Sunday, February 22, 2015

Deuss Ex Machina # 538 - son//hiatus//

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_538_--_son//hiatus//

16 Şubat 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ben Frost - Venter (Dutch E Germ Remix) (Bedroom Community)
2. Ben Frost - Venter (HTRK Remix) (Bedroom Community)
3. Kangding Ray - Serendipity March (Raster-Noton)
4. Kangding Ray - Evento (Raster-Noton)
5. Svreca - Ebisu (Semantica Records)
6. Svreca - Sleepless (Semantica Records)
7. Zeitgeber - Totemism (Stroboscopic Artefacts)
8. Xhin - Blade Moth (Stroboscopic Artefacts)
9. Nhk Yx Koyxen - 953 (Feat. XiX) (Diagonal)
10. Nhk Yx Koyxen - 932 (Feat. XiX) (Diagonal)

///son///hiatus///
(538)
Sözdür Meselimiz

Bu birikinti, bir cerahati ve bir irini, mutlak ve tek doğru olarak belirlemiş, bildirilmiş olanın sınırlarında, yaşaya durduğumuz bu cehennemi tamamen anlamlandıracak öğeleri ihtiva eder. Biriktirilmeye devam olunan, muhafaza edilip korunan şeylerin büyük kısmında, ortaya çıkan vahim olanı, bambaşka vahametlerle sürklase etmek ve tümünü sabitleyebilmek gayreti - söz konusudur. Cerahat her Allahın günü bir yanımızı ve bir yöremizi işgal ederken normalin yok edildiği bir tezahürdür karşı karşıya bırakıldığımız. Siyasanın doğruculuğunun ve anlatımının paralelinde, tragedyanın süreğenleştirilmesidir. Ortalıkta masallar anlatılıp durulurken, büyük vecizler aktarılırken, yaşananın bir cehennemi halin ta kendisi olduğu ortaya çıkacaktır. Kara ve kapkaranlığa devam denilen yerde o icranın aslında her neyi ortaya çıkarttığı anlaşılacaktır.

Cehennemi hal bir yok ediş retoriğidir. Cehennemi hal bütünlüklü, kararlı bir zapt ediştir hala, amasız ve fakatsız. Nicesinde görüp aşina olduğumuz tepkimelerin, önceden denenip bilahare kalıcılaştırılan tüm o tenkit ve tehditlerin toplamında aslen nasıl bir ülkeyi meydana çıkarttığı anlaşılacaktır iş bu cehennemî olarak tanımlandırdığımız kelimede. Kelamın karşılığı hakkın, hukukun, hikmetin tarumar edildiği bir yerdir bu cehennem nam platform, ülke, yer. Biteviye tekrarlanan her cümlede, erkin popülist dilinin altından çıka gelenlerle tahakküme siper olma halidir görülmeye devam olunan. Popüler jargonun itinayla seçtiği çiklet cümleler, pop atıflar, kısa kesmeler, daim olan bir had bildirimi yahut da mahalle kabadayılığı olduğunu, meydana çıkartmaktadır.

Devlet zihninin her nasıl dönüştüğü, güncellendiği şu tek cümlede saklı - ifşa olandır. Büyük ve güçlü ülke, cerahate kol kanat gerip, haddi ve hududu kof bir kabadayılıkla, tüm verili hakları tarumar ederek sağlamaktadır. Büyük ve güçlü ülke yirmi bir ay dahilinde o haksızlıkların yekununu sindirmiş, daha büyük yok etmelere yol veren bir mekandır. Ol bahis, ol makamdandır cehennem adı anılıp durulan. Yirmi bir ay içerisinde bu ülkenin nasıl yaşamı, nasıl hakkı, hukuku ve dahası sözü yok ettiği meydana çıkmaktadır. Büyük ve güçlü ülke artık bir biçimlendirmenin, o faşist zihniyetin kurgusunu örte durandır. Örtbas edilirken her şey, bir biçimde saman altında su yürütülmesidir görünen. Saman altında su yürütülürken hemen tümü yok etmek üzerinden şekillendirilen bir bağnazlık zincirleme olarak kalıcılaştırılır, sağlama hep bir adım daha yaklaştırılır.

Sağlama alınan zihne hakaretin, yaşama tehdidin güncellendiği bir yönetim anlayışıdır. Sağlama alınan can yakmaların normal addedilmesidir. Kimlikleri tek, sözcükleri tek, hayata dair olan hemen her şeyi tek tipleştirmektir sağlama alınmaya ısrarla bu ülkede devam olunan. Sağlama alınan bir yekpareliktir, beton, millet ve Sakarya’dan mülhem olandır. Devlet hep buradadır. Devlet budur kötürümlüğü, kayıtsızlığı, hiddeti muhafaza altına almasıyla. Tekrar olunan şey güç istenci, gücü yetenin diğeri bildiği herkese karşı olan, yıkım gayretidir. Her yıkım yeni bir yetersizlik, her yıkım yeni bir eksiltme çabasıdır. Nasıl rahatça söz dalaşlarının bir tarafına taarruzların hakikate dönüştürüldüğüdür mesele. Düne dair, sanki dün hiç yaşanmamış gibi gün de, yarın da aynı zemheri ve zehir zembereklikle buluşturmakta ve bütünleştirmektedir devlet.

Bütünleştirilen, tekilleştirilen basbayağı ‘zorun limitsizliğinde’ korunaksızlıktır. Devlet buradadır, ensemizin ardında, zihniyetimizin kapısında hayatlarımızın tam bitişiğinde ve eşiğinde yerini koruyandır. Muhafaza edilen, bu körlük düzeneğidir bir kez daha. Tahakküm bendine sığmaz hale gelirken eskimeyen bir şekilde, yeninin de temeli haline getirilendir. Somut gerçeklik sözün savuna geldiğini yermek ve yıkmak en nihayetinde de yok etmektir. Devlet buradadır. Devlet kapının eşiğinden ayakkabısıyla dalandır. Meclis çatısında kafaya inen tokmaktır. Söz hakkını savuna gelmenin karşısında halen molotofu, halen yüzünü örten bez parçası diye yaygarayı kopartandır. Yüzü açık olanların eyledikleri kırımlar, gözler önünde sergiledikleri yağmalar devam ederken iç güvenlik yasasında ortaya çıkan eksik gedik tamamlama çabasına düşendir devlet.

Devlet buradadır işte. Bugünün ülkesi, dünün tüm eksik gediğini koruyup kollarken bu doğrultuyu takip etmektedir. Bir hakikat bıraktırılmayacak hale getirmenin yöntemleri arşınlanmaktadır. Denetim ve gözetimden sonra çıka gelen yıkımlar bu nizamla, eylemlerle sabit olunmaktadır. Tüm o yaraların nasıl şekillendirildiği birkaç cümlede açığa çıkmayacaktır. Tüm o yaraların nasıl kanatıldığı belki anlaşılmayacaktır kesin bir halde, bir biçimde. Kesin olansa, kurumsal nefretin hiddet boyutunun derinliğidir. Haddizatında gün aşırı konuşulan çizilen sese söze büründürülen eşitsizlikler bileşkesidir. Eşitsizliğin doğrudan, kesintisiz sürdürüle geldiği yere dairdir. Yarının dönüşümü bu eksiğin daim kılınmasıyla bina edilmektedir.

Yarına ulaşacak yerin devinimi bu fenalıklar yinelenerek şekillendirilmektedir. Cümleler daha kurulurken bunların tümünü geçersiz yahut da kaile bile alınmayacak olarak bildirilmektedir iş bu menzilde. Tümü handiyse, müşterek olanın tarumar edilmesi ve tümü neredeyse akli olanın tükettirilmesi gayretidir. Çürümenin bir diğer karşılığı da işte bu yaşaya geldiğimizin sınırlarındadır. Çürütenin her ne olup her kimlerin elinden olduğunun bahsini ise yazmaya artık hacet olmayandır. Çürümenin karşılığı bitmeyecek tükenmeyecek olan tüm bu meydan okumaların menzilinde ulu ortadadır artık alenidir. Söz unutturulurken o cehennemde yaşadığımız gerçekliği sarsıcı bir biçimde örtbas edilendir. Her çabalanımın arkasında yeni bir zulüm şekillendirilmektedir.

Her örtbas edilenin arkasından daha büyük eksiltmeler çıkmakta, kalıcılaştırılmaktadır. Özgürlükler getirecek, cenneti vaat edenlerin nihayetinde zebaniliği tam olarak ele almalarıdır gördüğümüz ve yaşadığımız. Eşitsizlik artık amiyane bir serzenişten, bir sızıdan çok daha fazlasıdır. Cehennem dediğimiz şey, tam da bunların birlikteliğidir kesintisiz bir halin tezahürüdür. Budur içte içe kemiren hayatımızı mahvetmeye devam ettiren nesnellik. Düş kırımları yinelene durulurken, baş ağrılarının, yürek yangınlarının, soru işaretlerinin daha pek çok ağrının müsebbipleri meydandadır ortada hemen her yerdedir. Devlet bildiğini eyleye dururken, o hiçbir surette değişmezliğini aşılmazlığını ilan ederken kalıcı olarak hayatlarımızı mahvetmektedir. Kalıcı kılmaya çalıştığı şey, hayatın bilabedel kılınmasıdır.

Kalıcı kıldığı şey bu hayatı mahvedeceğinin tebliğidir gün be gün artık. Yerle yeksan olan hayattır, en başından alırsak birikinti, cerahat, irin ve mutlak ve tek doğru olarak bildirilmiş olanın sınırlarında tam tekmil cehennem bir kurgu olmaktan çıkartılır. Kadına akıl mütemadiyen bol kepçeden verilir. Sözünü savunması, hayatını talep etmesi, -erk-le, -erkekliğe- karşı nihayetlendirilmemiş tüm şiddet saiğine tekten, anlam ihtiva eden bir çıkarsamanın yaşamanın çağrısı önüne set kurulur. Yoktur denildiği yerde şiddet vardır halen. Hiç görülmüş değil diye anıldığı yerde zorbalıktır kesinleştirilmiş, kalıcılaştırılmış. Duyumsamak ne ki, önemsemek nedir ki, yadsımadan sözü işitmek hayatı aramak ve sorgulamak nasıldır ki bunların topu birden taca atılmaktadır.

Yerle yeksan olunan vicdandır, tarumar edilen bedenlerin haklarıdır. Kadına ahkam kesilmeye hep devam edilmektedir. Bir kez susulsa gerisi gelecektir, bir kez susulduğunda artık hayat kendi sözünü anlatacaktır çünkü. Erkan, devletlû bunu örtbas edebilmek üzere vardır. Her vurulan ket yeni bir yıkıma yol vermektedir. Her bildirimse yeni bir can ağrısına çıkmaktadır. Kadının adı vardır o kadar yıllık mücadeleden sonra gerisi hep teferruattır. Bu erkeğin veremediği tüm hesapları yekten anlatandır. Cisme, cinse cibilliyete şekle şemaile düşmanlıktır ol teferruatlara sıkıştırılan. Kadının adı vardır, sözü de vardır yeter ki artık iş işten geçmeden duyulsun bir tek söyleyebileceğimiz bu satırların çatıcısı olarak budur. Hemen her günü bir “nefret yüklemesi”, anlık değil bizatihi yıllar yılıdır kılı kırk yararak şekillendirilen bir şiddetle ‘yaşama’ pratiğine dönüştürülen menzilde olduğumuz artık aleniyken tek elimizde kalan budur.

Bitmeyen hıncın ve öfkenin, makam ve mevkiine varabilmek için, ülkenin standardı haline dönüştüğü menzilde her gün daha bir dibe çökmekteyiz. Dibe indikçe bunu aslında hiç kâfi bulmayan, asla yeterli görmeyen bir akıl hepimize meydan okumaktadır. Meydan okumaların sınırsız tezahürleri her gün yinelene gelenlerde ifşa olunmaktadır. Tehdit hayatlarımızadır. Kasıt hem tümcelerimize, hem ‘cümle’mizedir. Kasıt hem norma, hem de normalimize karşıdır. Kasıt düpedüz bu sığlık ikliminde yaşanabilirlik savunuşudur. Kasıt daha Özgecan Aslan’ın canı alınmışken o “erkek” şiddetinin kadınları aramızdan alabildiği yeni kırımları beraber gösteren haberlerdedir. Canlar yok edilebilir addedildiğinden bu yana, öldüreceksin buyruğu çiğnendiği ilk zamandan ötesini her gün karşılaştığımız kasıt göstermektedir.

Yerle bir edilmeye devam edilen hayatın bizatihi kendisidir. Makul cümleler değildir belki de -tüm arz-i halimiz bunu bir kez olsun anlaşılabilir kılmak adınadır. Dibine, çok daha derinine çekilmeye çalışıldığımız yeri, cehennemi tasavvur edebilmek burada giderek zorlaşmaktadır. Her nerede her nasıl hallerde bu güncelliği yaşaya duruyoruz, bunları aksettirebilmek içindir tüm çaba. Sınırın içi ve yanı ve yöresi ve korunaklı bildiğimiz hemen her yer, her gün biteviye bu dönüşüme rehin edilmektedir. Hep biriktirilip üzerimize boca edilen bir biyopolitik elbisedir. Kesilip, biçilip her makas şıkırtısında, her iğne teyellendiğinde canımızın bir kez daha yakıldığı bir mefhumdur. Her teyel, yeni bir eksikliğin yolunu açmaktadır. Cehennemî olan yaşam algısının topluma dâhil ettirilmesi bu terzi işçiliği gibi görünen hamlelerle birlikte kalıcılaştırılmaktadır.

Sözün gerisi yerip yok etmek için, ona varılana kadar tekrarlananlardadır. Yok etmek kaçarımızın olmadığı bir mutlak “yazgı” olarak bildirilendir. Dün yaşadığımız, günümüzde denk getirilenler ve yarın tekerrür edilecekler bu akıllı olun talimatları ve dâhilindekilerle hayatımız yok edilmektedir. Hane, hane, birey birey, kadın, erkek, lgbtiq, genç veya yaşlı ama hemen herkesler için biçimlendirilen tatbik edilen bu paramparça halin sürekliliğidir. Paramparça edilen bellektir ve bir de bedenlerdir. Bu sınırları cehenneme bunca benzeştiren handiyse onun replikası haline dönüştüren nesnel ve kalıcı olan bu yıkım düzeneğidir. Sıradana ait, ona dair olan her şeyin mutlak biat eden bir figür yahut da personaya sıkıştırılması bu gayretin tamamlayıcısıdır.

Denetim ile gözetimin tamamlayıcısı bu kırım ikliminin ayrışmazı kılınan nefretle sağlama alınmaktadır. Bir ‘replika’ değildir artık, bu ülke gerçeği aratmayan bir halin tezahürüdür. Replika olan cehennemi dünyaya taşımaktan bir adım öteye geçiren, dönüştüren bir sahanlıktır tam tanımı henüz yapılamayan. Kâğıttan kaplan bir ülkenin, cerahatinin gücünü, el bulduğu nefretin, cehaletin ve daha fazlasıyla “çürümenin” birlikteliği bir cehennemden daha derini kotarmaktadır ülkede. Gerçekte olan budur. Bu kadar üstü örtülmeye üzeri kapatılmaya çalışılsa da cehaletle cüretin birleştiği bir yerdir kotarılmaya devam olunan. Mihman uzun, söz uzun, hayat kısadır. Gördüğümüz ve erebildiğimiz, yaşadığımız ve farkında olduğumuz tüm bu isimsiz “taarruzların” böylesi bir karanlığı cisimleştirdiğidir.

Cehennemin içerisinde kalakalmaktır paylaştığımız. Salt bir sarmal, yahut da edebi olan değil içimize, canımıza batanı bildirmek için kullana geldiğimizdir iş bu cehennem tanımlaması ya da betimlemesi. Taarruzların güncelliğinde başka bir hayat şansının geriye hiç bırakılmadığını bildiğimizdendir bu çaba, anlatma gayreti ve birbirine lehimleme gayreti. Adı sanıyla, tümden cehennem kelimenin karşılığını oluşturan tüm edimlerle erk eliyle rotamızı dönüştürmektedir. Dönüştürerek hayatımızı hiçleştirmek ve sıfırlamak çabasına düşenlere karşı “söz hakkımızı” savunuyoruz. Yaşamımız tehditlerle, sindirmelerle, yasa kılıfına giydirilmiş hakları çalmalarla bu gayretle dönüştürülürken söz hakkımızı savunuyoruz.

Sözün üzerine kurulan bu ağı, onu görünmez ve anlaşılmaz kılmak için çabalayan muktediri görüyoruz. Sesimizi birleştirmezsek “son” hazin olacaktır. Savunacağımız başka bir davamız, çıkarımız da yoktur. Savunacağımız geleceğin tahayyülüne varabilmek bugünleri, göz önüne getirdiğimizde tek çıkış noktamızdır. Her gün yinelene gelen şiddetin ağlarını, sözün ve aklın, düşüncenin üzerine ‘beton’ dökerek ilerlerken erkân, faşizm sıradanlaştırılırken kalk borusu çalmaktadır. Uyarı “son” çağrıdır hepimize. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hep beraber…

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015


>>>>>Bildirgeç
Sonra Bir Bakmışsın, Oraları Geçmişiz - Yetvart DANZİKYAN - Agos

Biz tabii, hep devlete baktık. Faşizmi konuşurken, diyorum. Hep devlete, hükümete baktık. Faaliyetler, sözler, argümanlar listeye uyuyor mu diye madde madde gittik. Bir kısmı uyuyordu listeye, bir kısmı uymuyordu. Bardağın yarısı dolu, yarısı boş misali. Biraz kibarlıktan, biraz da literatüre uyma kaygısıyla “Yok” dedik, “daha değil, daha faşizme girmiş sayılmayız.” Öyleydi hakikaten. Faşizmin etrafında dolanıyorduk ama rejime tam manasıyla faşist diyemiyorduk. Evet, bu kadarı bile önemli bir göstergeydi tabii, bir ülke sık sık kendini “Faşist bir ülke mi olduk acaba?” diye yokluyorsa, epey yol aldık demekti. Ama sonuçta daha ‘öyle’ olmamıştık. ‘Öyle’ olmak için doldurmamız gereken kutucuklar vardı. Onlar daha dolmadığı için bu ülkeye ‘öyle’ diyemezdik. Bunu ilk önce biz kendimize söylüyorduk zaten. Hâlâ da öyle.

Hayır, devlete bakarken toplumu gözden kaçırdık demeyeceğim. Ama galiba çok kafa yormadık. Şiddet kültürü etrafımızı sararken, elbette, olup bitenlere dertlendik, araştırmalar yayımlandı, anketler yapıldı, çalıştaylar düzenlendi, çözüm yolları arandı, yazılar yazıldı, konuşmalar yapıldı, meseleye dikkat çekildi. Fakat nihayetinde toplum dediğimiz, hükümete, devlete kıyasa daha akışkan bir varlık. Öyle hemen tanımlamaya gelmiyor. Veri lazım, trende, eğilimlere bakmak lazım. Öyle olduğunda bile net bir tanımlama getiremezsin; öyle olanlar var, olmayanlar var, birileri birtakım fenalıklar yaparken bir yandan da iyi şeyler oluyor. Hepsini bir yana bırakalım, bu kadar hay huyun içinden Gezi diye bir şey çıktı.

Ne diyorduk, toplum... Çok akışkandır hakikaten, tanımlamaya gelmez. Ama şu ülkede yaşayan birilerinin şundan mustarip olduğunu söyleyemez miyiz: Bir şiddet kültürü, bir hoyratlık, bir çeteleşme, mafyalaşma, kaba güç dilinden konuşma, neredeyse tüm gözeneklere nüfuz etmiş vaziyette.

Sokağa çıktığımızda (biz?) sanki bize düşman bir dünyayla karşı karşıya kalmıyor muyuz? Taksiye binmek bile bir savaş, minibüste olmak bir savaş, esnafla konuşmak, anlaşmak bir savaş. Aslında savaş değil. Başka bir dil kullananlarla bir mücadele. Ezici bir dili, güçten anlayan, haklılığını kaba güçten alan, onunla var olabilen, dolayısıyla o dille, o güçle etrafını ezerek yaşayabilen, bu dile sakin bir tonla itiraz edenleri daha da ezilmesi gereken bir insan türü olarak kodlayan, kendi diliyle konuşan biriyle karşılaştığında ise, eğer kendine güveniyorsa hemen çıplak şiddete başvuran, ama yok, karşısındakinin kendisinden daha güçlü olduğunu fark ettiyse, yelkenleri suya indiren bir dünyayla karşı karşıya olduğumuzu söylemek, bilimsel olarak değilse bile, şu yaşadığımız hayat açısından, mümkün değil mi?

Yıllardır arttığını gözlediğimiz kadın cinayetlerinde mesele sadece nicelik değil, aynı zamanda nitelik diyemez miyiz? ‘Kadın’a bakışın artık hastalıklı bir hal alması, terk edilen ya da reddedilen erkeklerin öldürmek dışında bir çözüm düşünememesi, ancak onu yaptığında insan içine çıkabileceğini düşünmesi, böyle şartlanması, şu yukarıda tarif etmeye çalıştığım tabloyla birlikte düşünüldüğünde, nasıl bir cehennemde yaşadığımızı göstermiyor mu? Evet, hâkim kültür eskiden de böyleydi belki, ama şu tecavüz, taciz ve kör şiddet döngüsü çağımıza dair de bir şeyler söylemiyor mu? O sokağa çıktığımızda mücadele etmek zorunda kaldığımız dünyanın kuralları artık öyle mi? Bir kadın tarafından terk edilmeyi, bir zamanlar ‘kendi malı’ olan bir kadının artık başka bir erkeğin olacağı şeklinde algılamak mı, bu çağın erkeklerini bu kadar gaddarlaştıran? Eğer öyleyse, yanı başımızda nasıl bir tür faşizmle yaşıyoruz yıllardır?

Nuh Köklü’yü tanıyordum. Bir vakitler aynı binada çalıştık. Kapı önünde sigara içtik, sektörün, ülkenin hallerinden konuştuk – bir sigara içimi boyunca ya da birimizden birine içeriden telefon gelene kadar. Arkadaşlarıyla kartopu oynarken, bir kartopu bir dükkânının camına geldi diye, elinde sopayla, sonra da bıçakla dışarı fırlayan bir esnaf tarafından öldürüldü. İnanmak hakikaten güç ama, nasıl bir dünyada yaşadığımızı hatırlayınca... Nefessiz kalıyor insan. Kendi gibi olmayanları, kendinden –kaba güç anlamında– güçsüz olanları ezilmesi gereken birileri olarak gören, bu dönemin faşizmi tarafından öldürüldü Nuh. Bu hepimizi yırtan, buruşturan, sonrasında bir köşeye fırlatmadan rahat edemeyen, kendinden güçlü birini gördüğünde fare gibi saklanan kaba güç dünyası, her gün birilerinin peşine bir çakal sürüsü gibi düşmüyor mu zaten?

Dolmuşta tek başına kalan Özgecan’a da önce tecavüz etmeye çalışan, direnince onu en gaddar biçimde öldüren ve ona yardım edenler de, bu bahsettiğim kaba güç dünyasının süfli yaratıkları değiller mi? Özgecan’ı gördükleri anda ne düşündüler acaba? “Bizden değil. O zaman işe koyulabiliriz” mi dediler?

Bu içinde yaşadığımız da bir tür faşizm işte. Hâlâ o kutucukları doldurmaya gerek var mı, bilmiyorum. O kavramın, şu yaşadığımız cehennemi karşılamadığını ben de biliyorum; daha çok bir rejime ad koyarken diyoruz onu, dolayısıyla toplumu anlamaya, tanımlamaya yetmiyor. Ama işte, o dünyaya dair bir insani ilişkiler toplamı içindeyiz.

Bu iklimin, AKP iktidarıyla ilişkisi tartışılabilir. Burada ilk ağızda üzerinde durabileceğimiz soru belki de şu: Bu iklim mi AKP iktidarını yarattı, yoksa AKP’nin –‘şef’te cisimleşen– yırtıcılığı mı toplumu buraya doğru dönüştürüyor?

Bir de şurası belki tartışılır: Hep mi böyleydik? Yakın tarihimize bakınca buna hayır demek mümkün değil. Bu toprakların tarihi, aynı zamanda, yanı başındakine diş bileyenlerin, bir fırsatını bulduğunda, komşusunun, onun ailesinin boğazına çökenlerin tarihi değil mi biraz da? Yukarıda tarif ettiğim güçlüler/güçsüzler denklemini milletler, dinler, mezhepler düzeyinde kuran bir zihniyetin yol açtığı cehennemlerden gelmedik mi buralara? O çok övülen ‘Anadolu insanının hoşgörüsü’ dediğimiz, bir tür kendimizi kandırmaca değil mi?

Nuh yaralandıktan sonra “Ne olur, bu bir rüya olsun” demiş. Düşündükçe içim daralıyor. Keşke olsaydı, Nuh. Değil. Ve biz bununla birlikte yaşamak, başa çıkmak, mücadele etmek zorundayız.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Yetvart DANZİKYAN'ın Sonra Bir Bakmışsın, Oraları Geçmişiz makalesi tam da sözün bittiği yerde, nihayetlendiği alandan yeni bir rotayı önümüze seriyor. Ermeni entelektüel kimliğinin sıradan bir akp yedek üyesi, aday adayı ya da onaylayıcısı haline dönüştüğü bir menzilde çıkarsamalarıyla bu ülkede yaşamı sorgulayabilmemiz için bir başka vesileyi taşıyor. Yaşayacak mıyız, mücadele edecek miyiz hepimiz için bahsiler karşımızda bir makaleden çıka gelerek gerçeğe dönüşüyor. Bilginize...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Türkiye Faşizmin Hunisini Takmaya Hazırlanırken Muhalefetin Tarihi Sorumluluğu - Murat SEVİNÇ - Diken
"Nefret Toplumu" Türkiye - Kıvanç KOÇAK - Birikim
Ne Olur Bu Bir Rüya Olsun - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Is Turkey Just Copying The EU In Increasing Police Powers? - Emma SINCLAIR-WEBB - HRW
Bin Bir Surat - Gökçe TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Matruşka AKP - Batuhan BATI - Radikal Blog
Explained: Turkey's Controversial Security Bill - Hürriyet Daily News
İşte Tartışılan 'İç Güvenlik Paketi'nin Tam Metni - T24
Ekoloji Kolektifi ‘Tane Tane’ Anlattı: İç Güvenlik Paketi Kent/Kır Direnişlerini Doğrudan Hedef Alacak - Diken
Nazi Türkiye’sine Beş Kala - Tunca ÖĞRETEN - Taraf
Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nun Mimarlarından Prof. Dr. Adem Sözüer, Uyardı: İç Güvenlik Paketi Anayasa'ya Aykırı - Zaman
Bunu Bırakın, Kendinize, Dostlarınıza Bakın, Başka Düşmana İhtiyacınız Yok! - Nuray MERT - Diken
"Cumhurbaşkanı'na Hakaret Suçu" Veritabanı Oluşturuyoruz - @Civilvvars & @Daghanirak - Google Docs
Hayat Bir Oyundu, Artık İçime Sinmiyor… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Türkiye” İnşa Edilirken Esnaf - Haluk GERGER - Günzileli.com
Esnaf Ne İşe Yarar ? - Deli Gaffar - Deli Gaffar'ın Notları
Nuh Köklü Giderken - Nadire MATER - Bianet
#NuhKöklü : Mahalle ve Dolmuş - Nuh KÖKLÜ - Açık Radyo
Have AKP's Policies Caused Rise In Violence Against Women? - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Beştaş: Hükümet 'İdam ve Hadım'la Hedef Şaşırtıyor - Vecdi ERBAY - Hasan AKBAŞ - Evrensel
#ŞerzanKurt: Yitirilen Bir Oğulun Ardından - Porgebol - Porgebol
Yeter Artık, Yeter Çıkalım Zıvanadan - Birhan KESKİN - Aslı SERİN - 160.Kilomete
"Erkek Şiddeti, Evine Yapılan Baskında Kıskıvrak Yakalandı" - Pınar ÖĞÜNÇ - 5 Harfliler
Doğurduğum Bebekleri Kavanozunda Öldürdüm - Sibel YÜKLER - Harfvolver
Arka Bahçe - Sibel KARADAĞ - Başka Haber
İğne Batıramadıysam Da Rezil Ettim - Feryal ÖNEY - Evrensel
Tecavüz Hakkında Vazgeçmemiz Gereken Efsaneler - Bülent SOMAY - Uzun Çorap
Niyetimiz Kadına Şiddeti Önlemekse - Ömer Faruk GERGERLİOĞLU - Alternatif Siyaset
#Özgecan'a Ağıt: Ben Bir Kadın Olarak... - İşçi Mücadele Derneği
In Memory Of Özgecan Aslan: Sexual Violence And The Juridical System In Turkey - Elif SARI - Jadaliyya
Özgecan Aslan ve Sağcı Trendlere Göre Lanet Yönetimi -Metin SOLMAZ - Birikim
#sendeanlat Tag'ini Başlatan İdil Elveriş Anlattı - Efe Kerem SÖZERİ - Bianet
İHD: Hocalı Bahane, Mitingin Amacı Ermenilere Irkçı Nefreti Kışkırtmak - Bianet
Millet-i Mahkume'den Kod Numaralı Azınlık Vatandaşılığına - Yervant ÖZUZUN - Demokrat Haber
Kurtuluş'un Çocukları - Tuğçe ERÇETİN - Posta
Ankara-Erivan İlişkileri Yeniden Buzdolabında - Aram Ekin DURAN - Deutsche Welle Türkçe
BHH, Kendi Talepleri Etrafında Yürüteceği Bir Kampanya ile Açıkça HDP’ye Oy Çağrısı Yapmalıdır! - Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol
HDP’den AKP’ye Tokat Gibi Protesto - Taraf
Kürt Meselesinde Duruş - Kerim BALCI - Zaman
Suikastçımla(!) Konuştum - Ahmet ŞIK - AŞ' Twitter Blog
İş Güvenliği Paketinden Kusurlu İşverene Ödül Gibi Ceza - Hacer BOYACIOĞLU - Hürriyet
Detained: Voices From #Amygdaleza, #Greece - Roz Karta - The Occupied Times
More Than 1,000 Muslims Form 'Peace Ring' Around Oslo Synagogue - Balazs KORANYI - HaAretz
Habib Calib'den İktidarın Danışmanlarına - A.b.m.o Selim - Güya Urduca
Toprak Ana - Aykan SEVER - BiaMag
“Deneme Otobandan Değil Patikalardan İlerler” - Özge KARA - Milliyet Kitap
Benim Dilim Seninkini Döver - Süreyya KARACABEY - Fraksiyon
Akıllı Olun - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
‘İmana Geldi Kafir…’ - Nurinisa EROĞLU - Jiyan
Şuşalı Anarxist - Cavid Ağa - Breathe It In
Osmanlı’da Anarşizm (2) – Osmanlı Döneminde Bulgar ve Ermeni Hareketlerinde Anarşizm Etkisi - Miraç BİLGE & Okan ÖZDUMAN - Meydan Gazetesi / Sosyal Savaş
Michael Löwy’le Eko-Sosyalizm Röportajı Çevirisi - Nuh KÖKLÜ - Başlangıç
British Library Expanding Its Endangered Archives Online - Roslyn SULCAS - ArtsBeat

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Desen - Metamorphosis By Don GALE

>>>>>Poemé
Çamur Etkinliği - Aslı SERİN

gelişinden belli, acıklı olacak, olsun
teneke değiliz çok şükür

doğru taşı çekmiş ama bitememişlerden
ağzını büzmeden gülebilmişlerden
aynı şarkıyı bin defa dinleyebilmişlerden
babadan dertli anneden az
hayat böyle biraz, öyle biraz
bir ev yapalım taş toprak olsun

bu evde çukurlar, düzlükler… Çukur bu düşülür olsun
iki kişiden birinin olmadığı bu ev eksik olsun gedik olsun

tesellicisine âşık olmamış adam ve kadınlardan
çıkarsa naparım diye şans oyunu oynamamış
3. tişörtü isteyememiş, 2.sini mecburiyetten almış
ilkokulda ön sırada, üniversitede sırasız
ağıtçısı değiliz buraların Nuray

düz yolda herkes araba kullanır, gel şuraya sapalım
anarya başta zor sonra şık, sapalım
biraz imkânsız, biraz rakı, biraz hepsi aynı
sana kukumav kuşlarına bakan oda ayıralım
korunmanın takvimi yokmuş
biz zamanı zamana bırakalım
yürümeyi sevmem ama istediğimde iyi koşarım
koşalım

anlaşalım, sakin ol demek yok, çok sıkılıyorum
dallarımdan çaputları söktüm, zor oldu
tökezledim tümsekte, oh oldu
çıktığım dağlar puf oldu
parçalar birleşmiyor, alıntı gibiyiz Nuray

gel gitmenin kitabını da biz yazalım
“gittiğim yere geldim” olsun
rüyamıza o dede girmeyecek
canı cehenneme olsun
istatistiklerin, analizlerin, geri dönüşüm projelerinin
ve hayat bilgisinin ve yerçekiminin
ve senin ve benim

biraz yaklaş şunu çekmelisin
taş toplayan kadın, şaire ilham verir
diş sıkmak bilemekten her zaman mı iyidir
kırk taşla yıkanıp sokağa çıkarılmışız
belimizde kurdelalar zılgıtlarla çıkarılmışız
bak güzel oğlum güzel kızım bak bu sokak
ağzına sıçacak…

sokak dışarıdan bitirilmezmiş, çıktık
horoz şekerleri ve bonibonlarla
pankartlar ve diplomalarla
3 defa kınasalar atılır mıyız buradan
çelme taksalar, tekme tokat atsalar, kazık
herkes en büyük acı kendinde sanıyor, yazık
hâlâ şaşırabiliyoruz ya çok şaşırıyorum Nuray

ama sen gel pılınla pırtınla
bir ev yapalım, bu sokağın ortasına
varsın çamurdan olsun.

Kaynak

No comments: