Sunday, April 22, 2012

Deuss Ex Machina # 396 - tukšums no smieklīgi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_396_--_tukšums no smieklīgi

16 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sendai-Win Trepsit/Brief Delay (Time 2 Express)
>2<-Sendai-Geotope (Time 2 Express)
>3<-Anne-James Chaton with Alva Noto & Andy Moor-Chapitre IV: In The ISS (Raster-Noton)
>4<-Anne-James Chaton with Alva Noto & Andy Moor-Chapitre I: En Ville (Raster-Noton)
>5<-Pete Namlook + Material Object-The Fourth Dimension - Part II (Fax +49-69-450464)
>6<-Pete Namlook + Material Object-The Fourth Dimension - Part III (Fax +49-69-450464)
>7<-Kyoka-23 iSH  (Raster-Noton)
>8<-Kyoka-YESACLOUDui  (Raster-Noton) 
>9<-NHK'Koyxeи-530 (Pan)
>10<-NHK'Koyxeи-638 (Pan) 
>11<-Oneohtrix Point Never-Up (Napolian Remix) (Software Records / Self Released)

tukšums no smieklīgi
(396)

Tuhaflık havaların bir öyle bir böyle yanarlı dönerli olmasından, bir güneşin görünüp bir zemheri ayazının kendini belli etmesinden, göstermesinden, bunca karaşınlığın ortasında çatkapı bitiveren sessizlik anlarının behemehal birbirlerine yakınlığından, ses v söz erimlerinin bir tamamlayıcılıktan ziyade birbirini itip - kakıp duran yapısından ileri gelmemektedir sadece. Yaşamakta olduğumuz sathın gününe, güncelliğine duhülü tamamlanmış olan sayısız tatavlanın, birbirinden pek de farkı bulunmayan söylem yığıntılamalarının, hep aynı nüveden hareketle dönülüp dolaşılıp eninde v sonunda aymazlıkla birbirini tümleten hiddetin, şiddetin, alâsıyla karşılaşmak mecburiyetinde bırakıldığımız bir yerin tuhaflıkları asıl buralardan ileri gelmektedir. Bu bahislerden sonra meydana çıkmaktadır. Tahayyül edilemeyenin, tasvir edilmeye doyulamadığı, örneği için, duyurulması, layığıyla işitilmesi gerekli olanlar adına per perişan olunan şeylerin çalakalem üzerinden geçildiği, asıl lazım olanların değil boşa doluya lafların, hareketlerin söz konusu edilebildiği bir güncelliğin mabadında çözümsüzlüğün yancısı tuhaflıklar dizi dizidir. Tamamlanamamış olanın yanı başında birden bitiveren yığılmaların, esip gürlemelerin, öyle olmaz böyle verelim ayarları biz bakalım yollu göndermelerin, bir yerinden yakalanamazsa hemen bir sonraki evrede kullanılacak hilelerle bütün bu pejmürdeliği ziyadesiyle yerine getirecek yardımcı öğelerin bulunabildiği, bulunup denkleştirilebildiği memleketin tuhaflıklarına dair çıkarsamalardır söylemek istediğimiz.

Yanlışın 'kör kör parmağım gözüne' hala dirayetle savunulabilmesinden tutun da ismim hıdır elimden gelen budur yollu kabarmalarla donanmış, işimin ehliyim gelgelelim konulardan bir haberim yollu seslendirmelere kadar birbirini tamamlayan, dönüşümün merkezinde yarınların kurgusunu şimdiden bozulmaya terk eden bir mümesilliğin sahipliğinedir sözümüz. Sözcüklerimiz. Bir tuhaflık bitmeden başkaca bir tuhaflığın rotasına çoktan çıkartıldığı bir cenahta diri söze, duru akıla ne zaman sıra gelecektir, yahutta getirilecektir. Yarını bugünden tüketmek, geçmişin bakiyesini şimdi yapıyoruz biz işte bir şeyler -yüzleşmeler -tahkikatlar -soruşturmalar vs. yollu eylemlerle, pratiklerle denk tutup da bugün olan biten bütün hataların sorumluluklarından bir an evvelce sıyrılabilmek düşüncesinin kendisinden hareketle seyrüseferin içerisindekiler bu teşebbüslerin esas ayrışmaz yapı taşlarının, öğelerinin nasıl da "devletlu" geleneğinin birebir örnekleyicisi olduğunun altını kalınca belirginleştirmektedir. Sorunun kendisine kulağı kapattıkça, önemsemedikçe, hiddet arsızlığının derecesinin her seferinde bir kademe daha arttırdıkça, yalana sarılıp doğruların esamesini okumamaya iman ettikçe, suskunlaşmanın bir yaşam biçimi olarak tavsiye edilen bir bakışım haline indrigetilmesinin neticesinde yaygaralarla oluşturulanın bir gerçeklikmiş yanılgısı anlak üzerinde bağdaşık duran görüntülerin de paramparça olmasını tuhaflıkların normalleştirilmesi sürecini hızlandırmaktadır. Koşaradım.

Her halükarda doğrunun eğilip bükülmesi tuhaflık ediminin canlılığını da korumaktadır. Yorum getirmek istediğinizde siz ne bilirsiniz; doğrusunu işittirmek istediğinizde had v huduttan bahis açmaların, bunca fecaatin ortasında her seferinde yanlışa tutunmanın karavanaların ötesini görememenin hiçbirimiz için bir artı oluşturmayacağından dem vurmanın, yeni bir ülke tanımlandırılması çabasında dahi aslolanın, varolan klişelere hala sıkı sıkıya bağımlı kalmarak onun daimiliğine biat olduğunu işaret etmenin hep istedikleri şimdi ise fırsatını bulduklarında oyuncak etmekten çekinmediklerinin açık olan 'statükoculuk oynamaktan' daha yeğ olduğunun bilindikliğine çabalanmaların sözün kısası doğru için çabalanımların önüne kurulmakta olan setleri aşabilmek için yollar keşfetmeye çalışmak tuhaflıktır da el muktedirce, iktidarca bütün bu hengamenin kendisi mi normaldir. Aynalanan şey, gözün önünde cereyan eden hakikatler tek bir doğrunun değil birden çok etkileşimin ve neticenin beraberce kotarılabileceğinin tam da üzerine vurgu yapmaktadır. İçinde bulunduğumuz sathın normallerinin nasıl da çizgisinin dışına taşınarak, manşet manşet flaş flaş büyük boyutlu içerikten, nicelikten yoksun salt çamur atıp izini bırakayım gerisi elbette gelecektir kurnazlığının, içe işlemiş olan düzenbazlığın el birliğiyle şekillendirilmiş örneklerini sunumlandırmaktadır. Biteviye hala. Doğrunun seslendirilmesi söz konusuysa eğer "alternatif " tezahürler, çözümlemeler ortaya çıkartılabilir lakin böylesi bir hazımsızlığın payandalığında ne dediği belirgin olmayan, ötekileştirmeyi takdis edip yücelten bir anlam metaforundan başkaca bir çare türetilmesinin gerekliliği ilk elden lazım olandır.

Tuhaflıkların zincirleme bir reaksiyon halinde birbirini tetiklediği, normal olanın adının neredeyse hiç anılamadığı bir güncellik dahilinde akil olan sözün işlevselliğini hayata geçirebilmektir. Boşa doluya laf ebeliğinde birini bırakıp diğerine geçip durulurken bu zaman çizelgesinde ömrü hayatımızı heder etmekten gayrısını düşünmeyip hala ilerliyoruz muasır medeniyetler seviyesine argümanının artık koskocaman bir sahte simgeleştirici, gaz alıcı olduğu malumdur. Artık. İddianın bunca uzun süreli bir çabalanımın en azından insani olanları sağlayabilmekten, bunun asgarisini bile tesis etmekten özellikle imtina edenlerin istedikleri kadar didinsinler o anlattıkları bahis bir masaldır. Hüsnü kuruntudan, bunlar bıçak sırtı konular her yerde v her şekilde konuşulmazlara, bir yerinden başlasaydık da nereye gittiğimizi artık biz de bilseydik yani yollu seslenişlere hadi oradan (en hafif yollu) atfedişlerine kadar sarmalın derinlerinden en dışına kadar etkin bir fasitdairenin varlığı ortaya çıkmaktadır. Ne bugünün getirdiklerinin, ne dünün bir şekilde hayatalarımızı zapt ettiklerinden, ne de gelecekte ensemizde pişirilecek olan bozaların müsebbiplerini bulabileceğimiz konusu bir fiiil ifşaa edilmektedir. Öyle böyle diye diye sonunda masalların birer birer kabus haline bizahati o kıt düşünceler sayesinde gerçeklik haline dönüştürüldüğü bahsi meydana çıkacaktır.

Yordam, derman aramaktan, deva üretmekten gayrı varolan keşmekeşin tüm tuhaflıklarına sırt verip, sahip çıkarak, en akla gelmez şeylerin bile bir günde gerçek olarak insanın başına getirilebileceğinin türlü tezahürlerine yakın durulan bir memleket portresinde, esas resim inciği, cinciği ayrı, beti benzi apayrı bir biçimde atmış, atarlara gelmiş bir sindirilmiş, sınırlandırılmış bir çöplük halini almaktadır. Mal meydandadır. Geçici olarak devre dışında bırakılan bellek hep boşaltıldıkça başkaca şeyler sayesinde, o beyazcam vesilesiyle, bu boyalı basın mahiretiyle, şunun bunun teşebbüsüyle beraber kopkoyu bir boşluk kalır gelir geriye. O bildiğimiz tüm tanımlandırmaların da ötesinde gerçek bir gayya kuyusunun kendisidir, oluşumu varlığı mütemadiyen gözlemlenen, kökü kurutulmak bir yana daima kapsayışının, insan yutar gulyabaniliğinin devamlılığına çabalanılan uğraşılan, acının, ızdırabın bir türlü sonlanamasının vesilesi olarak da akılların bir köşesinde yer edinebilecek bir imgelemdir. Suskunlaşıp biat etmekten gayrısına tenezzül etmemenin iyi insan profili olarak sunumlandırılan şeylerin hepitopu koyunluktan ibaret olduğunun gerçekliğini, takdiri kısmını sizlere bırakıyoruz. Esas resim olarak atfedilmişin, tanımlandırılmışın bunca kıyısında hala tezahür eden felaketlerin kendilerine sıranın getirilmezliği söz konusuyken iyimserliğini korumaktan yana kalanları, iyisimerlik hamuruyla günlerini geçirip duranlar için önemli uyaranların varlığının o bahsettiğimiz resim içerisinde capcanlı örnekleri iş bu sahifeler, bu hayat akışı içerisinde gözlerinizin önüne sunuluyor, tamamıyla.

Parçaları bir o yana, bir bu yana savrulmuş, dağıtılmış, bir daha toparlanamaz, denkleştirilemez, düzenlenemez nasıl olsa akıl yürütmesiyle beraber topyekün neredeyse kaf dağının ardına saklanmışi, işlevsellik taşıyan unsurlarının tanımsızlaştırılmasına didişilip durulduğu her defasında başkaca bir oyunun sergilenmesinden vazgeçilmeyen bir satıh haline dönüştürülen esas resim metaforu gündelikliğin getirmiş olduğu baskıcılığı, suskunluğu, düşünmekten çok tasnifsiz, ayrısız, gayrısız biatı salık veren, şart koşan tutumların, tavırların altında yatan hinlikleri anlayabilmemize imkan sağlayan bir dağarcıktır. Uluorta yapılmış olan şirkatin, fecaatin, oluru çoktan onanmış müdanasız tahakküm seremonisinin, biteviye keskin bir fasit daire halini çok uzun zamandır edinmiş olan masumiyet karinesini lime lime etmenin, gık demenin suç, guguk demenin suça teşvik, gak v guk demenin yardım v yataklık olarak tanımlandırılma çabasında basbayağı yol kat edildiğini, bütün parçalarında oynamalar, düzenlemeler meydana getirilmiş olsa da hala ilk günkü gibi olduğundan dem vurulan, bahis açılan bir sahanlığın ta kendisidir esas resim. Görünenin, kadraja dahil edilenin üzerinde muktedir-erk-iktidarın payandalarıyla beraber şekillendirmeye doyamadığı, her sefer v defasında başka bir acınılası, dert edilesi, tasanın, kederin vuku bulduğu, buldurulduğu bir simya ortaya çıkar. Ortaya çıkmaktaktadır.

Dönemsel bir yüzleşmeden, zamanın getirdiklerine karşı işlenmiş olan tüm günahların hemen hepsiyle hesaplaşmaya, sorgulanabilirliğine şimdilik müsammaha dahi gösterilmeyen, böyle bir teşebbüste bulunulacaksa onu da en iyi biz yaparız ara gazlamasının iteklemesiyle beraberce kel başa şimşir tarak hamlelerin sergilenebildiği her defasında kelama dahil edilip sakız gibi sündürüldüğü meydana çıkan bir trajik sahne hasıl olur. Tebelleş edilmiş olanların devlet eliyle değil de sanki çatkapı, başımızdan, kapımızdan hiç eksik olmayan, hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir düşmanlar kontenjanı sayesinde vuku bulduğuna o kadar kaptırılır ki, bunca mesnetsiz meymenetsiz tahakkümün yanı başında hala vurdumduymazlık, sağır sultanlık, kazın ayağı öyle değilcilik vurgulamalarıyla beraber ortaya çıkan tanımsız ucubenin kendisi bugünün siyaset zeminin hangi nirengi noktalarından kendisine drstek bulduğunu v harekete geçtiğini ortaya çıkartan esas resmin tahrifatçı başlarını daha yakından tanıyabilmemize vesile olan bir bağdır. Bağlaçtır. Birbirine bir şekilde denk getirilen parçaların nihayet okunabilmesiyle beraber, mozaik mozaik diye betimlenenin, düpedüz gri, kasvetli, iç kapayıcı bir mermer formu olduğu meydana çıkmaktadır. Felaket dizi dizi tecrübe edilirken ali-ayşe harikalar diyarında toz pembe masallarıyla hemhal başbaşa değil bilakis her sekansının başkaca bir zulmü çağrıştırdığı, komiklik olsun diye değil basbayağı trajik bir sunu vuku bulmaktadır.

Kıyasıya bir mücadeleyle üzerinin başkaca şeylerle örtülmeye namzet olunan konu esas resmimdeki bbu ayrıntılardır. Detaylar kapatıldıkça, tek bir resim, tek bir form, tek bir görüş v savunuş hakim kıldırıldığı müddetçe daimiliği esas olacak kısım budur. Kendi tekrar ededuran, yanlışın devamında bir doğru olarak atfedilebilmesinin mümkünatlığı söz konusuysa eğer hepimizin birer birer denek yapıldığı bu laboratuvar ülke gerçek bir turnusol kağıdı işlevini ihtiva etmektedir. Nefretin, hiddetin, kölelik düzeninin, adaletsizliğin, umutsuzluğun, hilebazlığın, kötümserliğin v daha nicelerinin işlevlerini dosdoğru anlamlandırabilmemizi gerçekçil kılan bir aynalayıcıdır. Yorgun, bitap düşürülüp varlığı takdis edilmiş olan olguların cümbür cinnet beraberliği, birlikteliği aynalanmış olan resmin üzerindeki taaruzların, gaspların, yoksayışların, biz böyle bildik bundan sonra da böyle gideceğiz ahkamının, tahakküm kotasını enikonu bütünleştirmektedir. Anlamak isteyene belirginleştirmektedir!. Aralıksız sergilenmeye devam edilen, bir daha asla sözüyle unutulmamaya, unutturulmamaya gayret gösterilen lakin bir başka satıh veya dönemeçte yeniden tecrübe edilip yüzyüze kaldırıldığımız meymenetsiz, tıynetsiz vakiaların edimlerin, olguların yinelenmesidir. Yinelenebilirliğidir.

Alınan ahların, yakılan ağıtların dillendirilen tüm seslenişlerin hep bu toplumun bir ötekisi olarak tasnif edilmenin, payınıza düşen budur evir çevir dur arsızlığı ile oluşturulan söylemlerin paralelinde yapılan edilen birbirine denkleştirilen dayatımların kendisinedir sözümüz. Bir yerinden başlamak gerekirse yüzleşme denilegelen şeyi nasıl obesesif bir takıntı halinde peyderpey tekrarlanacak bir muasırlık belirtisi, emaresi olarak ele alınıyorsa muktedirce hemen yanında daha tazeliğini v acısını diri olan, hiddet arsızlığının insana hayatı dar etme gayretkeşliğinin, sorumluluğunu yerine getirmektense görmezden, bilmezden gelmeyi, hesap sorulabilirliğin şansla bağlantılı v kişilere özel bir lutuf yanılgısı olduğunun ciddi ciddi önü arkası, dolduruluyorsa beyanatlarla, dahası adalet hiç gelmeyecek bir tecelli olarak resmediliyorsa şirazesinden çıkmışlık artık fizikidir. Yaşayandır. Hak talebinin karşısına doluya boşa laf yetiştirmekle çözüm getireceğini sanmaya devam edenlerin, gündeliğini çıkartmak için dökülen alın terinin karşılığı olarak üçün birinin reva görülmesi o da gıdım gıdım kaşıkla tanzim edilipkepçeyle toplanması algılanıyorsa hala esas resmin teferruatı olarak bellenen kitlelerin görünürlüğü bin kat daha yakındır. Yakınımızda v yanı başımızdadır. Bir değişimi, gelişimi ilerlemeyi başka bir ket vurucunun yardımıyla daha en başından sıfırlanıyorsa, bu kadarı layık görülüyorsa sormak lazım gelmektedir. Yol nereye, gidişat nereye!

Düzensizliğin, hakkaniyetsizliğin mütemadiyen ben ben diyen zümrelerin bizlere, vatandaşına ulaşmasına daha ne kadar yolları kalmıştır, bunu akıl edebilmek için daha kaç fırın ekmek yemeleri lazım gelmektedir!. Sorgulanabilirliği boşa, adalet arayışını yokuşa, kopartılan bunca işitilmez! sessiz çığlıkları anlamazlığa, teşebbüs edilen her anlamlandırma gayretini basbayağı münferit, ideolojik diye yaftalamaya, yapılan edilen bunca zulümün tam karşılığının faşizm olmasına karşın hala kısır döngülerle bitmez atışmalara imza atılıp maya takvimine göre kopacak fırtına alametlerinin, yokoluşun bütün bu grilikle dopdolu esas resmin taşıdıklarının yanındaki önemsizliğini anlamlandırabilmek ne kadar zordur. Tahayyüle teşebbüs doğru olanı, ortaya çıkartabilmek bütünde hasıl olmuş yanlışlıkların önünü alabilmek için alınan önlemlerden birisidir. Hazır paketlenmiş, ambalajlanmış korku öğesi üzerinden anlamlar ortaya çıkartan, dili lâl, aklı boş tın tın teneke, görmektense âma kalmayı tavsiye eden, imgeleştiren bir güncellik aksinde aynalananlar hemen hiç bu önermenin kıyısından geçmemektedir. Yanlışları olağan doğrular olarak atfetmek, şüpheyi bir anlığa bile kenara koymadan sürekli bir baskı ortamının daimiliğini sağlamak adına el altında tutmak, yargıları fikriyatı boşa çıkartmak adına yaftalamalardan faydalanarak çürütmeyi bir mani olarak görmeksizin uygun adım yürürlüğe koymak, bir ayağı demokrasi, bir ayağı özgürlükler olan ana derslerimizde iktidarın eksiklerini tamamlaması bir yana hala vaktini heba ettiğini ortaya çıkartmaktadır.

Akil olanı aramaktan uzak kalmak, hak mahrumiyetlerinin sorumlularını sorgulamaksızın, hesap sormaksızın trajediye devam etmek bu edimin birer devamlılığıdır. Kalıcılaştırıldığının tamamlayıcısıdır. Zaman mevhumu ilerlerken neyi nasıl konumlandıracağına, kimi neyle bağlantılandırarak köşeye kıstıracağına zihin yoran bu sistemin şimdiki sahiplerinin ortaya koydukları daha fazla biat, daha fazla tahakküm v onarılamayacak nice ağır yaralardır. Bu yükler hepimizin omuzlarına yüklenirken, biriktirilirken derde devayı değil akla ziyanı müdanasız savunuş gerçek bir felaketi tecelli ettirecektir. Yozlaştırılan dil, arsızlaştıkça coşup duran nefret söylemi, mahallenin kabadayıları geldi hanım tonlamalı diklenmelerle bezeli olan seslendirmeler, sorunların görünürlüğünün bunca afaki olduğu bir güncellikte hala ama v fakatı kaldırmamaktadır. Kararını günden güne yel nereden eserse ona göre değiştiren, mizacına uygun seslendirmelere olur verip gıkını çıkartmayıp, sürünün içerisinde kalmayı gelecek güzel günler beklentisi, sancısı olarak savlayanlara duyurulur. Kazın ayağı hiç de sandığınız gibi değil bütün bu hengame tiyatrosunu sineye çekip, refaha, düze ulaşılacakmış diye sandığınız gibi toz pembe değildir... bilgilerinize....


>>>>>Bildirgeç
Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek - Oya BAYDAR*

Düşe kalka da olsa, iki adım ileri bir adım geri giderek de olsa Türkiye bir süreden beri geçmişiyle hesaplaşmaya çalışıyor. Bu hesaplaşma şimdilik siyasal aktörler eliyle ve onların iradesiyle yürüyor; büyük ölçüde de başta iktidar partisi ve çevresinde kümelenmiş siyasal kesimlerin asker hasımlarıyla hesaplaşmasına dönüşüyor. Böyle olduğu için, ödeşme ile bitecek ve toplumun zihniyet dünyasını değiştirerek tarihsel-toplumsal yaraları saracak sağlıklı bir sürece girilemiyor. Fay hatlarıyla yarılmış toplumumuzdaki çatlaklar daha da derinleşiyor, her kesimin kendi içinde bile ayrışmalar oluyor. Toplumsal mutabakat sağlanamıyor. Neden?

Yüzleşmeden Hesaplaşılamaz 

Hesaplaşmak ister kişiler arasında, ister siyasal güçler veya toplumlar arasında olsun bir hasmın varlığına işaret eder. Bu yüzden de dışarıya, ötekine dönüktür. Zarara uğrayan ya da uğradığını düşünen taraf kendisini zarara uğratan, mağdur eden ötekinden (hasımdan) hesap sormak için onu vicdanî ya da hukuksal anlamda yargılar; ceza verilmesini, uğradığı zararın tazmin edilmesini ister, ya da cezayı kendisi vermeyi dener. Her hesaplaşma; kişinin, topluluğun, bir zümrenin, bir halkın, bir ülkenin, vb. kendisine yapılan kötülüğün, haksızlığın intikamını da içerir. O kişi, o zümre, o halk, o toplum ahlâken veya siyaseten yeterince olgunlaşmamışsa, demokrasi kültürü gelişmemişse hesaplaşma öfkeli, sert, intikamcı, hatta kanlı olur. Ödeşme yaşanıp barış sağlanamadan, sadece gücün ve iktidarın el değiştirmesiyle sınırlı kalır.

Yüzleşme ise hesaplaşmadan çok daha derin ve çok daha güç bir süreçtir. Hesaplaşma ötekiyle gerçekleştirilirken yüzleşme kişinin, siyasal gücün, ideolojik topluluğun, bütün bir toplumun kendine ayna tutmasıdır. O aynada gördüğü suretten korkmadan, aynayı karartmadan kendisiyle, kendi eksiğiyle, hata veya suç payıyla cesaretle karşı karşıya durabilmesidir. Yüzleşebilmek için önce aynaya bakma cesaretini gösterebilmek, orada gördüğü gerçeği ne kadar acı ve utanç verici olursa olsun kendini ve başkalarını kandırmak için aynayı karartmadan kabullenmek gerekir. Yüzleşme bir çeşit kendi kendini sorgulama, kendi kendinden hesap sorma eylemidir. Sonrasında atılacak adım -eğer varsa- suç veya hata payını kabul edip özür dilemektir. En zor olan budur ama bireyin ya da toplumun ruhunu temizleyecek, cerahati akıtıp yarayı sağıltacak olan da budur. Yüzleşme süreci kişiyi (veya topluluğu, halkı, toplumu) önce acıtsa da yavaş yavaş iyileştirir; ruh sağlığına, dengeye kavuşturur.

Bir kişiyle, bir olayla, toplumsal olgularla, tarihsel gerçeklerle yüzleşmeden hesaplaşmaya kalkışıldı mı bugün Türkiye’de yaşanan tablo çıkar ortaya. Herkes, her kesim; bu olup bitenlerde benim payım nedir, ben olayın neresinde duruyorum, nelerden ne kadar sorumluyum, doğruyu ve gerçeği kendi çıkarım için mi “doğru” ve “gerçek” olduğu için mi arıyorum diye sormadan, yani yüzleşmeden “Şimdi artık benim günüm, oh olsun düşmana” mantığıyla davranırsa, düşman sivrisinekler tek tek avlanır ama bataklık daha da kokuşarak yerinde kalır.

Zihniyetle Yüzleşmek Şart

Şimdilik askeri vesayetle, darbeci gelenekle darbelerin elebaşları üzerinden hesaplaşma aşamasındayız. Bir kez daha bunu önemsediğimi, aynı süreci yaşamış başka ülkelerde de olduğu gibi darbelerde sorumluluğu olan kişilerin yargılanmasının ve cezalandırılmasının takipçisi olmamız gereğine inandığımı tekrarlamalıyım. Ancak bu, burada kalırsa toplumca arınmaya, normalleşmeye, ödeşmeye ve barışmaya vardırmayacak bir ilk adımdır.

Başta askerler olmak üzere bürokratik oligarşinin toplumu kendi planlarına ve çıkarlarına göre düzenleme hamleleri olan darbeler, neden değil sonuçtur. Ardlarında, bugün yaşamakta olduğumuz devasa sorunların, çıkmazların, toplumsal sarsıntıların temelindeki kadim bir zihniyet yatmaktadır. Çok basite indirgeyecek olursak bu zihniyet; kökleri Osmanlı’ya giden, ulus-devlet kuruluşu sürecinde İttihat Terakki, sonra Kemalist Cumhuriyet’le devam eden kâdiri mutlak devlet anlayışı ve tapıncıdır. Devlet denen aygıtın (ve tabii ki ona hükmeden muktedirlerin) bireyin refahı ve özgürlüklerinin korunması için halka hizmet sunmakla görevli bir sosyal yapıdan ibaret olduğu fikrini  küfür sayan, yurttaşın devlete ve onun ideolojisine itaat ve sadakatle yükümlü olduğunu veri kabul eden bu anlayışa göre, kulun, tebaanın, giderek halkın çıkarlarını, en iyi devlete egemen olanlar bilir ve toplumu kendi doğruları (yani kendi ideolojileri ve kendi çıkarları) çerçevesinde biçimlendirme hakları vardır. Onlar ülkenin ve halkların sahipleridir. Eylemlerini, kararlarını, suçlarını, cinayetlerini “devletin bekası” ya da bu zihniyetten türeyen “vatan ve milletin yüce çıkarları” türünden kendi beka ve kendi çıkarlarından başka bir şey olmayan yüceltilmiş kavramların ardına saklarlar. Bu zihniyet hangi ideolojik temele dayanırsa dayansın, o ideoloji doğrultusunda tekçidir, toplumu kendi doğrularına göre biçimlendirmeye çabalar. Başka doğruları tehlikeli ve kendi iktidarına karşı tehdit olarak algılar. Türk ulus devletinde bu doğrular Türk-Müslüman çoğunluk temelinde biçimlendirilmiştir. Şu anda birbiriyle hesaplaşmaya çalışan dindar İslami cephe ile ulusalcı Kemalist ya da devletçi Türkçü faşizan güçler bu noktada aynı zihniyetin temsilcileri olarak benzeşir ve birleşirler. Birbirleriyle kıyasıya mücadele ederken bile sözünü etmeye çalıştığım zihniyetin köşe taşlarına sarılmakta yoktur birbirlerinden farkları. Fark, söylem ve nüanslardadır.

Adım Adım Öğreneceğiz

Şimdilik toplum, askerin siyasete hükmetmesinin, darbe yaparak veya silah gücüne dayanarak siyasal iktidarları devirmesinin meşru olmadığını, hatta suç olduğunu öğrenme aşamasında. Bundan çok değil beş altı yıl öncesine kadar askeri darbeleri hem haklı hem de meşru bulan kesimlerin çoğunluğu artık aynı kanıyı taşımıyor. Kendimizden ve yakın çevremizden de gözleyebiliriz bunu. Sadece korkuya dayanmıyor bu dönüşüm; insanlar siyasal hayattan ve kendi deneyimlerinden öğreniyorlar, farkındalık kazanıyorlar. Şimdi sıra, “sana vuran darbe iyi, bana vuran darbe kötü” çifte standardından kurtulmakta. Mağduriyetleri tokuşturmadan herkes için adalet, herkes için özgürlük isteyebilmekte.

Ancak yetmiyor; farkındalık toplumcak içimizi kemiren zihniyete yönelmezse, bir zihniyet devrimi yaşamazsak sadece vesayet el değiştirmiş oluyor. Sürmekte olan darbe davalarını önemsizleştirmeksizin, kişisel ve toplumsal vicdanımızın mahkemesinde tarihimizle yüzleşmemiz gerek. Sağıyla soluyla, Türküyle Kürdüyle, İslamcısıyla Kemalistiyle, askeriyle siviliyle, Ülkücüsü devrimcisiyle, arınmak ve normalleşmek için yüzeysel hesaplaşmalardan çok daha derin bir yüzleşme sürecine ihtiyacımız var. 1915 Ermeni kırımından başlayarak İstiklâl mahkemeleriyle, Dersim’le, 6-7 Eylül’le, sonraki Rum tehcirleriyle, azınlıklar sorunumuzla, sivil yöneticileri idam sehpasına götüren 27 Mayıs’la, Meclis’ten yükselen “üçe üç” çığlıkları arasında Denizleri katleden 12 Mart müdahalesiyle, 12 Eylül’ü hazırlayan gladyo- Ülkücü komando ortak yapımı cinayet ve katliamlarla, 28 Şubat’la, Susurluk’la, Diyarbakır hapishanesiyle, işkencecilerle, sadece askerlerle değil militarizmle, ayrımcılıkla, yaşadığımız ve yaşattığımız bütün mağduriyetlerle yüzleşmemiz gerek.

Yüzleşmeyi başarabilirsek hesaplaşma intikamcılıkla sınırlı kalmaz; darbeler toplumsal vicdanda meşruiyetini yitirirken ardlarındaki zihniyet yeni meşruiyet zırhları kuşanamaz. Belki ağır ve sancılı olacak ama yüzleşmeyi ve intikamcılıktan uzak bir ödeşmeyi başarabileceğimizi umut etmek istiyorum.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Oya BAYDAR'ın kaleme aldığı "Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek" başlıklı makalesi kıyısından köşesinden değinmeye çalıştıklarımızın paralelinde okunabilecek bir fikriyat ihtiva ediyor. Sözün kıymetini bir kere daha belirginleştiriyor. Sayın Oya BAYDAR'ın v T24 internet gazetesi'nin anlayışlarına binaen meramı sayfalarımıza ilintiliyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek - Oya BAYDAR - T24
Türkiye’nin İlk Barış Bakanlığı Kuruldu! -Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Yeni Özgür Politika
Mumia Abu JAMAL: Örgütlen, Örgütlen, Örgütlen - RT / Gerçeğin Günlüğü
Irkçılık Zehiri - Mithat SANCAR - Açık Gazete - Açık Radyo
Niyetiniz T.T.’yi Öldürmek Mi? - Hamdullah KESEN - DİHA - Özgür Gündem
Agos’un 24 Nisan Sözü: Türkiye İçin İdrak Zamanı - Agos
Soykırım Günceldir, ‘Dün’ün Acısı Değil! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Bir Arkadaşım Meseleyi Şöyle Anlatabiliyordu - Ümit KIVANÇ - Taraf - DYH
Cumartesi Anneleri, Ermeni Aydınları ve Çocukları Andı - Emek Dünyası
Hak, Hukuk ve Gündelik Faşizm - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
Barzani ve Zehir Hafiye İdris Naim’i de Dinleyecek - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
RedHack İçişleri'ni Hackledi - Bianet
İdris Naim Şahin: Cilasız AKP - Kadir CANGIZBAY - Birgün
İdris Naim Şahin'le Bir Hafta - Işıl CİNMEN - Bianet
Bakan Şahin ve Domuz Siyaseti - Sıdkı ZİLAN - Haber Diyarbakır
Tanrıkulu: 'Kanım Dondu, Utandım, Burnum Kızardı' - İMC
Bokböcekleri ve Yeni Strateji - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Yaşamın Mimarlarından: Darbeye Dayanıklı ‘Seksenler’ - Şebnem TAN - Özgür Gündem
Pancar Mevsiminde Roboski Tedirginliği - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Beşir Atalay: Demirel 28 Şubat’ın Koordinatörüdür - ANF
Medya Lokomotif Olamaz Vagon Olur Ancak - Ragıp DURAN - ETHA - Apoletli Medya
Yavuz ÖNEN Açıkladı: 'Çevik Bir İşkencecimdi...' - Sesonline
28 Şubat'a Dair Hafızamızı Tazeleyelim - Ali BİLGE - Açık Radyo
Medya Çevik Bir’i Nasıl İmana Getirdi - Demiray ORAL - Taraf - DYH
Hani ‘Vatan, Millet, Sakarya’? - Aliekber PEKTAŞ - Demokrat Haber
MİT’in 1 Mayıs Katliamı Raporunda Açılan Ateşlere Değinilmedi! - T24
Hesaplaşma! - Ahmet YAŞAROĞLU - Evrensel
F Tipi'nde AŞK - Mahmut ALINAK - Radikal 2
Ölül Orucu Değil Barışın Sesi - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Muhataplık Sorunu - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Yeni Anayasadan Kendinizi Koruyun... - Yüksel TAYLAN - Emek Dünyası
İddianame 'HES' Dedirtti - Elçin YILDIRAL - Birgün
Dersim'de OHAL Günlerine Dönüş - ANF
Ayhan Bilgen Röportajı - Ertan KESKİNSOY : İstismar Pozisyonuna Yerleşmek - Post-Express
Köprüler Yıkılıyor Barajlar Çöküyor - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Yeni Anayasa ve Eğitim Sisteminde Çoğulculuk - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Kafamızda Beyaz Emre… Irkçılıkla Da Mücadele Ederiz Biz! - Umur TALU - Habertürk
Pozantı, Sincan, Bu Ceza Bitmez - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Tutuklu Çocuklar Kimin Umurunda? - Batuhan KURTARAN- Biamag
Uykuda Mısın TC? - İnci ERKAN - Jiyan
Bir İddianameden Ayrıntılar - İMC
AKP Yine Terör Estirdi: 62 Gözaltı - ANF
Bakanlıktan “Taşeron Cumhuriyeti” Hazırlığı - Aziz ÇELİK - Birgün
Twitter'ımın Solcusu! - Serdar AKİNAN - Akşam
Adaletsizlik ve Anlamsızlık - Özcan YAMAN - Evrensel
Yüksek Siyaset Çıkmazından Sivil Toplumun Meydanlarına - Kerem ÖKTEN - Agos
Mülk Yurttaşınsa Ferman Devletindir! - Ali Duran TOPUZ - Utay
Müjgan HALİS: “Hâlâ ve İnatla Gazetecilik!” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
La Fontaine’den Türkiyelilere... - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Tamama Kederi - Bülent USTA - Birgün
Doğaya Karşı Irkçılık Suçu - Sezai SARIOĞLU - Özgür Gündem
Nasıl Özgür Tiyatro - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
İskender Pala’nın "Muhafazakârın Sanat Manifestosu"na Zeyl! - Ezel AKAY - Muhalefet
Hovagim SAROYAN - William SAROYAN - Biamag



Sendai Official
Sendai - Process Part 300 via Modyfier
Sendai - Geotape Album Critic By Leica23 via Darkfloor
Anne-James Chaton Official
Anne-James Chaton Décade Official Informative Site
Anne-James Chaton with Alva Noto - Uni Acronym Live At La Gaïté Lyrique - 24.02.2012
Pete Namlook Official
Material Object Official
Pete Namlook & Material Object - Elektronik Album Informative via Fax +49-69-450464
Pete Namlook Röportajı - Sühan GÜRER - Proodos
Kyoka Official
Kyoka Official Page via Twitter
Kyoka - iSH Critic By Matt UNICOMB via Resident Advisor
NHK'Koyxeи / Kouhei Matsunaga Official
NHK'Koyxeи Official
NHK'Koyxeи - Dance Classics Vol.1 Album Review By Paula DAUNT via Eletrica.eu
Oneohtrix Point Never Official
Oneohtrix Point Never's Unreleased Philip Glass Remix By Matthew SCHNIPPER via The Fader
Napolian Official Page via Facebook
Oneohtrix Point Never - Up (Napolian Remix)

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Tate People By Slipsimages via Flickr
Slipsimages Flickr Page

>>>>>Poemé
Ölümüm - Bedros TURYAN

Solgun benizli ölüm meleği
Sınırsız bir gülüşle karşıma dikilse de,
Acılarımla ruhum buhar olup uçsa da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yastığımın ucunda eriyen
Soluk çehreli bir mum
Soğuk ışığını serpse de ah,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Terli alnımla
Taş kesilmiş vücudumu,
Kefene sarıp kara tabuta koysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Acımasız ölüm meleğinin titrek gülüşü
Dokunaklı çanın çalmasıyla,
Tabutum ağır ağır ilerlese de,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yas şarkıları söyleyen insanlar,
Siyah giysileri ve asık suratlarıyla
Tütsü ve dualar yaysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Çukurumu kazıp beni gömseler de
Yasa bürünmüş sevdiklerim
Ağlaşıp ayrılsalarda
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Ama eğer bir köşede
Unutulup giderse mezarım,
Ve hatıram da solarsa,
Ah işte ben o zaman ölürüm.


Kaynakça: Nabukednazar
Bedros TURYAN Analizi - Sarkis ADAM - Hyetert

No comments: