Sunday, April 29, 2012

Deuss Ex Machina # 397 - on koht meiega ei leidnud aga

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_397_--_on koht meiega ei leidnud aga

27 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-ASC-Esper (Space Cadets)
>2<-ASC-Aqualoop (Space Cadets)
>3<-Synkro-Knowledge (Apollo)
>4<-Synkro-Broken Promise (Apollo)
>5<-Lone-Spirals (Feat. Anneka) (R & S Records)
>6<-Lone-Cthulhu (Feat. Machinedrum) (R & S Records)
>7<-Peverelist-Erosions (Livity Sound)
>8<-Peverelist-Salt Water (Livity Sound)
>9<-Blixaboy-Pullman Wreck (Concrete Plastic)
>10<-Blixaboy-Futro City (Concrete Plastic)

on koht meiega ei leidnud aga
(397)

Utanç vesikalarının bunca derli toplu istiflenmiş yığıntısı arasında nefes alabilmek günyüzünün beraberinde getirdiklerine, sonu belirsiz bir labirent formununu alan hayat akışı içerisinde karşılaştıklarımızı enikonu, çekincesiz bir biçimde sual v sorguyu merkeze alıp daha fazla düşünüp taşınarak, laf olsun diye değil basbayağı neler olup bitiyor da haberimiz hep sonradan oluyor, hep sonradan jeton düşüyor kısmına itinayla yaklaşarak bir nebze söz konusu edilebilir. Düşünmenin kolaya kaçılası bir seçenek olmadığının tam tersine bunca bedbinliği birarada sunan bir yapının bileşenlerini çözümleyebilmek için bir fırsat olduğunun altı kalınca çizilmelidir bir kere daha. Durağanlaştırılmış, düzayak belletilmiş bunca tahakküm silsilesinin, laf ebeliğinin mabadında yaşatılanların hepitopu belirli bir zümre için piyangodan çıkan amorti değil hepimizin geleceğini şekillendiren, bütün o yapının muhteviyatını daha da fazla körleştiren, karamsar kıldıran bir unsur olduğunun, öğe haline dönüştürüldüğünden de dem vurulmalıdır. Yorgun düşürüldükçe bu heyhulanın beher anında sığınılacak, daha fenalarının emrimize amade şekilde tutulmasından yola çıkınız da yıllar yılıdır süregiden hengame dizininin yeni halkaları olarak lanse edilen, değerlendirilen fırsatını bulduk ne güzel bir de lafımızı şöyle çakalım ki alem kabadayı görsün, masaya yumruğunu koyanı iyice bellesin ki korkularından adım atamasınlar diye çeşitlerden oluşturulan aranjmanlarla demokrasi dediğimizin nasıl da kadük bırakıldığının ön tahlili gerçekleştirilebilir.

Defaatle yinlenenmeye doyulmayanın baskıcılığının tepeden aşağıya uygulanan bir yöntem olduğunun v bundan hala bir getiri sağlanabileceğinin, üstünlük taslanabileceği kısasının meydana çıkartılmasıdır. Çıkartılabilirliğidir. Gelip de vardığımız nokta her haftasında başkaca bi'pejmürdeliği artık bu kadarının da fazla olduğunu ilan etmeye çalıştığımız zincirleme hamlelerin birbirinin peşisıra sunumlandırıyorsa v kitlelerden bariz bir biçimde karşılığı olan tepkimeyi edinemiyorsa, bir şekilde engelleniyorsa bütün tepkimeler hep birlikte bu gayya kuyusunun hangi alt dönemeçlerinde dehlizlerinin diplerinde mahpus kılındığımızı idrak etmeliyiz. İş işten geçmeksizin bir an evvelinden. Dün solcu olarak atfedilmenin, tanımlanmanın bir çok sorunu da beraberinde getirdiği bir cenahtı burası bugün de eskilerinin önyargılarını aratmayan yeni şartlanmışlıkların görünürlüğünün arttırıldığı bir cenah burası. Dün alevi-kızılbaş olmanın, kürt olmanın, ermeni olmanın, êzidi olmanın, yahudi olmanın, süryâni olmanın her ne olursanız olun önce insan olduğunuzun idrak edilmesi gerekliliğinin üzerinin kalınca çizildiği bir yerdi burası bugün ondan farklısının değil daha azaplı günlerin bizi beklediğinin davulla zurnayla duyurulduğu bir satıh buraları. Cenahın dört bir yanında hep aynı tornadan yeknesak makam ile kestirilip, biçimlendirilmiş olan "nefret söyleminin" sözümona engelleyici aslında yine yeni yeniden ayrıştırıcı örneklerinin altına imzaların çatır çatır atıldığı, müsamerelerin sergilenebildiği bir cinnet-ül arz sahanlığı burası.

Başı sonu kestirilmeden ortaya karışık kabilinden yola çıkılan seslendirmelerin, içimizden bugün de bir başkasını ötekileştirdik hele bir soru sorun niye diye bıyık altından gülünen, ama neticede komikliği zerrece kalmayacak neticelerle tanıştıran daimi alaycıl yaklaşımların sunumlandırılabildiği, düşüncenin tam da zırt dediği noktada onların ben bilmem devletlum, kara kitap, mavi kitap, o kitap bu kitap bilirlere sahip çıkmaya doyamadıklarını tekrarı ile karşı karşıya kalınan bir yurt burası. Doluya boşa laf ebeliği, netice sıfıra sıfır elde var sıfır pratiğinin bi'başka vesikası. Denkleştirmeye çalıştığımız ötekileştirmelerin denk getirildiği her zaman diliminde bir başka tahakküme yol vermesinin ha o ikide bir dile dolandırılıp durulan ileri demokrasinin içerisinde koşar adım bir ileri iki ileri gidiyoruz cancağazım yaklaşımın ne kadar uyduruk bir önerme halini ihtiva ettiğinin aynalayıcısıdır. Dün yok sayılanların, bir küfre, bir mesnetsizliğe anında iliştirilenlerin bugün için de karşılacaklarının hemen hiçbir farkının olmayacağının ilanen tebliğidir söz konusu edilip, lafın sonunu bağlamaya çalıştığımız. Bilgisayar sistemleri şifrelerinin 123456 olduğunu Redhack sayesinde öğrendiğimizden bu yana, ısrarla, körlükle ama öyle ama böyle bir şekilde devamlılığını sürdürdükleri, dayatmaya, nakletmeye doyamadıkları betimlemelerinin başlangıcı 'nato kafa nato mermer' bakışımlarının şifresi ne ayaktır vesselam.

Yıllardır çözülemeyen, tam çözümlenecek gibi olduğunda da bambaşka bir kördüğüm haline evrilen o sistem sistem diye ısrar ettiklerinin, kabak gibi önümüze serdiği gerçekliğin nasıl şekillendirildiğini, nasıl dönüştürülüp kendilerine yontulduğunun cevabı nicedir ey ahali!. Bundan gocunmayan takla attırıp, bıyık seven mihmandarların, tören vesayetini kaldıralım derken başka pejmürdeliklerin altını bir an evvel dolduralım da nasıl olursa olsun orasına sonra bakarız tosuncuklarının, kanaat önderiyim diye gezinip duran baş vezirin olur olmadık her sekansa ideolojik, ayrıştırıcı, hede hödö diye tutturup durduklarının yanı başında kendi yurdu söz konusu olduğunda sağırlığının, kayıtsızlığının daimiliğini bir karede denk getirdiğinizde demek istediğimiz sanırız daha anlamlı olacaktır. Vavelyalar arasında şekillendirilen, sırtından dipçik eksik edilmeyen her durumda fikirlerini önemsiyoruz, milletimizin vicdanı diye şiar edinilmesine atfedilmesine karşın işine gelmeyen en ufak bir önermeyi işitmeye dahi müdanasız alerjisi bulunanların oluşturabilecekleri medeniyet eşiği ulaşabileceği evrensel değerlerin ederi ne kadarlık, ömrü kaç zamanlıktır? Zemini oluştuğunda tahakkümün daha fenasını sergilemekten bir an olsun çekinmeyenlerin, her yolun başında ama v fakatlarla ama illa v billa bir şeyleri önemsiyoruz onun için bu kadar didişip duruyoruz bakışımlarının altında yatan sebeplerinin başında insandan hala korkulmasının yatıyor olduğu bir gerçeklik değil midir?

Hala farkına varılmamış, farkedilmemiş midir? Bunca hezayanın birdenbire afaki bir rastlantısallık içerisinde değil de neredeyse milimi milimine birbirine denk getirilmesi de mi bazı şeylere uyanmak için kafi gelmemektedir. Yurt dediğini manidar kılacak onun içerisinde yaşadığını, soluk alıp verdiğini anlamlı kılacak şey belirli gün v haftalarda sulu sepken şakalarına maruz kaldıklarımızın olurları, yol vermeleriyle oluşturulan sahte cennetlere kanıp hık, gık demeksizin oyunun kuralına (bunca dayatmaya) riayet göstermek midir? Birbirimizin dilini asla çözemediğimiz, meramını hiç anlamadığımız, ilişmeye tenezzül etmediğimiz, ucu bana dokunmuyor yesinler birbirlerini negzel figüranları kontenjanına katılım gösterildiği müddetçe bugünden daha ehvene ulaşmak ciddi ciddi bir ütopya değil midir? Bugünün sathını oluşturan muktedirlik bakış açısının dayatımlarının hem de göstere göstere yapıp ettiklerinin hesap sorulabilirliği bahsine sıra gelebilecek midir? Yoksa onu da mı nadasa terk etmiş durumdayız, halimiz nasıl, gidişatımız nereyedir!. Bilgilenmek bir yana avazı yettiğinin elverdiği kadarıyla bağrış, çağrışlarla bir şeylerin dönüştürülebilirliğinden dem vuran bu zeminin yok saydıklarından bahis açılamıyor olması esas kıyamet kadar vahimdir, vehametini korumaktadır. Anlamak için çaba sarf edene... açıktır.

Elitler, marjinaller, üst tabakalar, şunlar bunlar diye ısrar v inatla atfedilen, durup durup bu ülkenin gerçek, hakiki, en öz çocukları olduklarının karşılığını kanıtlayabilmek için tevatürlere girişenlerin karşısında tam da lazımgelen uykudan uyanmak, safları sıklaştırmak, boşa kıraatin değil sonuca götürecek hakikati şekillendirmek için yanyana durmak ne zaman mümkün olacaktır. Ne zaman... Belleksizleştirilen, önüne ne sunulursa ona tamah etmekten, itinayla sahiplenmekten, sorgulamaya gerek duymaksızın içselleştirilen, bütün parçalarının darmaduman edilmesinin el çabukluğuyla sağlanabildiğini yineleyen bu sistemde bütün taşlar yerli yerideymiş, intibasına sıkısıkıya lehimlenen, buradan da hareketle bu sahanlığın körleşip, sağırlaşmasına enikonu duyarsızlığı tescillenen bir ahvalin kıraatine değinmek istiyoruz. Sözlük anlamı okumak dışında veya paralelinde değerlendirilebilecek bir edim olarak değerlendirip yola çıkarak bir kaç tümce eklemek istiyoruz. Kıraat edilenlerin gerekliliğini değil vakit dolgusu, zaman öğütücü, belleksizleştirmenin sacayaklarından birisi olan lafazanlıpın bunca boş sözün nasıl da itinayla zihinleri donatarak, bilinçlenmek bir yana insanları daha fazla ayrıştırabilmek, korkunun varlığını düzayak, yanıbaşımıza konumlandırmalar sahici kılındığından, düşüncenin varlığının bütün tahakküm olgusunun, gerçekliğinin önünde duran en büyük çekinceyi tanımlandırdığından dem vurmak istiyoruz.

Altı kalınca çizilen beyanatların, pek çok farklı alanda, değişken zaman akışlarında yinelenmekten kaçınılmayan aba altından sopa sallamaların, babacan görünümlü uyaranların altında saklı duran hiddetli sahiplenişlerin varlığının tüm bir ulusun, yaşayan bütün bireylerin zihinlerindeki amaları, acabaları gidermesi bir yana, bunca çoğaltarak içinden çıkılamaz, başedilemez olarak değerlendirmesi v buna mukabil olarak yapılıp edilegelenleri sorgusuz, sualsiz olur belleyip, kabul görmesinin yollarında ortaya çıkartılanlaradır meramımız. Dur durak bilmeyen öfke sakil bir biçimlendirmeden daha fazlası olan otokratik dayatımlarla, toplumun öncülü olması bir yana toplumu has sahibi olduğu masalına fazlasıyla kendini kaptırıp koyverenlerin bezirganlıklarının paralelinde şekillendirilen kıraat duyumsamayı, önemsemeyi görebilmeyi değil tam tersine kafayı daha çok kumun ta derinlere gömmeyi tavsiye etmektedir. Hemen hiçbir faydası dokunmayacak olsa da bu tarz bir itimatın, yalancı dolmaların atbaşı gittiği bu güncelliğin getirmiş olduklarında korunma edimini de beraberinde getireceğine, böylesi bir çıkarsamayı getirebileceğine itimat edilmesi beklentilenmektedir. Tavsiye okunan dokunup yanmaktansa, tecrite uğrayıp mahpus edilmektense, sorgusuz, sualsiz, iddiasız, müdanasız soyut yakıştırmalarla hayatı prangalatmaktansa, bu devranın içerisinde, bütün bu hengamenin ortasında ne denk getirilmişse onun hattından çok çıkmayıp, alarm zillerini harekete geçirmemek olduğunun ön tanımı gerçekleştirilir.

Kısacası susmak bir yaşama biçimi olarak, belleksizleşmek varlığını bir şekilde korumak olarak tanımlandırılır. İş bu cenahın açmazları bunca pejmürdeliği üç dakikalık bir izlencelik haline dönüştürme gayretinin yanında hızını alamayıp takla at da ne kadar sevindiğini göreyim gibi düzeyi çoktandır belirgin olan bir sahipliliğe, sahipleniş biçimine itinayla kölelik etmek tavsiye olunur, havale edilir. Yaftaların çoğulculuğunda bunca bariz ayrıştırmanın seslendirilmesi, uygulanması söz konusuyken hala neden sorusunun sorulmasının gereksiz bir eylem geriye kalan tüm bu örneklerdeki gibi tahakkümlerin milletin iradesi, tecellisi, olduğunun da özetleyicisi bir biçimde sonsözü olarak o kıraatin içine zerk edilir. Kala kala bir başına, döne döne başlangıç noktasından bir kuple bile ilerisini göremeyecek olanlar için gelsin havanda su dövmeler, gitsin sathı, memleketi bu akşam da böyle yapalım da kurtaralımlar ha evet o ikisinin arasında da hayata tutunma mücadelesini, maskaralığın daniskasından hallice yarışma diye sunuluveren müsamereler, dizi dizi seremoni, ortaoyunları. Bu ahvalin önceliklerinin değil işaret edilen, seçilmiş, bilinmesine özellikle çabalanılan, toplumsal dönüşümü fay kırıklarını daha da derinleştirmek, iki yakasının asla bir araya getirmeyecek hamleler. Öncelik değil avaz avaz çığırtkanlıkla suskunlaştırılmaya çalışılan, nefsi aklı hep bir gıdım geri plana iten önerme görünümlü saçmalar, saçmalamalar kıraatin, hasbıhalin tüm bileşenlerini taşlarını yerinden oynatır.

Geriye ben bilmem devletlum bilir tavrının hemen hiç ironiye yer bıraktırmayacak tevatürleri, sahiplenişliği tebelleş edilir. Tortu çözümlemeyi değil sorgusuzluğu tavsiye ederken dar alana iyice kıstırılan her bir birey için aşılması kolay görünen briketler birer duvar haline dönüştürülür. Yedi gün yirmi dört saat kameralarla seyredilen, gerektiğinde müdahale etmenin son derece normal olarak öne sürüldüğü bbir cenah ortaya çıkartılır. Özgürlük dediğinizin bir kuş kafesi sahanlığı olduğunu anladığınızda ise iş işten çoktan geçmiştir. Tepkimelerin geçersizleşmesinin, geçersiz bir önerme haline dönüştürülebilirliğinin anahtarları, kilit belirleyicileri o raddede devreye girmiştir. Devreye sokulan hamleler dizisi bugünün kasvetinden arta kalanlar ile yarınlarımızı da şekillendirmeye, adı bir türlü konulamayan yüzleşme, hesaplaşma, barışma, kucaklaşma vs'nin nasıl önüne her defasında bir kere daha alındığını, mani olunduğunu muştulayacaktır. Bir yerlerden başlanacaksa hatırlanmaya, bir yerinden tutulacaksa hayata ket vuranların, ölümleri kutsal atfedip, umarsızca kıyamın, tehcirin, tecritin mahpuslukların sorumlarıyla yüzleşmeye, bir yerinden girişilecekse bu toprağın birlikteliğinin, yanyanalığının altına dinamitleri göstere göstere yerleştirip, zamanlaması, zaman ayarlamasını gerçekleştirenlerden hesap sorulacaksa, başlanacaksa bir yerinden demokrat görünümlü yerine göre tatlı su muhafazakarı, yerine göre liberal olup idin gereklerini değil, şartların getirdiklerine ve kazanımlarına göre vicdan kantarınının dengesini belirleyenlerden, bütün bir ulusun yaşayanların dillerine bir şekilde zerk edilmiş olan hep aynı nefret, kindarlık v düşmanlar edebiyatının turnusol kağıdı ile donatanlarından, eyleyenlerinden, kaybedilen zamanın telafisi istenecekse daha fazla düşünüp taşınarak bir gün tek, bir gün binlerle haykırarak, seslendirerek, anlatarak söz konusu edilebilir.

Bir gün tek bir gün binlerle sokağa çıkarak, kabul ettirilmeye çabalanılanların, tahakkümlerin v ötesinde belirleyiciliğini korumakta olan kindarlıkların terbiyesiyle servis edilmiş olan maskaralıkların tümünden bir yanıt beklenecekse, neden bunların reva görüldüğünü karşılığı olarak gım gım, gak guk değil tastamam, dosdoğru bir yanıt için tek ses olabilmenin, yaftalayışların, itişme v çekişmelerin içimizde vuku bulmasının şimdi değil, muktedir erk-iktidardan gerekli olanları işitip, sonuca gittikten sonra mümkün olabileceğinin, tartışılabileceğinin idrakıyla başlanacaktır. Havanda su dövülmesinin, günü birlik belirli güzergahlarda yürüyüşlerin, nümayişlerin tam da erkin istediği bir biçimde cereyan eden toplaşma, sunum v gösterilerin içerisinde simgelenen şeylerden, bir atasporu olarak muhaliflikten değil, taşın altına elini koymayı bu seferinde, amasız, fakatsız dos doğru yanyana durarak sağlanabileceğinin altı kalınca çizilmelidir. Birilerinin acısı başkalarında zerrece yer edinmiyorsa, birilerinin başlarından eksik olmayan giyotini timsal, tahakküm evrelerinin yol verdikleri bir anlığına bile düşündürtmüyorsa, birilerinin yıllar yılıdır çektikleri, yük edindikleri, öyelisi olma halini, canımlı cicimli ama her an kapının önüne konulabilirliği saklı kalmak koşuluyla muhafaza eden bir mozaik öğesi, afedersiniz x kardeşlerimle tasvir edilebiliyorsa geçiştiriliyorsa bu toprakların yaşayanları, insanlar şapkalarını önlerine alıp düşünmelidir bütün bu hengamenin sonucunda yol nereye götürecektir hepimizi diye?

Tutturulan yolun kazanımlardan çok eldekini de heder ettirdiğini, bir an olsun unutmadan, unutturmadan müsait olunan zaman aralıklarında sıkış, tepiş denk getirilen uyaranların bir yol göstericiden çok içinden çıkılamayacak yeni labirentler ortaya çıkarttığını hemen hiç akıldan çıkartmadan, bütün bu pespayeliğin tam da bataklığa dönüştürülmeye ramak kaldığını hemen hiç yoksaymadan. Birbirimize anlattıklarımızın, birbirimizle paylaştıklarımızın birer tabu, konuşulması men edilmiş, bahsi açılmasının yasaklanmış şeyler olmadığını bilip, idrak ederek gelecek olan günlerin, vavelyaların değil insana dair olanı daha fazla seslendirerek, örnekleyerek, göstererek, duyumsatarak söz konusu edilebileceğine sabat ederek, o noktadan yola çıkarak mümkün olabilecektir. Beklentilerin, icazet alınmış örneklerin doğrultusunda hasbelkader şekillendirilmediği, acı v felaketin bunca dip dibeliğinde hala inatla ayrıştırmaların başkaça evrelerinin serpiştirilip büyütülmediği, soluk almaksızın taramalı tüfek gibi aynı tornadan basmakalıp vecizlerin arasında ama onlar x, bunlar y, şunlar z diye hedef gösterip, bi'tabii ki onlar hain, hançerleyen, işbirlikçi, bölücü, ayrıştırıcı gibi tepkimelerin nihayetinde yadsınabildiği bir ülkede konuşmak bir şeylere benzeyecektir. Hasbıhal edilecek şeylerin bir anlamı olacaktır.

İdrak edilmesi gerekli olan kurtuluş denilenin asla bir başına olmadığıdır. Bu bataklık haline dönüştürülen her defasında daha da pis kokuların iyice yayılmasını sağlayan, genelleştiren, günceye dahil eden muktedirliğin yanılgılarına karşın ses verebilmenin bir anlık değil ömürlük bir maraton olduğu yinelenesidir. Bayrak, bir nesilden diğerine devredilirken hesap sorulabilirliğin elbette, küçümsenen, önemsenmeyen, hakir görülüp ötekileştirilenlere de denk geleceği bir gün bellidir. Belirgindir. Ayrışımın toptan bir zihniyetle sunulageldiği hemen herkesin istim üstünde tutulmasının, devletu alinin bir geleneği haline dönüştürüldüğü, baharın ölümlere kapısını aralattığı, emeğin modern zamanların kölelik biçimlerinden bir diğerini tahayyül ettiği, kadın sorunları denilince yarım ağız pozitif ayrıştırmanın nasıl manidar bir tiyatroya çevrildiğinin belirginleştirildiği, adalet denilegelenin mutlak gelen günle değil de başkaca hesap kitaplarla göre şekillendirilebildiği, öğrenci olmanın tepkime yerine sistem çarklarına birebir uyum sağlayacak yedek parça üretimi olarak kanıksandığı, vekilliğin tam da halkın ihtiyaç duyduklarının tersine, tersi istikamette tahakkümü, ölümü, yok edişi, höt zötü, hiddet arsızlığını bir arada sunmaya devamlılık gösterdiği bir evrede susmak değil haykırmak lazım gelmektedir. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner, hesap verilmeyen şeylerin, bunca fenalığın nedenleri için yanıt istenir. Çekincesiz, dolambaçsız...
1 Mayıs Emek v Mücadele Bayramınız kutlu olsun...

>>>>>Bildirgeç
Yeni Türkiye'yi Yaratmak - Hüseyin ALİ*

Türkiye’de Kürt halkıyla demokrasi güçleri birlikte mücadele vermezlerse mevcut zihniyetle Türkiye’de sorunlar çözülemez. Çünkü Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bir otoriter zihniyet gidiyor, diğeri geliyor. Kürt halkını yeni koşullarda siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sistemi içinde tutmak için gerici ve baskıcı politika benimseniyor. AKP’nin geldiği nokta bunu ifade ediyor.
Siyasal İslam sistem içine alınınca AKP için demokrasi sorunu bitmiştir. Devlet içine alınması Kürtlerin özgürlük mücadelesini ezme karşılığında olunca siyasal İslam’ın bundan sonraki karakteri de belirlenmiş oldu. Türkiye’de demokrasi mücadelesi Kürt halkının, sol demokratların, etnik ve dinsel toplulukların varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesi olarak aciliyetini korumaktadır. Kuşkusuz bir kısım İslamcı çevrenin de hala demokrasi ve özgürlük sorunu vardır. Ancak mevcut ana akımlar için bu sorun gündemden çıkmıştır. Onların sorunu ve kaygısı artık devlet içinde yerlerini sağlamlaştırmaktır. Bu nedenle de gelinen aşamada esas hedefleri de Kürt Özgürlük Mücadelesi ve demokrasi güçleri olmuştur. Her ne kadar klasik iktidar blokları ile belirli sorunlar yaşasalar da bunlar daha çok klasik iktidar blok artıklarıdır. Klasik iktidar blokları esasında Siyasal İslam’la uzlaşarak “yeni Türkiye’de” bunların etkin olmasına razı olmuşlardır. Çünkü onlar NATO ve ABD’den besleniyorlardı. NATO ve ABD ise eski klasik blokların ihtiyaçlarını karşılamadığını görüp siyasal İslamcıların sistem içine alındığı yeni iktidar bloklarını esas almaktadır.
ABD ve NATO’nun öngördüğü “Yeni Türkiye” de demokratik karakterde değildir. Sistemin ihtiyacı nedeniyle kimi yumuşamalar istense de, bu Türkiye’nin sorunlarını çözmekten uzaktır. Bunun en somut ifadesi Kürt sorunudur. Bireysel haklar temelinde Kürt sorununun çözümünün ele alınması kültürel soykırım sistemini yeni bir biçime kavuşturmaktan başka bir anlam taşımıyor.
Türkiye’de demokrasi sorununu mevcut sistemden zarar görenler çözebilir. Emekçiler, Kürtler, etnik ve dinsel topluluklar, özgür düşünce ortamına ihtiyaç duyar. Aydınlar, sanatçılar ancak derin demokrasi ve genişletilmiş özgürlük ortamında kendilerini ifade edip yaratıcılıklarını ortaya koyabilirler. Kadınlar, baskı ve sömürü ortamında nefes alamayan gençler, Türkiye’ye gerçek demokrasiyi getirme mücadelesi verebilirler.
1 Mayıs ruhu, tam da bu demokrasi ve özgürlük isteyenlerin ruhudur. 1 Mayıs, emekçilerin ve ezilenlerin dayanışma, mücadele ve özgür yaşam özlemlerini yükselttikleri gündür. Kuşkusuz ezilenlerin demokrasi ve özgürlük özlemi ve mücadelesi her zaman olmuştur. İnsanların toplumsallığını koruması bile bir demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Ancak son 125 yıldır 1 Mayıs ruhu ve bilinciyle bu mücadele hem toplumsal temeline hem de gerçek programına ulaşmıştır. Bu yönüyle 1 Mayıs hem özgürlük ve demokrasinin programı, hem de dayandığı toplumsal temelin somutlaştığı gündür. “Özgürlük ve demokrasi güçlerinin hedefi ne olmalıdır, bu hedef hangi toplumsal güçlerle yürümelidir” denilirse, 1 Mayıs tarihine, ruhuna ve bilincine bakılmalıdır.
Gerçek demokrasi de, gerçek özgürlük de, gerçek sosyalizm de, gerçek barış ve kardeşlik de, adalet ve eşitlik de 1 Mayıs ruhunda vardır. Bu ruhun, tarihin, bilincin dışındaki demokrasi de, özgürlük de, sosyalizm de, barış da, kardeşlik de, adalet de, eşitlik de eksiktir, yanlıştır. Kuşkusuz birçok düşünce, inanç ve dinde de bu değerler vardır. Ancak en kapsamlı haliyle 1 Mayıs’ta somutlaşır. Bu nedenle din-ırk farkı gözetmeksizin milyonlar, milyarlar bu ruh etrafında duygularını, taleplerini, yeni dünya özlemlerini dile getirmektedirler. İnsanlığın da, ezilenlerin de, emekçilerin de kurtuluşu ve özgürlüğü 1 Mayıs ruhunda vardır.
1 Mayıs’ı sadece emekçilerin dayanışma günü olarak görmek yanlıştır. 1 Mayıs; emekçilerin temiz, çıkarsız, adaletli duygularında tüm dünya sorunlarına çözüm getirecek ruh ve bilinç olarak görülmelidir. Bu ruhta Kürtler de, başka ezilen topluluklar da, kadınlar da, gençler de kendi sorunlarına çözüm zihniyetini ve zeminini bulabilirler.
Bu nedenle bu 1 Mayıs’ta Türkiye ve Kürdistan’da başta Kürtler, emekçiler olmak üzere tüm demokrasi ve özgürlük sorunu olanların buluşması gerekiyor. Türkiye ancak 1 Mayıs ruhuyla sorunlarını çözebilir. 1 Mayıs, çıkar çevreleri dışında, Kürtler başta olmak üzere tüm Türkiye halklarının buluşacağı ve sorunlarına çözüm bulacağı bir platformdur. Her ne kadar sistem, bürokrat sendikacılarla bu ruhu bozmaya, bu ruhu özünden koparmaya çalışsa da bu başarılmayacak bir iştir. Reel sosyalizm yıkılmış, her türlü silaha sahip olan reel sosyalist devletler kaybetmiş ama 1 Mayıs ruhu, 1 Mayıs’ın demokrasi, özgürlük ve sosyalizm anlayışı yıkılamamıştır. Çünkü demokrasiyi de özgürlük ve sosyalizmi de her zaman gerçek anlamda 1 Mayıs alanları, ruhu ve bilinci temsil etmiştir.
Kim özgürlük istiyorsa, Allah’ın ipine sarılır gibi 1 Mayıs ruhu ve bilincine sarılmalıdır. Türkiye gibi demokrasi sorununun yakıcı olduğu bir ülkede bu zamanda Kürtler, emekçiler, kadınlar, gençler, ezilenler, etnik ve dinsel topluluklar 1 Mayıs alanlarını doldurarak gerçek demokrasi, özgürlük ve sosyalizm alternatifini gözler önüne sermelidirler.
Bu duygu ve heyecanla herkese “Haydi, 1 Mayıs Alanlarına!” diyoruz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Hüseyin ALİ'nin Yeni Özgür Politika Gazetesi'nde yayınlanmış olan Yeni Türkiye başlıklı makalesi, meramımız dahilinde denkleştirmeye çalıştıklarımızın devamlılığında okunası bir makaleyi oluşturmakta. Yazarın ve Gazetenin anlayışlarına binaen metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Yeni Türkiye'yi Yaratmak - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
Tabular Yıkıldıkça - Hrant DİNK - Birgün / Muhalefet.org
97 Yıl Sonra Ayaş Yolunda - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
... - Hafif Abi - Görme Biçimleri
'1915'te Ermenilere Ne Oldu' Yerine 'Türklere Ne Olduğu' Sorulmalı - Agos
Hayko BAĞDAT: "Bu Sadece Ermenilerle Değil, Türkiye'deki Herkesle İlgili Bir Konu" - Marksist.org
Peki, Bize Ne Oldu? - Aydın ENGİN - T24
Der Zor Yolunda Ölmek - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel
BDP'den 24 Nisan İçin 'Ulusal Yas' Teklifi - Radikal
24 Nisan - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Ferhat Tunç'un Dêrsim Ağıtları - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
İnsanlığın Asil Cesareti - Umur TALU - Habertürk
Grandma's Tattoos - Suzanne KHARDALIAN For Witness On Al Jazeera
97 Yıldır Teslim Oluyorlar Yetmedi Mi? - Burak COP - T24
24 Nisan, ‘Türk Tezi’ ve Aymazlık - Berat ÖZİPEK - Star
Tarifi Kabil Olmayan Bir Kederin Tarihi: 24 Nisan 1915 - Ülkühan ZEKİOĞLU - Jiyan
Vatandaş ‘İç Tehdit’ Olursa... - İbrahim G. AÇIKYER - ANF
'1980'den 2011'e Sürüyor İşkence' - ETHA
600. Gününde Keyfi Tutukluluklar Son Bulsun - Halit ELÇİ - Özgür Gündem
İnsan Hakları Komisyonunun Görevi - A. Murat EREN - Bianet
Zeynep Altıok AKATLI: Aziz Nesin'i Suçlamak Katliamı Meşrulaştırmaktır - Hülya KARABAĞLI - T24 - Emek Dünyası
120. Gününde Roboski Konuşuldu - ANF
İnkâr... Nefret... Şiddet... - Kemal BÜLBÜL - Özgür Gündem
Politika, Politikacı ve Vefa! - Şeyhmus DİKEN - Köxüz
İdris Naim Şahin Durdurulamıyor - Yeşil Gazete
Geert ve İdris: Bir Madalyonun İki Yüzü - Mehveş EVİN - Milliyet
Devletin Yüzsüz Maskeleri - Dilşah KOCAKAYA - Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi - Özgür Gündem
Samast'ın "Örgüt"ü "Ergenekon"dan Mı Çıkacak? - Bianet
23 Nisan ve O... Çocukları Meselesi - Yaşar GÜLEN - Haber Diyarbakır
23 Nisan Tüm Dünya Çocuklarının Bayramı Değil… - Dilgeş ASLAN - Jiyan
1 Mayıs 2012 - Çağrılar - Bildiriler - Sendika.org
Aksi İstikamet - Bülent USTA - Birgün
Kafasına Dipçikle Vurduğumuz Çocuk - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Uslu ve Ağar’ı Üzmeyin, Ayıptır...!!! - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
'12 Eylül Belgesi' Çıkmadı - İMC
Bir Afiş As, Bir Slogan At, 9 Ay Hapis Yat! - Hasan CEMAL - Milliyet
5 Öğrenciye 79 Yıl Hapis Cezası - ANF
Bizim Sokaklarımıza Da T.T. - Füsun ERDOĞAN - Bianet
Toplam Eğitim Kalitemiz; YGS - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
4+4+4 İçin ‘Pardon’ Diyemezsin - Ecem Kurumsuz ÜNAL - Habervesaire
Genç Sen Üyeleri Formasyon Hakkı İçin Kendilerini Zincirledi - ETHA
RedHack'in Lideri 'Şirin Baba' Çıktı! - Serkan OCAK - Radikal
RedHack Saldırdı, TTNet Fişi Çekti - Sendika.org
Bu Ne Biçim ‘Hack’aye Böyle? - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
Hacktivizm - Özgür UÇKAN - BT Haber
Bölgede Hava Durumu - İrfan AKTAN - Express
Hangi Şartlar Değişti ? - Gülseren YOLERİ - Emek Dünyası
AKP Ne Demokrat E - Medeni FERHO - Yeni Özgür Politika
Erdoğan'ın Listesi - Özgür Gündem
Yorulmayın Bülent Bey, Yasaklayın Gitsin - Ümit KIVANÇ - Taraf / DYH
Biraz Ar, Edep ve Terbiye - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Mine SÖĞÜT: Yüzleşme Sert Olmalı - Arzu DEMİR - ANF
Dört Ülke, Bir Yaşam... - Gülistan UTKUN - Yeni Özgür Politika
KESK’ten Ahmet İnsel ve DSİP’e Yanıt: Haddinizi Bilin! - Sol Defter
(çalışma yasaları konusunda) kurumsal mızmızlanmanın kısa tarihi. - Friendfeed Kollektifi
Liberallerin Depresif Halleri Üzerine - Bülent DANIŞOĞLU - Bianet
Meds Yeghern - Orhan ALKAYA - T24

ASC Official
ASC Kana Broadcast 027 / Interview via Okkana.com
ASC - TMA-1 EP Review Jack SMITH via Urban Essence
Synkro Official Artist Page via Facebook
Synkro vs. Indigo On The Floor! - Live At Deadly Rhythm, Plan B, London via RBMA Radio
Synkro - Broken Promise EP Review By John DAWSON via Inverted Audio
Lone Official Artist Page via Facebook
Lone - Galaxy Garden (Album Stream) via The Line Of Best Fit
Lone - RSMIX002 via R & S Records Soundcloud Page
Peverelist Official Artist Page via Facebook
Peverelist Artist Page via Soundcloud
Peverelist - Livity Sound Showcase 30 Minute Mix For BBC Radio 1 Official Download
Blixaboy / Astroblaque Official
Blixaboy Artist Page via Concrete Plastic
Blixaboy On Big Up Podcast # 36 via The Big Up Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
One Tree By Darren WILKIN via Flickr Page
Darren WILKIN's Flickr Page

>>>>>Poemé
İnsan ve Deniz - Charles  BAUDELAIRE

Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.

Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;
Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin
Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,
O azgın, o vahşi haykırışında denizin.

Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.
Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin;
Sırlarınız daima, daima içinizde;
Ey deniz, nerde senin o iç hazinelerin?

Ama işte gene de binlerce yıldan beri
Cenkleşir durursunuz, duymadan acı, keder;
Ne kadar seversiniz çırpınmayı, ölmeyi,
Ey hırslarına gem vurulamayan kardeşler!

Çeviri: Orhan Veli KANIK

Kaynakça: Şiir

No comments: