Sunday, February 08, 2015

Deuss Ex Machina # 536 - contra pauca enim vitae

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_536_--_contra pauca enim vitae

02 Şubat 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Zeleia & Golem - Holding Hands (Self Released)
2. Zeleia & Golem - It's Never Enough (Self Released)
3. Fogh Depot - Dark Side Of The M0nk (Denovali Records)
4. Fogh Depot - Nevalyashka (Denovali Records)
5. Björk - Stonemilker (One Little Indian)
6. Björk - Black Lake (One Little Indian)
7. Aphex Twin - disk prep calrec2 barn dance [slo] (Warp Records)
8. Aphex Twin - diskhat ALL prepared1mixed 13 (Warp Records)
9. Demdike Stare - Rathe (Modern Love)
10. Demdike Stare - Patchwork (Modern Love)

contra pauca enim vitae
(536)
Kuşatma

Bıkmadan usanmadan kendini daima tekrar ettiren, her nefes aldığımızda ve her yeni güne başladığımızda, her adım çabamızda ve her şeyin başlangıcında, devamında yerini muhafaza eden, gölgenin aslen her ne olduğunu bildiren kuşatmaların sofrasındayız. Kuşatılmışlığımızı hatırlatmaya namzet örnekler gün aşırı yinelenmeye devam olunmaktadır. Sözün gelip geçer addedilmesi kalıcı olanın had ve hudut bildirilmesi için zorun bellenmesinden, bilinmesinden bu yana her kuşatmanın neye dönüştüğü dimağımızdaki yaralardan anlaşılacaktır. Bir ihtimal onca yaranın berenin her neden ortaya çıktığı nasıl ısrarlı bir biçimde kalıcılaştırılmasına yol verildiğini anlamlandıracak olandır bu kuşatmalar çemberi. Bir biçimde dünden güne getirilen kalıcılaştırılan, ayrışmazımız kılınanların her ne olduğunu bildirendir bu kuşatmalar çemberi.

Sınırın ya içinde ya yahut da dışındasınız diye kestirilip atılan sıradanın makamının onun tamı tamına hayatının merkezi olduğunu unutturmaya çalışan bir düzenektir bu kuşatma. Bir gölge gibi takip ede duran yalıtım için düzene dâhil edilen hem her hamlenin, bile isteye duyurduğu şey hiçbir zaman bu sınırlandırmadan kaçamayacağımızdır. Resmi bir elek vazifesi gösteren, ayrıştırıcı hamleler, nizam için uygun görülen müdahaleler, her defasında bu hepimiz içindir diye dayatılan kanunlar ve dolusu daimi bir anlam kırımının bina edilmesini mümkün kılmak içindir. Yeni diye anılıp durulan eskinin tüm pespayeliğini muhafaza edip, trajik olduğu kadar gerçek, ironik göndermelerden epey uzak sahici bir yıkımın menzili olduğu anlaşılabilecektir bir ihtimal.

Hemen her gün yinelene gelen şey bütünlüklü bir mahvediş sisteminin a’dan z’ye konumlandırılması için sürdürülenlerdedir. Kuşatma az biraz da budur. Başlangıcından sonuç kısmına kadar mutedilliğin bir kenara terk-i diyar edildiği, muteber olanın bu ‘kuşatma’ iklimi için gereksinim duyulan, hiddetle birlikte kotarıldığı bir menzildir sürüncemesiz, tereddütsüz. Eksiği yahut da gediği olmaksızın basbayağı kör bir nefretten medet umulmasıdır bu görmeye devam edip dört yanda, bir taraftan da yaşaya durduğumuz. Tekinsizleştirilmiş olan güncenin sınırlarından içeriye doğru yapılan her hamle onu dermansız, sınırlarının muğlâk bırakıldığı, çürük, çürük olduğu kadar da mahvedişin normalleştirilmesine sahne olan bir meskenin bizzat kendisidir.

Anlık yahut da gündelik bir tahakküm değil bizatihi kalıcı, bir gün belirgin, ertesi gün sessiz sedasız, saman altında ama her dem var olan bir kuşatmanın kalıcılığıdır önümüzde bina edilmeye devam olunan. Acıların birikintisi, ağıtların bu kadar çokluğu, yaraların pekliği, gözyaşlarının peyderpeyliği bunca aleniyken bütün bunların henüz çok başında olduğumuz bir kuşatma ikliminin temsilleri olduğu meydana çıkmaktadır. Temsil edilenler, gösterime girmiş olan şey bir devlet aklından ülke bina edilmesidir. Sonsuz bir karanlığın tahsis edilmesi, onun kutsal bildirilmesidir. Vakıalar yeni tecrübeleri beraberinde getirirken ‘denekliğimizin’ her ne için olduğu da anlaşılacaktır. Düşünmeyen sorgulamayan neden, ne için, ne hakla kısımlarının çoktan unutturulduğu bir müesses nizam uyumundan gayrisinin dillendirilmediği, sırf itaatten ötesinin bilinmediği bir menzildir.

Kesintisizleştirilmiş olan kuşatma edimi, hayatlarımızı düz anlamıyla mahvolması adına yinelene gelenlerden mürekkeptir. Basit olanın değil toptan iş bu hayatı kapsayanın, kare kare resmedildiği tüm bunların gerçekliğe peyderpey yaklaştırdığı bir haldir tam merkezinde yaşaya durduğumuz. Kuşatma söze karşıdır. Kuşatma sese karşıdır illa ki müdahale edilmesi gerektiği bildirilen insani olan hemen her şeye karşıdır. Düzenek, günün getirdiği yegâne şey bu kuşatmayı devam ettirmek adına güncellene gelenler ile şekillendirilir. Bir yol aramaya gayret ederiz. Belki bir çıkış ihtimali vardır, diye sayıklarız kendiliğimizden. Dört taraf komple yekpare bir düzlemin, ötesinin gerisinin olmadığı sonsuz bir boşluğu bizzat temellendirdiği bir sahada bir umuttur ararız.

Belirsizliğin giderek bariz bir biçimde tüm hayat akışını kapsadığı, gölgelendirdiği yerde ya sonrası sorusudur bizi aslen o dertlere sevk ettiren. Dönüşüm bahsindeki nihai sonuç olarak toptan bir mahvedişin kalıcılaştırıldığı bir yere doğru evirildiği uzamda bir umuttur işte dört yanda aramaya devam olunan. Müşterek bahsinin teker teker linç edildiği, deyim yerindeyse bir başka bahara hınçla terk edildiği bir uzamda; hayatın böylesine kolaylıkla tarumar edilmesidir düşündürücülüğü muhafaza eden. Düşünceden artık eyleme geçmiş olan akıl hemen her günümüze bıkmadan usanmadan müdahale etmektedir. Kendini tekrar ettiren her yeni günde varlığını karaşınlıkta hatırlatan, gölgelemeler ile kendini belli etmektedir. Kuşatılan mütemadiyen hayatın kendisidir.

Sesten, sözden ırak ve naçar ve yoksun bırakılan bir menzilin eskilsiz gediksiz oluşturulması gayretidir. Agoranın bir yerinde not düşenlerin bahsiyle doksanların Kürdistan meseli olarak bildirilenleri, bir meseleden öte mahvetme çabasının gerisin geriye sirayet ettirilmesidir tüm o kalıcı kılınan kuşatma tavrı ve beraberinde icat olunalar. Sözü eksik gedik yarım yamalak kılan tehditlerin güncellendiğinde birer prangaya dönüşmesidir. Doğunun ömrü hayatından hemen hiç çıkmayan devletlû, şimdi batının o korunaklı gibi görünen, hep demokrat, pek ilerici, aşırı normalleşmiş bir sürü sorunu sözüm ona aşmış onlarla yüzleşmiş sokaklarıyla buluşturmaktadır “mesele” budur.

Kendinden mütemadiyen emin bir biçimde, dün yıkımı, dün tehdidi, bir ana sahne figürü eyleyenler şimdi bu modern çukurları, yıkımları bu medeni batı örneğinin ta kendisidir diye bildirdikleri sahaya ulaştırmakta bunun için hemen her hamleyi yeniden gözden geçirmeyi düşünmektedir. Hemen her hamlede dünü şimdiye taşıyıp onca yıkımı, viranı en önemlisi canı bir teferruat addederek kutsiyet bildirilmiş sınırın ta kendisi için kuşatmalar güncellemektedir. Tehdidin, en alttan, en üste alenen vardırıldığı, kimse millete efendilik taslamasından, Türkiye’nin sokaklarını kimse Suriye’nin sokaklarına döndürmeye cesaret edemeyecek istikametinin tüm kuşatma gayretini örtbas etmek adına yüzlerce kanaldan canlı olarak duyurulduğu bir yerdir bunca anlattığımız.

Reel politiğin oyun kurucularının dillerinden dökülenler iktidarlarının korunaklılığı için günü dar etmekten geçmektedir. Tehdit olarak savrulanlar, savunulanlar, bir yerlerde manşetlere on punto geçirilenler, yazılanlar ve çizilenler bu tahakküm avenesinin, kuşatma heveskârlığını bir biçimde daim kılmak adına olduğunu yinelemektedir. Hakların içi boşaltılırken, geriye tek bir sözün koyulmaması adına gayretkeşliktir anlatmaya çabalandığımız. Görünenin bir yüzeyi bu, bir karşılığı tam da böylesi bir çıkarsamadır. Kutsiyet atfedildikçe gücün kırmızıçizgileri yeni birer pranganın kendisine dönüştürülür. Bir gölge gibi takip ede duran kuşatma budur. Bunun çözümlenebilir olan her evresini görebilmek buralarda mümkündür. İflah olunmayacağı hiçbir türlü yeterli görülmeyeceği hiçbir türlü sözün işitilmeyeceği yere doğru koşar adım gidilmekte ve ilerlenmektedir.

Kesintisiz bir gümbürtü halindeki devletin seslenişinde, onu simgeleştiren siyasanın figürlerinde bu tamah etmeme, herkesi topyekûn delirtme hali kalıcılaştırılmaktadır. Mesajlar dört bir yana verilirken her kademeden bilindik sığlaşmış illa nobran olanın yolunda ilerlemek normaldir diye bildirilmektedir. Normal olarak addedilen “resmiyette” daha iyi bir ülkeye eviriliyoruz diye bahsedilip durulan şey on iki eylül rejiminin tıpkıbasımıdır. Onun her türden eksiği tamamen zamanımıza taşıyabilmek geriye kalanların tamamlanabilmesi için linç kültürünün gerçekçi kılınması gayreti karşımızdadır. Yeni Türkiye o hep bilindik olan eskinin pespayelik seviyesini tutturarak ilerleyendir. Yol boyunca aldığı her bükümle işte bu kötürüm hali gidişatı restore eden, derinleştiren bir yerdir yeni Türkiye hep eski bir ezberdir.

Yeni diye anılanın tanımı hayatımızdaki karşılığı büyük boşlukların muhafazasıdır. Geçmiş peşimizden koşmaya devam ederken, hiçbir şeyin hesabının verilmediği bir menzildir kesintisiz yeni, yeni ve yeni diye aksettirilmeye çalışılan. Bir yanda çürüme öte yanda karanlık az beride tahakküm bütün bunların üzerini kapsayan bir tekillik filmi hiç başa sarmaya gerek kalmadan aleni olanı işaret etmektedir. Gölgeler hayatımızı kapsamaya, kuşatmaya günü gününe yeni ‘taarruzlarla’ birlikte şekillendirmeye devam etmektedir. Cumhurun başı olan şahıstan itibaren, başlı başına bürokrasiye, adaletine, yaygın medyasına hemen her yerde ve her şekilde tereddütsüz yinelene gelen ezberlenmiş bu muhteviyatın yinelenmesidir.

Koca bir hendeğin “derinlere” kazıldığını gördüğümüz ne ki en ufak bir müdahalede bulunmaya çalıştığımızda boyumuzun ölçüsünü ala gelmemizdir bu kuşatma halinin şimdisi. Topyekûn tekerrür ettirilen şey bir biçimde, anlamın yağmalanmasıdır. Hayata dair olanların torbalanması, karar hükmünde kararnamelerle, olacak dedik oldurduk türünden müdahalelere kesintisiz teslimiyetin gerçekçi kılınmasıdır. Akıl artık toptan rehin edilebilir bir mesele haline dönüşmüşken bütün bunları kâfi bulmayan bir menzil, dimağ her şeye müdahalede bulunmaktadır. Kuşatma budur. Buradan itibaren devletin kutsal kutsal diye sayıklana geldiği ezberlerini yinelemektedir. Acılar, ağıtlar tereddütsüz aynıyken, kalıcıyken tüm bunların kâfi bulunmadığı söze dökülmektedir.

Her hamle eksik kalmış tahakkümü tamamlama çabasıdır. Eksik, ayrı parçalar birleştirildikçe, yaşatan değil zulmeden bir ülke kalıcı kılınır asıl kuşatma budur. Kuşatma bunca laf ebeliği yapılırken ağzımızın payı olarak bildirilenlerdir. Haddizatında ki yegâne gerçekliğimiz olan karanlığın her ne olduğunu anlaşılır kılan bir meseledir. Meselemizdir. Kuşatmalar birbiri peşi sıra dakik hamleler olarak güncelliğimizdeki yerini korumaya devam ediyor. Birbiri peşi sıra, önce söz ve ses, sonra onu var eden benlik ve bedenler kuşatma altına alınıyor. Tükeneceksiniz artık açıktan dile getirilen bir meseleye dönüştürülüyor. Ne vaat, ne vaaz hakikat bunun için oluşturulanları artık göstere geliyor. Tüm kuşatma gayreti yok etmek, istisnasız bir biçimde sindirmek adına, tekrarlardan mülhem bir devinimi göstere geliyor.

Bu yerde ‘hayat’ tökezletilip düşürülmeye çalışılıyor. Ne ki muktedirin hiç tükenmeyen hırsı epey fazlamıza tesir etmiş durumda. Ne ki sözün işitilmez, sualin anlaşılmaz kılınması epey geniş halk kesimlerince savunulmaktadır haddizatında, hala ve hala. Siyasanın gümbürtüsünde, tozu dumana kattığı yerde sıradanın sıradana dair olandan tek bir cümle, anlam bahsedilmiyor artık. “Virüs” kuşatmanın en belirgin özelliği olarak, her günümüzü zehirliyor. Neredeyiz ve ne yapacağız bu halin, kördüğümün ortasında düşünmeli daha fazla, biteviye ışığa varıncaya kadar. Reel politiğin hamleleri dün ayrı, bugün apayrısını değil hemen her gün noktası da virgülü de soru işareti de ünlemi de birbirinin benzeri olan bir yok etme iklimini şekillendirirken ne yapacağız bu kördüğümün ortasında bunu düşünmeliyiz hep birlikte.

Zor günler kapımızın eşiğinden içeri gelmişken zemheri artık ayrılamadığımız bir durumken, onun ta kendisiyle sözü birleştirmek hayatidir. Karşısındakinin sözünü yahut da bir cümlesini bile hedefe yerleştirmek için el ovuşturanlar öyle çok ki, umudun bile canı çıkarken bu ülkede müşterekleri hatırlamak, birleşmek ve harekete geçmek ne zamandır. İktidar olmak, makam sahibi olmak, güce haiz olmak için değil nefes almak için mücadele etmeye koyulmak ne zamandır hangi zaman?  Yarın bir şansımız daha kalmayacağı bunca aleniyken, güç istenci ve beraberindeki iktidar konforuna, ram olanların çoğunluğuna karşı azınlık olanlar sesi, sözü hatırlayabilecek midir? Bunca kuşatmanın hiçbirimize bir gelecek vaat etmeyeceği aleniyette iken nedir halimiz, nereyedir yolumuz. Sözü birleştirmenin, birlikte eylemenin vakti değil mi? Artık zamanı değil midir? Çanlar hepimiz için çalınırken… Ve Perde…

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

>>>>>Bildirgeç
Barışçıl Bir Savaş Yok, İnanmayın - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar

Çocuklarımız ölü ele geçiriliyor.

Taş atan çocuğu gaz fişeğiyle vurup ölü ele geçiriyorlar.

Slogan atan çocuğa mermi sıkıp ölü ele geçiriyorlar.

Havanla vurup yaşları kadar bedenlerine kurşun doldurup ölü ele geçiriyorlar.

Tekmeleyerek, döverek, linç ederek, “havaya sıktıkları” mermilerle ölü ele geçiriyorlar.

Çocuklarımızı ölü ele geçiriyorlar.

Zulüm büyüdükçe ölüm yaşı küçülüyor, eli ayağı düzgün, temiz ‘’görünümlü” insanların fısıldamaları kulaktan kulağa yayılıyor. Cümleleri, sözleri “ama yani, onlar da..”lı onay dilimlerinden “taş değil, kocaman kayalar atıyorlar, hak ediyorlar ama” ortaklığında buluşuyor.
Memleket ki içine edilmiş ve vicdan ki çöplüğe dönmüş, kokuyor. Alışmışız kokuya, birbirimizi bu kokuşmuşlukla ağırlayıp hürmet sunuyoruz kötülüklere.

“Bunlar tam sabunluk” diyerek, soykırıma uğramış bir halkın acılarından kahkahalık bir eğlence çıkartacak ve söylediğinin ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar histen, duygudan yoksunlaşmış o sıradanlığın, yarın nasıl bir canavara dönüşeceğini onlar değil ama biz biliyoruz.

Charlie Hebdo katliamını alkışlamak için buluşan o kalabalıklar, işte bu korkunç ırkçılığın açığa çıkan bir yüzü sadece.

“Kobane düştü düşecek” müjdesi vererek, zafer günü için ellerini ovuşturan katillerin o günkü heyecanını tutun aklınızda. Tutun, çünkü yarın ellerinde satır, sopa ile karşınıza çıkacaklar yeniden.

Hrant’ın anma törenlerine katılanları “ulusa ihanet” diyerek ayakları kıçlarına vura vura şikâyete koşanlar, o hırsız, o arsız ile yan yana oturup “milli mutabakat” pozu verenler ve Perincek-gillerin arkasına dizilip destek çıkanları da tutun aklınızda. Tutun, çünkü onlar yarın tüm pis işlerini hep birlikte, sizlere taşıttıkları bayrağın altına süpürecekler.

Çocuklarımızı ölü ele geçirmek için gönüllü tetik nöbetindeler. Hayata ve insana düşman bir ağız, bir dil, bir düşünce boy veriyor dökülen kanın içinde.

Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum denilince tüyleri diken diken olanların ortaklığı ile savaşa hazırlanıyorlar.

Ölü ele geçirmenin yaşı küçüldü. Kontra tatbikatları yapılıyor her yerde. Hukuk, adalet onların ellerini yıkayacak bir çerçeveye sokularak yeniden şekillendiriliyor.

Biz barış derken, onlar savaşa hazırlanıyor.  Biz devlet içinde paralel, derin vb eller ararken, devletin savaş konusunda nasıl kenetlenip bütünleştiğini unutuyoruz yine.

Barışçıl bir savaş yok, uyduruyoruz…

Biz barış dedikçe onlar önümüze bir çocuğun ölü bedenini atıyorlar. “Güvenlik, huzur” adının arkasına dayadıkları “vur, öldür, hapset” yasaları ile vahşi bir polis devleti organize ediyorlar.

Paldır küldür geliyorlar hem de. Gözümüze soka soka, bağıra çağıra hazırlanıyorlar.

Demokrasi artık titrek bir mum alevinden öte bir şey değil. Üfleyerek söndüreceklerini bilmenin rahatlığıyla oyalanıyorlar.

Gözü, iktidar hırsıyla kanlanmış ve her şeyiyle pisliğin içine batmış biri, devletin savaş organizasyonu için biçilmiş bir kaftandır. Kendini devletin sahibi sanma kıvamına gelmiş olanlar aynı zamanda en kullanışlı aptallardır. Hem tehlikeli, hem de en kolay harcanılacak olanlar yine onlardır. (Anlayana)

Biz, yukarıdan aşağıya bir savaş iktidarı kurulduğunu söyledikçe “Hayır, yok öyle bir şey” diyenlerin sesi yükseliyor. Biz, bu yol ve yöntem barış çıkaramaz dedikçe, onlar “Bunlar savaş istiyor, barışa karşılar” diyerek hücum ediyorlar.

Taşların, kayaların altında provokatör arayan, arattıranların oraya buraya sızmış “kötü çocukları” sobeleme işini ise konuşmaya bile gerek yok.

Devletin büyük çaplı bir savaş hazırlığı yaptığını düşünmememiz için nedenlerle, düşünmemiz gerektiğine dair nedenleri alt alta sıralayalım.

Sadece katledilen çocukların sıralı isimleri bile gerçeği hatırlatır hepimize.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Kuşatmanın tam ortasında yaşamaya devam ederken, sözcüklerden, kurulan cümlelerden yolu mihmanı aramaya devam ederiz. Barışçıl Bir Savaş Yok, İnanmayın - Akın OLGUN'un kaleminden yayınlanmış bir meram. Dönüştürüldüğümüz, koşar adım ilerletildiğimiz uçurumun kıyısında aslında her ne oluyor bunu bildiren bir aynalama çabası yazıdan bildirilmekte. Akın OLGUN, yaşama dair olanın altüst edilişini bildiriyor bir yerlerden hatırlamamız gerekenleri ötelemeden paylaşıyor. Muhalif Yazılar, Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Cezaevleri Hasta Ediyor, Öldürüyor… -  Basın Açıklaması - İnsan Hakları Derneği
Devlet ‘Fa’ Sesi Veriyor Duymuyor Musunuz? - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İç Güvenlik Paketi Öldüreceğim Diyor! - Fatma BAÇARU - Jiyan
On Dört Resmi Türk Otobüs Durağı - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Kuşlar Gidince - Hakan TUNÇ - Çağdaş Ses
Beating Exposes Brutal Realities For Turkey's Street Children - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
-Larda Yüzen Al Sancak: Bayraksız Çocuklar İçin - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Uğur Yeşiltepe'nin İtirazı Reddedildi: Baro Başkanı Hapse Giriyor - İsmail SAYMAZ - Radikal
Üç Yaşındaki Muharrem De ‘Faili Meçhul': Bir Yıl Geçti, Soruşturma ‘Tamamlanamadı’ - Ahmet GÖRÇÜM - Diken
Beyaz Ölümlerle Yok Olmayanı Zaman Aşımı Da Yok Edemez - Hayri TUNÇ - Jiyan
Zaman Aşınır, Hüzün Aşınmaz - Can DÜNDAR - Cumhuriyet
Poyraz Ali'yi de Mahkum Etmeyin - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet
Yurttaşı Boşver, Maksat Toma Zarar Görmesin - Murat SEVİNÇ - Diken
İç Güvenlik Paketine Karşı Adalet Nöbeti - Bianet
Çelikkan: Perinçek'in Söylemindeki Ayrımcılık Türkiyeli Ermenileri Etkiliyor - Elif AKGÜL - Bianet
Rojava ve Kobane’deki Yeniden İnşaa Sürecinde Anarşist ve Ekolojist Gerillalar - Sosyal Savaş
Kobanê Direniş Efsanesi - Mehmet Nuri EKİNCİ - Amed Today
Salih Muslim: Mücadelenin Sınırı Olmaz - Osman OĞUZ - Yeni Özgür Politika - Kadraja Girmeyen
Gritty Kurdish Fighter Gloats Over Recapture Of Kobane - Burak AKINCI - AFP
‘We Are So Proud' – The Women Who Died Defending Kobani Against Isis - Mona MAHMOOD - The Guardian
Ağırnaslı'nın Babası: Kobanê'de Yıkıntı Değil, Devrimin Mümkünlüğünü Gördüm - ANF - Demokrat Haber
Kürt Siyasetini Neden ve Nasıl Konuşuyoruz? - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Sol, Gezi Direnişi, BHH, Çözüm Süreci, Anarşizm… - Hayri GÜNEL - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
'Birileri Buna 'Sen Halifesin' Diye Gazı Vermiş, O Da Yürüyor, Halifelik Diyemiyor Da Başkanlık Sistemi Diyor' - T24
Korkut Boratav: “Syriza Dalgası Yayılabilir” – Cansu ÇAMLIBEL - Sol Defter
Aleviler İçin Hayat Bilgisi - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Gözaltında Kaybedilene Devletten Mektup: Sizi Bulamadık, Dosyanız Düştü! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Kıta Yaratmak - Aykan SEVER - BiaMag
Hope For Justice Still Frail In Hrant Dink's 2007 Murder Case - Özgür Öğret - CPJ
Dünya Liderlerine Çağrı: 24 Nisan'da Çanakkale'ye Gelmeyin - Gözde KAZAZ - Agos
Diyarbakırlı Ermeniler Nasıl Katledildi? - Serdar KORUCU - Radikal
100 Years On Since The Armenian Genocide, Will Justice Prevail? - Nayla TUENI - Al Arabiya
1912'de Şark Yıldızı Gazetesi - Mehmet ŞİMŞEK - Suryoyo - Uni Gottingen
Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün Mü? - Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği
Toplumun En Büyük Yapı Bozumu - Hande ÇAYIR - T24
Polis Eylemciyi Kibirli Görüyor - Mert İNAN -  Milliyet
Tüm Zamanların En İyi AKP'yi Anlama Kılavuzu - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Boydak’ta Neler Oluyor? - Ecehan BALTA - Başlangıç
Tekstil İşçileri: Üç Aylık Maaşımızı Almadan Bu Fabrikadan Ürün Çıkmayacak! - Birgün
Podemos: ‘We Have To Rescue The People, Not The Banks’ - Tim BASTER & Isabelle MERMINOD - New Internationalist
Another Casualty In Turkey’s War On Journalists - Howard EISSENSTAT - Amnesty International
Kızıl Bayrak ve Üç-Renkli Bayrak - Alain BADIOU - Hayalgücü İktidara
The End Of Tina -Peter BRATSIS - Jacobin
Adam Smith Institute Calls On Osborne To Back Varoufakis's Greek Debt-Swap Plan - Guy BENTLEY - City A.M.
Suspect In Attack On French Soldiers Had Been Turned Away By Turkey - Alexandra ZAVIS - Stars & Stripes
Europe’s Jews Ponder: Is It Time To Flee Again? - Matthew SCHOFIELD - McClatchy DC
Turkey: PEN Talks To Writer Sevan Nişanyan - PEN International
‘Ne O Patron, Kendine Havalı Gözlük Mü Bakıyon?’ - Nurinisa EROĞLU - Jiyan
Hayat Bunun Neresinde - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Resim: Social Justice – Freedom Outpost

>>>>>Poemé
Hançerin Sapı - Metin ALTIOK

Haksızlık etme
Diyorum kendime;
Onurlandırıldın da,
Kınandın da sen.
Kendini kül dolu
Bir küpe gömdün.
Tersyüz ettin
Sevgini eskidikçe.

Güzel günler yaşadın.
Çiçeklerin oldu,
Bir evin örneğin;
Güneş gören,
Dağlara dönük balkonu.
İşte bu yüzden
Ağlarım ben
Kestaneler çatlarken.

Sabahın buğusu
Gözlerimi yaşartıyor,
Boynuma dolanıyor
Akşam zinciri.
Dağlardır beni avutan.
Söyleyin bana
Gözünüzü kırpmadan;
Sizce dönek midir zaman?

Eşkıyalar dağları
Anlayamazlar.
Çünkü suçtur onları
Dağlara çıkartan.
Darasıdır suç oysa
Yaşadığımız dünyanın.
Dağlar sizi
Pekmez ile kararım.

`Öyle yaralıyım ki;
Ölmem ben artık.`
Ölmem ya kanarım,
Kanarım seve seve.
Haksızlık etmem
Suya ekmeğe
Hiç bir anahtar
Dönmese de kilidimde.

Bekliyorum kaç zamandır;
Uykusuzum,sabırsızım.
Başımı acıtıyor
Geceleri yastığım.
Dilim kurumuş
Bir su yatağı,
Katı sözcüklerle
Dolu tozlu ağzım.

Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hfız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde,
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.

Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum de sanki,
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sırtüstü
Çalılar,dikenler içinde.

Mevsim kışa dönüyor,
Hızar sesleri geliyor
Dörtbir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Bu yıl da
Kalıcıyım burda
Verilmiş sözüm var.
Bensiz yapamaz
Lapa olur pirinç kar.

Elimden tutmuş
Sevecen gençliğim,
Buzdan bir yolda
Düşe kalka
Yürümeyi öğretiyor
Yeniden bana.
Geçmiş deyince
Sen geliyorsun aklıma.

Sahi sen yaşadın mı;
Var mıydın acaba?
Yaşadık mı seninle
Aynı zaman parçasında?
Ama ellerin aklımda.
İri gözlerin,
Sıcaklığın geceler boyu
Ve aklığın aklımda.

Senin ağzın tarçın kokardı,
Benimki karanfil.
Birbirine karışırdı
Soluklarımız.
Tek başınayız şimdi ikimiz.
Bende karanfil,
Sende tarçın kokusu
Yapayalnız,kimsesiz.

Ben seni yalansız
Bahar gibi sevdim.
Sevgi adınaydı
Milis beraberliğimiz.
Sabahtan akşama
Günü tarar örerdik
Ve kedileri
İkimizde çok severdik.

İkimiz de yıldız düşkünü;
Bakmaya doyamazdık
Gökyüzüne.
Koynunda terli ferman
Bir atlı geçerdi
Samanyolundan,
Kimsenin göremediği
Kibrit çakımı bir an.

Hiç unutmam;
Adına sikke bastırırdı
Aşk o zaman.
Yani ay doğardı
Tepelerin ardından.
Güzel günlerimiz oldu,
Gecelerimiz
İpek ve kılabtan.

Omuzunda uzun saplı
Eğri tırpan
Ot biçmeye gidiyor
Avurtları çökük
Bir gölge adam.
Karalar giyinmiş,
Ölüm simgesi gibi
Geçiyor sokaktan.

Kulaklarım uğulduyor,
Yapılar eğiliyor,
Çinko damlar
Daraltıyor gökyüzünü
Alaca bir bulut
Geliyor üstüme
Yuvarlana yuvarlana
Kurşundan bir köpekle.

Haksızlık etme
Diyorum kendime.
Kılavuzun oldu rüzgar,
Su gibi dostun.
Eğer dumanlıysa
Kavruk dağlar;
Bil ki gülün ahı,
Hançerin sapı var.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Oluklu hançer,
Güle narh koyanlar;
Şahmaranın başı için
Payınıza düşen ne?
Bir gün sorarlar.

Kaynak

No comments: