kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_548_/////պատճառում
16 şubat 2026 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.
/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. Amoss - Powder VIP (Flexout Audio)
02. Amoss - Funk Knows (Flexout Audio)
03. DJ Direkt - Shadow (0121 Recordings)
04. DJ Direkt - Insulin (0121 Recordings)
05. Spectrum & Rouge T - Greee (Raw UK)
06. Aboo & Rouge T - Ghost (Raw UK)
07. Rufige Kru & Goldie & Submotive - People & Places (Submotive VIP) (London Records)
08. Rufige Kru & Goldie & Submotive - RDNA (London Records)
/////arz-i-hal
"Oyunun yapısı değişiyor artık. Sıradan insanın hayatta var olma istem / tahayyül / eylemi bir biçimde yeknesak tarumar ediliyor. Ne kimsenin feryadına vakit var duyulacak, ne de bunca ağır sınamanın ortasında kalakalmış olagelen o insan figürünü kurtarabilecek belli bir çaba. Dünyanın konformizmi daha derin kalıcı güvenlikte bulduğu, bir anın öncesinde yaşananları aşan bir tahayyülle karanlık kılındığı bir zeminde söz un ufak ediliyor. Eylem, adımlamalar, var edilen kanunlarla / düzenlemelerle birlikte cürme uzak kalındığından bir biçimde dem vuruluyor. Sular yükseliyor, çağın cehennemi katran karanlığını politik tavır diye kakalayanların oyun sahasını gizleme çabasında kurdukları tezgahlar birer birer aleni kılınırken derin ve kalıcı kırılamaların önü açılıyor. Oralarda hiç değilse hukukun zerresi var olduğundan gidişatın karanlığını bina edenler karşısında binbir türlü direnişin alenen ve açıktan var edileceğini gösteren tahayyüller var. Bir cerahat gibi sarıp sarmalayan ırkçı / aşırı sağcı / popülist milliyetçilerin var ettikleri Avrupa dönüşümüne karşı var edilen ol ortak itirazlar gibi. Amerikan Göçmen Polisi olarak nam salmış “ICE”’ın Avrupa’nın orta yerine çöreklenmesine mahal veren olimpiyat oyunlarının kendi birleştiriciliğini alt eden kurgusuna kalıcı / önlenemez itirazlar. Bir yerlerde hakkın gasbı var edilirken bunu yarın bir başkasının takip edeceğini bilerek var edilen itirazlar çoğunlukla o kurulmuş tezgahlar eksenini lağvediyor, en azından şimdilik. Meselenin müştereken bir itirazı ortaklaştırmak olduğu daim yineleniyor, açıktan!
Bu sahada ise her şeyin “tersine” işlediği bir düzlem bina ediliyor. Adam sende ağzımızın tadı kaçmasın denilerek göz ardı edilenlerle birlikte artık hakaretler birer ikişer normatifin ta kendisine dönüştürülüyor. Ne atılan imdat feryatları görülüyor, ne var edilen açmazları aşabilmek için en ufak bir çabaya düşülüyor. Daha yepyeni asgari ücretin ele geçmesinin birkaç gün üstüne var edilmiş zam sağanağı, Müslümanlar için kutsal addedilen Ramazan ayı öncesinde fahiş fiyatlandırmalarla cebi yakarken, market, pazar raflarında fiyatlar bariz bir giyotin gibi yükseğe çekilip fişi çekilince insanın altında kaldığı tahayyüllere bir biçimde dönüştürülüyor, çıt çıkmıyor. Sebze, meyve için var edilmiş cerahatli yuvarlama, yukarıya kırdırılmış fiyatlamalar artık günlük gıda tüketim maddelerinin hepsinde de belli başlı bir yıkımı var ediyor. Asayiş berkemal buyrulurken bir yandan da çarkların enikonu dönmediği bir sistem bina ediliyor. Muhtaç kılmak, yoksullaştırmanın türlü boyutlarından sahnelemeler olağanımız kılınıyor. Fahiş fiyata müdahale yerine, zorun / betin / berbat ol çıkagelen tahayyülün esiri kılınıyor bir menzil. Açsanız, düzene biat etmediğinizden oluyor denilerek her şey kestirilip atılıyor. Düzenin muğlaklığını yok etmek değil tüm bu puslu / gri havayı sahiplenmek matah addediliyor. İyi de sorun halen dağ gibi yükseliyor, her yerde, her şekilde! (Not: Türk-İş Ocak 2026: Açlık sınırı 31.224 TL, yoksulluk sınırı 101.706 TL, bekar çalışanın yaşam maliyeti 40.541 TL. Asgari Ücret ise 2026 için net 28.075 TL civarında, Açlık sınırının altında kalmış bir asgari ücret, yoksulluk sınırıyla uçurum açılmış…)
Çözümsüzlük girdabı daha bu masa başlarında var edilmiş düzenlenmiş enflasyonla, bir tırpanla var edilmiş yaşamak için elzem görülen asgari ücretin yoksulluk sınırının altında açlık sınırının bile gerisinde kaldığı bir zemini bina ediyor. Sessizlik mutlak istikamettir diye bildirilirken, biriken cerahat insanların birbirini kırdığı bir menzili göstere geliyor. O sahnede hiç kimsenin yaşam hakkının muhafazası söz konusu edilmiyor. Düzen sıradana bir kaosu reçete ederken, sokak birbirinin gırtlağına çökenlerle, kendi kanununu kendisi eliyle kuranların var ettiği astığım astık kestiğim kestiklere dönüştürülürken, cürmün, ceberut bir akılla var edilmiş cerahatin odağındaki memleket olur öyle şeyler denilerek geçiştirilir. Budur fecaat, bu kadardır felaketin kıyısına taşınmak o cehennemde yaşamak! Bizim buralarda ‘ağzımızın tadı kaçmasın’ diye yutkunurken kimileri, rakamların soğukluğu bir giyotin gibi iniyor raflara. IMF’nin 'kemeri sık’ dediği o kemer, aslında boğazımıza dolanan ilmiğin ta kendisini bildiriyor bir yandan… " sesli meram
*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...
allame-i ulul arz’dan ara nağmeler
okuma parçası
sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi iki yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...
her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------
/////görsel///// dieter titz:::flickr.com
/////poemé
Ինչ էր Երգում Թռչունը -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ
Պատահած քար եղանակավորում է տարածությունը, որը
սկսվում-տարածվում-տարրալուծվում է
իմ տխրության մեջ։ Իսկ
հայացքս բաղկացած է
հեռացածների թիկունքից։
Կինը, որի մի աչքն աղավնի է, մյուսը՝ ագռավ,
բախտագուշակ
գնչուի շորեր հագած, շրջում է կատաղած ամբոխի ներսում,
որը մեղավորներ է փնտրում՝
իր իսկ մեղքերի համար։
Ինքնաթիռների վթարներից սեւումուր հագած լվացքաշորերի
անժամանակ ծերություն, փորձանքն
ուզում է քերել ինքն իրեն
անմաքուր պահերից.
անխնա ծերանում ենք։
Ես սխալ ցուցումներ եմ տվել, ես չգիտեմ՝
ով էր կրակողը, բայց
աղջիկը, որի ձեռքում ատրճանակ եմ դրել ու
ստիպել, որ սեղմի ձգանը՝
ուղիղ իմ դեմքին, գոյություն
չունի, իմ ձին կարող է վկայել։
Եվ համոզված եմ՝ վերադարձ չի լինում,
որովհետեւ կետը, որից
մենք հեռանում ենք, մեզ լքում է նախքան մեր շարժվելը։
Երբ փոքր էի՝ մի թռչուն միշտ
երգում էր ինձ համար։

Comments