Sunday, September 30, 2012

Deuss Ex Machina # 418 - truth is that which makes a people certain, clear, and strong

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_418_--_“truth is that which makes a people certain, clear, and strong.”

24 Eylül 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-kane br="br" ikin-europa="ikin-europa" k="k">>2<-kane br="br" ikin-compression="ikin-compression" k="k" waves="waves">>3<-silent br="br" chocord="chocord" curve="curve" harbour-descending="harbour-descending" radius="radius">>4<-silent br="br" chocord="chocord" harbour-saltwater="harbour-saltwater" intrusion="intrusion" nbsp="nbsp">>5<-mohn-mohn br="br" nbsp="nbsp" ompakt="ompakt">>6<-mohn-schwarzer br="br" ompakt="ompakt" schwan="schwan">>7<-niederflur-caduceus br="br" rchipel="rchipel" soundtracks="soundtracks">>8<-niederflur-incubate br="br" rchipel="rchipel" soundtracks="soundtracks">>9<-deadbeat-punta br="br" choros="choros" de="de">>10<-deadbeat-yard br="br">

“truth is that which makes a people certain, clear, and strong.” martin heidegger
(418)

bilindik hikayeler, arşı alaya salınıp durulan terennümlerin benzeşliği, hiddetin körlemesine sahiplenilişi karşısında durmak yol yola devam seçeneğinden başkasına tahammül etmeyen bir iklimin ortasında, kararlı, kararlaştırılmış, devinimi iyiye doğru değil ataleti sağlam kazığa bağlamaya meyilli olanların müsamere heyecanlarına kendilerini kaptırdıkça geride bıraktıkları yaraları iyice onulmaz kıldıkları bir cenahtayız. günü kurtarmak adına dile dolandırılanların mesnetsizliği bir yana her defasında atılınca mangalda kül bıraktırılmayan büyük efelenmelerin, seslendirişlerin kelimelerin yanında görünürlüğü için çaba sarf edilmesi gerekli olanlara sıra ne ara gelecektir hala düşünmekteyiz. sıra onlara getirilmeyecektir elbette. bunca kadük söylenceliğin, afedersiniz yetmiş iki buçuk milletten sadece çıkarımıza faydası dokunmuş bizleri hançerlemek bir yana her dem yanımızda, canımızda bulunmuş olanların isimlerinin zikredildiği, tüm ötekisinin toptan tefe konulduğu hikayelerin seslendirildiği bir güncellikte sıra elbette o atfedilmeyecek olanlara bir türlü tamı tamına vakitlice gelmeyecektir.

önemsenmediği her defasında yinelenen, birlik v beraberlik ambalajlaması dahilinde bir isteğe karşı binlerce teferruatın aynı bozuk plakla aşılmaz duvarlar örmeye devam ettiği bir iki değil sürekliliğine çabalanılan bir zaman mevhumunda acıları sidik yarıştırır gibi yarıştırmak, hesap verilmesi gerekli olanları değil gündemin tozunu dumana katıp hemen sonra unutulacak olanları dillendirmenin kime ne faydası olmuştur. olacaktır. derman aranıp da bulmak üzere yola koyulanlara, dermanı kendileri kotarmak isteyenlere siz hele bir soluklanını! geçeli çok zaman olan bu ülkede, ataletle dış kapının en dış mandalı olarak belletmekle, söylemleri geliştiriyoruz biz yahu diyerek ne edep, ne ahlak bıraktıran veçhelerle muktedirliğin dilinin v pespayeliğinin yeni biçimlendirmelerle ortaya çıkartılması bunun v benzerlerinin ahım şahım şeyler olmazsa da ana akım medya tarafından sahiplenilişi neticesinde bir kanaat haline dönüştürülmesi, yerleşikleştirilmesi son kertede düşündürücüdür. toptan kıvama getirilmiş olan, düşünme edimi v çabalanışını daha en başında saf dışı bırakarak sadece önüne ne çıkartılırsa ona taham edip, eyvallah çekip gerisine karışmayan bir halk kitlesinin önünün açılması çalışması bugünlerimizi daha belirgin bir şekil dahilinde çözümleyebilmeyi sağlamaktadır.

propaganda unsurlarına el ayak olundukça, onlar yerine karar mercii haline dönüştükçe, benim yok dediğim yoktur!, var dediğim ilelebet var olacaktır! çıkarsamasının peşinde koşturulup, kervana düzülenler hemen çekincesiz söyleyelim sansürün, suskunlaştırmanın hangi raddelere ulaştığını belirginleştirmektedir. bir kongreden yola çıkarak bunlar denk gelmeyecektir elbette v bir yerden görünenlerden ibaret değildir bu sonuca bizleri götüren. yıllar yılıdır süregiden hain belletmelerin, ötekisi yakıştırmalarının, yaftalardan yafta iliştirmelerin, tüm genellendirmelerin karşısından mazlumların yamacından sesleniş v konumlandırmaların belirli başlı hesaplarla dönüşümünün sağlandığı, bekasının teminat altına alındığı  bir izlekte durmaksızın yeniden dönüştürülen hakim olma savının gelip ulaştığı seviyeyi göstermesi, iktidar olmanın belagatli yanlarından belki de en önemlisi olan kendini kaptırıp gitmenin örneklemini capcanlı sunan, pekiştiren bir durumdur karşılaştığımız. sorun dediğin yoktur haddizatında. bunca, hallice söylenenin, kelam haline dönüştürülenin, acı olarak resmedilenin hakkaniyeti söz konusu bile edilmeyecektir o cenahta. ne bahsi açılacaktır ne de layığıyla tanımlandırılacaktır. ölen ölmüştür kalan sağların topu da o yola gönderilmek için teminat altındadır.

hem faşist olunmaz! hem de değme faşizan gözlemlere, kelamlara ev sahipliliği yapılır. gelgelelim toz kondurulmaz. hem sorgunun merkezine konumlandırılması gereken insana değerinin ne olduğunun hatırlatılması söz konusu edilir ucundan kıyısından, hem biteviye sormayın artık şu öteki basınının, öteki hainlerinin seslendirdiklerini diye bir gaz, iki gaz. hem dindar olanın kindarlığı şüphe taşınmaz bileşen olarak, gayet emin bir dille içişleri zabıtı tarafından zikredilir hem her yeni günde peydah olan lincin ise kimlerin elinden çıktığı bahsinin üzeri tam tekmil örtülür. kaçağa gitmesinin memlekette alenen hırsızlık yapıp edenler kadar imkan bulunduğunda kıyasıya eleştirildiği!, gel gelelim elli tl için hayatta kalabilmek için kaçağa gitmek zorunda kalan otuz üç (33) bedenin üzerine hangi mesnetle bomba yağdırıldığını, bunu reva gören sorumluların bulunamaması için dört elden saldırılır. hem kürt sorununun (sorun yoktu halbuse değil mi cevdet) çözümü için eli kana temas etmemişlerden bir diyalog çağrısı yineletilir. kimin eli kanla temas ettiği belirsizlikten ötesine netleşmişken. hem muallaktan beslenilir aralıksız hem muğlaklıktan feyiz alınır, araya iki gıdım da şairden bir alıntı eklentilendi mi değmeyin pastorize ileri demokrasi çorbasına! yerin yurdun sahibeliğinden, paylaş paylaş öldük bittik! kimselere yad etmedik bu kadim topraklardan dört cenahtan üçünü kovduk ettik!...

kimsenin hayat tarzına karışılmamasından dem vurulur, bundan yılmadan bahis açılır hem de dünya yaşam endeksinde bunca vehamete karşı iyi sonuncu olmayıp doksanlardan bir basamak alan işte o halkın bunu nasıl becerebildiğine dair ahkamlar- düzülür. dert bu kadarla kalmayıp ivedilikle çoğaltılıp çoğalırken vehamet vesikası, utanç abideleri ucubelik numuneler halen söz konusuyken deneklikten memnun değil misiniz diye bir sazanlık seremonisi sergilenir. yem atılır oltaya takılacaklar yeni operasyonlar kapsamında necip halkımızın hiddeti, değmeyin küçük eniştelerimize!! münferit linci karşısında abad olacaklar olarak sıraya konulur. el altında tutulur. hem sopa yoktur sallanan hem de giyotini çekiştirip duran cellatın aşındırmasından yorgun ip bir gün pattadanak kafalarımız hizasına denk getirilmeye çalışılır. ikibin yetmiş bir bahsi açılabilir bir vesileyle bunca kadüklüğün altında kalakalması gerekli olanların hala bir ümit gelecek tahayyülünün böylesi bir ironi dolu betimlemede neyin dile dolaştırıldığından habersiz seslendirmeleri karşısında polyannacılık bir güzeldir! belki ama arkasından çıkacaklar hemen hiç hoşnut şeyler olmayacağı yinelenesidir. cinnet ül arzın orta yerinde ironisi tükenmeyen ahvallere yeni mütereccimlikler sergilenir, peydah olunur. kardeşlik ona buna bırakılmaz aman laf, söz olur diyerek bilinmeyen dilden konuşan konuklar alkışlanır.

adaleti sadece v düzayak adaleti talep edenlere ise bu cenahta o misafire hürmetin onda birisi bile gösterilmez, zul olunur, dayak olunur, adı konulmaz işkence olunur bir şekilde görünür kıldırılır hayatı dar etme araçları. nifak tohumu ekiciliği de söz konusu değildir elbette. hem herkesle can ciğerizdir hem herkesin dostuyuzdur devlet-u ali olarak. gel gelelim gel bir daha dönüp dolaşıp meydana çıkartılan söz öbeğine bakalım milliyetçi söylemlerle, ayrıştırıcı dille işimiz olmaz buyrulurken aradan bir ermeni vavelyası, o bildiğimiz teranenin işitip de adabımızla yaşamlarımız söz konusu olduğunda aklımızda tuttuğumuz kırmızı çizgilerden bir diğeri destan gibi serilir. kırmızı halılara gerek yok senin onun gibi eşit olduğun zikredilmesi beklenirken, al başına birrr kere daha ne olduğunun mazbatası şiarıyla ermeniler bilsinler ki azeri kardeşlerimizin yanındayız. imza başvezir. dile getirilir. lafın kısası, hasbıhalin özü bu memlekette halen geçerliliği sağlanan belirli genellemeler birer ikişer güncelliğimiz dahilinde varlığı cilalanarak, gerektiğinde kullanılmak üzere o saklandıkları sandıklardan ortalığa salınır. biliniz, işitiniz diye değil sadece hiddetimizden payınıza düşeni almayasınız diye itaat, biat veya sebat ediniz diskuru yenilenmektedir. bu yanın öte tarafında belirsizliği itinayla korunup kollanılan bir savaş iklimi devam ettirilirken, can pazarları ortalıkta konulurken bu tarafın sorunlarını polemik düzeyinde tutup, gündemi belirli başlı şeylerle oyalarak günü kurtarmanın, geleceğin yolunu nefasetli kılmayacağı, negzel eylemeyeceği meydandadır.

görünüşün, gidişatın kendisi yeterince açık v seçik bir biçimde bunları anlaşılır kılmakta haddizatında ilaveye gerek duymadan seslendirirken anlamak için çaba sarf etmek ne aradır!. hayali kurulanların topyekün bir nefretten başka bi'nefret yumağına doğru dönüştürülmesi karşısında hakanniyetlilik edimine sıra gelebilecek midir. yüzleşilebilecek midir bütün bu atfedilen kadüklüğün hasmane bekçiliği ile (insanlarla değil edimlerle!) yoksa pek muhterem jöleli yiğit beylerin diline doladığı; inorganik bir ülkeden nihayet organik bir ülke olma şansının, o katarın yakalanmışlığı gibi bir terane midir hepimizin layığı. engin sansür ile perdelemelerden işte bu derin sığlıklara tekmili birden yekpare bir organiklik. nefes alamayıp, bitkisel bitkisel takılacağımız!.. hazinleşen, bir melodramatik öğe tahayyülünden ötesine demir atan, çokça dillendirilen gel gelelim üstten üstten bir bahis açılması v alelacele bir hızlılıkla üzerinin örtülmesine çaba sarf edilen her dem buna denk getirilen, denkleştirilen, didişilen anlamlandırılmasına çaba sarf edilenlerin değil tersi hayal kırıklıklarının bina edilip, kervana düzüldüğü bir yerde karşılaşılan, dediklerimiz ile bağlar oluşturacak öğeler ihtiva eden bir ayrışmaz ikilidir kardeş v kalleş. soluk alıp verilir gibi bir mutlak gereklilik savlayışıyla beraber birinin ötekisini koşar adım takip ettiği bir dünya tasvir olunur. bu dört tarafın da büyük birader'in gözleriyle donatılmış cenahta, cenahımızda.

bir yerinden başlanacaksa atfedilmeye o da her defasında ne de iyi insanlardık tıpkı kardeş gibiydik bahsinin çatkapı ardına dikiliveren, sonra her ne olduysa, olup bittiyse o dediklerimiz, canımız ciğerlerimiz kalleş oldular, o yola baş koydular düzeyi mütemadiyen tekrarlanan, tekrarına kaptırıldıkça hiddetin dozu daha da artan biçimlendirme v anlamlandırma okumalarına girişilen bir ayrılmaz ikili. önümüz arkamız, sağımız solumuz dahili v harici bedbahtlar, düşmanlarla donatılması yetmezmiş gibi iki araya bir dereye sıkıştırılan bir çıkarsamadır kardeş v kalleş. kimin ne olduğunun kafa kağıdında yazana göre düzeyini, karşılığını bulduğu bir yerde ikame olunan savlandıkça önyargıların nasıl eksiksiz tastamam korunaklılık zırhıyla donatılıp çelik gibi yekpareleştirildiğini simge, sembolleştiren bir odaktır kardeş v kalleş. simya her dem şüphenin sınanışın öteki adıdır. o olurken ne, bu meydana gelirken ne, şu şunu dillendirirken hangisini seçtiğimiz bu ayrışımın, kör kör parmağım gözüne  de olsa daimiliği söz konusuysa eğer sağlamlaştırıldığını ilave edebiliriz. herkes kardeşimizdir, ama aralarında serpiştirilmiş, seçmece kalleşlerimizle beraber. bir arada.

dediğim dedik çaldığım düdük laf ebeliğinin tüm mabadı boyunca seslendirilen, nefret söylemine kim ki karşılık vermez, kuralsız kaidesiz, sorgusuz sualsiz kardeş kabilindendir diye olur verilir bizdendir. kim ki daha ilk cümlesinden akıp duran irinin aslında hiçbirimize bir faydasının olmayacağından bahis açacaktır, daha yolun en başında nankördür tabi bir de kalleş. tırpan boylu boyunca indirilirken başımıza fikriyatımıza her defasında giyotinin çelik yüzeyi, yay gibi gerginliği yine yeniden bir sınavın daha varlığını belirginleştiriyorken, bunu duyumsatıyorken sıranın dahilinden ses etmemektir dillendirilen kardeşlik. beklentilenen el pençe divaneliğin yanında arzu edilip talepkar olunan yegane ley olan biteni sorgulamayıp, serzenişleri bir dolu sinkaf, hiddet v paylama olsa da sineye çekmek içselleştirebilmektir beklentilenen. budur bunca dillendirilmesi gereken eğrinin yanında sadece v sadece suskunluk, biattır referans olarak gösterilip tamah ettirilmeye zorlatılan. tın tın teneke zorlaması!. duyumsadığımız, gördüğümüz, belleğimize dahil ettiğimiz kadüklükler n'olacaktır sorusu hep bir diğer yan tarafa ötelenir. hep o birlik beraberliğe musallat, tebelleş olanların sırtına yük bina ettirilir. basitçe düz mantık böylesi bir paylaşımı reva görmese de, layığı o olmasa da tutturulmuş gidilen rotanın ezcümlesi iş bu noktada saklıdır.

biçimler alt üst edilip sorun tahrif edilirken hemen herşeyin olağanlığından şüphe duymaksızın, nedamet göstermek, boyun kıldan incedir demek bu düzenin talepkarlığının bu alanda da bitmez, bitmeyecek ricalarının bir diğerini sunumlandırmaktadır. gün yenileniyor, fikirler dönüşüyor, umutsuzluğun ikliminde yeni dayanaklar, tutunacak dallar ortaya çıkıyorsa bu her dem riayet edenlerin çabalandıkları ileri demokrasi güncelleştirmelerinden her dem ayarlanan fikir cambazlığı örüntüleyen kurnazlıklardan ileri gelmektedir, yerseniz!. biat etmeyen içinse bu yenilir yutulur olanın sağladığı sözde özgürlüğün esamesi, gölgesi okunmayacaktır. içinde kalakaldığımız zaman mevhumunun öylesi ya da böylesi bir dar alana hapis edilmesi, en azından bu tecrübenin daimiliği adına direnç gösterilmesi bile kardeş-kalleş ayrımının nasıl düpedüz hile hurdaya başvurulmadan, normal adledildiğine dair vakıalar toparlamasıdır. yol ayrımlarında, kervan ortasında biteviye tetkik v tahlillerle kimci olduğunun sorgusu buna gösterilen özenlilik hallerinin, ensede pişirilmeye devam eden hainler iş çeviriyor bozasının kanıtları için yıldırılamayacak yeni türetimleri beraberinde duyumsatmaktadır. nereye kadar böylesine bir kapsamsız hazımsızlık nereye kadar tuttuğu v denk getirdiğini kolundan çektiğim gibi karanlığa teslim ederimcilik.

bir gün önce ad verip, hedef gösterip ertesi gün i.n.ş. mangalarının insiyatifinde yeniden kotarılan otokratik görüngüyü daimi kılan vatan haini avcılığının sergilenmesi. ennn organik biber gazıyla allanıp pullandırılarak. bir belgesel seyretmiyoruz yahutta olan biten fi tarihinde olup bitmiş şeylerden mürekkep değilken acıları merhem belletmek, işkenceyi normal bir tavra indirgemek, hiddet v nefreti milli hassasiyetlerle iliştirip şirinleştirmek, linçleri, kristal geceleri premiyeri yapılan bir sahneleme gibi tek gösterimlik hep münferit işi olarak kestirip atmak, yanında, yamacında savaş tamtamları aralıksız çalarken ölüm kusturuculara para yetişmediğinden daha büyük güncellemelerle fedakarlıklar beklemek bunu çekincesiz dillendirmek, karın tokluğunun yanında bir de canın derdine düşürmek oradakini gece, buradakini gündüz mütemadiyen yedi yirmi dört istim üzerinde tutmak tahlil edilesidir. upuzun bir soluk boyunca düşünülesidir. eğrilik bu kadar kolay doğru diye savlanabildiği v savunulabiliyorsa elimizdeki son şanslarımızı değerlendirmenin vaktinin çoktan geldiği yinelenesidir. düşünselliğin temeli idelerden küçük fikir kırıntılarından ibarettir. gel gelelim, bakıp görelim bize sunulanlar er dem kıyaslandıkça daha meziyetlisi bu diye iteklendikçe, öne sürüldükçe bu sürümünde hemen hiçbir konuyu derinlemesine, kesin bir biçimde çözümlemeyi tasvavvur etmediği meydana çıkmaktadır.

bunca saik içerisinde atıl bir biçimde rol pay edilmiş, bir görünüp, bir kaybolan vesayet aksamının, zırhının çok canımızı da sıkarlarsa yaparız bir rererörörür kumpasının hatırda tutulması ile bağlantılı olarak öteklieştirme, hedef haline dönüştürmei yerinden yurdundan en önemlisi özgürlüğünden men edebilmek gibi varyantlarla beraber tekmili birden güncellikte yeniden canlandırılmaktadır. berhava olanın, bigane kaçırılan "yalan" dünya'nın bilindikliği karşısında hala sultanın, devamlılığının v tahakkümün başka ağır sınayışlarına tabii tutulmamızdır. denek bellendikçe bir öncesinde hayır n'olamaz nidalarının yerini ikame olaraktan bi'tabii ki buyrunuzlara denk getirilebilirliğinin, görünmesi biçem kazandırılmasıdır. gayya kuyusuna dönen bu karanlık güncellikte tek bir sesin işittirilmeme, ötesinin duyumsatılmama çabasıdır. vizyon, vitrin, öngörüler; şu veya bu endeks durmaksızın yeni parametreler ortaya çıkartsa da varsa yoksa aynı teranelerle hem üzümü yiyip hem de bağcıyı dövmek muktedirin odaklarından birisi olarak sürdürülmektedir. çözdürülmezlik şiarına iliştirilmiş barışın, handiyse her gün bir yanımızı harap etmeye devam edilen bir sathı mahalde, konuşmanın, müzakere etmenin, adını koymanın bi'yandan olabilirliğinden dem vurup öte yandan inatla vatan hainliği olarak resmedilme çabası, didişi buna bir örnektir.

otuz yıl, elli bin canın üzerine eklenen her yeni bir rakam soluk bir istatistik verisi değilken, hemen hiç öyle değilken yok kararlılıkla savaşa devam şıkkı v yolunda daimiliğine teşebbüsüne kendisidir üzüm bağ ilişkisinde atfetmek istediğimiz. bir yerlerde olan bitenin üzerini örtebilmenin yolunu daha fazla dezonformasyon, tahrifat v diğer unsurlarla donatmanın tüm biçarlığına teslimiyetten hemen hiç goculmamasıdır zikredilmesi gereken. sağduyu nerededir. vizyon ne yandadır. adalet hangi kıstaslarla mengenelenmiştir. eşitlik hangi dağın ötesindedir. sorular v sorgular....... bitmek tükenmek bilmeyen naçarlığın birebir görünürlüğünü ikrar ettirecek sorgular. gerçekliğe ulaşmanın yolunun kör sapalardan hep bilinmez yollardan arşınlatıldığını belirginleştiren bu uğraşı mümkün mertebe tamamlayamamayı düşündüren ide belleyen çıkarsamalar.

üç koca yıl geçer bir arpa boyu yol tek bir sorumlu veya sorumluluk sahibi erk hakkında soruşturma, bu iş nicedir sorgusu gerçekleştirilmeyen ceylanın bedenidir, yanıtları bekleyen ben niye öldürüldüm diye?. günler günleri kovalar yaptık ettik hele bir soluklanın niye ettik diye laf salatasına boca, heder ettirilen otuz üç canın roboskisinden geriye bıraktığı sorgu v soruların kendisidir. her şeyi kaçak göçek olan, al takke ver külahla, yalan v dolanla talan serbestken bu mümkünken, elli tl kazanç uğruna canından olmanın makul bir gerekçesi olabilir mi diye yanıt bekleye duran ruhlar, gitmesek de görmesek de kafalarında hala giyotinin sallanmaya devam edilenlerin yaşamak için sorgularını sürdürdükleri bir yerin seslenişidir zikredilmesi elzem. bir gerilla öbürü asker biri leş diğeri şehit diye tavır alınmışken bunun politikası gündelik dilde, karşılıklarının nice hazımsızlıkların güne kavuşmasını sağlamışken barışı yad edenlerin başlarına gelmeyenlerin eksik konulmadığı en son cerrah efendinin nefret iklimlendirmesine haiz olan osmaniye'den geçirilmeyen halil savda gibi sözü bayrak bellenisi insanlar için, tüm kalıplaşmış algıları bir kenara terk edilip barışın kendisine ulaşılabilirliği göstermek için burada yürünmesine bile mani olunan bu yurtta, dört köşesinde yanıt bekleyen sorular. ötele ötele nereye kadar? bir ses yanıt verir ekranlardan... 2071'e kadar... düşünelim.

>>>>>Bildirgeç
Ataşla Kıstırılmak - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün*

Ataş, heykeli dikilesi bir devlet adamıdır, nitekim Norveçliler 1989’da başkentleri Oslo’ya yedi metre boyunda heykelini dikmişlerdir. Kökeni tartışmalı olsa da Norveçliler ataşı kendilerinin icat ettiği konusunda ısrarlıdırlar. Norveçli Johann Vaaler yirminci yüzyılın tam başında, 1900 yılında ataş tasarımının patentini almıştı.
Ataş Norveçliler için salt bir büro nesnesi olmanın çok ötesinde anlam taşır. İkinci dünya savaşı sırasında Nazilere karşı direnen Norveçliler milli birlik ve dayanışmanın göstergesi olarak yakalarına ataş takıyorlardı. Savaş sonrasında Amerikan askeri istihbarat örgütü Nazi Almanya’sından biliminsanlarını yakalayıp ABD’ye getirmek ve ıslah etmek amacıyla Ataş Operasyonu (Operation Paperclip) başlığı altında bir program devreye sokmuştu. Dediğim gibi, ataş yüzyılın başında dağınıklığı gidermek, birlik ve beraberlik ruhunu canlandırmak için icat edilmiş bürokratik bir devlet adamıdır. Ayrı ayrı duran ve kaosa yol açabilecek öğeleri yakalarından tuttuğu gibi tomarlar halinde kıstırarak anlamlı bütünlükler yaratır.

ATAŞIN İŞLEVİ
Her evde ve büroda bulunan, notları, sayfaları, dosyaları ve elbette zihinleri bir arada tutmaya yarayan, çok basit olsa da dönemin zihinsel yapısını yansıtması açısından vazgeçilmez ve mutlaka yaratılması gereken bir icat olduğunu görüyoruz ataşın.  Tıpkı Japon kâğıt katlama sanatında olduğu gibi bir tel parçasının katlanmasından oluşmuş. İcat edildiği andan itibaren şeylerin ayrık durmalarına ve aralarında kendiliğinden ilişki kurmalarına izin vermiyor. Toplumsal kolajın hiç hesapta olmayan yatay bağlantılarından hiç haz etmez. Tutturduğu şeyler arasında tutarlılık arar; ‘ya/ya da’cıdır; ya bu tomara girecektir parça ya da bir diğerine. ‘Ya sev ya da terket’çi davranışın izlerini görürüz ataşın işlevinde. Yakaladığı, kıstırdığı şeyleri tutarlı cümleler haline dönüştürür, kekelemeye tahammülü yoktur; hele ki ‘VE’lerle kekelemeye.



VE’LERİN İFADELERDE YERİ
Fransızca attache sözcüğünden dilimize geçen bu sözcük halk arasında çoğu kez ataç olarak da söylenir ve ister istemez eleştirmen, denemeci, şair Nurullah Ataç’ı akla getirir. Sadece isim benzerliği olsa yine iyi, VE’lere karşı tutumunda da ataşvari bir tavrı vardır Nurullah Ataç’ın: “Türkçede, konuşma Türkçesinde, VE’den bir kaçınma, bir tiksinme var. Oysaki yazılara dolduruyorlar Ve’yi, onsuz olmazmış, anlaşılmazmış ne dediğimiz, daha bir takım lakırdılar. VE’yi konuşurken gerekli bulmadığımıza göre, atabildiğimize göre, yazı dilinden de atabiliriz! İşlerine gelmez, onun yazıya bir kibarlık, derinlik verdiğini sanıyorlar, boncuk diye kullanıyorlar onu. Nazar boncuğu yahut katır boncuğu…” (Günce 1953-1955, YKY).  Ataç haklı, VE’ler boncuk diye kullanılıyor, daha doğrusu VE’ler araya girerek her şeyi boncuklaştırıyor, bir boncuk dizisi gibi yan yana geliyor şeyler: “ve Türkler ve Kürtler ve Araplar ve …” diyebiliyoruz örneğin.  ‘Ya/ya da’cı ataşın aksine, birbirini dışlayan, diklemesine hiyerarşik, totaliter bütünlükler kurmak yerine, her zaman ortada, arada yer alacak şekilde düzenliyor VE şeyleri.  Deleuze ve Guattari’nin vurguladıkları gibi, dır/dur ile biten cümlelerin ontolojik tutarlılığını çökerterek boncuklar arasında yeni ilişkilere yol açıyor, dili sonsuz bir varyasyon içine sokuyor. Artık şeylerin ne başı ne de sonu vardır, VE bağlacı sayesinde bir içkinlik düzleminde şeyler yan yana gelerek, tıpkı müzikte olduğu gibi kontrpuansal bağlantılar kurabilirler aralarında.

ZAMAN KAZANMA SÖZLERİ
Devletçi zihinler VE’leri pek sevmezler o yüzden; VE kekelemeye yol açarak dilin bütünlüğünü bozacak, ataçla tutturulmuş tomarı darmadağın edecektir çünkü. Dildeki iktidar ilişkilerinin tam da kekelemeye başladığımız an çırılçıplak görünür olması ve bizi doğru yola sevk etmesi de manidar. Konuşurken, dilin dağılıp gideceğini, kekeleyeceğimizi hissettiğimiz an, nedense bir efendi giriyor hemen devreye. “Efendime söyleyeyim” diye bir zaman kazanma sözü var bizde. Tam da gramerin bozulacağı an.  Dilin görünmez efendisi çizgisellikten, doğru yoldan çıkıp ara yollara sapmamızı, dallanıp budaklanmamızı engelliyor, dilin yasalarını hatırlatıyor bize. Sadece konuşma dilinde değil, sanat, kültür, politika üzerine yazarken de dilin görünmez efendisinin ataşvari kıstırmalarına maruz kalıyoruz.
‘Ya/ya da’cı ataşın bizi ikili karşıtlıkların kutuplarından birine kıstırmasından VE’lerle kurtulduğumuzda, aynı anda hem bu hem de şu olabileceğimiz yeni bir deney alanı açılacak önümüzde.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Rahmi ÖĞDÜL uzunca bir zamandır Birgün Gazetesi'nde gündelik teferruatların tam da lazımgelen söz söylenesi, bahis açılası konularında anlak, sanatsal izdüşümler, perspektiflerden ilham alarak okura yeni okumalar sağlıyor. Gördüğüne kani olmaktansa, yetinmektense başka şeyleri; sorgular, tahlil eder bir pozisyona teşvik ediyor. Ataşla Kıstırılmak başlıklı makalesi de bu merhalede değerlendirilebilecek bir metin. ÖĞDÜL ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni sayfalarımıza iliştiriyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Engin Çeber İçin Adalet İstiyoruz - Amnesty Int'l
Ataşla Kıstırılmak - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Bugün Günlerden Siyah / Ceylan’a... - Gulistan Gulê DEPÊ - Ajans Amed
Bitmeyen Soruşturma, Açılmayan Dava - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Kayıp Yakınları Ceylan Önkol'u Andı - ETHA
AKP Döneminde 183 Çocuk Öldürüldü - Evrensel
Yaşasın Adalet! Ki İnsanlık Ölmesin… - Reha RUHAVİOĞLU - Gazete İpekyol - Gyank
Çok-Aydın Türk’ün Hayal Kırıklıkları - Têkoşer QEMEROKÎ - Ajans Amed
Savda 1 Ay Boyunca Barış Yürüyüşünde Neler Yaşadı? - Ali Barış KURT - ANF
Vicdani Retçi Halil Savda'nın 'Barış Yürüyüşü' Durduruldu - Birgün
Yalan - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
“Bütün Bu Yaşananlar Bir Dejavu Gibi…” - Aslı KAYA - Korsan Dergi
Zehirli Sahtekarlık Kültürü - Göksel ARSLAN - Başka Haber
Her Türlü Milliyetçiliğe Karşı Olmak - Zana GÜMÜŞTEKİN - Gyank
Kürtler Karşısında Yenilgi Alan Devletin Yeni Bir Planı Var Mı? - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika
Oyalama Taktiği - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Kürtlere Haklarını Salam Taktiğiyle Veremezsiniz - Ezgi BAŞARAN - Radikal
PKK Devlet İstiyor Dış Desteği De Var - Şenay YILDIZ - Akşam
Barış İçin Ölüm Şart Mı? - M. Latif YILDIZ - Yüksekova Haber
Görüşme(me)! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Botan Sendromu - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Yeni Stratejik Hamleler - Aysel TUĞLUK - Radikal 2
Müzakere, Halk İçin Geç Devlet İçin Erken - Ayhan BİLGEN - Yeni Özgür Politika
Savaş Emri Verenler Esneyiniz - Demiray ORAL - Taraf
Müge Tuzcuoğlu Dahil 9 Kişi Serbest Bırakıldı - Faruk AYYILDIZ - Evrensel
Arat ve Doğan Ailelerinden Devlete Çağrı - ETHA
Militarizmin Sonu Burası Mı? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Peki Bu Kadınlar Terörist Mi? - Mehveş EVİN - Milliyet
Haksızlığın Gümbürtüsü - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Balyoz Davası'nın Toplumdaki Yankısı ve Yargı Süreci - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
Balyoz Davasından Çıkan Dersler - Osman KAVALA - Radikal
Hani Bu Kilisenin İlk Sahibi? - Emre ERTANİ - Agos
Başbakan’da Çocuk Yapsın, Örnek Olsun! - Özgür AMED - Ajans Amed
Uzmanlar ve Zamlar - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Gidişat Gidemeyişata - Sezin ÖNEY - Taraf
Hakikat Şimşeği - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Unutmadık, İzlemeye Devam Ediyoruz! - Murat ÇAKIR - Emek Dünyası
Medyanın Objektivizm Yalanı ve Kitlelerin İradesi - Sarphan UZUNOĞLU - Gyank
İçişleri Bakanı: Dindar İnsanlardan Zarar Gelmez - T24
İşte Polis Kayıtlarındaki Aydın Erdem Cinayeti! - ANF
Çünkü Onlar Mazlumdu... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Sizin Eseriniz - Ferhat KENTEL - Taraf
Behçet Hastası Hasan Alkış'ın Hayati Tehlikesi Var - Görülmüştür
Militerler İçerde, Militarizm Zirvede - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Türkiye Susmuyor - Can DÜNDAR - Milliyet
Bu Da Memleketimden Hıristiyan Manzaraları - Ferda BALANCAR - Agos
'Burası Askeriye, Olur Böyle Tacizler' - Kemal ÖZER - Evrensel
Sağır Dilsiz Sınıfı - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
"Dün Bir Öğretmen..." - Sultan KOMUT - Bianet
Ağam Ayağının Turabı Ben - Mehmet Said AYDIN - BiaMag
Önce Hatırlamalı... - Bülent USTA - Birgün
“Bize Garipler Derler…” - Kıvanç KOÇAK - Birikim
Neşet Ertaş Hep Vardı, Biz Neredeydik - Türler Arası - Açık Radyo
Neşet Ertaş’ın Vedaı: “Bilmem Azdan Çok Anlar Mısınız?” - Ulaş ÖZDEMİR - Derya BENGİ - Bir + Bir
Neşet Ertaş'ı Dinliyor Muyduk Sahi? - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Son Ozan - Veli BAYRAK - Gyank
Neşet Ertaş Senin Diline Gelmez, Orada Dur Pala - Orhan ALKAYA - T24
Selçuk'ta Bir İrtica Vakası - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan Facebook Sayfası
Nubar Terziyan 6-7 Eylül’ü Anlatıyor - Sevag BEŞİKTAŞLIYAN - Agos
Dêrsim Ermenileri Bugün Hanau’da Toplanıyor - ANF
Dengbêjliğin Tarihine Yolculuk - Suna KÖSE - Yeni Özgür Politika
Yeni Başlayanlar İçin İtiraz Engelleme Kılavuzu - Bilge TERZİOĞLU - BiaMag
'Kusura Bakmayın İmam Hatibe Gideceksiniz' - Emek Dünyası
Türkiye: Bir Kapitalist Cehennem - Uzay BULUT - Özgür Gündem
Gündönümü - Ümit İZMEN - Radikal
İş Kazalarında 'Kader-İhmal' Devri Yasalaşırken - Alp Tekin BABAÇ - Sendika
'Wall Street’i İşgal Et' Hareketi Teorisyenlerinden Charles Eisenstein: Krizden Kurtulamayacağız - Kıvanç ÖZVARDAR - DW Türkçe / Başka Haber
'Hedef Yarın , Ezilenlerin İktidarı' - Adil Medya
5 Ekim'e Doğru - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Vakit Tamam Yıkım Saldırısı Başlıyor - Sendika
Freedom On The Net 2012 - Freedom House
Kişisel Gizliliğe Veda Vakti Geldi Mi? - Berkin BOZDOĞAN - Başka Haber



Kane Ikin Official
Kane Ikin - Sublunar Album Official Informative via 12k
Kane Ikin - Sublunar Album Critic By Creaig DUNTON via Brainwashed
Silent Harbour Official 
Silent Harbour aka. Conforce - An Ambient Assault via Kana Broadcast
Silent Harbour - Silent Harbour Album Critic By Will RYAN via BPM
Mohn Official via Kompakt
Mohn - Ebertplatz 2020 (Wolfgang Voigt HardTranceAtlanticXSMix)  Stream via Kompakt Soundcloud Page
Mohn - Mohn Album Critic By Jess HARVELL
Niederflur Official via Facebook
Niederflur - DJ Mix via Soundcloud
Niederflur - Archipel Soundtracks
Deadbeat Official via Twitter
Deadbeat Mix For Trax Magazine
Deadbeat - Eight Album Critic By Ben DONNELLY via Dusted Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel three crowds make a flock by scorpocat - nicht zu hause
scorpocat - nicht zu hause's flickr page

>>>>>Poemé
Kapı - Birhan KESKİN

geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,
ama nereye geçersin benden ben bilemem.

dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,
dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.

dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,
şu ağaçlar gibi kederli.

açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm
gelenler kadar gidenleri de,
hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,
hani bahçe?

biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..
duruyor hala bende.

kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim
kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?
en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,
çok istedimdi.

bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,
sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye
gıcırdandım takatsız.

gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu..
biri gelse, biri görse, şimdi,
rüzgar sallıyor beni...

Kaynakça: Sırça Fanus

Sunday, September 23, 2012

Deuss Ex Machina # 417 - a deserted story adam's endless fidelity to the iblis

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_417_--_a deserted story adam's endless fidelity to the iblis

17 Eylül 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Loscil-Cascadia Terminal (Kranky)
>2<-Loscil-Fifth Anchor Span (Kranky)
>3<-Autistici-Sleep State For Carl Wark (Hibernate)
>4<-Autistici-Mam Tor Soarers' Workshop (Hibernate)
>5<-Shinsuke Matsumoto-Soundscape (AY)
>6<-Shinsuke Matsumoto-Hana-Hina (AY)
>7<-Method One-Ziba's Lullaby (Auxiliary)
>8<-Method One-Foundry Dub (Auxiliary)
>9<-Atoms For Peace-Other Side (Stuck Together Remix) (50Weapons)
>10<-Other Lives-Tamer Animals (Atoms For Peace Remix) (50Weapons)

a deserted story adam's endless fidelity to the iblis
(417)

düşünselliği imtihanlardan geçirmekten değme yalanların v yanlışlıkların olurunun halinin rotasının ortaya çıkartıldığı, kimin neyden şikayetçi neyi dillendirici veya ne bahisle ortaya çıktığının koparttığı gümbürtü ile orantılı olarak şekillendirildiği, öyle varsayıldığı bir zaman diliminde ajanslara düşüyor bol şoklu, epey flaşlı metinler. bir yerlerde bir şeyler vuku buluyor. vakia olarak ele alınıyor günü, gündemi ele geçiriyor. bir iki v daha fazla yetmez ama yaygarası v şiarıyla aslında kaskatı kesilmiş olan, koskocaman bir aysberg'in sadece görünebilir bir kısmının etrafında kopan şu kadarlık fırtınanın bile has resmi esirgediği, neler ettiği görünmezliğini tam v eksiksiz olarak konumlandırdığı bir aralıkta yaşam sürdürülüyor. yaşam sürdürülmeye gayret ediliyor. rutin kendisini belirginleştirirken her yeni gün başka bir imtihanın, yoklamanın işin hangi tarafından bakıldığının, aynanın neresinde, köprünün hangi başında durulduğunun vesikası için birer araç eyleniyor. sorgular, yıldırmaları, pejmürdelikler simyası epey hallice bozulmuş olanların daha fazla suskun, laletayin, atarı v gideri bol söylenişlere kendilerini yekten teslim etmesinin önünü açıyor. hem ne olacak ki memleket mi kurtulacak.

bugünden yarına dünyamız mı değişecek. acele etmeye gerek yok da; yığıntıyı, oluşan birikimi zamanında ön görülmedik bir biçimde önemsemeyişin faturasının hep bir sonraki nesillerin ödediği, onlara borç bırakıldığı bir yaşam ritüelinde daha yarınlarımıza devredeceğimiz kaç sorunumuz v kaç yılgınlığımız, denedik olmadı, çabaladık mamafi aşamadık serzenişimiz baki kalacaktır. sorgusuzluğu hazır ahir zamanın zemini buna müsaitken mümkün mertebe yaygınlaştırmaya gayret eden erkin topyekün dimağlara kazıtmak istediği yegane şey sıradanlaştırılan, öyle atfedilen şeyler ile aba altından sallanan sopaların halının altına süpürülmüş olan sorunların görünmezliğini biraz daha canlı tutmaktır. olabilecek kadar ki bu daimi karabasan sanrısı ivedilikle yıkılamasın, ayrışmaz birer parçamız, belleğimizin has öğesi olabilsin. ne biz ona ilişebilelim ne de bunca pejmürdelik, afaki yalan talanın ortasında kurulan can pazarlarının, kumpasların, hedef haline dönüştürmelerin, hesap soruyoruz biz yae demelerin gerçekten olup olmadığını idrak edebilelim.

sorgulamalar bir yana da olup bitenler çarpıtılıp durulurken, ne yapacağıdık bir de okşayacak mıydık diye buyurganlıkların değme empatiyi çoktandır geçtik nakarat gibi şakınılan kardeşlik masalının, özgürlük merhalelerinin nasıl da bir yanılsama olduğunu bunca belirginleştirirken sorgulamak biz cahillere pek tabii ki düşmez, düşmemelidir baş vezirimizin izanında!. hele bunu dillendirmek, yazmak, seslendirmek veyahutta beklenmedik bir anda pat diye önüne çıkartabilmek yeterince cesur olmayı gerektirmektedir yahu cevval. altından kolay kalkınılamayacak bunca vehametin birbirini iteklercesine eşikten hayatlarımıza karıştığı bir zaman mevhumunda sürünün içerisinden mümkün mertebe ayrılmayın, gerisine karışamayız! aman ha uyaranının güncel bir edisyonu değilse nedir ki bu kekremsi vurgulama. her durumda bir ipe çekilecek, yular geçirilecek birilerinin varlıklarına tutunarak bir tane doğrunun olabileceği onu da sadece biz v bizim ekkaliyetimiz kesinleştirip duyurabilir, beğenirseniz yersiniz beğenmezseniz de yersiniz seçeneğinden başkasının esamesinin okunmadığı bir duruş toplamı hal midir, vesika mıdır. bütün bunlar bir diyetlerin bitmeyen listesindeki bilmem kaçıncı kez zikredilenlerden, talep edilenlerden hangisidir, hangilerindendir?

kaynakçalık, gördüğünü kayıt altına almak elbette bu durağanlaştıkça, yerine sabitlendikçe, dimağı dara kıstırdıkça daha ötesini tahayyül etmeyen, dahası düşünmeyi gereksiz bir jimnastik olarak değerlendiren her durumda bunu yapmaya devam edenleri yardakçı, ispikçi, rererrerörü işbirlikçisi, vatan hayını vd. gibi yazınsal hatalarıyla beraber dolaşıma çıkartan dillendirilen bir iklimin şifasının karşılığı olabilir mi? böyle bir tanımlandırma mümkün mü? ambarın pardon memleketin altını üstüne getirip durdukça, onu buna kırıp, bunu ona yamadıkça, lehimledikçe nefret parsellerini başka derdi olanlarla, dilinden dökülenlerin sadece kendi aidiyeti için değil de herkesler için daha yaşanılabilir bir ülke vurgusuna ulaşma çabalanımını daima sığlıkla gözucu ile değerlendirdikçe bu kendine göre çoğulcu ama insanlık düzleminde belirgin ekkaliyetin demokrasisi ilerisi, moderni, vesayetten arınmışı şusu busu ile tanımlandırılmasının vitrin değiştirmek, hep ambalajı yenilemek dışında başkaca bir itki ile bağlantılanamayacağı aşikar v yinelenesidir. ambalaj değişirken içerik mutlak korunaklılık zırhıyla, kırmızı çizgilerle, daraltım kavisleriyle donatıldıkça gündemin her anına sinen, iliştirilen önyargıların, nefret turnusollerinin peşimizi bırakmayacağı bilinesi v tekrar edilesidir.

tutturulan yolun aklın alabileceği, hafzalanın görebileceği kadarıyla şekillendirilip, duruma v adamına göre muamele edilmesinden uzak bir ferah~fezalığı yakalayamamasının belki de en önemli nedenlerinden birisi de bu tutukluluk halinin, başımıza çoban olanların değme arsızlıklarını sesi de çıkıyor nasıl olsa, hemi de karizmatik adam! gibi kadüklüğü tescil etmeye, derinleştirmeye gerek duymayacağımız bir tahayyül sınırından kestirip atmak, bütün bu olan bitenlerden aslında hiçbir şeyin anlaşılamadığının neticesine ulaştıracak v kesinleştirecektir. yargılar, değerlendirmeler v nihai sonuç olarak önümüze getirilenler ya anın ya da geniş vadede tüm hayatı etkisi altına alacak, etkisiz kılacak, izole edecek bir toparlamanın, nümayişin bizzat kendisidir. duruma uygun olsun, laf olarak dolgu yapılabilsin kabilinden değil cümleten yarı açık, bolca kaçıklığın sergilendiği bir (c)ezaevi yurdumuz, yurdunuzdur v sonucudur. ide uygulanan tecrit, akil olanların hemen tümüne uygulanan ayrıştırma, fikriyatın kendisinden çekinilmez görülüp giderek daha baskın, otoriterliğin vesikalanmasının beraberinde getirdikleri bu ezaevi metaforunu salt bir tanım olmaktan alıkoyarak bir gerçeklik haline dönüştürmektedir.

ayrıştıkça, dilinden çekindikçe, meramından korktukça belirsizlikler içerisinde tam tanımı bıçak sırtı olan aralığa ulaşmış olmamız, hayatımızı sorgulardan arındırıp sadece v sadece insani asgari müştereğin tesis edilebilirliğine biat edişin bir masaldan başkacası olmadığını kafamıza kakıp duran bir yönetişim tavrının sorgusu ne aradır. sorgulanabilirliği ne zamandır. hayat bu kadar ele alınıp kolaylıkla derdest edilip dönüştürülebilecek, ne diyorsak o sığlığına hapis kılınacak kadar kolay mıdır? bütün anlamlar bir yana bir gün şemzinan'da, bir gün gever'de ertesi gün amed'de, colemerg'de, wan yahutta besebbab'da az gelelim hatay'da, biraz yukarısı bingöl v uşakta, az daha batıya geçelim şehristanbul'da v nice başka yerde vuku buldurulanlar hezeyanlardan değil çekincelerden sınırsızca korkuya sığıntı davranılarak, duhul eylenerek korunulabileceği inkişafına sımsıkı tutunarak, korku dağlarını öcüler yaratarak, onlara karşı demediğini bırakmayıp yapmadığını koymayacak ama gelgelelim münferittir o münferit! seslenişiyle güllük gülistanlık bir idarenin, hayatı idame etmekten ne anladığının, neyi nasıl konumlandırdığının hazin gerçekliğiyle karşılaşmamızı sağlamaktadır. hayatlarımız derdest...

hayatlarımız prangalarla bağlı, adım atılamayacak kıvama getirilmişken başka şeyler de var, başka bir yol daha var seçeneğinin izini takip etmeye, düşünmeye daha kaç yol, yenilmesi gereken kaç fırın ekmek vardır. resim yangın yeriyken ee, gım gım, eee... yok yok karışmayalım biz lalelatayinliğinin taşıyacağı yer günün şartlanmışlıklarıyla oluşturduğundan daha beteri olacakken hala ama v fakat mıdır. keşkelere yer olmayacak bir süre sonra keşkesiz kalıp ona ilişmeden bu hayatı şekillendirmek, sessizliklerin ortasında kopan esas çığlıkları işitebilmek her birimizin boynunun borcu, nasip kader kısmet işinden daha gerçekçi birer sınavdır. hala öyledir. görebilenlere..kemikleşmiş, keskinleştirilmiş ucunun batmazlığı bir yana deler geçerliği defaatle sınanıp onanmış halen kurcalanıp daha derin yaralar açmasına ön ayak olunmuş, dimağı alt üst ederken olan bitenler varlığını esas resmin içinde korunaklılığı daha da fazla arttırılmış, buna sabitlenmiş bir edim olgusunun ötesinde, tanımdan çok geçerlilik düzeyini şimdilerde yakalayan bıçak sırtı günlerin dahilindeyiz. üstünkörü, ıvır zıvır, çevir kazı yanmasın sufleleriyle beraber gündemin sunisinin yanında asla sümenaltı edilemeyecek, edilmeyecek şeylerin vakıaların vd. gündeliklik içerisinde karambole bu kadar ivedi bir biçimde getirilebilmesinin yanı v yamacında ucun nereyi deldiği, nereyi kanırttığı çok sonraları fark edilebilen bir simyanın tam ortasındayız.

kararlılıkla sürdürülen karanlığı daimi kılmanın, kelamı müdanasız gereksiz bir edim olarak kıstılayıp, durmaksızın yinelenenlerin her dem güncellenen öfke ufuklarında yeni patlamaları kolaçan edip buna yol veren, olur veren durmadan dönüştürülen birer ikişer oh olsun!lar düzeyi v daha derin bedduaların eksik edilmediği bileşenlerden mürekkep bir daraltım sahasındayız. daraltıldıkça yolun ötesini görmek bir yana anın içerisinde olan bitenlerin bile alelacele derdest edilmesine çalışılan bizahati buna uğraşılan her mevzu v sorunu işine geldiği gibi değerlendirip ona göre hareket eden, aslen sabitliği bu deryada tescilli statükonun başka yüzeylerinde kayboluyoruz. kayıp ediliyoruz. günü anlamlı kılmaktansa, bunca naçarlığı ezayı v cefayı bir kere daha yaşamaktansa yeter artık seslenişinin kasten önemsenmediği bir düzenin bekası için kurbanlık belleniyoruz. beklentileri asgarinin altında tutup dokunursan yanarsın, ilişirsen kavrulursun, soru v sorgulara girişirsen hiddetimizden payını alırsın, kurcalarsan münferit linç mangalarımızın insaflarından hak ettiğini bulursun vb. gibi derinlemesine bir korku dağarcığının, aba altından üstünden sallanan sopaların görünmesine çabalanılan, neticesiz yarınsız illa billa çözümsüz ama halen sürünün içinde emirlere riayet etmeye devam eden, ettiren bu v benzeri çabalanımların yekününe ses çıkartmayıp uysal koyun belletilerek bu dikte ettirilen, buna alıştırılmaya gayretkeş olunan bir mizansenin yıkıntısı, döküntüsü arasında yol kat ediyoruz!

modernleştirme görünümüyle yıkılıp dönüştürülünceye kadar!. yol ilerletilmeye çalışılırken günü kapsayan gündem dediğimizin orta yerinde daha önce işitmediğinizi düşündüğünüz, kırk yıl geçse hatra getirmeyeceğiniz şeylerin dile dolandırılıp allem edilip kallem edilip yeni doğrular bunlar türünden yaklaşımı önümüze çıkarttığından dem vurulabilir. masal değildir atfedilen boşta bulunup güzelleme değildir söylenen varsa yoksa o bıçak sırtılığın sürekliliğini, beraberinde taşıdığı sürek avını daimi kılacak, devamlılığını da getirecek bir tahayyül çabalanımının kendisidir. ucundan kıyısından mesnetsizliği yüceltip bir tabii ki statükoyu koruyup kollayacak yeni bir ambalajlama çalışmasıdır. çalakalemlik su üstüne çıkan. hiddet o kadar olağandır ki her esip gürleyişte bizahati nefret söyleminin ta kendisinin kapsamından nitelikli! önermelerinden bir başkasıdır altına imza atılan avaz avaz çağrılan. sabah vakti kck operasyonu ile isimsizlerin tecriti, toparlanmasından, kameralar önünde gösteri niteliğinde müzisyenlerin önce derdest arkasından işkence ile buluşturulmasına, i.n.ş. mangalarının tıpkı başlarındaki ismin söylemindeki ezip geçeriz, yakıp yıkarız v gerekirse bir yüz yıl daha savaşırız roargh! hesabını da verecek değiliz! bağlamının bir başka vesikasını oluşturan, güne eklenen insaniliği yitirip tanımsız, mesnetsiz bir yıkım, yerlebir etme hadisesine, halk vekilini belirli başlı, okuma yazması bulunup kulağı olanın işittiği gibi direktiflere uygun bir biçimde tutukluluğunun tesciline, dokunulmazlığının da yaka paça kaldırılması sürecine kadar varacak zincirleme yargılamaların v kararların aldırıldığı, imzaların atıldığı bir yandan da savaş yok denilirken bu algı yaygın bir biçimde söyleme dönüştürülürken tetiklerin nasıl düşürüldüğünü ortaya koyan can pazarlarının hala bu kubbede yerini aldığı bir güncellik hasıl olunur. otuz iki kısım tekmili birden cinnet ül arz.

cehennem tabelasında her ne yazıyor bilinmezliğini koruyor ama şu iki satır boyunca dillendirdiğimiz şey birleştirdiğimiz parçaların oraya bile fazla kaçacağına kani olduğumuz karabsanlar, karanlıklar. suçlu yaratmaktan, suç mesnedi türetmekten, suçu yıkmaktan, ciğerini patlatırcasına çemkirip beddua okumaktan, baştaki neyse erkanın, ahvalinin de o düzeyde tahammül etmeyen küfür eden, anlamadan komuta göre tepkime veren, sokakta yan yana durduğundan bile şüpheye düşüren bir dönüşüm, dile getiriş v fazlasının perspektifini gün yüzüne çıkartır. her günün bir anlamı varken varken bu cenahın günleri durmaksızın karabasanlardır her yeri kaplayan. her gün yeni bir umuttur pek çok yerde gelgelelim bizde sustukça, yılkıldıkça sıranın kime geleceğini hangi mesellerin flaş flaşlar ile duyurulacağını kestiremediğimiz bir karambolün beşiği edilir. yurdu kılınır. duyumsatılması lazım olan hezeyanların peşisıra diziliminin ardından, reklamsız arasız istiflenmesinin, döke saça, bata çıka tıkabasa doldurulmasının ardından bıçak sırtı hayatlarımızın ne kadarını koruyup kollayıp önemsemekteyiz sorgusu hasıl olmaktadır.

insanlık ayaklar altına alınırken sergilenen şeylerin acelecilik bir an önce töhmet altında bırakabilme alışkanlığı, kodlara, renklere v aidiyetlere göre ezberlerin ikrarının yanıbaşında yapay, steril değil tam aksine kirden hiçbir şey göstermeyen bir faunada yaşamakta olduğumuz bu v benzeri bir sistematiğe mecbur kılındığımız işittirilesidir. kirlendikçe ortalığın daha da mükemmel bir hayat diskürüne dönüşümüne dair teferruat bellenmişler dillendirilesidir. masumiyet karineleri ayakla, kollarla çiğnenip lime lime edilirken, kulak patlatma, kol kırma branşlarında muhafazakarlığın, muhafazacıları yeni münferit hamlelerine girişebilirler. ki bu doğaldır!. kirlenişimizi, aymazlığı sorgu, sualere tabii tutmaz iken, daha yaratıcı olabileceğimizi haklı çıkartmak istercesine, hakkaniyet kazandırırcasına her dem başvurulandır sanal gerçek işkence. vekaletin dar alanı içinde el kaldırılıp, bankamatik memuru gibi aybaşında maaş çekerek kıt kanaat geçinmek dururken, halk denilen ama durmadan ayrıştırılmaya devam edilen her dem kusana kadar propagandist bir hegemonya, tahakküm dizgesinde dilinden, aidiyetinden, inancından vb. sorgulanıp durulanların haklarını savunmak, bu yola baş koymak seçeneği tercih edildiğinde hele bir de kadın olunduğunda, sosyalisti de eklemlediğinizde değme turnusollerin, ide yapısındaki köhneliği enikonu ortaya koyan vehamet vesikalarının çat kapı terör örgütü yardakçılığı, olarak ilanına ulaşan bir sonuç karşımıza çıkartacaktır.

insanlıktan çıkılması adına bu v benzeri önermeler yargılamalar ucunda kıyısında hep   nefretini dile döküp, gerektiğinde asil duruşunu sergilemekten kaçınmayacak linçci gürüh için de bir hedefleyiştir. fonda bir başkadır benim memleketim. algı daraltılıp ne verilirse ona tamahın yolu sağlama alınıp sabitlendikçe roboski'de, şemzinan'da, afyon v bingöl'de olanlar hep o mesnetsizlerin işi gücü olduğuna biat adına öne sürülüp durulan bir argüman olmaya devam edecektir. hazır kıtaların klavyelerinden, ayıla, bayıla döktürdükleri! meramlar, yüz kırk karakter analizler değme akil olanı mundar edecek tespitler, bu koyverin arenaya salın gerisi hallolunur bıçkınlığının, tahammülsüzlüğünün nasılsa unutulur yahu beklentisi v pratiğine tutunulmasının ders alınası bir yansısıdır. yaralarımız derinleşiyor. içten içe kemirici olarak zerk ettirilen nefret ediminin bizahati kotarılmasıyla, sahneyi kapsamasıyla hangi söz, hangi konu veya sorun olursa olsun giderek daha nefessiz kalınan bir iklim tasavvur ediliyor. alışırsınız diyerek bunun da suflesi veriliyor. kadimliğin de kardeşliğin de canı cehenneme! ön okumasıyla beraber erkanın toptan fiştekleyip durduğu muhalefetin bu pasları her dem yeyip hücuma geçtiği bu oyunda skor insanlığın aleyhine yazılmaya devam ediyor.

derdin biganeliği, çözülmezliği üzerine bina ettirilen her yeni görünen hamle hep statüko bağlacına, bıçak sırtılığına göndermede bulunuyor olsa da bu da geçer türküsünün dillendirilmesiyle o hayatın sürekliliği sağlanıyor. yankısının ikrarı, olan biteni bu sefer onlar düşünsün ayrıştırması bi'fiil bu sınırın gününün de yarınının da töhmet altında bırakıldığını yineletiyor. bıçak sırtılık yineletilirken önce biçem tazeleniyor ardından da döküp geçeceği menzil geliştiriliyor. ona buna derman, akıl fikir tahsis eylenirken bu yerin bedbinliği nasip işiyle, kaderi kısmetle birleştiren mide bulandırıcı bir algıyla baştan en sona örülüyor. çıktık açık alınla diye yola koyulan bir eşik, atak yakalayıp medenileştiğinden dem vurulan bir yer, yurt bahsinin basbayağı başı öne eğikliği, kararsız kazımlığı, şiddete her dem meyilliği, en altından en üstüne mukyedirin lafazanlığından belirginleştirilebilir. kaldı ki naçarlığımız, her birimize farklı sirayet edebilsin diye ön ayak olunan budur. yergilerle yıllardır dillendirilenler insana dair olanın ne olması, nasıl şekillendirilmesi gerektiğine dair bir perspektifi sunmuşken, tam da 444lük, bir kondusal kadüklüğün mizacında "hayat" sorgusu vuku buluyor. canlanıyor istikamet nereye ey insanlık!...

>>>>>Bildirgeç
Asgarî Suskunluğa Karşı Ortak Sözü Örgütlemek - Göksun YAZICI - Bir + Bir*

“uslu bir oymağın boğumlarının / çocuklarının itaatine karşı…”

Egemenlerin politikasıyla gündelik hayat arasındaki ilişkiselliğin zor kurulacağını,  makro politikalarla yaşamın ince damarlarından geçen mikro politikaların kendilerine ait, hatta ilgisiz dilleri olduğunu söyleyenlere, “hangi gündelik hayat, hangi mikro politikalar?” sorusunu sorarak başlayalım. Hakkâri’de polisin biber gazı sonrasında ortalarda sivrisinek bile kalmaması, gündelik hayatın en mikro (sivrisinek kadar!) alanlarına dahi egemen güçlerin müdahil olduğunu gösteriyor. Elbette bu bir kara mizah. İnsanları sivrisinek sanan bir şiddetin karanlığı; insanları gazlama / sinekleri ilaçlama teknolojilerinin birbirine karışması. Direnişçi bölgelerle egemenin çocuklarının, yani uslu çocukların gündelik hayatları arasındaki dramatik farktan politikanın makrosunun da, mikrosunun da nasıl çalıştığını görebiliriz.

“Normal” yaşamın mümkün olmaması savaşların alâmet-i farikası olsa gerek. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra, ülkelerin bütün vatandaşlarının etkilendiği savaşlar yapılmadı. “Bölgesel çatışmalar” olarak adlandırılan savaşlar yürütüldü. İşgalci kuvvetlerin bütün vatandaşları bu bölgesel savaşlardan etkilenmezken, işgal altında olanların tüm yaşamı altüst oldu, tabii eğer ölmedilerse. 21. yüzyıl geçen yüzyılın son modasını devraldı. Bölgesel direnişlerle karşılaşan egemenler bölgeleri istila etti. Bu ülkedeki denklemde de benzer bir şey var. Gazlar altında kalan, apar topar evlerinden edilen insanlar için savaş, yaşamlarının tek gerçeği. Direnişçilerin neden direnmeye geçtiği bu noktada daha da açığa çıkıyor: “Normal” yaşam, sadece egemenin uslu çocukları için vardır; bu “normal”in sürdürülmesi için diğerleri ikinci sınıf muamelesi görür, bunlar müstakbel direnişçilerdir. Direnişçiler başkaldırdığında, onursuz yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiklerinde, egemenin “normal” yaşamı sağlamak için uyguladığı yasa koyucu / yasa koruyucu şiddet açığa çıkar. Direnişçinin üzerine binen şiddet ya da açılan savaş, uslu olsa direnişçinin üzerine gitmeyecek bir şiddet değildir. Bu şiddet, uslu olsalar direnişçilere “ikinci sınıf” muamelesi yapacak “normal” yaşama içkindir. Direnişçi değildir bu şiddetten sorumlu olan, o sadece “normal” muameleye karşı çıkarak “normal”in içindeki görünmez şiddetin görünür olmasını sağlamıştır. Bu anlamda, Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır’ın Antep olayından sonra “kim yapmış olursa olsun sorumlusu PKK’dir” diyerek “kör terör”den onları sorumlu tutan sözleri egemenliğin içkin şiddetini görmezden gelen uslu çocuğun babasının hakkını savunurken gösterdiği öfke hareketlerinden başka bir şey değil. Kürt hareketi sivillere saldırmamayı ilke edindiğini defalarca açıkladı, Türk halkı otuz yıldır babası egemenle işbirliği içinde bu savaşı desteklerken Türk halkına bir sitem sözü bile etmedi, çünkü hâlâ halkla konuşmaya çalışıyor, sesini duyurmaya çalışıyor. Ruşen Çakır, Etiler’de patlayan bombalarla nasıl yüreklerinin ağızlarına geldiğini anlatıyordu aynı yazısında. Elbette patlamasın hiçbir yerde bombalar, ama “normal”e içkin olan şiddet de diğerlerinin üzerinden kalksın. Etiler’in varlığı şiddete dayanır; egemenliğin, özel mülkiyetin, sermayenin, nezihliğin varlığı başkalarını dışlamaya dayanır. Başkalarını dışlayarak temellük ettikleri güzellikleri kıskançlıkla koruyanlar, başkalarının ikinci sınıf olmasına aldırmaz, çünkü böyle kurulur kendi birinci sınıflıkları. Etiler şiddettir Sayın Çakır, elbette kimse sizlerin korkmasını istemez, ama sizin huzurunuzun bedeli neden başkalarının ikinci sınıf sayılması olmak zorunda? Siz Karadenizli akrabanızı, Metin Lokumcu’yu başbakanın karşısında savunamadınız diye, başkaları kendi çocuklarını devlet şiddetine karşı niye savunamasın? Eşlerinizin ellerinin pamuk gibi kalması için neden başka kadınların elleri mahvolsun, ama hakkınızı yemeyelim, bunların antropolojisini yapacak kadar da kültürlüdür eşleriniz.

Ahmet İnsel, seçimler öncesinde Birikim’de yazdığı yazısında, Kürt çocuklarının Molotof atarak polis şiddetini provoke ettiklerini, böylece mağduriyeti artırarak bu mağdur söylemiyle hak kazanmayı umduklarını yazmıştı. Ne denir ki bu sözlere: ISKA. (İngilizcesi “totally off”, yani yanından bile geçmemiş.) Şiddet oradaydı Sayın İnsel. Mağduriyet yaratacak kadar ağır olduğu kesin, ama bu çocuklar mağdur değil, özne olmak istedikleri için yöneliyor şiddet onlara. AKP’nin egemen olmak için oynadığı mağduriyet oyunuyla karıştırmış olmayın. Mağduriyeti şantaj olarak kullananlar hükmetmek isteyenlerdir; duygusal şantajlar ve pasif agresiflerle karşılaşanlar bunu çok iyi bilir. Rancière, “siyaset, zamana sahip olmayanlar ortak bir mekânın sakinleri olarak kendilerini ortaya koyduğunda ve ağızlarından yalnızca acıyı işaret eden bir söz değil, pekâla ortak olanı dile getiren bir söz de çıktığı zaman gerçekleşir” diyor. “Ortak olanı dile getiren söz”den “normal”de dışlanan insanlar bu dışlanmaya karşı durduklarında, ortak olana dahil olmayı istediklerinde onları dışlayan şiddet görünür oluyor. Mağduriyet söylemi yok ortada, ortak olana eşit biçimde katılmak istediği için haşat edilen gövdeler var, bu durum onları mağdur değil, özne yapıyor.

Savaş, normale içkin şiddete karşı çıkanların yarattığı bir şey değil, normali şiddetle kuranların marifetidir. Özne olmak istediği için haşat edilen gövdeler, karşı çıkmasa “köpek gibi” yaşamaya mahkûm edilecek insanların gövdeleridir. Gültan Kışanak’ın Roboski katliamından sonra Meclis’te yaptığı konuşmasındaki “bizim sizden ne farkımız var” sözleri,  kendilerine biçilen yaşamın ve ölümün kabul edilemezliğini dile getiriyordu. Ramazan Kaya’nın söylediği gibi, doğal yollarla ölüm artık sadece egemen sınıfların ayrıcalığı haline geldi; ölüm karşısındaki ilâhî / doğal eşitlik bile bozuldu. Hepimiz öleceğiz, ama bazılarımız öldürüleceğiz, bombalanacağız, sivrisinekler gibi gaz ortasında düşeceğiz. Joseph K. “Dava”sının sonunda bir kuytuda karnına giren ve içerde çevrilen bıçaklarla öldürülürken “bir köpek gibi” diye düşündü. “Bunun utancının sanki kendisinden sonra da yaşaması gerekiyordu.” Ama deri kalın, “şehitlik, gazilik nasiptir” diyen İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin Türklerin yoksul çocuklarına biçilen ölümü Tanrı’ya havale ederek, “ilâhî” olarak nitelendirilebilecek ölüm karşısındaki eşitliği yine Tanrı’ya düzelttiriyor. İktidar oyunlarına Tanrı yeniden katılıyor. Acil durum freni olarak Tanrı.

“Asgarî suskunluk” payı

Ortak olandan dışlananların ortak olana yeniden dahil olmak için, “ağızlarından yalnızca acıyı değil, ortak olanı da dile getiren bir söz çıkması” için katlandıkları zorlukları savaşı bilfiil yaşayan insanlar biliyor. “Normal” olanı yaratan şiddet onların üzerine biniyor; “normal” olmak isteyen şartlar onlara savaş olarak kendini dayatıyor. Peki üzerlerine görünür şiddet binmeyen egemenin uslu çocuklarının durumu ne? Birilerini dışlamak için şiddet uygulayarak kurulan “normal”in şiddeti içerde olanlara neler yaşatıyor? Dışlananlar özne olmak için ayaklandığında, içeriye kabul edilenler de teba olarak kalabilmek için kendi uslu öznelliklerini kuruyor. Kendi huzurunun bedelinin ne olduğunu görmezden gelmekle başlıyorlar işe. Garip bir kayıtsızlık hali, sıkıcı hayatların gündelik kaygıları. Sıkıcı, çünkü “normal”in içinde olanlar “ortak olan”dan koptu. Dışlananlar ortak olana dahil olmak için en büyük ortak olan dünyayı kucaklayarak büyürken, içerdekiler bırakın dünyayı kucaklamayı, yan komşusunun kuyusunu kazmaya çalışarak küçülüyor. “Normal” olanda, içeride kalanlar, “asgarî suskunluk”u kabul ederek özneliklerinden vazgeçiyorlar. Görme, duyma, söyleme. Yaşanır hayat değil. Hüseyin Çelik’in “birkaç Mehmet öldü diye Meclis’i açmayız” sözlerinde örneklenen “önemsiz işte” anlayışı, tüm uslu çocukların şiarı haline geliyor, savaş böylece sıradanlaştırılıyor. ABD’de kişisel silahla öldürülen insanların sayısı, birçok ülkedekinin birkaç bin katı. Dünyanın egemeni Amerika’nın uslu çocukları çok korktukları için, kendilerini tehdit altında hissedip silahlarına sarılıyorlar. Öldürmekten başka bir şey bilmiyorlar. Korkuyorlar, çünkü suskun kalmak için geceleri egemen babalarının anlattıkları masalları dinliyorlar. Babalarının başkalarına yaptıklarını görüp korkuyorlar, ama yine de babalarıyla özdeşleşip onun gücüne sahip olmaktan alamıyorlar kendilerini. Korkuyla özdeşleştikleri babaları, asgarî suskunluk, yani aktif özne olma sevdasından vazgeçmelerini buyuruyor. “Ortalama Amerikalı” denen, ne yapacağı söylenmeden hiçbir şey yapamayan, kendinden istenen asgarî suskunluğu sağlayabilmek için tüm dünyaya sırtını dönen, kendinden başka kimseyi duyamayan, kullanım kılavuzu olmadığında ne yapacağını bilemeyecek kadar acizleştirilmiş bir “yaratık”. Egemen baba, kendi çocuklarının acizliği üzerinde yükseliyor; en büyük acizlik de ortak olanın herkesi kapsamayacağı yalanına inanmak.

Savaşın sıradanlaşıp insanların kulaklarını tıkadığı bu ülkede de “normal” insanlar, yani içerdekiler farklı bir durumda değil. Asgarî suskunluğa karşı dünyayı kucaklamaktan vazgeçip kendilerine tehditler icat ediyorlar. Ortak olan sözün ne olabileceğine dair bir imge bile yok. Babaların sözlerini kendilerine şiar olarak benimsiyorlar. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu BDP’yi “suç makinesi” ilan ederken 757 dokunulmazlık dosyasının 579’unun BDPli milletvekillerine ait olduğunu söyledi. “Asgarî suskunluğu” devam ettirmek isteyen bir teba susabilmek için ne düşünmeli ya da düşünmemeli? Öncelikle, susabilmek ve inanmak için, bu dosyaların egemenler tarafından birilerini dışlamak için çeşit çeşit bahaneyle hazırlandığını düşünmemek zorunda. Kuzu Meclis’in bir dönem bunları görmezden gelerek “tolere ettiğini” söylediğinde, teba susmaya devam edebilmek için kendisinin tolerans gösteren büyük abi olduğuna inanmak zorunda ve her abi gibi istediği zaman dövebileceğini de düşünmek durumunda. Ve Kuzu, BDP milletvekillerini ve Kürt halkını kastederek “demiyorlar ki yetmez ama evet, ne yapalım bu kadar olsun, Allah bereket versin, kalanı da başka zaman alırız” dediğinde teba, Allah’ın hikmetinden sual olunamayacağı gibi, egemenlerin sözlerinden de sual olunamayacağını öğreniyor. Önüne atılan, ona lûtfedilen her şeye Allah bereket versin demeyi öğreniyor. Ortak olana dair tek bir söz bile edemeyeceğini, kötünün iyisine razı olmanın en iyisi olduğunu öğreniyor.

“Normal” hayatın “içeridekiler”e dayattığı şiddet bu. Burhan Kuzu’nun sözlerinde örneklediğimiz, teba kalmak için, asgarî suskunluğu sağlamak için bir kişi nasıl düşünmeye başlamalı sorusunu egemenlerin farklı sözlerini düşünerek ele alabiliriz. İçerde kalanın içerde kalması için bu şiddeti içselleştirip kendinden görmediği insanlara uygulaması gerekiyor. Kendini susturmak için bir ton dayak atıyor kendine, “yaşam yaşamıyor”.  Başbakan Erdoğan, “sen işine bak” diyor; orada herkesin tepesinden konuşuyor. Bu sözlere inanç istemiyor, sadece itaat istiyor. Allah bereket versin bile demeyin. Antik Yunan’da tiranlara acırlardı. Eşit insanlar arasında yaşanan hayatı en iyi hayat olarak nitelendiren Antik Yunan anlayışı, tiranlar kimseyi kendilerine eşit kabul etmediği için en yalnız ve en kötü hayatın bu hayat olduğunu söylerdi —kölelerin hayatı da aynı şekilde, eşitleri arasında geçmediği için kötü sayılırdı. Tebası da kendine eşit / ortak istemiyor, egemeni de. Sizinki de hayat mı?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Göksun YAZICI'nın Bir + Bir sitesine yazdığı Asgarî Suskunluğa Karşı Ortak Sözü Örgütlemek başlıklı makalesi tahayyül ederken, iliştirmek istediklerimizin tamamlayıcısı olabilecek önemli bir okuma parçasını oluşturmaktadır. Günün getirdiklerinden arta kalan, geride bıraktırılan tortusu içinde esas hasbıhal edilesi şeylerin neler olduğuna dair bir çağrıdır makale. Göksun YAZICI ve Bir + Bir'in anlayışlarına binaen meramı sayfalarımıza alıntılıyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Engin Çeber İçin Adalet İstiyoruz - Amnesty Int'l
Asgarî Suskunluğa Karşı Ortak Sözü Örgütlemek - Göksun YAZICI - Bir + Bir
Sinemadan Çıkanlardan Mı Olacaksınız Yoksa? - Zeynep KURAY - ANF
Türklerin Çıkmazı Kürtlerin Çıkışı! - Zana GÜMÜŞTEKİN - Jiyan
Çocukları Diyor Ki Bugün Günlerden Müge Tuzcuoğlu - Murat SABUNCU - T24
İktidar Hastalığı - İrfan SARI - Yüksekova Haber
İsmail Beşikçi’nin Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü Alırken Yaptığı Konuşma - Açık Radyo
'Demokrasi' Mi Dediniz? - Faysal SARIYILDIZ - Radikal 2
Mezarlarınıza Tüküreceğim! - Şebnem Korur FİNCANCI - Evrensel
Yanmalı Ama Nasıl? - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Aritmetik II - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Nuray MERT: 'Ölü Yarıştırarak Kürt Sorunu Çözülmez' - İMC TV
Rutinleşen Ölümün Ağırlığı... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
1993'ten 2012'ye - Özgür MUMCU - Radikal
İki Dil Bir Açılım - Devrim AVŞAR - Korsan Dergi
Gözlemci Heyet: KCK Davası Tam Bir Monolog - ANF
Bu ‘Süreç’ Size De Bir Yerden Tanıdık Geliyor Mu? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Duygusal Cehalet - Can DÜNDAR - Milliyet
Linç Kampanyasına Galatasaray'dan Da Destek - ETHA
Basına ve Kamuoyuna: BDP’li Milletvekillerine Yönelik Medyatik ve Siyasi Linçe Son Verilsin! - Kaos GL
Tuncel, Galatasaray Üniversitesi'nin Tavrını Değerlendirdi - İMC TV
'Tuncel Barış İsteyenlerin Vekilidir' - Hayat TV - Evrensel
Tuncel: Başbakan Dağın Yolunu Gösteriyor - ETHA
Bingöl’deki Saldırıya Karşı Halkın Kararlılığı Nettir - Sol Defter
Etkisiz Hayat Düşleri - Bülent USTA - Birgün
Böyle Yaşamaya Devam Edecek Miyiz? - Mehveş EVİN - Milliyet
'İnkarcı Mantık Artık Sürdürülemez' - Yüksekova Haber
Sömürgecilik Kişiliksizleştirir - Meral ÇİÇEK - PolitikART
"Will Turkey Turn Out To Be The Pakistan Of The Middle East?" - Robert FISK - The Independent
Balyozuna Sağlık - Sevan NİŞANYAN - Siyaset v Tarih Yazıları
'Annem Ölmeden...' - ETHA
Faili Meçhul Değil: 'Faîlî Dewlet' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Apê Mûsa - Seydayê GEROK - Ajans Amed
Çağrılan Musa - Sema KAYGUSUZ - BiaMag
Bir Halk Sancağı: Apê Mûsa - A. Hicri İZGÖREN - Özgür Gündem
O Makus Talihi Alt Edebiliriz - Baş Yazı - Agos
Şekerden Azınlıklar - Sezin ÖNEY - Taraf
DYG Davasında Altı Tahliye - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Çocuk Mahkemesinde Dokuz İhtiyar - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin En Sorumsuzca Yapılmış Yasası - Söz Küçüğün - Açık Radyo
4+4+4’'lük Bir Asimilasyon - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
“Benim Çocuklarımın Günahı Ne?” - Korsan Dergi
Bir Gazetecinin “Leş” Hayalleri - İrfan AKTAN - Bir + Bir
Ölümün Gündemi, Nasibi Kısmeti! - İlhan CANAN - Emek Dünyası
"Bu Fotoğrafın İzahı Yok!" - Ekin KARACA - Bianet
Bingöl’dekiler Mi Ölü Resimdekiler Mi Ölü? - Veysi SARISÖZEN - Jiyan
Şemdinli’den Notlar - Baki GÜL - ANF
'Yaşam Bizim Karakollar Sizin Olsun!' - Yeni Özgür Politika
The Fight For The Kurdistan - Jenna KRAJESKI - New Yorker
'Biz Zaten Sine-i Milletteyiz' - İMC TV
AKP Sıkıştıkça CHP İmdadına Mı Koşuyor? - Ferda KOÇ - Sendika
Yeni Oslo Mümkün Mü? - Mete ÇUBUKÇU - Akşam
İnsanlık Ölürken Osloculuk Oynamak - Demiray ORAL - Taraf
Oslo Süreci mi, Kılıçdaroğlu Süreci mi? - Gün ZİLELİ - Jiyan
CHP, Ezber ve Oslo Görüşmeleri - Ender İMREK - Evrensel
‘Bu Haberi Yapanlar, Lağım Fareleridir’ - Mehmet ÜÇAR - Ajans Amed
Sinan Çetin Profesyonel Asker Olsun! - Ferda ÇETİN - Yeni Özgür Politika
Dindar Nesil, Nasip İşi - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Nasip İşi Mi? - Derya SAZAK - Milliyet
Sevag Cinayetinde Skandallar Bitmiyor - Sarkis GÜREH - Nor Zartonk
Yassıada’da Ölen Ermeni Milletvekilinin Hazin Öyküsü - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
Bülent Arınç – Ertuğrul Kürkçü Zıtlığı - Ragıp DURAN - Bir + Bir
“Türkiye Üzerine Konuşmak: Umut, İnat ve Gelecek” - Ece TEMELKURAN - Analiz Türkiye
IKEA Ne Kadar "Beyaz"? - Okan NALÇACI - BiaMag
Bu Cellatlık Değil De Nedir? - Şule KÖKTÜRK - Cumhuriyet
Güvenlik Harcamalarındaki Artış Korkunç - Çiğdem TOKER - Akşam
Nefret Bilimi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Sefo Deresi, 33 Kurşun ve Onbaşı Mustafa Epli - Nihad GÜLTEKİN - PolitikART
Kürt Siyasetçiler Açlık Grevinde - Evrensel
"sistematik duyarsızlaştırma"ya hizmet etmeyelim - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
İnsanın Hikâyesi - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
‘Vatan’ Bedenin Kadardır… - Kemal BOZKURT - Herşey Hakkında Hiçbir Şey
‘Cumhuriyet’in İyi Çocuğu’ Hagop Martayan ya da A. Dilaçar - Levent ÖZATA - Agos ŞapGir
Magna Carta’yı Yeniden Düşünmek - Noam CHOMSKY / Çeviren: Ariya TOPRAK - Özgür Gündem
Occupy’s New Ground: Debt Resistance - Natasha LENNARD - Salon
Roundtable: After 1 Year, OWS Gives Voice To Resistance Of Crippling Debt And Widening Inequality via Democracy Now!
Yahu Bi Dur - Tufan SERTLEK - Sendika
Texim Direnişi 43. Günde: İşçilerden Sendikalaşmaya Çağrı! - Sol Defter


Loscil Official
Loscil Official via Kranky
Loscil - Sketches From New Brighton Album Critic By Jake HOLLIS via Sputnik Music
Autistici Official
Autistici - Beneath Peaks Album Official Informative via Hibernate
Autistici - Beneath Peaks Album Critic via Wajobu
Shinsuke Matsumoto Official via MySpace
Shinsuke Matsumoto At Soundcloud
Shinsuke Matsumoto - Lantern Album Official Informative via AY
Method One Official via MySpace
Method One At Soundcloud
Method One "Time Capsule - Volume 1: 1991-1993 Megamix " Official Download
Atoms For Peace Official
Atoms For Peace Official Informative via 50 Weapons
Atoms For Peace Albüm Hazırlığında - Sarkis MÜHENDİSYAN - Agos ŞapGir

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel ancient eye is watching you by luca biada
luca biada's flickr page

>>>>>Poemé
Habil ve Kabil - Charles BAUDELAIRE
I.

Habil’in soyu, ye, iç ve uyu;
Tanrı sana gülümsüyor hoş görerek,

Kabil’in soyu, bir çirkefte dizboyu
Sürün ve öl sefalet çekerek.

Habil’in soyu, senin kurbanın
Büyütüyor İsrafil’in burnunu!

Kabil’in soyu, çektirdiğin azabın
Hiçbir zaman gelmeyecek mi sonu?

Habil’in soyu, gör ekininin
Ve sürülerinin iyiye gittiğini;

Kabil’in soyu, barsakların senin
Gurulduyor ihtiyar bir köpek gibi.

Habil’in soyu, baba ocağında
Karnını sıcak tut, öyle kal;

Kabil’in soyu, küçük mağaranda
Soğuktan titre, zavallı çakal!

Habil’in soyu, sev üreyerek:
Çoğalacak altının senin de;

Kabil’in soyu, ey yanan yürek,
Dikkatli ol bu büyük hevesinde.

Habil’in soyu, beslenip büyüyorsun
Tıpkı tahtakuruları gibi!

Kabil’in soyu, üzerinde her yolun
Al götür güç durumdaki aileni.

II.

Ah! Habil’in soyu, senin leşin
Besleyip büyütecek tüten toprağı.

Kabil’in soyu, gereksinimlerin
Yeterli ölçüde karşılanmadı;

Habil’in soyu, utancın artık:
Kılıç yenik düştü mızrağa yine!

Kabil’in soyu, gökyüzüne çık
Ve at Tanrı’yı yeryüzüne!

Türkçesi: Ahmet Necdet
Kaynakça: S'imge

Sunday, September 16, 2012

Deuss Ex Machina # 416 - v lese se obává, že je obklopen

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_416_--_v lese se obává, že je obklopen

10 Eylül 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-DFRNT-Silent Witness (Mekha & Zimze Mix) (Echodub)
>2<-DFRNT-Cruise (Echodub)
>3<-Tineidae-Sky Of Glass (Tympanik Audio)
>4<-Tineidae-Paper Birds (Tympanik Audio)
>5<-r.roo-Au Fall (Tympanik Audio)
>6<-r.roo-From You (Tympanik Audio)
>7<-Ex Nihilo-Stonecarver (CD-R) (Far From Cloud)
>8<-Ex Nihilo-Damascus (Dub) (CD-R)
>9<-Biome & Thelem-Juganu (New Moon Recordings)
>10<-Biome-Pentagon VIP (New Moon Recordings)

v lese se obává, že je obklopen
(416)

derdest olunup, bunca yıpranmaya rağmen yanlış olanlara sahip çıkış, el altında tutuş, dile getirip çokça seslendiriş hep gaza gelmeyip! hiç gazdan eksik olmadan hareket ediş bir nümayiş bin nümayiş pozisyonu sağlam belleyiş, yeni yeni pozisyon bellemeler, bellenenler doğrultusunda sinkafa koşar adım eylemlerin birbiri peşisıra sergilendiği bir coğrafya tasviri. tahayyülün beklentilediklerinden, dimağa taşıdıklarından ne eksik ne fazlası dosdoğru can yakıcı, öç alıcı, hıncı yüceltici bir nirengi noktasından diğerine hareketlenmelerin coğrafyası. hareket edenlerin, hakaret çekenlerin coğrafyası. per per tepinilip üzerinden söylemlerin gerçekleştirileceği, can yakıcılığı bir yana tutsak bile salt insanlığı ayaklar altına alabilmek için kendilerince uygun bulunan davranışların peyderpey sergilenebildiği bir algı doğruluktan bu kadar uzaklaştırılmış yurt tasvirinin ne kadar yabana atılmayacak bir çürümeyle yüzyüze bırakıldığımızı örneklemektedir. devran dönerken, olan biterken, gün geceyle kavuşurken durmaksızın güncellenen tel-tel dökülüp de hiçbir yaraya, merhem olmayıp tam tersine daha da fecaatine yol vermeye, zemin oluşturmaya hazır v nazır bu duruşun getirdiklerinin bütünlüklü tasviridir denk getirip dile dökmeye çalıştığımız çürüme.

yargıların çok zamandır önceden sipariş edilmiş, ön ayak olunmuş dile getirilenler çerçevesinde her dem aynı tornanın başka bir eşiğinden kolajlanıp, damıtılan bir simya bütünlüğü ile tasvir olunduğu, dökümlendirildiği, açık edildiği yolu v zemininin bina edildiği bir sath dahilinde gözle görünüp, akla yatkın olmayanların kervana düzülebilirliği karşısında aklın ne zaman kullanılacağı sorgusudur beraberinde paylaşmak istediğimiz. büyük cümlelerin, büyük vecizlerin, anlamından v bağlamından daha heybetli görünmesine çabalanılan seslendirmelerin etrafında, yamacında olanların nelerden istinat edildiği, hangi koşullar gözetilerek sergilendiği sadece bir defa bile olsa irdelendiğinde oluşturulan bu simyanın nasıl da karanlık bir somutlaştırma, karanlığı somut kılma hamlesi olduğu okunabilecektir. görülebilecektir. görmekten imtina ederek, kulakları tıkayarak lafazanlık şerbetinden bolca içip hiçbir halta yaramayacak olan muktedir algısını paylaşarak, dökerek, kırarak, onarılmayacak bir biçimde hasara uğratarak oluşturulan yıkıcı dilin tahakkümü vesikası bütün bu farkındalılık sahasının ne kadar daraltılmış olduğunu gösterecektir. ne kadar dar bir alandan mürekkep olduğunu yineletecektir.

birbirimizin dilini anlamayıp, meramını işitmeyip, yok yere zamanı heder edip, delip geçenlerin hepitopuna kapıyı ardına kadar aralatıp, sonrasında da ne yapalım elimizden bu geliyor kadüklüğünün ortasında bir cümle bile önemini korumaktadır. tek bir cümle bile önemini asla yitirmemektedir. vicdanların nadasa terk edildiği, ikinci bir emre kadar ötekisine sarmanın, sarıp da laf salatasıyla beraber sinik sinkaflara başvurmanın, bir medeniyet beşiği tasvirine bile zahmet edip sahip çıkmayıp, üzerini çizmek adına ne varsa onun eksik edilmezliği, muktedir dilinin altında saklı tutulan, gösterilmez varsayımlanan baklaların nasıl da usul usul yerinden kımıl kımıl harekete geçirildiğini sunumlandıran bir tahayyüldür ortalamaya, güne dahil etmek istediğimiz. vicdansızlık bambaşkadır bu sahada. vicdanı kötürüm eylemenin, her dem eleştirilip durulan faşizm diskürüne sahip çıkarak ben bu ülkenin asıl sahibiyim böbürlenmesinin, has sahiplenişi bir kenara terk ettiğimizde dahi ortaya çıkan manasızca yüklemlerle, atfedişlerle, boğuntuya getirilip bazen 140 karakter bazen daha uzun vecizler, makaleler halinde dökümü gerçekleştirilenlerin sıklıkla söylenip durmadan ikrar edilen bir içimizde ötekisi istemiyoruz sonucunun, neticelendirmesinin tam karşılığını oluşturduğu beyan edilesidir.

tek bir falso dahil verilmeksizin kart kurt denilenin, aslında dağda yeşeren bir 'personna' olduğundan, ırmani dediğinin bir zamanların dostane, milleti sadıkasından bugün basitçe kullanımının bile küfür olarak tanımlandırılabildiği, kimin annesinin ne olduğu seceresinin her şekilde herşeyden üstün, yeğ tutularak kıyasıya kurcalandığı bir sofranın tertib edildiği, edilebildiği bir alana yaygınlaştırılan bir dışavurum ama içten yıprata yıprata sessizleştiren bir vesikanın tanzim edilebildiği bir konumlandırma. bina edilip durmadan tekrar edilenlerin bir noktadan sonra başta söylenmiş olan latif sözcüklerin, kıymetli kardeşliğin nasıl da kılıç artığı insanlara bile reva görülebildiğinin halen bunun geçerli olduğunun tekrarlandığı birer, ikişer, üçer beşer manşetlendiği bir duvar tazeleme. duvara karşı. yitirilenlerin mesnetsizce istatistik olarak ele alındığı o bahisten başkasının da söz konusu dahil edilmediği bir mabadda, kaybedilen "göz nurları" olarak sıkış tıkış denk getirilmeye gayret edilen asuri kardeşlerimizin durumu, bir yerinden bulsak da kurcalasak diyerek hem bağlılıklarının durmaksızın sorgulandığı, hem de inanç makamında kişisel özgürlüğün nasıl ayaklar altına alındığından dem vurulabilmesi için iki de bir masaya sürülüp durulan kızılbaş kartının çekilip durulduğu bir alanda vicdansızlığın götürdüğü yer çürümeden de azade değildir. olmayacaktır da..

bunca çektirilenin yetmezliğine kani olunduğundan daha bir onlarca yıl daha közde yargılamaya girişilen darbe meselinin baş mihmandarlarından ne kadar hesap soruluyorsa o kadar hesaplanarak, ince, kıyıdan bir mizansenle v ayarla şekillendirildiği bu dönüşüm yurdunda denekliğimiz başlı başına at başı koşturulmaktadır. yerseniz yapılanların ardından, oluşan havanın karanlığı önemsenmeden, münferittir o münferittir yaklaşımından uzaklaşmadan her türlü değerlendirmeyi serzeniş olarak ele almanın getirip bıraktığı nokta o körlüktür. körlendikçe kck basın davası'nda yaşanan müsamarenin kofluğu bir yana, insana verilmeyen değerin her ne olduğunun belirginliği bir kere daha anlaşılır. hiçbir şekilde sorun yoktur, gelgelelim üçer, beşer, onar yüzer insanın canının alındığı bir savaş durmaksızın devam ettirilir. bunun adı da operasyondur taaruzdur başkasıdır. şehirlerde ses verenleri linç köyünde ses çıkartanları yakıp yıkmak, derdest etmek, daha silahın ne olduğunu bilmezden silah kuşanıp vatan dediğinin canla başla anlayarak, anlaşarak, söze v sese sahip çıkarak savunulmasından öte yol olmadığı yıllarca tekrar edilen olsa da fazla şehitnamırın göz çıkartmaz denilerek bu kadar abes düşünülüp yitirmenin bir sanal oyun tezgahında yaşananlar sığlığında değerlendirilmesi gibi garabetlikler v daha fazlasının açmış oldukları, sermiş olduğu ibretlik vesikalar utancı daha da perçinlemektedir. perçinlemektedir de utanmak ne aradır. hangi dardadır.

barış diline yakinen sahip çıkmak, göz ardı etmemek suçtur, gel gelelim batıp içinde kalakaldığımız bataklığı daha da yaygınlaştırmak nefret ekip ha'bire nadasa mahsül beklemek en safiyane tabirle saflık değilse nedir. normalleşme diye tutturulan yolların, vesayetin haki renklisinden azadeliğin, dili döndüğünce, aklı yettiğince bir şeyleri paylaşarak doğrunun ne olduğunun yeniden inşasının karşısında aşılmaz duvarlar bina ederek nere varılır? nereye ulaşılır. nereye gidilir? quo vadis türkiye? hakikat olarak belletilmiş olan ezberlerin hakkaniyetten uzaklaştırılma payı söz konusu edildiğinde nasıl göreceli bir tanımlama olmadığı, yaşandıkça, yaşatıldıkça ne menem bir şey haline dönüştürüldüğü böylesine afaki, açık v seçikken hala ama v fakatlara gebe kalıp, bel bağlayıp medeti durup dururken kendiliğinden gelecek bir şeymiş algısında çürümekten ötesi yoktur olmayacaktır. bilindikliğini sorgulamaktan imtina ederek, bugünün kısmeti ona hakaret, yarının kısmeti şuna hakaret gelgelelim başvezirim hiç kimseler bulamazsa sathın dışında olanlara cebbelleşmek, onlara laf yetiştirip ak kaşık oyunlarına devam etmek bütün bütün bu polemik değil, hasbelkader değil bilinçli bir kurgunun güncelliğinde, taşıdıklarında ne zaman hafzalayı, yolu aklı düze taşıyacaktır. ne zaman söylenenler silsilesinde yaralarımızı kanırtmaktan, canlarımızı ayırt etmekten, yitip gidenlerin ardından, en doğalından, en beklenmediğine oh olsun şiarından, temennisinden alıkoyacak ulan biz bir yerlerde hata ediyoruz ama hangisi bulamıyorduk çözümlemesini beraberinde getirecektir.

gayya kuyusu nam bu kulvar hepimizi derinlerine çekerken nefessiz kalmaktan ötesine geçmeye ramak kalmışken durmadan istiflenen acılara sonu düşlemek için adımlamak, harekete geçmek edibese, yeterartık diyebilmek zorda mıdır? zorunluklu olmadıkça yol kestirilmez eşiklerde midir? haleti ruhiyenin karanlığında bir kere daha sorgulanasıdır tümden... yalnız bırakıldığımız, yalnızlaştırıldığımız, yazık ki giderek modern hayat tahayyülü dahilinde hemen hemen pek çok şeyi örtbas edebilecek, etmeye yarayan izolasyondan payımıza düşeni aldığımız boylu boyunca güncellendiğimiz durmaksızın hizaya çekildiğimiz, bakıldı ki bu tedbirler hiç işe yaramıyor o halde zurnanın zırt dediği yerin yoklanageldiği pratiklerin devreye sokulduğu, tecritin normal bir durummuş gibi alenen savunulageldiği bir eşiğe buyur edildiğimiz bir güncelliği yaşıyoruz. bir güncellikte hayatın getirdiklerinin yanında başımıza durmadan örülen çorapların dış kapının mandalı belletmelerin, hiddetin ayarının çoktandır eşik v dereceleri alt üst ettiği bir tavır bütünüyle yüz yüze kalıyoruz.

aynı bağın gülüyüz! diyerek bangır bangır anons geçilip, şarkı tutturulurken hayat devam ediyor ya o ya bu seçeneğinin dayatıldığı, tercihlerine zorlatıldığı türkünün, anlam v bağlamının yerle yeksan edilmesinin mübalağasız önemsenmediği, dahası unutturulduğu bir güncelliği yaşamakla müreffeh yarınlarımızı arıyoruz. usul uslu. yerseniz. yalancı dolmaların dolduruşa getirmelerin ötesinde hemen hiçbir işlevselliği bulunmayan hamasi nutukların, beylik lafların, ağalık ahkamların, atıldı mı mangalda kül bıraktırılmayan önermelerin hep alkış kıyamet b'yalnızlaştırılıp izole etme çabasını daha belirgin kıldığı evrelerden geçiyoruz. aynı nakaratlarla duyumsatılmak istenen, pekiştirilip ambalajı tazelenen bir ayrıştırma meselinin tek bir hamlesi bir evresi olduğunu komple yekten unutma v unutturulmaya çabalanıyoruz. çalışılıyoruz. sorun, mesel, problem nasıl adlandırırsanız neye göre atfedersiniz edin belirlenmiş olan kırmızı çizgilerin ötesine tek bi'adım dahi geçilmediğini örnekleyebilmek bunca örnek mevcutken güllük gülistanlık bir düzenin, sorgulamayı nadasa terk etmiş bireyleri olarak bize verilen, bağşedilen boş zamanlarımızda birbirimizi yemek adına muktedirin sunduklarından seçenekler seçtirilip duruyoruz. avuntuyu, izole edilişimizi bir kenara terk eyleyip birbirimizi yermek, gırtlak gırtlağa düşmek gibi ata sporlarımızla değerlendiriyoruz.

balkon konuşmalarında duyumsatılan kardeşliğin nasıl apar topar bir düşmanlık saplantısına zamanla dönüştürüldüğüne tanıklık ediyoruz. zor olanın kolay belletilmesinin dört tarafı düşmanlarla bezeli, sarılmış bir coğrafya masalına biat edip, riayet göstererek insanlığın katlinin müsamere veya kumpanyasında adlarımıza kesilen biletlere talip oluyoruz. olduruluyoruz. modernizm sorgusu, erkin, yönetenin hesap verebilirliği bir kenara mutlak itaatin ne kadarına riyaet ettiğimizi örnekleyen deneylere denek belleniyoruz. durmaksızın tekrar edilip yinelenen saygın bir veriymişçesine tasnifine girişilen, didişip durulan gel gelelim, bakıp görelim kesintiye uğratılmadan sürekli kılınıp devinimi sağlanan yegane şeyse ide uygulanan baskılamalardır. daraltımı mümkün kılındıktan sonra bir iki üç sefer yetmez her defasında bir kademe daha ağır v hazininin devreye sokulduğu bir tek yönlü etkileşim sahanlığı bina olunur. akıl fikir dört bir yana yetiştirilirken bu diyarın şu ya da bu sorun veyahutta vehamet düzeyi belirgin olan fecaat, felaket v daha çoğuna karşı aynı sakız çaklatılır. monologlar yaygınlaştırılırken, sabit fikrin ayrıştırılamazları, aşılmazları bir kez daha ikrar olunur. kocaman bir ahvali agora boyutuna indirgeyerek, buna göre hareket ederek, yön tayinine girişerek belletilmiş olan düşman okumalarından birer cüz daha iktibas olunur.

her yer ekranlar, yazı akar camlar, bilgi ekranları sürekli güncellense de muktedirin hislere gark olmuş, içinde bir virüs gibi yaygınlaşmış olan taraftar olma, ayar verme suskunlaştırma gibi edimlerinin başka örnekleri olgu v olaylara dahil olunur. bağımsız yargıya müdahale etmekten kaçınmayan, akil siyasete engel, aklın fikrin tez elden lazım gelenine sağırlık günyüzü buldurulur. durum budur. adı konulmayacak savaş devam ederken beşebab, şemzinan v ötesinde bol adetli, kimin kimden üstün olduğunun hesabının sorgulanabildiği azrail istatistikçiliği, cana verilen pahanın düşük v hazinliği duyumsatılır. gösterilip gerisin geriye aynı kir v irin yüklemli nutuklar okunmaya devam olunur. durum budur. üzerimizden atılmış bir yük merhalesine handiyse el mağrifetiyle biraz da sağı solu tırpanlı kalsa da yarım yamalak bir bileşkede uzağımızda olduğu  hesabının sorulduğundan dem vurulan on iki eylül bin dokuz yüz seksen darbesinin güncelliğini koruduğu ayan beyan ortalıkta, yürürlükte olduğu meydandadır. bitirilmemiş tümceler, yarıda kalan hikayeler, hangi bir yanından tutsanız orasında bir eza v cefa ki bütün bunları hala tamamlayamamayı sağlatan dirayeti görünür kılan has tahrifatçılığın bu yurttan bir an olsun ayrıştırılmadığı alenidir. durum budur.

o günler içinde neyse bugünlerde de aynı aşılmaz koşullar, dayatımlar, efelenmeler, hizaya çekmeler çeker çekmez yön belirlemeler, öz olmadıktan sonra her ne olursanız olun isterseniz ağzınızla kuş tutun hainlik payesinden az veya çok payınıza düşeni almak konusunda bir sıkıntı duymayacağınız bir karanlık kararlılığı. kararlılıkla şekillendirilmiş bir kasvet, irin yığını hala v burada. durum budur. topyekün atıfların paldır küldür sözlerin, boşta bulundum söyledimlerim, onu demedim bizahati bunu demek istemiştimlerin kaçarı, sapma payı sadece erk-muktedir-iktidar yapısına aittir çıkarsamasını doğrulatan bir tasvir bütünleştirilir. sorun mesel v veya problem olağan dışı her ne varsa görünene dahil olunan, edilenlerin hepitopu toplamı bakarkörlük, sağır duymazlık ile nefretin küflü bir simyasından mütevellit bir linç etme diskurudur. vavelyalar tazelenip dururken özgürlüğün ö'sü, demokrasinin d'si, adaletin a'sı, hakkın hukuğun h'ı, kürt, alevi, ermeni, süryani, yezidi, zerdüşt, vd. her durumda ötekisi olarak sunulmaya gayret olunanın esamelerini hiç okutmamak adına, ne düşünüyorlar diye düşünmemek, topu taça atmak, yolu yordamı saplanışlar kuru gürültüler ile donatarak her birimize yol, su v elektrik pardon, tahkikatlar, tehditler, manşetlemeler, fişlemeler, ucu açık atfedişler, mahkemeler, mahpusluklar, tecrit v hatta ölümleri bir araya getirmektedir. yanyana kılmaktadır.

yol nereye sorgusu belirgin bir biçimde uçurumdan aşağısını göstermekteyken korkuları, sindirmeleri bir gece ansızın gelebilirizleri tertipleyen, topaçlatan bir utanç tablosu bu ülkenin sırtına yük edilir. üzerinden otuz iki yıl geçse de darbenin tüm can yakıcılığının, korunaklılığının sağlandığını gösteregelendir. bütün bu korunaklılığın dönemsel, geçip gider bir tavır olarak ele alınmasındansa giderek yerleşik, gömülü, ilişik bir diri tutma gayreti olduğu nettir bu kesindir. boşa doluya kesilen ahkamlar dizisi tam da o müptezellik  başlangıcı on yılda bir gelen sonuncusu otuz iki yıl önce zuhur eyleyip halen süren darbe güdümünün, yarasının bırakınız pansumanı neredeyse bile isteye kördüğüm edilerek kötürüm kılındığı, çabaların o odağa doğru kırıldığı alenidir. bir yanımız, bir yönümüz, bir yöremiz bir yamacımız değil her an her saniye vukuat olarak denkleştirilebilecek, izolasyonu salt bir dışarı çıkartmaktan öte anlamlara kavuşturan, yalnızlığı v yalnızlaştırmayı istiklal caddesi'nde yürüyebilecek kitleler merhalesine kilitleyen, siyaset pratiği dili v kelamı kullanmak isteyenleri sine-i gerilla saflarına geri postalatan, bunu dillendirebilen eğitimi naçar kıldırmak adına, düzenlemelerle çözümsüz yarınsız kılarak, uyuturken sıra dahilinde tutarken kendi bildikleri her ne varsa onu okumaya devam eden, biat ettiren bir perspektif meydana getirilir.

kindarlığı handiyse bir motif  kabilinden çabalaya çabalaya anonimleştiren veçhelere imza atılan, kırk bin takla attırılıp anayasa komisyonunda sonuç olarak kör tuttuğuyla idare eder düzeyinde sinik, ana yapıya devletu alinin statükosuna zerre halel getirmeyen darbe ile yüzleşirken bir yandan sivil olanlarına zemin sağlayan bir ülke profili çözümsüzlük tarlasının kutsanan vesikası karşımıza çıkartılır. gerçekliğe aykırı, akla ters, bilince aykırı, vicdana ters, temammüle aykırı, hukuka hepten ters, adilaneliğe aykırı özgürlüğe ters, bunca değininin toplamında, bütün meselin, ikrardan arındırılıp çözüm ile sonuçlandırılmasına, ortak akıl perspektifine geçişe daha kaç yol vardır? daha kaç tecrübe edilesi sahne v utanç vesikasının ardından uyanış. uyanabilmek. anlayabiliyor musunuz? son söz: sınırlar kadar hiçbir kısıtlamadan sıkılmadım ve kendi sınırlarım içinde sınırsızlığımı kurdum. hiç değilse bana özgü bir sınırsızlık, kendi suskum, kendi çığlığımın sınırsızlığı... "tezer özlü"

>>>>>Bildirgeç
Yüzü Olmayanın Gözleri - Bülent USTA - Birgün*

1980’den bu yana tek bir günü yaşıyoruz: 12 Eylül. 12 Eylül’ün tüm kurum ve kuruluşlarıyla, en önemlisi siyasi bilinciyle hâlâ yaşamaya devam ediyor oluşu, yüzü olmayan bir ülke olmaya mahkûm ediyor bizi. Benim asıl merak ettiğim şey, toplumca en ağır şekliyle yaşadığımız bu işkence ve baskı dönemini nasıl içimize sindirebildiğimiz? 12 Eylül mağduru pek çok kişinin, 12 Eylül’ün siyasi bilincini içselleştirmiş olması ise, yaşanılan toplumsal travmanın kolay kolay atlatılamayacağını gösteriyor. Kim bilir daha kaç 12 Eylül geçecek, 13 Eylül’e ulaşabilmemiz için.

12 Eylül, bu ülkeye, bu topluma yapılmış en büyük kötülüklerden biriydi. Paul Ricoeur, “kötülük gelişerek saldırır” der, kendisiyle yapılan bir söyleşide. 12 Eylül de, tıpkı Ricoeur’ün dediği gibi, çok sayıda evreden geçip gelişerek saldırdı bu ülkenin iyicil, özgürlükçü güçlerine. Topluma dayattığı kısıtlı ve göstermelik demokrasinin totalitarizmi hazırlamaktan başka bir şeye yaramadığını, bugünkü hükümetin ürettiği siyasete ve yaptıklarına bakarak görebiliriz. Siyaset tarihimizin belki de en ironik olan şeyidir, 12 Eylül demokrasisi ürünü olan bir siyasi partinin, meydanlarda 12 Eylül’le hesaplaşılacağının propagandasını yapmış olması.

YKY’den çıkan ve Mehmet Rifat’ın çevirdiği “Eleştiri ve İnanç” adlı kitapta yer alan söyleşisinde Paul Ricoeur’ün tespitlerinden birisi de, Almanya örneğinden yola çıkarak yirmili yılların demokrasisinin II. Wilhelm Almanyası’ndaki otoriter geleneğe özgü hiyerarşik yapıları yok ederek totalitarizme direnmenin bütün etkilerini ortadan kaldırdığını iddia ediyor olmasıydı. Bugünkü hükümet de, totalitarizmin önünde engel olabilecek hiyerarşik yapıları demokratikleşme bahanesiyle etkisizleştirdi. Medyadan yargıya, elindeki tüm araçları kullanarak her yerden büyük bir kuşatma altına aldı muhalif çevreleri ve tüm bu olumsuzluklar yaşanırken demokratik bir ortamda yaşandığına dair bir yanılsama yaratmak için, darbe davaları, Kürt Açılımı, 12 Eylül’ün yargılanması gibi çeşitli siyasi manevralara da başvurdu. Ahmet Şık gibi bir gazetecinin henüz yayımlanmamış kitabı yüzünden aylarca hapsedilmesi, darbecilerin işbirlikçisi olarak topluma sunulması, yaşanan sürecin nasıl bir akıldışılığa varabileceğinin önemli bir işaretiydi. Bir taraftan sansür davaları sürer, sansürü ağırlaştıran yasa tasarıları hazırlanırken, bir taraftan da Başbakan’ın çıkıp sansüre karşı olduğunu, sadece edebiyatta değil genel olarak ifade özgürlüğünde standartların yükseltildiğinden bahsettiğine tanık olduk. Türkiye hiçbir zaman bu hükümetin dönemindeki kadar böylesine manipüle edilmemiş, böylesine karmaşık ve tehlikeli bir biçimde örgütlü yalanlarla hakikat lincine tanık olmamıştı.  

Paul Ricoeur, aynı söyleşisinde, demokrasinin içinde taşıdığı en büyük tehlikenin, yurttaşı genel iradenin karşısında yalnız bırakacak koşullara karşı dirençsizliği olduğunu söylüyordu. Yurttaşı, genel iradeden koruyacak hiçbir ara kuruluş kalmazsa, totalitarizmin yığınlaştırma eyleminin kaçınılmaz bir hal alabileceği uyarısını yapıyordu Nazi Almanyası örneğini işaret ederek. Otoriter geleneğe özgü o hiyerarşik yapıların elbette savunucusu olunamaz. Ama “12 Eylül Demokrasi”si, tam da Ricoeur’ün yaptığı uyarıya fazlasıyla uygun zayıf bir demokrasi örneği olarak, bu tehlikenin canlı bir örneği haline gelmiş durumda. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak deyimi, yaşadığımız sürece çok uygun düşüyor. Bazı sosyalistlerin, bu süreci Kemalizmle hesaplaşma fırsatı olarak görüp, neredeyse koşulsuz desteklemesi, ciddi anlamda bilinç kayması yaşadıklarını gösteriyor. Yağmurdan kaçıyorduk ama şimdi dolu başladı ve yağan dolunun taneleri gittikçe büyüyor. Kemalizm tasfiye edilirken, var olan boşluğun özgürlükçü yapılarla değil de totalitarizmle dolduruluyor oluşunun sonuçları gerçekten ağır olabilir. Eskinin otoriter yapılarına karşı gösterilen direncin daha fazlasını totalitarizme karşı göstermekten başka bir yol yok.

Bu sürecin böylesine akıldışı bir biçimde yaşanıyor olmasının nedenini anlamak için,  toplumun “12 Eylül Kötülüğü”nü nasıl içine sindirebildiğine bakmak gerekiyor. Gerçekten o “büyük kötülüğü” içimize sindirebildik mi? Yeryüzünde, bir balon gibi şiştikçe şişen ve tıpkı bir balon gibi patlayıp totalitarizmin zehirli gazıyla insanları boğacak bu kötülüğü sindirebilecek bir toplum bulunduğunu zannetmiyorum. Bütün mesele, elimizin kolumuzun sımsıkı bağlanmış olması. Hem de öyle sıkı bağlanmış ki, artık elimizin kolumuzun olduğunu unutmuş, derin bir umutsuzluk ve çaresizlik içinde bir kurtarıcı bekler hale getirilmişiz. Oysa, elimiz kolumuz yerinde. Sadece onları nasıl hareket ettireceğimizi bilmiyoruz. İçine hapsedildiğimiz o derin umutsuzluk, adalet arzusunu hissetmemizi engellediği sürece de, 12 Eylül’ün o zehirli gazla dolu balonu, patlayacağı güne kadar şişmeye devam edecek.

Bugün 12 Eylül... Dün de 12 Eylül’dü, ondan önceki gün de... Türkiye’nin en uzun ve karanlık gününü sona erdirip gerçek anlamıyla 13 Eylül’e ulaşamadan, ne denizi deniz, ne gökyüzünü gökyüzü gibi göreceğiz... Yüzümüz yok ki, gözlerimiz olsun...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Akıldışı olana müdanasız ihtimam v özenle sahip çıkıldığı, değme akıldan yoksunluk ile donatılmış beyitlerin hala dört bir bucağı sardığı bu mabette sözü ile yolun karanlığından, karartılmasının ötesini görebilmek adına çaba harcayanlarımız var çok şükür... Bülent USTA'nın Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan Yüzü Olmayanın Gözleri başlıklı makalesi bu anlamda dikkatle, satır satır okunulası bir derleyiş meram. Yazarın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi meramımızın altında sizlerle paylaşıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Engin Çeber İçin Adalet İstiyoruz - Amnesty Int'l
Yüzü Olmayanın Gözleri - Bülent USTA - Birgün
Ülküm, Hesap Vermemek, Yağ Gibi Üste Çıkmaktır.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Aritmetik - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Dağın Altından Haberler - Umur TALU - Habertürk
Tahrip Gücü Yüksek Ölüm - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Fikri Sabit Zabitler - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Kürtsel Dönüşüm Yasası! - Veli BAYRAK - Jiyan
32 Yılda Ne Değişti? - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
12 Eylül’den Öte - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Allende’yi Hatırlamak, 11 Eylül ve 12 Eylül - Aziz ÇELİK - Sol Defter
AKP’nin Kürt Sevdası: Ya Benimsin ya da Mahkememin - Foti BENLİSOY + Selin PELEK - Jiyan
12 Eylül Infografik - Digital Fabrika via Visual.ly
Hak Getire! - Sultan KOMUT - Bianet
Perişan Evli: Direneceğiz - ETHA
“İyi Niyetliler” Kapınızda… - Zeynel Abidin KAPLAN - Muhalefet.org
Tüsiad’dan Hükümet’e: Susmamızı Beklemeyin - ANF
Canan: Bu Bir Halk Savaşıdır - Ömer OĞUZ - Yüksekova Haber
Denizler, Google’dan Polis Fezlekesine Taşındı! - Cumali AKKAŞ - Evrensel
Başbakan ‘Zırvalamıyor’ Bilerek ‘Yalan’ Söylüyor - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
Önder: Halep'le Arşın Diyalektiğini Nasılmış Bir Görelim - İMC
Türkiye: Faili Meçhul Cinayetler ve Kayıplar için Cezasızlık Sona Ermeli - İnsan Hakları İzleme Örgütü
Hrant Dink Ödülü Beşikçi ve Memorial Topluluğu'na - Beyza KURAL - Bianet
Journalists Face Terrorism Trials Over Kurds - Constanze LETSCH - Sydney Morning Herald
Turkey Puts 44 Journalists On Trial For Terrorism - Thalia RALPH - Global Post
İzlenim: Bu Duruşma Gerçek Mi? - Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
'Yılgınlığa Yer Bırakmayın' - Murat ÇAKIR - Oğuz Ender BİRİNCİ - Emek Dünyası
Neden Hemşince Değil Kürtçe Konuştum - Evrim KEPENEK - Savunma Metni - BiaMag
Ahmet Şık: "Suçum" Hakikati Doğru Zamanda Söylemek - Ekin KARACA - Bianet
Gazetecilik Hakkında - Nilay VARDAR - Ayça SÖYLEMEZ - Açık Radyo
Türkiye'de Sansür Olmadığının Üç Kanıtı - Ümit ALAN - Birgün
Tetikçi Gazetecilik Hedefe Doymuyor - Karin KARAKAŞLI - Agos
Vakit'i Sorgulama Vakti - Özgür MUMCU - Radikal
Medyanın Halleri - Metin VAROL - Özgür Gündem
15 Eylül Mitingi Yeni Bir Başlangıçtan Çok Final Eylemi Sayılabilir - Yunus ÖZTÜRK - Sol Defter
12 Eylül Mirasyedilerine Karşı 15 Eylül!- Aslı AYDIN - Muhalefet.org
Yeni Hukuk; Ya Müşterisin Ya Düşman - Göksel ARSLAN - Başka Haber
Türk: Erdoğan’ın Telaşı Kürtlerin Birliğidir - ANF
1876, 1913, 1923, 1960, 1971, 1980, 1997, 2007 ve Diğerleri - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Basının 'Canlı Bomba'larından Suç Duyurusu - İMC
Boncuğu Kim Yuttu? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
'3 Yaşında Boncuk Yuttu, 14 Yaşında Rıza Gösterdi, 22 Yaşında Hak Etti!' - Birgün
Son Üç Yılda 1286 Çocuk Anne! - Korsan Dergi
ICG’den ‘Çatışmayı Bitirme’ Stratejisi - Kurtuluş TAYİZ - Taraf
Müjdemi İsterim! Çözüm Bulundu - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
'Aman Kürt Siyasi Hareketinden Uzak Durun' - İMC
Baydemir: Galileo Geri Adım Attı Ancak Beşikçi Atmadı - Diyarbakır Belediyesi
Kırk Yıl Sonra Sarî Xoce Dîyarbekir'de - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Koruculara 1 Lira Zam! Tililili - Özgür AMED - Ajans Amed
Duygudaşlık Bitti, Bölünüyoruz Biz... - Aysel TUĞLUK - Jiyan
Kürd Sorununu Kim Çözer? - M. Latif YILDIZ - Yüksekova Haber
Arab World: Turkish Difficulty, Kurdish Opportunity - Jonathan SPYER - The Jerusalem Post
Başbakan’dan Emekli Askerlere İhanet Suçlaması - Evrensel
Der Zor Cehenneminden TKP Teşkilat Bürosu´na: Salih Zeki (Zor) - Selçuk UZUN - Hayastaninfo
Tekinsiz 2015’e Doğru, Üstelik Hrant Dink’siz... - Alper GÖRMÜŞ - Taraf - Agos
Yasin Hayal Tahliye'ye Doğru - Habergâh
Kaz Dağları'nı Siyanürle Yıkamak! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Dilan - Yüksel GENÇ / Bakırköy Kadın Cezaevi - Özgür Gündem
“Bijî Ciwanen Kurd” - Rêşad SORGUL - Ajans Amed
Türk Vatandaşın Kürt Vatandaşı Anlaması İçin - Rüya YÜKSEL - BiaMag
Nakarat - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Türk Kalkınmacılığının Savaş Dili - Ferhat KENTEL - Taraf
Trabzon Valisi, 'Bunlar Rum Dölü Bu Yüzden İstemiyorlar Hes'i' Dedi Mi? - T24
Vicdani Retçi Süver Yeniden Tutuklandı - ETHA
Kıyıya Vuran Dalgalar - F Tipinden Öyküler - Deli Dalgalar
Radikalizm ve Ölçü - Halil TURHANLI - Birgün
Greenspan ve Neoliberal Aklın Kriz Temayülleri - Orkun SAKA - Agos Şapgir
Can Debt Spark A Revolution? - David GRAEBER - The Nation
Moda Düşünmek - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Engelli İşçiye Önce Asansör Yasağı Sonra İşten Çıkarma - soL
Benim Oğlum Bir Doktor - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Sert Süzülme - Ahmet TULGAR - Ahmet TULGAR Blog
12 Eylül Kalemleri Kıran Yazarları Lâl Yapan Âmâ Yapan - Adil OKAY - Ege Postası
Karanlığa Karşı - Ertuğrul ÜNLÜTÜRK - Evrensel
80’lerin Kültürel İklimi - Nurdan GÜRBİLEK - Muhalefet.org
Hungere Newayen Derin Aramê Dikran - Mehmet AFŞAR - Korsan Dergi
Tarlabaşı’nda Sanat: Yıkıma Dek Görülebilir! - Begüm Özden FIRAT - Bir + Bir
Kırıklar - 14-15 - Ali Duran TOPUZ - Utay


DFRNT Official
DFRNT - Fading Album Review By Rosie CRAIG via Louder Than War
DFRNT Insight #44 
Tineidae Artist Page via Facebook
Tineidae Artist Page via Tympanik Audio
Tineidae - Lights Album Review By Robert HELBIG via NBHAP
r.roo Official
r.roo Artist Page via Tympanik Audio
r.roo - Mgnovenie Album Review via Idie Youdie
Ex Nihilo Artist Page via Facebook
Ex Nihilo Artist Page via Soundcloud
Ex Nihilo - Stonecarver Preview Fall From Cloud via Soundcloud
Biome Official via Myspace
Biome via Hedmuk Bass Music
Biome - Fabric Live Promo Mix via Fabric London
Thelem Official via Twitter

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel silence deads - ghazali kori
ghazali kori's flickr page

>>>>>Poemé
Enkaz Kaldırma Çalışmaları - Didem MADAK

Enkaz Kaldırma Çalışmaları
I-
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Üç kuruşluk acıya müdahale edemem
Kanatlarımda sigara yanıkları
Gül diye okşadım onu yıllarca
Sen istersen derdim müşterilerime
Sen istersen kalbimin hepsi de melek olsun
İnanırdım bazen bir kase bal bile umutsuzdur.
Gül tutan bir adam aradım yıllarca
Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
Vazgeçtim, vazgeçtim sonra
Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.
Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.

II-
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Kendime alıştım bodrum katlarında
Geceleri yokluğum karşıladı beni
Kuru yapraklar sererdi merdivenlerine
Viks sürdüm burnuma, coca-cola içtim
Ağlamaklı oldum kaç kere çilek reçeli yüzünden.
Büyülendim Sibel Can çalınan taksilerden
Büyülendiğin şeyler,
Büyülenmediğin şeyleri döverdi bilem.
Neden sen böyle çocukluk resmiydin kalbim?
Kendime alıştım bodrum katlarında
Artık bir karanlık bağımlısıyım.
Kezzap attı yüzüme sokak lambaları
Tenekeden bir aydınlıkla kestim
Hayatla ilgili bütün bağlarımı
Hazırım ben
Bir anne ismine bağlamayı her şeyi:
Füsun...

III-
Acıklı sözler kraliçesiyim ben
Yağmur bir daktilo kız kadar hızlı
Hızlı daha hızlı
Fazla vaktim kalmadı
Artık ifadem alınmalı.
Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
Beni bir sutyen lastiğiyle asın.
İnanın kendimin
“Yokluğunda çok kitap okudum”
Bana birkaç hayati meseleyi ödünç ver kalbim
Görüş günlerinde seninle konuşabilmem için.
Kalbim neden ben?
Sırf sevinsin diye seni bir kere bile
Elinden tutup parka götürmedim.

IV-
Melankoli ve kolonya şişesi
Kalbim ile İzmir aynı şey mi?
Boyunlarında simsiyah birer halka
Kumruların hepsi de dişi mi?
Gugukguk yusufçuk
Nerdesin? Burdayım.
Bekleyin, bekleyin geliyorum!
Melankoli ve kolonya şişesi

Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor.

V-
Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda
Kanatlarımda hep böyle yalnız başıma
Son şiirimi de kaybettim.
Kalbim! Neden ben?
Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim.

Kaynakça: Antoloji