Sunday, May 13, 2012

Deuss Ex Machina # 399 - tanımsız 2.0

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_399_--_tanımsız 2.0

7 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Vatican Shadow-Gunmen With Silencer (Blackest Ever Black)
>2<-Vatican Shadow-Cairo Sword Unsheathed (Blackest Ever Black)
>3<-Master Margherita-Red Gauze (Casalinga Production)
>4<-Master Margherita-Gauze Sudan (Casalinga Production)
>5<-Anthony Drawn-A Beautiful Fragile Balance (Sichtexot)
>6<-Anthony Drawn-Far Frome Home (Sichtexot)
>7<-ASC & Synkro-Sacred Moments (Auxillary)
>8<-ASC & Synkro-Borderline (Auxillary)
>9<-Korablove-Nothing To Say (Feat. Ryba)
>10<-Korablove-Spirit Of An Age (Feat. Ed Vertov)
>11<-Quantec-Unplumbed Depth
>12<-Quantec-1000 Vacuum Tubes (Live Extract)

tanımsız 2.0
(399)

Gerçeğin ne olduğunu imlemeye çalışıyor, gerçeklik diye sunulup, servis edilenlerin nasıl ince elenip sık dokunmuş, al gülüm ver gülümlerle tadil edilip aynı tas aynı hamam şekillendirmelerden, harçlardan tam da o öbekte belirginleştirilmiş olan bilmiyoruz bir halt ama yapıyoruz işte bir şeyler gailesiyle türetilen, istiflenen bir pratik olduğu gün be gün bu satıhda karşılığını buluyor. Gerçek olanın nasıl sündürülüp, uğraş didiş bir biçimde tanımlanamaz, anlamlandırılamaz hale dönüştürülmesinin, vavelya katarında sıralı inci gibi dizilen vecizlerin daim olduğu üzere hayalleri yıkmak söz konusu edildiğinde atikliğini, dakikliğini hemencecik devreye sokulan bir unsur haline dönüştürülmesini anlamlı bir biçimde bütünleştiren bir yapı ortaya çıkar. Konuşmak bir yana seslerini duymak, dertlerini duyumsamak, hissiyatı paylaşmak, olmaz denilegelenleri nasıl olur yolunun tesis edilebildiğini fark ettirebilmenin en azından hala insani vicdani olanın gereksinimlerini yerine getirebilmenin ne kadar üzerine titrenilesi bir edim olduğunu v bu durumun neredeyse tastamam lime lime edilmeye gayret edildiğini idrak ettirecektir. Kolay değildir bu satıhda ne olduğunuzun, hangi sıkıntılara göğüs gererek, mecburiyetine katlanarak bu cümbür cinnet aleminde ayakta kalmaya çalışıyor en azından hayat akışında varlığınızı korumaya gayret ediyor oluşunuzu anlamlandırabilmek.

Kolay değildir bunca izdiham halinde, kuru kuruya lafazanlıkların, hiddeti kestirmeksizin manşetlenen söylemlerin ortalığa yaygınlaştırılmasının neticesinde sokakta yaşayabilmenin, soluk alabilmenin zorlu bir tecrübe haline devindiğini idrak edebilmek. Kolay değildir kimci, neci, olduğunuzun değil insan olduğunuzun vesikasını kenara kıyıya terk edip, tek bir hattın, daha önceden belirlenmiş bir sathın v görüşün sahanlığına ne kadar uyum sağlayabildiğinize paralel bir sığıntılıkla avunarak, nefes almaya devam etmek v yaşamak. Yaşamanın erk muktedir v iktidarın şimdiki sahiplerinin beklentileri v tahayyüleriyle enikonu daraltılmasına rağmen hala iyiye gidiyor diyebilmenin abesliğine iştirak edebilmek. Bunu belirgin kılabilmek. Ne acılar, ne fecaatler ne tahakkümler devreye sokulurken hala ama v fakatlarla bir şeyleri anlamamazlıktan gelmeye diretmelerin ev sahipliğinde bizlere kalan nedir, nicedir? Bütün bütün meram sahanlığı içerisinde her defa değinmeye v denkleştirmeye gayret ettiğimiz bu kelime sarmalı içerisinde aklımızın köşesinden ayırmadan yasıtmaya çalıştığımız yegane şey insaniyete sahip çıkmanın önüne çıkartılan bunca engellemenin ardından hakikatlerin varlığını koruyor olduğunu yineleyebilmektir.

Muhatap kabul edilmesek de, bir gün sürgün ötesi gün göçer bir gün diri ötesi gün ölü bir gün ala ötesi gün beladan eksik konulmayan bir sahanlığın ötekileştirilenleri olarak, sade vatandaşları olarak gerçekliğin anlatılanlardan ne kadar da farklı olduğunu idrak ettirebilmek içindir bütün bu çabalanım. Denkleştirme. Denkliğini bulabilmesi bir yana, bahanelere sarılmanın dışında hemen hiç tepki vermeyen bir cenahın kıyısında, karşısında aslolan nelerdir, nedir sorusuna bir yanıt verebilmeye çalışıyoruz. Ama kasvetli, ama kesintli, ama karmaşık ama girif bir biçimde devrik cümleler veya seslenişlerle bütünleştirmeye çalışıyoruz. Gerçekliğe tahrifatın bu denli yüksek tonlu, süreklilik arz eden bir yapılandırma haline dönüştürülmesinin düşündürücülüğüne dikkat çekmek istiyoruz. Kendimizi başkası, başkasını kendimizden ayrı göremediğimiz için 'dokuz sütuna' manşet atılan her tehdidi bol söylemin karşısında bir şekilde o insanların dertlerinin görünürlüğünü paylaşmaya davet ediyoruz. Gözümüzün taa içine baka baka yalan söylemeyi sürdürenlerin yerseniz!!! yaparak durmaksızın aynı teraneleri farklı ambalajlarla denkleştirip, bu tazesi bunu deneyin diye bir seçenek haline dönüştürmesinden artık illalah edilmesinin herkes için hayırlısı olacağını düşünüyoruz, bunu seslendiriyoruz.

Felaketlerin geçiciliği bir yana bu satıhda fecaatin sürekliliğinin nasıl da elbirliğiyle sürdürülebildiğine dair dikkatlerinizi çekmek istiyoruz. Gaf, laf salatası, dil sürçmelerinin ne bitmek tükenmek bilmeyen bir sahanlık olduğunun v her yeniden buluşmamızda varlığını güçlendirerek sürdürebildiğinin okumasını yapmaya çalışıyoruz. Pat dış kapının mandalı, küt içimizdeki vatan hainleri, dank bir türlü dink etmeyen, jeton düşürtmeyen adaletin o ellerce yönlendirilerek kadükleşmesi, çatkapı bir gece denkleştirilen vehamet vesikası, masumiyet karinesini uluorta korunak v güvenceden yoksun bıraktıran soruşturmaların, kovuşturmaların mabadında bu sahanlıkta nasıl da kolaylıkla el altında tutulan bir sindirme opsiyonu için araçsallaştırıldığından dem vurmaya çabalanıyor, dikkat ve bilgilerinize sunuyoruz. Gün deviniyor, zaman akışı hülasa aklımızın alabileceğinden de çabuk bir biçimde, elimizden kayıp giderken kafalarına bomba yağdırılan insanların hesaplarının sorulamazlığının üstüne dikilen alaycıl söz öbeklerinin, hiddeti kenara terk etmeyen usturuplu durun yoksa tekrar başınıza gelebilir tehditinin kuşku götürmez ruh karartıcılığını, insana verilen değerin ne kadar da düşük seviyede devletin kendisince, yapıp ettikleriyle sabitlenmeye çalışıldığının okumasına yol vermek istiyoruz.

Bunca heder edici şeyin varlığında kedere ortak olmanızı bekliyoruz. İnsanları birbirlerine; bileyleyerek, şiddetin yanında bir ilave olarak sunumlandırılan, geliştirilen "tekilleştirme" söyleminin sunageldiğinin, olur dediğinin aslında hepimizin bir anda teferruat haline dönüşebileceğimiz gerçekliği olduğunun altını kalınca çizmek istiyoruz. Tek bir bakışıma denk tutuldukça, düşündüğünü ifade etmek kısmında bireye mani olmaya doyulamayınca peyderpey şekillendirilen arsızlığın daniskalarının birer söylemden çok mahalle kavgasından gündemler örmek olduğunun farkındalılığıdır burada işittirmek istediğimiz. Tarafgir olanların, taraftar olanların görülmesi için uğraştıkları gözel ülkenin neresi olduğunun, o tozpembe hayatların nerelerde sürüldüğünün afaki, kesintisiz bir yanıtının bulunabilmesi için sadece bir başına Roboskî kıyımının bile pek çok şeyi dökümleyebileceğini biliyor v ikrar ediyoruz. Yanı başımızda kardeşlerimizin canları yakılırken, canları alınmaya bir türlü son verilmezken, hayatta kalanlarının başlarına çorap örebilmek için türlü çeşit fasarya devreye sokulmaya sürdürülürken insanlığın bir vitrin süsü, yerküreyi kaplayan bir varlık olmadığının daha fazlasından mürekkep bir edim olduğunun farkındalılığını paylaşmak istiyoruz.

Güzel bir gün görebileceksek eğer hep birlikte, yüzleşme dediğimiz şeyi bir politik enstrüman, zaman kazandırıcı bir bağlaç olarak ele almaktan artık imtina ederek, bunu kullanmalarına bizahati ses çıkartarak mani olarak, yol vermeyerek sağlayabileceğimizin bilinmesini istiyoruz. Her defasında tersin bir rotada, ters bir istikamette kopartılan yaygaraların asıl sorunların varlığını önemsizmiş gibi dayatmasına karşı illallah diyoruz. Anladıkları dilden bir merhamet için değil yazılmış olanın! sınırlarında söyledikleri, hatırlattıklarının artık kafalarına dank etmesini bekliyor v umuyoruz. Bir şekilde bu korkuların varlığını müstakbel ayrıştırılamaz öğe haline dönüştürüldüğü bir sahanlığın geleceğinin yarım yamalak, her durumda acabaları beraberinde saklayan, şüpheciliği elden hiç de bırakmayan bir yarım yamalaklıkla donatılmasının hastalıklı bir kapsayış olduğunun bilinebilirliğini arttırmak istiyoruz. Salt kendimiz için değil adalet merhalesinin, eşitlik saiğinin, bir arada yaşam gerçekliğinin bir ütopya olmadığının tam da resmettiklerinin tersi bir noktada bir olarak, kanaat etmektense dirayet gösterip mücadele ederek, daha fazla anlatarak, yılgınlığa düşmek bir yana şevkle tutunarak mümkünatının söz konusu edilebileceğini yinelemek istiyoruz. Şimdi v burada!

Dokunaklı, dişe dokunuri belleği harekete geçiren, düşünselliği salt dostlar alışverişte görsün kısıtlamasından alıkoyan, çözümlemeleri, ortaya serilen bunca şerrin etrafında dönüp dolaşan güncenin içerisinde vuku bulan vakiaların yaşattıkları, yaşamlarımıza kattıklarına dair kelamları birbiri ardına dizebilmemize imkan sağlayan bir edimdir vicdan. Kuru kuruya, mesnetsiz atfedişlerle bir gönül ferahlatma aracılığından, araçsallığından çok taşın altına konulan elleri bir düzlem içerisinde sırtımıza peyderpey bindirilmeye, istiflenmeye devam edilen yüklerin yol verdiklerini hiç yoldan sapmaksızın dosdoğru irdelemeye olanak sağlayan bir metafor toplamıdır vicdan. Pespayeliğin normalleştirilmesi süreklilik arz ederken, boşa doluya verip veriştiriliren laf kalabalığı güncemizi dar etmeyi sürdürürken, akil olanın nasıl kıstaslar, hangi eşikler v görünenler ile şekillendirilmesi gerektiğini ikrar ettirecek deneyimlere ev sahipliği yapandır vicdan. Makul adledilip yolu verildikçe daha fenası, daha beteri v daha kötülerinin sahnelenebilirliği üzerine çeşitlemelerin sergilendiği bu coğrafyada, hangi hamlelerin ne gibi sonuçlara, atfedilenlerin nasıl neticelere yolu tanzim ettiğini açığa çıkartan bir bileşendir vicdan edimi v beraberinde sunageldikleri.

Sunulanlar, sınıflandırılmaya ihtiyaç duyulmaksızın insani olanın, insana dair olanın nelerden mürekkep bir bileşke olduğunu da yansıtmaktadır. Vurdumduymazlık, sağırlık v bol kepçe yaftalamalar, çokça ama kapalı ama açık iğnelemeler mebzul miktarlarla bu denklem hattına katılan hiddet v nefret söylemlerinin birlikteliğinde dönüştürülmesi sürdürülen millet olgusunun nasıl şartlandırılmışlıklar ihtiva ettiğini duyumsatan, belgeleyen, ilave bir sunuşa ihtiyaç duyulmaksızın açık seçik tebliğ eden bir vesika ortaya çıkartır. Vicdanı, vicdanlı olmayı belirlenmiş hareketlerle, bunca hakir v hakaret dolu söylem ile yapılıp edilenlerle, meydana çıkartılmış olan bu ucubelik düzeni içerisinde varlığı taltif edilmeye çalışılan korkuların nasıl hesaplı kitaplı çıkarsamalar sonucunda oluşturulduğunu anlamlandırmaktadır. Anlamını bulan vicdan tahrif edilirken, zulme tabii tutulurken, zapturapt altına alınırken böylesi çalakalem savlayışlarla muktedirim ben ötesi yok! olgusunda, trajedisinde çerçevenin kadrajın tam da yanıbaşında olup biten tahakkümleri, baskıcılığı daha net bir biçimle anlamlandırabilmeyi kolaylaştırmaktadır vicdan sahanlığı.

Azaltılıp, çoraklaştırıldıkça, oyunun kuralları sürekli değiştirildikçe insana dair olanın hangi kıstaslara göre şekillendirilmesi gerektiğini yineleyen bütün bu dikenlerle çerçevelenmiş, kısıtlanmış olan derdest edilip sürgüne hazıer hale getirilen insancıl duyarlılığın, salt mekanik bir çözümleme, ihtiyaç anında kullanılası bir bağ, araç olmaktan alıkoyandır vicdan sahanlığı, kapsayışı. Anlamlandırabiliyor v daimi bir biçimde durmaksızın lütufmuş gibi önümüze sunulanların bir gerçeklik sınırından, iminden ne kadar uzağına denk gelip, sabitlendiğini, bu gayretin görünürlüğünü arttırandır o sahanlık. Güncellik dipnotlarla şekillendirilirken günü kapsayan şeylerin aylık, haftalık, değil neredeyse anlık birer dolgu malzemesi haline dönüştürüldüğünü, böylelikle esas sorunun her ne olduğu konusunun bir muamma haline evirmeye teşne bir çabalanım olduğunu vurgu vurgu betimleyendir. Tonlamalar, seslendirmeler, atfedişler şiddetlenirken hiddetinden bendine sığmayıp taşadururken bir kalıt, bir pranga, bir hürriyet mahrumiyetinin, adaletsiz v eşitliksiz bir ülke saptayışının George Orwell'in tahayyülünü bile aşan vesikalarının yansılarıdır, aynalamasıdır betimlenenler.

Şimdi içinde bulunduğumuz koşullar dahilinde nelerin müdanasız bir biçimde olur belletilmeye, nelerin v hangi konuların tahrif edilerek üzerinin kapatılmaya çalışıldığını örnekleyendir betimlenenler. Dile pelesenk edilmiş biz eskinin artığı değiliz derken, bundan bahis açarken bile illa billa yolunu rotasını o dümenin suyuna kırıp, yekpare bakışımlı, tek dil, tek devlet, tek millet, tek ülkü (sonradan dil sürçesi olarak safdışına ötelenen tek din) ile teklemesi bol tutulan bir savunuş ile sözümona bunca ilerlemenin ne kadar kadük bir hayal mahsülünden ibaret olduğu meydana çıkmaktadır. Doğruların bir kenarda kaderine terk edilip, ne bellediysek, neyle bilendiysek odur ancak o kadardır bileşenine sahip kırmızı çizgiler vurgu v topaçlaması sathın çekeceğinin daha çokça olduğunu bugünden yinelemektedir acı acı. Behemehal devreye sokulan baskınlar, operasyonlar, karar hükmünde kararnameler elden ele dolaşan metinler vasıtasıyla hedefleyişler, önce çocuk işi sonra provokatör konusuna, nedense uyanılıveren işaretlemeler, her hakkını dileyene,  ısrarla takip edene al sana hak bu da arta kalan, payına düşen hukuk diye öne sürülenler, dokuz sütuna manşet olarak dizilip tahakkümü sevimli kılmaya, çekilir adletmeye devam eden çıkarsamalar, yurdun önemli bir kısmı istimin tam da üzerindeyken, bu hal her gün daha bir belirginleştirilirken hemen hemen her şeyin olağan rutininde gittiğinden dem vurmalar bu çıkarsamayı pek de yabanıl kılmayan bir hakikat haline dönüştürmektedir.

Yabanıl kılınmayacak yegane şey tahakküm seceresinin varlığıyla vicdanın tahrif edildiğidir. Bunca belirgin bir biçimde ortaya çıkan dışlayış, çerçeve ötesine kışkışlayış, hiddeti günden v günceden ayrıştırmayan uğraş, didişlerin ezcümlesi vardığımız noktanın insani olanları tarumar eden bir mekanizma haline dönüştürüldüğünü açık etmektedir. Açıklamaktadır. O mekanizmanın çarklarını bunca hızlıca döndüren, tahrik eden pankart, galeyana getiren puşî, dilden dile yayılan sözümona ayrıştırıcı düşünsellik öğeleri, toplanışlar sırasında sarf edilenlerle cümbür cinnetlik bir vatan algısıdır. Değiştirilemez v dönüştürülemez, tartışılamaz v daima tekil bir bakışımın, tek bir söylem yığıntısının ne kadar kadük, ne kadar kof kaçarsa kaçsın sahiplenilmesidir. Biteviye nefreti hicaz makamından vavelyalar ile bu harcın karılması sorun olarak şu satıhta görünen hemen her şeyin küçük tefek adımlarla, bir hamle yapılıp; açılım, yüzleşme vs. hemen sonra geri adım atılmasının meymenetsizliğini pekiştirecektir. Suskunlaştırılıp pasif kılındıkça, sindirilip demoralize edildikçe demokrasiden bahsedip habire aynı teranelerle havanda boşa su dövüp caka satılmaya çalışıldıkça, hak edilenlerin değil devletu ali tarafından reva görülenlerin tamahına şartlandırıldıkça, sivrilme yanarsın, düşünme fişlenirsin, ilişme dışlanırsın gibi argümanlar öne sürülebildikçe halen dile getirilebildikçe ülkenin vermekle yükümlü olduğu sınavlarındaki durumu, meymenetsizliğin de hem içeriğini hem de düzeyini açığa çıkartacaktır. Netleştirecektir.

Bakmaktan kaçındıkça, anlamaktan uzak kaldıkça, yermekten bir anlığına uzak kalıp neler oluyormuş merhalesine odaklanmadıkça vicdan algı v sahanlığı bir cümlenin süsleyicisi olmayı sürdürecektir. Hapishane koşullarının nasıl da insanım ben diyeni, kendini konumlandırmayacağı seviyedeki davranışlarla yüzyüze bıraktırıyorsa, adalet komisyonunda söz alan görevli psikoloğun deyimiyle ilacını alabilmenin bile dışarı çıkıp, bütün arama noktalarında istisnasız, şartsız şurtsuz yoklanarak geri girilebildiği bir hakikatin içeridekiler için ne büyük sorunlar oluşturulup serpildiğini, ne büyük sorunlarla hayata tutunmak mecburiyetini dayattığından dem vurulamıyorsa o vicdan olgusunun kapsamı bir kurgumasal olacak, kalacaktır. Dört ayı aşkın süredir adalet tecellisi bekleyen, bir yurdun eşitliğinin, adilaneliğinin, adalete ulaşılabilirliğinin doğu ile batısı arasında nasıl da farklılık gösterdiğini ortaya koyan Roboskî katliamından arta kalan, insanlara reva görülenlerden yola çıkılmadıkça, vicdan meselinin varlığı kutsallaştırılıp, dokunulmaz kılınan diğer olgularda olduğu gibi iç kıyıcı bir merhaleyi beraberinde güne dahil ettirmektedir.

Katliam emrini verenlerin kimler olduğu sorgusundan gayrı, öte bir talepleri bulunmayan, her gün bir avuç toğrağı avuçlayıp avunmaktan gayrısına nail olamayan, ümit kırıntısının ne demek olduğu, yahut ne manayla hayata tutunmak olduğunu dosdoğru simgeleştiren acının esas sahiplerine zulüm, tahkikat, soruşturmalar, Roboskî alay komutanının dilinden dökülüveren kazaydı oldu, kapatalım v diyelim ki ben yaptım! devlete karşı ne yapabilirsiniz ki seslenişi nasıl bir vahim vesika üzerinde yaşamın şekillendirildiğini çekincesiz ortaya koymaktadır. Poşî takmanın bir suç, kurgunun fantazyasında bile rastlanmayacak imgelemelerin bir gerçek, aklın alamayacığının olur, gizli tanığın teşhis kısmı söz konusu olduğunda onun olmadığını belirtmesine rağmen bütün bunların önemsiz birer detay haline dönüştürüldüğü, ömründen 25 ayın çalınıp kısmi özgürlüğüne kavuştuktan sonra, cuma günü on bir yazıyla v rakamla 11 yıla mahpus edilen Cihan Kırmızıgül'ün başına getirilenler bu cümbür cinnet vatanda yaşamanın nasıl da zor kılındığını tek seferde hatim ettirmektedir. Belleğe kazımaktadır.

Ortalık yerde, katillerin beyanları, örgüt suçlarının hakkaniyetle yerine getirenlerin itirafları, toprağın ötesinden berisinden çıkan kemikleri çıktığı bir yurttta, üzeri örtülemeyecek ayıplar dımdızlak boşluğa terk edilirken devletin adaletinin bir öğrenciye yettiğinin, onun gibi 600 tutuklu öğrenciye karşı bu vicdansızlık mekanzimasının yaşatılmasının sürekliliğini karşımızda görünür kılıyor. Korkulara teslim olarak, kim olduğunu unutarak, bunca eziyet ile yüzyüze kalıp sessizliğe tamah ederek sürü içerisinde uysallığını koruyan kitleler haline dönüşmemiz beklentileniyor. Vahim olan kargacık burgacık yarım ağız demeçlerin, özgürlükler mi bir tabii ki bizim satıh içinde sonuna kadar var lafının nasıl da kocaman bir yalan, dil sürçmesi değil kırmızı çizgilerle şekillendirilen, sahiplenilen bir bakışımın doğal neticesi olduğunu, beraberinde geliştirildiğini hemen her gün yaştılan bunca fecaatle özetlemektedir. Hemen her gün başka bir gıybetin, felaketin sunularak, o üzerine titrenilenin insan değil devlet olgusu, kapsamı daraltılmış hiddet söyleminin daimiliği olduğunu yinelenmektedir. Farkında mısınız!!!...   

>>>>>Bildirgeç
O Bir Kürt, Bir Öteki... - Evrim KARAKAŞ*

Cumhuriyetin Türkiye ’de yaşayan fakat Türk olmayan unsurlarla olan ilişkisi, oldum olası sorunluydu. Bu sorunlu halin sebeplerinden biri de Türk olmayan toplulukların, öteki olarak algılanması. Cumhuriyet’in hakimiyet mekanizmaları, makbul vatandaş yaratma çabasıyla, ötekinin statüsünü kendi sübjektif kriterlerine göre değerlendirdi ve “öteki”lerin toplumsal statüsünü belirledi. Örneğin Mahmut Esad Bozkurt, Türkiye ’de Türk olmayanın statüsünü hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı olarak çizdi.
Kürtler bu durumu kabul etmeyip kendileri olarak değerlendirilmeyi ve eşit vatandaş hakkını istediklerinde ise adil, inkılâpçı, uygar ve ilerici olduğunu iddia eden Türk karşısında her zaman, hırsız, tefeci, gerici, vahşi, gayriinsani ve terörist olarak algılandı. Günümüzde bu durum kılıf değiştirse de temelin aynı kaldığını görüyoruz. Bu durum Türklüğe atfedilen değerlerle, Onur Öymen’in 10 Kasım 2009’da kullandığı deyimle ifade edilirse, “taban tabana zıt” bir durum arz eder. Bu durumda Kürtlere düşen ise doğal olarak Türklüğün zıddı bir rol.

Geçmiş ve bugün benzerliği
Geçmişteki algıya göre, uygar Türk’ün karşısında, Kürt her zaman vahşidir. Modern insanın sosyal ve fiziki melekelerinden yoksundur. 1 Eylül 1930 tarihli Akşam’a göre “Şapkalı ve bıyıksızsanız, kâfirsiniz. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu keserler ve öyle öldürürler.” Dersim Kürtleri, Naşit Hakkı Uluğ tarafından şöyle tarif ediliyor: “Dersimlinin kuvveti ayağında, baldırında ve ciğerindedir. İyi koşucudur, fakat yapıcı değil. Kazmayı kayaya kuvvetle vurup saplayamaz, omuzu ve beli, meselâ bir Orta Anadolu çocuğunun vücudu gibi ‘yapıcı insan’ gövdesi halinde teşekkül etmemiştir. Kazmayı vurup kayaya saplayamayan bu omuzlar, kuvvetli bir bel hareketiyle bir parçayı koparıp yerinden sökemez.” Bu söylem yakın zamanlara kadar Kürtlerin evrimleşmemiş bir insan tipi olduğuna vurgu yapan “kuyruklu Kürt” söylemine doğru evrilecektir.
Bununla beraber, dönemin basına yansıyan resimlerinde de ilginç bir Kürt portresi çizildiği görülüyor. Türk askeri üniforma içerisinde, sakalı ve bıyığı olmayan, süngülü silahıyla modern bir görüntü oluşturur. Fakat bunun karşısında Kürt, sakallı ve bıyıklıdır. Giysileri, gericiliğin ifadesi olan, sarık, şalvar, yelek ve çarıktır. Göğsü karadır, açlıktan ve yoksulluktan dolayı zayıftır. Yakalanmadan önce basında yer alan fotoğraflarında da Seyit Rıza’nın sarıklı, sakallı ve bıyıklı, fakat mahkeme girişinde şapkalı olduğu görülür. Buna karşın, devlete yardımcı gazeteci Niyazi Ahmed Banoğlu tarafından “iri yarı ve yakışıklı” olarak tasvir edilmiş (Kurun, 18.07 1937). Bugün de benzer bir anlayış söz konusu. Rojin Akın’ın katıldığı programda belirttiği gibi Kürt, sakallı, bıyıklı ve şalvarlıdır. Türkçesi düzgün değildir ve yüksek öğrenim yapamaz.
Kürt her zaman güçsüzdür. Kendi kendini özgürleştirme ve özgür yaşama duygusundan yoksun ve cahildir. Bu nedenle her zaman ağa ve beylerin emrinde bir istihsal vasıtasıdır. Bu nedenle bir tek Türk askeri, 7 Kürdü çelik çember içerisine alabilir. Tunceli şakilerinin sığındığı yerlerde, kahraman bir Türk çavuşu tek başına koca bir dağı zapt edebilir. Ağanın tarafında yer alan ve sürekli devlete direnen Dersim Kürdü, sadece askeri gücün karşısında boyun eğer ve ansızın “geniş iltica” (Kurun, 26 Haziran 1937) başlatabilir. Bu durum da söylemlere yansıdığı gibi Kürdün sadece, “yalnız kuvvet önünde boyun eğe[n] ve bu eğişte kin gayz ve fırsat bekleyen mücehhez bir tip” olarak algılandığını bize gösteriyor.
Dini bakımdan da Kürt’ü her zaman Türk’ün zıddı bir konumda görürüz. Şevket Süreyya’nın ifadesiyle, “Eski Türklerde din bir gönül rabıtasıydı. Hâlbuki Kürt tekkesinde aslolan koyu bir dinsizliktir.” Cumhuriyetin çizdiği makbul vatandaş profili Sünni Türk iken, Dersim Kürdü Alevi’dir. Günümüzde de yakalanan militanların bazılarının sünnetsiz olmaları, sürekli dile getiriliyor ve hatta bu durum tarihi bir perspektife oturtularak örneğin Öcalan’ın “Ermeni dölü” olduğu iddia edilebiliyor. Yine son günlerde yaşanan domuz eti polemiği de bu konudaki en net örnek.
Geçmiş algıya göre kadına özgürlük, Kürt coğrafyasında söz konusu dahi olamaz. Kadın her zaman kocasının emrindeki kul statüsündedir. Oysa Türk, kadına saygılıdır ve kadınlar erkeklerle eşit vatandaş statüsündedir. Seyit Rıza’nın kendisini “gebertmek” isteyen kadını öldürtmesi ve “karısını diğer reislere yollayarak yardım dilenmesi”, hem kadına verilen değeri hem de Seyit Rıza’nın itibarını gösteriyor. Günümüzde Kürt coğrafyasının sürekli bir biçimde töre cinayetleriyle gündeme gelmesi de kadına olumsuz değer verildiği gibi bir algının göstergesi. Buna karşın siyasi organizasyonlardaki kadın sayısı ve kadınların eşbaşkanlığı yalnızca satır aralarında kalıyor.

Algıdaki temel hata
Bölge artık “şaki” ve “şekavet” kelimeleriyle anılmıyor, fakat buna anlamca pek uzak olmayan ve evrensel olarak kabul gören “terörist” ve “terörizm”le anılıyor. Fakat temelde var olan ve sürekli kılıf değiştiren “düşmanlık” baki. Geçmişten günümüze kullanılan terminoloji, bu sorunun (müzakere dönemleri hariç) Kürtlük tarafını gizliyor, asayişe ve adli vakalara dair kısmını öne çıkarıyor, ki meselenin doğru algılanmasındaki temel parametreyi dıştalıyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Evrim KARAKAŞ'ın Radikal 2'de yayınlanmış olan O Bir Kürt, Bir Öteki... başlıklı makalesi bizim sunabildiklerimizin devamında okunası bir makale olmaktadır. Dosdoğru iliştiremediğimiz, sunamadığımız pek çok şeyi ihtiva eden yapısıyla, en önemlisi yıllardır süregiden bir algının tee ne zaman devreye sokulduğunu gözler önüne seren bir vesikadır. KARAKAŞ'ın ve Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Gerçeği Yazdıkları Tespit Edilmiştir - Özgür Gündem
“Kürt Çocuklar ve Türkiye’nin Utanç Dolu Cezaevleri” - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Danezana Gerdûnî Ya Mafên Mirov - UNHR
O Bir Kürt, Bir Öteki... - Evrim KARAKAŞ - Radikal 2
Kırmızı Çizgilerin Geçerliliği - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Aman Dikkat, Dikta Gelebilir - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Berfo Ana - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Arada İnce Değil, Epey Kalın Bir Çizgi Var.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Neden Taş Atıyoruz? - Zeynep KURAY - ANF
Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnsiyatifi -  Meçhul Öğrenci
Cihan Kırmızıgül İçin Taksim Notları - Birdirbir.org
Bu Ülkede Adalete Güvenebilir Miyiz? - Açık Radyo
Biz De Taktık Puşi, Bizi De Alın Memleketi Kurtarın - Muhalefet
Kuşanın Puşileri Yoldaşlar, Güneşi Karşılamaya Gidiyoruz ! - Caner BİNGÖL - Emek Dünyası
Poşunuz Ne Renk? - Serdar AKİNAN - Akşam
'Azadi, Azadi! Jibo Cihan Azadi!' - ETHA
Halkın Mühendisi Barış ÖNAL'a Özgürlük - Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar - İvme Dergisi
Tek Süt, Tek Din, Tek Quzzulqurt! - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
Yok Taştan Serttir - Kemal BOZKURT - Jiyan
Uludere'den Bir Katırın Mektubu - Ali TOPUZ - Radikal
Kürkçü: Roboski Mağdurları Baskı Altında - ANF
Türkiye Kime Kalacak? - Büşra ERSANLI - Bianet
Ben Her Gün... Yaşamaya Mücadele Ediyorum - Hama ŞAHİN - Evrensel
Nefret Odaları: Pozantı ve Sincan - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Pozantı’da Çocuklar Tecavüze Uğrarken Neredeydin? - Doğan DURGUN - Özgür Gündem
Kürt Analarına "Zindan" Hediyesi - Harika PEKER - Bianet / Emek Dünyası
Analarımıza, Bizim İçin Bedel Ödeyenlere… - Sol Defter
'Vicdanınıza Kulak Verin, İtiraf Edin' - ETHA
'Ali Karagöz Nerede?' - Yüksekova Haber
Peki Masallar Ne Yana Düşer? - Qewşik KEVİR - Bijwenist.com
"Tetikçilerin Ardında Kim Var?" - Bianet
Kürtçe Şiir Yazıp, Piknikte Fotoğraf Çekersen PKK’lisin! - İbrahim AÇIKYER - ANF - Jiyan
Ahmet Türk: 'Bu Gidişe 'Dur' Diyecek Tek Güç Buradadır' - ANF
Nisan Ayı Irkçısı Belli Oldu - Agos
Peki Sen Kimin Adına Konuşuyorsun Sular İdaresi Çatısından? - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Bir Mayıııs, Bir Mayıs, Mitçinin Darbecinin Bayramııı - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan Siyaset ve Tarih Yazıları
Mahalleyi Yakmak Mı, Yeniden Kurmak Mı? - Oya BAYDAR - T24
1 Mayıs Egemenleri Korkutmaya Devam Ediyor - Hasan ALİ - Muhalefet
Ağam Olasan Ömer Paşam Olasan Ömer - Sırrı Süreyya ÖNDER - Birgün
Hadi Bakalım Kofi Annanı da Al Git!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Geçmişimizle Yüzleşebilecek Miyiz? - Sedat DOĞAN - Haber Diyarbakır
Öğrencilerinden Videolu Destek - Bianet
Sarphan Uzunoğlu: Militan Bir İletişim Mümkün! - Oğuzcan ÖNVER - Jiyan
EV - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Hopalılar 31 Mayıs'ı Unutmadı - ETHA
Yaşarken De Öldürmenin Yolları Var - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Vicdani Redçiler Günü: Güvenlik Mi özgürlük Mü? - Halil SAVDA - Özgür Gündem
Kanlı Bayraklar Ülkesi - Eleştirel Abi - Eleştirel Günlük
Yitik İnsan - Bülent USTA - Birgün
Duvarlarımız - Ferhat KENTEL - Taraf / DYH
Anti-Kapitalist Müslüman Gençler'in Sınıf Mücadelesindeki Yeri - İbrahim Utku NAR - Emek Dünyası
Kaydedilmiş/Kaybedilmiş Sesler - Kenan TEKEŞ - BiaMag
Batsın Bu Dünya - Merve EROL - Birdirbir.org
Ermenistan: Anadolu Diasporası - Hilal KAPLAN - Agos
1993 Yılı, Afrikalılar - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Düşük Ücret, Fazla Mesai ve Güvencesizliğe Hayır! - Ses İzmir Şube - Muhalefet
Chomsky: “İşgal Et Hareketi” İş Dünyasının Hayallerini Yıktı - Joshua HOLLAND - Özgür Gündem / Sol Defter

Vatican Shadow - Prurient / Dominick Fernow Informative via Wikipedia
Vatican Shadow For Blackest Ever Black via The Quietus
Vatican Shadow Meets Regis On Blackest Ever Black; Silent Servant Preps LP For Hospital Productions - Fact Magazine
Master Magherita Official
Master Magherita Artist Page via Soundcloud
Master Margherita-The Gauze Files-A Tribute To Muslimgauze (Casalinga Production) Official Download
Anthony Drawn Official Artist Page via Facebook
Anthony Drawn-A Beautiful Fragile Balance's Official Site
Anthony Drawn-A Beautiful Fragile Balance Official Download via Sichtexot
ASC Official
Synkro Official Artist Page via Myspace
ASC & Synkro - Borderline EP Informative via Surus
Korablove Official / Deepton.fm
Korablove Artist Page via Soundcloud
Korablove's Sociopath's Diary Album Informative via Pullproxy
Quantec Official Artist Page via Facebook
Quantec - 1000 Vacuum Tubes Official Stream via Elux Records' Soundcloud
Elux Records Official

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
The Truth Project By Bound_4_Freedom
Bound_4_Freedom's Flickr Page 

>>>>>Poemé
Dönemeç - Serdar AYDIN*

(yitirilenler için blues*)
                       
         karaderili kadınlar
        gece karası sesleriyle
        şarkılar söylüyorlar
        zamanın çukurunda
        dibe çökmüş gözlerini kırpıştırıp
        yarattıkları geyikleri öldürürken
        sese dönüşen lanetleri
        boynuna asılıyor bütün sokakların
        sokaklar dünyanın kaybolduğu
        baştan sona inkar olan sokaklar
        ayak izleri olmayan ruhlarıyla
        şarkılar söyleyen geyik ölüleri
        kara derisini soyarak gecenin
        cinnetine ad bulmaya çalışanlar
        olsa olsa bir şiirin kovulmuşları
        karşılarında utançla ağladığım
        intiharın güzel çocukları
        ben hiç hatırlamıyorum çocukluğumu
        yaşadığımı ya da öldüğümü bilmiyorum
        sonsuz iki uzam arasında
        çatırdayan bir evren modeli hayatım
        güneşlerim çoktan öldü
        gece karanlık ve ay bir yara
        üstüme çöken karabasanın adı
        hayat galiba
        bilmeden dokunduğum
        şakaklarında kestane ağaçlarıyla
        dans eden şizofren
        kesik elini fırlatırken bana
        gözlerim düşüyor asfalta
        gördüğüm yapışkan bir karanlık
        beni içine alan dingin durum
        oysa içimdeki her şey çıldırıyor
        organlarım birbirini vurmakta
        kalbime sahip olamıyorum
        ve zavallı beynim
        anlamaya çalışırken bütün bunları
        memelerini sıktığım hiçbir sözcük
        şefkat göstermiyor bana
        çocukluğumu hatırlamıyorum
        babama seni seviyorum dediğimi
        sevgilimin neden ağladığını
        bilmiyorum
        bir gözyaşının belleğindekileri
        hiç mi öğrenemeyeceğim
        aşk neden çarmıhına geriyor beni
        kalbimi söküp fırlatsam
        ve unutsam bütün sözcükleri
        sevgilim daha mı çok sever
        mutlu olabilir miyim
        ay düşer mi üstüme
        karaderili kadınlar
        gece karası sesleriyle
        hiç durmadan şarkılar söylerken
        kararıp tenimden içime sızıyorum
        bulduğum bir HİÇ
        uzamından kurtulmuş zaman ölüsü
        eskidiğim limanlar ve tuzun çürüttüğü
        kalyon iskeletleri
        yelkenleri paçavra ve umutsuzluk olan
        deniz yorgunu gezginlerin ölü yatakları
        Don Kişot'suz yel değirmenleri
        içimdeki çökeltisi yitirdiklerimin
        kederin dilsiz kalma isteği
        çünkü susmalıyım ve sormamalıyım
        kıskanmamalıyım hiçbir bulutu
        bulutlar kardeştir ve gökyüzü yurdudur onların
        oysa bilsen gökyüzünün gözlerin olduğunu
        ve çoktan ölmüş güneşlerimin yerinde
        bir tek güneşimin sen olduğunu bilsen
        belki daha çok seversin beni
        ve belki de anlayabilirsin
        ama çocukluğumu hatırlamıyorum
        babamın seni seviyorum dediğini
        yaşadığımı ya da öldüğümü bilmiyorum
        sevgilim gözyaşı ülkesinde ağlarken nedensiz
        genç cesetleriyle acılarımın
        her bayram konakladığım mezarlıklar
        yanıt değil hayatın niyesine
        beynimde dolaşan bu kurşun
        gözlerimdeki     cam kırıkları
            kendimi incittiğim gözyaşların
        ölen güneşlerim yani
        yeniden tanımlarken karanlığı
        anlıyorum ki ay irin dolu bir yara
        ve gökyüzü üstüme çöken karabasanın adı
        gömüldüğüm bu bordo koltuk

        karaderili kadınlar
        gece karası sesleriyle
        şarkılar söylüyorlar
        zamanın çukurunda
        dibe çökmüş benliğimi ararken
        ay.......düşüyor üstüme....

        * Bessie  Smith  ile düet yapılacaktır.

Kaynakça: Şiir

No comments: