Sunday, April 03, 2011

Deuss Ex Machina # 344 - At The Mountains Of Madness

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_344_--_At The Mountains Of Madness / Still Trying To Find Right Words

28 Mart 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
>1<-Higuma-Solstice (Root Strata)
>2<-Higuma-White Winds (Root Strata)
>3<-Psychic Reality-Soft Script (Not Not Fun Records)
>4<-Psychic Reality-Expla (Not Not Fun Records)
>5<-Maria Minerva-California Scheming (Not Not Fun Records)
>6<-Maria Minerva-Hop Hop Gone In Spring (Not Not Fun Records)
>7<-Gold Panda-Like Totally (Varicount Records)
>8<-Gold Panda-Fifth Ave (Varicount Records)
>9<-Resoe-Lakeviews (Echocord)
>10<-Resoe-Radikal Alterations (Echocord)
>11<-Burial-NYC (Hyperdub)
>12<-Burial-Street Halo (Hyperdub)


At The Mountains Of Madness / Still Trying To Find Right Words
(344)

Zaman hızla kırılmaya devam ederken yabancılaşıyoruz. Anlık görünenlerden, gösterilenlerden uzakta bir yerlerde sadık kalmaktan artık vazgeçtiğimizi varsaydıklarımızın üstlerini alelacele örtmekten bir hevse iki kalas rotalarda benliğimizi parçalamaya devam ediyoruz. Olduğumuzdan daha evla olacakmış gibi tahakkümler karşısında ne eylersek güzel eyleriz sorusunu düşünmeye bile fırsat bulamadan yitirmeye, olabildiğince çabuk bir biçimde kabuğumuzu yenileme telaşesinde buluyoruz, kendimizi. Kendiliğinden dönüştürülebilirliğin esamesinin okunmadığı zamanımız içerisinde koflaşarak, kokuşarak aynı kutunun içinin bir köşesine sığışmaya çalışıyoruz. Birbirimize değer vermekten tabii ki özellikle imtina ederek. Sertleştiğine kani olduğumuz koruyucu kalkanlarımızın nasıl da pütür pütür döküldüğünün, dahası veryansın etmeyi bir kere başaranların hemen arkasından suspusa teslim olduğunun aynalandığı bir coğrafya içerisinde yabancılaşmak anın gerçeklerini yadsıyarak başlamaktadır. Anın getirdiklerini, birer nesne haline dönüştürme gayretkeşliği, ambalajlayıp bir kenara kaldırma heveskarlığı giderek çöp dağlarını, belleksizliğin ucu bucağı belirsiz sınırlarına atılan yeni tohumları çağrıştırmaktadır. Hızlıca tüket sonra da unut prensibinden şekil olarak dahi uzaklaşamadığımız için girdabın orta yerinde açılan grilik dolu eşiklerden yansıyan hüzmeler sanki bizlerin kurtuluşuymuş gibi yanılsamamız biraz da bu heyecansız, derdestliğe teslimiyetçiliğimizin her ne kadar gönüllü olmasak bile yeterince çok birey tarafından kabullenildiğinin bir işareti, emaresi olarak değerlendirilebilir. Zaman mevhumu içerisinde danışıksız, katışıksız, tedbirlerle bir sonraki adımlamalarının hesabında kitabında olanların yanında galiba giderek azalıyoruz. Gerçeklik payesinde huzursuzluğumuzu daha da derinleştiren endişelerin bu kadar çoğaltımında hissiyatlarını yitirenlerin yanında neyi nasıl, hangisi öncelikli olmalı ki sonuna kadar gidebilielim soruları içerisinde ilerliyoruz. İlerlemek bir yana iki adım ileri mutlak adım gerisin geriye doğru gidiyoruz. Yıkımların dört bir yanda yenileşmeyi beraberinde getirdiğini iyice bellediğimiz küresel köyün dokuzuncusundan da kovulursak hangisinde rahat edebileceğimizi, taşıdığımız tüm bu endişelerin nasıl birer çözüme kavuşturulabileceğinin derdini belirginleştirirken buluyoruz bu eşikte. Endişeli olmak hali üzerinden, yine yeni yeniden tanımlandırmalar, diretmeler ve bütün bunların sonucunda köşeye kıstırılmışlık halinin değişken tevatürleri üzerimizde bir giyotin gibi sallandırılmaya devam ediyor. Sallandırılmaya devam ettiriliyor mütemadiyen. Söz boşlukta haybeden yankılanırcasına kurmaca bir imgelemmiş gibi sınıflandırılıyor. Sınıflandırma görünenin mecalini, meramını ne kadar çarpıtabilirsek, o kadar yeğ ve evladır diyen muktedirliğin ayak oyunlarını bir seferde teker teker açık ediyor. Bir kısa görüntünün açtığı imgeler, sözcük dehlizleri bir köşede unutturulmaya çalışılanın önemini anımsatıyor. Kör kör parmağım gözüne tehditlerin, alaşağı ederiz ha, sakın! uyarmalarının aslında zaman mevhumu içerisinde çoktan ardımızda bıraktığımızı sandığımız bu endişeli halleri diri tuttuğu ortaya çıkıyor. Punduna getirdi mi suskunluğa teslim etmelerin, direnç gösterdi mi daha çok duymazdan gelmelerin, anlaşılmaz bir biçimde ötekisi yaratmanın enflasyondan hızlıca yükseldiği bir zamana ulaştırıyor düşünceyi. Yılların haksızlığına karşı sivil itaatsizlik kartını öne sürdüğünde, gırtlağa kadar gelmiş olan baskıcılığa karşı tepkime ortaya çıktığında bunu en hafif tabirle densizlik olarak bellemenin kazanımları var mıdır? Bütün o hengamenin içini dışını, ötesini bir kenara koyduğumuzda sıra ne zaman gerçekten hakların tahsisine gelebilecektir. Kuru kuruya açılım teşebbüslerinde lügat parçalamaların değil hakikatlerin adının konulabildiği, toprağın altına el birliğiyle gömülmüş olan insan bedenlerinin biz yaşayanlardan beklediği az biraz da budur. Ya da köyleri bir gece ansızın yakılıveren, göç etmeye mecbur kılınan, önce dilini, sonra inancını iyice unutturmak adına derli toplu bir zihin yıkama, unutturma tertibatının tedrisatından geçirilmiş tüm diğer isimsizlerin beklemekte oldukları gibi. 314 haftadır herhangi bir resmi makamdan, yitirdikleri canlarının akibetlerine dair alenen bir yanıt edinemeyen, her sordukları suallerin zihinlerinde bıraktırılmaya devam ettirildiği, muktedirlik tarafından duyumsatılmayan "cumartesi anneleri"nin beklentilerinin hali nice olacaktır? Milli arşivlerin tozlanan sayfalarında saklı tutulanlar, gizlenenlerle yüzleşebilmek ne aralıkta mümkün olacaktır. Eskaza bir şekilde yazdıklarınızdan, yazma teşebbüsünde ortaya sunduklarınızdan 'resmiyet' şablonunda, değerlerinde emin olsanız da, kurduğunuz cümlelere kefil de bulmuş olsanız da illa satır aralarında bir şeylerle bağlantı kurdurulabilecek detaylar ihtiva ettiğinden suç teşkil edebileceğinin, suçlu konumuna terfii edilebileceğinin açık olduğu bir ülke dahilinde endişeli olmanın önü nasıl alınsın!. Ki bu dokunanın yakıldığı bir iklimde, milletinin temsilcisi olan bir numara tarafından sıkı bir pr (halkla ilişkiler / reklam) çalışması olarak değerlendirilip iyice şirazesinden çıkartılmaya gayret edilen bir dar bakışa endekslenmişken nasıl olsun, nasıl oldurulsun endişesiz bir toplum. Kifayetsiz muhterisliğe yıllar yılıdır aday adaylıkları ilanen tebliğ olmuş isimlerin, aynı sözü kırkbir kere tekrarlayarak, yazarak tekerleme kabilinden sıralayarak belki bir şeyleri dönüştürebileceklerine inanan zevatın yanında tam da bu en başından beridir duyumsatmaya gayret ettiğimiz gerçekliği, yabancılaşmayı aşmayı mümkün kılacak, eli kalem tutanlara reva görülenler sahiden endişe vermemeli midir? Yersek, yemeye devam edersek bu kabak dolmalarını. Bütün bu huzursuzluğu bir kuruntu düzeyinin ötesine taşımamalı mıyız? Olası geleceğin beraberinde getirebilecekleri karşısında ancak böylesi bir tavır takınmanın, illa ki endişe ederek doğruyu aramanın hikmeti üzerinde yoğunlaşmaktan uzak, denemeyi ve mücadele etmeyi bir kenara bıraktıran bir olgu olarak rahatınıza bakınızın! tavsiye olunduğu zamanımızda daha fazlasına, daha büyük hezimetlere zemin sağlamış olunmuyor mu? Olmuyor muyuz cümbür cemaat hep beraber. Günübirlik sıkıntılarımızın salt sesleri nitelikleri ve çareleri sorgulanmazken, bir gümbürtü seçim telaşında bozuk para gibi harcanacak olan kuru vaatlerle geçiştirilirken bu kadar kasvet nedeni, bizim payımıza yine acıları mı düşürtecektir? Susarak tevekkülle bağlı kalarak, tırsmaya devam ederek, derdest bir şekilde sorulara yanıtsız kalmayı kendimize yedirerek ama o endişeli olma haline devam ettirerek ve daha fenası yılgınlığa teslimiyet göstererek, gelecek dediğimizin rotasını ne yönlere kırıyoruz. Görüyor muyuz-farkında mıyız? Bugün nispeten sorgulanabilir, konuşulabilir sandığımız şeylerin tekrardan birer ikişer putlar haline dönüştürülmesinden hemen önce uykudan uyanmanın vakti, kurulmuş düzenin; düzensizliğinin de gerektiğinde halkça, hakça dönüştürülebilir olduğuna dair eski zamanlardan devraldığımız inanç ile hepimiz için kalk borusu çalmaktadır. Duyun, işitin, sorgulayın!!!

>>>>>Bildirgeç Biz Keyfimize Bakalım - Nuray SANCAR* Bu çağda bir kitabı toplatmaya hiçbir süper savcının gücü yetmiyormuş demek. Ahmet Şık’ın kitabını hâlâ indirmeyen var mıdır; gazetecinin neyle suçlandığının kamuoyundan, devlet sırrı diye kimseyi ikna etmeyen bir gerekçeyle gizleniyor olmasının bile tek başına tahrik nedeni olduğu düşünülürse yoktur herhalde… Şimdi herkes “dokunan yanar” pdf’ini etüt etmek için mesai harcıyor. Savcı giderayak iş çıkardı sağ olsun! Bu iş bu kadar yüze göze bulaştırılmışken hâlâ, davanın sonucunu beklemek gerektiğini, Ahmet Şık davasının arka planında biz fanilerin bilip anlayamayacağı mühim şeyler olduğunu söyleyerek karanlıktan ve karartmadan ideolojik rant sağlamaya çalışan zavallılar var alemde, kalemlerini bu şaibe için çalıştırmaktan imtina etmiyorlar. Onlar beklesin tabii; nasılsa bir suç bulundu, delil ya da istim nasılsa arkadan gelir; olmadı minare kılıfına uydurulur. Fakat kimse bu kiralanmış kalemler kadar zalim olmak, vicdanlarını haraç mezat satmak zorunda değil. İstedikleri kadar beklesinler, kervan yürür. Bekleyin, bir gün esas ve ağır deliller çıkıp gelecek, şimdiden kefil olmayın diyerek ortaya delil diye çıkarılanlarla bir insanı tutuklamayı makul görenleri ve hatta insanın mahkemesiz şaibe altında kalmasından rahatsız olmayanları hayat böyle pdf dosyalarıyla madara eder. Hayatın keyfi adaletsiz hukukun keyfiyetine baskın çıkar. Aynı kalemler anayasa referandumu sırasında yargının bundan böyle bağımsız olacağına ikna etmeye çalışmışlardı okurlarını. Referandumda vaat edilen reforma, “Yetmez ama evet” oyu versinler diye de az dil dökmemişlerdi. Şimdi o yetmeyen şeylerin neler olduğu birer birer ortaya çıkıyor; hem de hepsi eş zamanlı olarak. Ahmet Şık’ın kitabının İnternet’e düştüğü gün, Anayasa Mahkemesi kamuda çalışan emekçileri güvencesizleştirmek anlamına gelen 4-c statüsündeki çalışmanın yasaya aykırı olmadığı kararını verdi. Yürütmeyi durdurma davası düşmüş oldu. Hani şu TEKEL işçilerinin geçen yıl karda kışta kıyamette protesto ettikleri çalışma biçimi. Bunda hukuk sisteminde yeniden yapılandırmayı öngören anayasa değişikliğine koşa koşa evet diyen o kalemlerin vebali var. Hâlâ yetmiyorsa açıkça söyleyelim; bundan böyle kamu çalışanları kuralsız çalışmaya mahkumlar, iş güvenceleri olmayacak ve sözleşmeli statüye zorunlular. Bunun daha ötesi yok. Bu kadarla yetinseler iyi olur. Aynı günün ajandasında gördük ki, hükümet kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi de talep ediyor. Pek tabii istediğini vermek lazım! Verelim ki bir kanun çıkarmak için kamuoyundaki ve Meclisteki tartışmalar ile sokaktaki, iş yerlerindeki protesto gösterileri gibi demokratik süreçlerle, işin bürokrasisiydi, kırtasiyesiydi, yazışmasıydı gibi kıldan tüyden işleriyle uğraşmasın bu hükümet! Hatta verelim ki ne yürütmeyi durdurma kararları durdurabilsin onu, ne başka bir yasal mevzuat. Anayasada yargıyı bağımsızlaştıracağız diye diye bunları oylatmışlardı halka. Eskiden de pek matah bir şey değildi zaten hukuk sistemi, ama şimdi kendisinden eser kalmadı. Yargı yürütmenin uzantısı haline geldi. Eğer Başbakanın istediği başkanlık sistemini de kendisine ihsan edersek yürütme de tek adamın uzantısı olacak artık. Bu durumda Meclise iki parti, muhalefete yasal faaliyet alanı kalmadığı için de lobi faaliyeti… ucuza giden evet oyuna yeter de artar bile. Neye güveneceğiz o zaman. Mağdurların haklarını aramak için baş vuracağı bütün kapılardan, mahkemelerden başbakan suretinde ve ayarında adamlar ve kadınlar çıkacaksa karşımıza, ne yapacağız? Yürütmenin aldığı kararları, anayasa değişikliği ile ayar çekilmiş Anayasa Mahkemesi kayıtsız koşulsuz onaylayacaksa, yürütme asla durdurulamaz hale gelecekse, tutuklanan insanlar hakkında delil sadece, ufukta vaat edilen bir şey olacaksa peki, aşınmış adalet duygusuyla nasıl baş edeceğiz. Kimin umurunda! Kimsenin umurunda değilse, emekçiler keyfinize kalmış demesini ve hayatın zapturapt altına alınmayan keyfine bakmasını da bilir nasıl olsa. Keyfiyete kök söktüren bu keyfe güvenilecek o zaman; bu ülkenin dayanışmayı bilen emekçilerinin gücüne; madara etme becerisine.

* Meram kısmının kapsamı altında denkleştirmeye gayret ettiklerimizin tamamlayıcısı olarak Evrensel Gazetesi'nin 03 Nisan 2011 tarihli nüshasında, Pazar Sayfalarında yayınlanmış olan Sayın Nuray SANCAR imzalı Biz Keyfimize Bakalım başlıklı makalesini; yazar ve gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerin beğenilerine sunuyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #343 (21.03.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Bloguma Dokunma!
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Biz Keyfimize Bakalım - Nuray SANCAR - Evrensel Pazar
Doğmamış Çocuğa Don Biçme Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Biz Bu Dünyaya Yabancıyız Be Ahmet... - İÜ Basın Yayın'dan Dönem Arkadaşları - Sendika.org
Gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener Bir Aydır Hapiste - Bianet
Kitapta Darbeye Karşı Çıkmış - NTVMSNBC
Kitap Yazan Hücrede Kurşun Sıkan Serbest - Birgün
Ayhan Çarkın Hadisesi Üzerinden Sözün Özü... - Celalaettin CAN - Günlük
Zirve Katliamı - Derya SAZAK - Milliyet
Zamanın Tanığı - Serdar AKİNAN - Akşam
Ergenekon Zihniyeti - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Şık’ın Basılmamış Kitabının Liberaller Üzerinde Düşündürdükleri - Burak GÜRBÜZ - Sol.org.tr
İnce Değil Kalın Ayar - Okay GÖNENSİN - Vatan
İmam, Kuş, Deve, Devekuşu... - Melih PEKDEMİR - Birgün
Kitap Nasıl Yazılır - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Send All - Can DÜNDAR - Milliyet
Bakan Ergün: İmamın Ordusu’nu Okudum - NTVMSNBC
Medyadaki Tutuklamalar Üzerine - Gün ZİLELİ - Köxüz
Zor Zamanda Dik Durmak - Aziz ÇELİK - Sol Defter
Bu Kalfadan Usta Olur Mu? - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi
Türkiye İçin Bir Fırsat - Dilek KURBAN - Radikal
Palavrayı Bitiren Belge ve Savcı Öz Olayı! - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Hanım Tosun: En Azından Bir Mezar Taşı Gösterin - Ekin KARACA - Bianet
Cumartesi Anneleri: Sorumlulara Dokunun - Atılım
Devlet Katliamları Belgelemiş - Sevgim DENİZALTI - Birgün
Oyy Newala Qesaba Oooy! - Suat BOZKUŞ - Günlük
Burjuvazi ve Demokrasi - Ahmet YAŞAROĞLU - Evrensel
Diyarbakır’da Yoksulları Bir Bulut Bile Öldürebilir - Beyda YILDIZ - Jiyan
Çift Dilli Eğitim Eksikliği ve Kürtler - Funda TATAR - Birikim
Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş - A. Hicri İZGÖREN - Günlük
sabahat’in tokadı, suni denge ve 30 mart - ayşe d. - Sendika.org
"Kürtlerin Talepleri Hayal Ürünü Değil, Hemen Gerçekleşebilir" - Elif GENÇKAL - Bianet
Yüksekdağ: Barış İçin Nöbetteyiz - ETHA
Hevsel Bahçesinde Bir Fotoğraf Makinesi... - Uğur BİRYOL - BiaMag
Türk Press, Kürt Press - Koray ÇALIŞKAN - Radikal Pazar
“Ben Sağ Olmazsam Vatan Da Sağ Olmayacak” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Kürtlerin ve Dostlarının Hasat Mevsimi... - Ragıp ZARAKOLU - Köxüz
Mehmet Şafi Ekinci: “Bu Ülkede Kürt Sorunu Yoktur” - Jiyan
“Badem Gözlü” Rol Modeller - Remzi GÜÇLÜ - Atılım
Kürt Aydınları ve Tehditler - Selim TEMO - Radikal 2
AKP’nin Süryani Aday Adayının Yandaşlarından Süryani Platformları’na Tehdit - Jiyan
‘Hrant’ı Unutmayacağız, Devleti Affetmeyeceğiz!’ - Evrensel / Nor Zartonk
Rakel Dink: 3 Dille Barış İçinde Yaşıyorum - Başka Haber
Dile Borç Ödemenin Dil'cesi! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Dillerini Kaybeden Topraklar - Tekin AĞACIK - Günlük
Bağ Bağ Bağımsızlık - Umur TALU - Habertürk
İdam ve Mutlak Demokrasi - Bekir AVCI - Jiyan
İdama Evet Yaz, Gönder - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Lümpen Proleter Longa - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Saklayamamak - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Bir Sıkıntı Varsa Yasaklarız Olur - Kaan SEZYUM - Radikal Hayat
Pamuk Kerinçsiz'e Tazminat Ödeyecekmiş! - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Bernard Lewis: Türkiye İslamlaşmaya Doğru Gidiyor - ANF
Türkiye'de Internete 'Kara Liste Geliyor' - Elif KALAYCIOĞLU - BBC Türkçe
Tüm Türkiye İzleniyor! - Radikal
Bayat Ekmek Varsa... - Alınteri.net
4-C Demokrasisi - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Güvencesizler Ankara'da Buluştu - ETHA
Bericap İşçileri 100 Gündür Direniyor! - N.CEMAL - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Emek Düşmanı Kanun - Alınteri.net
Ondokuzuncu Sorunun Cevabı - Osman ÖZTÜRK - Sol Defter
Sendikalar Taşerona Karşı Sokağa Çıkıyorlar - ANF
Doğan Küçülüyor, "Yandaş Medya" Büyüyor - Evrensel
Ulus Devlet Masalları ve Ötesi... - Gündüz VASSAF - Radikal Pazar
ABD Kerkük'ü Özel Bir Statü İle Elinde Tutmak İstiyor - Rahmi YAĞMUR - ANF
The Arab Young And Restless - Jeffrey SACHS - Al Jazeera
Ortadoğu'da Eylemler - BBC Türkçe
Emperyalist Ababalar İş Başında - Başyazı - Atılım
Caniler Koalisyonu ve Halkın Eylemi - A. Cihan SOYLU - Evrensel
İsyanın Öğrencileri Olalım, Öğretmenleri Değil - Alan BADIOU - Le Monde / Red
Mağrip'ten Mısır'a ve Libya'ya Ayaklanmalar Üzerine - M. Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Sosyalist Demokrasi
'Radyasyon Türkiye'yi Teğet Geçecek' - ETHA
Metâ Üzerine Notlar - Necmiye ALPAY - Radikal 2

Higuma Official
Higuma - Pacific Fog Dreams Informative via Root Strata
Higuma via 23Five.org
Psychic Reality At Myspace
Psychic Reality Interview: SXSW 2010 By Nando Di FINO - Spinner
Psychic Reality Informative via Eardrum NYC
Maria Minerva At Myspace
Maria Minerva Interview By Ulrik NØRGAARD - Dazed
Maria Minerva By Risto Happy via Altered Zones
Gold Panda Official
Gold Panda Artist Page via Ghostly International
Gold Panda - Companion Album Review By DJ Pangburn via Death + Taxes
Resoe Official
Resoe / Baum Records At Soundcloud
Resoe - The Black Void Of Space Album Review By Chris MANN - Resident Advisor
Burial Entry via Wikipedia
Burial At Ekşi Sözlük
Burial - Street Halo EP Review By Josh - Crack In The Road

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hiroo Onoda Illustration By Luciana RUIVO
Luciana RUIVO's Flickr Page

>>>>>Poemé

Dicle Nereye Akar - Arif BERBEROĞLU

Yaralı bir atlıdır tan kızıllığında rüzgâr
dolaştırır yanık topraklarda
badem çiçeklerinin fısıltısını
terkisinde kan revan bir bahar..
bilir aşkın hükmünü ferhat'tan beri
kerem'den beri
bu patika bu isli taşlar
dicle kadim göklerin gözyaşıdır akar

Bir çocuğun yüzü büyür yolların sisinde
ufukta hüzün yüklü vagonlar
gövermiş otların üstünde kardan bir tül
sur dibinde açlar, gecenin kalbine süzülen kurtlar
binbir çiçeğini döker dağlar karanlık yatağına
dicle uykusuz gözlerin uykusudur akar

Yıldızlar bilmez
uçurumlara sor suyun acısını
yabangülleri altında gülden kırmızı
gencecik bir ölü yatar
benim oğlum onun sevgilisi
parmakları piyanonun tuşlarında sanki
dicle kesilmiş damarıdır sevginin akar

Ömrümüz tarihin yırtık sayfaları
kartal yuvalarından güvercin kanı sızar
bir dal uzar usulca sabahın ucuna
güneşin flütü kırık
söyle zalim, dicle nereye akar

Kaynakça: Şiir Akademisi

No comments: