
Deuss_Ex_Machina_223_--_Un Nuovo Senso Dell'udienza
25 Ağustos 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Album Of The Week: Sian Alice Group-59:59 (The Social Registry)
Album Of The Week: Sian Alice Group-59:59 (The Social Registry)
>1<-James Blackshaw-Gate Of Ivory (Tompkins Square)
>2<-James Blackshaw-Infinite Circle (Tompkins Square)
>3<-The Boats-The Boats Can’t Save You Now (Flaü)
>4<-The Boats-The Melody Mosquito (Flaü)
>5<-Ilya E. Monosov-Tricycle (Language Of Stone)
>6<-Ilya E. Monosov-I’ll Live My Life Without Pain (Language Of Stone)
>7<-2sleepy-The Fog (ЯОК Music)
>8<-2sleepy-Turn Back (ЯОК Music)
>9<-Sian Alice Group-Days Of Grace III (The Social Registry)
>9<-Sian Alice Group-Days Of Grace III (The Social Registry)
>10<-Sian Alice Group-Kirilov (The Social Registry)
>11<-Anathema-Angelica (Kscope Music)
>12<-Anathema-Unchained (Tales Of The Unexpected) (Kscope Music)
Un Nuovo Senso Dell'udienza Bölüm (223) – Kulaklara Yansıyan Seslerin Sıhhatli Açılımları Muğlaklığı Yerle Yeksan Etti. Somutlaşan Görüngüler, Yanılsama Sıfır nm.
>11<-Anathema-Angelica (Kscope Music)
>12<-Anathema-Unchained (Tales Of The Unexpected) (Kscope Music)
Un Nuovo Senso Dell'udienza Bölüm (223) – Kulaklara Yansıyan Seslerin Sıhhatli Açılımları Muğlaklığı Yerle Yeksan Etti. Somutlaşan Görüngüler, Yanılsama Sıfır nm.
>>>>>Bildirgeç
Oyunun sonuna gelinmişti. Tüm birbirleriyle kesişen, çatışan, çözümsüzlük vaaz eden yapısıyla enikonu posası çıkartılmış basitliğiyle, ön yargı kalıplarından mülhem, sonuç olarak da klişelerle betimlenen bir oyunun sonuna gelmiş, gelinmişti. Sahneye zuhur eden her oyuncunun da tereddütlerinden de beslenerek mühimleştirilmiş bir oyun idi geride bırakılan, yazılanlardan giderek bağımsız bir iç hesaplaşmanın kurguya dahil edilmiş olması ise oyunun bu kadar çok tutturan. Derdest edilen hayatların geçidinde aman! iyi ki bu hallere düşmedik sesinin de yankı yankı yankılanmasıydı son kertede olağanlığın sınırlarını zorlayan. İlgiyi oyunun üzerinde hala ilk günkü gibi sıcak tutan. Biteviye tekrarlara sevk eden. Evet, ismi üzerinde oyun, temsil, gösteri olsa da hayatın gerçekliği asla peşlerini bırakmayacaktı. Oyuncular da neticede insandı, temsil ettikleri karakterlerin birer birer canlanmış örneklerinde kendi içselleştirdikleri problemlerin de çözüm yollarını analiz ediyorlardı. Takılı kaldıkları maskelerinin ardında gerçek yüzler aslına rücu ediyor, birer birer klişelerden örnekler çoğaltılıyordu. Yüzlerde somut bir ifade, sokakta her an karşılaştığımız ötekinin tasvirini gerçekleştiriliyordu. Korkularla sarıp sarmalanmış olan beşeriye yönelik mesajlar aks ettiriliyordu. Finalde ise tüm bu beklentilerden tamamıyla arınmış bir oyuncu kalmıştı sahnede, ne öncesi ne sonrası meçhulde bırakılan. Karanlık ve kasvetin egemenliğinde sonsuz geceye intikal eden bir bireyin ağlayışıyla yüklü mutsuzluğu yansımıştı. Seyre kendini kaptırıveren modern beşeriler bir vah, bin tüh sesleri ile hem acımasızlığın sonuçlarını, hem de edinilen onca tecrübeye karşın ısrarla insanların takındığı maskelerin ceberrutluğuna uzanan seyrüseferi takip ediyorlardı, tek bir nefes alış verişine dahil tenezzül etmeden. Birkaç değişkenin yerini dahi oynattığınızda dikkatinizi cezbedecek hatalardan dem vurmak, tepkiyi ortaya koymak bile bu kadar zorlayıcı mıydı? Yüzlerde dehşet ifadesi, belirsiz bir sonuçlardan sonuç beğen seremonisi.
Mutlu sona bir türlü kavuşturulamayan dertlerimizin de yansıtıcısı haline dönüşegelen bir bağlaca odaklanmak istiyoruz. Tıpkı “oyun” içerisinde de kendine yer bulan, ve her seferinde başka başka maskeler ile desteklemeye çabaladığımız iletkene. Hatalarımızın üzerini biraz daha örtbas edebilmek, halının altına süpürdüklerimizin de bir süre daha fark edilememesini sağlayabilmek için çabamıza eklemlediğimize. Değişkenlik ve ahir zamanın hızla dönen çarkları bu problemleri aşabilmemizi kolaylıyormuş gibi görünse de aslında yerinde saymaya devam ettiğimizin belgesini imleyen “yüzümüz”den dem vuruyoruz. Mizacımızı da tamamlayan, yaşadıklarımızın “heyhûla” içerisinde dikkatle bakıldığında fark edilebilmesini sağlayan, güngörmüşlüğümüzü veya tersini, yaşanmış anıların tortusuyla son şeklini kazandırdığımız yüzümüze. Fark edemediğimiz ise oyun artık sınırları belirlenmiş bir sahanın dahilinde değil, tüm yaşayışımızı kaplayan hayat güncesinin hemen tamamında kendi devamlılığını sağlayan bir kurgu haline dönüşmüş olması gerçeği. Kesif bir tonlamadan ilerleyen, kendini zorla tekrara düşüren klişeler artık çok bariz bir biçimde hayat standartlarımızı da belirliyor. İçimize işlediği kadardan yüzümüze de yansıyan çekimserlik, tevekkülden çok evhamlanma, dinlemekten çoktan vazgeçip iğneleyici yargılamalara kucak açılması da bu minvalde irdelenebilecek diğer alt okumaları bütünlemekte hiç şüphesiz. Artık olmayan vakitlerimizi harcama çağında bulunuyor olmamız da bu düşüncenin geniş bir perspektiften irdelenebilmesini olası kılan diğer bir etmen. Yüzleşmekten çekindiklerimiz için daima acil durum koduyla el altında tutulan maskelerimizden birisini kullanıma hazır ve nâzır olmamız da o kadar düşündürücü. Hazır kalıplarla aynı tepkimeleri veren yüzlere dönüşüyoruz birer, ikişer. Yarım yamalak, sansürlerle boğdurulmaya çalışılan internet’den edinebildildiklerimizle de bu değişkenliği devamlılığında sanallığa taşıyoruz. Fiberkoptik kablolar vasıtasıyla.
Alman feylezof Ludwig Wittgenstein’ın “Yüz bedenin ruhudur” sözünü bir kere daha hatırlatmakta fayda var. Her bir açılımın kıyısından ucundan beslenerek kendi form ve formülünü ortaya çıkartmaya çalışan modern beşerinin, çıkmaz yollara girmeye meyil ettiği her yol ayrımında hatrında tutması gereken bir cümle. Basit kurgusuna nazaran anlamamız için, bazı şeylerin o kadar da fevkaladenin fevkinde olmadığını idrak edip gerçeklikte düştüğümüz hatalardan dönebilmemiz için dolu dolu bir cümle. Çelişkiler yumağı haline dönüştürdüğümüz, izah edilebilir bir geçerlilik kazanamamış olsa da mutsuzluğa teslim olmuş bedenlerimizin kara kutusunu oluşturan yüzümüze karşı hiç değilse biraz insaflı olmamız temenni ediliyor olabilir mi? Yoksa şu reklamlarda çıkan ve her seferinde biraz daha sentetik hale dönüşen şuh kahkahaların arasında çağlayan umutsuzluk çığlıklarının kapımızı çalması mı gerekiyor? birdenbire paldır küldür. Tepki verme sürecinde yaşadığımız kararsızlıklar, deveran olduğumuz, içine deyim uygunsa tıkılı kaldığımız modernizm çağının kalburüstü kurallar yığını, muhteviyattan çok daha fazla vitrine odaklı kalmak gibi ardılı sıra detaylandırılabilecek örnekler ile yüzümüze yansıyan acıyı nereye kadar saklayacağız. Birgün gazetesinde 2004 yılında Muhsin Kızılkaya tarafından kaleme alınan “Yüzde 100” makalesinden alıntılayalım; “Yüzümüz hem saklı yanımız, hem de en aleni yanımızdır. Yüzümüz hem korku salar, hem sevgi dağıtır. Yazının tam burasında sözü şair İlhan Berk alır:''Yüzün ki korkular verir bana, ne zaman yüzümü tutsam yüzüne.'' Yüzde yüz haklıdır!"
Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirdiğimiz 223 numaralı bölümü dahilinde de yukarıda bir parça da olsa irdelemeye çalıştığımız “yüz” imgeleminden çoğaltımları barındıran bir kurguyu yapılandırmaya çalıştık. Müziğin salt bir eğlendirici olmasından öte anlamlar taşıyabildiğine dair açılımlarımıza, ürettikleri kayıt, ses düzenekleri ile manidar açılımlar gerçekleştiren prodüktörlerden bir derleme gerçekleştirdik. İçinde bulunduğumuz 2008 yılı içerisinde gitarı ile nev-i şahsına öznel kayıtların altına imzasını atan James Blackshaw’un Ambient seslerden beslenerek evrilen “Litany Of Echoes” kaydından iki kesit sunduk. Clickits, con_cetta, aus gibi deneysellikle minimalizmi harman eden “Moteer” etiketinin kurucularının projesi olan The Boats’un Japonya çıkartması olan “Faulty Toned Radio” albümünden mekanik olduğu kadar melankoliyi en üst seviyede tutan kurguları paylaştık. Serge Gainsbourg ile Leonard Cohen’e vokalleriyle fazlasıyla benzetilen, pek çok eleştirmence haşince eleştirilen Ilya E. Monosov’un kişisel yüzleşme anları için elinizin altındaki koruma amaçlı! maskelerden daha fazla yardımcı olacağına kani olduğumuz “I'll Live My Life Without Pain” parçasında çözümlemeler gerçekleştirdik. Bütün bu kayıtların yanı sıra haftalık albüm önerimiz olarak da sizlere, eklektik kurgularını belli başlı kılavuz çizgi ve yol haritalarına bağlantılamadan, ilham aldıkları noktaların belirsiz kalmasından, sisler ardında kalmasından yana ısrarcı olan “avant garde soul” kumpanyası Londra’lı “Sian Alice Group”u debut kayıt “59:59”un aracılığıyla sizlerin beğenilerine sunuyoruz.

Benzeş müzikal izdüşümler ile alternatif külliyatçılar için önemli bir besleme noktasını oluşturan “The Social Registry” etiketinden yayınlanan “59:59” adlı debut kayıt ile ilgili notlarımızı aktaralım. “59:59” handiyse tüm 80'li yıllar ile 90'lı yılların ortalarına kadar süregitmiş olan eklektik kurgudan ilham alarak gelişen bir müzikal sentezleme çabası olduğunu ilk elden iletebiliriz. Kullanılan dil, kurguda yerleşik hale getirilmiş sinematik kesitler ile var edilmemiş bir zaman diliminde, kendi ergenliğiyle yüzleşen insanların hikayelerini barındıran bir harman kulaklarımıza çalınıyor bir saatlik kayıt süresince. Ağıdı çağrıştıran bir melodika ile gitarın solo performans gösterdiği düşler bahçesinin de açılışını imgeleyen, Sian’ın vokalleriyle mahmur bir girişi imleyen “As The Morning Light” ile çalışma başlıyor. Daha çok “country” müziklerinde kulaklarımızda yer edinen gitar kurgusunda, eklektist bir çağıldamayı sentezleyen finaline doğru “rock” özüne de geri dönüşü betimleyen “Way Down To Heaven”, albümün içerisindeki deneysel ses kesitlerini fazlasıyla duyumsayabileceğiniz “Interlude” pasajlarından ilki olan ve The Dusk Line EP’sinin de öncüllüğünü sağlayan “7.35” kaydı ile temassız suretler arası bir müzik seremonisinin ortasına dahil olunuyor. Deuss Ex Machina içerisinde de sizlerle paylaştığımız, Sian Alice Group’unun da temel olarak pek çok eleştirmence üzerlerine yaftaladığı “shoegaze” tamlamasını nedenlerinden birisini oluşturan epik “Kirilov” gibi serbest vezine de uydurulmuş bir melankolik düzlemi ortaya çıkarılıyor. Yorumlanma telaşesinde aynı mı olur, farklı mı tınlar sendelemesine düşülmeden.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Sian Alice Group At The Social Registry
Sian Alice Group At Myspace
Sian Alice Group At WNYC
Sian Alice Group At The Guardian
James Blackshaw At Myspace
James Blackshaw At Wikipedia
James Blackshaw Review At Basatap
The Boats Official At Moteer
The Boats At Myspace
The Boats At Flaü
Ilya E. Monosov At Myspace
Ilya E. Monosov Review At Junkmedia
Ilya E. Monosov At Language Of Stone
2sleepy Official
2sleepy Review At Makina
2sleepy-Nadto Sonna Podcast For Radarr
Anathema At Myspace
Anathema At Wikipedia
Anathema Review At Punkreas
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Music 366/Day29-Shadowplay By The Spanglemaker
© The Spanglemaker
Sian Alice Group Photos Courtesy From
The Social Registry Website
© The Spanglemaker
Sian Alice Group Photos Courtesy From
The Social Registry Website
>>>>>Poemé
Güneşi Yakanların Selâmı – İlhan BERK
Bir zevk duyulmaz oldu, buranın rüzgârlarından
Hayat soldu bir günün enginlerinde yine.
Selâm! Sonsuzların yorgun gönüllerine
Selâm: Güneşi içeren çocukların diyarından!...
Bir ateş yakalım ki geçmesin hatta bir an
Ve sussun kurtlar, kuşlar bir gök gürültüsüyle;
Bir ateş yakalım ki, tutuşsun gökler bile
Ve Güneş içilsin o gün, kızıl çanaklardan!...
Varsın eskisin sesim kaybetsin ahengini
Geceler kıskanmasın aydınlığa süsünü.
Donatsın sonsuzluklar gibi gurubun rengini
Söylesin ve uzaklar baharın türküsünü...
Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden
Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden.
Selâm! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,
Selâm, güneşi, göğü yakanlar bahçesinde!...
güneşi yakanların selamı
Comments