Sunday, April 21, 2013

Deuss Ex_Machina # 446 - sert sessizler


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_446_--_sert_sessizler

15 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Saåad - Solid Clouds (Pleq Remix) (BLWBCK)
2. Saåad - Solid Clouds (Noir Cœur Remix) (BLWBCK)
3. Atom™ - Ich Bin Meine Maschine (Raster-Noton)
4. Atom™ - Pop HD (Raster-Noton)
5. Romare - Your Love (You Give Me Fever) (Black Acre)
6. Romare - Jimi & Faye (Part One) (Black Acre)
7. Deco - Consciousness Dub (Deceast)
8. Deco - Across The Grain (Deceast)
9. Konvex - Yurei (Redshift One)
10. Konvex - Orpheus Death (Redshift One)
11. Gantz & El Mahdy Jr - Exile (Dub)

(446)
"sert sessizler"
sözü sesle harman etmek, sesle sözün kıymetini bilebilmek, işitmediğini önemsemek, duyumsadıkça başka noktaları keşfetmek, yargıları yıkmak, aşmak ve daha fazlası adına çabalanabilmek bu masallardan her dem tazelenip durulan yenilerinin arasında hakikati görebilmek için yegane çıkış yolumuzu oluşturuyor. faydalı olanın; avazının yettiği kadarıyla seslendirdiğin, söze kattığın değil olduğu gibi, kendiliğinden ortalıkla ortak akılla buluşanın neden önemli üzerine titrenilesi olduğunu duyumsatan bir buluşma söz konusu edilebilir bir parantez açacaksak eğer. haddizatında yaşamakta olduğumuz iş bu güncelliğin sınırlarında ötesini ve berisini birkaç kere kolaçan ettiğimizde rastlantısallık noktasıyla keskinleştirilmiş, kestirilip atılmış sorunların karşılaşmaların vesair kurguların gerçeklik dahilinde nasıl dönüştürüldüğünü ve işe geldiği gibisinden kotarıldığını görebilmeyi mümkün kılan bir secere belirleyicidir bahsetmeye çalıştığımız ses ve söz birlikteliği. bazen duyumsadığınız tek bir kelamın içinde saklı duran, tek bir noktanın duyumsattıkları, hissettirdiği yalın neticeler-sonuçlar pek çok zaman üzerinden atlayarak ilerlediğimiz, handiyse ne ara birbirimizi bu kadar işitmez olmuştuk kısmını, layığıyla irdeleyebilmemize vesile teşkil eden bir sunumlandırmayı da ihtiva eder.

neticeleri yarım yamalak konulmuş olan şefaatten çok yara bereyi daha onulmaz kılmayı amaç edinen, bu bağlamda merhemi değil kezzabı ileri sürüp duran zamane şartlanmışlıklarının, diyalogtan çok fecii monologların seslendirildiği bir yerde ses ile sözün neden önemli olduğunu hatırlatacak detaylar saklı durmaktadır. aramasını bilene. yol öylesine giriftleştirilip, karman çorman edilmiş ki ne süreç dediğimiz ne adı ve sanıyla özlemini duyduğumuz barış gibi elzem olan bir çabalanımın nihayetinde bunca sıkıntıyı yüklenmiş olan halkların birbirilerine emanet ettikleri yüklerden arınmasına mani olmak adına durmaksızın yokuşa hep dik yokuşlara sürüldüğünü görebilmek için bir pencere açmaktadır. sesi ve sözü duyumsamayı önemsiz bir ritüelin çok da sallanmayacak bir merhalesi olarak ele aldığımızdan bu yana, buna kani olduğumuz ve alıştığımızdan bu yana kocaman avazların birer yalın  notaya indirgendiği, onca ağıdın, kelamın, sözün yalan yanlış unutulduğu handiyse artık hatırlanmadığı bir evreye ulaşmamız bir muasırlık işareti değil epey hallice bir süredir unutmaya ne kadar alıştırıldığımızı yineleyen bir toparlayıcı haline dönüşmektedir. kolaylıkla verilen sözlerin, anılanların günün hengamesinde şimdi sırası değillerle bir başına konulmasının, terk-i diyar eylenmesinin vesikalarıdır burada denkleştirmek istediğimiz.

birbirini tamamlayan birbirinin yarıda koyduğunu, anlatmaya gayretkeş olup da bi'nefes kalınanların aslında ne kadar mühim olduğunu şimdi imdi fark ettirecek olandır ses ve sözün buluşması. ses ile sözün menzilinde karşılaşanlar. yanılgıların, yargıların, sade suya tirit söz öbeklerinin etrafında dolaştırıla dolaştırıla, yüz kırk karakterde atarlara gele gele, her seferinde bu defa son dediğimiz, bir daha asla dediğimizin yinelendiği bir deneklik söz konusu edilmektedir. görüyor musunuz? yanyana durmanın elzemliliğini belirli klişelerin etrafında uzun uzadıya tatavlalarla ve her dem aynı noktalara iltimas geçen, önemseyen istemezükçülüğün başka tahakkümlerinde gördüklerimiz ile sınanmaktan artık gına gelmedi mi? yetmedi mi? yoksunlaştırıldıkça merhemin sözcüklerden çıkanlar eliyle, onlarla çizilen rotalarla şekillendirilebileceğini nasıl bu kadar çabuk unutabildik hiç düşündünüz mü? ortalığın keskin kalem, yalın ayak düz adamlardan geçilmezliği ya da entelijansıyanın en olur olmadık bir habisi gibi türeyip duran siz şimdi karışmayın biz! sizler yerine konuşup, aramızda münazara edelimcilerin, müsamerelerinin yanı başında, tam dibinde yol nereye götürmektedir bizi, hepimizi. kayıtsızlık sonumuzu iyice şekillendirirken, iyice hızlandırılmış süreçlerde, sonun felaketinden uzakta kalmak için uyanmaya çabalanmak değmez mi? uğraşılmaz mı?

ses ile sözün ortaklığında o dökülenlerin ağıtların, tanıklıkların, dört duvarların görülmüştür kaşelerinden kurtulup gelenlerin, yahutta bir mezarın taşında ancak kendini sığdırabilen seslenişlerin, bir meydanda beyaz yemenilerin arasında asılı duran hakikatlerin, en ahkam kesenlerin iflahını bir seferde kesecek olan hakikatin en çıplak gerçeğiyle hayatlarını sürdürmek zorunda olan tüm ötekilerin, öteki bilinelerin duyumsattıklarına varmaya, anlamaya çabalanmak uğraşılması önemsiz bir fasıla ya da meşgale midir? ana akımın göstermekten özenle kaçındıklarının peşi sıra yol aldığımızda, biz özenle dikkat kesildiğimizde, azıcık tıklama vasıtasıyla çabalandığımızda haddizatında burada değinmeye; çaba sarf ettiklerimizin daha derinlerine ulaşabilmek, daha farklı okumalara girişebilmek mümkünken ne zaman bir şeylere dank edilecektir? yordamsızlığın, meramı anlamazdan gelmelerin, şifanın değil çözümsüzlüğün tarlasında adım attırılmaktan, kırmızı çizgilerin sınır boyunda dört yana dönmekten, boşa heder olmaktan imtina etmenin vakti gelmemiş midir? çoğunlukla bilinenlerin, bilindiği öne sürülenlerin bile ancak kısıtlı ve ekseriyetle bir bölümünden haberdar olunan bir ülkede yüzleşme ve helalleşme enflasyonu yaşanırken daha burnumuzun ucundaki çetrefilli ayak oyunlarını icra edenlerle bu mesele girişmek nasıl gerçeğe erebilir. hiç düşündünüz mü?

dünde kaldığı varsayımlanan algıların, tepkimelerin halen geçerliliğini koruyan, buna bilakis devlet aklıyla müsammaha gösterilen, şirinlik muskası sevimlilik ambalajlarıyla takdim edildiği, hep ama hep o içimizdeki x'ler, y'ler yüzünden biz bir şeyleri aşamıyoruz bahsi diri tutulurken bizahati o sözü kullananların memlekete eylediklerinin çok matah olduğundan dem vurulması süreğinde, devamlılığında ve ötesinde yaşadığımızı nasıl kanıtlayabiliriz. yaşadıklarımızın hepimizden bir şeyler çalmaya mütemadiyen devam eden bir öğütücü olarak şekillendirilme çabasına illallahı nasıl demeliyiz? diyebilmeliyiz. aklın, fikrin çoğunlukla derdest edilip itibarsızlaştırılmasına çabalanılırken akil olarak seçilmişlerin önlerini bir hışım kesmeye çalışanların zonguldak'ta, denizli'de kayseri'de yurdun bir yanında sergiledikleri duruşların tümü bir şeylere uyandırmamakta mıdır? hepimiz bayrağız diye kükreye duranların vicdanlarında vatan hainlerine yer yoktur diye nefreti hicaz makamından sayıklamaların alkış kıyamet kabul görülmesinden fenalıklar bir zahmet gelmemiş midir? vur de vuralım, öl de ölelim metaforunu bizahati kıyamcılığın yolculuğu olarak ele almaktan bizahati kaçınmayanların ırkçılıklarının, vatan sevgisi olmadığını nihayetinde fark edebilelim. bu ve benzerleri bu kadar zor mudur?

içten içe çürümeye devam ederken zaman sarmalında, güncellik mevhumunda hemen her şeyden şikayetçi olurken gözümüzün iyice perdelenmesine müsammaha göstermeyip, ses çıkartacak bireyler olmaya daha kaç fırın ekmek vardır! nasıldır hiç düşündünüz mü? basit argümanların, dökuz sütuna manşetlenen terennümlerin, muhteviyatı irinden başka şey olmayan lafazanlıkların bütün bütün hepsinden ayrışmayı hatra düşürmek ne zamandır? hangi zaman!. susmak yoklamada buradayız demenin bir karşılığına dönüştürülürken ses ve sözün ortaklığında paylaştırdığı, hatra düşürdüklerini yalın ve net biçimde sorgulama şansını değerlendirmek menzilin dahilinde kısaca değindiklerimizin tamamlayıcısı olacak çözümlemeleri beraberinde getirecektir. bir anahtara, bir yol göstericiye ihtiyaç, illa ki sebat etmek gerekmeden sadece kendiliğimizden bir şeyleri sorgulamaya girişebilirsek ne hepimizin ne olduğunun ilanen tebliğine! ihtiyaç olacaktır ne de yaşadıklarımızdan, bunca fecaatten sonra hala canınız mı yanıyor sizin, yoksa daha fazlasını mı istiyorsunuz bezirganlığının saçmalamalarından, kıymıklarından azade tutacaktır nihayetinde.

bu yurdun aşina olunan tarihinin avaz avaz seslendirileninin yanında bir de bir türlü sırasının hiç getirilmediği, getirilmeyeceği daha uzunca bir süre mümkün olmayan medz yeghern'in başlangıcı 1894-5 adana / kilikya kıyamının, ardından tüm anadolu'yu etkisi altına alan hristiyan nüfusun bu topraklarda tam ve eksiksiz olarak def'edilmesi projesinin, savaş sonrası bu tutumun dersim'den kotarılan kürtlere alevilere yani içimizde ötekileştirilen diğerlerine başkasına!, günümüze yaklaştıkça hegemonyasına, tahakkümüne karşıt olan kim ve hangi inanç, yaşayış olursa olsun ona karşı koşulsuz şartsız devreye sokulan bir tehcir, dışlama ve yok etme seçeneğinin durmadan devreye alınmasının artık bir ihtimal olmayacağını bildirmeye çabalanmaktır elzem olan. değil midir? bir yerlerde insana dair olanın ne olduğumuz, hangisine ait olduğumuzun değil hangi acılardan sonra nasıl dersler çıkarttığımız sorgusuyken, bu artık aleniyken bu allahın her günü yeniden, yılmadan, aralıksız bir biçimde ölümü gösterip sıtmaya razı etmelerin bir sonuna varabilecek miyiz? birbirimizi abuk subuk entelijansiya kurgumasallarıyla avutmadan, böbür böbür böbürlenmeden, sadece söze ve sese kıymet biçerek yalın gerçeğe ayarak, ha'bire sorgulayarak ama yılmayarak kör kuyulara sapmadan ilerleyebilmek halen ütopik bir çıkarsamamıdır nicedir? halimizi göz önünde bulundurarak yaşadığımız güncelliği de irdeleyerek bir karar anına ulaşacak mıyız?

çoğunlukla dile pelesenk edilenlerin defaatle tecrübe ettirilmiş, aşina kılınmış, zorunluluk mertebesinden öteye ulaştırılmış, vakia ve edimlerin paralelinde, arta kalanlardan mürekkep bir özetleyiş çabası olduğunu dile getirmek mümkündür. kendini mütemadiyen tekrar ediyor görünse de her kelam her sesleniş çabasında bilindikliğin yanında daha önce tanımlandıramadıklarımızı ya da üzerinde tam yoğunlaşamadıklarımızı anlama çabasının sacayaklarındandır. böylesine kasti, aleni bir biçimde dışlayıcı, mimleyici ötekileştirici ve daha fazlasının otuz iki kısmı tekmili birden gündeme dahil edildiği bu sahanlıkta klişelerin ötesinde olanı sorgulayabilmek için lazım gelendir dile pelesenk sözler. dile yerleşmiş, nüfuz etmiş kelimeler. her şeyin basmakalıp plastikleştirildiği, duygudan, tözden tamamen arındırılma çabasında yol alınan muktedirin oyun sahasında kotarageldiklerini enikonu anlamamıza vesile teşkil edecek karşılaşmaları ihtiva eder bu bildiğimiz ve bellediğimiz kelimeler deryası. tüm o sahanlık deryasında her ne bildiysek bütüncül bir sorgulama için, yeterli gelebilecek bir anlama gayretkeşliği yahut neticesi için kani gelebilecek dağarcığın yer aldığının altı çizilesi kelimeler deryası şifayı, birbirlerinin sözcüklerinden, seslenişlerinden yansıyan hakikatler paralelinden şekillendirmesi beklentilenen, reçetelenen bu cenahta bugün değilse bile bir gün muhakkak hayatta yerini alacak olduğunu illa bildiren / gösteren bir kaynakçadır işte bu sahanlık.

haddizatında durduğumuz, ulaştığımızı sandığımız menzil denilegelenin tam da dibinde biriktirilen yığıntılanan kötücüllüğün kelamdan bağımsız başa neleri eksik ve gedik olmaksızın getirdiğini çözümletecek, sorgulatacak bir yolu temellendirir dile pelesenk sözcükler. öylesine ivedilikle önyargılara, esip gürlemelere, hedef göstermelere, suçlu bildirmelere, çoğu bu sahaya sığdıramayacağımız nice fenalıklara destek çıkılmış, el altından yol verilmiş, müsammaha gösterilmiş bu yerde insan nedir sorgusunu zihne bilmiyoruz kaçıncı kere düşürecektir. düşürmektedir, aşina olduğumuzun nelerden mürekkep olduğunu, hangi eşiklerde dönüştürüldüğünü mütemadiyen belli eden kelime görünümler lağvedici, hezimet taşıyıcılarının az ötesinde. atfedildiği gibi masallar diyarında, bin yıllık kardeşlik gibi yukarıdan törpülenmiş, tertiplenmiş argümanların çatısı altında değil tam aksine korkuyu diri tutan bir yerde aslen önemsenen şeyleri dolambaçsız sunacak olandır bu kelime dağarcığı. yinelenen seslenişler sözler ve daha fazlasının biraradalığı. unutturulduğumuz, sildiğimiz, sindiğimizden arta kalanlarla birleştirebildiğimiz bu yerde bir umut daha var diyebilmek için tutunduğumuz, el aldığımız dallardandır kelimeler. yol öyle farklı, gün aşırı müdahalelerle değiştiriliyor ki derdin menşei, sebepleri değil başkaca tevatür ve tahayyülerle vaktimiz tükettiriliyor ki, hayatta elzem olana dair seslenişlerin tümü, o tutunduğumuz dallarin tümü bir kerede kırılıyor, budanıyor.

her bir atak, uzun uzadıya anlatmaya çabalandığımız kelamın şefaatini topyekün nötralize ediliyor. sorgunun, sözün, çoğu ezberlenmiş olsa da değinilerin tek başına pek bir şeyleri çözümlemeyeceğinden dem vuruluyor. her zamanki gibi genellemelerin tahakkümü haklı çıkartacak olanlarının bu harmana ilave edilmesiyle de önümüzde yekpare bir duvar bina ediliyor. yükseltiliyor. önyargılar hazımsızlıklar ve daha fazlası yekleştirilir. dile pelesenk olarak atfettiğimiz, çoğunlukla klişelerin vasatın birlikteliği olarak savlananların nasıl muktedir-erk gözetiminde böylesi bir duvarın ardına ötelendiğinin fark ve idrakına ulaştıracaktır. bilindik aşina olup her nerede tahakküme dayalı bir yönetim söz konusuysa aralarında yukarıda saydıklarımıza paralel tepkime ve önlem almalar!! işin doğal akışı, gereği diye karşımıza çıkartılır. bu ne geçici sınırlı kurmacalardan ibaret bir enstelasyon, ne sanatın en son harikalarından bir gösteren, hal böylesine apaçıkken kör kuyuların dibinden bir adım ileriye doğru hamle etmenin gerekliliği ve sorgusu takdirinizedir. yaşıyoruz behemehal müsammaha gösterildiği kadarıyla nefes aldığımızı varsayarak. yaşıyoruz, şakran, tekirdağ, bakırköy cezaevlerinde tıpkı ali yılmaz'ın kaleme aldığı kara arşiv'de yazıp sunduklarının benzerlerine ancak ölümler olduğunda, ancak iş işten geçmek üzereyken haberdar olabildiğimize tepki vererek. az biraz vicdan soğutarak.

yaşıyoruz daha önceden aşina olunan kıyamet mümmesili   isimlerin şimdiki temsilcilerinin halen yapabildiklerini görerek. görüp de hala bir arpa boyu yol alamadığımıza hayıflanarak. yaşıyoruz handiyse el birliğiyle roboski katliamının üzerinin ölü toprağı ile kapatılmasına seyirci yazılarak. barış sürecinin halkla paylaşımını gerçekleştirmesi için seçilmiş insanların zonguldak, denizli ya da kayseri sınırlarında faşist gürühlarca protesto edilmesini, toplumun kırmızı çizgileri var onları hiç bozamayacaksınız diyerek üstten üste efelenmelerin, linç girişimlerinin birisi bitmeden bir başkasıyla hemhal olup yaşıyoruz. her gösterilenden bir pay çıkartılmasının tavsiye olunduğu modern zamanımızda halen en eski alışkanlıklarla, tahakkümün en çirkin yüzleriyle biraradalığımızın tükenmediğini idrak ederek. yaşadıkça öğreniyoruz her vakit. soluk almanın bile kural kaidelerle bağlantılandığı, gösterinin müsaade edilen sınırlar dahilinde, adalet talebinin çok da ses etmeden talep edileceğini, emek mücadelesinin gereksiz bir teferruat olarak hele ki grevin falan zorluk çıkartmayın asabımızı da bozmayın gibi manalı seslenişler tepki ve terennümlerle tarumar edilmesine tanık olarak yaşıyoruz.

günlük rutinden arta kalan dinlenme zamanında, ptt'nin tavsiye olunduğu buna riayetin zorunlu kılındığı bir yaşam serüveni. düzen için bunlar gerekli ne sorun ne sorgulayın, elleşmeyin hiç ilişmeyin, dokunmayın gibi tenkitler ve uyaranlarla adına yaşam dediğimizi değil basbayağı esaretin farklı bir türlüsünde adı bir türlü ortaklaştırılamayanında vakit geçiriyoruz. bi'nefes sessizce, sıradan çıkmadan hiç bu hamleyi akla dahi getirmeden, tepki göstermeden, konuşmadan kırmızı çizgilerin mümkün mertebe uzağında kalarak uygun vatandaşlar prototipinde bu yarı özgürlük sahanlığında günlerimizi tüketiyoruz. çürüyoruz vesselam. güncel alan ve gösterilegelenler, bize dair olanların unutturulduğumuz varsayılanları sorgulamamamız konusunda uyaran ve ikazlarla donatılmış durumda. dopdolu. tıkabasa ve lebaleb. bir taraf olmaksıızn vicdanı modern zamanın tüm fenalıklarında korumak adına kelamla ne kadar uzlaşıyoruz. sesle ne kadar yüzleşiyoruz. bütün bunun sınavı önümüzde!. bu meram çabası bir farkındalılık sağlayabiliyorsa bir başına alenen görünen gösterilenler saymakla nail olduklarımızın yanında daha sayamadıklarımız nicesini anlatacaktır. işitir misiniz....

>>>>>Bildirgeç
Söyle O Terörist Oğluna...  - Nafiye GÖLBAŞI - Radikal Blog

1980 yılı öncesi evimizi yolunu su yoluna çeviren, her geldiklerinde 'söyle, vatan haini oğlun nerede', diyen polislere ‘on sekiz yaşını geçmiş oğlanın sorumlusu ben miyim’, demişti annem bir keresinde.

‘Gidin, neredeyse bulun’, demişti.

‘Beni dinler mi kocaman oğlan?’

Ona kalsa diyemezdi bu lafları ama bir komşumuz söylemişti ona. Bir daha geldiklerinde böyle, böyle söyle demişti.

Ne babam evdeydi o yıllarda, ne de abim. Geriye kalan aile fertlerinin yaş ortalaması da ergenlik civarındaydı.

Annem o cümleyi aklında tutmuş, unutmamıştı ama onun sadece ağzından çıkacak olan bir cümleydi bu. Yüreğinin dili değildi.

Alışık değildi böyle laflara.

'Sorunlusu' demişti o yüzden sorumlu yerine ama onlar anlamıştı onun ne demek istediğini.

Üzerindeki uzun geceliğine, evimizdeki eşyalara  ve oturduğumuz mahalleye epeyce tezat düşen bu sözleri söyledikten sonra bir an Rus ruleti etkisi yaratan sorusuna cevap beklemeye başlamıştı annem.

Onun yasaları bilmediğini sanmazlarsa eğer, belki de bir daha gecenin bir yarısı gelip rahatsız etmeyeceklerdi kim bilir. Bu son olacaktı.

Birazdan, ‘biz de gelip size rahatsızlık vermek istemeyiz, hem oğlunuz da reşit ve bunu bize belirtmekte haklısınız ama ne yaparsınız, biz de emir kuluyuz,’ gibi sözler söyleyecekti komiser ama onu demek yerine, ellerini arkasında birleştirip,  gözucu ile ona bakarak, Muhammad Ali Clay'in kelebek misali bir kez dönüyor annemin etrafında.

Çıt çıkmıyor kimseden.

'Kocakarı, bakıyorum da senin çenen fazla açılmış. Götürürsem karakola, görürsün gününü haa’, diyor kafasını sallayarak.

Karakol lafını duyunca atıyor annemin rengi.

‘Benim nerem kocakarı’ diyor, onlar gittikten sonra.

‘Hele oradan bir bardak su ver, hele.’

Elleri titriyor suyu alırken.

‘Görüyon mu şu oğlanın başımıza açtığı işleri,’ diyor.

‘O kadar da okul okudu…’

Kapının önünde bir kez daha 'o terorist oğluna söyle, gelsin teslim olsun, yoksa kendisi için çok daha kötü olur', dedikten sonra rütbe sırasına göre arabaya binip giden polisler bir kez daha eli boş dönmüşlerdi şubeye ve bu, abim yakalanmadığı sürece, onların bir süre sonra tekrar gelecekleri, seni uykunun en masum ve en derin yerinde, neden uyandığını anlayamadığın bir anda, sıcacık yatağında tir tir titretecekleri, korkuyu bir kez daha duvarlara sindirecekleri anlamına geliyordu.

Vatan bölücülerinin ve onların ailesinin yaş, cinsiyet ve ruh hallerinin zaten hiç önemi yoktu. Hepsinin boyu devrilsindi. Onlar da büyüyüp terörist olduklarında başlarına gelecekleri şimdiden görmelerinde fayda vardı.


Anneme kocakarı dediklerinde  sadece kırk beş, abim de yirmi üç yaşlarında idi.

Zehir gibi okuyan abim, iyi bir diploma almaya çeyrek kala okulunu bırakıp geldikten sonra Adana Tekel fabrikasında işe girmiş ve seksenli yıllara doğru ‘bizim bir aylık maaşımız bir günlük çalışmamızın karşılığı bile değil' demeye başlamıştı. ‘Bu böyle olmaz.’

Eve gelip gitmeleri azalmıştı sonra.

Nerede olduğunu sorduğunda, ‘karışma’ derdi anneme.

Karışma.

Küçükken de zaten babamı dinlemez, her şeyi göze alır, bildiğinden şaşmazdı. O bizim gözümüzde terörist değil, annemin etin en iyi yerini saklayıp yedirdiği, gözünden sakındığı, iki çocuktan sonra yaşayan ilk oğlu, bir gömlekle okul bitiren, sadece içinde içli köfte kaynayan tencerenin kapağını açınca gülümseyen, ders çalışırken çıtımızı çıkarmadığımız abimizdi.  Canımız feda idi ona, isterse polisler her gün gelsinlerdi ama daha çok çaresizlikti bizi korkutan.

Derdini kime anlatacağını bilememenin, gücünün yetmeyeceğini bilmenin, doğar doğmaz boynuna geçirilen o yağlı ipin her an sorgusuz sualsiz çekilebileceğini bilmenin çaresizliğiydi.



Bugün Radikal gazetesinde oğluna kazak göndermek suçundan üç yıl ceza alan, oğlunun beşiğini sallayıp büyüttükten sonra yatakçı konumuna düşen şeker yüzlü Nazife Ana'yı görünce o çok ta eski olmayan yıllar geldi aklıma.

Reşit olmanın bizim yasadaki anlamını merak ettim sonra.

Google'a bakmak hiç istemedi canım.

Ne gibi bir suç işlediğinde vatan haini olur ki insan, diye merak ettim.

Vatan haini olmaktan ne zaman kurtulacağımızı düşündüm sonra.

Ülke nüfusunun kaçta kaçı vatan hainidir acaba, diye merak ettim.

Ya da kaçta kaçı o suça maruz kalmış, yargılanmış, yerinden yurdundan edilmiştir diye...

Ebeveynler hangi yaşa kadar evlatlarının seçimlerinden sorumlu tutulur, diye sordum kendime.

Çocuğunu görüp görmeme tercihi ebeveynlere ait olduğunda, zaten kendi derdi kendine yeten ana baba balık yemi gibi kullanmadığında bölünür mü ki devlet, diye merak ettim.

Suçlunun cezası suçuna uygun olduğunda, mağdura da söz hakkı verildiğinde, ama cezayı yasalar belirlediğinde çok mu yara alır ki?

Her şeyden önce insan dense, devlet deyince aklımıza biraz da şefkat duyguları gelse, Nazife Ana’nın ayağına takılan kelepçenin kime ne gibi bir ifadesi olduğu tartışılsa, yıkılır mı ki ola bu devlet, diye merak ettim.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Nafiye GÖLBAŞI mahlasıyla kaleme alınan Söyle O Terörist Oğluna... makale tam da nihai cümlemizde değindiğimiz görünüp bir türlü anlamlandırılamayana dair önemli bir anlatım. Anlamlandırma çabası. Her günümüz sınavlarla donatılmışken yola nereden çıkacağını düşünenlere zorunlu, zorlu bir zihin jimnastiği sağlıyor.. Yazar ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Söyle O Terörist Oğluna... - Nafiye GÖLBAŞI - Radikal Blog
Kışanak: Görüşme Talebi Öcalan'dan Geldi, AKP'den Değil - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
'Bir Köyün Geleceği Gömülmüş' - Yüksekova Haber
Gökkuşağının Belirmesi İçin Önce Güneş Çıkmalı - Çağla AĞIRGÖL - Agos
Gökkuşağı Çocukları - Gürbüz ÖZALTINLI - Taraf - DYH
İlhan Cihaner: KCK Tutukluları Rehinedir - Demokrat Haber
İlk Önce Zindancı Zihniyet Değişmelidir - M. DELİLA - Yeni Özgür Politika
'Acıyı Yüreğinde Hissetmeyenler, Barışı Da Anlamaz' - İnsan Haber
Sürece Destek Çağrısı: Acılarımızı Barışa Dönüştürelim - Marksist.org
Oğulları Vardı Gelecekte, Her Biri Vazgeçilmez Cihan Parçası!.. - Hasan CEMAL - T24
DTK 'Akil Kadınlar Heyeti' Oluşturacak - ANF
Sağduyunun, Barışın Fotoğrafı: Hayatını Kaybeden Polis, Asker ve PKK'lı Aileleri Bir Araya Geldi - Turnusol.biz
“Kaç Kişi Ermeni Olduğunu Biliyor?” - Serhat KORKMAZ - Bianet
Yüzleşme - Ercan Jan AKTAŞ - Özgür Gündem
Bu Kez Çocuklar İçin: Yek Hebû Yek Tunebû! - Sibel ÖZ - Demokrat Haber
Belfast’taki Kürt Konferasında ‘Öcalan’ Vurgusu - Amed News
Hediye Aksoy: Yüreğim ve Aklım Hala Cezaevinde... - Gülşen KOÇUK - Jinha
Tekirdağ'da 12 Eylül Manzaraları - Etkin Haber Ajansı
YDG-H: DÜ Direnişi Rektör-Polis-Cemaat Tezgahını Deşifre Etmiştir - ANF
İstanbul'da Hizbullahçılar Saldırdı - HalkızBiz
İstanbul Üniversitesi'nde Hizbullahçılar Saldırdı: 56 Öğrenci Gözaltına Alındı! - soL
YSGP Gençliği: Olaylarda Polisin Rolü Araştırılsın - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Meclis Önünde, Polisten Öğrencilere Sert Müdahale - Radikal.com.tr
Yine Polis, Yine Dur İhtarı, Yine Ölüm - Bianet
Tirk Kî Ne? - Fêrgîn Melîk AYKOÇ - Yeni Özgür Politika
'Barış İstiyorsanız Kayıplarımızı Bulun' - Etkin Haber Ajansı
Boşa Kürek Çekme Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Ben Yapmadım, Devlet Yaptı! - Yıldırım TÜRKER - Birgün
Allahsızlığı Yayma Kürsüsü! - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam.com.tr
Fazıl Say'ın Tweetleri ve Doğru Sandığınız Yedi Yanlış - Kerem ALTIPARMAK - Bianet
Fazıl Say'ın Mahkumiyet Gerekçesi Açıklandı - CNNTürk.com
Yazayım Bari - Ergun BABAHAN - EB' Blog
A Secularist’s Lament - The Economist
Gardner: 'There Are Many Such Cases In Turkey': Fazil Say Trial Not Anomaly - Russia Today
Turkish Pianist Fazil Say Convicted Of Insulting Islam - BBC News
Hukuk Güzel Ama Sahipleri Çok Yaman! - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
Ölmesini Bilmeyenler - Ali Murat İRAT - Birgün
Gün Gelir Siz Kapatırsınız Yüzünüzü - Burak COP - T24
Dikkat! Ali Emre Bukağılı Da Ateist Avında! - Ali Ufuk ARIKAN - soL
İfade Özgürlüğü Oyuncak Mı? - Ahmet A. SABANCI - Cyberspace Aylağının Günlüğü
Polis Sergide Değil Meydanda Belli Olur  - Oşu Bubu - 5Harfliler.com
Arkadaşlarımız Değil Polis Yargılansın! - Emek Bizim, İstanbul Bizim!
Emek Sineması Sonraki Yıkımlar İçin De Bir Dirençtir - Emrah UÇAR - Genç Umut
Bir Rüyanın Sonu... - Elif İNCE - Radikal.com.tr
Olağanüstü Olağan Günler - Bülent USTA - Birgün
Akil Adamlar Tiyatrosu - Serkan BESİ - Yüksekova Haber
Değişim, Süreç ve CHP - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Türkiye Solunun Kürt Hareketine ‘Eleştirel’ Bakışına Cevap ! - Onur ÖNCÜ - Amed News
Yeni Kurucu İrade... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Soykırımdan Geriye Kalan Kaval ve Hübre Çarşaf - Şeyhmus DİKEN - Birgün
24 Nisan Arifesinde Kürtler - Sadık ASLAN / Burdur E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Soykırım Yaşayan ve Anadolu Halklarından ve İnançlarından Özrümdür - Zeynep TOZDUMAN - Gelawej
Fail-i Meçhul Aydın Kırımı Olarak 24 Nisan - Taner AKÇAM - T24
İHD: 24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımı’nı Anıyoruz - Nor Zartonk
Adana Ağıdı ve 98. Yılında Soykırım Kurbanlarını Anıyoruz - Adana HDK - Nor Zartonk
Prof. Dr. Taner Akçam: “Tehcir Sırasında 800.000 Ermeni Öldü” - Samet ALTINTAŞ  - Zaman.com.tr
Son Ermeniler! - DHA / CNNTürk.com
Sonu Olmayan Rum Endişesi - Mutlu TÖNBEKİCİ - Haber.Gazetevatan.com
YÖK (Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı) İç Yazışma Belgeleri: Part-1 - #RedLeaks
‘Tutuklu Gazetecilerin Serbest Bırakılması, Güven Artırıcı Olacaktır’ - Jinha
Koca Yürekli Küçük Kadın - Aslı AYDINTAŞBAŞ - Milliyet.com.tr
AYM'nin 4+4+4 Kararı: Laikliğin Ruhuna el Fatiha! - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
AP Türkiye’ye Eleştiri Dozunu Yükseltiyor - Kayhan KARACA - DW Türkçe
AB'ye Girelim Mi, Girmeyelim Mi? - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Hrant Dink Davasında Önemli Gelişme - Oya ARMUTÇU - Hürriyet.com.tr
Karar: Asker Kendi Kendini Dövmüş - Roj Gündem
Asker-Polis Bütçeleri ve Yeni Kürt Pozisyonu - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Türk Ordusu Dersim’de Operasyon Başlattı - ANF
Küresel BAK: Geleceğimizi Harcayan Askeri Harcamaları Durdurmalıyız! - Marksist.org
Son Bir Yıl İçinde 61 Asker İntihar Etti - Hülya KARABAĞLI - T24
10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron Cumhuriyeti' Müjdesi! - Aziz ÇELİK - T24
DİSK Olağanüstü Kongresi - Aklımız Kötümser; İrademiz İyimser Olsun - Ecehan BALTA - Antikapitalist Eylem
Taksim'de 1 Mayıs'a İzin Yok(muş)! - Muhalefet.org
Ve TEMA Vakfı’nın İpliği Pazara Çıktı!.. Sermayenin Halkı Uyutmak İçin Kurduğu ‘Çevre’ Tezgahı - Ebru ERBAŞ - RED / Ekoloji Ağı
Lufthansa’da Grev, 500 Uçuş İptal Oldu - Sendika.org
Eskişehir’de İşçiler MESS’e Karşı Yürüdü - Evrensel
Kim Kimi Öz Yurdunda "Paryalaştırıyor" - Nihal KEMALOĞLU - Akşam.com.tr
Demir Yolcular ve Sağlıkçılar Bize Ne Diyor? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Korkmayın Efendiler, Siz Zaten Kazanmışsınız! - Ali Duran TOPUZ - Utay
DEBA Mücadelesinde Ortaya Saçılanlar - Nuran GÜLENÇ - Sendika.org
İÜ Hastanesinden Haberler... - Kamil KADİROĞLU - Taşeron İşçilerinin Sesi
Dört Çocuktan Biri Aç - Tarım 2023
Sınıf Mücadelesi Yol Ayrımında: Tarih, Gericiliğe Karşı Yürütülecek Mücadeleyle Yazılacak - James PETRAS - Muhalefet.org
Chile’s Students Still Fighting For Free Education via Teacher Solidarity
Honouring Rachel Corrie, 10 Years On - Andy BEALE - Al Jazeera
Thatcher’i Cehennemin Dibine Yollarken… - Gün ZİLELİ - Günzileli.com
Chavez’in Ardından ABD Oyunları Sürecek Mi? - Türkçesi: Doruk KÖSE - Gerçeğin Günlüğü
Turkey Returns To Israeli-Palestinian Arena - Zvi BAR'EL - Haaretz.com
Mağduriyetten Failliğe Kimlikler: “Sarı Yıldızı Gururla Taşı!” - Foti BENLİSOY - Granta / Antikapitalist Eylem
World Fascism - A Historical Encyclopedia Kaynakça: Özgür ODABAŞI 
Ateistler ve Agnostikler Baskı Altında! - Örsan K. ÖYMEN - T24
Dostoyevski: "Yeraltı Adamı" Üzerine Kısa Bir Deneme - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim
Ne Pastası, Bildiğin Alınyazısı - Ali Murat HAMARAT - Yazıhaneden.com
Natama Ya Da Sahte Duyarlılıklar - Abdullah İLHAN - Tetikçi
Gürbilek’in Deneme Vitrininde “1980’lerin Kültürel İklimi” - Alparslan NAS - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Eleştirel Realizmin Manifestosu - Güney ÇEĞİN ve Hüseyin ETİL - EG' İstifhanem

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
biennale venezia 2011 by danielle1357 via flickr

>>>>>Poemé
Unutamadığım - Ahmet ARİF

   Açardın,
   Yalnızlığımda
   Mavi ve yeşil,
   Açardın.
   Tavşan kanı, kınalı - berrak.
   Yenerdim acıları, kahpelikleri...      

   Gitmek,
   Gözlerinde gitmek sürgüne.
   Yatmak,
   Gözlerinde yatmak zindanı
   Gözlerin hani?

   "To be or not to be" değil.
   "Cogito ergo sum" hiç değil...
   Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
   Durdurulmaz çığı
   Sonsuz akımı.

   İçmek,
   Gözlerinde içmek ayışığını.
   Varmak,
   Gözlerinde varmak can tılsımına.
   Gözlerin hani?

   Canımın gizlisinde bir can idin ki
   Kan değil sevdamız akardı geceye,
   Sıktıkça cellad,
   Kemendi...

   Duymak,
   Gözlerinde duymak üç - ağaçları
   Susmak,
   Gözlerinde susmak,
   Ustura gibi...
   Gözlerin hani?

kaynakça: şiir.gen.tr

No comments: