Sunday, January 11, 2015

Deuss Ex Machina # 532 - jsc_jsh_jsm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_532_--_jsc_jsh_jsm

05 Ocak 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Second Moon Of Winter - Come Around (Denovali Records)
2. Second Moon Of Winter - Ghandi Missed The Train (Denovali Records)
3. Bitchin' Bajas - Orgone (Drag City)
4. Bitchin' Bajas - Ruby (Drag City)
5. Mogwai - HMP Shaun William Ryder (Rock Action Records)
6. Mogwai - History Day (Rock Action Records)
7. Camera - Haeata (Bureau B)
8. Camera - Vortices (Bureau B)
9. Mono - Cyclone (Temporary Residence Limited)
10. Mono - Where We Begin (Temporary Residence Limited)

jsc_jsh_jsm
(532)

Çukur Meseli

Bir tekrar, sıklıkla yinelenirken pas geçilmeye devam edilen üzerinin örtülmeye çalışıldığı bir çukurun payandalarıyız. İpimizin çok derinlere sarkıtıldığı, çıkış umudunun behemehal alınan tedbirlerle birlikte boşa çıkartıldığı, geçersiz kılındığı bir uzamda; nefes almaya zorlananlarız. Müsamaha gösterilebilir ve sindirilebilir bir değişimin değil tam aksine bu bahislerin kullanıla geldiği yıkımların tanıklarıyız işte bu çukurda. Kesintisizleştirilen hamleler gerçeğin topyekûn tarumar edilmesinin izleridir bu tanıklığımız bu çukurda görebildiğimiz budur. Dibine, sonsuz karanlığın içine çekilmeye daima bir modernlik bir yenilik olarak dillendirenlerle o eylemlerle birlikte yollanırken hemen her şeyin örtbas edilmesi de aynı hızla güncellenmektedir.

Varlığın bir yok oluşa rehin ettirildiği salt bu kırmızıçizgiler bağlamında hatları belirginleştirilmiş bir yaşam sahasında zaman geçirmenin vazolunduğu ülkede asıl meselin, doğrusunun hiç de öyle olmadığı meydana çıkmaktadır. Hayatın bedelinin günden güne tenzilata koşulduğu bir yerdir iş bu çukur. Hayatın bilabedelliğinin ilan olunduğu yerin kalbidir iş bu çukur. Kesinleştirilmiş yargıların, birer ikişer tehditlere, hemen sonradan boğucu bir baskılamaya neden, zemin teşkil edildiği dahası tüm bunların gereksinim ve elzem olanımız diye duyurulduğu bir menzildir bu çukur. Kastedişin tümden bir açılım, yenilik olarak sunulduğu yerde esas suretin aslında her ne olduğunu bildirendir çukur meseli.

Emsaller ve bir yerden, bir başka uzamdan örnek olarak daima eklenebilecekler bunlardan bağımsız ve bunların yekûnundan mülhem bir deliktir iş bu çukur meseli, meskeni. Taarruzlar aralıksız olarak yinelene gelirken hayat önemsiz bir detaya sıkıştırılmaktadır. Tornadan kesilmiş bir sunta gibi kesin, keskin hatlar ile yapılandırılmış ama asla diğer parçalarla uyum sağlayamayacak, buna müsaade edilmeyecek, o beş benzemezlerin birlikteliğidir çukurdan, yinelenmeye, yükseltilmeye çabalanılan hayattır bu diye paylaştırılan. Hayattır bu hepiniz de bunun figüranlarısınız diye yinelenenlerdir çukurumuzun her gününde işitmeye devam ettiğimiz.

Topyekûn hırsın, marazanın, kinin, linçin ve kötülüğün yüceltildiği, yerde hayat nerededir yanıtsızdır. Hayat her ne haldedir belirsiz ve muğlâk konulmaya devam olunandır haddizatında. Hayatın bir anlam olarak karşılığının daim boş bırakıldığı daim olarak bilinenlerin ise lime lime edilirken yerildiği, yok edildiği ve çukur mefhumunun kendisindeki gibi üzerinin örtbas edildiği bir menzil ortaya çıkartılır. Zaman öylesine seri ve öylesine pektir ki dönüp ulaştığımız yere baktığımızda halimizin perişanlığı ‘meydana’ çıkmaktadır. Bu edebi bir tevatür değildir yahut da yeri geldiği için söylene gelen bir laf öbeği, bir hakikat buradadır. Anlam paramparça edilirken izler silinirken, bellek tarumar edilirken, yok ediş kanıksatılırken geriye her neyin kaldığını gösterendir.

Bildirimlerin o ana dair bir tahayyül olmadığı geçmişin ağrısı üzerinden yükseltildiği bilinmelidir. Yinelene gelen hemen her hamlenin dünün ağrı-acı eşiklerini yineleyebilmek için yapıldığı eksik kalanları tamamlamaya çalışan bir kurgu olduğu muhakkaktır. Kurgunun gerçeğe ulaştığı menzil bu çukuru anlaşılır kılacaktır. Feryadı figanın arşı alaya yükseldiği, dert edinilenlerin nice çok olduğu, bir sonun getirilmediği yerde hayatın hallerinin nasıl yıkımlarla şekillendirildiği meydana çıkmaktadır. Çukurun içinden dışına, pek yansıtılmayan hemen hiç duyurulmayan bu birbiri ardına çıka gelen tahakkümün hamleleridir.
Hemen hepsi de hayata karşı en kestirme, en vurucu, en kırıcı hamleleri ihtiva edendir, menzil duvarlarında yansıyan.

İçimize yer ettirilenler çok daha büyük ezberler, daha derin korkuların kalıcılaştırılması bu yerin sınırlarında çürümemizi sağlama almak içindir işte ne eksik ne fazla ne de mübalağa. Çürümenin kesintisiz olan çözümlemesi çukurun hemen hiç duyumsanmayıp anlaşılmayan halinden bile belirlidir. Hayat her ne haldedir. Hayatın bir bedeli ve ederi anlamı kadar yaşama iradesinin o tavrın hali daha derin sorgulamaları gerektirmektedir çürürken bile. Çürütülmenin erkin nazarında, o gücü sahiplenenlerin gözetiminde, hep arzu ettikleri boyutta müdahaleleri barındırdığı aleniyettedir. Bunca kayıtsızlıkta, bir o kadar unutturma gayretinde, hep ama hep sürdürülen gümbürtüden geriye kalan bırakılan yegâne hisse hem çukur, hem de çürütülme bahsidir.

Behemehal diğer edimlerin takip ettiği betimlemeler ‘alegorisinin’ gerçek kılınması bu ülkenin yegâne dönüşümüdür. Medeniyet, modernlik - çağrısı, söylemi içerisinde aksettirilen her dem kırımın güncellenebilirliğidir işte. Devamlı istim üzerinde handiyse arasız içinde kala kaldığımız, bu cerahat, nüktesiz, hepimize karşı kurulan tahakküm mekanizmasını da göstere gelmektedir. İnanılan masallarla yinelenen yalanlar, hep daha derin buyruklar ve tehditler, karşısında durulamayacak bir yok ediş sarmalını bina etmek içindir. Gördüğümüz, anladığımız dahası halen yaşaya durduğumuz, şeklin şemalın özeti hep buralardadır. Çukur derinleştirilirken olanların farkına varılmamasıdır muktedirin tek temennisi yegâne beklentisi buralardan.

Bir ülkenin, yaşatan değil de yok eden sürekli olarak bunu önceleyen bir meskene dönüşmesinin sorgusuzluğu, gidişatın fenalığının düşünülmemesi gayreti hepimizin felaketini hayatımızın merkezine taşımaktadır. Cüret ile biçim olunan, cehalet ile massedilen, hiddet ile kutsanan, linçler ile kalıcılaştırılan bir felaket sarmalıdır çukur, çukur diye anlata durduğumuz yer. Bir an olsun geri bırakılmayan, üzerine düşünülüp her nereye doğru ilerlediğimizin sorgu, sualinin bırakılmadığı yerdir çukur. Kolayca şablonlara dökülüp zerk edilen her bir cümleden pıtrak gibi bitiveren kin güderlik, nefreti sahiplenirlik, kimliklerden yola çıkılarak, hemen her şekilde, her şeye karşı tehditkarlıkla bütün bunların üzerine konumlandırılmış olan bir üst akıl tahayyülü çukurumuzun halini anlatmaktadır.

Behemehal yeniden bina edilen ve yıktıkça kâfi bulunmayıp daha da fenalarına yol, zemin etütlerinin gerçekleştirildiği; salt hiddetten mülhem bir konumdur çukur. Yenidir yeniliktir diye anılıp da ambalajı dışındaki her şeyin eski olduğu bilinen bir yerde bütün hamlelerin normalleşme için yinelendiğinin bildirildiği bir mefhumdur çukur. Bir anlam, doğrudan tahlil, acabasız, amasız, fakatsız tek bir cümlenin bile kurulmadığı nizamın, cahil koymaya devam ettiği hep böylesini tahayyül ettiği bir yıkım çemberidir çukur, çukur diye iliştirmeye çalıştığımız. Bazı şeylerin inadına nihai bir kırılmayı oluşturasıya kadar tekrarlandığı rutinin, “neoliberalizm” doktrinlerine göre şeklinin verildiği, iştahı hiçbir zaman kesilmeyecek erk-güç sahasından türetenlerin bu istençleri artık doğrudan hayatlarımıza kasıt olarak dönüştürdükleri yerdeyiz.

Cümleler farklılık gösterirken her gün şartlar gereğince vitrin düzenlemesine tabi tutulurken özden geriye kalanlar, geriye bakiyemize işlenenler –doğrudan- tahakkümün yıkımıdır. Karanlığımızın şekli şemalı hep buralardandır. Karanlığımızın şablonu burada kesintisizleştirilmektedir. Tekrarlananlar süre giden düzenin yeni çukurlarını meydana çıkartmaktadır. Her bir çukur bir başka kırımı ihtiva edendir. İnsanlığa karşı işlenen her suçun tedbir görünümlü her bir kısıtlandırmanın biteviye sürdürüldüğü menzili bir kerede amasız ve fakatsız ortaya yekpare serendir bu güncellik çukur meseli. Korkulara rehin edilen, büyük göz altıların dünyasında, denetimlerin çizgi dışı halleriyle birlikte yinelene gelenler, hayatlarımızı gölgelemektedir.

O açılan çukurlar tüm bu bahislerin birleştiği yerdir. Cümlenin tam karşılığı yıkımın dünyeviliği kanıtlanmaktadır işte bir kez daha. Dünya ve yaşadığımız yerin viran hali gözümüzün önündedir. Ezber olunan bütün şekilcilik yıkımları sürdürülebilir kılmak adınadır. İçerisinin hali dışarısına yansıyandan hiç de ayrı değildir. Bir türlü anlamlandırılmayan nefret, tam ve eksiksiz olarak kelimeler üzerinden aksettirilen “yedirmeyeceğiz” tavrı gibi söylemler, büyük, güçlü ve yeni olanın halini mealini yansıtmaktadır. Menzil bir istimlâk sahası gibi, her dem kendisine karşı olduğunu bildirdiklerine “taarruzlarını” güncellemektedir. Handiyse tüm dünyanın ortak sorunu olan cihatçı, islamofaşist çeteler-gruplar yahut da simaların bir biçimde destek bulabildiği bir ülkedir bu taarruzlarını güncelleye duran.

Hiçbir ama ve fakatın geçerli olmayacağı haller vardır işte. Hemen herkesin tek bir satırdan tek bir seferde meramını hiddeti kutsayanlara karşı birleştirebildiği anlar vardır yaşarken. Yüksek sesle, tek nefeste müşterekin katledilmesine, daha fazla can kırıklarıyla doldurulmamıza mani olmak ya da tepki göstermek adına bir ortaklık, bütünlük vakitleri vardır. Burada ülke dediğimiz alanda seksen darbesinden bu yana güncellenen kindarlık dini referansların tüm her şeyi her türlü fenalığın kamufle edeni olarak konumlandırıldığı bir karanlık cisimleştirilmektedir. Kendiliğinden değil, lalettayin hiç değildir devletin mücadelesi. Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı’nın birbirlerine karşılıklı üstün çıkma hallerinin müdahillerinin refakatinde belki en azami biçimde tepki gösterilmesi gereken kırımlarda ketum bir duruş sergileyebilmektedir.

Siyasetin, hicve olan yakınlığını sözün, sesin politikliğini tarumar edebilen her müdahalenin daim ayakta alkışlandığı bir yerde sürpriz değil acıdır olup bitenler. Çukurumuz hep derinlere kazılıyor şimdi her şeyimiz lebalep bu kuyunun menziline tıkıştırılıyor. Dönüyoruz, dolaşıyoruz, her türlü tuzakla yaşam sınavında buluyoruz, kendimizi, benliğimizi. Düş kırıklıklarımız ortak, belleğimize taarruzlar hep aynı yerden, her dem ezberden mürekkep olanlarla sınanıyoruz. Zaman akıp dururken; rota, yön keskinleşiyor önümüz ardımız yaraya çıkıyor. Tek bilen biz, bir de dört duvarımız oluyor, evet bir de çukur. Çukurumuz derinlere kazılıyor artık içinden hiç çıkmayalım denilerek türlü çeşit yöntemle bir arada.

Soluğumuz kesintilere denk getirilirken, sınanırken dört yanımızda, umudumuz linç edilirken hayat çalınıyor. Sessizleşen sadece biat eden bir ülke kalıcılaştırılıyor. Nereye kadar, nasıl olabiliyor vurgusu ve sorgusu ötelenerek. Çukur bu menzilde sayelerinde hepimizi yutabilecek bir alana dönüştürülüyor. Daha yakınlarda nefes alamıyoruz derken başımıza getirileceklerin bir müjde gibi duyurulduğu tehditlerin yinelene geldiği bir uzamın derinlerine itiliyoruz. Sıfır noktasının ötesindeyiz artık. Dile pelesenk olmuş korkutma hamlelerinin bir örnek seslendirmelerin Paris ile İstanbul’u, Porte De Vincennes semti ile Cizre’nin mahallelerini birleştirdiği bir yerdeyiz.

Birleşen, kesişen ya da bir örnekleşen dünyanın korkular üzerinde yaşanabilecek fazlasıyla ve biteviye çekincelerle hemhal olunacak bir yer olduğu bahisten öte gerçeğe dönüştürülendir iş bu güncellikte. Bir kez daha yinelenmesi gereken Hepimiz Charlie’yiz ile Je Suis Hrant’ın öz olarak aynı şeye tekabül ettiğidir. Fransa’nın meydanlarında seslendirilen yeter artık sözünün, İstanbul’un Taksim’inde seslendirilmesine müsaade edilmeyen aynı ton, aynı bağlam, manayı taşıdığı bilinesidir. Fransa neyse, Nijerya’nın da Filistin’in de, Suriye’nin ve hatta gözümüzün ucundaki Irak’ın ve Kürdistan’ın da aynı şeyi; Hayatı istediği meydandadır.

Çukurlar her yeri kuşatırken, hepimize bir gün rast gelecek tuzaklarla yakınlaşırken, içimize kadar genişlemeye devam ederken sözü hatırlayabilecek miyiz? Sözün gerektirdiği gibi, ümidin sadece anılan bir mesel olmaktan ötesinde yaşatan olmasına çaba sarf edecek miyiz? Meselemizdir. Hepimizin yegâne meselidir. Çukurlarla sınavımızdan bir çıkışımız olacaksa hep birlikte amasız, fakatsız karanlığa karşı daha fazla ses çıkartmayı başarabilirsek söz konusu olacaktır bir kez daha, son kez değil, yineleyelim. Her amanın arkası daha derin ayrışmalara çıkarken, yetti artık bahsinin anlaşılması için başka bir şansımız yok bilelim ve ikrar edelim.

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015


>>>>>Bildirgeç
Je Suis Metin Ya Da Je Suis Charlie - Direnç ÇELİK - Gezite

Çocukluğumun travmasıdır  Ferhat Tunç’un  Metin’e Ağıt türküsündeki Fadime Ananın “uy ben öleydim” yakarışı,Metin Abiyi böylece tanıdım çocuk aklımla ama yaşım yetmedi görmeye”benim yavrum gazeteci onu benden alma n’olur” sözlerini belleğimde anlamlandırmaya çalışırken tanıdım,gazeteceyi neden alsınlardı anasından düşündüm durdum.Sonra bildim; Metin Göktepe, gerçeğin peşine düşerken,yılmadan koşarken “güvenlik görevlisi”,”devlet polisi” tarafından dediği gibi Can Yücel’in “polis karakolundan,morga kadar” kafasına darp yediğini,duvardan,sandalyeden düşmediğini.Artık Metinin de fotoğrafı kırmızı karanfilliydi adının anlamını onuruyla taşıdığı,elinde fotoğraf makinası üzerinde dört cepli gazeteci yeleğiyle.Fadime Ananın sesi Metin’in yüreğine karıştı sonra.

Gazeteci olacağım dedim ben de Metin Abi gibi yalnız gerçekleri göstermek,zulmedeni söylemek için.Bilemedim yıllar sonra Hrant’ın acısıyla bu istemin pekişeceğini. Ben ne yazarsam yazayım eksiktir,dimağım,dağarcığım yarım kalır bilirim.Sevgililerinden,analarından ayrılıp ülkesinden ayrılmayanlardır onlar. “Hiç unutmam,hiç unutmayın !”..

18 Yıl Sonra..

Biliyoruz ki faşizme karşı tek silahları kalemleri ve akılları olanlar hiçbir coğrafyada yaşatılmamıştır .Bugün Fransa’da yaşananlar da “acı evrenseldir”in somut örneği olarak karşımızda durmaktadır.Basın özgürlüğünün tartışıldığı modern çağımızda mizahın “İslamofobi” sayıldığını öne sürüp Tekbir nidaları içerisinde yaşanan kıyım yaşanması ne kadarda benziyor Türkiye’ye. Maraş’a ,Sivas’a..18 yıl sonra bugün Bu yüzden bu başlık Hepimiz Metiniz ya da hepimiz Charlie’yiz,Hrantız ..”Hiç unutmam,hiç unutmayın”

Ve deyinki; Korkmuyoruz!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Tek bir cümle kimi zaman kafi gelmeyendir yaşananı anlatmaya. Eksik kaldığımız yeri tamamlayabilmek için el aldığımız, kelimelerine karıştığımız yazıları sayfamıza ekliyoruz. Çukur dediğimiz bir yönün salt bir menzilin fonu değildir. Unuttuğumuz anda yeniden karşılaştığımız bir karanlığın ta kendisidir. Diren Çelik'in kaleme aldığı "Je Suis Metin Ya Da Je Suis Charlie" makalesi bunu kısadan anlatan bir meramdır. İşittiğimiz yerde, hatırlamaya da başlayacağız, unutmayacağız. Diren Çelik ve Gezite.org sitesinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Öfke Etiği - Tanıl BORA - Birikim
Cizre’de Çocuklar Bir Şeyler Diyor, Dinleyen Var mı? - Ezgi KOMAN - BiaMag
Bir Çocuğun Kalbinde Kurşunun Ne İşi Var? - Hakan TUNÇ - Çağdaş Ses
Devletin Eli ve Ağzı… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Cizre: Hendek Savaşından Adım Adım 90'lara! - İdris EMEN - Radikal
Cizre’de Provokasyon Zeminini AKP Yarattı - Ender İMREK - Evrensel
Karanlığın Ortasında Düşünmek... - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Kahkahayı Katledenler - Ahmet İNSEL - Radikal Kitap
Paris Kaynıyor, Türkiye Kokuşuyor - James C. RYAN - Brightening Glance
İslamofobi vs. İslamofaşizm: Charlie Hebdo Saldırısı - Serap GÜNEŞ - Dünyadan Çeviri
Hiçbiri Gerçek Müslüman Değilse, Gerçeği Nerede? - Murat SEVİNÇ - Diken
#CharlieHebdo - Levent CANTEK - Derin Hakikatler
Je Suis Charlie - Servan ALTIKANAT - Agos
Charlie Hebdo ve “Biz” - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Paris Katliamı ve İslamcı Falanjistler - Akın OLGUN - Birgün
Charlie Hebdo: We Cannot Let The Paris Murderers Define Islam - Ed HUSAIN - The Guardian
Çavuşoğlu: İslamofobiyle De Mücadele Edilmeli - Bianet
Sınıfın Maruzatı - Osman OĞUZ - Fraksiyon
İki Yıl Arayla İki Katliam - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Bask Ülkesi ve Arjantin 'de Anıldı... - Raul GONZALO - Patria Libre O Muerte
Ahmet Şık: "Gidin Hayatımdan, Özür Filan İstemiyorum" - Ruşen ÇAKIR - Habertürk
Ein Ort Wird Ausgelöscht - Dominic JOHNSON - Taz.de
Pegida Hareketi Göç ve İslam Tartışmalarını Alevlendirdi - Elmas TOPÇU - Agos
Charlie Hebdo'da Çalışan Ermeni Komedyen: Artık Devam Etmek İçin Daha Fazla Neden Var - Agos
Charlie Hebdo - Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Basın Açıklaması
Pişkinliğin Dik Alası: ‘Aslında Bütün Bunlar Batı’nın İşi’ - Nuray MERT - Diken
Syria To Paris - Patrick COCKBURN - Counterpunch
Anarşist Federasyon’dan Charlie Hebdo Saldırısı Üzerine Açıklama - A-Infos
Gerçek İslam Bu Değil - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Gerçek İslam Hangisi? - Orhan Kemal CENGİZ - Bugün
Charlie Hebdo’yu Onaylamak Ya Da Savunmak Arasındaki İnce Çizginin Düşündürdükleri – Görkem AKGÖZ - Başlangıç
Korkunun Gezegeninde Dinin Temsili ve Geleceği - S. UZUNOĞLU - Jiyan
Je Suis Charlie? It’s A Bir Late - Kenan MALİK - Pandaemonium
Avrupa İkiyüzlülüğü ve İslamcı Terör - Deli Gaffar - DG' Blog
Ben Charlie Değilim - Esad Ebu HALIL - İştirakî
Böyle Şaka Mı Olur Lan?! - Suheyb ÖĞÜT - İdeolojikritik
Katliamı Savunmak, Katliam Savunmaktır - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Attentat De Charlie Hebdo - Chérif Kouachi, Ami d’Enfance d’un Tueur De L’Etat Islamique - Marie DESNOS - Paris Match
Hayat Boumeddiene Est En Syrie - Willy LE DEVIN - Libération
Evrensel Öfkeden Yoksun Türk Aydınlarının 'Kılıç-Ayyıldız' İttifakı - Yıkıcı Tutku - YT'Blog
YPG: Şengal Şehir Merkezi Özgürleştirildi - ANF
YPG'li Tutuklu: Türk Askeri Topraklarımıza Girip Bizi Gözaltına Aldı - Dicle Haber Ajansı
Les Chrétiens d’Orient Se Prennent En Charge En Syrie - Western Armenia News
The Truth Behind Turkey’s ‘Open Archives’ - Asbarez
Güleryüz: Türkiye'de Sanatla Zulüm Yan Yana Gitmiştir - Ahmet Doğu İPEK - Radikal
Hilmi Yavuz’dan Alev Alatlı’ya: Türkiye’de Faşizm Bu Kadar Açık Savunulmamıştı - Zaman - Diken
Charlie Hebdo’nun Kapağındaki Adam: Michel Houellebecq - Fırat DEMİR - Agos
Hidden 'Je Suis Charlie' Message Emerges In A Very Unexpected Place - Christina WARREN - Mashable
"The Philosophy Of Terrorism: Why Blaming Victims Offers No Justification For Terrorist Attacks" - Igor PRIMORATZ - LSE
"Gülmek Tanrıya İsyan Etmektir" - Güneş KARA - Radikal Blog
A Saudi Whipping - Robin WRIGHT - New Yorker
Aydınlar ‘İç Güvenlik Paketine’ Hayır Dedi - Vicdani Ret Derneği
Ben Şanslıyım, Asıl Şanssız Türk ve Kürt Gazeteciler - Frederike GEERDINK - Diken
Charlie Hebdo: How Journalism Needs To Respond To This Unconscionable Attack - Aidan WHITE - Open Democracy
Papaz Yok Cami'ye Gitti - Oşu Bubu - 5 Harfliler
Genocide And Kim Kardashian: The Bloody History Behind System Of A Down's Tour - Rolling Stone
Pilgrimage as/or Resistance* - Nancy KRICORIAN - Azad Alik
Protestocunun 10 Yılı Mı? Ayaklanmaların Sonu Neden Çok Uzakta? - Jerome ROOS - İbrahim DEVRİM - Fraksiyon
Ranciere’in Müdahalesi Üzerine Sesli Düşünceler - Erdem BULDURUÇ - Teori ve Politika
Korku İmparatorluğu - Eduardo GALEANO - Bianet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Desen: Je Suis Charlie v/ Nina and Other Litte Things Blog

>>>>>Poemé
Savaş ve Barış - Onat KUTLAR


Yamaçta bir ev evin üstünde
Kocaman bir tavuskuşu oturmuş
Dar pencerede ufacık bir kız
Elinde paket taşı kadar bir çikolata
Bir tüy ormanının ardında kalan
Güneş içindeki çin'e bakıyor

Bahçeye kurulmuş üç arsız keman
Renkli şeritlerin bayrağıyla
Çivi yazısından bir karıncayı
Tam iki saattir oynatıyor
Çaldıkları parça da Chopin

Mor renkli ispirto içtiği için
Çiroz olduğuna inanıyor dede
Merkezkaç gücüyle karadenizin
Balkonuna yaslanmış bıyık altından
Gülerek küçük kıza bakıyor
Dede çiroz değil bir hinoğlu hin

O anda duyuldu arka tarafta
Ovaya bakarak gözcülük eden
Arap oğlanın sesi ve bembeyaz
uğultusu pusudaki ölümün:

Tanklar geliyor

Kaynak

No comments: