Sunday, December 12, 2010

Deuss Ex Machina # 328 - Dduw Bendithia Ein Democratiaeth Peryg Bywyd

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_328_--_Dduw Bendithia Ein Democratiaeth Peryg Bywyd

06 Aralık 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak:
13Melek (Ses) vs. Deuss Ex Machina (Zikir)
Konuk: Yiğit A. - 13Melek
>1<-A Silver Mt. Zion-Sit In The Middle Of Three Galloping Dogs (Constellation)
>2<-Rachel's-Water From Same Source (Quarterstick Records)
>3<-Balmorhea-Remembrance (Western Vinyl)
>4<-Max Richter-On The Nature Of Daylight (130701 / FatCat)
>5<-Ólafur Arnalds-Til Enda (Erased Tapes Records)
>6<-Rökkurró-Skuggamyndir (12 Tónar)
>7<-Victoire-A Door In The Dark (New Amsterdam Records)
>8<-On Your Horizon-Isolation (Bağımsız Müzik / MP3)
>9<-Oracles Always Lie-At Least I Have Tried (Bağımsız Müzik / MP3)
>10<-Slint-Good Morning Captain (Touch And Go Records)

Dduw Bendithia Ein Democratiaeth Peryg Bywyd
(328)
Tezahür eden orantısızlıklarla taltif edilmiş beher durum şimdi önü alınmaz bir biçimde dünden teşne olduğumuz, içinde bata kaldığımız, nefessizleştiğimiz balık hafızalılığımız üzerinde sarsıntılar gerçekleştiriyor. Silkinebilmek için ayağımızın, burnumuzun dibine kadar yakınlaşmış olan problemlerin görünürlüklerini arttırıyor. Kaçış iş bu raddede yok! bilmiyordum diyerek sıra savmaların da. Önemi yok onların adamı bu sözcükleri söyledi, berikininki şunları seslendirdi diğerlerinin fırsat bu fırsat diyerek neler neler karıştırdıklarının. Muktedirlik karşısında her seslendirmenin, karşıt duruşun tam da bittiş noktasından, hemen ardından sıkış tıkış kalakaldığımız heyhulanın ötesine ulaşabilmek için daha fazla çalışmamız gerektiği ortalığa saçılıyor. İmler çoğunluğun anlayabileceği bir şekilde birer birer sunulup copa, gözyaşartıcı bombaya, sindirmeyle sivrileştirilirken, ipuçları alenen dolaşıma çıkartılmışken, ellerini ivedilikle yaftalamalara çekinmeden uzatabilenlerin, öç alma disturuyla beraber durmaksızın cephelerini geliştirdiklerini hafızaya işletiyor. Hala bilmezden gelmelere inatla, körolası ısrarcıl bir damarla sahip çıkılsa da hatırlatılanlar esasında kaybetmekten heder olduğumuz demokrasi mücadelesinin muasır devletler seviyesine ulaşmasında daha ne kadar çok yolumuz olduğu okumasını manidar kılıyor. Tahlilere düşülecek vakitlerden ise eylemlerle daha fazla belirginleştirilecek, 'iğneyi de çuvaldızı da' beraberimizde taşıyacağımız günlerin ortasından ilerliyoruz. Hiç olmadığımız kadar vicdan sorgulamalarına yakın, içinde bulunduğumuz keşmekeşlik düzeninin orta yerinde kendimize yakın bulduğumuz yönleri tayin edebilmeye vesile olmasını temenni ettiğimiz günleri arşınlıyoruz. Hak olarak reva görülmeyenleri seslendirenlerin "hala mı ses çıkartıyorsunuz" dan "beyinsizler"e uzandığı bir yarılmanın tarafgirliğini hissediyoruz. Dalavereden başkasına hizmet etmeyen sözcüklerin bol nihilizm soslu göndermelerin ortasında hangisinin daha patolojik olduğunu anlaşılır kılma mücadelesinde düzlükleri koşaradım geçiyoruz. Herkesin birbirini tehdit olarak gördüğü zamanda yaşadığı sıkıntıları duyumsatmak için daha ne yapması gerekiyorsa onu da tereddütsüz bir biçimde yapabilecek insanların varlıklarını bir kere daha hissediyoruz. Eğitim alanında bile fırsatçılığın topyekün gemiyi azıya aldığı, elinde avucunda yoksa ne gereği var eğitimin denilerek akıl verenlerin bol olduğu, imkanları yıkıntılar altına terk etme tahrip etmenin ötesinde neredeyse lütuf gibi sunulmuş her şeyin sadece nizami olarak taraftarlara nasip olduğu bir zamanda kimseciklerin epeydir anlamlandırmadığı bir gerçeği hatırlatıyor öğrenciler. Bugün onlara ne kadar uzaktan bakıyor görünsek de, hak aramanın adının karşılığına sistemin devamlılığını sağlayanların sunabildikleri tek yanıt hakaret olduğu gerçeği. İstisna olarak değerlendirilemeyecek kadar acıtıcı olansa, hamile bir kızın hayatının nasıl dar edilebileceğinin bir lince dönüştürülmesi için nasıl da kocaman kocaman puntolarla belirli yerlerden güdümlü güdümlü laf salataları yapıldığının açmakta olduğu onulmaz yaralarıdır, payımıza düşürülenler. Dedik ya kimilerinin dediği değil nasıl bu kadar bağnazlığa, vicdanları açıktan satılmışlığa dünden razı gelenlerimiz olabileceği noktasıdır bünyeyi tereddüte koyan. Değiştirmek istenen topyekün bu ülkenin yarası bir türlü kapatılamayan herhangi bir sorununa karşı elimizde avucumuza bırakılanların istisnasız bir biçimde kinlerin toplamıyla çözümsüzlük üretmekten başkası olamayacağı gerçeğinin hüzünbazlığıdır. Payımıza düşürülenler ne gerek var ki elini taşın altına koymanın ger(ç)ekliliğinde işaret fişeği olarak muştulanan yapmayının, aba altından sallanan sopaların birgün hepimizin payına düşürüleceğinin dehşetengizliğdir. Ha keza millet(in) meclisi işlevselliğini, seçilmiş insanların bizleri temsil ettiğine inandırıldığımız bir çatı altında bilinmeyen dilde zikredilen cümlelere tahammül gösterilmeyeceğinin belagatli halleridir o kıssada okumakta olduğumuz. Yıllardır yok saymak dışında başkaca bir ilerlemenin sağlanamadığı bir konuda resmi söylem kendi kanalını kurarken öte yandan oradan yükselen muhalifliği hakir görmek için nasıl bir sebebi olabilir? Ya da aylar, yıllardır işitilmekte olan e(k)meğin sorununda, sağır duymaz uydururlarla hemhal olunmasındaki tezcanlılığı sezinleyebilmek de mümkündür. Mümkündür kıstasları içerisinde, dayatılanlara karşı ses çıkartmak zorunda hissedenlerin sınırlandırılmış özgürlüklerinden daha fazla feragat etmelerinin istendiği bir ileri demokrasiyi yaşaya duruyoruz. Ezilenlerin ezenlere mücadelesinde bir kere daha ezilmişlerin haklarına karşı muhalifliğin yumurtalar ile canlandırıldığını, yok edilmesini, "bırakınız birbirlerine düşsünler bizler de işimize bakalım diyenlerin" ekmeklerine yağ sürüldüğünün farkındalılığını yaşıyoruz. Benim solcum senin solcun ötekisinin beklentisini yarıda bırakan solcularlarlar silsilesi içerisinde asıl zarar gören birleştirilmesi için çaba sarf edilmesi gereken konularda, mücadeleyi temellendirmeden önce hemen koruma kalkanlarının devreye giriyor olmasıdır. Öznel korunaklılık gibi bir şeyin olmadığı şimdilerde istem dışı bir biçimde ayrımcılık isteyeceğimize hiç değilse fikir münazalarında birbirimizi daha yakından işitsek olmaz mıydı diye bir şerh de koymamız lazım gelmektedir, ileri demokrasinin çuvaldızı kabilinden kendimiz , bulunduğumuz noktalar söz konusu olduğunda. Bu çok katmanlı güllük gülistanlığı yaşadığımızı varsayıyoruz. Görüyoruz, biliyoruz ama temelinden farklılaşmaya başlayan, keşke oralarda dediklerinizi bizimkiler de deseydi dediğimiz dünyadaki diğer örneklerden, hallerden içimizde yarım bıraktırılmış 'demokratlığı' avutmaya zorlanıyoruz. Evet uzak diyarlar, mekanlarda, bir yerlerde, yerkürenin herhangi bir köşesinde bir şekilde adı konumamış veya konulmuş adaletsizliklere karşı ses çıkartmak, elini taşına altına koyanların varlığı bir nebze yalnız olmadığımızı ifşaa edebilir. Pekiyi bu satıhda birbirimizin gırtlağına çökmek için sistem içinde sinsice fırsat kollayanlarımızın bolluğu, sistemsiz, geçimsiz, sağırlaşmış, öfkesi burunundan taşarken bile isteye vurdumduymazlığı azıya almışların çoğunluğunda, o hiçbir türlü laftan anlamayan sistemin muktedirlerinin sol gösterip her defasında sağ vurmaları içerisinde nereye kadar suskunluğu muhafaza edeceğiz? Another Brick In The Wall'dan yansıyanların geçerliliğini koruduğunu bir kere daha hatırlatarak sözü tamamlayalım: Hey Öğretmen! Rahat bırak biz çocukları, hepsi hepsi, yalnızca duvardaki birbaşka tuğla, hepsi hepsi, yalnizca duvardaki bir başka tuğlasın sen.

>>>>>Bildirgeç
Satılık Demokrasi - Kristin ROSS*

Bugün, gezegenin neredeyse bütün liderlerinin sloganı demokrasi (geriye kalanlar da er geç zorla hizaya getirilecek). Çağımızı Rimbaud'un yaşadığı olağandışı andan ayıran ise, soğuk savaş denen şey ve onun sona ermesidir. "Demokrasi"nin gelişimi bakımından, batılı yönetimlerin "komünizm"in karşısındaki kefeye "demokrasi"yi başarıyla koyarak sağlama aldıkları büyük kazanç için ne söylesek az kalır. İşin aslına bakılırsa, kelimenin kontrolünü tamamen ellerine geçirdiler; önceki özgürleştirici tınısından eser bırakmadılar. Aslında çok az insanın yönetmesine ve deyim yerindeyse, halk olmadan yinetmesine izin veren sistemleri, yani kendi işleyişinin sonsuz yeniden üretiminden başka her olasılığı safdışı bırakmayı meşrulaştıran bir sınıf ideolojisi olmuştur demokrasi. Denetlenmeyen ve devlet düzenlemelerinden kurtulmuş bir serbest piyasa ekonomisine, komünizme karşı amansız bir muhalefete, sayısız egemen ülkeye ve onların içişlerine askeri yollarla veya başka türlü müdahale etme hakkına, bütün bunlara "demokrasi" adını verebilmek gerçekten inanılmaz bir marifet. Piyasayı demokrasinin bariz bir koşulu haline getirebilmek ve demokrasinin kaçınılmaz olarak piyasayı gerektirdiğini düşündürmek, çok büyük başarı. Buna en azından Fransa'da, 68'e gösterilen tepkiyle beraber, François Furet'nin büyük ölçüde antidemokratik himayesi altında Fransız devriminin sabırlı bir şekilde gözden düşürme çabasına maruz kalması, 1776'nın makbul devrimiyle karşılaştırılarak karalanması ve en nihayetinde Stalinizm ve Pol Pot cinayetleriyle ilişkilendirilmesi de epey katkıda bulundu. "Reel sosyalizm"in son bulmasıyla birlikte, bizim de artık, görünüşe bakılırsa, kopuş veya çatışma anlarıyla işimiz kalmdaı; öyle ya, toplum artık kesintisiz "demokratik" karar, diyalog, tartışma ve toplumsal ilişkilerin sürekli düzenlenmesine uygun bir konumda olabilirdi. Rimbaud'nun ait olduğu an, "demokrasi" şiirinde gördüğümüz üzere, "demokrasi iparatorluk" çağını başlatmıştı: Geliştirilen halklar veya kurumlar için önceden yazılmış bir geleceği getirmek üzere tasarlanmış doğal, kaçınılmaz bir proje. Fakat "demokrasi", "Satılık" şiirinde gördüğümüz üzere, iç cephede de iş başındadır: İç cephede bir toplumda başlıca sistem ekonomidir, yani insan gücünün çok ötesinde olan devasa bir tarihsel güçtür, ve sessiz bir mutabakat, mümkün olan dünyalar içinde en iyisini ekonominin ürettiği dengenin tanımladığını bildirmektedir bize.

Siyasetin dilinin sürekli bulaşmasından mıdır bu? Demokratım diyebilir miyim ben?

Şu veya bu yasanın, parti veya devletin "başarısız" veya "yetersiz" demokrasisini aşamacı bir düşünceyle eleştirmeye yetmez bu şüphesiz. Böyle bir şey yapmak, sözgelimi Robert Mugabe'nin Zimbabwe'de seçim sürecini göz göre göre ele geçirmesinin, eleştirilmesinden son derece memnun olan bir sisteme tıkılıp kalmak, ama demokratik ritüellere saygı gösteren ekonomik olayların -IMF'nin dayatmaları gibi örneğin- aynı süreci hayata geçirmesi karşısında sessiz kalmak demektir. Aslında, seçimlerle veya çoğunluğun iradesiyle bağlantılı demokrasi anlayışı tarihsel olarak çok yeni bir anlayıştır. "Temsili demokrasi" denen şey -bugün için seçimler, serbest siyasal partiler, serbest bir basın ve elbette serbest piyasadan oluştuğu söylenir- aslında oligarşik bir biçimdir: Ortak işlerle ilgilenmesi için kâhya veya yeddiemin yetkisi verilmiş bir azınlığın temsili. Günümüzün bütün "gelişmiş endüstriyel demokrasileri" aslında oligarşik demokrasilerdir: Dinamik bir oligarşinin zaferini, büyük servete ve servete tapınmaya odaklanmış, ama seçenekleri sınırlayarak orta ve üst sınıfların soyunun devam etmesini sağlayan seçimleri kullanıp mutabakat ve meşruiyet inşa eden bir dünya yönetimini temsil ediyorlar.

Bana kalırsa, bir yandan kelimenin, özgün, geniş anlamını korumanın nasıl hayati bir zorunlulu olduğunu da vurgulayarak, durumun böyle olduğunu itiraf etmeli, yani demokrasi diye bir şeyim olmadığını veya daha doğrusu demokrasinin başaşağı çevrildiğini kabul etmeliyiz hepimiz. Yönetim biçimi anlamındaki demokrais anlayışına hapsolup kalırsak, kelimeyi çoktan sahiplenmiş bir dünşamana bırakmaktan başka seçeneğimiz kalmaz. Fakat tam da demokrasi bir yönetim biçimi olmadığı için, bir tür yapı veya kurum olmadığı içindir ki, herhangi bir kimsenin veya herkesin ortak meselelerle ilgilenebilmesi anlamındaki demokrasi bizzat siyasetin öbür adı haline gelmektedir. Bu anlamdaki demokrasi var olabilir de olmayabilir de, kendisini alabildiğine çeşitli biçimlerde yeniden gösterebilir. Bir biçimden ziyade bir an, en iyi ihtimalle bir projedir. Kamusal hayatın sürekli özelleştirilmesine karşı verilen mücadelenin adı olarak demokrasi, tıpkı Rimbaud'nun pek çok sloganındaki aşk gibi, yeniden icat edilmeyi beklemektedir.

* Kısa meramımızın tamamlayıcısı kabilinden Metis Yayınları tarafından yayınlanmış; Metis Defterleri dizisinin ilk derlemesi olan "Demokrasi Ne Âlemde?"den Kristin ROSS'un Satılık Demokrasi makalesinin sonuç kısmı, yayınevinin anlayışlarına sığınılarak sayfamıza alıntılanmıştır. (Sayfalar 101-103)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Aman Amirim!.. - Alınteri.net
Çığlığı Duyuyor Musunuz? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Orantısız Liberallik ve Bir Bebeğin Başlatılmayan Hayatı - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Hangi Faşizm? - Erdal GÜVEN - Radikal
Men Dakka Dukka - Okay GÖNENSİN - Vatan
Sepet Sepet Yumurta... - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Radikal 2 / Bianet
Cennet Polislerin Ayakları Altındadır - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
Şımartırsan Tepene Çıkar - Mehveş EVİN - Milliyet
Yumurtanın Ak’ı, Demokratın Sarısı - Umur TALU - Habertürk
Sayın Başbakan Gençlere Karşı Yanlış Yoldasınız! - Hasan CEMAL - Milliyet
SBF Öğrencileri Yapmaları Gerekeni Yaptılar - Cengiz ÇANDAR - Radikal
Cürmünüz Ne? - Cenk YİĞİTER - Sendika.org
"Öğrencileri Tel'in"de Liderliği Türköne, Aköz ve Beki Üstlendi - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
İçiniz Acımaz Mı Sizin - Ferhat KENTEL - Taraf
Öğrenci Protestoları ve Demokratikleşme Menüsü - Meryem KORAY - Birgün
Karar Verildi: Çocukları Ezecekler! - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Beki ve Sağlık’tan “Orantılı Protesto” Tarifleri - Esra KOÇAK - Jiyan
Kadınlar Polisten, Medyadan, Siyasetçilerden Özür Bekliyor - Burçin BELGE - Bianet
Yumurta Kolesterol Açısından Masummuş. Afiyetle Efendim! - İç Mihrak
Sokak Kemalistler ve Neoliberaller’e Bırakılamayacak Kadar Mühimdir - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Yumurta ve 'Başbelası 68 Kuşağı' - Şerafettin HALİS - TBMM Tutanakları - Sendika.org
Roni Marguiles - Ged - Ekşi Sözlük
Kollektif Bir Faşizm - Cahit YILMAZ - Taraf
Korku - Rıdvan AKAR - Cnn Türk
Yüksekova’daki Olay İnfaz Girişimi Mi? - Evrensel
Günay’a Plastik Kelepçe Fırlattı - İsmail AKTAŞ - Serdar BENLİ - Hürriyet
Gülten Kaya: Artık Üzülmeyin Olur Mu - Radikal
Hayata Dönüşe Kamuflaj: Kanı Helal Yurttaşlar! - Murat UTKUCU - Birikim
Hacer ARIKAN: Adalet İstiyorum, Hakkım Değil Mi? - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet
Ergin'den Mektup Var! - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Acıyı Soğuran Kalkanlarımız: Kimliklerimiz - Ramazan KAYA - Köxüz.org
Oğlumuz Erdal'a... - Evrensel
Dün Ağladılar, Bugün Yok Saydılar! - Kronik Muhalif
Dink Davası, Utanma ve Rehine Layık Görülen Adalet - Talin SUCİYAN - BiaMag
Dink Davası Tanığı "Bile Bile" Kaybedildi - Birgün
İyi Milliyetçilik-Kötü Milliyetçilik - Anıl ÖZTÜRK - Jiyan
İnsanoğlu İnsanın Kutsal ‘Küfrü’: Ermeni Köpekler! - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
UPS Direnişi Soğuk Dinlemedi - Alınteri.net
Amed-İstanbul TEKEL İşçisi Omuz Omuza - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Kişisel Hafızalarımıza Darbe! - Birgün
Devlete Karşı Bir Demokrasi… - Tayfun ŞEN - Köxüz.org
"CHP Tabanı Solcu" Mu? - Cemil AKSU - Birikim
Güncel Bir Yazı - Mesut ODMAN - Sol.org.tr

Three (A) Silver Mt. Zion Official
Three (A) Silver Mt. Zion At Constellation
Three (A) Silver Mt. Zion On Protest Music, Montreal & Being The Only Jew In The Room - Matthue ROTH - Jewcy.com
Rachel's Official
Rachel's - Systems/Layers Album Review - Joe TANGARI - Pitchfork
Rachel's / Odd Ambient Post-Rock On WNYC
Balmorhea Official
Balmorhea At Myspace
Balmorhea - Remembrance (The Blantom Museum) Video On Vimeo
Balmorhea Üzerine Notlar - Yiğit A. - 13Melek
Max Richter Official
Max Richter At Soundcloud
Max Richter Üzerine Notlar - dRWarp - Deuss Ex Machina
Max Richter - 24 Postcards In Full Colour - Albüm Değerlendirmesi - Yiğit A. - 13Melek
Ólafur Arnalds Official
Ólafur Arnalds At Myspace
Ólafur Arnalds - Til Enda via Erased Tapes' Soundcloud Page
Rökkurró Tumblr Page BağlantıRökkurró At Myspace
Rökkurró Interview On Clash Magazine
Victoire Official
Victoire At Myspace
Victoire - Cathedral City Album Review - Brian HOWE - Pitchfork
On Your Horizon Myspace Sayfası
On Your Horizon Bandcamp Sayfası
GSMH: On Your Horizon Üzerine Notlar - Yiğit A. - 13Melek
On Your Horizon - John F. Kennedy Has Never Forgotten Laika Video On Youtube
Oracles Always Die Myspace Sayfası
Oracles Always Die Facebook Sayfası
GSMH: Oracles Always Die - Yiğit A. - 13Melek
Slint Informative At Wikipedia
An Essay About A Song: Slint's 'Good Morning, Captain' By Nick Sylvester - Presentzine
Slint - Good Morning, Captain Live At Koko On Vimeo

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Ideology Of Dialogue-Shapoor Shakhdar
Shapoor Shakhdar Flickr Page

>>>>>Poemé
Kim Susturabilir Bizim Türkümüzü - Yusuf HAYALOĞLU

Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki bu hasreti,
Semahların seyrinden alıp gelmişiz,
Biz ki onu sitemkar anaların
Kirpiğinden derlemişiz;
Süzülsün de acının derin izler bıraktığı
Gül yanaklardan,
Yere dökülsün istememişiz!

Bizim türkümüzü rüzgâr söyler her gece
Ay vurdukça parıldar,
Gün doğdukça hız alır.
Nevruz ateşleriyle sağaltarak
Çırpınan yarasını,
Can havliyle, kardaş,
Kan içinde bir kartal gibi,
Vadilere saldırır!

Türkülere ilişmeyin!
Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar.
Fazla eşelemeyin kardaş,
Taşınca ne siperler kalır,
Ne dev barikatlar.
Deşmeyin diyorum... deşmeyin!..

Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki nice amansız badirelerde,
Serden geçmişiz.
Biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile
Türkü söylemişiz.
Sonra ırmak boylarında gövertip,
Körpe otların serinliğinde,
Dağlara emanet etmişiz!

Biz ki her yangının külünden,
Diri canlar yaratmışız.
Biz ki mazlumların defterine
Kanlı resimlerle sıralanmışız.
Banaz yaylasından Kerbela'ya
Kar götürsün turnalar!
Ölürüz sanma kardaş,
Dostun attığı gülden yaralanmışız...

Türküleri dövmeyin!..
Türküler gökyüzüdür, karanlığa yıldızlar çakar..
Üstümüze gelmeyin kardaş,
Namuslu bir delikanlının
Alnında kavga ışıldar!
İncitmeyin diyorum... incitmeyin!..

Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki Karacaoğlan'ı aşkla,
Veysel'i toprakla yüceltmişiz...
Biz ki Köroğlu'nun narasıyla nice beyleri
Yere çökertmişiz!
Yine de masum bir bebek gibi,
Avuç-avuç sevdamızı,
Kalanlara vasiyet etmişiz...

Adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı,
Ne karıncayı incitmeli,
Ne de ozanları yakmalı...
Öyle sansar gibi pusu kurup
Punduna getirmek de neymiş?
Adam dediğin, kardaş,
Yüreği varsa eğer,
Getirip ortaya koymalı!..

Türküleri yakmayın!..
Türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar.
Kavgayı uzatmayın kardaş,
Yüzyıllardır tuz döke-döke
Çürüdü bu yaralar,
Kanatmayın diyorum... kanatmayın!..

Kaynakça: Şiir Perisi

No comments: