Sunday, January 22, 2012

Deuss Ex Machina # 384 - the ballad of indecision

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_384_--_the ballad of indecision

16 Ocak 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Yusuke Tsutsumi-I've Killed My Baby Boy Today (Dimeoutworks)
>2<-Yusuke Tsutsumi-Golden Skyline (Dimeoutworks)
>3<-Jürgen Müller-Sea Bed Meditation (Digitalis Recordings)
>4<-Jürgen Müller-Sea Green (Digitalis Recordings)
>5<-Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Harmony And The Play Of Light (RareNoise Records)
>6<-Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Losing My Breath (RareNoise Records)
>7<-Max Richter-Luminous (Metropolis Movie Music Ltd.)
>8<-Max Richter-Sorrow Atoms (Metropolis Movie Music Ltd.)
>9<-Hidekazu Wakabayashi-Olivia (Twisted Tree Line)
>10<-Hidekazu Wakabayashi-Hello Mommy (Twisted Tree Line)
>11<-sonic.art Saxophon Quartett-String Quartet No.3 (Mishima) (Genuin)
>12<-sonic.art Saxophon Quartett-Saxophone Quartet - Movement IV (Genuin)
>13<-So Percussion & Steve Reich-Mallet Quartet III. Fast (Nonesuch)
>14<-So Percussion & Steve Reich-Mallet Quartet I. Fast (Nonesuch)

                                     the ballad of indecision
                                                (384)
Ortaya çıkan sessizlik kimi zaman dünyanın çabasıyla oluşturulan engin kakafoninin, heybeti arttırılsın diye dokuz taklalar atılarak dönüştürülmeye gayretkeş olunan dile pelesenk, zihni heder ettirici çağrıların her dönemecinde dökümlenmeye çabalanılanın ne olduğunu manidar bir biçimde çözümlendiren, çözümleyebilmek için insana bir şans daha tanıyan bir olgudur. Fecaatin yükü azmış gibi daha istekli, daha fevaranla çepeçevreli olanının tahsisinin yollarının arşınlatılmasından gürültüsü, patırtısı en çok çıkanın sözünün dinlendiği yanılsamasında sessizliktir bazen tek sığınağınız. Sessizleştikçe, üzerinize çullanarak en kötüsünü, en beterini tahayyül etmeden, hizaya sokmadan ömrü hayatımızı geçirip gittiğimizi ilana hazır ve nazır olanların zihinlerinde dönüp dolaşan kırk tilkinin, kırk ayrı hinliğin hikayesini okuyabilmek olanaklıdır. Olasılıklar arasındadır. Sessizleştikçe, biat ettiğimiz kurallarına sadakatimizin ölçülüp biçildiği, dengesi daima şaşkın bir adalet kantarında bir o yana bir bu yana savrulup, savuşturulup durulan, ağırlık çekmektense hafiflikle yok sayılmak arasında dolaştırılıp durulan vicdan betimleyişinin birbirini bulduğu bir sahanlık kalır bize, hepimize. Kantarda görünmeyenin malum hakkının da sözkonusu bile edilemeyeceği manşet manşet orada burada demeçlenip durulurken bir hakikatin peşinden koşabilmek giderek daha çetrefilli hale dönüştürülür. Çetrefillilik hali anlamlandırılmayıp, uzatıldıkça bu ahvalin sınırlarında behemehal doğrunun gün yüzünü kapsaması mümkün olmayacaktır. Mümkünatlar dahilinde olmayacaktır.

Kulpundan tutulup çekiştirilen insanlık hallerinin en tereddütsüz yankılamalarının, en cahıraş betimlemelerinin nasıl da kanırtıldığını hemen her an görmek zorunda olanların bildiği şekliyle günce devinip, zaman aşınıp dururken bir arpa boyu yol alamayacağımız, aldırılmayacağımız ortadadır. Her durumda her şey ortadayken hala inatla kafasını kuma gömme konusunda yeterliliklerini sergilemeye devam ede duran erkin-muktedirin olurlarının neler olduğunun, kimleri veyahutta hangi insaniyet kıvamlarını yanında tutturduğu aşikardır. Açılmış yaraların üzerinde, denenmemişliği deneyimlemek adına gerçekleştirilen teşebbüslerin bütünlüklü bir biçimde incelendiğinde nasıl da sorunun varlığını kutsadığını, kutsiyet atfettiğini görebilmek bir kere daha mümkündür. Mümkünü olmayana bile olur kabilinden bir yol ve zemin sağlanabilmesinin yegane şansı işte o kısımda cereyan edenlerdir. Algı daraltıldıkça, düşünme başka zamanlara terk edildikçe, bugünün işi hep yarına konulmasında da bir sakınca görülmeyince ortalıkta ne sorun kalır, ne örgüt ne de beynelminel başka bir düğüm. Herşey alelade olağanlığında, herşey güllük gülistanlık, yerseniz!. İçeriğe dahil ettirilenler teferruat olanların her davasında, her sorununda kendisini bir kere daha gösteren bir yapıyı tanımlandırır. Donatıldıkça bu sahanlık bu kadar kıt kanaatle, birbirinden benzeş söylemlerle başka şeyler söylemek, başka şeylere öykünüp bir şeyleri daha çözümleyebilmek afaki bir çabalanımın, handiyse 5'de 3'ünün bir örgüt üyeliği potansiyeli ihtiva ettiği yurttaşlarının masumiyet karinelerinin çırpınarak nihayete ermesine aracılık eylenir.Has hakiki adalet tecellisi budur.

Kendisine benzemeyeni ötekileştirmenin sacayaklarından sayılabilecek, en kolay kullanıma açılabilecek gediklerinden has ayrımcılığın temellendiricilerinden birisi de bu çığlık çığlığa vavelya ile şekillendirilen kumpaslar pardon komple teorileriyle bezenmiş içimizdeki vatan hainlerini ayıklama gerekliliğinin bir türlü nihayete erdirilmemesidir. Hepimiz hainiz, hepimiz bir ideolojik çıkarım için bu anlamsız girdabın içerisinden nemalanmaya gayret ediyoruz. Böyle bir çıkarsamanın gerçekliğinin tahliline girişmek bile "zul olması" gerekirken, hala bu müdanasız şartlanmışlığın bir sonu gelebilecek midir? Getirilebilecek midir? Ayrışımların, daha ikinci cümlede hakaretamiz bir küfürbazlıkla donatıldığı, destek bulduğu bu eşikte hala yabancı mıyız, hala öteki? Her birimiz her bir bireyimiz için aynı tornadan çıkan basmakalıp şeyin vurgulamalarla süslenerek püslenerek sunulduğu cümlelerin kar etmediğini bir şeylere merhem olmadığı ortadayken üstelik, daha nice can yakma teşebbüsünün ardından hep aynı kumpas tiyatrosunu seyretmeye devam ettirileceğiz? Sorgumuz, yazgımız olarak belletilmişliğin kazayla ya da şans eseri ulaştığımız ötekisi olmanın bir dezavantaj hali oluşturmasından artık bıkkınlıktır. Gelmiş olan gınadır. Gözyaşlarının rengini, cinsini, cibiliyetini sorgulamak gerekliliğinin ne kadar önemli olabileceğine bir türlü muktedir-erkçe karar verilememesine duyulan öfkedir. Öfkeli olma halidir.

Yıllar yılları kovalarken birbiri peşisıra düğümlenmiş olanın geçmişimizin yüzleşmek için sırasını bekleyenlerine bile artık vakit kalmadığının, bir an evvel ileriye gitmemiz gerektiğini muştulayanlara karşı nereye gidiyoruz sorusunu bir kere daha yineleyebilmektir hala bütün bu keşmekeşliğin ortasında. Umudumuzu kırdılar, geleceğimizi günümüzü mahvederek elimizden aldılar, gitmemizi engelleyen yegane şey olan işte bu toprakların en dibine girebilmek için didişmemizi, aynı toprağın suyundan herkes gibi faydalanmamızı bile bir şekilde haksız bir kazanım olarak belletmeye devam ettiler. Sessizleştikçe, sessizliğimizin içerisindeyken, yaslarımızı tutmaya devam ettiğimiz müddetçe yok o bile öyle olmaz, asıl böyle olmalıdır diye 'buyurganlık' sergisine, sistematik dayatımına devam ettiler. Şekil şemal dün neyse bugün de odur. Çiçek gibi bakanlarımızın açıklamalarında el altında tuttukları fünyeli, parça tesirli bir ülkenin imajına zarar getirebilecek, cumbabanın vecziyle içimizdeki yabancılara bile adalet hakkının tesis edilmesi gerekliliği gibi pırıl pırıl dimağların, hepimiz ermeniyiz vurgusunun aslında ne olup ne olmadığının binbirinci baskısını yine anlatmak mecburiyetinin bir kere daha kendisini gösterir kıldığı bir kakafoni önümüzü, arkamızı, sağımızı ve solumuzu kapsamakta. Geçmişin edimleri, hezeyanları canhıraş bir biçimde sıraya koydukları, hak tanımazlığı, kimlik bilmezliği, adaleti kaf dağının ardına saklama gayretleri, yasaların değil kanaatlerin geçerliliğini koruduğunu, adamına göre muamelenin veyahutta; biçimler ve zamana göre bir adalet tecellisi için çabalanımın sözkonusu edilebilirliği düşündürücü değilse şimdilerde ne düşündürücüdür.

Bir kere daha yüksek sessizliğimiz içerisinde sorma gereği duyumsuyoruz. Her durum ve fiiliyatı buraların toplumsal birlikteliğine ekilen birer nifak tohumu olarak değerlendirme işgüzarlığının aslında ne kadar kısıtlanmış, dar bir bakışım olduğu ortaya hala mı çıkmamıştır. Sobelenecek kalmış mıdır, sobe edilecek bir aktör veya. Muktedir-erk biçimlendirmeleriyle, yancısıyla, yandaşıyla günü kapkara kapsayanın aslında ne olduğunu imdi çok iyi bilse de zerre miskal bir çabalanım içerisine girişmemiş olması, yargının işine karışılmaz diye buyurulması daha önceden bilinmedik şeyler midir? Bilinmez şeyler miydi? Her kırılma anında bir öteki yaratma sevdasının, açılan ayrılık faylarını daha derinlere taşıyabilme çabasını bir merhale daha yukarıya çekebilmenin sonucunda karşılaştıklarımız, bir köşede seyretmek mecburiyetinde olduklarımız insan olgusunun ne ara tedavülden kaldırıldığını!, başka şeylerin dolgu malzemesi olarak bu ülkenin harcına eklemlendiğini irdeleyebilmek mümkünatlar dahilindedir. Yalnızlaştırılan muhalifliğin, sesi kısılan muhalifliğin, canı alınan muhalifliğin, sokağa çıkıp ses vermeye teşne olduğunda terörist bellenen muhalifliğin, emeğine sahip çıktığında mimlenen muhalifliğin, eğitim hakkını istediğinde yemediği cop, teneffüs etmediği gazın kalmadığı muhalifliğin, her bir yankısında yalnızlaştırıldıkça kaybedişlerine üzüntüsünün bile belirli bir tondan olması gerektiği dikte ettirilen muhalifliğin, bendine sığmamasına karşın dün ona bugün buna yarın olanın gün gelip kendi kapısının çaldığında beğenmediği muhalifin yanında olacağını bilerek, veyahut bildiğini esirgeyerek tahakkümlerine durmak yok devam diyebilen erkin bakışımını netleştirmektedir.

İlla ve billa ki bir şeylerin doğru gitmediğini anlamlandırabilmek için başa gelmesindense öncesinde önlemin tam ve zamanında alındığı, adaletin herkese eşit ve zamanında sunumlandırıldığı, yalandan, şakacıktan bir demokrasinin değil içi dolu dolu bir demokrasinin işlevsellik kazandırıldığı bir ülkenin ütopya olma hallerindenn! kurtulabilmek belki görebilmekle alakalıdır! Yeterince saf bir biçimde görebilmek olgusuyla ilintilidir. Devlete zeval gelmesin derken vatandaşına etmediğini koymayanların bu kadar açık ve net bir çıkarsamanın altında da umarız bir bit yeniği arama çabaları kısa kesilir umarız! Sessizliğin kapsamı ve kapsadıklarının nüfusu günden güne artarken bir dönüşüm için gayretkeşliğin ivedilikliği ortadayken üstelik. Bu kadar net. Muktedir-erk-iktidarın söylemlerinin bir fiil tamamayıcısı, kullanılagelen, yapılıp edilen her olgu, türetiş, hamle vs. karşısında oluşan itirazları daha en başından bertaraf edebilmek, boşa çıkartmak adına sığındığı bir vurgu haline dönüştürülen milletin tahayyülü, beklentisi ve kapsayışının anlamlandırılmasının esasen ne kadar da üstünkörü bir savlayış, savunuş biçimi olduğunun da ayniyla vaki, ayan beyan günyüzüne çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Gündelikliğin önceliklerinin nasıl parçalarına ayrıştırılarak, yersiz, gereksiz ve önemsiz adledildiğini, böylesi bir çabalanım bütününde esasın esamesinin bir türlü okunmadığına şahitlik ettiğimiz günlerin içinden geçiyoruz. Boşa konuşarak harcanan sürelerin, boşa heder ettirilmesi için istiflenmiş vakitlerin, eylemlerin, tepkimelerin istiflendiği; hayırlısından çok şerrinin gündemi donattığı bu ülkede sokağın sesinin muktedir cenahında nasıl yankısını bir türlü bulmadığı yansımaktadır.

Altı kalın kalın çizilen demeçlerin, söylemlerin yapısaldan, tadilden çok yıkımı, sessizliği ve tektipleştirmeyi müdanasız tekrar ettiği aşikardır. Bir görüngünün diğerini tamamladığı, karanlık halinin, kasvet toplamının azalmadığı aksine demirbaş kabilinden nüfuz ettirildiği, çoğaltıldığı bu güzergah dahilinde yaygınlaştırılmaya çalışıldıkça çok daha manidar biçimde ket vurulup engellenmeye çalışılan sokağın sesidir. Meramımız boyunca denkleştirmeye çalıştığımız. Meram sahasının ötesi boyunca imgelemeye anlamlandırılmayana dair kelam eklemeye gayret ettiğimiz. Kulak vermedikçe, görmeye özen göstermedikçe, bilmeye her daim kalındığı müddetçe daha uzunca bir süre duyumsanmayacak olan sokağın sesi. Değer yargılarından başlayarak bina edilenin, popülerlikle harman edilmiş prototip dışında kalan herkes için geçerliliğini koruyan, feryat figanın köşeye kıstırılıp hesap sorulacak, sorulması elzem bir merhaleye indirgendiği, böylesi bir kapsayışla alt edilmeye gayret edildiği günümüzde sokağın sesi aykırı, mızıkçı, inadım inat bir vurgu değil anlamlandırlabilirliğinin, kapsamı altında sumunlandırılanların herkes için farklı farklı dersler barındırdığı bir 'bileşenler toplamı'dır. Mutlak ve bir şekilde muğlaklıktan kaçamayan muktedir dilinin altında saklanan baklaları irdeleyebilmeye imkan sağlayandır. Fermanın ellerinde bir boyunduruk haline dönüştüğü, özgürlükten uzak bir kısıtlayışı muştuladığı, zamanın gerçekleri sözkonusu olduğunda sokakların kime ait olduğunu klişe haline teslim olmadan tepkimeyi mümkün kılan bi'evreye taşımayı hala mümkünatlar dahiline eklemleyen bir aynalamadır.

Defaatle karşı karşıya kalınan ezaları, açmazları, adaletsizlikleri, eşitsizliği, vurdumduymazlığı en mühimi insanlığı bir kenara terk edebilme teşebbüsündeki ilerleyişi manidar bir biçimde ilave hiçbir vurguya gerek olmaksızın zihne belletendir. Dünü sözümona anlamlandırıp, geçmişin hatalarıyla yüzleşiyoruz bahsini açık tutarken gün içerisinde, şimdi her şeyin nasıl da altüst edildiğini naklettirendir. Muktedirin, yapabildiğinin edebildiğinin tarihi tekerrür ettirirken bildiğinden zerre şaşmayan, vesayeti eleştirirken sabitliği sağlanmış olan siyasal olanının izleri üzerinden hareket ederken bile sunageldiğinin faşizmin dikalası olduğunu eksik, gedik olmaksızın belirginleştirendir. Görünen köy kılavuz istemez. Bu veczin dibinden anlamlandırılabilecek şeylerin olağanlaştırıldığı bir diyar burası. Kelamı yarıda kesip attıran, müdahil olunan konuların, sorun ve soruların üzerine ölü toprağı serpiştirilmesi gayretkeşliğinin, müdanasız yaftalama, biçimlendirme anlamını deforme etme teşebbüslerinin, nefretin değirmenine su taşınması heveskarlığının ve ötesinin işin kısaca özü olarak kırmızı çizgilerle belirlenmiş olan sahanın sahiplendiklerine karşı oluşabilecek her türlü eleştirelliği daha en başından devre dışı bırakabilmeyi amaç edinen bir tasvirler yığıntısıdır. Tasvirlerin geniş açıda boylu boyunca gündelikliği donatması karşısında algının köreltilmesi, vicdanın taşlaşması, ne sorunu yok sorun morun, ne katliamı devlet hiç öyle şeyler yapar mı uyarısının, adalet mi daha ne bekliyorsunuz idam mı edelim yani bakışımının, açılım mı buyrun daha fazla mahpusluk trajedisinin layığımız olduğunun, bu ileri demokrasi güncesi içerisindeki olumsuzlukların bir sağlamasıdır.

Sokağın sesindeki muhalif damar daim bir biçimde tıkandıkça muktedirin çabalarıyla, manipüle edildikçe, sorunların varlığı istikrarlı bir biçimde korunaklılığını devam ettirecektir. Görmekten imtina edenlerin, üzeri örtülsün diye aportta bekleşip duran kitlenin, tozlu sayfaların hükümranlığında bazı şeyleri tarihçilere bırakalım buyuranların galiba en kısım olan vicdanı nadasa basabayağı nadasa terk edenlerin, edebilenlerin aynı benzeşsiz sorularını yinelemekten, kaçınmayacakları bir güncellik sözkonusu olacaktır, oldurulacaktır. Geçmişte bugünü görebilmek bir yetenek sınavı ile tahsis edilmiş bunun sonucunda da takdim edilmiş bir kazanım ve düşünme biçemi değildir. Velev ki böyle olsun, gün dahilinde unutturulmaya, bir şekilde gümbürtüye getirilmeye gayretkeş olunan sorunlarımızın temellerinin nerelerde atıldığını anlamlandırmak için sadece dönüp bakmak kafidir. Sadece vicdanı karartmadan, amasız ve fakatsız, şartsız dönüp bakmak, farkına varabilmenin en önemli anahtarıdır. Bilmenin anahtarıdır. Bilmek sorumluluğu beraberinde getirip, sorgulama sürecinin başlangıcını ve bu kadar kısıtlı bir saha içerisinde, zaman dahilinde nasıl nasıl büyük acılardan geçildiğini ikrar ettirir, duyumsatır, hatırlatır. Korkuları çepeçevrelediği bir devlet algısı, dokunursan yanarsın bahsinin ne kadar iktidar elinde gerçek kılındığını pekiştirir. Kelimeleri kifayetsiz kıldıran, bir döne dolaptaymışız gibi sürekli aynı seslenişleri biteviye işittirir kıldıran dejavuların da müsebbibi haline dönüştürülen işte bu algının toplamıdır.

Tahayyül, beklentiler bambaşka şeyleri hafzalaya taşısa da hala benzersiz bir tonlamadan erki koruyup kollayan, yıllardır yapılıp edilen katliamları önemsizlik merhalesine indirgeyen çablanımlar "sokağın sesleri" içerisinde elbette tepkimesini bulacaktır. 1914-15 dönemi içerisinde anadolu toprağının dört bucağında yapılıp edilenler, 1938'de dersim'de eylenenler, 1978 maraş, 1980 çorum'unda ortalığı karanlıklarla zapt eyleyenler, 1993'de sivas, 2011'de roboski'yi bu istikamete eklemleyenler, kıyamın tehcirin olmamışlığına dair binlerce tezat cümle kurmaktayken, kırımı insana reva görenler, böylesi bir sindirme seçeneğini bile isteye hatırlarından çıkartmayanlar, gerektiğinde uygulamaya hazır ve nazır olanlar buraları karanlığın eline teslim ettiler. Etmeyi uygun gördükleri yerde yineleyebilmek hakkını da "muhafaza" ederek, diri tutarak. Ayak bastığımız yeri vatan kılan istisnasız herkesin söz hakkı, yaşam hakkı, adalet hakkının eşit kılındığı, kimilerimizin yıllar sonra bile bir yabancı olarak bellenmediği bir toplamdır. Böyledir...   

>>>>>Bildirgeç
Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet! - Sarphan UZUNOĞLU*

Her ne kadar “Hrant Dink bir dosya değildir, kapatılamaz,” dense de Dink cinayeti referandumla ‘dönüştürülmüş’ yargının eşsiz marifetleriyle temyiz sürecine kadar geldi. Mahkemenin verdiği kararla 24 ocaktaki vahim tahliye hâli engellenmiş olsa da, daha büyük bir vehametle, olayın öncesi ve sonrasındaki ihmal süreçlerinin tüm aktörleri ceza almaksızın yırtmış sayılırlar. Bugün yürüyen tartışmalardaki “Ergenekon mu yaptı yoksa cemaat mi yaptı?” sorusuna yönelik tüm cevaplar da bu iki seçenekten ‘biri’ne yoğunlaşanlar için fazlasıyla aldatıcıdır. Dink cinayeti ‘anlık bir olay’ değil, bir devlet operasyonudur. Kafes’i ve Balyoz’u yaratan devletten, Cemil Çiçek’i el üstünde tutan AKP’ye, oradan Muammer Güler’e, suç şebekesi Fethullah Gülen ‘şebekesi’ ya da Ergenekon ‘şebekesi’ ile sınırlanamayacak kadar büyüktür.

Her şeyden önce, “Hrant Dink bir dosya değildir, bir yaradır,” cümlesinin arkasına bir mantık oturtulmadığı sürece anlamsız olacağını söyleyerek başlamalıyız. Dink cinayeti, öyle ya da böyle, Türkiye tarihinin 21. yüzyılda tanık olmakta olduğu ‘politik’ yargılamalardan birine eser oluyor, aradaki tek fark mağdurun bu kez şikayetçi makamında olması. Zaten mesele de burada düğümleniyor. Hem hukuken, hem olay bakımından mağduriyet söz konusu olduğunda devletin eli ayağı birbirine bağlanıyor. Suçlu ‘iyi çocuklar’ olunca, çakmaktan örgüt materyali yaratan ‘yeni’ yargı, eski yargıyı aratmayan kararlarını sürdürürken, Dink Davası’nda kemalist ve neocon yargıların karşılıklı olarak aynı basiretsizlikle sonuç vereceği ortada.

Olayın öncesi

Hrant Dink cinayetinin ‘tetikleyici’ unsurlarına gelelim:

- Kemal Kerinçsiz ve İşçi Partisi’nden arkadaşları (ideolojik uyuşmanın yarattığı sonsuz konsensus) zaten konferanslardan, bildirilerden ve her cümlelerinden belli olduğu üzere ‘soykırım’ konusunda Hrant Dink, Baskın Oran, Perihan Mağden gibi isimleri ‘zararlı özne’ olarak tanıtan ekiptenler. Suça teşvikteki ‘bağları’ ortada; dahası üşüyen adam Muhsin Yazıcıoğlu da (katillerle fotoğrafları boy boydu) bu ekibin sadık bir dostu. Temel anlamda dava arkadaşı bile sayılırlar.

- Genelkurmay Başkanlığı Sabiha Gökçen’in Ermeni olmasına dair haberi eleştiren sert bir bildiri yayınlıyor. (İlgili zaman diliminde orduya duyulan güven oranı gözden kaçmasın.) Üstelik açıklama metninde aynen şu ifadeler yer alıyor:

Yüce Atatürk, Türk Milletini “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir” şeklinde tanımlamıştır.Atatürk Milliyetçiliği görüldüğü gibi etnik ve dini temellere dayanmamaktadır. Anayasamızın 66 ncı maddesinde de Türk vatandaşlığı “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklinde ifade edilmektedir.

Dönemin Genelkurmay Başkanı, suça teşvik yahut herhangi bir meseleden ötürü sorgulanmıyor. Bildirinin altında kimin imzası olduğuna dikkat edilmiyor.

- Ertuğrul Özkök ise TSK-Daily-News’den (Hürriyet) meseleye müdahil olurken, sakallarında faşizm rüzgarını dindiren Emin Çölaşan da dalgaya el veriyor.

- Muammer Güler makamdan gazetecileri ‘uyarma’, Celalettin Cerrah olaylara göz yumma gibi suçlarla Dink cinayetine dahil olan diğer isimler. Her iki ismin de AKP tarafından sonrasında ‘ödüllendirildikleri’ (vekillik vs.) -Cerrah’a biraz ceza da var- göz önüne alındığında,  AKP bu ikilinin sırt okşayıcısı olarak sürece burada dâhil oluyor. Cemil Çiçek ise zurnanın zırt dediği yer olarak cinayetin başından sonuna ‘hukuki meşruiyetini’ sağlayan devlet suratlı adam olarak zaten orada duruyor. Her ne kadar Hrant’ın bazı arkadaşları “Cemil Çiçek’e rağmen AKP iyi şeyler yapmıştır,” deseler de bu gerçek ortada.

- Suçlulardan birinin açıkça emniyetin muhbiri olduğu düşünüldüğünde, Fethullah Gülen‘in emniyet teşkilatının ve olayla ilgili bilgisine de başvurulan Jandarma‘nın da olaya dâhil olduğunu bilmeyen yok. Keza Türk Bayrağı bile, en büyük terör örgütü olarak devlet adına, Ogün Samast’ın ‘o güzel’ hatırası biçiminde beyinlerimize işlenmişti.

Cinayeti devlet üstlendi, peki ya hükümet?

Özgür Gündem gazetesi olayları sürmanşetten duyururken şu başlığı tercih etmiş: “Cinayeti devlet üstlendi.” Bu kesinlikle doğru bir bakış açısı; yalnız son yıllarda Türkiye’de liberallerce keskinleştirilen devlet hükümet demek değildir algısına hizmet edebilmesi bakımından tehlikeli.

Markar Esayan Taraf’ta yazdı. “Başbakan keşke ilk gün söz verip beklentiyi yükseltmeseydi,” demiş bulundu. Bu noktada Markar Esayan’ın haksız olduğunu kim söyleyebilir? Evet; başbakan ‘liberallerin’ hâlâ medet umduğu biri olarak söyledikleri çok önemli; ancak döneminde siyasi cinayet işlenmiş ve üst düzey bir yöneticisi (Cemil Çiçek) cinayetin azmettiricisi olarak yargılanabilecek (burjuva hukukuna göre abartı olabilir, bizim adaletimizde değil) kadar olayı meşrulaştırmış bir partiye güvenmek tam da bizim liberallerimize yakışırdı.

Vardığımız nokta şu:

AKP’nin yeni hukuku, liberallere umdukları yahut vaat edilen sonucu vermedi. Beklenen sonuç gelmeyince de taraflar enseleri karartarak evlerine döndüler. Dün o kalabalıkta yürürken TKP de dahil birçok siyasal aktörün orada olduğunu fark ettim. Herkes cinayetle ilgili farklı şeyler düşünüyordu; ama en taze siyasi cinayetlerimizden biri için oradaydık.

Bir rahibin ölümü ya da Zirve kitabevinin baskını karşısında gösteremediğimiz ‘birliği’ Hrant Dink konusunda göstermemizin temel sebebi bu davanın devletçe de ‘siyasi’ bir argüman üzerinden sürdürülmesi oldu. Bu bağlamda bugün karşımızda olan tabloya baktığımızda hiç de ‘olumlu’ şeyler söyleyemiyoruz.

‘Ergenekon’dan kastedilen her ne olursa olsun bunun Faşist bir yapılanma olduğu ortadadır. Ergenekon ‘kapsamında’ yahut ona ‘yancı’ olan davalarda gözaltına alınan herkes ‘zanlıdır’ dersek Nedim Şener dahi sanık konumuna düşer ki burada komedi başlar; ancak şu da kesin ki Ergenekon yahut TÜRK ulusalcılığı ve derin devlet bu cinayette tetiği çeken kliğin harekete geçme sebebini ortaya çıkaran, bu nefret ortamını gazeteleriyle yayan bir alandır.

Öte yanda duran, ihmal cephesi ise siyasi bir dava olarak Dink Cinayeti’nin sonuca ermemesi için elinden geleni yapan, Dink cinayetinin ‘yek’ siyasi dava gibi gösterilmesinde de açıkça emeği olan cemaat ve AKP’dir ki, bu iki güç yalnızca bu cinayetin işlenmesindeki ihmalleri değil, cinayet işlendikten sonraki yargı sürecindeki ihmalleri gerekçesiyle suçludur.

Bu bağlamda “Hrant Dink davası bir dosya değildir,” evet; ama devlet ve hükümet birbirine içkinleşmiş iki mekanizma olarak faşist gençlerin eliyle işlenmiş bir cinayete neden olmuş, ardından da failleri kollarıyla sarmıştır.

Türk hukuku ise ‘özel yetkili mahkemeler’in aslen ‘devletin’ mağdur rolüne yattığı davalar için kurulduğunu kanıtlamış, örgüt ve terör gibi kavramlardaki basiretsizliğini gözler önüne sermiştir.

Baskın Oran referandumdan önce Yetmez Ama Evet panelindeki video mesajında (Muammer Karaca Sahnesi’nde) şunu söylemişti: “Evet demezsek AKP bize ölüm döşeğinde su vermez.” Bugün AKP belki liberallere su vermektedir; ama o suya Hrant’ın kanı karışmıştır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Sarphan UZUNOĞLU'nun kaleme aldığı "Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet!" başlıklı makalesi bu meram sahanlığın devamlılığında okunması bir kazanım olan yazılardandır. Söylemler, çeşitlendirilip, anlam gerçekliğe doğru meyil ettirilebilmesi için hakikatin peşinden koşmak biz geride kalanların en büyük ödevidir. Her ne şart altında olursa olsun... İyi okumalar...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #380 (19.12.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #382 (02.01.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Hrant-SES-SİZ - Agos Youtube Kanalı
Utanıyor Muyuz? - Nabi YAĞCI - Düzce Yerel Haber - Taraf
Հրանդ Տինք - Aglea
Göçmeyen Kuşlar / Hrant'a Ağıt - Metin & Kemal KAHRAMAN... via Cahill62 - Youtube
Örgüt Üyesi - Outlaw - Güneşli Pazartesiler
Dink Davası Sonucu: En Büyük Terör Örgütü Devlettir! - Jiyan
Ümit KIVANÇ ve Rober KOPTAŞ - Söz Sende Programı - Balçiçek İLTER - Habertürk
O Gün Bugündür Devlet Aynı Devlet - Teferruatlar - Anarşist Faaliyet
Bakamazdım Gözlerine... Utandım! - Balçiçek İLTER - Habertürk
Hrant Çanakkale'de - Ragıp DURAN - Agos
Bu Dava Böyle Biterse - Orhan KEMAL CENGİZ - Radikal
"Hrant Dink, Yabancı Uyruklu, Yabancı Şirket..." - Cnn Türk
Hrant Dink Cinayeti : Gözlerimin İçine Bakın, Ne Demek İstediğimi Anlarsınız - Gün ZİLELİ - Jiyan
Hrant Davası Neden Önemli? - İhsan BAL - Habertürk
Hrant Dink’in Kardeşi: Çekip Gitmek İstiyorum - En Son Haber
Aradın Da Mı Bulamadın? - Agos
Orhan Dink’in Feryadı... - Aslı AYDINTAŞBAŞ - Milliyet
Kaldırın Artık Hrant’ı Zincirlendiği Kaldırımdan! - Enver GÜLŞEN - Blog
Acıları Birbirine Tercüme Etmeden Olmuyor! - Umur TALU - Habertürk
6-7 Eylül'den 19 Ocak'a - Osman BULUGİL - Etkin Haber Ajansı
Erdoğan'dan Dink Açıklaması - En Son Haber
Cemil Çiçek: Temyiz Süreci Bitmeden Değerlendirme Yapmam - AKP Resmi Sitesi
Ogün Samast 'Örgüt Yok' Denilince Yargıtay'a Başvurdu - T24
Bunlar Hrant'ın değil, AKP'nin Arkadaşları! - SoL
SDP'li Gençlerin Gözaltı Süresi Uzatıldı - Etkin Haber Ajansı
Bulunamayan Örgüt; Devlet - Akın OLGUN - Birgün
Thomas HAMMARBERG: "Gazeteciler Yazdıklarından Dolayı Cezaevinde" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Nedim Neden İçeride Erhan Neden Dışarıda? - Mehveş EVİN - Milliyet
TC’nin Genetiği Veya Vicdanı Kirlenmiş Toplum - Fikret BAŞKAYA - Sol Defter
'Hayata Dönüş' Davasında Neler Oluyor? - SoL
Roboski ‘Yazılı Emir’le Vuruldu - ANF
Uludere Neyin Turnusolüdür? - Atılım
Mahkemelerin Sonucunu Bekleyelim Tekerlemesi - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
KCK Tutklusu Meryem Nurcan Yolvercan İle İlgili - Mehmet Lütfü ÖZDEMİR - Yıkıcı Tutku
Bir Politik İmkanlılık Olarak Affetmek - Selda TUNCER - Amaregi - Bianet
Roboski'ye Giden Sanatçılardan Çağrı - ANF
Hasip KAPLAN: Türkiye Artık Totaliter Rejim, Başkaldırı Meşrudur - ANF
Hrant Davasında Örgüt Bulamayan Yargı, 7 Öğrenciye Örgüt Üyeliğinden 51 Yıl Hapis Cezası Verdi - Sol Defter
Uğur MUMCU Asala ve Pkk Destekçileriyle Anılamaz! - S.YEŞİLTUNA - Türksolu
Anaların Çığlığını Duymak - Cengiz AYAR - Özgür Gündem
Cumartesi Anneleri: Toprak Hesap Soruyor - Evrensel
Görümlü Jandarma Taburu'nda Kazı Kararı - ANF
Darbecinin Resmini Kimse Çizmiyor - Emek Dünyası
Evren’in Yargılanması 12 Eylül ile Yüzleşme Midir? - Edip YAŞAR - Özgür Gündem
Mehmet ALTAN: Siyasi Vesayet De Var - Mehmet TÜM - ANF
Kürt Halkıyla Mücadele Eylem Planı - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
Hiç Utanmanız Yok Mu? - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
‘Çoğunluk’- Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Çoğunluk - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
"düşünce ve ifade özgürlüğü" kimin için? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Şu Bizim Dev Tutsaklığımız! - Sarphan UZUNOĞLU - Radikal Kitap / Jiyan


Yusuke Tsutsumi Artist Page via Facebook
Yusuke Tsutsumi At Soundcloud
Yusuke Tsutsumi - A Grave By The Sea via Dimeoutworks Bandcamp
Jürgen Müller Official via Digitalis Recordings
Jürgen Müller Artist Page via Last.FM
Jürgen Müller - Science Of The Sea Album Review By Nick NEYLAND via Pitchfork
Eraldo Bernocchi Official
Harold Budd Informative Page via Wikipedia
Robin Guthrie Official
Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Winter Garden Review By Lee VINCENT - Everything Is Chemical
Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Winter Garden Kritiği - Duygu ATEŞ - Organized Sounds
Max Richter Official
Max Richter Üzerine - dRWarp - Deuss Ex Machina
Max Richter - Perfect Sense Soundtrack Purchase via iTunes
Hidekazu Wakabayashi Artist Page via Facebook
Hidekazu Wakabayashi At Myspace
Hidekazu Wakabayashi - Seaside Opera 00 via Archive.Org
sonic.art Saxophon Quartett Official
sonic.art Saxophon Quartett - Glass & Nyman Works For Saxophone Quartet via Genuin
sonic.art Saxophon Quartett via Classic Online
Steve Reich Official
So Percussion Official
Steve Reich & Kronos Quartet - WTC 9/11 Mallet Quartet, Dance Patterns Album Review By Jayson GREENE via Pitchfork


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
For Hrant -20 - Masisus (Masis ÜŞENMEZ)
Masisus (Masis ÜŞENMEZ) Flickr Page 
Masisus (Masis ÜŞENMEZ) Official

>>>>>Poemé
Baba Bana Bağırma - Akgün AKOVA

          yol ıslanmasın diye
          şemsiye açanlara...



baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba


baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba


baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için


baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Kaynakça: Şiir

2 comments:

Masis Usenmez said...

Fotoğrafımı koymuşsunuz teşekkürler ama fotoğrafçının ismini yazmak ve orijinal fotoğrafın linkini vermek bloggerlık adetindendir.

Saygılar
Masis Üşenmez

Deuss Ex Machina said...

@ Masis Üşenmez

Masis Selamlar, Misak ben, ff'de dsxmchna veya tw'da drwarp... Hali hazırda siteye alıntıladığım her bir resim, bilabedel, paylaşılabilir olanları da dahil olmak üzere üretenin ismini siteye not ekleyerek iliştiriyorum. >>>>>Info Go-R-Sel başlığı altında sitene referans da vermiştim bilgine sunarım.. selamlar
misak