Sunday, May 02, 2010

Deuss Ex Machina # 298 - Fragments On Speed, Slowless And Commemoration For Our Past

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_298_--_Fragments On Speed, Slowless And Commemoration For Our Past

26 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Kabus Kerim-Ney’im Var (Feat. Masut) (Ruffmix) (MP3 / Bağımsız Yayın)
>2<-Sadece Bu Yeterli Değil-Kıyma Makinesi (Türkçe) (Music For Non Musicians)
>3<-Sadece Bu Yeterli Değil-Plasenta (Music For Non-Musicians)
>4<-Shackleton-Something Has Got To Give (Perlon)
>5<-Shackleton-Let Go (Perlon)
>6<-Muslimgauze-Jar Of Salahuddin (Staalplaat)
>7<-Muslimgauze-Turn Onto Hezbollah Digital Radio (Staalplaat)
>8<-Fedayi Pacha-Baghdad Bahnhof (Hammerbass)
>9<-Fedayi Pacha-Space Bedouin (Hammerbass)
>10<-Omar Souleyman-Kaset Hanzal (Sublime Frequencies)
>11<-Mos Def-Supermagic (Downtown Music)
>12<-Selda Bağcan-İnce İnce (Türküola / Finders Keepers Records)
>13<-Selda Bağcan ve Kardaşlar-Nem Kaldı (Türküola / Finders Keepers Records)
>14<-Bandista-Birinci Rollama (Opzzz! Oppa Tzupa Zound Zystem)

Download Episode # 298 İndir

Fragments On Speed, Slowless And Commemoration For Our Past (298) – Kendinden Sakındığını Sandığın Kesitler, Belirsiz Bir Fragmanın Detaylarını Örseleyen, Unuttuğunu Varsaydığın Nice Değerlerini Yâd Ettiren, Unuttuğun Direnişi Tekrardan Tesis Ettiren Bir Aracılık Gösterir. Sonuna Kadar Gidememiş Olsak Da Fragmanın Canlandırdığı Her Bir Karede Şimdinin Tezatlıklarını, Hatalarını Görebilmek Mümkündür. Öyleyse Neden Yarın Başka Bir Dünya Olmasın! Neden Her Durumda Hezeyan Bekleyenlerin, Ellerini Avuçlarını Ovuşturanların Ütopya Onlar Dedikleri Gerçek Olmasın! Neden Ütopyalarımız Bu Kubbede Baki Kalacak En Sahici Hikayemize Dönüşmesin! (İçimizdeki Kıvılcımlar, Ümitler Pare Pare Fasikül 3. Sayfa 1)

>>>>>Bildirgeç
Kontrol Toplumları Üzerine Dipnotlar – Gilles DELEUZE *

Foucault “disiplin toplumları”nın on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda görüldüğünü ve yirminci yüzyılın başında en yüksek noktalarına ulaştığını söylemektedir. Bu toplumlar, sonu gelmeyen kuşatılmış alanların organizasyonunu öngörürler. Birey, hiçbir zaman, her birinin kendine özgü kuralları olan bir kapalı alandan bir diğer kapalı alana geçmekten kurtulamaz; ilk önce aile; daha sonra okul (“artık ailenizde değilsiniz”); sonra kışla (“artık okulda değilsiniz”); sonra fabrika; zaman zaman hastane; muhtemelen hapishane; kuşatılmış çevrenin egemen örneği.

Foucault, özellikle, fabrika örneğinde çok belirgin olan bir ideal kuşatılmıi alanlar projesinin parlak bir analizini yapmıştır: toplamak, alana dağıtmak, zamanında emretmek; alan-zaman boyutlarında bileşenlerinin gücünün toplamından daha büyük bir üretim gücü oluşturmak. Ancak Foucault bu modelin geçiciliğini de fark etmişti: hedef ve fonksiyonları oldukça farklı (üretimi organize etmektense vergi toplamak, yaşamı yönetmektense karar vermek) olan hükümdarlık toplumlarının devamıdır ve geçiş zaman içinde gerçekleşmiştir; Napoleon da bu bir toplumdan diğer topluma geniş çapta geçişi etkilemiş gözükmektedir. Buna karşılık, disiplinler de, zamanla yavaş yavaş kurumlaşan ve II. Dünya Savaşı sonunda yükselen yeni güçlerden avantaj sağlamak adına krize girmişlerdir: disiplin toplumları artık olmadığımız, gereide bıraktığımız bir olgudur.

Bütün kuşatılmış çevrelerle (hapishane, hastane, fabrika, eğitim, mesleki, aile) ilgili genel bir kriz içindeyiz. Aile “iç alan”dır. ve diğer tüm iç alanlar gibi eğitim, mesleki vb., kriz içindedir. Yönetimler sürekli olarak sözüm ona gerekli yeni iyileştirme programlarını işlerliğe koymaktadırlar: okulları iyileştirmek, endüstriyi iyileştirmek, hastaneleri, askeri güçleri, hapishaneleri. Ancak, herkes bu kurumların artık bittiğini bilmektedir, sona etme tarihleri ne kadar uzakta olursa olsun. Artık bütün mesele son ayinlerini yönetmek ve kapıyı çalan yeni güçler devralana kadar çalışanların işlerini devam ettirmektedir.

Disiplin toplumların yerini alacak olan bu yeni oluşumlar “kontrol toplumları”dır. Burroughs, Foucault’nun yakın geleceğimiz olarak tanımladığı bu yeni canavarın ismi için “Kontrol”u önermişti. Paul Virilio da, sürekli olarak, kapalı sistemlerin zaman dilimleri içinde işlev gören eski disiplinlerin yerini alan yüzer-gezer kontrolün aşırı hızla değişen formatlarının analizini yapmaktadır. Bu noktada, yeni sisteme girmek üzere düzenlenmiş olmalarına rağmen, olağanüstü farmasötik üretimlere, moleküler mühendisliğe, genetik uyarlamalara başvurmaya gerek yoktur. Hangisinin en sıkı rejim olduğunu sorgulmaya da gerek yoktur çünkü her biri içlerinde bir diğerine karşı koyan özgürleştirici ve esir alıcı güçler barındırmaktadır. Mesela, kuşatılmış çevre olan hastane krizinde semt klinikleri, düşkünler yurtları ve kreşler yeni özgürlüğü temsil ediyor olabilirler; öte yandan en acımasız hapishanelere eş değerde kontrol mekanizmalarının parçası da olabilirler. Korkmak ve umut etmek için bir sebep yok; yalnızca yeni silahlar bulmamız gerekiyor.

Bireyin içinden geçtiği çeşitli gözaltı alanları birbirinden bağımsız değişkenlerdir; her seferinde sıfırdan başlamak zorundayız ve her ne kadar varolan tüm bu alanların ortak bir dili olsa da, bu benzeşmedir. Öte yandan, çeşitli kontrol mekanizmaları ayrılmaz değişkenlerdir ve nümerik (ikili olması gerekmiyor) dile sahip, değişken geometrik bir sistem oluştururlar. Kuşatılmış alanlar kalıplardır, kesin dökümlerdir; öte yandan kontrol sistemleri modülasyondur; bir andan diğerine sürekli değişen, kendi kendini deforme eden kalıplar veya delikleri bir noktadan diğer noktaya değişen bir elek gibi.

Bu nokta maaşlar konusunda çok belirgindir: fabrika, en yükseği üretimde, en düşüğü maaşlarda olmak üzere iç güçlerini dengede tutan bir kurumdu. Kontrol toplumunda ise, fabrikanın yerini bir ruh, hava olan şirketler aldı. Fabrika zaten prim sistemi ile tanışmıştı ancak şirket her maaşın değişken koşullara göre ayarlanması yönünde bir sistemi oturtmaya çalışmaktadır. Bu, yarışmalarla, kendini ispat gerektiren konularla ve son derece komik grup seansları ile sağlanan kesintiyle uğramaksızın yayılan durumlardır. Dünyanın en aptal televizyon programları bu kadar başarılı ise, şirket durumlarını büyük bir doğrulukla yansıttıkları içindir.

Fabrika bireyleri patronun çifte avanatajına olacak şekilde tek vücut olarak oluşturmuşlardır; patron da hem kitle içindeki her bir elemanı, hem de kitle direnişini harekete geçiren sendikaları gözlem altında tutmaktadır. Öte yandan şirket en küstah düşmanlığı, rekabetin sağlıklı bir formu, bireyleri birbirine karşıt hale getiren, her birinin içine işleyen ve her birini içten bölen harika bir motivasyon gücü olarak sunmaktadır. Değişken “liyakat karşılığı maaş” sistemi ulusal eğitim de kanına girmekte gecikmedi. Nasıl ki şirket, fabrikanın yerini aldıysa; “yaşam boyu eğitim” de okulun yerini almıştır ki bu da, okulu şirketleştirmenin en kesin yoludur.

Disiplin toplumlarında, birey her zaman sıfırdan (okuldan kışlaya, kışladan fabrikaya) başlamak durumundaydı; öte yandan kontrol toplumlarında birey hiçbir şey ile bağlarını kopartamaz; şirket, eğitim sistemi, askeri güçler; hepsi birbirinin içinde varolan yayılarak durumlardır; tek ve aynı modülasyonun parçalarıdır, evrensel bir deformasyon sistemi gibi. “Dava” romanında Kafka, kendisini iki ayrı sosyal sistemin eksenine oturtarak en korkutucu sistemi anlatmaya çalışmıştı. Disiplin toplumlarının görünür aklanması (iki hapis dönemi arasında) ve kontrol toplumlarının limitsiz ertelenmeleri (sürekli değişim içinde) adli sistemin iki çok değişik görüntüsüdür ve adli sistemimiz duraksama ve ertelemeler içindeyse, kendisi de kriz içinde olduğundan, bizim bir sistemi bırakıp, diğerine girmek üzere olduğumuzdandır.

Disiplin toplumları iki kutupludur; bireyi tanımlayan “imza” ve kitle içindeki pozisyonunu gösteren numaralama sistemi veya numara. Bu durum, disiplin toplumlarının ikisi arasında bir çelişki görmemiş olmasından ileri gelmektedir. Ayrıca güç hem bireyselleştirir, hem de kitleselleştirir; yani üzerinde güç kullandığı bireyleri kitle oluşturmaya zorlarken, o kitlenin içindeki bireyselliği de şekillendirir. (Foucault bu çifte saldırının başlangıcını papazların pastoral gücünde görmüştür, sürü ve sürünün her bir hayvanı. Ancak sivil güç, dönüşümlü olarak hareket eder, başka bir deyişle kendini “papaz” yerine koyar.

Buna karşın kontrol toplumlarında önemli olan imza veya numara değildir; önemli olan artık “kod”dur: disiplin toplumları parolalarla regüle edilirken (entegrasyonda olduğu kadar direnişte de), kontrol toplumlarında kod bir şifredir. Kontrolün nümerik dili bilgiye ulaşıma izin veren veya reddeden kodlardan oluşur. Biz artık kitleler veya bireylerle uğraşmak durumunda değiliz. Bireyler bölünebilir hale gelmiş, kitleler ise örneklere, veriye, pazarlara ve bankalara dönüşmüştür. Belki de bu iki toplum arasındaki farklılıkları en iyi tarif eden para kavramıdır; disiplin toplumları her zaman için altını nümerik standart olarak sabitleyen basılı parayı referans alırken kontrol toplumları bir takım standart kurlarla ayarlanan yüzer dolar kurları ile kendilerini ilişkilendirmektedirler.

Eski finansal köstebek, kuşatılmış alanların hayvanı iken kontrol toplumlarının hayvanı yılandır. Yaşadığımız sistem içinde bir hayvandan diğerine, köstebekten ytılana geçerken aynı şeyi yaşam tarzımızda ve diğerleri ile olan ilişkilerimizde de yaşıyoruz. Disiplin toplumunun insanı, enerjinin kesintili üreticisiyken kontrol adamı dalga halindedir, sürekli yörünge ve network içindedir. Eski sporlar’ın yerini artık her yerde ‘surf’ almış durumda.

Bu teknolojik evrim kesinlikle, çok daha derin ve etkileyici bir biçimde, kapitalizmin dönüşüme uğramış şeklidir. Bu hali hazırda çok iyi bilinen veya en azından tanıdık olan dönüşüm şu şekilde özetlenebilir: on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi üretim ve mülkiyet açılarında toplama kapitalizmidir. Dolayısıyla, kapitalist üretim güçlerinin ve aşamalı bir şekilde, benzer yoldan diğer alanların da (işçinin evi, okul) sahibi olarak, kuşatılmış alanlar olan fabrikalar kurar. Pazarlar ise zaman zaman uzmanlaşma, zaman zaman kolonileşme, bazen de üretim maliyetleri düşürülerek fethedilir.

Günümüzde ise, kapitalizm artık üretim ile ilgili değildir; tekstil, metalürji, ve petrol gibi kompleks üretimler bile üçüncü dünya ülkelerine havale edilmiştir. Günümüz kapitalist sistemi artık yüksek düzen üretimlerin kapitalizmidir. Artık ham madde almamakta ve bitmiş mamul satılmamaktadır: bitmiş mamul veya birleştirilmiş parçaları satın almaktadır. Satmak istediği şey servisler, almak istediği ise hisse senetleridir. Üretimin değil, mamülün kapitalizmidir; başka bir deyişle, satılan veya pazarlanan için vardır. Esas olarak dağıtıcıdır ve fabrika yerini şirkete bırakmıştır.

Aile, okul, askeriye, fabrika artık mal sahibinde birleşen, benzer bağımsız alanlar devlet veya özel –değildir; sahip oldukları şey sadece hisse senedi olan tek şirketin deforme edilebilen ve iletilebilen kodlu figürleridir. Sanat bile bankaların açık devrelerine girebilmek için kuşatılmış alanları terk etmiştir. Günümüzde pazarın zaptedilmesi ise artık disiplin eğitimlerindense kontrolü ele geçirmekle, maliyetleri düşürmektense döviz kurlarını sabitlemekle, üretimde ihtisaslaşmaktansa mamülü dönüştürmekle gerçekleşiyor. Dolayısıyla, yozlaşma yeni bir güç elde ediyor.

Pazarlama, şirketlerin ruhu haline geldi. Şirketlerin ruhu olduğu öğretildi bize ki bu, dünyadaki en ürkütücü haberdi. Artık pazarların yönetimi, hem sosyal kontrol enstrümanı haline geldi, hem de yeni sahiplerimizin arsız soylarını şekillendiriyor.

Kontrol mekanizması görüşü, açık bir çevrede her hangi bir elemanın yerinin bulunması (barınaktaki hayvan veya şirketteki insan olsun, elektrikli tasma takmışcasına) bilim kurgu kavramı olmak zorunda değil artık. Artık yeni bir toplumsal dönemin başındayız ve terk etmeye yüz tuttuğumuz disiplin toplumlarındaki bir çok şey yerini kontrol toplumlarının elemanlarına bırakıyor. Hapishane sisteminde, en azından ufak çaplı suçlar için ikame cezalar bulmaya çalışıyoruz ve hükümlüyü günün belli saatlerinde yakasındaki elektronik tasması ile evde bulunmaya zorluyoruz. Okul sistemi için: sürekli kontrol formları uyguluyor ve yaşam boyu eğitimin, tüm üniversite araştırmalarını terk edilerek şirketleşme kavramının okulların her kademesinde uygulamaya konuluyor.

Hastane sistemi için “doktorsuz ve hastasız” sloganı ile potansiyel hastaları ve risk grubunda olanları ayıran yeni ilaç bireyin varlığına tanıklık etmektense kontrol edilecek olan bireyi veya nümerik bedeni yedekliyor. Bunlar çok ufak örnekler ancak kurumların krizlerini gelişerek yaygın bir şekilde uygulanmaya konulan yeni egemen sistemi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

En önemli sorulardan biri de bu sistem içinde sendikaların yetersizliği, uygunsuzluğu ile ilgili olacak: disiplinlere karşı veya kuşatılmış alanlar içinde verdikleri bütün mücadelelerinin geçmişine bağlı kalarak kendilerini yeni koşullara adapte mi edecekler yoksa kontrol toplumlarına karşı oluşan yeni direnişe şekillerine yol mu verecekler mi? Birçok genç insan garip bir şekilde “motive olduklarından” gurur duyuyorlar ve sürekli olarak stajyerlik ile yaşam boyu eğitim talep ediyorlar. Kendilerinden önceki kuşakların, çeşitli güçlüklerle, disiplinlerin nihai noktasını keşfettikleri gibi, onların da neye hizmet ettirildiklerini bulmaları onlara kalmış. Yılanın kıvrımları köstebek yuvasının deliklerinden çok daha karmaşık.

L’Autre Journal Dergisinin Mayıs’90 tarihli 1. Sayısında yayınlanmış olan "Post-scriptum sur les sociétés de contrôle" makalesinin Figen KAYRALCI tarafından Trendsetter Dergisi Akıl Fikir bölümünde yayınlanmış olan çevrisinden aktarılmıştır. İlgili kurum ve çevirmenin hoşgörülerine sığınarak...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
1 Mayıs’ın Kökenleri Nelerdir? – Rosa LUXEMBURG – Marxists.org / Sendika.org
“İşçi Kalkarsa...” Bugün 1 Mayıs – Ahmet TONAK – Birgün
Yasaklı Meydan Açılırken – Derviş Aydın AKKOÇ – Birikim
Bunca Yıl Korkan ve Korkutanlar Utandı Mı? – İsmet BERKAN – Radikal
Daha Umutlu 1 Mayıslara – Nabi YAĞCI – Taraf
Taksim: Emeğin Bayram Yeri – Yaşar SEYMEN – Birgün
Chicago Anarşistlerinden Artık Taksim’deye – Süreyyya EVREN – Birgün
1 Mayıs Alanından Sesler: Hakkımızı Almak İçin Buradayız – Semra PELEK – Burçin BELGE – Bianet
Asıl Sen Niye Geldin Buraya? – Sendika.org
1 Mayıs 2010 – Anarşist ve Anti-Otoriterler – Karaumut – Internationala.org
Taksim’de Devrimci, Kitlesel 1 Mayıs – Alınteri.org
Taksim'siz 1 Mayıs, 'Çarşı'sız Bayram Olmaz – CNN Türk
Taksim’de 1 Mayıs – Seviyesiz İnsan – Seviyesiz Siyaset
1 Mayıs Alegorisi – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Dink Cinayeti Basın Açıklaması – Gündüz VASSAF – Radikal
Bianet 10 Yaşında – Tüm Girişler – Bianet.org
Kedi - Kaçakkova - Mutlak Töz


Kabus Kerim Myspace Sayfası
Kabus Kerim Soundcloud Sayfası
Kabus Kerim Twitter Sayfası
Kabus Kerim’den Taze Miksim Var! – Sezyum.com
Music For Non-Musicians Official Page
Music For-Non Musicians Myspace Sayfası
Music For-Non Musicians Röportajı – Eylül AKINCI – Gönenç GÖÇMENGİL – Reset!
GSMH: Music For Non Musicians – Yiğit – 13Melek
Sirayet Myspace Sayfası
Armonycoma Myspace Sayfası
Ağaçkakan Myspace Sayfası
Shackleton On Skull Disco
Shackleton At Resident Advisor
Shackleton - Three Eps Review – Jordan ROTHLEIN – Little White Earbuds
Muslimgauze The Authorized Site
Muslimgauze Fansite Arabbox
Muslimgauze At Myspace
Muslimgauze Mort Aux Vaches Live At VPRO On Youtube
Muslimgauze: Elektronik Müziğin İslami Yüzü – Sühan GÜRER – Proodos
Fedayi Pacha Official
Fedayi Pacha At Myspace
Fedayi Pacha Değerlendirmesi / Deuss Ex Machina
Omar Souleyman On Sublime Frequencies
Omar Souleyman Myspace Tribute Page
You Must Hear This: Omar Souleyman – Björk – NPR Music
Mos Def At Myspace
Mos Def At Downtown Music
Mos Def - Supermagic Video On Youtube
Selda Bağcan Resmi Sitesi
Selda Bağcan At Turkish Progressive Music
Selda Bağcan At Finders Keepers Records
Bandista Resmi Sayfası
Bandista Myspace Sayfası
Bandista – Yan Babilon (Çadır Sahnesi)

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Protection – SalaBoli
SalaBoli / David Martín’ Flickr Page

>>>>>Poemé
İstanbul – Vedat TÜRKALİ

"Sis" şairine ithaf edilmiştir.

Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri

Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul

Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok

Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir

Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez

Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı

Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın

Kaynakça: Siir.gen.tr

No comments: