Sunday, July 10, 2011

Deuss Ex Machina # 357 - ao longo de todo o mundo é todos cheios mentiroso

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_357_--_ao longo de todo o mundo é todos cheios mentiroso

04 Temmuz 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Nils Frahm-Body (Arbouse Recordings)
>2<-Rafael Anton Irisarri & Goldmund-Gnossienne No.1 (Arbouse Recordings)
>3<-Marsen Jules-Kunderas Dream (Oktaf)
>4<-Marsen Jules-Sleep My Brother, Sleep (Oktaf)
>5<-Hummingbird-The Little Green Box (Landscape) (Facture)
>6<-Hummingbird-Florian (Not in My Back Yard) (Facture)
>7<-Offthesky-Slow Pulse Of Epocal Light (Nomadic Kids Republic)
>8<-Offthesky-Gemutcycle (Nomadic Kids Republic)
>9<-Sven Schienhammer-Future Life (BineMusic)
>10<-Sven Schienhammer-Monosubstituted (BineMusic)
>11<-DeepChord-Neon And Rain (Soma Quality Recordings)

ao longo de todo o mundo é todos cheios mentiroso_rendered_1.1
(357)

Her yeni gün taze bir başlangıç için vesiledir. Yenilip yutulmadan, bu işi yekten sahiplenmiş olan şeytanın bile aklına gelmeyecek türlü çeşit fenalıkların icra-i sanat eylendiği, bellenerek yeni kindarlıkların uluorta şekillendirildiği bir ortamın griliğinde hiç değilse bir vesiledir. Daha henüz tan ağarırken ortalığa salınmaktan gocunulmayan nice heder edici şeyin karşısında bir ihtimalin daha bulunduğunu, yeterince yalın bir biçimde savlayandır. Gün 24 saatlik döngüsü içerisinde kah unuttuğumuz, kah unutmak zorunda olduğumuz yüklerimizin varlıklarıyla beraber yaşayabilmemizi mümkün kılandır. Bir yanıyla ikrar ederek, yılma nedir bilmeden hatırlamaya gücümüz yettiğince zorlayarak usumuzu diri tutmamızı sağlar. Griliğin, pejmürdeliğin, ad ve sıfat olarak dahası buraya eklentilenebilecek hemen pek çok olumsuz olgunun karşılığından tarafımıza düşmekte olan idesel yükümlülükleri, sorgulama gerekliliğini bir kere daha tekrar ettirendir. Süremiz kısıtlı, vakitlerimiz çook değerli, sözcüklerimiz kıymetli diyen birilerinin kısır döngülerinden karşılıklı olarak giyindirmelerinden fenafillah geçiren sade vatandaşların, vizörün hep kenarında bıraktırılmış olan biz figüranların dünyasında da bir şeylerin bi'gün hasıl olabileceğini yâd ettirendir. Her yeni gün bir yeniden başlama vuruşudur. Gedikleri tıkanıp duran, soluksuz bırakılmak, sıhhatsizlikle tehdit edilmek, geleceği elinden çalınmak konusunda resmi ucubeliklere karşı elde kalan yegane şeydir belki. Öyledir. Hikayelerin, sonunda eklentilenmiş olan mesutluğun aslında nasıl da göreceli bir yanılsamadan ve nedense sadece belirli bir kesime ait olduğunun bunun da ötesinin mümkün olmadığının ifşaa edilmesine rağmen can çıkartılıp, ezanın bini bir para olsa da umudu koruyabilmenin karşılığıdır, yeni gün. O yeni gündür ki komplike detaylarında kaybolmaktan, yarın neler olacak sorusuna bir türlü sıra getirilmeyen harala gürelenin merkezinin hemen kenarında başkaca bir filizlemenin mümkünatını ortaya çıkartır. Sorgulanabilirlik. Yalın ve net bir biçimde, dolambaçsız, amasız ve fakatsız, bir şeyleri açıklayayım derken yeni baştan hedefler oluşturmak dışında bir şeye izin vermeyenlerin dünyasında oldurulabilirliğin şansını ortaya çıkartmaktır. Yeni günün getirdikleri. Cevaplarını aramaktan imtina etmemektir, ıssız bir başına konulup, yalıtlıp daha da yalnızlığının kollarında terk edilenlerin azınlık olarak değerlendirildiği bu muktedir bakışımın afaki yalancılığını ortaya dökecek olandır. Yalandan kimse ölmemişse bile bu kadar küstahlaşmadan, öteki belletmekten, yeniden bir sığlık içerisine dahil edilmekten imtina edenlerin de bir şanslarının daha olduğunu belirginleştirecektir. Bir yerinden başlamak lazımdır, bu kadar kokuşmuş, irrite edici derecede sığ argümanlara tutuklu kalmış birbirinin benzeri söylemlerin, şahsiyetlerin zuhur eylediği, alkış kıyamet sözlerinden yeni okumalara girişildiği bir zaman diliminde ciddi ciddi cevaplar talep etmenin vaktidir. Cevap arıyoruz tüm muğlaklığın, tüm hadsizliğin, tüm tahakkümlerin boyunduruğunda, cenderesinde can çekiştirilip, hayattan bezdirilenler için, bezdirile bezdirile yarınların ne demek olduğunu imdi usunda canlandıramayanlar için bir sonuca ulaşmak istiyoruz. Bezginliğin bir olur derecesiymiş gibi takdim edilmesinin boşa kürek sallamanın yeni söylemi olduğunun ifşaasını idrakını artık bildiğimizi yansıtmak istiyoruz. Keskin doğruculuğun gide gide, evrile evrile bir tırpan haline dönüşümünde, astığım astık kestiğim kestik deli dumrulluğunun zirvelerinde dolaşanların asla görmek istemeyecekleri şeylerin bizahati çabalanımlarıyla nasıl olur hale dönüştürüldüğüne, münferit sayıldığına tanıklık ediyoruz. Artık farkındayız eğreltiliğin. Onlar pek itibar etmiyor görünseler de başa getirilenlerin müsebbiplerini hafızalarımıza işlemeye devam ediyoruz. Potansiyeli harcamak ile zamanı heder etmek konusunda neredeyse eşdeğer bir hızı yakalayan muktedirin diline doladığı helalleşme, kucaklaşma vesair sırnaşmanın nasıl da ayak oyunu olduğunu belirginleştiren, trajedyalar; sahnelenirken bazı şeylere ciddi ciddi yanıt istiyoruz. Ne zaman konuşabilme hürriyetine sahip olacağız? Ne zaman belirli kıstaslar içerisinde sığıntıymış gibi değerlendirilmeden heder edilmekten bahis açabileceğiz? Ne zaman bir taraf ile dğer taraf arasında kıyasıya bir seçim yapmak zorunda bıraktırılmadan, yaftalanmadan bazı şeylerin fazlasıyla tersine gittiğini imleyebileceğiz? Ne zaman ucu bana dokunmadığı için sorumluluğum yok diyenlerin de bu geminin birer yolcusu olduğunu idrak ettirebileceğiz? Kumpaslar düzmenin olur adledilip, yol verildiği boş meydanları doldurmak için galeyana getirici nefret tohumlarını ekmekten geri durmayan muktedir söyleminin üzerimize kurduğu yassah hemşerim anlayışı layığımız mıdır? Bir yönüyle herkesin partisi olduğunu savlayan ama iş ve aş mevzularında yandaşların dertlerinden de gayrısına paha biçmeyen, işitmeyen, anlam vermeyen, kulağı sağır sultandan beter kesilenler hangi haklarımızı nasıl adil bir biçimde paylaştıracak, tahsis edecektir? Nasıl bu eğrliliklerin toplamından bir doğruluğa ulaşılabilecektir. Benzeş bir durumu daha ilk seçiminden hemen sonra kurultaylara götürülüp, yerinden etme şansının zorlanmaya çalışıldığı (hiç olmadı ise denendiği) öteki muktedir partisi için de savlayabiliriz. Kendinizden başkaca birrr önceliğiniz olacak mıdır? Necedir? Seçim meydanlarındaki argonun dozu yetmemiş olacak ki hala 'tükürdüklerini yalayacaklar' kıssasına ulaşan, çözümleyici pratiklerin altına imzasını atanlar mı halkın oy'unu, seçtiği vekilin gaspına karşı çözüme imzalarını atacaklardır. Benzeş bir durumu iftiralarını ispatlayamanların yüzlerine tükürmekten bahis açanların söylemlerindeki kindarlığın içerisinde de görebilmek söz konusudur. Kindarlık hem de bu kadar fazlasıyla ötekileştirme gayreti, söz söyletmeme, sorgulatmama, yetersiz gördüklerine karşı had bildirme teveccühünün arsızlığındaki artış bir felaket değil midir? Varlığı devletlu tarafından artık resmen tescillenmiş olan bir dönemin kabusunu temellendiren, korkunun simgesini oluşturan jitem örgütlenmesinin yol açtığı, şekillendirdiği benzeş bir gücü yetenin gücü yettiğince insanları tehdit etmesinin silahlı bir benzeri değil miydi? Şimdi yıllar sonra yapılan bu ifşaatlar neye yarayacak, hangi açılmış yaralara merhem olacaktır? Em'i ortadan kaybettirmek konusunda canhıraş bir uğraş içerisine girenlerin yıllar, aylar ve günler boyunca bir başlarına çıktıkları yakınlarını arama anonslarının, göstermiş oldukları dirayetlerinin karşılığında çıkabiliyor olması bir ilerleme midir? O kadar acıyı yüklendikten, o kadar sevdiklerinin sonu ne olmuştur sorusuna yanıt bulamadan böylesi bir hakikat varmış, tesiri geçmiş demek bütün sorunları çözebilecek midir? Veyahutta 18 yıl sonra müze oluşturma çabasında bile çark edilen Madımak katliamnını anabilmek için toparlanan halka reva görülen, kolluk kuvettinin güç ve gövde gösterisinin hangi elle tutulur açıklaması vardır. Bir plaket olarak binanın içerisine çakılı bırakılan eğreti levhanın içinde bile iki katilin (adıyla sanıyla zanlının) isimlerini işlemek nasıl bir bellek okumasını gerekli kılmaktadır? Yoksa birileri hala mı kafa bulmaktadır bir avuç bırakmaktan gocunmadıkları o bir avuca da etmediklerini asla koymadan geçmedikleri bir zamanın gerçekliği midir? Nedir? Cevaplarını bulabilmek konusunda yalın, tekil çabalanımların ötesinde ortak aklın gerekliliğine başvurabilmek için daha pek çok örnek gösterilebilir. Çok yakın bir çevrede olup bitene, alelade bir gazetenin manşetinde yazılanlara göz gezdirdiğinizde daha pek çok şey eklentilenebilir. Hepsinin üzerine ilave olarak da günler günleri tıpkı bir galeyana gelmiş gibi, kovalayıp dururken hangi adil tutumun daha münasebetli, ehven olacağının takdirini bilenlere göstere göstere nah meclise zuhur ederlersiniz, çatlayın patlayın deme çocuksuluğunun şeytani bir erişkin versiyonuna imzalarını atanların tutumu karşısında sizlerin takdirlerine bırakıyoruz. Ajite ederek, salt muktedirlerin varlığına özen gösterip emek ve demokrasi platformunu görmezden gelmeye devam ederek, küstürmeye, illa ki sözün yerini şiddete terk etmesi için bazen destek çıkarak nasıl bir demokrasi algısı, nasıl bir işlevsel meclis ve tabii ki nasıl herkesin buluştuğu bir anayasanın temelleri atılabilecektir. Böyleyken böyle, tarafgir olanların bile umut kırıntılarını tüketmeye başladıkları bir güncellikte açık ve seçik olarak sorun yumaklarıyla ciddi ciddi yüzleşmek, kurulan barajları aşmak, işlevsizleştirilmeye çabalanmakta olan bu demokrasiyi işlevsel kılabilmek için daha ne kadar vakit kaybetmemiz lazım gelmektedir? Gerekmektedir? Kayıp edilecek daha bolca vaktimiz, dizlerimizde boş boş fasitdaireyi sürdürecek dermanımız kalmış mıdır? Anlayışınıza...

>>>>>Bildirgeç
Çığlık Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN*

Kirvem,

Malum olduğu üzere şu kırtıpil, şu kavanoz dipli “yalan dünya”ya, kimilerimiz gagasından asılmış bir bez parçası içinde uzun bacaklı leylekler tarafından getirilirken, kimilerimiz tam teşekküllü hastanelerdeki kişiye özel, konforlu odalarda profesör doktorların himayesinde “El bebek gül bebek” tarzında, kimilerimiz de kışları kardan, ilkbaharda selden, heyelandan yolu kapanan “cennet vatan”ımızın bir köşesindeki “Gözden ırak gönülden ırak” bir “mezra”sında erkek ya da dişi, ama eninde sonunda bunu yapan “iki kişi”nin “imalat”ı olarak yalın ayak, başı kabak “cee!” deriz.

Tanrının lütfünün yanı sıra, O’nun dillere destan yüce “adalet”inden daha ilk günden itibaren kısmetimize düşen “kader”imize ister istemez boyun eğip, keza yine O’nun alnımıza kazıdığı alın yazımız doğrultusunda ister istemez harfiyen yaşayıp, daha sonra da günün veya gecenin bir vaktinde “meçhul”e doğru yelken açıp gideriz…

Şu cavalacoz alemde kimilerimiz henüz analarımızın karnında, kimilerimiz daha doğar doğmaz, bir kısmımız bebekken yakamıza yapışan sürüsüne lanet çeşitli hastalıklar yüzünden şıpınişi ölüp giderken, daha sonraları gerek Hipokrat yemini etmiş doktorlar, gerekse zaman içinde kocakarı ilaçlarının yerini alan envai türlü aşılar ve antibiyotiklerle birlikte, ayrıca giderek gelişen ameliyat teknikleri sonucunda kimilerimizin karaciğeri başkalarına, kaza sonucunda veya “Ecel gelmiş cihane, baş ağrısı bahane” babında “mevta” olup son yolculuğuna çıkanlardan bazılarının işkembeleri “transplantasyon” denen “gavur icadı” yöntemleriyle bir diğerine aktarılıp, böylece ortalama “yaşam yaşı”nın giderek uzatılmaya çalışılması, bu uğurda sarf edilen çabaların hepsi “insanlık adına” gerçekten de hem “onur” hem de “gurur” verici ama, öte taraftan da yampiri ekseni etrafında fırıldak misali dur durak demeden ezelden beri dönen şu bizim köhnemiş, şu bizim yaşlı, şu bizim moruklayıp kamburu çıkmış gezegenimizde öteden beri insanların birbirlerinin başına ördükleri “çorap”lara, birbirlerinin başına geçirdikleri “çuval”lara, birilerinin ötekilere, ötekilerin berikilere zorla dayatıp “reva” gördükleri bilumum “muamele”lere bakılırsa, görünen o ki, insan olarak zaman tünelinden akıp gelen “tarih”imiz, bu uğurdaki “çetele”miz, ne yazık ki içgüveysinden bi gıdım hallice!..

Kirvem, yukarıda kara tren misali uzayıp giden bu lafları, bu “girizgah”ı getirip getirip eninde sonunda nereye bağlayacağımı merak ediyorsan hemen belirteyim ki, bana bu satırları yazdıran şey; sadece ve sadece bir “vatandaş”ımızın, daha da doğrusu bir “insan”ın hayati önem arz eden hastalığı nedeniyle tabiplerden “derman” umup çare ararken, buna engel olan “çağdışı” bir zihniyet karşısında feveran eden çığlığı!

Önce bu çığlığa kulak verip özetle aktaralım:
“KCK davasında tutuklu yargılanırken sağlık koşulları gerekçe gösterilerek tahliye edilen Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Çapa Tıp Fakültesinden aldığı ‘ABD’de tedavi umudu var’ raporu üzerine zaman geçirmeden Minesota’daki genel dahiliye bölümüne yatması önerildi. Ancak hakkındaki yurt dışı yasağı nedeniyle vize alamayan Demirbaş şunları söyledi; ‘ABD’nin dışında Belçika’da da tedavi için umut ışığı var. Kullandığım ilaç çok hassas. Yani az alınca pıhtılaşma, çok alınınca da kanamaya neden oluyor.Yani her iki durumda da sonuç ölüm. ABD’de sözü edilen ilaç için genetik testler yapılıyor. Mahkemeler tedavi olmama izin vermiyor. Ortada raporlar var. İnsan sağlığı önemlidir. Bu sağlık problemi dikkate alınmalıdır. Bütün ilgilileri duyarlığa davet ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de çözüm için devreye girmesini rica ediyorum.”

Kirvem, senin de bildiğin gibi KCK davasından tutuklu yargılanan, çoğu da yerel yöneticilerden oluşan binlerce “kart-kurt” kökenli insanımız var, hatta kendi ana dilleri Kürtçeyle savunma yapmak istedikleri için, buna hem engel olunan, dahası da “bilinmeyen dil” kategorisinde nitelenen garip bir “adalet” zihniyetini, bu zihniyetin “hukuksal çıkmaz”ını bir tarafa bırakırsak, öte taraftan sırf kör bir inatla, ya da aynı kapıya çıkan anlamsız, “bürokratik” bir engel nedeniyle her an ölümle baş başa kalabileceği tam teşekküllü hastane raporlarıyla kanıtlanmış bir insanımızın, bir “yurttaş”ımızın deyim yerindeyse göz göre göre “kader”ine terk edilmesi her şeyden önce “Yaşam hakkı kutsaldır” evrensel değer yargılarına ters düştüğüne göre, o zaman bu “çığlığa” kulaklarımızı tıkamak ne denli “vicdan”i bir yaklaşımdır acaba?

Sözün bittiği bu yerde, elindeki “yetki”ye dayanan Cumhurbaşkanı Gül’ün, kendi “adaş”ının bu çığlığına olumlu bir yanıt vermesi, özüme kalırsa sadece vicdani değil, aynı zamanda da makamının gereğidir…

İşitilmez kalması için dört bir yandan muktedirce çaba sarf edilen şeyler üzerine iliştirmeye gayret ettiğimiz meramımızın tamamlayıcısı olarak, Evrensel Gazetesi'nin 10 Temmuz 2011 tarihli nüshasında Mıgırdiç MARGOSYAN'ın kaleminden çıkan Çığlık Meselesi başlıklı makalesini yazarın ve kurumun anlayışlarına binaen sayfalarımıza taşıyoruz... İyi okumalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Çığlık Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Bayat Undan Ekmek Olur Mu? - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Şecaat ve Sirkat* - Alınteri.net
Madımak Helalleşmesi - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Ninemin Dolaşmış Yumağı - Oya BAYDAR - T24
Demirtaş: AKP-CHP Deklarasyonu Bizi Bağlamaz - ANF
Ezilenin Ulussuzluğu Devletin Aklına Karşı - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Kaplan: Tehdit Altındayız Ama Halkın Özgürlüğü İçin Her Şeyi Göze Aldık - Jiyan
Yeni Toplum Yeni Siyaset - Ayhan BİLGEN - Özgür Gündem
Gariban Sensin! - Ergin YILDIZOĞLU - Sendika.org
Lokumcu Ailesi İsyanda - Şule YILDIRIM - Birgün
Hopa Tutuklularına “Özel” Muamele - Atılım
Tutuklu Adalet - Özgür MUMCU - Radikal
Program "Yahşi", Peki "İnsan Hakları" Ne Alemde? - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Nevin Berktaş: Ne İnsan Hücreye Sığar, Ne Hücre O Kadar Büyür - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel Pazar
TBMM’ye ‘Zanlı’ Başkan - Ragıp ZARAKOLU - Özgür Gündem / Nor Zartonk
Türkiye İktidarı Saygısız - Süreyyya EVREN - Birgün
102 Yaşında Örgüt Propagandası Yapmış! - Ekin KARACA - Bianet
Mazlum Vuruldu Peki Yeni Mazlumlar İçin Ne Yapıyoruz? - Fuat KAV - Özgür Gündem
'Derin Provokasyon' Kimin Provokasyonu? - Akın YILMAZ - Atılım
'JİTEM Soruşturmasına Çiller Ve Ağar Da Girsin' - Birgün
JİTEM Genelkurmay'dan Habersiz Kurulmuş! - Bianet
Kışlada Yine Ölüm Yine Şüphe - Jiyan
Romanlar Vatandaşlık Hakkından Nasıl Yararlanabilir? - Nilgün ÖZTUNALI - BiaMag
Orhan Doğan’a Mektuplar - Serkan AYDIN - Jiyan
Orhan Doğan’ın Cizre’si... - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
'Sustuklarımın Arkasında Bir Küslük Tarihi Var…' - Rawin STERK - ANF
Kullanılmış Mendiller... - Alınteri.net
Bir Büyük Tartışmaya Davet - Nuray MERT - Milliyet
Yıldıray Oğur’un Yemeği: A La Carte Liberalizm Tabağı! - İlker Cihan BİNER - Jiyan
Üryan Gelip, Üryan Gidenlerin Ağıdı - Şeyhmus DİKEN - Birgün Pazar
'Beni Hatırladınız Mı?' - Mustafa ÖZCAN - Sendika.org
sır üzerine muhavere - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
is it over? - Yasemin Beste DİRİCAN - Yasemin Çay
Ragıp Zarakolu: Hümanist Ekol, Benim Suç Ortağımdır - Osman AKINHAY - Berat GÜNÇIKAN - Mesele

Erik Satie & Les Nouveaux Jeunes Compilation Informative via Arbouse Recordings
Nils Frahm Official
Rafael Anton Irisarri Official
Goldmund / Keith Kenniff Official
Marsen Jules Official
Marsen Jules - Nostalgia Album Informative via Oktaf
Marsen Jules Trio Feat. Meike Rath - Live At Pauluskirche via Soundcloud
Hummingbird via Facture
Hummingbird Interview via Fluid Radio
Offthesky Official
Offthesky via The Freesound Project
Offthesky-Subtle Trees Informative / The First Army Of The Nomadic Kids Republic via Fluid Radio
Sven Schienhammer via Facebook
Sven Schienhammer Artist Page via Last.FM
Sven Schienhammer - Altostratus Translucidus Album Informative via BineMusic
DeepChord Official
DeepChord Informative via Wikipedia
DeepChord - Hash-Bar Loops Review By Ken TAYLOR via XLR8R

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Sylvain-Emmanuel .P
Sylvain-Emmanuel .P's Flickr Page

>>>>>Poemé
Bunlar Ne Ki - Uluer AYDOĞDU

basa basa kendine
sulardan geçmeye koyuldun
canın çok yanacak
kanayacaksın
cehennemden
ışığa
doğru

yürüdükçe açılacak yol
terini akıttıkça
akıttıkça kanını
sedef kakmalı kapılar
iri ve sulu meyveler
yola koyuldun
acısı da var merhemi de
kıvancı hiç tatmadığın türden
dağları var gelincik tarlaları yağmurları dereleri
aşksa
kendini
aşırmak dünyadan
uzanıp koparmak ağaçtan
olmuşsun belli

gövermiş
tamamlanmışsın
gülüşün başka
ağlayışın başka
sevişin başka

vaktidir
insanlara git de ki
ben ötelere gidiyorum
peşimden gelir misiniz
hayıflanmadan
sızlanmadan

içine çek
bütün kâinatı
geri ver
her nefeste

sor bakalım bir masala
nedir
bir olan
bir olmayan

kavuş
kendine

bir imla kur

olsun
varsın mızrak
su
akşam
ürperti
kavuşsun aslına

sarıl
kucakla
tut ellerinden köroğlu'nun
git
kıpır kıpır yüreğin yeter
yüreğin başka

kabarmış
can atıyor
aslına
dön
su'ya düşsün ulumaların
okyanuslar kalbine
kulak kabart
sen kendine sesleniyorsun
sen
kendine
el
ediyorsun
bilmezdin önceden bunları

daha anlatacakları var kelimelerin
meyvelerin
tenin

dinle

Kaynakça: Şiir.gen.tr

No comments: