Sunday, September 02, 2012

Deuss Ex Machina # 414 - competence: public castration is a good idea

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_414_--_competence: public castration is a good idea

27 Ağustos 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Panabrite-Infinite Passage (Preservation)
>2<-Panabrite-Spetses (Preservation)
>3<-Henry Chinaski-Movement Leaves (Noorden)
>4<-Henry Chinaski-Illness (Noorden)
>5<-Holy Other-Held (Tri Angle)
>6<-Holy Other-U Now (Tri Angle)
>7<-Howse-Depths (Tri Angle)
>8<-Howse-Other Ways (Tri Angle)
>9<-Synthetic Epiphany-Paper Rain (Self Released)
>10<-Synthetic Epiphany-...And We Will Survive (Self Released)
>11<-Shackleton-Music For The Quiet Hour Part One (Woe To The Septic Heart!)
>12<-Shackleton-Music For The Quiet Hour Part Five (Woe To The Septic Heart!)

competence: public castration is a good idea
(414)

bir türlü tutturulamayan, bir türlü neticelendirilemeyen, sonucun kıyısında durulup ötesi görülemeyen, olmayacak şeylerin olur raddesinin ötesine taşınmasından bu yana geçen insanlık hallerinin devamlılığında her dem tazelenen, her dem yinelenen bir veçhe halindedir bu hallere de mi düşecektik seslenişi. seslendikçe derinlerde saklı duran keşkelerin görünmesinin bir kenara tuttuğunuzda aleni, göstere göstere ikrarın tüm yansılarını, hayal kırıklıklarından ötesini barındıran ama her dem bu suçu bahtsızlık ile bağlayan, iliştiren, denk düşüren bir seslendiriş. bu hallere de mi düşecektik. her oluyorsa, her ne olduysa, her ne başa gelip tünediyse orada kalakalmanın, yönünü, izini tayin edemenenin sabıklığından, sabitliğinden ayrışmamanın getirilerinden birisi olarak da değerlendirilebilecek bir sesleniş bu hallere de mü düşecektik. kendiliğinden bir şeylerin oluruna, yoluna giremeyeceğinin bu kadar belirgin olduğu güncellik içerisinde kenarda oyunu bekleyen, hikayedeki gibi son saniyelerde golü atıp havalara kaldırılacak kahraman masallarının ömrünün çoktandır geçmesine karşın hala o ana sebat ediş bir çok şeyi hesapsız v kitapsız bir biçimde tükenişle noktalamamızı sağlamaktadır. gelsin oradan bu hallere mi düşecektik, gitsin nedir bu başımıza gelenler-lar- dizgesi.

amaçların, odaklanılanın her dem uzakları, çok uzakları v ulaşılamayacak şeyler olarak resmedilmesine binaen zihne yerleşen yapabilir miyiz acaba sorusundan bu yana geçen sürede insanlığın aldığı yol, kademe v ötesinin ne kadar ileri olduğunu gözlemleyebildiğimizde bu halin merkezine de ulaşmış olacağız. birbirimizin derdini, tasasını, görünürde, yansıyanda olanı değil dışarıdan empoze edilip, yuvarlatılmış bir algının taşıya durduğu, yarım ağız beylik sözcüklerin, dillendirmelerin hep olur kardeşim, yapılır edilir güzelliğinde ama bildiğiniz plastik bir seremoni, yalandan bir taassup ambalajında merkepden hallice bir ruhu, bütünü kirletici, paslandırıcı olduğu günyüzü bulmaktadır. bir şeyler dönüşümü teşvik ederken, bir yanımız başka şeylere kanalize olup bu dört başı karanlık zapturapttan kurtulmayı tahayyül ederken, en azından bunu ümit ederken hala olağan bir düşünsellik içerisinde acabalarla vakit öldürüyor olduğumuzu fark ettiğimizden beri her dem tazelenen bir avuntudur belki de bu hallere mi düşecektik. neresinden bakarsanız v nasıl görmek isterseniz öylesine karşılaşacağınız, bileceğiniz bir ahval içerisinde her deneyimin kendi başına bir anlamı, kazanımı veyahutta kaybı söz konusuyken bütün figüratif kurgunun merkezinde sufle edilip, bilindikliğini sınanmış şeylere tutunup, tumturaklı kelamların peşinden koşaradım gitmek de bunu bir kere daha perçinler. yineletir.

idarenin-merkezin algısının durumu kontrol altında tutmakla mükellef olduğunun yansısını beraberliğinde sürümcemesiz, ikiletmeksizin tekrardan devreye soktuğu yegane şey bizim gözetimimiz, büyük biraderin gözleri önünde tabii ki bu da başınıza gelecektir, ne sanıyorsunuz çıkarsayışıdır. yok yere, boş yere değil olduğumuzu sandığımız seviyelerin nasıl göreceli bir ilericilik olduğunu çözümleyebildiğimizde bütün bu oyun algısı içerisinde orada bir yerlerde savaşlar oluyor, insanlar can veriyor kısmının acıtıcı bir biçimde, bir kurgu seremonisinin bir öğesi haline dönüştürülmesinin sonucu okunabilmektedir. nasıl olsa gözün görüp, aklın alamayacağı bir menzilde, birileri çay kahve yudumlarken birilerinin başlarının üstü, bomba, top, tüfek, tabanca ya da herhangi bir yaralayıcı / öldürücünün vizöründen yansıyacak bir merhaleyle sınırlandırıldığı, hedef haline dönüştürüldüğü herşey bir yana canının alınmasının hala olasılıklar içinde değerlendirildiği bir görünüm meydana çıkartılır. ortalanır. bu yaşanılır kıldırılır. bu yaşam zorunluluk haline dönüştürülür. az biraz bakıldığında, göz gezdirildiğinde etrafımızda olan bitenlerin sadece bir kısmı bile bütün bu turnusolü bol mabadın çelimsizliği, çürümeyi, yarını değil bugünden tastamam tam tekmil hepimizi yarım yamalak bıraktığının aynalayıcısıdır.

nasılsa düşünmedikten sonrasında yoktur ortada sorun morun, asla v kat'a kimseciklerin günahı yoktur bu kadar olmaz denilenin nasıl da şeklinin, kıvamının tutturulup bir süreklilik vesikası haline dönüştürüldüğü unutturulur. bellek kördür unutuşlarla sınanır ama b'kadar amiyane tabirle safiyane değildir. hemen hiç olmamıştır. kaldı ki kadükleştirilip, bulanıklaştırılan görünenlerin ötesinde meydana gelenlerin tamamı hesaplı kitaplı birer paradigma üzerinden şekillendirilirken, bu hallere mi düşecektik algısının devamlılığı, sürekliliği bir yerden sonra anlamını v bağlamını derinleştirilmektedir. ayrılmaz bir öğe haline dönüştürülmektedir. günün getirdiklerinde sorgularımızı dımdızlak, başı kabak bırakıp her ne duyumsatılırsa ona biat etmenin getirisi, tasmalı gazetecilik, sarı sendika, yarınları olmazsa da mutlu mesut bir ülke, her şeyin bu kadar suyu çıkartılmışken, üzeri örtülmesi için handiyse canhıraş bir uğraşın sergilendiği durumlar, olaylar vd. ile tam teşekküllü bir cinnet yurdudur. cinnetin cismanileştirilmiş halidir. cinnet yedi-yirmi dört. korkularımız, endişelerimiz, tahayyül etmek için didindiklerimiz beher an bu katarı daha da grileştiren, soluksuz kıldıran, vicdanı taca değil çöpe sallayan ağır gıybetleri normal olarak adleden bir bakışımın karşısında bu hallere mi düşecektik bakışının nasıl açıktan açığa zihinleri kapsadığını, her tepkimeyi ona göre şekillendirdiğini yinelemektir.

barış dersiniz, eliniz teröristle beraber anılır. yazmak istersiniz ucundan kıyısından bir bağ bulunduğunda sabun köpüğü kıvamında gündelik propaganda pardon! haber akışlarında boy boy resimlerinizin sergileneceği, adınıza methiyeler düzüleceği birer sunuma dönüştürülür. eleştirmek isterseniz o her durumda daha zor şeyleri sineye çekmek demektir. akademisyen olup bir şeylerin rutin olarak tanımlandırıldığı bu sahanın merkezinde yaşatılanların neresinden düzeltilip, nasıl nefes alınabileceğine kafa patlatırsınız elinizde bröve, nişan v onur belgesi değil bir mahkeme mazbatasının ya da adli kovuşturmanın ta kendisiyle muhatap olmanız denk düşürülür, pat diye başınıza getirilir. ismi anılmayanların yanında durursunuz, zaten isimsizdirler, kalabalıkların arasında görünmezler hiç değilse yanı başlarında birileri bulunsun hissiyatını, empatisini yaygınlaştırmak istersiniz gel gelelim o dar algının ağından yayılan sinizm yüklü, bol küflü seslendirmelerin durmaksızın yinelendiği bir durum tahlili peydah olunur. dönülür dolanılır, arap saçından hallice bir sorun yumağının kimlerin elinden çıktığının çoktandır unutulduğu bir aralığa denk düşülür. plak başa sarılır yine yeni yeniden bu hallere de mi düşecektik lafından, sesini eksik koyulmayacak bir serzenişin tahlili bizlerle buluşturulur. vuslat değil azap, merhem değil kezzap anlayış değil hiddet olağan olarak tasnif edilir, bozaların biri enseden kaldırılmadan bir diğeri pişirilmek adına konumlandırılır.

bir köşe kadısı kalkıp bir yerlere masa kurdurur, oturur dibinde çayını içer, bilgisayarını eksik etmeden bir modern tahayyül ortaya çıkartır, güvenli, güvendeyiz, güvenceliyiz zahar üzerinden, hiiç aklına düşmez ki kolpadan mizansenlerden, yalandan beyhude seslenişlerden neler getirildiyse azından bela edinilmemiş gibi hakkaniyeti değil, yandaşlığı vesikalayan seslendirmelerle koroya katılır. sorun hemen hemen yoktur varsa da o aralıkta görünmemiştir. yok oluş mazhar olunup tecrübe edilenler toplamından bir başınıza -ne kadar pay çıkartabildiğinizle orantılı olarak şekillenir. yakınlaştırılır vadesi ya da uzaklaşır. bir tazeleme babından bir güz günü onlarca gazeteciden bir kısmının yargılanacağı bir sembolik müsamere pardon mahkeme söz konusuyken, dimağı kurutan, aklı muktedire peşkeş çektiren seslenişlerle hakkın, adaletin v doğrunun değil eğilip bükülmekten neresi doğruydu yahu kısmının çoktandır unutulduğu bir sahanlık bina edilir. kalem oynatanın ağzına tıkıştırırım o sözü diyenlerle, beğenmediği vurgulamalar, tespitler ya da ötesine teşebbüs etmeye namzet olanları zehir zemberek sözcüklerle yargılayıp sesini kısmak adına durmaksızın yineleyebildiği tek şey olan hiddetini empoze etmek dışında başkaca bir seçenek sunmayan erkin yanında, seslendirdiklerini paylaşan bir sözcülük, yarenlik nasıl değerlendirilmelidir. evet haklısınız bu hallere de mi düşecektik!....

seslenişler tepkisizlik ile karşılaşılmaya devam edildiği müddetçe kendimizin karşılaşacağımız, her birimizin karşısına dimdik duracak yegane edimdir. durumumuz, ahvalimizin, perişanlığımızın, pejmürdeliğimizin artık halının altına süpürül(e)meyecek olan şeylerin uluorta v ilanen tebliğidir. görünenin yanında, duyulanın yamacında, bilinenin köşesinde, vakia olarak tanımlandırılanın hemen dibinde, döne döne bata çıka ilerleyebildiğimiz satranç tahtasının bilinmez kara dehlizlerinde, kuşku götürmez bir şekilde tanımlanan, tanımlandırılan gel gelelim naçarlığımızdan, biçarlığımızdan ötesini vurgulamayan, hissettirmeyen, empati kurdurmayan nalıncı keseri gibi her dem aynı yere baskı yapılan, törpülenen hayat akışında onuncu köyü arıyoruz. yana yakıla, yan yana gelmekten ısrar v itinayla uzak durarak hep karşı karşıya sahip çıkılarak gerçekleştirilen, bir gerçeklik haline dönüştürülen, metaforları dümdüz, meramları dımdızlak, soruları yanıtsız, sorunları bağdaşık bir silsile ile bütün bütün yük edindiğimiz, kazın ayağı her öyle değil diye çırpındığımızda sizler bizlerden daha mı iyi bileceksiniz nutkunun yinelenebildiği bu dar alan içerisinden onuncu köyü arıyoruz yana yakıla. düzen diye savunulanın, hazır bu buradan yiyin diye tasvir edilenlerin kör kör parmağım gözüne atfedişlerin her ne oluyorsa oluyor hayat devam ediyor günler geçip gidiyor ezberinin dolaylarında günün aslen geçmediğini, vicdanın, merhametin adilaneliğin terk edilip ilk kez şeytana uyulan anında sabit kaldığımızı tam da oraya mıhlandığımızı örnekleyen bir düzlemde denekliği bir kenara koyup, yola çıkmanın onuncu köyü aramanın gerekliliğini bir kere daha tecrübe ediyoruz.

ilk taşı günahsız olan sallasın denildiğinden bu yana nice günahkarın zamanın şartları, karşılaşılanların beraber, yanında getirdiği etmenlerin izinde kıyamet kadar hatanın, bir o kadar vahim durum v duruşun sergilenebildiği güncelliğimizde lazım gelenin mahkum etmek, sorgusuz sualsiz linç etmek hele bir soluklan da derdin neymiş onu işitip bilelim kısmının, farkındalılığının üstünün çiğnenmesi, lâv edilmesi olmadığını yineletip, kanıtlayabilecek olan onuncu köyü arıyoruz. derme çatma bile olsa düşlerimizin bile sorun teşkil edeceğinin fısıldanmasından bu yana geçen sürede içimizdeki hain arayışının, yaftalama riyakarlığının, pundu bulduk birlikte abanıyoruz diye yola koyularak bugünü dar edenin, her anı prangalamanın, kelamı geçersiz kılma çabasının, ayak oyunlarına karşın hakikatin yalın olarak karşımıza çıkacağı onuncu köyü arıyoruz. bir gün orada ertesinde burada yarın kim bilir nerede önümüze çıkartılacak, kılıfı çoktan uydurulmuş linç çabası v girişimlerinin, ev işaretlemelerinin, isim isim mekan mekan hedef göstermelerin, araç yolu gözlemelerin yolu, memleketi dar etmelerin, binbir türlü sıkıntısı yetmez göçerliğin zorluklarında ayakta kalma çabasına girişenlerin çadırlarını başlarına yıkma tehdidi v fazlasının işin özü lafın kısası kendisinden olmadığını duyumsadığı, varsaydığı her kim olursa ona karşı gerçekleştirilen tahakküm çabalarının kıymetinin olmayacağı yeri arıyoruz.

bütün bütün derli toplu koskocaman devletu alinin izanı, insafı v kapsayışının cücük kadar kalıp hala birlik beraberlik türküsünü değme ayara gerek duymadan yineleyenlerin dünyasında ayakta kalabilmenin biatsız da gerçekleştirilebileceği bir hayatın, tayfında, tarafındayız. öyleyken böyle, şöyleyken haliyle düz ayak, başı kabak sonu kelek intiba v tecübelerin, dillendirmelerin epey hallicesinden kararı, az çekilmemiş bir cenahta hiç değilse yarınlarımıza bakarken karanlığa teslim olmamak adına onuncu köyü arıyoruz. bunca sabıklığın, sabitliğin getirip ulaştırıp, döndürüp konumlandırdığı noktanın bir diğerimizin seslenişini duymayacağımız bir ahvalin kendisi haline dönüştürülürken, acısını duruma göre değerlendirip, vicdanı aktar hesabı tartıp biçip bölümlendirmek, pay etmek dışında bir odağı tanımlandırmadığı afakidir yorumların, düzene eklentilenmiş ama fikir savunuşları hala en önde gerçekleştirdiklerine kendilerince biat edenlerin göstermiş oldukları yegane bütünlük budur. edimin, idenin zaruri bir daraltım, soyut bir simge, şirazesinden çıkmaya ramak kalmış bir akıl fikir tecelli ettirme diskurunun, günümüz gerçekliği içerisindeki yeri apaçık sorgulanasıdır. kesin v net. kulaklarını vicdanlarını aylardır kapatanların otuz dört yurttaşın katledilmesi, üstelik bütün bunların çekincesiz gerçekleştirilip üzerinin peyderpey örtülebileceğinin, uygun görülmesi dahi muktedir algısının doğruya olan mesafesini, onuncu köy olarak sınıflandırdığımız arayışın, gerçekliğini tezer özlü'nün sözünü haklı çıkartan tüm bileşenleriyle göstere gelendir. göstermektedir.

vakia öyle ya da böyle ama her dem haklı çıkmanın bu kadar müdansızca, tereyağından kıl çeker gibi resmedildiği, uygulandığı bir coğrafyada bir tane acı tecrübenin bile hesabının havada kalması hele ki öteki olarak tanımlandırılmaya bir türlü doyulmayan bir aidiyetten olanlara karşı uygulanan zulmün kolayca sindirilebiliyor olması son kertede, ahvalin durumu v erkin perspektifini tüm diğer etmenlerden ayrıştırarak özetlemektedir. birbirine benzeş, bağdaşık veya aynı tecrübelerin sıklıkla olmazsa da cereyan edebildiği, vakia örneklemi olan, olabilecek yaşanmışlıklar söz konusuyken hala nefretin yaygınlaştırılması, tekrarlanabilir hiddet olgusunun, doymak bilmeyen linç edelim iştahının halkında neyse onu yönetenlerinde de benzeş olduğunu dökümlemektedir. hepimiz öteki!, hepimiz çiyanız birilerinin nazarında. ister kaçağa gitsin elli tl için, ister tarla sürsün, ekin toplasın otuz beş tl için, ister harç karsın, ister çöpçülük ya da bekçilik asgari ücret v altında yaşama tutunmak için bütün v daha fazlası madem ki bu ülkenin ekmeğini yiyor o halde ihanetinin! bedeli ağır v düzeltilemez olmalıdır. bu şıkkın bu kadar kanıksanmış bir biçimde devreye sokulması nasıl meşrulaştırılmaktadır? nasıl ehven bir anlayışla meşrulaştırılabilir? kolay yoldan kervana düzülen buyurun buradan yakın diye sufle edilen, acıtmak mı en alasını, yara deşmek mi en kralını burada hep birlikte yapacağız. bunu, daha çoğunu yapacağız şirretinin gün yüzü bulduğu bir kara kumpanya nasıl olumlanabilir? nasıl hayat olduğu gibi seslendirilebilir?

barış diyenleri saçlarından sürüyerek, yazmalarını paçavra eylemeye gayret ederek, eğitim hakkını talep v ikrar edenleri, bunun bedelsiz olması gerektiği konusunda ses verenleri suçlu bulabilmek adına çakmaktan, poşiye, protesto gösterisinden bir pankartın ucundan tutmaya kadar çalakalem suç mesnedi, aleti v eylemi tanımlandırarak, basın özgürlüğünün varlığını daha ağızdan çıkarken çürüten, kalem oynatıp bu sathın öteki doğruları, bilinmesi gerekenlerine dair kelamları yazıp çizenleri, fotoğraf çekenleri, dizgicileri vs. suçlu bunların alayı suçlu olarak ilan etmek, bunu bir biçimde sürekli kılmak, hakkın aranabilirliğini ifade özgürlüğünün bütünü çerçevesinde dile dökerek, çabalanarak asgari demokrasiye haiz bir ülke ütopyası peşindekileri terör yardakçıları olarak resmedip, derdest kılmak bu hayatı nasıl olumlu olarak okumayı sağlayacaktır. dört yanımız yara açmayı matah bir şeymiş gibi değerlendiren muktedir algısının paralelinde nasıl? her yanımız şekillendirilmiş, tartılmış, numaralanmış aynı tornadan kesildiği pek belli olan cümlelerle bugün sorunlu olduğumuz, bugün sorunların kendisiyle yüzleşmekten imtinayla kaçınıp sırt çevirdiğimiz, bugün başvezirin talimatları doğrultusunda handiyse akla getirmenin dahi suç mesnedi ortaya çıkartılabileceğinin yinelenebildiği, koro olarak ikrar ettirildiği bir gündellik içinde demagojisiz bir demokrasi tasviri v tahayyülü, özgür düşünce fikri, adalet edimi, barış seslendirişi, hayat okuması ne yana düşmektedir?

bütün bunlardan mürekkep doğrunun sadece tek bir bakışım ile değil azami bir suret çeşitliliği, fikir imecesiyle ortaya çıkartılabileceği haddizatında bu kadar net v kaçınılmazken. düşünüyoruz hala, yarınlarımızı bugünlerimizden daha sığ, daha dar bir kapsamda değerlendirip o alana mahpus kılanlara karşı sesimizin sürekliliğine her dem birlikte çabalanıyoruz. her adalet talebimizde içimizdeki hainler olarak yaftalanma, öne çıkartılıp korkutulma, sindirilme bahsine karşın bugün kalemi, kıraati, dili v kelamı bir terör nesnesi, kaynağı olarak zikredenlere, belleyenlere karşı değerlendirmelerinin dipnotlarında yer bile bulamayanlar olarak sesi çoğaltabilmeye gayretkeş oluyoruz. her düz diye sunulanın düz olmadığının idrakına uğraşıyoruz. yanıyoruz, yakılıyor, küfürün bini bir kuruşa teslim edilsek de isimsizler olarak çırpınıyoruz. durmadan. barış denildiğinde orası burası diye ayrıştırmadan, onun hakkı bunun hakkı diye hesaplı kitaplı çözümsüzlük önermelerine, dokuz sütuna manşet genellemelere girişmeden, girişilmeden de bir şeylerin anlamlı kılınacağı anlaşılacağı bir ülke tahayyülü paralelinde, düşleyişinde devinip duruyoruz. beklentilerimizi ortaklaştırma dilimizden dökülenleri çoğaltarak, birbirimizi kerhen değil kalben anlayacağımız onuncu köyü ararken yineliyor v tekrar ediyoruz. her yoklamada azaldıkça çoğalıyoruz...


>>>>>Bildirgeç
Ah Bu Kırmızı Bolşevik Gözleri…! - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün Gazetesi*

Panoptikonu bile özler olduk. Küçük hücrelerinde gözetim altında tutulan özneler en azından kendi içsel yaşamlarını, düşüncelerini geliştirebiliyorlardı.  Panoptikonun kulesinden her hareketlerini gözleyen iktidar karşısında bireyler kendilerine ait küçük odalarında direnişin imkânları üzerinde kafa patlatabiliyorlardı hiç değilse. Ne güzel günlerdi! Oysa kimliklerin bilgisayar tarafından yapılandırıldığı süper-panoptikon çağında kendimize ait küçük odalarımızın da artık bir işe yaramadığını görüyoruz. İnternete taşıdığımız küçük odalarımızı küresel veri akışlarının içine yerleştirerek düşündüğümüz, duyumsadığımız her şeyi bir dijital veri olarak iktidarın kullanımına sunuyoruz. Modern gözetlemenin panoptikonu özneleri sabit kimlikleri üzerinden ayırt edebiliyordu ancak, oysa post-modern zamanların süper-panoptikonu kimliklerin çoğalıp dağılmasına izin veriyor ve dijital ortamda dağılmış olan bu çoklu kimlikleri yeniden birleştirerek tüm direniş imkânlarını önceden kestirebiliyor.

E-devletler Var Artık Karşımızda
John Carpenter’in 1982 tarihli The Thing (Şey) adlı filmini hatırlayalım: Amerika’nın Antarktik bölgesinde araştırmalar yapan doktor, bir yaratık keşfeder. ‘Şey’in kendine ait bağımsız bir biçimi yoktur; hücreleri, yanından geçen her hangi bir şeyin hücresini yakalamakta, bu hücreleri taklit ederek anında karşılaştığı şeye dönüşmektedir. Keşif gezisinin üyelerinden birine, bir köpeğe ya da bambaşka bir şeye dönüştüğünü görürüz filmde Şey’in. Sürekli dönüşüm ve metamorfoz geçiren biçimsiz bir kitleyle karşılaşırız.  Doktor bu muammayı bir bilgisayar programı yardımıyla çözer. Sürekli biçim ve kimlik değiştiren bireyler çağında süper-panoptikonun dijital ortamı bu biçimsiz kitlenin gizlerini çözmeye yarıyor. Bir e-iktidar çağında biçimsiz bir kitle dijital verilere indirgenerek biçimlendirilebiliyor. e-devletler var artık karşımızda.

e-devlet’i devlet kendi sitesinde şöyle tanımlıyor: vatandaşlara devlet tarafından verilen hizmetlerin elektronik ortamda sunulması demektir. Bu sayede, devlet hizmetlerinin vatandaşa en kolay ve en etkin yoldan, kaliteli, hızlı, kesintisiz ve güvenli bir şekilde ulaştırılması hedeflenmektedir. Bürokratik ve klasik devlet kavramının yerini almaya başlayan e-devlet anlayışı ile, her kurumun ve her bireyin bilgi ve iletişim teknolojileri ile devlet kurumlarına ve kurumlarca sunulan hizmetlere kolayca erişmesi hedeflenmektedir.” Çok masumane, tamamen bizim yararımıza bir hizmet; devlet vatandaşlarını düşünüyor.

Kapımıza Dayanan Ailemizin Polisine Ne Demeli?
Elektronik ortamdaki kendimize ait küçük odalarda tartıştığımız ‘tehlikeli’ konulardan sonra kapımıza dayanan ailemizin polisine ne demeli? Yakın bir dostumdan biliyorum, çocuğu bir internet sitesinde ateizm konusunda yazışmış ve çok geçmeden mahalle karakolundan gelen polisler dayanmışlar kapıya, ebeveynleri uyarmak için. Her hareketimizin, her düşüncemizin izlendiği Orwell’in cehenneminde yaşıyoruz adeta. The Rage Against Machine grubunun vokalisti Zack de la Rocha’nın ‘Voice of the Voiceless (Sessizlerin Sesi)’ parçasındaki haykırışı kulaklarımda:  “Ve Orwell’in cehennemi, terör çağı gerçek oldu/ Fakat bu küçük birader de izliyor sizi.”
Küresel veri akışlarından oluşan Orwell’in cehenneminden kaçmak için küçük biraderler de Büyük Biraderi izliyor şimdi. ‘Bir Avuç Saçma’ başlığı altında kitaplaştırılan kendi kroniğinde Refik Halid Karay siyah göz bebekleriyle kırmızı gelinciklerden söz ediyordu : “Gelincikler etrafı tarassut eden (gözetleyen) gözler gibidir; bizim onlara baktığımızdan ziyade sanki onlar bizi seyreder. Bebekleri iri, simsiyahtır.  Ah bu kırmızı Bolşevik gözleri…!”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar...Rahmi ÖĞDÜL, Birgün Gazetesi'ndeki köşesinde gündelik dilin, söylemlerin paralel evreninde çıkarsanan, ortaya dökülenleri farklı bir mercekten süzdüğü makaleleriyle okurlarıyla buluşuyor. Ah Bu Kırmızı Bolşevik Gözleri…! başlıklı olanı da dikkatle okunduğunda zamanızın getirdiklerinin bir değerlendirmesi kabilinden okunabilecek önemli bir meram olarak değerlendirilebilir. Kelam sadece bir alanda sadece burada değil, kalem oynatanların çabalarıyla her yerde v her şekilde karşımızda. Yazarın v Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni sayfamıza alıntılıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Ah Bu Kırmızı Bolşevik Gözleri…! - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İki Dilin Arasında “Bra Ez Kuştin” - Atilla AKSOY - Korsan Dergi
Roboski Herkese İnsanlık Dersi Veriyor - ANF
8 Ay Geçti, Acı İlk Günkü Kadar Taze - Zehra AKIDAN - Bianet
Barış'da Roboskî'den Mannheim'a Ferhat'la - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Boz Bulanık - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
90’lara Dönen Kürt Sorunu Mu, “Batı” Yakası Mı? - Özge Leyal İSPİR - Jiyan
Hemen Ölmüyorsan Ahlaksızsın - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Katırların Açık Görüşüne Kim Gidecek? - Özgür AMED - Amed News Agency
30 Ağustos ile 1 Eylül Arası! - Umur TALU - Habertürk
Cumartesi Anneleri 388'inci Kez... - İMC
Demirtaş: Barış Vicdan ve Ahlak İşidir - Yüksekova Haber
'Özgürlük ve Barışı Halklar Getirecek' - Etkin Haber Ajansı
Her Yerde ‘Barış İçin 1 Dakika!’ - Barış İMREK - Evrensel
Barışın Yolu - Can DÜNDAR - Milliyet
Ben Mutabık Değilim - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Terör Uzmanları Kime Hizmet Eder? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
İHD, Geçimli Raporunu Açıkladı - Yüksekova Haber
40 Millions De Kurdes Dans Ce Moyen-Orient En Pleine Recomposition - André METAYER - ABP
Akşam Postası: Çanakkale - Diyarbakır Barış Köprüsünü Kuranlar Anlatıyor - Rusya'nın Sesi
Taşları Bağlı Köyde ‘Nefret Suçu’ - Ferhat KENTEL - Marksist.org
Ahmet İnsel'le Şiddetin Meşruiyetini Sorguladık - Açık Radyo
Bayramoğlu: ''Her Türlü Şiddete Karşı Ortak Bir Manifestoya İhtiyacımız Var'' - Ferda BALANCAR - Agos
Nefret... - Ali BAYRAMOĞLU - DYH - Yeni Şafak
Önümüz Şiddet ve Ölüm - Meryem KORAY - Birgün
Bu "Utanç" Kimin? - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Ö.C. Davasında Kadınlara Saldırı - Muhalefet.org
Namus Dediğiniz Şey - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Yeniden... Bir Hukuk Trajedisi! - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Fatma Şahin, Tecavüz Davasında Suçu Ö.C'ye Attı - Emek Dünyası
Manisa'da 500 Mevsimlik İşçi İş Bıraktı - Etkin Haber Ajansı
"Bu Adalet Mi?" - Mizgin TABU - BiaMag
Bedirhanoğlu: Erdoğan’ın Nemrut’tan Ne Farkı Var? - ANF
Türkali: 'Kemalistler Kürt Sorununda Çok Kurnaz Bir Oyun Oynadılar' - İMC
‘Düşen’ AKP’nin Ucuzlayan Malları - Veysi SARISÖZEN - ANF
Aygün’den Erdoğan’a: Şamil'in Kimin Sesi Olduğu Netleşti - Emek Dünyası
"AKP Milliyetçi, Muhafazakar, Sünni, İslamcı Bir Parti" - Ekin KARACA - Bianet
Erdoğan Barışa Karşı: "Müzakere Süreci Bitti" - Marksist.org
R.T.Erdoğan Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Çok Fazla Odaklanmış Durumda - Altan SUNGUR Çevirisiyle - Jiyan
Yardır Başbakanım! - Sendika.org / Korsan Dergi
The Love Affair With Erdogan (Part 1) - Agnes CZAJKA - Jadalliya
Eyvah, ‘Milli Mutabakat’ Dönemi - Kurtuluş TAYİZ - DYH - Taraf
Darbelerin Ana Kaynağı - M. Masum BİLGİÇ - Diyarbakır D Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Halep İki Ateş Arasında - Rober KOPTAŞ - Agos
Rober Koptaş Açık Gazete'de Halep İzlenimlerini Aktardı - Açık Radyo
Suriye Gerçeği - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Gazeteciler Suriye’den Meslektaşlarını İstedi - Evrensel
Syria: The Point Of No Return - Martin CHULOV - The Guardian
Türkiye'nin Seçimi - Amberin ZAMAN - Habertürk
AKP Suriye'de Köşeye Sıkışmış Kedi Misali - Ufuk GÖLLÜ - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Enver’in Bıyığından Tayyip Erdoğan’ın Kalpağına Kadar Uzanabilen Baasçılık... - Hasan CEMAL - Milliyet
Sürgün Hayatıyla Doluyorum Her Akşam - Fuat KAV - Amed News Agency
Ermenistan’ı Aramak, Kürdistan’ı Keşfetmek - Ronald Grigor SUNY - Altüst - Nor Zartonk
Ermenistan, Irkçı Katil Safarov'u Serbest Bırakan Macaristan'la İlişkilerini Kesti - Marksist.org
“Vadi”ye NTV Sansürü - Bir + Bir
İzi Kalır - Hacer ALTUNSOY - Yeni Özgür Politika
Yüzü Olmayan Ülke - Bülent USTA - Birgün
Direnme ve Barış Hakkı - Ayhan BİLGEN - Emek Dünyası
Savaşın Sona Ermesi Mümkün - Hüsnü ÖNDÜL - Evrensel
Savaşı Bitiremeyen Ülke - Lale KEMAL - DYH - Taraf
Eğitim Şimdi Gerçekten Parasız Mı? - Muhalefet.org
'Özgürlüğünde Kaldı Gözlerim' İçeride ‘Sakıncalı’ - Etkin Haber Ajansı
Seçimler ve Sosyalist Hareket: Sandıktan Kaçmalı Mı? - Foti BENLİSOY - SD Yeniyol
Toplama Kampından Çağdaş Sanata Bakmak - Esra YILDIZ - BiaMag
Talim Terbiye Sunar: Üç Noktalı Yazarlar - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Tutuklu Gazete 'Barış' İçin Çıktı - Yüksekova Haber
RedHack'in Devlet Ana Akım Medya ve Sosyal Medya ile İmtihanı - Ezgi KÖKSAL - Jiyan
Yüzüm... Yüreğim; Deprem Dalgası.. - Kerem PORAZAN - Solukbeniz


Panabrite Official
Panabrite - The Baroque Atrium Official Informative via Preservation
Panabrite - SSG Special Mix For Mnml Ssgs
Henry Chinaski Official
Henry Chinaski - Lunch EP Informative via De:Bug
Henry Chinaski - Lunch EP Official Download
Holy Other Official Artist Page via Facebook
Holy Other - Held Album Stream via Gorilla vs. Bear
Holy Other - Held Album Review By Paul LESTER via BBC Music
Howse Artist Page via Soundcloud
Howse Artist Page via Bandcamp
Howse - Lay Hollow EP Review By Martyn PEPPERELL via Under The Radar
Synthetic Epiphany Artist Page via Facebook
Synthetic Epiphany Artist Page via Bandcamp
Synthetic Epiphany - Survive EP Review via Three State Parity Bit
Shackleton / skull disco
Shackleton - The Drawbar Organ EPs Review By Andrew GAERIG via Pitchfork
Shackleton  & Juergen Boettcher Video via The Wire Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
mind your head by swamibu
swamibu's flickr page

>>>>>Poemé
Neye Benziyorlardı? - Denise LEVERTOV

1)Vietnamlılar taştan fenerler
    kullanıyorlar mıydı?
2)Törenlerle kutluyorlar mıydı
    tomurcukların açışını?
3)Sessizce gülme eğilimleri var mıydı?
4)Süs olarak kemik ve fildişi,
   yeşim taşı ve gümüş takınıyorlar mıydı?
5)Destanları var mıydı?
6)Konuşmakla türkü söylemek arasında
   bir ayırım yapıyorlar mıydı?


1)Efendim, yumuşak yürekleri taşa dönüşmüştü.
   Taş fenerlerin bahçelerde güzel yolları
   aydınlatıp aydınlatmadığı hatırlanmıyor.
2)Belki bir kez tomurcukları kutlamak için
   toplanmışlardı,
   ama çocuklar öldürüldükten sonra
   tomurcuklar açmadı.
3)Efendim, yanık ağızlara acı verir gülmek.
4)Bir düş önce, belki. Sevinmek içindir süs.
   Bütün kemikler kömür olmuştu.
5)Hatırlanmıyor. Unutmayın ki,
   çoğu köylüydü; pirinç ve bambuyla
   yaşıyorlardı.
   Sessiz bulutlar çeltik tarlalarında yansıdığında
   ve bayırdaki setlerde korkusuzca yürürken manda,
   belki babalar eski masallar anlatmışlardır
        oğullarına.
   Bombalar bu aynaları parçalayınca,
   ancak çığlık atmaya vakit kalmıştı.
6)Hâlâ türküye benzer bir yankısı
   duyuluyor konuşmalarının.
   Anlatıldığına göre türkü söyleyişleri
   pervanelerin ay ışığında
   uçuşuna benzermiş.
   Kim bilebilir? Artık her yer sessiz.


   Denise  LEVERTOV
Cevat ÇAPAN Çevirisiyle...
Kaynakça: Şiir Alternatifim

No comments: