Sunday, August 08, 2010

Deuss Ex Machina # 311 - Gyászos Jelek És Szálló Műholdak

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_311_--_Gyászos Jelek És Szálló Műholdak

02 Ağustos 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Ses Bütünlemesi: "Tzadik" Etiketi Özel Yayını
>1<-Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits-Kwanzaa (Tzadik)
>2<-Jamie Saft-My Biggest Fear (Tzadik)
>3<-John Zorn-Piopio (Tzadik)
>4<-John Zorn-A Tiki For Blue (Tzadik)
>5<-Masada Quintet Featuring Joe Lovano-Haamiah (Tzadik)
>6<-John Zorn-Sacred Dance (Invocation) (Tzadik)
>7<-John Zorn & Masada String Trio-Symnay (Tzadik)
>8<-Koby Israelite-Shmekeria (Tzadik)
>9<-Scott Johnson-Americans III. Continental Divide
>10<-Masada Quintet Featuring Joe Lovano-Serakel (Tzadik)

Gyászos Jelek És Szálló Műholdak (311) – Kelimenin Tüm Alt Anlamlarını Karşılayan Bir Sıcaktır Gidiyor. Neresinden Bakılırsa Orasında Bir Yamanın, Bir Yaranın, Bir Eksiğin, Bir Gediğin Bulunduğu Günümüzün Tamamlayıcısı Kelime. Ne Olduğumuz, Nereye Doğru Koştuğumuz İse Haliyle Olduğumuz Yere Mıh Gibi Çakılı Kalmamızla Parallelikler Gösteriyor. Düşünsel İdmanlar Yerini Salt Serinliğin Özlemine Terk Ediyor. Öyle Ya Da Böyle Gündemin Hararetinin Asıl Bunalmakta Olduğumuz Havanın Isısının Yanında Çok Daha Önemli Olduğu Gerçeği İse Afakidir.Gerçekliğin Düşündürücü Etkisi Bütün O Sıcakların Etkisini Bir Anda Hükümsüz Kılıyor. Hükümsüz Bırakıyor, Yaftalamalara Doyulamayan, Bizlerin Yerine Karar Verenlerin İse Her Yeni Gün Kazanı Daha Da Hevesle Kardığı, Ateşin Altını Harladığı Bir Gündemin Ucundayız. Sıcak Dedik Ya, Duymadan, Anlamadan, İşitmeden, Kalben Karşılık Vermeden Cepheleşmelerin Önü İstisnasız Bir Biçimde Geliştirilmeye Devam Ediyor. Yorum Olarak Getirmek İstediklerimizi İse Her Şekilde Kendimize Saklı Kalması Gerektiği Janjanlı, Ucu Fiyonklu Paketlerle Tenkitlerle Arzı Endam Ediyor. Alın Siz Onlarla İdare Edin, Oyalanın Ne İşiniz Var Sıcaklarla Değil Mi? Koskocaman Hayal Kırıklıkları, Onarımı Neredeyse İmkansız Can Kırıkları, Muktedirin Muhalife Olan Düşmanlığının Yaratmış Olduğu Fay Kırıkları, Toplumumuzun İçten Dışa, Dıştan İçe Linçle Karıştırılıp Hamurunun İyice Serleştirildiği Mermer Kırıkları, Mozaiğin Hayal Olduğu Gerçeğinin Bir Sümela'da, Bir Yanı Başınızda Duyumsatılmasının Hüzünlendirici, Dehşetengiz Çoğaltımları Gibi Farklı Okumalar Mümkünken Salt Sıcak Mıdır Bizleri Etkileyen? Korkunun Hakim Dil Olarak Atanması, Ötekileştirilenin İstisnasız Fikrini Paylaşmasının Değil Susturulmasının Asıl Özne Olarak Sunumlandırıldığı Bir Eşikte Kopartılan Tantanaların, Hasılı Esası Konuşturmayan Bir Buhranı Ortaya Döktüğü Meydandadır. Beyler, Memurlar Arasında Mütemadiyen Mükerrerleşmiş Al Gülüm Ver Gülüm Kavgalarının, En Şahannesi Bizimkisi Yakarışlarının Ne Yaşadğımız Sıkıntılara Zerre Ehemmiyetin Verilmediği Gerçeğini Hatrımızdan Çıkartması İmkansızdır. Kolayca Yem Haline Dönüştürülen, Beğenmiyorsan Çek Git, Beğenmiyorsan Tercih Etmeyi Düşünmeyecektin, Beğenmiyorsan Emir Demiri Keser, Beğenmiyorsan Burası Türkiye Yok Öyle Diye Uzayıp Giden Hezeyanların Toplamı Emin Olunuz Şu Dakika Başı Sıcaklığın Ne Olduğunu Bildiren Duyurulardan Daha Çok Terletendir. Daha Fazla Düşündürendir. Görmesini Taraf Olmadan Anlamasını Israrla Sürdürenler, Sürdürmeye Çabalayanlar İçin...
[Hayalin H'sini Çoktan Unutmuş, Yazgısı Daima Karaya Çal[dırıl]anlar Cemiyetinin Mersiyelerinden Alamet-i Fukara Polemikler Terennüm Evi Yayını]

>>>>>Bildirgeç
Anayasa Reformu, 12 Eylül Ve Bugün - Filiz GAZİ *

Hikâyelerimiz var, içlerinde ecellerinin davranmasına gerek kalmadan ölüveren daha doğrusu öldürülüverilen çocuklar, kadınlar, gençler, yaşlılar. Artık savaşa doymuş bir toplum olmuş olmamız gerektiğini kanıtlayacak kadar. Ölümle yüzgöz olmanın gururunu yaşayan bunca insanın, şaşalı ölüm karşılamalarının sıradanlaşmasının bir sebebi de türlü mekanizmalarla yaratılan unvanlı ölüm madalyaları. Faili meçhullerin buruk ve ne yazık ki hep hüzünlü olacak yakınlarına “unutma” telkini veren adalet sisteminin, bir şey yapamama utancından göz temasını esirgeyeceğiniz hasta tutukluların bürokrasinin kollarında ölüme terk edilişlerinin, doğduğun yerde asılı duran “devlet” nezdinde hayat ederinin, onursuz “hayata dönüş” operasyonunun, yakılanların, asılanların, aşağılanların ve daha nelerin müsebbibi biraz senin suskunluğun, biraz benim pratiksiz duyarlılığım ve hepimizin modern çağ takıntıları; koşuşturmaları, es geçişleri… Ama en çok da yasa koyucuların, “düzen” kuranların; düzenbazların. “Kürt açılımı mahlası” ile sözde barış çabasını yıllardır keşfedilmemiş bir şeymiş gibi gündeme sokan, intikam üzerine kurulu savaş istikrarını ise şartlara uygunluk gösteren söylemsel kışkırtma ile sürdüren iktidarın sihirli değneği şimdi anayasal düzenlemede. İslamcı ideoloji teorisinden, uhrevi çıkarlara hizmet eden pratiklerde bu ülkeye özgün iktidar taktikleri. İman dolu halk vekilleri halkın sofrasına, savaşı reva kılmak için dinsel içerikli milliyetçilik hassasiyeti (Şehitlik mertebesi gibi), icraatlarının dokunulmazlığı için de devletçilik katıklarıyla katıldılar. Bariz olarak gösterilmek istenen “Hak biliriz.” üzerinden sürdürülen politikanın davranışları da doğal olarak birkaç gün önce izlediğimiz Tayyip’in gözyaşları ile örneklendirilebilir. O yüzden abartmanın pek lüzumu yoktur. (Ne ölülerimizi ağzına almasın şeklinde asi tutum ne de duygudaşlık içerisinde Tayyip’in sözde hassasiyetine kapılma!) İyidir, hoştur, yakışır kıvamında bir yorum fazlasıyla manidardır.

Anayasa reformunun konuşulduğu şu günlerde referandumda vereceğiniz “Evet” ve “Hayır” yanıtları her şeyin değişeceği ya da değişmeyeceği şeklinde iki seçenekmiş gibi önünüzde. Bu arada çocukların ölümlerini seyrediyoruz. Abdullah Akçay bürokrasinin kollarında ölüme hazırlandı. Kışladaki atış talimi, Canan’ın piknik yaptığı alanda bir kurşunun kafasına isabet etmesiyle hedefini buluyor. Oğuzcan gene bir başka kışladaki patlayıcılarla hayata veda ediyor. Ceylan, Mehmet Nuri… Savaş hali her iki tarafa da ardı arkası kesilmeyen ölümler getiriyor. Bazen de öldürmüyor, süründürüyor. Fatma Tokmak, eşinden miras “suç” la müebbet hapis cezası alıyor. Gazeteciler, aydınlar, sanatçılar düşüncelerinden dolayı yargılanıyor, tutuklanıyor. Gene bu arada referandum için çeşitli kampanyalar yürütülüyor: “Yetmez ama Evetciler.”, “İki Hayır Birdenciler.”, “Boykotcular”… Herkes birbirinin tavrını ucube buluyor. Yıllardır sol cenahın bu ve benzeri kutuplaşmalar içerisindeki gölge boksu bitmek bilmedi. Yasa çalışmalarının tam teşekküllü bir adalet arayışına girmesi öncelikle iktidarın işine yaramaz. Tarafı belli adaletin eleğine takılanlar da genellikle teferruat olarak görülenler değil midir? Bir bakıma denilebilir ki referandum için karar verme tercihiniz bundan sonra olacaklar için de rıza göstereceğinizin önkabulüdür. (Bu reddediş iktidarın adının sadece AKP olmasından da ileri gelmemelidir.) Sonrasında ne parti tüzükleriniz ne ideolojilerinizin paradigmaları ne de yol gösterici, kuramcı efendibabanız sizi kurtarabilir olacaklardan. Ve tüm bu tartışmaların ortasında acı hikâyelerimiz hala devam ediyor.

Anayasa reformunun bu derecede ilgi görmesinin bir diğer sebebi de 12 Eylül hesaplaşması gibi bir vaadi içeriyor olması. Son bir kaç yıldır popüler bir geçmiş örneği olarak kolektif hafızanın gözdesi haline gelen 12 Eylül mağdurlarının kendilerini bugünün hizmetkârı olarak görmeleri hissiyat olarak kaçınılmaz. İhtiyacımız olduğunda çağırdığımız, tonajı düşük acılarla harmanlayarak yüzlere çarptığımız bir kezzap gibi. Buradaki düşüncem geçmişi geçmişte bırakarak, “unutma”nın kollarında huzura kavuşmak değil elbette. Ama bugün yaşanılanlar yedekte bırakılmayacak kadar fena şeyler değil mi? Tayyip Bey’in bugün için dökecek gözyaşısı yok mu? Sanat ve en çok da medya aracılığıyla kolektif hafızanın ezberi haline gelen 12 Eylül’ün bugüne taşınarak bir hesaplaşma derdine girilmesinin nedeni başka bir seçenek olmamasının dışında hiçbir vicdana ait değildir ve samimi bir jest de değildir. Pek tabii dünyada görülen bir çok örnek gibi devletlerin geçmişlerini kabul ederek yollarına devam etmeleri daha akıllıcadır. Her şeyden önce oldukça müşfik duran bir kıyaktır. Nazi rejiminin suçunu kabul eden Almanya gibi. “Willy Brandt’ın 1970’te Varşova’da İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında katledilen Yahudiler için anıtın önünde diz çökerek Nazi yönetimi tarafından işlenen korkunç insanlık suçlarından dolayı özür dilemesi, geçmişle ilişki konusunda ‘Alman özel yolu’nun bir ifadesi ve ‘eşsiz bir ritüel’” (1) olarak tarihe geçmesi gibi. AB’ye üye olmak isteyen Polonya’nın, Polonya’lı Yahudilere yaşattıkları acıların sorumluluğunu kabul etmeleri gibi. Tony Blair’in, İngiltere’nin fetih politikalarından dolayı, ABD Başkanı Bill Clinton’un, “Afrika’da yaklaşık 250 yıl önce Amerikalılar tarafından gerçekleştirilen köleleştirme hareketinin sorumluluğunu üstlenip” (2) özür dilemesi gibi. Kanada ve Avustralya Devlet Başkanlarının da benzer bir şekilde geçmişte atalarının yerlilere yapmış oldukları eziyetlerden dolayı utançlarını ilan etmeleri gibi. Arjantinli eski diktatör Jorge Rafael Videla’nın, tam 34 yıl sonra bugün, öldürülen ve kaybolanlar için yargılanıyor olması gibi. Ve dünyanın birçok yerinde kurulan Hakikat Komisyonları gibi…

Dünya’nın gözyaşlarımızın biriktiği bir yer olduğunu ve bu mezbahada kollarını kavuşturup durmanın ya da kılıç çekmenin eşit derecede beyhude hareketler” olduğunu söyleyen Cioran kadar ümitsiz değilim. Ama kılıç çekenlerin bir zaman sonra akıllarını birer yük olarak görmelerini, sadece “evrende birer nokta olarak yer işgal etme” ile eş görebilirim. Tüm tercihleri bir yana bırakın. “Can” yitiminin fena çok fena bir şey olduğunu bilmeyen, ısrarla anlamak istemeyen bir hükümetin hukukuna sırtımızı dayayabilir miyiz? Hadi dayadık diyelim, başımıza ne hal gelecek kestirebilir miyiz? Demem o ki artık iş başa değil, ayaklara düştü.

1- Mithat Sancar, Geçmişle Hesaplaşma “Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne”, İstanbul: 2. Baskı, İletişim Yayınları, 2008, s. 80
2- Sancar, s. 81

* Anayasa Reformu, 12 Eylül Ve Bugün - Filiz GAZİ'nin kaleminden Radikal Gazetesi'nin internet sitesindeki Tartışı-yorum başlıklı bölümünde yayınlanmış makaledir. Yazarın ve Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak, önemli bir okuma parçası olarak Deuss Ex Machina'ya alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Anayasa Reformu, 12 Eylül Ve Bugün - Filiz GAZİ - Radikal / Tartışı-Yorum
Evet, Hayır, Evet... - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Hangi Yurttaşlık Gömleğini Giyeceğiz? - Emrah GÖKER - Birgün
Kimliklerin İç İçe Geçtiği Bir Ses - Ferhat KENTEL - Taraf
Halkların Kardeşliğine Hapis Cezası - Sendika.org
Lanet Olsun... - Sezgin TANRIKULU - Bianet
Fişleme Ve Tecrit Demokrasisi - Nihal KEMALOĞLU - Akşam /Sendika.org
Kahverengi Nasyonal Sosyalist Cephe - Cemil ERTEM - Taraf
Erdoğan Sakine Muhammadi Aştiyani'yi Kurtar! - Avaaz.org
Öğretmen Hamallık Yaparken Öldü - Ferhat AKGÜN - Radikal
Baydemir Ne Dedi, Kim Ne Anladı? - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Munzur Hayattır, Bu Hayatın Akışını Durduramazsınız! - Aysel KILIÇ - Birgün
Fındık: Irkçılığa Ve Sömürüye İyi Gelir - Sol.org.tr
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Tabutları Doldurduk, Yaşasın Sınıfımız! - Umur TALU - Habertürk
Gürcü Gençlere 'Yurtseverlik Kampı' - Tom ESSLEMONT - BBC Türkçe
Fısıltılar Tahran'da - Mehmet BİNAY - BiaMag
Muasır Medeniyet Seviye Tespit Sınavı - Elmira CANCAN - Muhteviyat


Cyro Baptista Official
Cyro Baptista At Myspace
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits At Myspace
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits - Infinito Album Review - Joel ROBERTS - All About Jazz
Jamie Saft Official

Jamie Saft At Myspace
Jamie Saft At Twitter
Jamie Saft - A Bag Of Shells Album Informative - Jazz Loft
John Zorn At Wikipedia
John Zorn / Official Myspace Page
John Zorn / The Stone NYC
John Zorn / Hips Road Edition
Exploring The Topography Of John Zorn’s Continent - Nate CHINEN - The New York Times
John Zorn - Masada: Live In Sevilla (2000) - 3 Brain Karnak Interloper
John Zorn - Tradition And Transgression - John BRACKETT - Indiana University Press
Masada For Beginners At Wikipedia
Masada Quintet Featuring Joe Lovano - Stolas: Book Of Angels, Volume 12 - Album Review - Troy COLLINS - All About Jazz
Masada Quintet Featuring Joe Lovano - Rikbiel - Youtube
Koby Israelite Official
Koby Israelite At Myspace
Koby Israelite Notları / Deuss Ex Machina
Scott Johnson Informative On Wikipedia
Scott Johnson Informative On Tzadik
Scott Johnson - Americans Album Informative At SFGate.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Biennalexxx - Mau:::
Mau:::'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Hani Benim Gençliğim - Yusuf HAYALOĞLU

Hani benim sevincim nerede;
Bilyelerim, topacım,
Kiraz ağacında yırtılan gömleğim?
Çaldılar çocukluğumu habersiz..

Penceresiz kaldım anne,
Uçurtmam tel örgülere takıldı..
Hani benim gençliğim nerede?

Ne varsa buğusu genzi yakan,
Ekmek gibi, aşk gibi,
Ah, ne varsa güzellikten yana,
Bölüştüm, büyümüştüm.
İçime sığmıyordu insanlar..

Bu ne yaman çelişki anne,
"Kurtlar sofrasına" düştüm..
Hani benim direncim nerede?

Hani benim övüncüm nerede;
Akvaryumum, kanaryam,
Üstüne titrediğim kaktüs çiçeği?
Aldılar kitaplarımı sorgusuz..

Duvarlar konuşmuyor anne,
Ve açık kalmıyor hiçbir kapı..
Hani benim gençliğim nerede?

Daha kapılmamışken rüzgara,
Tatmamışken rakıyı,
Şiire yeni-yeni başlamışken,
Koştum, dağlara koştum;
Daha öpmemişken hiçbir kızı..

Yağmurları biriktir anne,
"Çağ yangınında" tutuştum..
Hani benim bilincim nerede?

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: