Sunday, July 04, 2010

Deuss Ex Machina # 306 - He Dreamt He Was A Bulldozer, He Dreamt He Was Alone In An Empty Field

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_306_--_He Dreamt He Was A Bulldozer, He Dreamt He Was Alone In An Empty Field

28 Haziran 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sofie Loizou & Bvdub-Millions (Radical Nature Records)
>2<-Oneohtrix Point Never-Preyouandi (Editions Mego)
>3<-Oneohtrix Point Never-Ouroboros (Editions Mego)
>4<-ANBB-Bernsteinzimmer (Raster-Noton)
>5<-ANBB-One (Raster-Noton)
>6<-Fonetik-Insomniac (MP3 / Bağımsız Yayın)
>7<-Fonetik-Exhausted Waterfall (MP3 / Bağımsız Yayın)
>8<-Shlohmo-Naps (Friends Of Friends)
>9<-Shlohmo-Post Atmosphere (Baths Remix) (Friends Of Friends)
>10<-Autechre-nth Dafuseder.b (Warp Records)
>11<-Autechre-pce freeze 2.8i (Warp Records)
>12<-Vex'd-Heart Space (Feat. Anneka) (Planet µ)
>13<-Distance-Fallen (Vex'd Remix) (Planet µ)

He Dreamt He Was A Bulldozer, He Dreamt He Was Alone In An Empty Field (306) – Boş Gözlerle Etrafa Bakınmanın Vaktinin Geçtiği Günler. Hakikatli Zorlukların Sadece Onun Bunun İçin Değil Senin İçin De Olduğunun İdrakına Ulaştıran, Aymazlığın Dozunun Arttırıldıkça, Çamura Yatmaya Meyillilerin Kendilerini Çoktandır Kaptırdıkça Sağırlaşmalarının Sığırlaşmaya Doğru Evrilmesinin Canlı Tanıklığının Edildiği Günler. Makus Olanlarla Yolumuz Hep Kesişiyor. Kesiştiriliyor. Kurtuluş Yok. Makul Olanı Tahsis Edebilmek İçin Başlangıç Noktalarımız İse Yine, Yeniden Şaşırtmacalı Yollara, Dehlizlerin Uçsuz Karanlıklarına Saptırılıyor. Sap, Saman Eskisinden Çabuk Birbirine Kördüğümlenir, İçinden Çıkılmaz Kılınırken Bizlere Düşen Dedeleri Seyrederek Eki Eki Demek Midir? Sorusunun Yanıtında Saklı Kalıyor. Bıkmadan Usanmadan Öteki Yaratımının Can Alıcı Örneklerinin, Gizliden Açığa Kinin, Nefretin, Vur Abalıya Vur Nalına Vur Mıhına, Bunların Soluk Almasına Bile Müsammaha Gösterilmemesi Gerekir Gibi Veciz Söz Öbeklerinin, Sıfatlarına Siyasi Önder Dediğimiz Garabetoğullarının Söylemlerinde Karşımıza Çıkartılırken Uyanmamak İçin Daha Ne Kadar Direneceğiz? Daha Ne Kadar Özel Güvenli Sınırlarımızı Yoklamaya Başlayanın Yıllardır Arsızca Süregiden Alışılageldik, Kimilerince Çok Avantajlı Olan Derin Kirlenmişliğinin Vesair Kanatlarından, Cephelerinden Birisi Olduğunu Artık İdrak Edebileceğiz. Her Önümüze Çıkan Uyarıda Bugün Olmaz Daha Sonra Hatırlat Tuşuna Mahkum Kalmayı İnatla Sürdürdüğümüz İçin Kederin De, Acının Da, Yitirilmişliğin De, İnsanlığın Da, Geleceğin De, Aydınlığın Da Sınırlarına, Dibine, Lanet Kör Noktaya, Bitiş Çizgisine Ulaşamayacağız? Kendini Şanslı Adlen Azınlık Halk! Zaten Bu Kesif Kokuların Durmaksızın Yayıldığı Alanlardan Çoktan El Eteklerini Çektiler; Kendi Yazlık İstiratgahlarında Kakafoniyle Bu Kesifliği İşitmediklerini Zannetmeye Devam Etmekteler. Peki Ya Sade Vatandaş, Düz Adam. Göbeğini Kaşıyan. Koyun Kalmaya Devam Ederek Sürüyle Uçurumdan Aşağı Yuvarlanmaktansa Bir Kere De Farklı Olan İçin, Şans Tanımak, Hayata Tutunmak İçin Son Çağrıları İşitiyor Musunuz? Yok Dedelerin Hangisi Ayakta Hangisi Çömelmiş Onu Takip Ediyorsanız Zaten Düşünme Miadınızı Çoktan Doldurduğunuzun Farkında Mısınız? - Lütfen Sıradan Ayrılmayınız!!! [Tarih Bağnaz Körlüklerin Tekrarından İbaretse, Gözlerinizi Açabilmek İçin Uğraşmalısınız / Disküründen] (Mecazen Sayfalandırılmış U3_P Kodlu Teksir]

>>>>>Bildirgeç
Sol: Eşitliğin Mutlaklaştırılmasından Farklı Olanların Dayanışmasına - Yaşar ÇUBUKLU*

Sol başlangıçta meşruiyetini toplumsal onaya dayandırmayan, kan bağlarından güç alan soylu sınıfın yönetimi karşısında ulusun seçtiği bir meclisin iradesini birinci plana koyan bir hareket olarak ortaya çıkıyor. Temsili parlamenter sistem burjuva demokrasisinin siyasal temelini oluşturuyor. Aristokrat sınıfın keyfi yönetimi ve ayrıcalıkları karşısında özgürlük ve eşitlik kendini tüm toplumun temsilcisi olarak gören ilerici burjuvazinin sloganları haline geliyor. Sağ feodal hiyerarşiyi, geleneği, değişime direnmeyi, atanmışlığı, geçmişi, kiliseyi, muhafazaklarlığı temsil ederken sol değişimi, ilerlemeyi, laikliği, genel seçim ve oyu, bireysel özgürlükleri, herkese eşit şekilde uygulanan yasaları ön plana çıkarıyor.

Kapitalizmin ve burjuva toplumunun gelişmesiyle birlikte solun tanımı değişiyor. Bu kez kapitalizmin ürettiği toplumsal eşitsizliklere karşı sol eşitlik talebini sahipleniyor. Bireysel özgürlüğü girişim özgürlüğü olarak anlayan piyasa mantığına, rekabete, emeğin sömürülmesine, yoksullaştırılmaya karşı sol toplumsal özgürlük idealini, kamusal ve ortak olanı, dayanışmayı, toplumsal eşitliği savunuyor. Solun kurulu düzene karşı işçi partileri kanalıyla verdiği özgürlük mücadelesi ona siyasal sistem içinde muhalif bir mevzi kazandırırken eşitlik talebi çerçevesinde sürdürülen sendikal mücadele işçilere daha yüksek ücretler, iş güvencesi ve diğer sosyal hakları sağlıyor. Sosyalist düşünce eşitlik ve özgürlük kavramlarına burjuvazininkinden farklı anlamlar yüklemesine karşın kapitalizmin ürettiği değerlerden olumsuz biçimde etkileniyor. Bilimcilik, maddecilik, çizgisel bir tarihsel ilerleme anlayışı, tarihe ereksellik atfetme, emeğin yüceltilmesi, ekonomizm, doğa ve toplumun pozitivisit yorumu XIX. yüzyıl Marksizminin sorunlu yanlarından bazılarını oluşturuyor. Sosyalist pratiğe gelince durum daha vahim bir hal alıyor. I. Dünya Savaşı'nda ulusal işçi partileri kendi devletlerini desteklerken burjuva jakobenizminin bir varyantı olarak beliren Leninizm hiyerarşik, merkezi parti modelini daha sonra kuracağı devlete de yansıtarak tüm özgürlükçü muhalefeti eziyor. Tek ülkede sosyalizm modeli Bobbio'nun bahsettiği, toplumdaki eşitsizliklerin ancak özgürlükler bastırılarak giderilebileceği yolundaki sağ görüşü haklı çıkaran bir görünüm sergiliyor. II. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde ise sol antiemperyalizm adı altında ulusal ekonomik kalkınmacı, millileştirmeci bir üçüncü dünyalıcığa yöneliyor.

1970'lerden sonra postmodern toplumda solun yapısı değişiyor. Geleneksel işçi partilerinin, sendikaların gücü azalıyor, "büyük politika" itibarını kaybediyor. Yeni sol hareketler, çevrecilik, feminizm, barış yanlısı hareket, eşcinsel hareket, ırkçılık karşıtı hareketler ön plana geçiyor. İnsel'in de belirttiği gibi bu hareketler ortak hedeflere yönelik kollektif bir muhalefet oluşturamıyorlar; kısmi, parçalı, mesleki nitelikleriyle eski toplumda görülen bütünsel aidiyet duygusunu yansıtmaktan uzaklar. Postmodern toplumda ortak siyaset alanının, agoranın ortadan kalkmasına paralel olarak sivil toplumun katılımcı yurttaşı da yok oluyor. İktidarın yasamadan yürütmeye kaymasıyla birlikte merkeze yaklaşan siyaset rasyonel, pragmatik, teknokratik bir tönetme pratiğine dönüşüyor. Sağ ile sol arasındaki kesin ayrım çizgileri belirsizleşiyor, sol partiler "katı eşitlikçi" politikalardan vazgeçip özlelleştirmeden, deregülasyondan yana tavır alıyorlar. Sosyalist blokun çözülüp piyasa ekonomisine yönelmesinin eşitlikçi bir toplum idealini gözden düşürmesi ile birlikte ılımlı sol politikasını farklılıkların sisteme asimilasyonu temelinde şekillendiriyor. Sosyal demokrat partiler toplumun geneline yönelik korumacı sosyal politikalar yerine insan hakları, çevre, kadın hakları, göçmenler vb. konularda esnek, iktidarı zorlamayan politikalar üretiyorlar.

Postmodern kapitalizmin toplumu farklılıklar bazında şekillendirme niteliği eskinin tekçi Marksist söylemini sarsıyor. Mutlak doğrular, kesinlikler, büyük her şeyi kapsayan teoriler gözden düşüyor. Doğrunun göreliliği, farklı perspektiflerden yaklaşıldığında "hakikatin" birden çok olduğu, büyük teorilerin birer mit olduğu düşüncesi yaygınlık kazanıyor. Benasayag ve Scavino'nun da belirttikleri gibi Marksizmden uzaklaşan aydınlar toplumun radikal bir biçimde dönüştürülmesine yönelik tüm girişimlerin katastrofla ve kör şiddetle sonuçlanacağını ileri sürüyorlar. Şiddeti ve militanlığı dışlayan yeni sol düşünce bedeni fiziksel baskılardan korumaya yönelik bir insan hakları söylemine yakınlaşıyor.

Toplumculuğun, solun tarih boyunca dayanağı olmuş olan çalışan çoğunluğa gelince, o artık kollektif özne olmanın çok uzağında şekilsiz bir kitleye dönüşmüştür. Eskinin bürokratik, merkeziyetçi kapitalist iktidarı gücünü kitleleri pasifleştirerek, edilginleştirerek arttırırdı. Günümüzün postmodern iktidarı ise Baudrillard'ın dediği gibi toplumun edilgenlikten kurtulmasını ve katılımını teşvik etmektedir. Çünkü artık bir işlevi kalmamış temsili devlet kurumları içinde anlamını yitirmiş olan siyaset kültürle, medyayla, reklamla iç içe geçerek simülatif bir şova, keyif verici bir özel eğlence programına dönüşmüştür ve sistem için politika bir maç ya da bir film gibi talep üretilmesi gereken bir metadır. Her şeyin siyasal, kültürel, medyatik olduğu bir dönemde toplum sistemce endüstriyel olarak üretilen işaretlerin bombardımanına maruz bırakılıp katılıma davet edilmekte ama toplumdan yeterli ölçüde aktif yanıt gelmemektedir. Bu durumu "hakiki bir siyasal arz" beklentisindeki halkın tepkisi olarak yorumlamak gerçekçi olmaz çünkü doğrudan demokrasi temelinde bir katılım öneren radikal sol siyasi hareketlere toplumun verdiği cevap tam bir kayıtsızlıktır. Solun yüz yıldan fazladır tekrarlayageldiği klasik ifadeleri kitlelerce sıkıcı bulunmakta, bunlar ancak gerekli göstergeler ve soslarla bezenip uygun bir medyatik yolla "pazarlandıklarında alıcı bulabilmektedirler." Artık popülistlerin yaptığı gibi halka kuru kuruya dalkavukluk etmek yetmemekte, onu eğlendirmek de gerekmektedir.

Solun bir kesiminin teoriyi ve işçi sınıfını mutlaklaştıran, sınıfsal baskı dışındaki cinsiyetçi, etnik, kimliksel, kuşaksal vb. baskı türlerini önemsemeyen söyleminin sarsılması olumlu bir gelişmedir. Salt eşitlikçi bir sol söylemin de toplumu oluşturan farklı kesimlerin ihtiyaçlarına cevap vermede yetersiz kalacağı âşikardır. Bu durumda çokluğu oluşturan farklı grup, çevre ve toplulukların kendi özel alanlarından yola çıkarak oluşturacakları farklı özgürlük pratikleri ve bunların gönüllü, kurumsallaşmaya yönelmeyen karşılıklı yardım ve dayanışması solun dayatmacı olmayan bir temelde yaygınlaşmasını sağlayabilir. Solun etrafında birleşebileceği en önemli ilke tüm biçimleriyle otoriteye ve tahakküme karşı çıkmaktır.

* Yaşar ÇABUKLU - Postmodern Toplumda Kriz ve Siyaset (Kanat Kitap-2004) kitabının "Küreselleşme ve Siyaset" bölümünde yer alan, daha öncesinde Virgül Dergisi, Aralık 2001 tarihli nüshasında yayınlanmış olan makaleden (Sayfalar 101-104) alıntılanmıştır.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
"Vah Lımın, Bırindarım" - Melih PEKDEMİR - Birgün
“Kürt Sorunu” Çözülemez! - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Çözümsüzlüğün ve Çözümün Bedeli - Mithat SANCAR - Taraf
Ohal'den Geldik Bu Hale - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Masal, Aynı Masal Olmayacak - Merve TUNCAY - Kronik Muhalif
Üçüncü Sese İhtiyaç Var - Ahmet ÖZER - Radikal 2
Hareketsiz Kalarak Öldürmek: Madımak - İbrahim AKYÜREK - Sendika.org
Sivas Katliamı Kütüphaneye Hapsedilemez - Akın OLGUN - Birgün
Devletin Özürleri - Okay GÖNENSİN - Vatan
Vesayet ve Kürt Meselesi - A.Vahap COŞKUN - Taraf / Hertaraf
Sıcak Yaz: Ortadoğu’da Savaş Tamtamları Yeniden Çalınırken - Garbis ALTINOĞLU - Köxüz.org
Kemal Bey'in İçi ve Dışı - Umur TALU - Habertürk
Toronto Mutabakatı: "Üçüncü Büyük Depresyon" Nasıl Olacak? - Ahmet ÖNCÜ - Birgün
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Sivil Toplum Kuruluşları Yeni Bir Özne Mi? - Engin ERKİNER - Bianet
Radikal Yorumlar - Ali ŞİMŞEK - Birgün
Cevapsız Bir Çağrı Olarak Devlet - Alper GENCER - Afili Filintalar
20 Yıllık Çözümsüzlük: Zorunlu Göç ve Mültecileştirme - Burçin BELGE - Bianet
Mumun Amacı - Metin MÜNİR - Milliyet
Metallica Kemalist Mi? - Gündüz VASSAF - Radikal
Kirveme Mektuplar: Suçlu Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Kendi Ablukasını Delen Adam: Eyal SIVAN Röportajı - Dora MENGÜÇ - BiaMag
Sivas Katliamı ve Sünni-Müslüman Genellemesi - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
İktidar Görünmek - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Tunç Okan - Otobüs Film İncelemesi - Abdullah Tarık ÇAKIR - Keep Talking
...my skin - Aglea - Ztopya
Klang At Açık Radyo Episode # 162 (27.06.2010)

Bvdub / Brock Van Wey Official
Bvdub / Brock Van Wey At Myspace
Sofie Loizou Official
Sofie Loiziou At Twitter
Sofie Loizou & Bvdub Informative - Mersenne - Undomondo.com
Radical Nature Records Official
Oneohtrix Point Never Official
Oneohtrix Point Never At Myspace
Oneohtrix Point Never Returnal Album Review - Mangoon - The Tiny Mixtapes
Oneohtrix Point Never Geçmiş Zamandan Makina Sayfalarındaki İncelemesi
ANBB Official At Raster-Noton
ANBB At Myspace
Alva Noto / Carsten Nicolai Official
Blixa Bargeld Official
ANBB Red Marut Handshake EP Review - UnfunnFionn - Sputnik Music
Fonetik Myspace Sayfası
Fonetik Last.FM Sayfası
Fonetik - Naturalness Of The Mechanism Albüm İncelemesi - Oylum TANIŞ - Oylumtanis.blogspot.com
Shlohmo At Myspace
Shlohmo At Friends Of Friends
Shlohmo - Camping EP Review - Patrick FALLON - SFWeekly.com
Autechre Official
Autechre On Warp Records
Autechre At Wikipedia
Autechre - Move Of Ten EP Review - The Milkman - The Milk Factory
Vex'd At Myspace
Vex'd At Planet µ
Vex'd - Cloud Seed Album Review - Adam KENNEDY - Resident Advisor
Distance At Myspace


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
It's Been A Long Time - Alexa(*)
Alexa(*)'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Bir Anka Kuşu - Yusuf HAYALOĞLU

Yüzlerce soğuk namlu
Üzerime çevrildi.
Yüzlerce demir tetik
Aynı anda gerildi!
Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular.
Öpmeye kıyamadığın,
Dal gibi oğlun yere serildi...

Üşüştü birer-birer
Çakallar üzerime.
Üşüştü dört bir yandan,
Göğsüme, ciğerime.
Anne, beni leş gibi
Yiyip talan ettiler.
Teşhis edilmem için
Parçamı koydular önüne...

Ben bu acılar ülkesinin
İnsana reva görülen
Bütün acılarını tattım.
Aç yattım, ekmeğime sabır kattım.
Beni milyon kere dövdüler üst-üste!
Ben bu yolu, kendim seçtim anne,
Ben ömrümü kendim kanattım...

Geceler tanır beni,
Konarım, göçerim ben.
Geceler tanır, kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut, karanlığın bağrında.
Kırmızılar ekerim,
Siyahlar biçerim ben..

Suçüstü yakalandım,
Bölüşürken kalbimi.
Suçüstü kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar-diyar, umudun savaşçısı..
Bir tutam sevgi için
Dağladım gözlerimi!..

Prometheus'tum zincire vurulurken dağlarda,
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartaküs'tüm, köleliğin çığlığında,
Arslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan,
Sehpalarda Pir Sultan.
Ve Madımak'ta otuzyedi can...

Kaçıncı yok oluşum,
Kaçıncı var oluşum bu?
Tanrılardan ateş çaldım
Yüzyıllarca tutuştum, üst-üste yandım.
Bir anka kuşu gibi anne,
Bir anka kuşu gibi;
Kendimi külümden yarattım..

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: