelenen bir istikamette sadece ve sadece hayatın mahvı adına güncellenmektedir. İtiraz etmenin yerini salt riayet ve katı disiplinine uygunluk, görece endişe belirticilerinin tümüne sırt çevirmek ve daha pek çok yüzeyiyle yeni infernonun yapımı, bina edilmesine tanıklıktır. Vaat ile karşılaşılan bunların en fenalarının sıra sıra günden içeri buyur ettirildiği bir menzildir. Bazen tek bir cümlenin bile doğru anlamı ve bağlamı işittirdiği, bunu bir ihtimalden öte hakikate dönüştüğü bir yerde yaşamaktayız burası artık kesin bilgidir.

Kanı yüceltilen bir değer haline dönüştürmekten kaçınmayan, artık her günü azap çukuruna çeviren erkânın onca gizleme, saklama, üzerini örtme çabasına karşı tek bir cümle bütün bu kepazeliği anlamlandıracaktır. Edebi bir tahayyülün nevi şahsına münhasır önermelerindeki yetkinlik ya da şairane bir tespit değildir. Hiçbir uzamda şahane bir tespit olarak yer edinmeyecek olandır. Durmaksızın yinelene gelen tekrar ettirilip kafaya dikte olunanların bir tuzak olduğu meydana çıkacaktır o tek cümlede. Şirazesinden çıkartılmış olan devlet aklının, normunun, tavrının, her neye tekabül ettiği bilcümle anlaşılacaktır, bahiste. Toptan bir karede yıkımların hiç uzağında olmadığımız neredeyse dip dibe yönetilip kurgulanan bir süreklilik şemasından her gün apayrı bir kıyamın oluşturulduğu, naklolunduğu, tecrübe ettirildiği ve kesin olarak deneyin sürdürüldüğü anlamını ve karşılığını tez elden bulacaktır.

Devir fıtratları gereği, yok etmeyi, derdest etmeyi, hakir görmeyi mubah sayanların devridir. Devir adı üzerinde bir dikte etme halinin temelleri üzerinden yükselen “yeni” diye anılanın “eskiliğini” duyurandır eksiksiz hiç ilaveye gerek bıraktırmaksızın. Toptan mahvın zemini, yolu arşınlanmaya, bu yeni denilenin sınırlarından içeride, yöresinde kayıplar güncellenmeye devam olunmaktadır. Yenilenen akıl değil paraların istif edildiği zulalardır artık tek başına. Ayakkabı kutuların lafın gelişidir artık her şey yağmalandıkça meblağlar yükseldikçe bunları saklamanın bir anlamı kalmamıştır asla karışacak görüşecek olmadığından yiğidin malı meydandadır bu tahakküm ülkesinde. Yağma, talan ve rant için her şey yinele gelirken unutturmak adına, bu suskun kılma şartlarının hiçbiri eksiltilmez. Ak saray nam yapım hem ülkenin malıdır şahsiyetin dilinden dökülenler ışığında.

Dahası da vardır tanesi bilmiyoruz kaç bine çıkan altın varaklı bardakları, bin yüz elli küsurlu odasıyla, ithal edilmiş çevre düzenlemesiyle, şu ve buyu ile birlikte tastamam bir sarmal imal olunur. Örtbas edilmeye gerek yoktur artık yağmayı, nasıl olsa tahakküm elini kuvvetlendiren bir ara yol, yeni bir karar, kanun devreye, imdada yetişecektir. Yenilenen dosyaların davaların suç akitlerinin tamamının üzerine ‘yayın yasağı’ ile gereğinin yerine getirilmesidir meselenin tam da kurtaran yan yolu. Yenilenen, ‘ahlak’ denilen diskurun toptan tarumar edilmesinde bu konservatizm neferlerinin hali ve tavırlarıdır. Yara sadece bir yönlü değildir, bir yere değildir. Herkese ve her yere değendir. Muktedir aklının önemsiz bir detaya sıkıştırdığı, hep etrafından dolaştığı yaşattıklarının bir hesabının olduğu alenidir. Tümü birden birikmeye yığılmaya, kalıt gibi yükselmeye devam eden tahakküm nesnelliği karşısında sıradanın da bir sözünün olacağı elbette bilinmelidir.

Tüm bu cerahate karşı söze de bir gün sıra gelecektir. Gün aşırı yinelenen sanki uzağımızda bir yerlerde olmaktaymış gibi zikrolunanın tam da hayatlarımızın ortasında şekillendirildiği meydandadır artık. Topyekûn yıkımlar artık gizliden saklıdan değildir, hiçbir zaman olmadığı kadar görünüp yinelenen bir meseledir. Açılım denilirken; nefesin kesilmesi, takatin tükettirilmesidir bu sükûn ettirilen. Günlük hamlelerin arasına bilerek sıkıştırılmış olan barışmanın şartlarının her defasında yeniden kotarılması gayretidir mesel. Tahakküm hırsızlık ve yağmayı unutturabilmek için sözüm ona bazı adımlar atmaktadır. Bir yandan barışma yolu, bir yandan da eğitim reformu. Her şey güzel bir ülke içindir en yalanından. En pespaye cümle, değini ve anlatımlarla tek tip bir ülke imal edilmektedir aslında. Barışmak da katlederek halen can almaya devam ederek güncellenen bir süreçtir.

Kürdün hayatına verilen önemin, hayatları üzerinde bunca karar almayı olağan sayan zihne karşı tek bir sözünün bile karşılığı, gerçekten kurşundur. Gerçek kurşunlardır bu ülkede ötekisi bilinene reva görülen. Bunun en son örneği, Gever’de katledilen Rojhat Özdel’dir. Gever’de kolluk kuvvetinin devletlû hıncını aleniyette sunduğu bir kırım daha gerçekleştirilir işte. Dile pelesenk olmuş barışma umudunun, altı üstü bir gün görebilmenin hayaline ket yine gençlere kırım edilerek sağlanmıştır. Devletlunun başı olan zatın polis vatandaşı mı vuruyor ki serzenişinin seslendirildiği saatlerde yapılan vahşetin ta kendisidir Rojhat Özdel’in canının çalınması. Buna karşın yaygın medyanın servis edilenler ile kotardığı haberlerde, polis müdahalesi, Molotof saldırısı, terörist gibi tanımlamalar birlikte kullanılıp, var olan nefret bir kez daha sağlama alınır.

Bir teröristin canı alınmıştır, gerektiği gibi yaşaması gereksiz görülen bir can nihayetlendirilmiştir. Kime göre nasıl bir teröristliktir, kime göre nasıl bir başkaldırıdır ki kurşunla yok edilmeyi bunca önemsiz kılmaktadır. Rojhat Özdel’in canının çalınması normal addedilmektedir cevabı az yukarılarda bu cehennemi ülke için çabalayanların dillerinden dökülenlerde saklıdır. Bir kırımın arkasının hiç tükenmediğini göstere gelen karşılaşmalarımızın sonuncusu değildir işte Rojhat Özdel. Meşum bir sicile haiz ülkenin gerçek kimliğinin yeniden canlandırılmasıdır. Esas kendini bulmaktadır bu kırımların mabedinde. Yok ederek mi barışılacaktır burası halen muammadır. Yok ederek nereye kadar, nasıl yol alınacaktır yanıtsızdır halkların kendi sözlerinden, iradelerinden gayrisinde.

Eğitimin düzenlenmesi çalışmalarında Osmanlıcaya yer verilmesi kararlaştırılırken zorunlu kılınmasını sağlayabilmek için kamuoyu yoklanırken Kürtçenin varlığının umursanmamasıdır yaralarımız dediğimizi çoğaltan. Bir şeyler değişiyor dönüşüyor diye bunca avaza tutunanların hiçbir şeyi o eskiden ayrıştırmadığını da göstere gelmektedir bu tavırlar. Dahası da vardır din eğitiminde, tekil bir kurgunun, tek bir inancın dayatılması da söz konusudur. Ondan gerisi detay yahut da üzerine kafa yorulmayacak kadar önemsiz midir? Yanıtları halen beklenmektedir oysa kervan yolda düzülmeye devam edilmektedir. Atı alanlar katlettikleri gibi, asimile etmeyi de, bir dini dayatma öğesi olarak paylaşmayı da bu ileri demokrasi güncesinde hayalden gerçeğe taşımak konusunda Üsküdar’a varmaktadırlar. Hayat kendi rutininde devinirken sözüm ona, buna hep müdahale eden bir mekanizmanın eyledikleridir artık hiçbir surette sayfalara sığmayacak olan.

Devlet denilen, canlı cansız, karar verilmiş ya da sonradan uygulanan tüm değerleriyle birlikte bir tragedyayı tazelemektedir. Çürümenin altın çağıdır halen yazılmaya devam edilen. Hemen her gün şekillendirilmeye çalışılan, bu yeninin hamuruna gün aşırı müdahalelerle yaşama kast edişin normalleştirilmesidir. Yaşamın tükenişini sonsuz kılmak çürümeyi sineye çekilebilir bir mesele olarak değerlendirtmek her şeyin tozpembelik! içinde vuku bulduğu bir ülke tastamam bina edilmektedir. Tahakküm her yerdedir kimileri hiç fark etmese de burnumuzun ucundadır, aklımızın sınırlarındadır günü geceyi mahvedebilmek, tüketmek için. Menzilde dile yapışmış meydan okumalar birer süreklilik halinde duraksamaksızın tekrar olunuyor. Her taarruz ve her tahayyül kesintisizleştirilmiş olan tahakkümü yeniden hayatlarımıza dâhil ediyor. Meydan boş bulunduğundan yahut da epeydir öylesi savunulduğundan, bu cehennemi güncellikte aralıksız yeni kırılmaları beraberinde getiriliyor.

Menzil hep dikenli hep engelli namütenahi, mamafih bir yok etmenin suretlerine, ataklarına ev sahipliği yapa geliyor. Denk getirilenleri tek seferde düşündüğümüzde, birleştirdiğimizde o hayatın her ne hale konulduğu da anlaşılır hale geliyor. Yok etmek direnmeden teslim olmak ve koşulsuz zulme mahkum edilmek hakikatin ta kendisi kılınıyor. Zor zamanlarda değiliz sadece daha beter günlerin arafındayız. Meydan okumaların güncesinde geleceğimizin de halen çalınmaya devam edildiğini hiçbir an olsun unutmamanın farkındalılığıyla aralarda bir yerdeyiz. Sonumuz hayrola.

Sonsuz bir döngü halinde, otomatiğe bağlanmış olan tüm bu devlet pratiklerine karşı hayatı savunabilmekten gayri çıkışımız yok. Çürük bir eski düzenin, yamaları gün aşırı patlayıp, çatlayan sözüm ona yenisinin güncelliğinde sözü hatırlayabilmek, tahakküme karşı varım diyebilmek buradayım diye ses edebilmek meselemiz esas derdimizdir. Günümüz ve geleceğimiz yeni deneylere gebeyken, çürümenin menzilinden, bu araftan çıkış yolumuz için sözü hatırlayabilmek, sesi bütünleştirebilmek derdimiz, tasamız ve en çok da bir gün mutlaka yaşayabilmek için sebebimizin temellerindendir. Reel siyasetin, hayata karşı doğrudan müdahaleleri bunca keskin ve aralıksızken hikâyeden değil gerçekten kâbusa bir son için yola çıkmanın vakti değil midir, hala değil midir? Sözümüz işiten, okuyan ve anlayan herkesedir.

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2014

>>>>>Bildirgeç
Linç - Nurinisa EROĞLU - Jiyan


Yavuz  Bingöl’ün  Ahmet Hakan Coşkun’a verdiği  malum röportaj,  büyük  ve çok haklı bir öfke yarattı. Meselenin odağında   öldürülmüş  bir  çocuk ve annesi var,  zira.

Şimdi   gelin,   bütün insanlık tarihinin bildiği ve kabul ettiği konuyu  hatırlayalım: Şu hayatta bir insanın çocuğunun kendisinden önce ölmesi başa gelebilecek en büyük felakettir. Cehennemin ta kendisidir.  Ondan öte olandır. Hiçbir şekilde teselli edilemeyen, unutulamayandır.

Denir ya;  ‘Allah  düşmanımın bile  başına vermesin!’

Tam  da o!

Bu, ‘sıradan’ bir ölüm de bile böyledir.

Lakin karşımızdaki hadise,  en acı olanı bile katlayan bir vaziyet.

Gülsüm Elvan  çocuğunu  ‘sıradan’  bir ölümle kaybetmedi.  Olup biten herkesin malumu. Yetmez  ve evet: Bu felaketin üstüne bir de yine malum olan yuhalatılma meselesi ve onu takip eden  sözler- hadiseler  geldi.

Her seferinde kalbine  saplanmış bıçak orayı bir daha kanattı.

Apaçık herkesin içinde oldu bu.

Ve.. Acı olan: Toplumun belli bir kesimi hariç,  kimseden ses çıkmadı. İyi biliriz: Bu memleketin suskun seyircisi çoktur. Lakin konuşanlardan  bir  bölümü de  burada susmayı veya geçiştirmeyi tercih etti.

Onları utanç verici ‘tercihleriyle!’ başbaşa bırakmıştık ki; Yavuz Bingöl, eli artırdı!  ‘İnsani rövanştır’  diye koydu meselenin adını.

Bingöl’ün çocuğu veya çocuğu kadar sevdiği, bebekliğine, büyümesine birebir tanıklık ettiği  Berkin yaşlarında biri var mı yanında yöresinde.. bilmiyorum.  Yani, bir çocuk hangi emeklerle yetiştiriliyor ve  o çocuk yaşadığı evi nasıl aydınlatıyor?..

Ve.. Mesela, bir geceliğine  bir arkadaşına kalmaya gittiğinde bile  o evde nasıl da ‘ışıklar sönüyor’ iken,  bir de, bir daha dönmemek üzere…  tamamen gitmesi…Yatağının, odasının  boş kalması. Okul çantası, giysileri, kitapları, bebeklik oyuncakları,  orada  öylece yapayalnız.

Neyse..

‘Soğukkanlı- profesyonel!’,  dahası pardon ama, tam adlı adınca: Kaşar! Yorumcu olmadığım için…-Şükür!-  devam edemeyeceğim bu konuya..

xxx

Gülsüm Elvan, akla hayale gelmeyecek olanı yaşadı.

Yaşıyor.

İnsanlığın bittiği noktada,  bir anne,  etrafında bir avuç insanla  tutunmaya çalışıyor ve siz onun ölmüş evladının  çok kıymetli hatırasının üstünde bir daha, bir daha… tepiniyorsunuz!

Yanınızda,  sesi en çok çıkanlar, her şeye hakim ve muktedir olanlar.

Elele, kolkola. Gönül gönüle!

Sonra da; oluşan  tepkilere  ‘Linç’ diyorsunuz.

Kaldı ki, tepkiler de malum: Aynen Berkin ve annesi gibi ‘Tutunamayanlardan’ gelmekte.  Kesi  kimsesi olmayanlardan. Garibanlardan.  Kenarda köşede kalanlardan.  Sistemin dışarıda bıraktığı, dahası her geçen gün biraz daha üstüne gidip ezdiği, elinde avucunda yalnızca  söyleyecek sözü kalan  insanlardan.

Ve.. Bunun adı; Linç!

Öyle mi?

Size bir şey söylemek isterim:  Türkiye yalnızca aklını değil, kalbini ve vicdanını da kaybetti.  En tepeden senelerdir pompalanan ‘mağduriyet ticareti’ her yere, herkese sirayet etti. Kolaycılığa, ezbere, uyanıklığa bayılan bir toplum, bu  söylem vesilesiyle altın bulmuş gibi oldu.

Altınınız, pul olsun!

O ayrı,  ama şu da var:  İnsanların kalbini  en zayıf yerinden kanatacaksınız, bunu hiç durmadan yapacaksınız ve karşılığında gelen tepkilere  ‘Küfür var. Hakaret  var. Linç var!’ diyerek bir de üste çıkacaksınız!

Peki!

Aferin size!

Yalnız… Bu noktada şunu hatırlatmak isterim. Malum:

Taş, taşla tartılır.

Gül, gül ile.

Ölü evlat üzerinden dünyalık yapana ve onu şu ya da bu şekilde mazur göstermeye, hafifletici neden bulmaya çalışana, ‘Kardeşim adama niye küfür, hakaret ediyorsunuz?..’ diye ‘hassasiyet’ gösterene, insanları  ‘cool’ davranmaya davet edenlere…  ne denir?..

Herkes, biliyor cevabı.

Fazlası, gereksiz.

Final şöyle olsun: Bir gün böyle bir şey başınıza gelirse, ne yapacağınızı görürüz- görürsünüz,  demek isterim. Diyemem. Sizin için- bile- bunu söyleyemem.

En iyisi:

Gülsüm Elvan, size bakıyor!

Onunla birlikte, biz de!

Siz de şunu yapın: Bir an, zamanı durdurun. Kenarda  köşede  artık ne kadar ise, hayatta kalmış insanlığınızın kırıntılarını toparlayın.

Sonra…  Sahici bir ayna bulun.

Uzun uzun  ve samimiyetle bakın ona.

Gördüğünüze inanamayacaksınız.

Ve… ‘Nezaket göstermişler! Az bile söylemişler!’ diyerek,  küfürün  ve hakaretin en kallavisini kendi kendinize edeceksiniz.

Taşı taş, gülü gül ile tartanları – belki bir nebze olsun-  anlayarak.

Geç de olsa!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Kısadan mevzunun her ne olduğunu bildirebilmek büyük bir çaba ve özveriyi aynı zamanda da gözlemi gerektiriyor. Arzihallerin tamamlayıcısı olan seçtiğimiz metinler bu deneyimi, gerçekliği hiç lafı eğip bükmeden sunan metinler oluyor. Nurinisa EROĞLU'nun Jiyan için kaleme aldığı bu Linç makalesi de bu minvalde bir anlamı taşıyor günümüze. Sözümüz içerisinde değinemediğimiz cumhurun, yancılarının aslında her ne düşündüklerini açık eden, sorgulayan bir metin. Linç ne demek halen şüphe taşıyanlara ithafen.. Nurinisa EROĞLU ve Jiyan'ın anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Fıtratınızı Nasıl Alırdınız? - Rahmi M. ÖĞDÜL - Birgün
Esas Rejim Değişikliği - Ahmet TULGAR - AT' Blog
Kimsesiz Öleceksiniz… - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
Haysiyetsizler Sınıfında ‘Değerler’ Eğitimi - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün
Kesilen Sadece Eric Garner’in Nefesi Mi? - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Berkin'in Dosyasını Sor Bir Dahaki Düetinizde - Kanat ATKAYA - Hürriyet
RTE'ye Sesleniyoruz! - Elvan Ailesi - #DirenBerkinElvan
Bingöl'ün Babası: Özür Dilerim - Gerçek Gündem
Annesi Şahsenem Bacı Oğlu Yavuz Bingöl ile Arasındaki Farkı Anlatmış - Demokrat Haber
İktidar ve Aydınlar: Sanatçıları Linçten Kurtarmak Mı, Kurnazca Kullanmak Mı? - Hakan AKSAY - T24
Ahmet Hakan, ‘Bütün Yönleriyle Yavuz Bingöl Olayı’nı Yazdı, Faturayı İktidara Kesti - Diken
Karakolda Aile Boyu Dayağa 25 Ay Sonra 'İşkence' Denildi - İsmail SAYMAZ - Radikal
İyi Niyetliysen "Makul Şüphe"lenilmesi Zoruna Gitmez Mi? - Ömer Faruk GERGERLİOĞLU - ÖFG' Blog
ÇHD: Özel Yetkili Mahkeme Yine Geliyor - Bianet
MİT ve Emniyet’e De ‘Bedelli’ Geliri; Üstelik Sadece Başbakan Onayıyla ve Denetimsiz - Pınar ÖĞÜNÇ - Diken
Tuğçe Albayrak: Germany Calls For President To Grant Posthumous Award To Student - Tony PATERSON - The Independent
Sırp Değil, Erkek. Türk Değil, Kadın. - Yeşim NUMAN - Jiyan
Yılmazer: İstihbaratta Dink ve Agos Dosyası Vardı - Uygar GÜLTEKİN - Agos
‘Dink’in Fişinden’ Bahseden Yılmazer’in İfadesinin Ardından Avukatlar ‘Fiş’in Peşinde - Zete
Yeni Şafak %50’ye Yalan Söylüyor, Ve Bu Herkes İçin Kötü Haber - Efe Kerem SÖZERİ - Jiyan
Turkish Citizenship For Armenian Diaspora Good For Normalization - Osman ÜNALAN - Today's Zaman
Cemal Pasha’s Grandson To Present His Book On Armenian Genocide - Mediamax
Ապրիլի 24-ին մենք տուն գնացողը չենք, ուզում են կրակեն, թող կրակեն. «Ժողովուրդ» - Yerevan News
Ալժիրցի ու հայ դերասանները թուրք ռեժիսորի «Հատում» ֆիլմում - Աստղիկ Իգիթյան - Panorama.am
Hazmı Zor Bir Filme Dair - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Fatih Akın: Çok Şımartılmıştım, Şimdi Yumruk Yiyorum! - Uğur VARDAN - Hürriyet
Ara Güler: Ermeni Olduğumu Gizledim; Türkiye'de P.ştlar Vardır, Takar - Evrim Emre ÇOLAKOĞLU - T24
Pınar Selek Case Continues On December 5 - Bianet
Bir Antropologun Zorunlu Din Dersi Üzerine Öz-düşünümsel Notları - Hülya DOĞAN - BiaMag
İlkokul 3'e Kadar Zorunlu Din Dersi İçin Komisyon Kararı - Mehmet ÇINAR - Memurlar.net
Alevilerin Yargı Zaferi - Ali KENANOĞLU - Evrensel
AİHM: Türkiye Cemevlerinde Ayrımcılık ve İnanç Özgürlüğü İhlali Var - Agos
Maltepe Belediyesi Cemevlerini İbadethane Olarak Kabul Etti - İMC
İstanbul Rumları: Şehrin Kadim Sakinleri - Serdar KORUCU - Atlas
“Herkesin Bildiği”nden “Kimsenin Bilmediği, Hepsi Diyarbakır”a - Mehmet Ali SARGIN - BiaMag
Diyarbakır'dan Londra'ya Uzanan Tek Kişilik Film - Pazar Sabah
Seçim, Baraj ve Kamuoyu Yoklamaları (1) ve (2) - Sezgin TÜZÜN - Bianet
“Yeni Türkiye” - Deniz YILDIRIM - Sendika.org
AKP’lilerin Kavgasında Yeni Perde Açıldı - Orta Sayfa
Karaman: Ey Devleti Yönetenler, Yoksulların Hakkını Yiyenlerden Hesap Sorulmazsa Üzerimize Bela Yağacak! - T24
Maslak Yolunu Özelleştirip, Yolu Kapattılar! - İleri Haber
Artvin Mi, Maden Mi?' Sorusuna Mahkeme 'Artvin' Cevabını Verdi - İdris EMEN - Radikal
Soma'da 2 Bin 800 Madencinin İşine SMS Yoluyla Son Verildi - Al Jazeera Türk
Yatağan’da Bir Garip Ateş… - Ahmet GİRE - Başlangıç
Yatağan’da ‘Ev Sahibi’ Değişti Mücadele Sürüyor - Evrensel
Özelleştirme Saldırısı - Burçak ÖZOĞLU - soL
Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinde İşçi #Özyönetim Deneyimleri ve Kriz Dönemlerinde Özyönetimin Olanakları - Özgür NARİN - Diren Emek
Aleppo The Remnants Of Life In Syria's Hotbed - Francesca BORI - Compass Cultura
Learning To Be A Child Again: Maryam’s Story From Za’atari - Helen WYLIE - Unicef UK
Batı İttifakı ve Türkiye’nin Uluslararası Profili - Selin NASİ İZ - Şalom
Adding Turkey To The "State Sponsors Of Terrorism" List - Daniel PIPES - DP' Blog
Suruç - İlknur ÜSTÜN - Amargi
İD'in Kobani'ye Türkiye Topraklarından Saldırısı - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Rojava'dan Türkiye'ye: Alo Siloda Kim Var? Asker Değilse Karşılık Vereceğiz! - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Paramaz Heval Benim Sırtımda Şehit Düştü - Etkin Haber Ajansı
Diktatörün Sarayındaki Paçoz Çariçe - Galip MUNZAM - soL
Bir Mağduriyet Komplosu Olarak Müslümanlık Ya Da Barınç’ın Dibi Var Mı ? - Deli Gaffar - DG' Blog
Mamma Li Turchi, Annee.. İslam Devleti Geliyor. - Canakci - Liberteryen.org
Ferguson Aklamasının Siyasi Dersleri - Joseph KISHORE - WSWS
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’e Sonsöz - Erich FROMM - Notosoloji
Overcoming The Shock Doctrine - Soy Pública - Guerilla Translation
Adamım Büyüksün - Nebiye - Reçel
Sevmek Zamanı; Aşk Yansımasından İnsan Yansımasına - Emek EREZ - Kamyon Dergi
Yağmur Da Güzelleştirmez - Tuğçe ERÇETİN - Agos
Çok Kızgınım - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
"Her Şeyimi Şiire Borçluyum" - Vivet KANETTİ - Sanatatak
Dürer's Polyhedron: 5 Theories That Explain Melencolia's Crazy Cube - Günter M. ZIEGLER - The Guardian

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Fotoğraf

>>>>>Poemé
Uçurum, Su, Kırlangıç - Süreyya BERFE

Alnın bir uçurum
önce gözlerimin
sonra dudaklarımın düştüğü
ve her seferinde
saçlarına takılıp kaldığı bir uçurum

Serin bir su alnının kokusu
Bu çok sıcak şehirde
birdenbire önüne çıkan
yenileyen dirilten
serin bir su

Gözlerin
yükü ağır iki kırlangıç
Bana doğru kalbime doğru
uçan uçan iki kırlangıç
Kimi zaman değip geçen
kimi zaman çarpıp kalan
karanlık şeylerden aydınlıklar taşıyan
sevinçle kederi
aşkla çileyi
bugünle yarını yansıtan
iki kırlangıç

Kaynak

No comments: