Sunday, November 09, 2008

Deuss Ex Machina # 231 - Mitternachtsantrag-Linie

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_231_--_Mitternachtsantrag-Linie

03 Kasım 2008 Pazartesi gecesi yayınlanan programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Deadbeat-Roots And Wire (Wagon Repair)
>1<-Deadbeat-Babylon Correction (Feat. Paul St. Hilaire) (Wagon Repair)
>2<-Deadbeat-Rise Again (Feat. Paul St. Hilaire) (Wagon Repair)
>3<-LV-CCTV (Feat. Dandelion) (Hyperdub)
>4<-Cast Iron-Olivia Drew (Mixing Records)
>5<-Kizer-Hype (Mixing Records)
>6<-SD & Grim D-What's That Smell? (iM Digital)
>7<-DPZ-Lock This Shit Down (Mixing Records)
>8<-Collie Budz -Come Around (Don Goliath Refix) (White Label)
>9<-Digital-Dubstation X (Mission Impossible)
>10<-Sub Scape-Transaction (Dub Police)
>11<-Thom Yorke-And It Rained All Night (Burial Remix) (XL Recordings)
>12<-Björk w. Antony Hegarty-Dull Flame Of Desire (Modeselektor's Remix For Boys) (One Little Indian)

Mitternachtsantrag-Linie Bölüm (231) – Dahil edildiğimiz çemberin dışında değişim sesleri, çabası yükselişe geçiyor. Ümit elden bırakılmadan, yürekler daha fazla kararmadan bir yol aranıyor. Hatlar açık, siparişleriniz bekleniyor.

>>>>>Bildirgeç
Bugün size şunu hatırlatıyorum ki, dostlarım, ümitsizlik batağında boğulmayalım. Şu an yaşamış olduğumuz ve önümüzde bulunan zorluklara rağmen, hala bir hayalim var benim. Bu hayal, Amerikan rüyasının derinliklerine kök salmış bir hayaldir.
Evet… Bir hayalim var benim…
Gün gelecek, bu ulus ayağa kalkacak ve kendi inanç değerlerini tam anlamıyla yaşayacak. Şu husus apaçık ortadadır ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.

Bir hayalim var benim!…
Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler…

Bir hayalim var benim…
Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların ateşiyle bunalmış olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek…

Bir hayalim var benim…
Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar…

Bugün bir hayalim var benim…
Gün gelecek, Alabama eyaleti, şirret ırkçıları ile, ağzından hep müdahale ve yasaklar yönünde sözler dökülen valisi ile, o eyalet bile, minicik siyah erkek ve kız çocuklarının, minicik beyaz erkek ve kız çocukları ile, kardeşçe el ele tutuşabilecekleri bir yer olacaktır…

Bugün bir hayalim var benim…
Evet, bir hayalim var…! Gün gelecek, özgürlüğümüzün önünde birer engel olan bütün vadiler yükselecek, bütün dağlar eğilecek, engebeli yerler hizaya gelecek ve Allah’ın yüce şanı yeryüzüne inecek ve bütün canlılar bunu hep birlikte göreceğiz.

Bizim umudumuzdur bu… Bu umutla Güneye gideceğiz. Bu inançla umutsuzluk dağlarını yontarak bir umut anıtı yapacağız. Bu inançla ülkeyi saran ahenksiz sesleri kardeşliğin senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde, bir gün özgür olacağınızı bilerek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek ve hürriyet için hep beraber ayağa kalkacağız.

İşte o gün yüce Tanrı’nın bütün kulları yepyeni bir ruhla söylenecekler bu şarkıyı:
Benim ülkem, senin ülken.
Özgürlüğün güzel yurdu,
Sana söylüyorum bu şarkıyı.
Atalarımın öldüğü toprak burası.
Şehitlerin gururu olan toprak…
Her bir dağın yamacından,
Özgürlük yankılanacak!

Ve eğer Amerika büyük bir ülke olacaksa, bunun gerçekleşmesi şarttır. Öyle ise,

New Hampshire’ın yüce tepelerinden özgürlük…
Yankılansın, New York’un ulu dağlarından…
Ve… Pennsylvania dağ kasabalarının zirvelerinden…
Colorado’nun karlarla kaplı kayalıklarından yankılansın!..
Yankılansın, California’nın kıvrımlı yamaçlarından…
Yalnızca Georgia’nın Yalçın Dağlarından değil,
Mississippi’deki her bir ağacın yamacından yankılansın özgürlük…

Ve bunu başardığımızda, her kasabadan ve köyden, her eyaletten ve kentten özgürlük şarkısının yankısını duyduğumuzda, o gün daha da yakın olacak ve Tanrı’nın bütün kulları siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşarak siyahların eski bir ilahisini söyleyecekler.

Sonunda özgürüz!
Şükürler olsun Ya Rabbim!
Sonunda hepimiz özgürüz.

Martin Luther KING Jr. 28 Ağustos 1963 Washington”

Hayallerin yeri ve zamanı geldiğinde pek çok kural ve kanunun düzenleyebileceği en iyi şartlardan daha fazlasını sağlayabileceğini irdeleyen bir söylev, alıntılayıp sizlerle paylaştığımız. Şartlar ve zaman mevhumu hareketlenmiş olsa da üzerinden 45 sene geçmesine karşın, hala ve ısrarla Dünyanın belirli yerlerinde karşımıza çıkan, çelişkilerle kendi inandıkları kör, sapa bakışıma tutunmaya devam eden genelleyici ırksal ayrımcılığın, nazarı dikkate alınmasını sağlayan öncül metinlerden birisi. Gerçeğin acıtıcı yönlerini son derece iyi bir biçimde gözlemlenebilmesine de olanak sağlayan, bir ülkenin sınırları dahilinde yaşamaya devam eden insanların sadece ten renklerinden dolayı uğradıkları haksızlıklara karşın, sivil toplum hareketinin gereklerinden birisini de oluşturan, muhalifliğin nasıl yapılması gerektiğine dair önermeler bütününe ses veren bir tarih notu alıntıladığımız. Çözümlemesi ile beraber. İşlevselliğin inanılan hayallere sahip çıkılmasından geçtiği konusunda derinlemesine bir bütünlüğe işaret eden bir yönlendirici. Hayallerin peşinden koşabilmenin “korku” tabelalarıyla desteklendiği patikalarla muhteviyatının sağlamlaştırıldığı, epey uzunca bir süre daha bu ve buna benzemesi muhtemel haksızlıklara karşın tepkisizliğin damıtıldığı 21. yüzyıl içerisinde dönüp tekrar tekrar, en başından sonuna kadar okumamız gereken bir yazın aslında, “Bir Hayalim Var” söylevi.

Sosyal gerçekliğin dişe dokunur bir tavır, düzenleme, istikrar barındıran örnekler bütününden muhaf tutulması ya da yadsınıyor olması, hayalleri gerçeğe dönüştürmeyi fazlasıyla zorlaştıran en önemli ayrıntıyı oluşturuyor. Kuvvetler dengesindeki muhafazakarlaşmanın getirisi olan haklar ve özgürlükler altındaki tüm bileşenlerin korku dolu politikalara evrilmesi neticesinde, özgürleşebilme ancak başkalarının haklarına yeterince sertlikle müdahalede bulunabildiğinde geçerliliğini sağlayan bir önerme haline dönüştürülüyor. Hayat, tıpkı o reklamlarda karşımıza çıkagelmiş olan bir zamanlar hayalleriniz mi vardı? Şimdi topyekun taşa tutuldu. Size kalanlarla hayatınızı idame etmenizi salık veririz yollu önermelere evriliyor. Aslolan eşitliği sağlayacak yöneticilerin, kimsenin hemen hemen kimseden pek bir farkının olmadığı, yaşamının herhangi bir evresinde yeni müdahale sahaları oluşturmadan, dinleyerek, karşılıklı anlayarak düzenlenebileceğinin farkına varılmasından geçen bir sürecin zaten bizi o engin hayallerimize ulaştıracağı bilgisinin farkındalılığına varmaktan geçiyor. Bunu da sağlayabilecek yegane çaba olarak değişimleri zamanında uygulama konusunda tereddütlerimizi bir kenara bırakıp harekete geçebilmemizin sağlayabileceğinin farkına ise yeterli ivmeyi saptayıp harekete geçebilen öncüllerin yapılandırmalarının, kararlarının sonunda yapabildiğimiz durum değerlendirmelerinde vakıf olabiliyoruz. Geçtiğimiz Salı günü gerçekleştirilen Başkanlık Seçimlerin ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin başına geçmesi kesinleşen Senatör Barack Obama’nın sunduğu vizyonda kendine yer bulan imgeler ve açılımlar tüm bu kaotik ayırıştırmaların nihai bir çözüme varabileceğinin, en sonunda her bir birey için değişimin gerçekleştirilebilirliğini sorgulayabilmemizi sağlıyor. Sadece mantıki problemlerle çetrefilleştirilip görünmez kılındığı var sayılan ama gün gibi ortalığa çıkmaya hazır ayrımcılığın henüz yeryüzünden silinmediği bir coğrafyada temkinli ama kararlı adımlarla bunların üstesinden her beraber gelinebileceğinin altı çizilmişti. Üzerine uzun uzun yazılar tefrika edilmiş ve zamanımızın kanayan yaralarından birisi olarak dur durak bilmeyen bir süreçte halen devam etmekte olan, Irak İşgalini nihayete erdilirilmesi için ivedilikle askeri birliklerin geri çekilmesinden başlayacak çalışmalarla sonuçlandırılacağına dair söylemlerini iletmişti. Çok şükür ki sonuçta, saldırganlıktan başka bir çaresi olmayanların iktidarına karşı Cindy Sheenan gibi Irak’ta oğlunu yitiren anneler başta olmak üzere Savaş Karşıtlarının sesi bir yerlerde yankı bulmayı başarmıştı. Keza Demokrasi götüreceğiz denilerek, gelen gideni aratır sözünü de teyit edercesine, istikrarlı bir biçimde uygulamaya geçilen, bizzat bir ülkenin yaşanılmazlığı nasıl sağlanır sorusunu açıkça irdelendiği bir halkın da gözyaşları duyulmuştu. Sonunda.

Yeni muhafazakarlığın ve onların tavizsiz şahinlerinin akıl almaz dayatmalarla oluşturdukları Büyük Ortadoğu Projesi gibi çalışmaların hatalarına bir son verilebilmesi için çalışılacağının böylelikle Dünya’nın Jandarmalığından biraz daha insani sağaltımlara kapının aralanabilirliği gibi önemli sosyo-politik olgularda değişimin artık vaktinin geldiğinin altı çizilmişti. Gereken zamanında doğru kararların alınabilirliğini sağlayabilmek için iyi bir başlangıcı temsil ediyor gerekenin sadece değişime oy verilmesinden geçtiğinin altı çiziliyordu. Bir yılı biraz geçen bir süredir Barack Obama, hitabetindeki kuvvetliliği, seçtiği kelimelerdeki öznelliği, sorunlara olan bakışını açıkça ifade etmesinin mükafatını seçimden zaferle çıkarak gerçeğe dönüştürdü. Adil, dürüst, Amerika’ya olduğu kadar Dünya’nın geri kalanında da bu kadar ses getirmesinin yegane sebeplerinden birisi olarak, hemen hepimizi etkilemiş olan gerek ekonomik, gerekse de siyasi problemlerin çözümlenebilirliğini sağlamaya çalışılacağı uzunca süreli bir deneyim olacak. Kürsel bir köy haline gelen Dünyamız içerisinde de artık değişkenlerin, değişikliklerin hepimizin faydasına olacağı ise su katılmaz bir gerçek. İstikrarın sağlanacağı bir yerküreye sahip olabilmek için şimdi umudumuz Obama ve onun gibi dedikleri ile siyah/beyaz ayrımına ihtiyaç duymadan, çekinmeden geliştirdikleri sosyal yapılandırmaya ortak olabileceğimiz adaylara ulaşmak kalıyor. Leonard Doyle’un The Independent gazetesinde seçimin hemen ertesinde yayınlanmış olan makalesinin cümleleriyle finali bağlayalım. Bu düşünce nasıl gerçekleşti sorusu karşılığında Barack Obama “-Tekil bir sesin neler yapabileceği gösterildi. Sesinizle bir kurultay alanını değiştirebilirsiniz ve bir ses bütün bu sahayı etkileyebiliyor ise bütün bir şehri de etkileyebilir. Eğer bir şehri değiştirebiliyorsa, bir eyaleti de değiştirebilir, ve eyaleti değiştirebiliyorsa bütün ulusu da değiştirebilir. Ve bütün bunların sonunda tek bir ses ulusu / ülkeyi değiştirebiliyorsa bütün Dünya’yı da değiştirebilir.” (Seçim manifestosu)

Değişimin yansımalarına dair güncel örnekler hayatımızı şekillendirmeye devam edecek, buna hiç şüphe yok. Denemekten yılmayan, karşısındakini dinlemeye, anlamaya sarf eden, gelişmelerden pay biçmeye imkanlarımız, satırlarımız dahilinden fikirlerimizi seslendirmeye devam edeceğiz. Kurgusu dahilinde olabildiğince müziği “gerçek hayata” dahil etmeye çaba sarf eden örneklerden müteşekkil, Deuss Ex Machina geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanmış olan bölümü içerisinde de bu minvalde söylem bütünlüğüyle yukarıda kısaca değinmeye çalıştıklarımızdan da ilham alarak oluşturduğumuz bir seçki ile sizlerle beraber oldu. Elektronik müziğin bunca senedir cazibesini koruyabilmesindeki yegâne öğesi olagelmiş, yenilik, değişim ve türetme sıfatlarına denkdüşen ses örneklerini sunmaya çalıştık. Karalatılı seslerini merkezini yeniden konumlandıran Dubstep janrının ana ekseninde,öncül üretimleri ile bu disiplini fark edebilmemizi sağlayan Grime ve türün başlangıç noktasını teşkil eden ,muhteviyatındaki sosyal problem yoğunluğunu dans edilebilir kurgularda ironik biçimlerde sözler ile bütünleştirmiş Dub müziğinden, sınırlandırmalara takılı kalmadan, geniş bir dinlencelik alanını programımız aracılığıyla keşfetmeye çalıştık. Buna örnek teşkil edebilecek, alternatif elektronik müziğin daha büyük dinleyici kitlelerine ulaşmasında, gelişim ve üretim potansiyeli bakımından bir adım önde olan Kanada’dan rotamızı belirliyoruz. Avrupa ile Amerika’nın birbilerini devamlı kollayıp kozlarını paylaşan prodüktörlerine nazire yaparcasına, fersah fersah ileriyi düşünen, kurgulayan ve üreten emektarların ses verdiği Kanada’nın modern elektronik müzik sahnesini Dünyanın geri kalanında duyurulmasında önemli katkıları olmuş isimlerden Scott Monteith’in Deadbeat projesini, son çalışması olan “Roots & Wire”a dair notlarımızla beraber sizlerin ilgisine sunuyoruz.

1998 yılından bu yana sesler ile haşır neşir olmuş bir isim Deadbeat. Ses yelpazesini oluşturan ve minimal techno ile harman edilmiş “dub” tınılar icracısı olduğu müziği kısaca tarif edilmesi istenildiğinde en kolay açılım olarak betimlenebilir.2001 yılında yayınladığı ilk uzun çaları olan “Primordia”dan bu yana vuruculuğu kademe kademe arttırıldığı işlerin altında imzasını görüyoruz. Rastlantısal kesişimlerle örgülenmiş, dans edilebilir kurguların izole edilmiş ses kesitleriyle tanım ve anlam kazandırıldığı bir seyrüsefer ‘debut’ kayıtta dinleyicilerle buluşur. Doğaçlamaya imkan da sağlayan bu teorik açılımlar, dönemin parlayan yıldızı olarak lanse edilen “IDM”in sınırlarından bir adım daha ilerisinde dinleyicileri nelerin beklediğine dair önemli açılımları beraberinde getirir. Salt bir örnekleşmiş makina musikisinden uzakta, ferahfeza, yerel müzik enstrümanlarından da alınan ses kesitleriyle geçiş ve köprülemelere girişen, alternatif yüzeylerde ötekini arayan bir icracının ilk önemli çıkışı sağlanır. Mitchell Akiyama’nın intr_version etiketinden sunulan “Primordia”ın ardılı olan ve Deadbeat’in Avrupa’da isminin duyulmasını sağlayan ‘~scape’ dönemine girilir. “Wild Life Documentarties”, Monteith’in estetize etmiş olduğu tür harmanıyla dub-techno’nun öncüllerinden Basic Channel’ın izlerinde iz sürdüğü, Akufen, Stephen Beaupreé gibi aynı tonlamadan olmasa da benzeşen ses türeticisi, disiplin üyelerinin katkıları ile şekillenmiş future-dub sentez kaydı olarak tescillenmişti.
2002 yılında yayınlanan çalışmayla beraber, düz mantık sesleri dizip işini bitiren kolaycıl prodüksiyon anlayışından ziyade, bir hikaye tasvircisi rolünü kendine biçer, Deadbeat. Ana ekseni oluşturan dub müziği, genişletilebilir, dans edilebilir formlarda kendine yer bulmuş müzikal izlerden gölgelemelerle, alternatif öncüllüğünü sağlamlaştırmasına yol açacak aynalama teknikleri ile beraber hayatı da sorgulayan bağlaçlarla beraber bu deneyimleme imkanını birebir dinleyicinin zihninde kurgulamasına neden olur. Keza albümlerinin içerisinde politik duruşunu da sergilemekten geri kalmayan bir isim olan Deadbeat’in çalışmalarında kimi zaman Filistin’i, İsrail’i, kimi zaman yoksulluğun eziciliğine karşıt duruşu notalarla arayan, müzikle yanıt veren emekçileri (Jamaika’yı), kimi zaman da sosyalleşmenin genlerimizde yarattığı değişimlerin yaralayıcılığını ustaca sözler ile müziğinde duyurmayı başarır. 2004 yılında yayınlanmış olan “Something Borrowed, Something Blue” ve 2005 tarihli ana akım medyanın yer vermediği kayıp ruhlara ithaf edilmiş bir ağıt olarak da değerlendirilebilecek “New World Observer” kayıtları modern elektronik müziğin aslında hiçte sanıldığı gibi etliye sütlüye karışmayan bir yapıda olmadığının, gerekli olduğunda muhalif seslenişi de çokça yükseltebildiğinin önemli kanıtları olarak savlayabiliriz. Korku politikalarının neticesinde ortaya çıkan giderek izole edilmiş, gözetlenmeye, tecrit edilmeye muhtaç bırakılmış yaşayışlara, her iki tarafından kendi yönlerinde yaşadıkları (yaşayamadıkları) olağan hayata dair göndermelere sahip olan bir ağıt bütünlemesi “New World Observer”ı bu satırlar aracılığıyla bir kere tavsiye etmeyi bir borç biliyoruz.Bütün bu albüm çalışmalarının yanısıra Deadbeat’i, Stephen Beaupreé ile Crackhause projesinde house dozu çok iyi ayarlanmış dans müzikleri icra ederken, ağ yapılandırması ile birbirlerinden farklı noktalarda ortak ses performanslarını gerçekleştirmelerine olanak sağlayan Atlantic Waves projesinde Monolake (Robert Henke) ile elektronika’nın sınırlarında dolanırken keşfedebilirsiniz.Bu kadar verimli ve düzenli aralıklar ile birbirlerini tamamlayan işleri ortaya çıkartmayı başarmış olan Deadbeat’in merakla beklenen dördüncü stüdyo kaydı “Journeyman’s Annual” ~scape etiketi ile 2007 yılında piyasaya sürülür. Güncel olanın dışında kalmayı da başaran Deadbeat’in seyyahlığı dahilinde derlediği sesleri paralel bağlaçlar ile birbirlerine eklemleyerek ortaya çıkarttığı alternatif hikayelendirmelerinin son örneklerinden birisini teşkil eder, çalışma.Albümün açılışında karşımıza çıkan A Silver Mt.Zion’dan Sophie Trudeau destekli “Lost Luggage” akıllı dans müziğinin karaltılı sularını, dingileşmiş bir ağıt haline dönüşümünü belgeler. Bristol’lü Bubbz, Montreal’li Jah Cutta gibi underground ‘dub’ müziğinin saygın neferlerinden vokal destekleri ile dönüştürülen şarkılar anlaşılabilirliği daha da arttırmayı başarır. Eksikliği nihayetinde çözümlenebilmiş tek unsur olarak değelendirilen bu ayrıntı popüler olunmadan da kaliteli işler gerçekleştirlebileceğini ortaya koyar. Ayrıca, Saul Williams’ın “Black Stacey” parçasının eklektik dub & bass düzenlemesi özel olduğu kadar sözlerinin keskinliği ile Deadbeat’in politik türetmelerinden bir diğeri olarak kayıt dizininde yerini alır. Tek bir durak ve tek bir izlekten beslenmeyen Deadbeat’in alameti farikası da biraz da bu gerçekçil duyarlılığından ileri geliyor. Müziğin tek başına yeterli olabileceği, yüzlerce kelimeden oluşan bir yazınsaldan kimi zaman daha keskin bir manifesto haline dönüştürülebilirliği sorgulayan, dinleyicinin de düşünmesine ön ayak olan bir deneyimleme imkanı sağlar.

Farkındalılık sağlamaya çalışan sesler, dinleyicileri de olay örgüsünün bir parçası haline dönüştüren deneysel büntünlüğün şimdilik son durağı olan, altıncı albüm ‘Roots And Wire’ ile ilgili notlarımızı paylaşalım. Montreal’de başlayan müzikal kariyerin, elektronik müziğin şimdisine bir mabet olarak taçlandırılan merkezlerinden birisi olan Berlin’e taşınmasının izlerini keşfedebileceğinizi ilk elden iletelim. Techno ve House’un Minimal üst takısına sahip öznel ve öncül kayıtlarının çıkış merkezi olan Berlin’in giderek kozmopolitleşen yapısallığına da göndermeleri barındıran bir derleme Roots And Wire. Seslerin daha fazla makinelere entegre edilmiş ham halleriyle dolaşıma çıkan, manipüle edilen, tekrara fazlaca dayalı olmayan orjinalliğinden beslenen ve destek alan bir çalışma. Pek ala bu durumu Dub müziğinin 2000’lerden itibaren yakaladığı Digi-dub, Grime, Dubstep vesair takılara sahip yeni alt türlerine de yeni önermeler getirmeye çalışıldığının altını çizebiliriz. Roots And Wire bu minvalde, Deadbeat’in uzunca süreli projelerinde işin gerek stüdyo bölümlerinde, gerekse de canlı performanslar sırasında desteğini esirgemeyen minimal techno mihmandarı Robert Henke ya da bilinen namı ile Monolake’in katkılarını yadsıyamayız. Albümün açılış ve kapanış parçalarında vokallerde Deadbeat’e destek çıkmış “Paul St. Hillarie” (Mark Ernestus ve Moritz von Oswald’ın kurucusu oldukları dubtronika Rhythm & Sound, solo kariyerinden Tikiman) önceki çalışmalarla beraber tüketilebilmeyi kolaylan bir geçiş modellemesinin altında imzasını görmekteyiz. Muhalif kimliği, popülist yaklaştırmalara denk düşmeden, adres göstermeden gerçekleştiren Deadbeat açılış parçası olan “Rise Again” ile aynı istikrarı sürdürmekte. Saydamlaştırılmış bir melodik dijital dub, kompozisyonu üzerine Paul St. Hillarie’in vokali gerekli olan inandırıcılığı dinleyiciye ulaştırıyor. Canlı atmosferin albüm genelindeki parçaların birbirlerine geçiş noktalarının bağlantılanmasından tutun, bütüne baktığınızda ortaya çıkartılan ses kompozisyonu “Basic Channel”ın derinlikli techno dub kolajının 2008 yorumlarında nerelere ulaşılabilirdi sorularına da yanıt aramaya çabalayan bir kolajı sunmakta. Bu durum albümün ilerleyen süresi dahilinde bir kaç kere daha hatra düşmektedir. Dubstep’in “dancehall” ile kesişimine vurgu yapan örneklemi, albümle aynı ismi taşıyan “Roots And Wire” geleneksel türetmeler ile teknolojin kararında kullanıldığında sonuçta ortaya çıkan etkiyi sağlamlaştıran bir deneyimi sağlıyor. ~scape etiketiyle yayınlanmış olan “Journeyman’s Annual” albümünde yer alan “Night Train To Paris”nin de devamı olarak, parçaların bir noktada kalmadığını kayıt dizinleri içerisinde bir şekilde yeniden kurgulanabilirliğini de deneyimlemekte, Deadbeat.

Dar alanda kısa paslaşmalara dönüşen Minimal Techno’nun seyrini değiştirebilmek için kullanılagelen figürlerden birisi olan perküsyonlarla desteklenmiş Dünya müziği örneklemine son derece yakından bir ara bağlantıyı sağlayan “Grounation (Berghain Drum Jack)” Rasta davulun yapılandırmanın tam merkezine konumlandıran, onu farklılaştıran bir dans müziği öğesi haline dönüştürüyor. Kollektif kimliğin yaygın bir biçimde kullanıldığı Dub öğesinden beslenen Techno’nun analizine evrilen, 12” plak çalışmalarında kendisine yer bulmuş olan “dans ettirir” etiketini bileğinin hakkıyla sağlayan iki parça “X Berg Ghosts” ve “Deep Structure” türetmelerde tekdüzeliği yıkabilmenin o kadar da zor olmadığını idrak edebilmemize sebep oluyor. Noktaların birleştirildiğinde alternatif akımların arası bir dinlencelik listesi oluşturulabilmek de cabası. Detroit Techno’nun karaltılı havasını yansıtmakta olan, bas kümelerinin koskocaman bir hangarın içerisinde dolaşıma çıkartılması gibi evrilerek ileri, geri yansıyan “Night Stepping” ile finale ulaşıyoruz. Çiğ ambient tonlarıyla başlayan, birkaç satır öncesinde değindiğimiz davulların kullanımıdan kuvvetlenerek, dub reggae’nin döngüsüne Paul St. Hillaire’in vokallerinin de katkılarıyla intikal ettiğimiz “Babylon Correction” döngüyü tamamlama- mızı sağlıyor Deadbeat. Müziğin sentezlenebilirliği konusunda hala endişe taşıyanlar için, acemice kotarılan işlerle minimalizmi kurtardıklarını düşünen prodüktörler için önemli bir başucu kaynağı. Dinleyici tarafında olan bizler için ise, tadının uzunca bir süre çıkartılabilecek bir müzik ziyafeti. Çekincesiz yılın en önemli elektronik albümlerinden birisini takdimimizdir. İyi Dinlenceler....

* Elektronmaşina Serial 6’da yer alan eleştirinin üzerine remikslenmiştir.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
İncelenesi Makaleler
Değişim – Elit Milli – Etrafta
Gökten Bir Elma Düştü – Umur Talu – Sabah
Hayaller Gerçek Oldu – Banu Güven – Radikal
Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar – Yaprak Aras Şahinbaş – Trendometre

Deadbeat At Myspace
Deadbeat At ~scape
Deadbeat Gimme A Little Dub Video At Dailymotion
Deadbeat Birrarung Beats Live At Uber Lingua Set At RBMA
Deadbeat At Resident Advisor
Deadbeat Roots And Wire Review At Proodos
LV At Myspace
Dandelion At Myspace
Hyperdub Official
Hyperdub At Myspace
Cast Iron At Myspace
Mixing Records Official
Mixing Records At Myspace
SD At Myspace
Grim D At Myspace
Eesti Dubstep Official Myspace
Collie Budz Official
Collie Budz At Myspace
Collie Budz Dubstep Refix At Chemical Records
Don Goliath Official
Don Goliath DDR At Myspace
Digital At Myspace
Dub Police At Myspace
Sub Scape At Myspace
The Eraser Official
Burial At Myspace
Björk Official
Björk The Dull Flame Of Desire Informative
Modeselektor At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel November 4 2008 – By Patrick Moberg
© Patrick Moberg
Deadbeat Photos By Lars Borges Courtesy From Below Listed Site
D34Db34T

>>>>>Poemé
Dar Dünya – Aziz NESİN

Yüreğim gövdeme sığmıyor
Gövdem odama
Odam evime sığmıyor
Evim dünyaya
Dünyam evrene sığmıyor
Patlayacağım

Acımın acısından susmuşum
Ki suskunluğum göklere sığmıyor
Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım
Gönül dar geliyor sevgime
Kafam beynime
Ah şakaklarım
Çatlayacağım
Anladım artık anladım
Kimselere anlatamayacağım

Kaynakça

No comments: