Friday, September 25, 2009

Sessiz Kalmak Evla Mıdır? - Mü-Yap'a Protesto #3

'Internet'in kafa ayarının arzu edildiği her yeni günde en başından bir daha yapılandırılmasından muzdarip bir biçimde sınırları ve duvarları belirginleştirilmeye çabalanan, artık dayatmalarla, bilinçli karşıtlıklarla iyice perdelenmekte olan bir vahayı takip etmeye çalışıyoruz. Tıkır tıkır herşeyin yerli yerinde işlevselliğinin de olduğu bir internetten ise yıllardır değiştirilemeyen kanunlarla, Ulaştırma Bakanlığı gibi konunun neresinden bakarsanız bakın nasıl yahu! diye alakasını düşünmek durumunda kaldığımız bir mecranın gözetim ve şartlandırmalarıyla yaşam süren bir internet mecramız var bugün. Bir elin daimi bir biçimde yönlendirdiği bu siteye girmek yasak, şu fikir politikalarımıza ters, bunun görüşleri bize uymaz, onun videosu müstehcen, öbürünün videoları tahammül edilemez, berikinin kendi başına ürettiği müzik bizden habersiz paylaşılamaz vd. gibi çoğaltılabilecek örneklerle beraber internette sansür ve engellemeler silsilesi, sanki alışkın olduğumuz bir durummuş yanılsamasına da vesile teşkil etmekte. Enikonu derli toplu çözümler ortaya çıkartmaktan ise mümkün mertebe fişiniçekelimrahatedelim.com. kısasına ulaştırmakta.

Nasıl olsa ince ayarlamalar ile bu engellenmiş sitelere girmelerine sesimizi çıkarttığımız da yok, daha ne istiyorlar dar bakışımının keskinliğinde vuruladuran bir yapıyı bütüncül bir biçimde boyunduruk altına alma teşebbüsü. Özgürlükten anlaşılması elzem olan illa ve billa her beklenti, durum ve şartta hakların kötüye kullanımının, hak ihlali olmadığının bilinci yerleştirilemedikten sonra söylenen her bir sözcük yarıda kalacaktır. "Ben giriyorsam sizler de girin!" diye meşhur atasözümüz durumun vehametini yeterince açıklarken üstelik. Yapılan her bir engellemenin ardından biz yaptık oldu, darısı diğer şikayetçilerin başına denilerek, durmaksızın aba altından sopa sallanarak geldiğimiz nokta doğru tepkinin gerekliliğini ve hata olarak algılanmış olan yanlışların çözümlenmesinde neler yapılması gerektiği konusunda yeterince açık ve net bir biçimde saflarımızı belirginleştirmemiz gerekliliğini ortaya çıkartmakta. Müziğin bizzat üreticinin kendisi veya bağlantılı çevresi tarafından görsel ve işitsel olarak sunulduğu bu iki mecranın (toplamda ise yüzlerce sitenin) kapatılmasının ardından salt dinleyicilerin (bir yerde potansiyel tüketicilerin) tepkileri ve etkinliğinin bir yere kadar kendini gösterdiği ortada. Alışılageldik kaderciliğimizin yamaçlarında tepkiyi olabildiğince çoğaltıp yaygınlaştırmak, dillendirmek söze söz katmak zor bir yol olduğu sanrısına yine bağımlı bıraktırılmıştır.

Aman çamuru bize bulaşmasın da ne olursa olsun kabilinden durumundan memnun olanların ezici çoğunluğunda çözüm için sesimizi daha fazla yükseltebilmemiz lazımgelmekte. Deuss Ex Machina, radyo programı ve bloguyla paralel bir biçimde mümkünatlar dahilinde Türkiye'li üretimlerin, seslerin önemini paylaşmaya azami gayret gösterdik, kısmetse önümüzdeki bölümlerde yine devam edeceğiz. Bu bağlamda MySpace ve Last FM siteleri aracılığıyla, müzik piyasasının dışında yer edinmiş amma velakin en az bandrollü eserlerde olduğu kadar değer ihtiva eden müzisyenlerin çalışmalarına ulaşmamızı da mümkünatsız kılmış bu engelleme silsilesinde Mü-yap'a bağlı sanatçıların da bakışlarına ve fikirlerine ihtiyacımız var. Müziğin aleleade bir biçimde paylaşılmasından ise yasal olarak sunumlandırılmasına zemin teşkil eden kaynakların kökünün iyice kurutulması, isyan etmekten doğru adımları bir türlü atamayan yöneticileriyle müzik piyasamızı nasıl etkileyecektir?

Ed O'Brien, Dave Rowntree, Billy Bragg gibi İngiltere'de müzisyenlerin başlatmış oldukları fikir münazaraların çözümlemeleri beraberinde getirebileceği gibi, en azından diğer sanat birliklerince de çatı olarak adledilmiş Mü-Yap sanatçılarının yapacakları teşebbüslerin, açıklamaların da sessizlikten daha yeğ olduğuna sanatçılarımızın ekleyebilecekleri yok mudur? Mü-Yap'a Gerilla hareketinin üçüncü ayağında, Dinlemeparkı.com sitesinde yayınlanmış olan müzik emekçilerine bu soruları yöneltebilmek için bir duyuru hali hazırda sunulmakta. Çabalarımızın yoğunluğu ile sorunların üstesinden gelinebilirliği konusunda önemli bir sınav daha bizleri bekliyor.' (25.09.2009)

"Dijital Çağda Metamorfoz: Müzik Sektöründeki Değişim" - Erdem DİLBAZ

Muuuh-Yap MixTayyiip - Kabus Kerim Podcast

Artists Support "Three Strikes" Sanctions For File-Sharers - XFM

Yesterday, Music’s Troubles Seemed So Far Away - Dan Sabbagh- The Times

Educate Not Punish - Georgie Rogers - BBC 6 Music

Filesharing Crackdown Divides UK Music Industry - Katie Allen - The Guardian / The Observer

Radiohead And Blur Members Defend File Sharers - David Renshaw - Gigwise.com

"Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerinden albüm çıkaran bazı sanatçılar aşağıda. Özellikle bu sanatçıları seçmemizin temel sebebi onların her daim özgürlükçü ve demokrasi yanlısı hareketler içinde yer almaları veya bize öyle bir imaj vermeleridir. Ancak bilgimiz dahilinde, bu sanatçılardan hiçbiri şu ana kadar MySpace ve Last.Fm’in kapatılmasına ilişkin herhangi bir tepki vermiş değil. Tabii bu sanatçıların ismini Mü-Yap’ın yapıtları listesinden aldık. Halen Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerindeler mi bilemiyoruz. Değillerse isimlerini listede yayınladığımız için özür dileriz; ancak her halükarda kendilerini tepki vermeye davet ediyoruz. Sanatçıların web siteleri (Ne ironidir ki bazılarınınki MySpace) ve bulabildiklerimizin e-postaları da aşağıda.

Şu ana kadar Demirhan Baylan ve Aylin Aslım konuyla alakalı olarak tepkilerini dile getirdiler. Bu da bize güç verdi. Ne kadar teşekkür etsek azdır.

Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerinin tepkisiz kalan sanatçıları ve iletişim imkanları:

Arif Sağ - info@arifsag.com

Bulutsuzluk Özlemi - info@bulutsuzluk.com

Burhan Şeşen - Yok

Coşkun Demir

Doğan Canku

Duman - sermin@evento.com.tr

Edip Akbayram - Yok

Erkin Koray - Yok

Ezginin Günlüğü - husnuarkan@ezginingunlugu.com.tr, nadirgokturk@ezginingunlugu.com.tr

Fairuz Derin Bulut - info@doublemoon.com.tr

Grup Çığ - Yok

Haluk Levent - Yok

Mazlum Çimen - Yok

Moğollar - poem@mogollar.com

Mor Ve Ötesi - iletisim@morveotesi.com

Nekropsi

Özlem Tekin - Yok

Replikas - replikas@replikas.com

Tibet Ağırtan - Yok

Trio Aksak

Tuluğhan Uğurlu - info@tuluyhanugurlu.com

Zafer Aracagök

Zuğaşi Berepe - zugasiberepem@gmail.com

TEPKİSİZ KALMAYIN!!!

Bilinçli Internet Hareketi

Not : Bu yazıyı dilediğiniz gibi kopyalayabilir, kesip biçebilir, tekrar yapıştırabilirsiniz.
Yaşasın Özgürlük!!!

Thursday, September 24, 2009

Sen Yoksan Bir Eksiğiz - Mü-Yap'a Protesto #2

"Pek çok şeyin diklemesine yokuşa sürülüp taa en tepeden aşağıya yuvarlatılmadan (neredeyse göz göre göre yitirilirken dahi) değerinin anlaşılamadığı bir ülkede yaşıyoruz. Anlamını ve ötesini takip etmeden oldu bittilerle bizlerden öncekilerin yaptıklarını tekrar etmekten mümkünse kaçınmıyoruz. Yapılan tenkitlerle uyumlu olarak bu durumlara bağlılık gösteriyoruz.Bağlı bulunduğumuz aidiyetler, içinde bulunduğumuz toplum, sorgulanabilirliği, varsa hataların nerelerde daha fazla oluştuğuna dair çözümlemeleri nitelikli bir şekilde işlemeyi daha en başından ofsayta düşürmekte. Henüz harekete geçmeyi tasarlar iken. Harekete geçebilmek, sorunların merkezine doğru hamleler yapabilmek böylesi bir kısır döngüde mümkün kılınmamakta. Durdurulmuş, yalıtılmış ve seslerinin ne kadar çıkabileceğinin çok rahat kestirildiğini varsayan büyüklerimizin algılarının destekleriyle beraber, cümbür cemaat. Başta LastFM.com.tr ve MySpace.com.tr olmak üzere aralarında takipçisi de olmaya ısrarla çalıştığımız 100'e yakın sitenin erişiminin engellenmesinin ardından yaşananlar bu durumu yeniden mi yaşıyoruz sorusunu akla getirmekte. Internet denilegelenin bir başının ve bir sonunun olduğu yanılgısına sahip bir bakışıma alıştırılmak, bu içeriğin de kimi kurum ve kuruluşlarca arzu edildiği takdirde engellemelerin kapısına terki diyar edilebileceğini yeniden hatmediyoruz. Farkındalılığı sağlama yöntemi olarak yanlış! bulunmasına karşın sansürün en rahat biçimlerde uygulanabilirliğinden medet umulmasının kapsamına dahil ediliyoruz. Yaklaşık 2.5 seneyi aşan Youtube sitesinin kapatılmasından tutun, pek çok bilgisayarın olmazsa olmazı bir müzik çaların içeriğinde yerleşik durumdaki Shoutcast Radio'nun engellenmesinde de bu söylem üzerinden hareket edildiğini bir kere daha hatırlatacaktır. Internet'in kapsayabileceği özgürlük sınırı nerede başlar nerede biter konularına daha gelemeden hamdolsun her yeni gün bu esirgenme fiili eylemi biz sizin yerinize düşündük ne sitesi ne müziği durumuna karşı Bilinçli Internet Hareketi, Dinlemeparki.com sitesi aracılığıyla bizlere bir çağrı ulaştırılıyor. Sorunların kaynağına inebilmek için tek taraflı da olsa bir çabanın tesisine çabalanılıyor. Çözüm olarak internetin engellerle dolu bir girdap ve her daim arka sokaklarından dolaşmakla yükümlü olacağımız bir olgu olmasından ise Sansür başta olmak üzere pek çok konuda kalem oynatılacağının ilk izlenimleri paylaşılıyor. Tek başımıza biz ne yapabilirize asla uğramadan mümkün olan herkesle bu mesaji paylaşmanız, çabanın daha görünür kılınmasını sağlayacaktır." (24.09.2009)


Başladığımız tepki silsilemize bugün bir yenisini daha ekleyerek devam ediyoruz. Ekte Mü-Yap üyesi plak şirketlerinin isimleri var. Gün içerisinde bu şirketlere aşağıdaki ve ekte de bulunan metni göndereceğiz faksla ve e-maillerle.

Bu gidişe birilerinin dur demesi lazım ve bu olana kadar da tepkimizi sürdüreceğiz. Konu sadece ne MySpace, ne de Last.Fm. Bu anlayışa bir dur dememiz gerekiyor. Yasanın değişmesi gerekiyor. İnsanların artık bilinçlenmesi gerekiyor. Önce bu engellemelerden başlayarak hepsini masaya yatıracağız.

Aşağıdaki liste Mü-Yap’ın sitesinden alınmıştır. Kendilerine teşekkür ederiz sağladıkları kolaylık için.

Protesto metnini buradan indirebilirsiniz

E-mail listesini buradan indirebilirsiniz

Mü-Yap üyesi plak şirketlerinin isim, e-mail ve faks listesi

Uyarı: Lütfen e-mail atarken To: bölümüne yazın. Spam yaratmayı hiçbirimiz istemiyoruz değil mi? Ayrıca e-mailin başlığı da “Müziği Özgür Bırakın!!!”.

Bilinçli Internet Hareketi

Not: Her zamanki gibi bu yazıyı dilediğiniz gibi kopyalayabilir, parçalayabilir, tekrar yapıştırabilirsiniz. Yaşasın Özgürlük!!!

Bu Bir Gerilla Hareketidir!!! - 2 - Dinleme Parkı

Özgür Müziğe Dokunma! Mü-Yap'a Protesto Hareketine Katıl - Özgür UÇKAN - Ozguruckan.com

RSF Seslendiriyor "Telif Haklarını İfade Özgürlüğünü Baltalamadan Koruyun" - Bianet.org

Mü-Yap "Mallarını" Internetten Çek Telif Sorunu Kalmasın! - Anthro - Hafif.org

Wednesday, September 23, 2009

Müzik Sansüre Kurban Edilemez - MUYAP Protestosu

"Kulağımızı hep tersinden tutmaya alıştırıldığımız, engellere karşı ses çıkartmamaktan muzdarip olduğumuz, hakkın hukuğun gak guguk oldurulmasına fiilen tepkisizleştirildiğimiz günlerin doruklarında Last FM ve Myspace siteleri başta olmak üzere yaklaşık 100 farklı siteye erişimin bizzat Müyap'ın şikayetleri / mahkemelerde aldırdıkları kararların üzerine engellendiği bir haftasonunu ardımızda bıraktık. Internet denilegelen vahanın bir yerlerinde ellerini ovuştura ovuştura, yasak hemeşerim diyenlerin beklediği bir olgu olduğu gerçeğinin farkındalılığına şahitlik ettik. Kaynağın tam başında bekleyen, aksi istikametteki teşebbüslerin te'si ortaya çıkmadan susturma yolunun tercih edildiği, göstere göstere alın size engellenmiş siteler, buyrun size şakır şakır internet oh ne ala mualla.net denilerek, sansürün ucunun eniknonu iyice sivriltildiği, nemalanmaktan bir gram dahi bu ülkenin müzik sahnesine, alternatif üretimlerine destek çıkmamayı boyunlarının borcu olarak görenlerin, halkımız bilince kavuştuysa yediğimiz küfürler sorun değil kolaycılığına sığınıyor olmaları senenin 2009 olduğunu göz önünde bulundurursak düşündürücüdür. Müzik neşriyatının kapsadığı çok farklı seslerin, kimi zaman bedelsiz, sınırsız kopyalanabilir örneklerinin sunulduğu Myspace.com ve Last FM.com.tr 'in başta olduğu site engellemelerine karşı artık bariz bir biçimde tepki verilmesi gerekliliğini tekrardan hatırlatmaktadır. Kendi yağlarında kavrulan müzik emekçilerine zerre yararları dokunmamış, interneti büyük kısmını hala korsan yatağı zannetmeye devam eden RIAA takipçilerinin karşısında; sizleri de aşağıda Dinlemeparki.com sitesinde duyurusu yayınlanmış Mü-Yap'a Gerilla! Eylemine katılım göstermenizi, ses vermenizi talep ediyoruz."


MÜ-YAP’a Gerilla!

MÜ-YAP’ı protesto etmek için bu görselin yazıcıdan çıktısını alıp boş bir CD kapağına yerleştiriyoruz ve 23 Eylül Çarşamba sabah saatlerinden itibaren;

Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul adresine postalıyoruz!

Bu bir “gerilla hareketi”dir ve MÜ-YAP’a yüzlerce, binlerce protesto CD’si ulaşacak. Eylem yalnızca bu “real spam” hareketiyle sınırlı kalmayacak, bunun ardından daha pek çok şey de yapılacak.

Desteğinizi esirgemeyin ve bunu olabildiğince çok yerde duyurun.

Bu yazıyı kesmek, biçmek, kopyalamak serbesttir.

ARTIK TEPKiSiZ KALMAYIN!!!

Mü-Yap'a Gerilla ! - Dinleme Parkı.com

Mü-Yap'a Gerilla! - Friendfeed Sayfası

Mü-Yap'a Protesto - Demirhan BAYLAN

Mü-Yap'a Gerilla! - CD Görselleri - A - B - C - D

Mü-Yap'a Gerilla Usulü Protesto: & Özgür Müziğe Dokunma – Ezgi AKTAŞ – Alternatif-İstanbul

Yasak Karşıtları Müyap'a Protesto CD'leri Gönderiyor – Emine ÖZCAN – Bianet.org

Mü-Yap ve Myspace – Yicit.com

Mü-Yap'a Protesto! - Fırat YILDIZ – Sansüre Sansür Blogspot

Mü-Yap'a Gerilla! - Sheed - Numaraiki

MySpace Yasağını Protesto Ediyoruz - Kısın Sesini Şu Müziğin - Sound Dergisi - Guitar And Sound

Sansür Sezonu Açıldı - Gönenç GÖÇMENGİL - Reset! Magazine

Nemalandımdaduruldum - Radnor - Bozuk Kaset

It's Not Alright - Çetin Cem YILMAZ - Çekme Kaset

Monday, September 21, 2009

Myspace ve Last FM'in Engellenmesi - Sanat Mal Mıdır?

Last FM ve Myspace sitelerinin başına gelenler ilk olarak karşılarındakileri bir türlü muhatap alamamaktan mustarip siyasetçilerimizde olduğu gibi güncel hayattaki kurumlar ve kişilerde de kendini yavaştan göstermeye başlayan uyarmadan, anlamadan, dinlemeden yargılama, ses kestirme, kılıfını bulup, kendi bağnazlıklarını haklı çıkartacak bir şeyler bulduklarını hissettikleri anlarda, alelacele sansüre teşne hazır olda duranları, bir adet mahkeme kararı çıkarttırarak çemkire çemkire sitelerin kapatılması için Türk Telekom'un kapısında bekleyenlerin varlıklarını bir kere daha hatırlatan engellemelerdir.

Başımıza neleri gelmedi ki, 2.5 yıldan bu yana sürmekte olan Youtube’un engellenmesini en yakın örnek olarak gösterebiliriz. Kılı kırk yaran! yargımızın bizlerin yerine düşündüğü ve internetde edilgen kalmamızın yolunu açtığı ilk örnek olarak atfedebiliriz. Koskocaman sitedeki bir kaç hakaretamiz video ile kendi başınıza başedemezsiniz sizden, bugün alttan alta iyice kendini göstermiş telif hakları mevzusuna da bağlantılı olarak inceden bir kurban seçildiği dip not olarak geçebiliriz. Yani tek başına bir vehametten zincirleme bir içinden çıkılmaz sorun yumağına ulaştırılmakta engellemelerin her yanı açık tutulmakta olan kapsamı. Sansür, engellemeler Internet çağındayız diyen büyüklerimizin sözlerini çürütürcesine her yeni gün karşımıza farklı bir engelleme ile bu devranın devamlılığını yaşatmakta. (Ha evet onlar giriyorlar bize de sizde girin diye akıl veriyorlar – Tezatların Ülkesinde)

Konumuza dönersek müziğin yasadışı paylaşımından çok yasalar dahilinde sunulması ve tanıtılması söz konusu olduğunda Myspace ve Last.FM gibi kimimizin ikisini, kimimizin de seçimlerine göre herhangi birisini kullandığı yapıların karşısında yassah hemşerimcilikle çıkmanın nasıl bir mantığa sığdırıldığını cidden merak etmekteyim? Kararların nasıl bu kadar basit bir biçimde yargılama yolunu tercih ettiklerini ve neticelerini düşündürücü bulmaktayım. Müzik Yapımcıları Derneği gibi kurumların! Dünya’nın hemen hiçbir yerinde karşılaşamayacağınız kör kör parmağım gözüne uygulamalarının, nasıl oluyor da oluyor ucu bir tek kendilerinin ulvi çıkarlarına dokunduğunda veryansın ettiklerini izah edebilmek ise şu raddede hafzalamın alabileceği bir şey değil. Genel anlamıyla özgürlüklerden giderek içine daha çok kapalı bir toplum olma yolunda hızlıca ilerleyen, kendilerine güven verici sınırlar çizip ötesine karışılmayan ayrışımların makul kılındığı bir zamanda hala ve ısrarla yasaklara tutunmak adı ve konusu ne olursa olsun düşündürücü.

Sorumluluk olarak tanımlandıklarının gereği olarak internetteki yasal platformları kışkışlamak, köşeye sıkıştırmak için sürekli peşinde dolaşacaklarına, (ellerinde tuttukları telif hakları mecrasının nasıl işlediğine dair doğru düzgün bir bilanço ve şeffaflık taşınılmamasına karşın gizli kapaklı olarak) kurumların sanatçıların dinleyicilerle buluşmasında aranıp da bulunulmaz bir nimet olarak destekleyeceklerine, şu memlekette hala doğru düzgün bir işleyişle dinleyicilerle buluşma imkanına sahip olmayan alternatif üretimleri destekleyeceklerine varsa yoksa ayak bağı olmaya devam ediyorlar. Tercihlerin kişileri bağladığı, özgürlük kavramının karşısında yerini batıda (evet o kavramların pek çoğunu almayacağımızın tembih edildiği batı) çoktan almış internet denilen sahada kendi bildiklerini okuyamayacaklarını ve zamanlarının artık geçtiğini fark ettirmemiz lazım. Elzem. Lazım, artık at gözlükleriyle baktıkları gibi bir durumun söz konusu olmadığının buralarda belki aidat topladıkları Kavun.net, Ttnetmuzik, Cokenmusic, Fizy.net gibi yerli firmaları cenderlerine, boyunduruklarına aldıkları gibi Rupert Murdoch’in News Corporation’ına ait Myspace’ini, CBS’in Last FM’ini tırtıklayamayacaklarını bilmelerinin gerekliliğini paylaşmalıyız.

O mecralar hali hazırda zaten uluslararası yasalar dahilinde ve müziği en az ana akımlara olduğu kadar özünde yeni isimlerin alternatiflerini de sunan bir paylaşıma ve ön plana çıkartma merkezleri. (Müyap’ın bir yerde yapması gerekli olan ama hırgür çıkartmaktan sıra geliyor mu elbette gelmez?) Kendilerinin alikıran başkesenliliklerini iplemeyeceklerini, sadece kullanıcı tarafında olan ülkemiz vatandaşlarının haklarını gasp ettiklerini işittirmeliyiz. Tutturduklarına döşendikleri bedellerle topladıklarının karşısında ne yapmışlar Allah için ulusal müziğimizin hayrına diye sorabilmeliyiz? Ada Müzik-Kitabevinin müzik sunmaktan 180 derece tornistan Restoran Kafeterya olark hizmet vermesindeki tutarsızlığın müziği savunuyoruz demekten ne kadar uzak insanların bu engellemelere giriştiğini de hatırlattığını bir kere daha belirtmek isterim. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar aleni bir biçimde masum olmayan ama masum ayaklarına yatıp sinsice sansüre sığınan başka bir müzik kurumu! görmedim.Kurumsal çehrelerinin bu ülkenin geleceğine olumlu anlamda katkılar sağlayacağına daha fazla o zamanında Forta Beylerin bizzat eleştirmiş oldukları statükoyu çağrıştırdığını, o kadar yaşanmışlığa karşın bugün aynı acımasızlıkla o bakışımı tekrar ettirdiklerini ilave edeyim teessürlerimle. Mehmet Tez’in bugün Milliyet gazetesinde yayınlanan Hafif Müzik köşesinde Bülent Forta Beyin yasaklara karşıyım ama teliflerimin de peşinden koşmalıyım açmazını çözümleyebilmek en başından bu yana internet denilegeleni bir para makinesi olarak algıladıklarını çağrıştırmakta. Makalede değinildiği gibi kendilerine bağlı sanatçıların kendi özgür! iradeleriyle açtıkları tanıtım sayfalarından telif ücreti talep etmek bizahati emek vereni yerin dibine sokmaya çıkmakta. Senin yaptığın müzik değil bir para kaynağı bizim için demenin usturuplucasıdır. Söğüşlemeyedoyamıyorum.com.tr Hakkıyla doğru düzgün işlevsellik kazandırılmış bir müzik piyasasının tesis edilmesi için çaba sarf edileceğine, sadece kanunsuzlukları yakalıyoruz diyerek döndolaş aynı yerlerde at koşturmaktan, internetteki sitelere kepenk vurdurmaktan bir türlü sizlerle ilgilenemiyoruz değerli sanatçılarımızın yanıtlanmasıdır. Ne de olsa cukka daha önemli asri zamanımızda.

Kısıtlı imkanlarımla da olsa ayda üç-beş yerli cd, bir kaç yabancı lp-cd ve çoğunlukla buraların alternatifini derleyip, işleyen dergileri takip etmeye, satın almaya gayret eden bir dinleyici olarak bunları talep etmekten, verdiğim onca paranın kim veya hangi kurumlar tarafından nerelerde kullanıldığından, istediğim müziği Last FM ve Myspace’de dinlemekten neden alıkonuluyor olmam gerektiğini açık ve seçik olarak ifadelendirilmesini talep ediyorum. Pertegò, aAirial, Jam’s, Asaf Avidan & The Mojos, Ducktails, Metavari, Dub FX, Mountaintops In Caves, Windsor For The Derby, Bandista, Bajar, Karmate, Fairuz Derin Bulut, Replikas, Gevende, I Create Soundscapes, Havantepe, DDR, Kırık Çizgi, Grangulez vd. gibi uzayıp giden alternatif türetimleri kendilerinin sağlayabilecekleri sınırlı imkanlardan çok daha fazlasını sunabilen bu iki sitenin dışında nerelerde bulabilirdim acaba? Müziğin farklı örneklerine kulak kabartabilirdim, Deuss Ex Machina’da yer verebilirdim.

Kamusal alanda inciler dizmekten, herkesleri hakir görmekten ve sansürcü zihniyetin alenen aynı sopasını sallayıp durmaktan, hep birşeylerden esirgenmek, taviz verdirilmek zorunda bıraktırılmış bir internette, bir ülkede hangi MÜZİK’ten bahsettiklerini, hangi haklar üzerinde kendilerine çıkarım yaptıklarının anlamlandırılmasının hakiki gerekçelerini öğrenmek istiyorum. Adı var kendi yok kurumların gölgelemeleri ile beraber MÜZİK nasıl gelişim gösterecektir? Evet daha oralara gelemeyeceğiz çünkü, algıda sınırlandırılmışlığın zirvelerinde yaptıklarını halkı bilinçlendirmek olarak algılayan yediklerini varsaydıkları küfürleri nimet olarak sayan bir hüvviyet var karşımızda. Sansür asla sorunların çözümünü beraberinde getirmedi. Bugün yarın Last FM ve Myspace’in açılacağı üzerine Mehmet Tez’in kısa notu olmasına karşın bu kaçıncı olduğunu artık hatırlamadığım engellemelerin tümüyle beraber esaslı bir fikri tartışmanın sürdürülmesi gerekliliğini düşünüyorum. MÜZİK her zaman savunduğum gibi sadece play, pause ve stop’tan ibaret değildir. Gerektiğinde yasakların karşısında duruşlar için, gerektiğinde en anlamlı sözleri sarf edebilmek için ve gerektiğinde özgürlük tanımının ne olduğunu ve HERŞEYİN PARA olmadığının zikredilmesine vesile teşkil edendir.

Bu Konu İle Bağlantılı Olarak Internetteki Sitelerden Yansılar;
‘İnsanlar Biraz Bilinçlendiyse Biz Yediğimiz Küfürlere Razıyız’ Bülent FORTA ile gerçekleştirilen görüşmenin makalesi – Mehmet TEZ – Milliyet – Hafif Müzik
Para İnsanın Gözünü Kör Eder – Mü-Yap – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Last FM ve Myspace’in Kına Gecesi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Mü-Yap Haydutluk Yapmaya Devam Ediyor – Tolga – Çöpkuşağı
Dijital Kuşağa Bayram Haram – M.Serdar KUZULOĞLU – Radikal
Myspace, Last FM, Sansür, Kültür ve ‘Bir Avuç İnsan’... – Özgür UÇKAN – Sansüre Sansür Blog
Korsan Partisiiiii! – Cüneyt UZUNLAR – Serbest Yazarlar
"Üç Site Dinozorlar Çağından Kalma Yöntemle Kapatıldı" – Doç. Dr. Yaman AKDENİZ – Erol ÖNDEROĞLU- Bianet.org
Last FM’i Yasaklayan Ülke Olma Sıkıntısı – Kanat ATKAYA – Hürriyet
Myspace.com'u Kapatmak Müzisyenlere Haksızlık – Aylin Aslım Resmi Facebook Sayfası
Bu Siteye Erişim Engellenmemiştir – Demirhan BAYLAN Resmi Sitesi

Sunday, September 20, 2009

Deuss Ex Machina # 267 - Dreams Of The Red Chamber

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_267_--_Dreams Of The Red Chamber

14 Eylül 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Koby Israelite-Is He Listening? (Tzadik)
>1<-Metavari-Story For A Song Without End (Crossroads Of America Records)
>2<-Metavari-The Priest, The Shore, And The Wait (Crossroads Of America Records)
>3<-James Yorkston & The Big Eyes Family Players-Sovay (Domino Recording Company Ltd.)
>4<-James Yorkston & The Big Eyes Family Players-I Went To Visit The Roses (Domino Recording Company Ltd.)
>5<-Amiina-Þristurinn (Self Released)
>6<-Amiina-Tvisturinn (Self Released)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>7<-Bark Cat Bark-Haipakka (Dedicated Records)
>8<-Bark Cat Bark-Benque Viejo (Dedicated Records)
>9<-Gayda İstanbul-Kağıthane (Kalan Müzik)
>10<-Gayda İstanbul-Bum Bum (Kalan Müzik)
>11<-Bandista-Yan Babilon (Opzzz!)
>12<-Bandista Feat. Sultan Tunç-Pardon Afedersiniz Mr.Genelkurmay (Opzzz!)
>13<-Koby Israelite-Two Stone Down (Tzadik)
>14<-Koby Israelite-Papa Don't Trill (Tzadik)

Dreams Of The Red Chamber (267) – Sıramızı Bekleyip Sonuçları Görmek İstiyoruz. Talep Ettiğimiz Her Çözüm Hamlesinde Karşıtlıkların Baskınlığına Gebe Bıraktırılmaktan Usanan Kitleler Olarak Tek Bir Seferinde Bir Şeylerin Düzeltilebildiği, Arapsaçı Olmadığı, Çözümün Kaf Dağının Ardına Bıraktırılmadığı Bir Ülke Hayal Ediyoruz. Çok Mu Şey İstiyoruz. (Eylül-Kederine Sansür De Eklendi!)

>>>>>Bildirgeç
Hayatımızı idame ettirdiğimiz yerküremiz artık Charles Lutwidge Dodgson'ın zamanın ötesindeki bir tasvirler bütününde oluşturduğu, türlü çeşit sürprizlere açık tutulmuş 'Alis Harikalar Diyarında'nın çok çok daha ötesinde bir gerçekliği karşımıza çıkartmakta. Alenen temize çekilmesi gerektiği unutulmuş bir teksir nüshası gibi, alelade yanlışlıklarla tutturulmaya ve devamlılığı sağlanmaya çalışılan bir izlek. Her yanında farklı birer fırtınanın koptuğu ama kimseciklerin farkına varmaması için tıpkı kurgudaki gibi “tavşan deliği” bulunamadığında kendini göstermeyen bir karmaşanın ev sahipliliğini üstlenmekte hayatlarımız. Sürümcemenin dahilinde durmaksızın birbirlerini tetikleyen etmenlerin artık istisnai bir durum teşkil etmedikçe önemsenmediği hatta bilakis unutturulmaya sevk edildiği bir güncelliğin de sınırlarındayız. Olması gerektiği gibi tartışmaların, söze kıymet vermenin gerekliliğinin yerine oldukça kuvvetli bir halde derdest edilip ekranlarımızdan duhul eden olayların zihnimizde yer edinmeyip bir an evvelinden silinmesine tanıklık ediyoruz. Varsa yoksa hızlıca sindirilmeye çalışılan bilgiler, üstünkörü lafazanlıklar ve her zamankinden pek de farkı bulunmayan genellendirmelerin birleşimi çıkarsamamızı daha kolaycıl bir biçimde bütünleştirecektir. Keskinleştirilmeye gösterilmekte olan çabanın onda birini, bugün çoğumuza kurmaca olarak gelen bir yazınsalda bile daha hakikatli yolların tercih edilmesine karşın, şüpheyle yaklaşmamız ve bir türlü bitmek bilmeyen acabalara, samanın altında yürütülen sulara sağırlaşmamız vesilesiyle bir kere daha dikkat çekmek istiyoruz. Hemen her an yeni bir sınırlandırılmışlık ve o muktedir üstünlüğü korumaya biat etmiş olan katıcıl değişmezlikleri göstere göstere ilerleten sınırlardan bahsetmek istiyoruz. Kendi içimizi de yiyip bitiren bir virüs haline çok da yabancı olmayan bir haller toplamasından. Olumlamaya çalıştıkça, belki bir gün olur a değişmezlikleri de değiştirebiliriz söyleminden uzaklaşmamıza neden olan kalın kalın çizilmiş sınırlara dikkat çekmeyi diliyoruz. Enikonu oldu bittilerden ise artık bir durun diyebilmeyi, görev olarak değil içten bir yakarışı duyurmayı borç edinenlerin çabalarının heba olmamasına ulaşmayı düşlüyoruz. Her daim olduğundan, varlığını kanıksamaya başladığımız yıkıcılığın, kırmızı çizgilerle, adamın tepesini attırmayın sözlerinin ve vurgulamalarının gür çıktığı bir zaman diliminde hiç değilse etrafımızdaki değişimleri mümkün mertebe sorgulayabilmenin gerekliliğine işaret etmek istiyoruz. Gün gelir de lazım olur kabilinde değil sadece yaşadığımız anın hızlıca yitirttiği değerlere bir kere de olsa şans verebilmek adına. Ötesi yok.

Detaylandırmalara paralel olarak genişletilen veya daraltılan sınırların açmazları beslediğinden de dem vurmalıyız öncelikle. Varsa yoksa kötülüğe karşı bir savunma mekanizması olarak ısıtılıp duran, zaruri olmadıkça tenezzül dahi edilmeyen, dinlenmeyen sınırın dışındakilere, görece hoşgörü gösterilmesinin zorunluluk taşımadığı anlarda devreye girmekte olan paylamanın varlığından bahsedebiliriz. Sus pus kesilmelerin, gözardı etmelerin belki pek çok olayda da daha sonra açığa çıktığı gibi bu durumun tüm yansımalarında karşımıza çıkartıldığını iliştirmeliyiz. İlerlemek şöyle dursun açılım denilenin bir kaç adım sonrasında neler yaşayabileceğimizin bile kestirilmediği bir hengamenin varlığı henüz o sınırlara ve sınırlandırmalara karşı yabancılık hissetmediğimizden kaynaklanıyor olabilir mi? Dur durak bilmez bir biçimde sürekli ayrıştırmaların karşılığında yeniden başladığımız noktada kendimizi bulmaktan da öteye gidemeyişimiz bu sebeple ilintilenebilir. Yıllardır söylenegelenlerin bir şekilde zihinde edindiği yerin aynı tektiplilikle terbiye edilmiş kötümserliklerle bağlantılı olmasından da keza. Düşünce ve ide dönüştürüldükçe, toplumun çoğunluğunca tasvip edildikçe sağlıklı bir işlevsellik kazanabilir. Kalıplara sıkıca rehin bırakılmış neredeyse terk edilmiş rutinin içeriğinde bile bu durumun önemine haiz pek çok ayrıntı keşfedilebilir. Söylem genişletildikçe, muğlaklık olarak tanımlanmış olanlar çözümlendikçe veya çözüm yolunda ilerletildikçe varsayılmakta olan sınırlandırılmışlığı da aşabilmek mümkünatlar dahilinde olacaktır. Kuşkusuz ki bunun için ellerini taşın altına sokmuş öncüllerin izlerini takip etmek, sözlerine kulak kabartmak varsa gönlümüzden geçenleri de dillendirmenin önemi artmakta. Nasıl olumlu olanın temellendirilebileceğinin yol haritaları belki oralarda saklıdır. Tasvip edilmeyenin ve sürekli bir biçimde öteki olarak addedilmişliğin can yakıcılığından kurtulabilmenin yöntemlerinden birisidir de üstelik. Çünlü insanlar konuşabildikçe, derdini ve kederini birbirleriyle paylaşabildikçe, öfkenin yerine sevgiyi koyabildikçe bu şimdilik görünür görünmez ayrışımlar aşılabilecektir. Yaklaşık 36 ay önce karanlığa teslim edilen Hrant Dink’in anısına geçtiğimiz 15 Eylül tarihinde (Dink’in doğum günü de aynı zamanda) göstermiş oldukları mücadeleleriyle bu sınırların ve kalınca ayrışımların önünü almaya çaba sarf etmekte olan gazeteciler Alper Görmüş ve Amira Hass’a özel ödüller takdim edildi. Farkına varamadığımız nicesinde anlam aramaktan kaçınır olduğumuz o hallerin üzerine üzerine gidebilen, tıpkı Hrant Dink’in bu ülkenin dinamiklerine olan inancı, sevgisi ve çabasıyla örtüşmekte bir an bile tereddüt etmeyeceğimiz bir çabalanmanın karşılığı o akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun yerleşkesini doldurmaktaydı.

Halkların birbirlerine karşı olan sorumlulukları iyi günler olduğu kadar, yaşanılmış olan acıların da artık söz edilebilir kılınması, her halkın da eteklerindeki taşları dökebilmeleri, sınırların açılabilmesi gibi pek çok alt başlığa ulaştırabileceğimiz Türkiye Ermenistan arasındaki devletler düzeyindeki diyalog çabalarının tartışılmaya başlandığı günlerde Hrant Dink Vakfı’nın yapmaya çabaladığı bütün bu eylemlerin yarım kalmamasına da vesile teşkil etmektedir diye düşünmekteyiz. Yıllarca salt bir toplumun vitrinliği olarak yeri geldi mi anılan bir azınlıktan ise olabildiğince bu toprağın öz vatandaşları kadar memleketine bağlılık duymuş, gereken diyalog ortamı için türlü vesilelerle diaspora Ermenileri üzerinde de tesiri uzunca süre gitmeyecek savunmalara, işin ve zannettiklerinin en doğrusu bunlardır diyerek tezler ileri sürmüş, anlatma yoluna gitmiş, bir insanın ardından şimdi daha fazla sözcüklere sahip çıkmak gerekmekte. Tıpkı ödülü almış Görmüş ve Hass’ın da dile getirdikleri gibi. Her iki anlamıyla da sınırlarımız ve kanıksamış olduğumuz hatalarımızdan artık ferâgat edebildiğimiz müddetçe birbirlerimizi anlayabilmemiz mümkün olacak. Yoksun ve desteksiz bıraktığımız her değişim çabasının ardından da baka kalmamak için böylesi daha iyi değil midir? Zaman mevhumu akar durur iken birbirilerimize sözler hazırlamaktan, duymamaktan, anlamamaktan, görmemekten daha yeğ değil midir? Seçimleri ve gideceğimiz yolları aslında bizler belirleyeceğiz. Ne iki devlet kademelerinin ne de otorite olarak arabulucuğa soyunmuş görünen büyük devletlerin yöneticileri değil. Notumuzu Milliyet Gazetesi yazarlarından Ece Temelkuran’ın kaleme aldığı ‘Kocaman Kollar’ yazısından yapmış olduğumuz, altı çizilesi tümcelerle gerçekleştirelim:

Protokol imzalandıktan sonra son söz Meclis’te olacağı için siyasi partilerin desteği gerek. Sadece Davutoğlu değil, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan için de kariyerlerinin en zorlu dönemlerinden biri başlıyor. Birbirini düşmanı görerek ve kendi ulusal kimliğini bu düşmanlık üzerine kurmuş, barışmaya hiç de ihtiyaçları olmadığına inanmış iki halkı yakınlaştıracaklar. Barışırlarsa içlerinde hangi yaraların iyileşeceğini bilmeyen, bilmek istemeyen iki öfkeli halk... Zor iş.

Derinlik meselesi
“Karşımızda tutulanı yanımızda hissedebilmek onu ancak yeniden insan olarak görebilmekle mümkündür.”
Bu cümle, önceki gün Birgün gazetesinde yayımlanan, Gazi Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Serap Erdoğan’ın yazısından. Erdoğan, Hrant’ın anısına yazdığım ‘Ağrı’nın Derinliği’nden Ermenistanlı şair Silva Gabudikyan’ın kitaba da ismini veren cümlesine dikkat çekiyor:
“Ağrı sizin için bir yükseklik, bizim içinse bir derinlik meselesidir.”
Erdoğan, bir psikiyatr olarak bu cümlenin iki halk arasındaki barışın ipucunu taşıdığını söylüyor:
“Kendi zulmümüzün gözlerinden karşımızdakinin acılarının derinliğine, kurban edilişlerimizin öfkesine düşmeden bakabilmek ve bilebilmek içimizdeki her acıya karşılık onların yükseklerinde de acıların kol gezdiğini...”

Ermeni gençler
İpek Yezdani, fotomuhabir Bünyamin Aygün ile birlikte Erivan’dan yazıyor iki gündür. Yazı dizisinin dünkü bölümünde İpek, üniversiteli öğrencilerle konuşuyor ve açılıma ne kadar olumsuz baktıklarını anlatıyor. ‘Derinliklerinde’ ne acılar olduğunu, tıpkı bizim gibi bir düşmanıyla barışmaktan korkarak büyütüldüklerini biliyorum. Ama çocukların söylediği önemli bir şey var:
Protokoldeki tarih komisyonu meselesi.
İnsanlarının, acılarının ‘tarih komisyonlarında tartışılacak bir meseleye’ indirgendiğini düşünmeleri onları kırıyor muhakkak. Kürt-Türk meselesi için de geçerli olan bir konu bu ve daha önce de yazdım. Davutoğlu’nun bunu anlayacağından eminim:
İnsanların acılarına hürmet edildiğini bilmeleri gerekiyor. Bu, sadece diplomatik değil insani beceri de gerektirir.

Pervasız kollar
Hrant’ın böyle bir insani becerisi vardı. Delal’ın ‘pervasızca sarılırdı’ diye anlattığı o ‘kocaman kolların’ yaptığı buydu. Ne ki bu toprağın en güzel oğullarından biri İstanbul’da bir kaldırımda kaldı. Acısı hâlâ yüreğimizdedir. Tazedir. Bu yüzdendir ki Türkiye’nin, Türkiye halkının Ermenilerin acılarına hürmet ettiğini göstermesinin tek yolu Hrant’ın o kocaman kollarını o kaldırımdan kaldırmaktır. Bunun için de yapılacak en güzel şey o sınırın, bizden Hrant’ı alan sınırın üzerinden lanetin kaldırılabilmesi için yapılacak tek şey, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını 19 Ocak’a, Hrant’ı kaybettiğimiz güne denk getirmektir.
Böylece Ağrı, her iki halk için de ‘derinliklerine’ hürmet edilen bir dağ; Ermenistan ve Türkiye, ortak oğullarını beraber anan iki halk olabilecektir
”. (16.09.2009)

Farkındalılık sağlanabildikçe veyahutta belirli bir ivme kazandırıldıkça yönelimlerdeki önyargıların bu keskinliklerle dolu karaşınlığın ötesine ulaşabilmek söz konusu olacak. Hiç bitmemecesine tekrarlarda kendini yeniden bulan çözümsüzlüklerin getirdiği daimi bir açmaz halini egale edebilmek de ancak bir çabalanma bütünlüğü ile olacaktır. Ne ötekisinden ne de berikisinden medet umarak, saldık çayıra mevlam kayıra kolaycılığının, adam sizde uğraşacak dert mi, keder mi kalmadı benzetmelerinin ani ve çok kısa süreli akıl tutulmalarının karşısında yegane tutumun ortak dili olan barışı koruyabilmek, sözü tam vaktinde ve gerektiğinde kullanabilmekten geçtiği bir kere daha hatırlarda yer edinmektedir. Öyle ya da böyle yaşamakta olduğumuz bilgi çağının, her türlü dökümana neredeyse birkaç basitçe tıklama ile ulaşılmasına karşın hala ısrarcıl bir biçimde tabulara ulaştırılan, ulaşılmaz kılınanların da bir şekilde yeniden tanımlandırılabilmesinin önemi karşımıza çıkar. Kendi içerisinde dönüştürüldükçe, en başında bahsedilenlerin nasıl bambaşka bakışımlara ulaştırıldığının farkına varıldığında bu benzetmelerin hem bir ayrışım derinleştirici, hem de ucu çoktan kaybettirilen çözümleme yolunun simgesi ipi çağrıştırdığı söze eklenebilir. Deuss Ex Machina'nın Pazartesi akşamı banttan yayınlanan kurgusunda da böylesi bir olgunun, karşılaştırmaların çağrışımlarından ilham edinen bir seçki ortaya çıkartmaya çalıştık. Seslerin tekil hallerinde bizlere salt bir dinlencelik, eğlendirici meta olmasının yanında aslında çok da ihtiyaç duyduğumuz kıssadan hisseleri de bahşettiğini sunabilmeye gayret ettik. Yaşam kendi rutinin ötesinde olabilenleri algılayabilmemiz için çeşitli yardımcı öğeler, etmenler bahşeder. Müzik gerek kültürel alt metinleriyle, gerek algılanması en kolaycıl sanatsal eylem olması hasebiyle bu alanda sıklıkla yardımcı olarak kullanageldiğimiz bir disiplin. Dinleyicinin beğenisi doğrultusunda kendi rotasında yeni keşifler yapmasına imkan sağlayabilen, sözcüklerin kıymetinin idrak edilebilmesine ve dahası aldığımız tüm yaraların nedenlerini sorgulayabilmemizi sağlar. Sağlamlaştırır. İçinden çıkamadığımız bu devasa izler ve döngülerin girift hallerinde cesurca bir tavırla İnsan Neyle Yaşar? Sorusunun ardılında üzerimize düşenleri keşfedebilmeyi mümkün kılar. Sorunları büyüterek içinden çıkılmaz addetmenin değil artık bir noktada asgari müştereğin bulunup çözümlenebilmesine aracılık etmeyi teşvik eder. Bu bağlamda 2003’den günümüze, modern avantgarde caz denildiğinde akla gelecek bir kaç isimden birisi olan John Zorn gibi zamane müzik üstadının onayını alacak kayıtların altına imzasını atmış Koby Israelite’yi dördüncü uzunçaları olan ‘Is He Listening?’in başatlığında haftanın albüm kaydı ve sanatçısı olarak sizlerle paylaşıyoruz.Müziğin alabileceği çehre ve değişimler konusunda son derece yetkin örnekleri barındırmakta olan bir çatı caz müziği. Sabitliklerin üzerine üzerine giderek farklı rotalar keşfettirmeyi amaç edinmiş pek çok sanatçı da bu müziğin kabul görmesini bir yerde de yaygınlaşmasını sağlayan yol göstericilik rolünü üstlenmekte. Değişimler beraberinde ilk çıkış noktasını oluşturan deneysellik hüzmesini de genişçe ele almakta olan müzikal kurgulamaların varlığını da belirginleştirir. Formların zamanla birbirlerinden geri beslenmesi gibi caz müziğinde de yeni keşifler ve seslerle beraber farklı yaklaşımlar sergilenmeye çalışılır. Oluşturulan kompozisyonlar üreticinin beklentileri ve iletmek istedikleri ile zamanla bir tasvirler bütününe dönüşür. Yarıda kalmış cümlelerin tamamlanabilirliği gibi bir tanımlama sanırız bu dönemeçlerle beraber müziğin ilerletilmesi geleneğinde farklı bir duruşu yakalamış olan John Zorn ve şürekasındaki müzisyen ve grupların kayıtlarını tanımlayabilmesi mümkün. Kurucusu olduğu Tzadik Records’dan günyüzü bulmuş kayıtların neredeyse tümünde yukarıda kısacık detaylandırmaya çalıştığımız deneysel izlek oluşturma gayretkeşliğinden dem vurabilmek mümkün. Kimi zaman saf bir caz dinlenceliği, kimi zaman da en uç noktaları kendisine referans edinen, türler arası geçişlerle beraber yaratılanı bir sanatsal yapıt olarak algılamamıza imkan sağlayacak çeşitlendirmeler bu rotayı belirgin kıldı. Müziğin özü üzerinde tasavvur edilmiş her bir eylemsellikle beraber keskin hatlarından ve belirli odakların kısıtlılığının aşılmasının tercih edildiğini söylemeliyiz. Müzik karmaşıklaştırıldıkça, belleğin ve dinleyicinin kulağının farklı olana alışıp tepki verdikçe dönüşümü kuvvetlendirilen bir dinlencelik ve seyyahlık ortaya çıkartılır. Bunu da çeşitli alt başlıklarda değerlendirilmekte olan Tzadik külliyatı dahilinde derinleştirebilmek mümkün. Somut alaşımların ve yönlendirmelerin ortaya çıkarttığı sesle caz müziğinin ileriki basamakları söz konusu olduğunda nelerle karşılabileceğimizin yanıtı olarak değerlendirilebilecek bir duruş genel anlamıyla kulaklarımıza çalınmakta. 23 Kasım 1966 doğumlu Koby (Yaakov) Israelite’nin ortaya koyduğu müzikal yapının tasvirini de bu tanımdan hareketle yapabilmek mümkün. Caz müziğinin karakteristik öğeleriyle beraber Balkan tınılarının kanı kaynatan seslerine, Yahudi geleneksel müziğinin katettiği dönüşümlerin ardından, Muammer Ketencioğlu’nun yazısından alıntılayarak ‘şarkı gemisi’ sözlük anlamıyla tanımlandırdığı Klezmer müziğine, karaltılı tını yoğunluğu ve Rock müziğinde kültürel dönüşümünü belirginleştirmiş Death Metal gibi sert sesleri bütünleştirme yolunu tercih etmiş bir müzisyen. Herşeyden bir tutam olmasına karşın asla birbirlerini ezmeyen veyahut da rahatsızlık verici bir biçimde kakafoniye yol açan bir durum söz konusu değil kayıtlarında, en başından bunu belirtmekte fayda var. Tel Aviv’de yaşadığı çocukluk döneminde almış olduğu piyano eğitiminden itibaren müzikle haşır neşirliği sürekli olarak artarak ilerleyen ve kendini geliştirme konusunda mahir çabalanımlarının biyografisinde karşımıza çıktığı bir isim Koby Israelite. 14 yaşında uzun sızlanmalar sonucu edindiği çakma davul seti ile beraber Rock müziğinin sınırlarına ulaşmasının birlikte gerçekleştiğini söyleyebilmek mümkün. ‘The David Rich Drumming School’da iki yıl boyunca eğitim alacaktır. Led Zeppelin gibi mihentaşı grubunun hayranlığının da bu yönelişimi belirginleştirdiğini ve müzikal altyapısını kuvvetlendirdiğini belirtmeliyiz. 20’li yaşlarının başında geldiği ve şu anda yaşamını sürdürdüğü İngiltere’de zihnindeki müziği taşıyabilmek gayesiyle çıktığı serüvende pek çok grupta baterist olarak yer alır. Bir yandan pek çok farklı müzisyenle çalışma imkanı yakalamasının tüm avantajlarını sonuna kadar kullandığı bir dönem geçirir Israelite.

1999 yılında kendi parçalarının taslakları üzerinde yoğunlaştığı ve kayıtlara girişeceği döneme ulaşılır. John Zorn’un ‘Naked City’ projesinde olduğu gibi değişik yönelişimler ve müzikal seslerin hemhal edildiği kurgunun izlerini benimseyen, oradaki fikriyatla kendi parçalarını da beğenebileceği düşüncesiyle demo kayıtlarını üstada ulaştırmasının ardından da 2003 yılından bu yana Radical Jewish Culture dizini altında dinlediğimiz albüm çalışmalarının başlangıcına ulaşırız. ‘Dance Of The Idiots’ çalışması yazması oldukça karmaşık hale gelmiş olan ses sekansları arasında ustaca kotarılmış bir dinleti imkanı sağlayacaktır. Modern Caz’ın ekseninde Koby Israelite’nin damıttığı, belirginleştirip vurgusuyla ön plana çektiği türlü çeşit envanter tınılarının birbirlerine buluşturulduğu bir “ilk” kayıt olacaktır. İsrail’in gerek müziği gerekse de muhalif kimliği ile ön plana çıkmış müzisyenlerinden birisi olan Gilad Atzmon’un Klarnet’iyle konuk olduğu rahat dinlencelik örneklerinden birisi olan Saints And Dates ile kayıt açılır. Kulağa aşina gelen sefaradik ezginin başlı başına yeniden tanımlandırıldığı güzelleme hali Toledo Five Four albümün dingin noktaları arasında anılabilecek bir diğer örneği tanımlar. Hemen ardından gelen If That Makes Any Sense ise ağıdı çağrıştıran vokallerin endüstriyel rock ile buluşmasına ev sahipliliği yapan bir çeşitlendirmeyi sunar. Enikonu yaşanmış olan acıların tümüne dair göndermelerin de bulunduğu, tıpkı İsrail’in çelişik duruşu ve serzenişlerinin sadece kendisine dair bir konu olduğunda ortaya çıktığı bir bakışıma da hararetli bir muhalifliği ortaya çıkarır. Battersea Blues aynı istikamette belirginleştirilme yolunun tercih edildiği blues müziği ile endülüs raksının birbirlerine yakınlaştırıldığı bir çalışma olur. Adı yavaşça ana akım müzik dünyasında duyulmaya başlanan yılların gizli cevherlerinin karşılığındaki Balkan müziğinin aslına sadık kalınarak yeniden kurgulanmasına dair önemli bir dinlencelik olan In The Meantime, tek bir parça içerisinde caz ile rock nağmelerine oradan deneysel sınırlara ve jenerik müziklerine kadar birbirlerinin tamamen zıddı olan seslerin birleştirildiği Wanna Dance? gibi kayıtlar, albüm boyunca sunulmaya çalışılan çok yönlülüğü afişe eden çalışmalar olarak anılabilir. Koby Israelite’nin nevi şahsına münhasır örnekleyici tavrını kayda yansıtmış olan 2nd Of Tamuz, speed metal döngülerinin klezmer ezgilerine ulaştırıldığı aynalama vazifesini layıkıyla yerine getiren bir örneği tanımlandırır. ‘Dance Of The Idiots’ korunaklı müzikal bağları üzerinde farklı bir dilin tanımlandırılmasına ön ayak olmaya çaba sarf eden, dinleyici kısmından da bu türetime ortak olmasının talep edildiği bir şenlik tasavvur edilir. En kıssasından.Enstrüman hakimiyeti konusunda yetkinliğini konuşturduğu bir diğer kayıt olan ‘Mood Swings’ 2004 yılında Tzadik etiketinden yayınlanır. Bir önceki çalışmanın devamlılığını belirginleştirmeye gayret eden, özgün niteliği giderek artan bir ses bütünlüğü ortaya çıkartılır. Deneysel tasvirlerin caz yamaçları boyunca derlendiği kah Balkanlara uğranıldığı kah Londra’nın puslu havasının hakim kılan öğelere ev sahipliği yapan ama bir yandan da dahil olduğu Radical Jewish Culture serisi içerisinde bizahati John Zorn tarafından deklere edilmiş ve manifesto kabilinden kaleme alınmış olan metinde değinildiği gibi, ana müzikal akımlar arasında nasıl değişkenlikler oluyorsa bu pek tabii ki Yahudi müziği için de düşünülebilir sorgulamasının yanıt bulacağı bir kayıt olacaktır. Hemen tüm ön kayıtlarının Koby Israelite’nin elinden çıktığı çalışmanın açılışında Progressive Rock gitarının üzerinde kurgulanmış olan geleneksel (pek çok eleştirmene göre) Türk musikisinin etkileşiminin yansımasındaki alaşımın ilişik halde parçayı şekillendirdiği bir kurgu ile dinleyici selamlanır. Koby Israelite’nin Taraf De Haidouks’u keşfinin ardından neredeyse tüm müzikal bakışını yeniden şekillendirmesine vesile teşkil edecek akordiyon’u da albümün üçüncü parçasında ağırlıklı olarak duyumsamak mümkün kılınır. Tigran Aleksanyan’ın duduğundan yayılan nağmeler ile birleştiğinde bir zaman yolculuğunun ara kesidini hissetmek mümkün olur. Koby Israelite zaman mevhumunu derbeder ederek, değiştirip dönüştürerek oldukça farklı bir dinlencelik deneyimini sunar. Bunun bariz yansımalarından birisi olan ve albümün de üst noktalarından birisini oluşturan özgün Metal-Klezmer birleşimi Ethnometalogy gibi örneklerde derinleştirebilmek mümkün. Bu duruma örnek teşkil edebileceğini düşündüğümüz bir diğer çalışma 12 Bar (Mitzvah) Blues parçası olur. Geleneksel ezginin yer yer melodik caz kavislerine yer yer de elektornik ile uyumlu bir şekilde akordiyon’dan yayılan seslerle hemhal ettirildiği, emprovize olmasına karşın oldukça naif bir kurgu ortaya çıkartılır. Parçanın sonuna doğru bu çoğul katmanları birleştirildiği bir yüksek tempolu final gerçekleştirilir. No Room For Anarchy ise Doğu Avrupa’nın melodi kapsamsallığından hareketle kotarılmış yer yer valse eşiğini sürdüğü bir toplamı duyumsatır. Modern Caz kapsamının Tzadik bakışında ne demek olduğunu idrak ettiren, durağan tempolu kısımları ile farklı bir mizanseni dinleyiciye yansıtmış olan Mood Swings / Smile ile albüm nihayetlenir. Yine John Zorn’un Masada “ses kitapları” dahilinde grubuyla beraber kurgulamış olduğu müziklerin Koby Israelite’nin ellerinde yeniden biçimlendirildiği hallerinin kaydı olan ‘Orobas: Book Of Angels Vol. 4’ sanatçının üçüncü uzunçaları olarak kariyerinin bir üst noktasını temsil edecektir.Masada kayıtlarında belirgin bir biçimde ilerisini düşünen, fazlaca detay barındıran ama bir o kadar da keşfetmesi zevkli-zor bir dinlenceliğin üzerine yeni yorumlar getirebilmek açıkçası Koby Israelite gibi bir çoklu enstrümantalist dışında ismin altından kalkabilmesinin zor olacağı bir tercihi de tanımlar. Aynı noktalara düşmeden alabildiğince geniş açıdan bir müzikal çeşitlendirme imkanı sağlanır, ki albümün açılış parçası olan Rampel’den itibaren sizi kendi içerisine çekiveren bir kayıt olmasının müsebbibi biraz da bu yetkinliğin aşırıya kaçmadan türler arasında dinleyiciye de alternatif güzergahlar tanımlayabilmesinin de gerçekçe teşkil ettiğinden dem vurabiliriz. Koby Israelite’nin gitar aranjmanının 70’lerin Rock hakkaniyetinde ilerletildiği Zafiel ilerleyen süresi dahilinde akordiyon’un ön plana çekildiği bir yarı ağıt havasının yakalanmasına neden olur. Öylesine içten ve keyifli bir biçimde süreduran bir kayıt timsali. Ezgisinin tanıdık geleceğini düşündüğümüz Nisroc, İsrail’in ikilemlerle dolu havasını yansıtmayı başaran bir yanı batıda diğer yanı doğuda kalan bir güzelleme halinde kurgu içerisindeki yerini alır. Çok sesli Balkan Müziği orkestralarının kurgularındaki delişmen çeşitliliğin tek başına parçayı alıp yürüttüğü Khabiel, düşük tempoda kopaduran fırtınaların seslendirildiği temposu inişli çıkışlı bir biçimde ilerletilen Chayo parçasıyla kaydın finaline ulaşılır. Banjo’nun lirik bir klezmer ses eriminde akla hayale gelmez esas enstrüman rolünü takındığı, albümlerin temas noktalarından birisi olan kötülüğün (şeytanın) tarafını seçmiş meleğin ikilemlerini, nedenlerini çözümlemeye giden bir tasarlama olan Rachmiel ile albüm tamamlanır. John Zorn’u ve genel anlamıyla Masada külliyatını hatmetmişler için kolayca içeriğine dahil olunabilecek dönüşümler ortaya çıkartan Koby Israelite’nin şimdilik son kayıtlarından birisi olan Is He Listening? Temmuz ayı içerisinde dinleyicilerle buluşur. Bu kadar geniş çaplı bir müzikal kompozisyon çalışmasının en nihayetinde kıyısından da olsa üstadın izi üzerinde ilerleyen bir sanatçının kendine özgün bir Masada yorumu olarak değerlendirebilmek ilk elden mümkün olacaktır sanırız. Yorumların hemen her albüm çalışmasında giderek daha fazla belirginleştirdiği ise Koby Israelite’nin müziğinin artık belirli bir kalıbın dışını takip etmekten, soru sormaktan, dinlediğinde kendince çözümlemelere girişmek isteyen dinleyici için son derece müspet bir kayıt olduğu gerçeğinin altını bir kere çizmeliyiz. Formlar ve izlek düşünüldüğünde Tzadik ses erimi denilegelenin neleri kapsadığına dair yetkin bir özet olarak da kısaltabiliriz bu çıkarsama cümlesini. Speed Metal gitarlarının albümün girişinde bir çalan şarkıya bir de albüm kapağına bakakaldırdığı ama ilerleyen bölümleri boyunca bu nümayişe eklenmiş olan piyano, cajun vesair enstrüman ile beraber tatlı bir rüyanın tasvir edildiği ara bölümüyle beraber karakteristik klezmer ses eriminin açıklarına ulaşan Joy parçasıyla albüm açılışı gerçekleştirilir. Balkan / Çingene müziğinin kulağa hoş gelecek bir örneğinin akordiyon ile düzenlenmiş hallerindeki Papa Don’t Trill giderek bir grup halini almakta olan Koby Israelite albüm kaydı müzisyenlerinin (Ofir Gal – Gitar, Yaron Stavi – Bass, Michael Israelite – Bass) grup formunu deneyimledikleri bir dinletiyi sunar. Easy Listening’de ise tamamen iki farklı müzikal kutbun birbirlerine lehimlendiği, uzun uzadıya anlatmaya gerek bıraktırmayacak kadar kelimelere dökülmesinin imkansız kılındığı bir Arabesk-Metal çıkarsaması olur. İzler üzerinden hareket eden Koby Israelite’nin genel müzikal anlayışların ikilemlerini gözleyerek kotardığı bir düzenleme halinde defaatle dinlenilmesi gereken bir parça olduğunu iletelim sadece. Akordiyon’dan yayılan melodikanın parçayı sürüklediği atmosferin tahmin edilemez bir biçimde hararet dozu arttırılmış rock nağmelerine evrilmesini duyuran Shmekeria, albüm boyunca kuvvetli karşıtlıklardan bir diğerini oluşturur. Albümün belki de doruk noktasını oluşturan Yahudi ilahisi Adon Ha’Selichot’ın Mor Karbasi’nin insanın tüylerini diken diken eden yorumlaması ile beraber geliştirilen müzikal zenginleştirme, mayanın çoğu zaman tutturulamadığı sentezlemenin iyi bir biçimde kotarıldığında nasıl başarılı olunabileceğini kanıtlayan mühim bir örneği teşkil eder. Ki bir kaç dinleyişin hemen sonrasında defaatle o parçaya geri dönmenizin mümkün olmasının nedeni yürek burkan müziğin sözlerle beraber sizleri mistik havanın derinlerine çekebilmesidir. Muhaverede söylem farkını ortaya koyarken asla esasın bozulmadığını ve bütünlüğün sağlandığını da ek olarak belirtmeliyiz. Tigran Aleksanyan ile Koby Israelite’nin enstrümantal bir düeti icra ettikleri Under The Apricot Tree geleneksel müzik ile caz akustiğinin bir potada sunulduğu, nitelikli ve sade bir dinlencelik olarak kayıttaki yerini alır. Ayrışımlar ve söze kıymet bildirmemenin karşısında giderek sağırlaşan toplumlara ithaf edildiği izlenimini canlandıran, sanatçının Politik söylemlerle direkt olarak bağlantılı olmadığı vurgusunu yapmasına karşın dinleyen tarafında olanlar için pek çok mesajı açıkça dile getiren Self Hating Blues, metal akkorların akordiyondan beslemeli anonim ezgi içerisinde taşlamayı devam ettirdiği Two Stone Down parçasıyla albümün sonuna yaklaşılır. Türlü çeşit katmanların ses verdiği ‘Is He Listening?’in kapanışında coşkun bir armoni nehrinin duyurulduğu Just Like Everybody Else ile albüm tamamlanır. Ser gitarlarla reggae müziğinin üzerinde iliştirilmiş yeni klezmer bakışımı, bir anlamda John Zorn’un ve Tzadik’in yıllardır istikrarlı bir biçimde sürdüredurduğu detaycıl müzikal yansıların, yeni kuşak sanatçılarca da hakikatle ilerletildiğini müjdeleyen bir sonuça ulaştırır. Koby Israelite müzikal disiplinleri teker teker dolaşarak, özümsediği karakteristik müzikal ses kılavuzuna dahil ettiği öğeler ile başkalaşmış bir seyyahlığın devamlılığını sağlamakta. Gerek avantgarde, gerekse de caz ve dünya müziği külliyatı içerisinde ismini sıklıkla zikretmemize vesile teşkil edecek kadar yoğun bir açılımı beraberinde getirmekte dinleyici tarafındaki bizlere de zihinlerdeki sorularımızın yanıtlarını da biraz çabayla bulabileceğimiz gerçeğine vurgu yapmaktan kaçınmayarak. Dinlendikçe daha da fazla bağımlısı olunabilecek bir üretici olan Koby Israelite, yılın kendi alanı dahilinde en namzet işiyle takdimimizdir.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Kocaman Kollar – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Babam Vakıfla Yaşayacak... – Delal DİNK – Rober KOPTAŞ Röportajı – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Kucaklaşınca Silinir Sınırlar – Gözde BEDELOĞLU – Birgün
Bizim Duvarlarımız Var! – Ozanser UĞURLU – Radikal
İstanbul Hangi Dili Konuşur? Ya Da İstanbul’un Yabancıları – Gündüz VASSAF – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Last FM ve MySpace'in Kına Gecesi - Dinleme Parki
İstanbul Bienali’nde Devrim – Can ILGIN – İşçi Mücadelesi
Sanatın Yeni Halleri – Necmiye ALPAY – Radikal
Ses Yitince Yazı Da Yolcu – Can ANAR – Serbest Yazarlar
Selden Zarar Gören Nesin Vakfı Destek Bekliyor – Bawer ÇAKIR – Bianet.org
Pan Sonic / Keiji Haino - Shall I Download A Blackhole And Offer It To You Albüm Eleştirisi – Okan AYDIN – Fasitdaire – Nota Bene
Julian Lynch Interview - David Perron – Foxy Digitalis
Tyondai Braxton Gets Loopy – The Guaridan
Mega Clearance – Mersenne – Undomondo
All Tomorrow’s Parties Planner: Best Indie Bands – Scott THILL – Wired
The Black Heart Procession - íí – 13Melek

Koby Israelite Official
Koby Israleite At Myspace
Koby Israelite At Tzadik
Koby Israelite Interview – Matthue ROTH – Zeek
Koby Israelite Band Live At RFH – Youtube
Klezmer Müziğinin Öncülleri – Muammer KETENCİOĞLU – Muammerketencioglu.com
Metavari Official
Metavari At Myspace
Metavari At Muxtape
James Yorkston Official
James Yorkston At Myspace
James Yorkston & The Big Eyes Family Players Official Info
James Yorkston & The Big Eyes Family Players At Domino Recordings Co.
The Big Eyes Family Players At Myspace
Amiina Official
Amiina At Myspace
Amiina Fansite
Bark Cat Bark At Myspace
Bark Cat Bark At Last.FM
Dedicated Records Official
Gayda İstanbul Resmi Site
Gayda İstanbul Kalan Müzik Sayfası
Gayda İstanbul BGST Müzik Sayfası
Gayda İstanbul Myspace Sayfası
Gayda İstanbul Roll Dergisi Röportajı – Çiğdem ÖZTÜRK – Merve EROL
Bandista Resmi Site
Bandista Myspace Sayfası
Bandista Paşanın Başucu Şarkıları Download / İndirme Linki
Opzzz! Manifest Resmi Site

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel Sevan Highway In Armenia – Tommy & Georgie
Tommy & Georgie Flickr Page

Koby Israelite Photos Courtesy From:
retorta_net - Mário Pires – FMM 2008 Flickr Set

>>>>>Poemé
Çağımızda Her Aşk – Roni MARGULIES

Ayrıntılardan arındırsam hayatımı;
desem ki: ben Elsa'yı çok sevdim.
O kadar. Bir kapı aralandı kısaca:
Bir başka dünyada, başka bir çağda
mümkün olabileceğini gördük aşkın.
Usulca kapandı tekrar kapı sonra.

Uzun uzun durmasam üzerinde;
desem ki: ben Elsa'yı çok sevdim.
O kadar. Aşkın başkalarını dışladığı,
sevdanın ille de bire bir yaşandığı yerde,
biri bir başkasını ne kadar sevebilirse,
o kadar sevebildim ben de işte.

Desem ki, böylesi bir dünyada,
böyleyken insan ilişkileri
başka türlü sevemezdik zaten.
Elsa duymuyorsa artık sözlerimi,
ne anlamı olabilir ki dediklerimin!
Sonuç olarak yenildik işte.

Desem ki, yumuşak bir sesle,
baştan yeniktir çağımızda her aşk.
Herkes gibi yenildik işte biz de.
İsyan etmesem, doğal karşılasam
ve ağlamayabilsem.
Ağlamasam.

Desem ki, değişecek birgün herşey,
çıkacak aşk bireylerin tekelinden.
Ne değişir ki bizim için? Ne değişir ki?
Baştan yeniktir çağımızda her aşk
ve çağımızın çocukları, Elsa'yla ben,
yenildik işte herkes gibi.

Sunday, September 13, 2009

Deuss Ex Machina # 266 - Cubra Las Ventanas Y Las Paredes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_266_--_Cubra Las Ventanas Y Las Paredes

07 Eylül 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Ducktails-Landscapes (Olde English Spelling Bee)
>1<-Ducktails-Deck Observatory (Olde English Spelling Bee)
>2<-Ducktails-Seagull's Flight (Olde English Spelling Bee)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Jam's-Echos Du Coeur (Self Released)
>4<-Jam's-Sentiments Eparpillés (Self Released)
>5<-Ochre-Raido (Benbecula)
>6<-Ochre-Lunar Suburbia (Benbecula)
>7<-aAirial-Untitled #3 (Self Released)
>8<-aAirial-Useless Tune (Self Released)
>9<-Lusine-Tin Hat (Ghostly International)
>10<-Lusine-Double Vision (Ghostly International)
>11<-Dub FX-Intensions (Self Released)
>12<-Dub FX-Love Someone (Self Released)

Cubra Las Ventanas Y Las Paredes (266) – Duraksanmamış Arsızlığın Kinlere Yolu Açık Tuttuğu Bir Zaman Mevhumunda, Hangi Derede Hangi Arada Yolumuzu Düze Çıkartacağız? Fikri Nedir Seslere Ne Zaman Kavuşturacağız? Özgürce, Korkulara Gerek Olmadan, Boynumuzdaki İlmiğimiz 29 Yaşına Girmiş İken Sormak Lazımgelir: Quo Vadis? (Eylül – Zor Günlükler)

>>>>>Bildirgeç
Fikri tespitlerin dayanacağı yegane önemli unsurun kendi içerisinde olabildiğince tutarlı bir biçimde kurulması ve yapılandırılması olduğuna hemfikiriz. Söz ve beraberinde eklenen her bir detayın ancak ve ancak bu hattın üzerinde varlığını şekillendirip, kesin olmasa bile doğruyu aramak sözkonusu olduğunda bizlere yardımcı olacağı su götürmez bir gerçeklik. Nedensiz fırtınaların zihinlerde oluşturduğu bulanıklığın, âna ve gündeme göre aniden değişim gösteren yüzeyselliklerin ise ufkun yakalanabilmesini, değişkenliklerin türlü çeşit ötesini uygulanabilirliğine mani olması da kaçınılmaz bir öğe. Şimdi ve burada olabildiğince tekil söylemlerin, kendimiz söylüyoruz kendimiz yine bile bile aynı hatalara bağımlı kalıyoruz bakışımının da enikonu katıcıllaşmaya başladığından dem vurulabiliriz İcazet duyulmamasına karşın mümkün olanı tahsis edebilmek için elde kalan bilgi ve birikimin de bu yolla heba edilmesi açıkcası düşündürücü son kertede. Vakıf olunan her bilginin uygulanabilirliğinden tutun da, düşünselliğe katkılarına kadar ötesi berisi son derece iyi gözlemlerle beraber pekiştirilebilen söylemler geliştirmek niye bu kadar zordur. Her güzergahın neredeyse aynı kapıya çıktığı argümanları birbiri peşisıra takip edip, ilintileyerek nereye kadar çıkmazlardan çıkmaz beğeneceğiz. Soruların ve esasında sorunların çözümsüzlüğünün fayda değil aksine zarar getirdiğinin farkına varamayacak mıyız? Yaşadığımız müddetçe boyunduruğu altında bulunup, neredeyse hiç hareket etmeden sabitlikle terbiye edilmeye, yönsüz, sabit bakışlarla hemhal olmaya devam mı edeceğiz? Kendi içerisinde bu kadar tutarsızlık fiili bir biçimde ayan beyan ortada iken utanmaya vakit bulabilecek miyiz? Utanabilecek miyiz? En başında, ilerlediğimizi sandığımız ileri noktalarda hala kendi ayağımıza yeni bağlar bulmaya devam ediyoruz. Takılıp da düşmek için. Sorunların merkezine değil etrafında kopartılanlara ilgimizi canlı tutmaya devam ettikçe epeyce bir süre daha aynı rutinin bileşenleri halinde bulunacağız. Sözün bittiği noktalarda vah vahlanmaktan bir fazlasına teşebbüs dahi etmeyeceğiz. Bu mudur hakkaniyetli bir biçimde insanlığın gerekliliğini talep etmenin karşılığı. İnsana dair olanın teferruatlardan arınmış hallerinde yaşanabilir kılınmasını sağlamak için çaba göstermek zul müdür? Bu kadar karaşınlığın sonucunda gün gelip de hesabını verebilecek miyiz, uygulamaya bir türlü koyamadığımız, gerçekliğini sorgulamadan tenkitte bulunduğumuz fikirlerimizin? Sözü yarıda tüm işleri havada nadasa terki diyar mı eyleyeceğiz? Kuma gömülmüş devekuşları misali herşeyden bir haber olduğumuz masalına kendimizi daha da fazla inandırarak. Konforlu modern şehirlerimizin ‘cubicle’ hücrelerinde ayan beyan herşeyden soyutlandığımızı sanarak.

Bu notun yazılmaya çalışıldığı 7 Eylül gününün sabah saatlerinde şehr-İstanbul’un, yükünü çekmekte olan İkitelli, Mahmutbey ve Halkalı semtlerinde bu çelimsiz fikri ayrıştırmaların, bir türlü doğrusuna karar verememelerin neticesinde yitirilen insanların varlığına şahitlik ettik. Sabahın mahmurluğunu yırtarcasına ortalığı yıkıp geçen yağmur-sel felaketinin düşündürdükleri bu çıkarsamaları beraberinde getirmekte. Bir şehir düşününüz ki hemen pek çok şeyi Allah’a emanet biçimde eğri büğrü korunmaya, yaşanabilir kılınmaya çalışılsın. Bile bile fikri hataların ısrarcılığında inanılmaz bir biçimde inat edilsin. Elde tutulan gözle görülen problemlerden dem vurulduğunda kimsecikler üzerlerine alınmak zorunda hissetmesin. Kaldı ki, zorunluluklar yerine getirilsin. Bir şekilde oluşan doğal felaketlerinin de hemen tümünde aynı argümanlar sergilensin. Milletimizin yanındayız, yaraları saracağız, zararı tazmin edeceğiz. Dönüp dolaşılan, zamanın hızlıca ilerlemesine karşın bürokrasimizin, siyasi elitimizin vesair yönetici addedilmiş olan seçilmişlerimizin bizlere uygun buldukları yeterli açıklamaların hepi topu bu üç cümlecik içerisinde saklı. Fikrin mealen özü bu kadar sabit. Geliştirmelerin, cana önem vermelerin, koskocaman bir şehrin yönetiminin idrakından olabildiğince seri bir biçimde kendini koruma yolunu tercih etmek. Sorumluluk söz konusu olduğunda işi takdiri ilahi kolaycılığına, oralar çok su aldığında devreye sokulabilecek doğanın intikamına, insanlık olarak kendimiz ettik sonucunu da hepimiz ödedik basiretsizliğine bağlantılamak yekten mümkün kılınıyor. Nasıl olsa demokrasi dediğimizi halkın kendi kendini yönetmesi başlığından uzaklara taşıyalı, sorumluluğu olan herkeslerin aynı ölçülerde bu kentte elbirliğiyle yapması gerekenleri zamanında hatırlatamadığımız bir gerçeğin içerisindeyiz. Çemberin içi ve dışı aynı yoğunlulukta sorumsuzluk örnekleriyle şenlendirilmiş bir biçimde açmazlar silsilesi.Doğal etkenlerin karşısında mümkünatlar dahilinde ayakta durabildikçe memleketler belirli seviyelere ve medeniyete ulaşmıştır. Hepi topu aynı olgularla durmaksızın iliştirilen fikir yürütüyoruz sahteciliğinin, derme çatma kent planlamacılığının, istimlak edilmesi gerekli iken durmadan mesken ve işyeri halinde konut bina edebilmenin göz yumulduğu (nedendir acaba?) dere yataklarının iskana açılmasının, birbirinin peşisıra teferruatları çoktan esgeçilmiş kent yapılarının tanzimindeki aceleciliğin (geçitler, köprüler, sahil şeridi düzenlemeleri vs.), doğanın kendisinden nemalanmak için hesap sorulursa diyerekten direk topu taça atmaların, ikidebir konuyu doğanın hınç almasına getirenlerin aslında her sene o sözünü ettikleri doğadan daha da fazla yaşam alanlarını tahrip etmelerinin mümkün kılındığı bir kentte daha ötesini düşünebilmek şu anda masalları çağrıştırıyor. Herşeyden uzakta ve her durumda kati suçlu bulunabilecek bir ülkede yönetişim de yöneticilik de bu kadar tavizsiz kör kör göz parmağıma sürdürülüyor. Eksik olan husuların tatbikinden, yenilenebilirliğinden sürekli yapabiliriz söz ve gayesinden ise ancak iş işten geçtikten sonra taa ki bir daha başımıza nicesinden geleceğini tahmin dahi etmediğimiz bir doğa olayına kadar hatırlanmayacak olan vecizler ilişitirilyor. Gürül gürül boş vaatler sıralanıyor. Dinledikçe insan olanı iyice düşündüren, hadi canım sizde dedirten vurgulamalar, vesairi kinayeli tenkitler, bizden öncekiler, sıranın en dibindekiler yapmamışlardı biz yapacağız gibi kolaycıl lokmalar.

Yarıda bırakılan her cümle gibi kuvveti bir türlü doğrusunu tesis etmeye yetmeyenlerin şehir yönetmek konusunda herkesleri paylaması bu konunun daha da derinleştirilebilir bir diğer yüzünü tanımlar. Kısa ve net bir biçimde. Tavır alınması gerekli olan sorumluluğun beraberinde getirdiklerini ne kadar uygun bir biçimde uygulayanları başımıza yönetici seçtiğimiz gerçeğidir. Yitirilen insanların pek çoğunun gerekli uyarılar ve önlemler alınmadığı için yitirilmesinin hesabının sorulmasıdır. Devletin varlığının sadece sözcükler, imalar veyahutta topyekün iş işten geçtikten sonra yapılan açıklamalar, şatafatlı cümlelerle olmayacağı bilincinin farkındalılığına ulaşılmasıdır. Nüfus artış hızına paralel olarak bir türlü hizasına tam olarak oturtulmayan barınma hakkının, mesken ediniminin nasıl şartlarla ve nereleri kapsadığının ifşaasının açık ve seçik olarak ilanının talep edilmesidir. Aradan geçen on beş yılda Ayamama deresi gibi ıslahını tamamlamadıkları derelerin kıyısında yaşam ve iş sahalarının yapılandırılmasına dair hangi uyarıların yürürlüğe konulduğunun talebidir? Yaşanan her doğal felaketin doğal olmayan sonuçlarında mutlaka suçu biryerlerde aramamanın gerekliliğinin kanıksanmasını talep etmektir. İnsan olabilmenin, 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti sıfatını taşıyacak bir Büyükşehiri mi yoksa eksikler yamanarak ayakta tutulan bir Megaköyün hemşerileri mi olduğumuzun açık ve seçik yanıtının talebidir? Kesinliklerin, fikirlerin sabit kılınmasının getirdiği geveşekliğin, adam sendeciliğin hudutlarında yitirtilmiş otuzbir canın hemen ardı sözün taşınması gerekenlerdir. Hataları kabul edemedikten, yanlıştan dönemedikten sonra kaseti başa sarıp hep aynı bölümleri işittirmek, tekrar etmek de büyüklerimizin boynunda ağır bir yük olsun. Notu ve cümlelerimizi, İsmet Berkan'ın “O Minibüse Bir Daha Bakın” başlıklı makalesinden yaptığımız alıntı ile noktalayalım:

Önce içinde beş, tepesinde ise bir başka araçtan gelen bir kişinin bulunduğu bir minibüsün suda sürüklenmesini, bir otobüse çarpmasını ve o altı kişinin insanüstü gayretlerle kendilerini kurtarıp otobüsün üzerine tırmanmasını bir fotoroman gibi kare kare izledik fotoğrafların yansıdığı ekranda.
Ardından bir başka can pazarına, İkitelli’deki TIR garajında yıkıntıların, enkazın ve çamurun içinden kurtulmaya çalışan iki kişinin yaşam mücadelesi kare kare geldi önümüze.
Sonra... Sonra yerde yatan cesetler.
***
Tam yedi kişi, tam yedi kadın, sel ve çamur üstlerine akınca daha yeni bindikleri bir minibüsün içinde sıkışmış ve ölümlerin en korkuncuyla karşılaşmışlardı.
O minibüsün fotoğrafını birinci sayfamıza koyduk.
Bakın, görün.
Yedi emekçi kadının dün sabah öyle feci biçimde ölmeseler nasıl bir hayata mahkûm olduğunu, her gün fabrikadaki işlerine nasıl bir tabutun içinde gidip geldiklerini görün.
Onlara oturacak bir koltuğu, bütün gün çalıştıktan sonra yorgun argın eve dönerken etraflarını seyredecekleri ve belki bir nefes alacakları bir pencereyi bile çok gören o patronlarını merak ediyorum şimdi.
O yedi emekçi kadın için vicdan azabı çekiyor mu acaba? Düşünüyor mu, bu nakliye aracı yerine adam gibi bir servis aracı kiralasaydım, o çalışanlarım bugün hayatta olabilirdi, diye? Bir damla gözyaşı dökecek mi ölen yedi kadının ardından, ‘Ben onları daha yaşarlarken ölüme mahkûm ettim’ diyerek içi sızlayacak mı?
Acaba insan taşımaya uygun bir servis aracı tutmayarak ya da almayarak sağladığı tasarruf ne kadardır? O paraya değer miydi yedi insanın hayatı?
***
İyi bakın o minibüsün resmine.
İnsanlığımızın, insanlıktan uzaklığımızın resmine. Etrafımızda yaşanmakta olan ve dünkü gibi ansızın sona eren hayatlara karşı duyarsızlığımıza, vurdumduymazlığımıza iyi bakın.
İçi çamur dolmuş o minibüse iyi bakın.
Ben o resme bakakaldım. Şöyle okkalı bir küfür bile savuramadım. Nefesim kesildi. O insanların nasıl öldüğünü düşündükçe gözlerim doldu.
İsterim ki siz de iyi bakın o resme.
O minibüsün içinde geçen hayatları ve o hayatların bitiş şeklini getirmeye çalışın gözlerinizin önüne.
İsterim ki o fabrikanın patronu da iyi baksın resme. Kendini hayal etsin o minibüsün içinde veya ailesini, çocuklarını.
” (10.09.2009)

Genişletmeye çabaladığımız her bakışımda muğlaklıkla yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Düzü tersi yolu öte taraflardan besleyerek rutin olarak sağlanmışlığın dışarısını imlemeye gayret ediyoruz. Her seferinde ha gayret bu sefer olacak dediğimiz anlarda yine yeniden kendimizi o darlaşmış kapsamsız kıyılarda buluyoruz. Değişimi beraberinde getirmeye çabaladığımız durumları da böylelikle heba etmek belirli bir noktadan sonra kanıksanan alaşımı belirginleştiriyor. Yoksunluk dahilinde bıraktırıldıkça söz yeni eşiklere ulaşamıyor. Ulaştırılmıyor. Önüne biriktirilen engellemeler bir şekilde salt muğlaklıkla buluşturuluyor. Fikir kendi rotasında belirginleşmeye başladığı andan itibaren sizin, bizim ayrışımına gebe bıraktırılması da bu değişkenliklerin kurgulanabilmesinde ne kadar fazlaca ayrışıma yakın durduğumuzu göstermekte. Kendiliğinden başlatılabilecek herhangi bir adımın dahi mutlak kesin hatlarının, o çok bonkörce bahsedilmiş gibi ikide bir kafamıza kakılıp duran kırmızı kırmızı çizgilerin sağladığı sözde özgürlük ortamının bir kademe dahil ötesini meşrulaştıramıyor. Aksine daha da fazla çelimsizlikle, daha yolun başında pek çoklarımızı pes ettirmeyi başarıyor. Eğrisi doğrusu bir kazanım için herkesin aynı tepkimelerle aynı doğruların peşine böylesi bir bilgiye erişim çağında mümkün değilken bunu talep etmek deyim uygunsa abesle iştigale kapı aralatıyor. Salt sözcük veyahutta fikirlerin düzen olarak sunulmuş eğriliklerin bir kısmına alternatif oluşturmasını bile isteye yok saymaya başka uygunca bir tanım lügatımızda bulunmuyor. Geçmiş ve gelecek arasında bir odağı ileriye taşıyabilmek, yoksaymaktan bir türlü fark edemediğimiz hatalarımızdan dersler çıkartabilmek için elde kalan bakışımların mümkün mertebe yolunu açmamızın gerekliliği bir kere daha hatırlara düşüyor. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Dinamo FM 103.8’de sizlerle paylaştığımız Deuss Ex Machina programı dahilinde birbirlerine paralel seslerle bu derinlerde bıraktırılmış olan muğlaklığın yüzeylerine doğru müzikal bir seyyahlık gerçekleştirmeye çalıştık. Yönü ve fikriyatlarıyla hep aynı noktalara hücüm etmekten imtina eden, zihinde çoruşmaya yüz tutmuş, dahası unutulmuş ayrıntılar ile yeniden buluşabilmek için vesile teşkil etmesini temenni ederek. Durmaksızın aynı kemikleşmiş argümanların her daim karşımıza çıkartmış olduğu savların ötesinde nelerin bizleri bekleyebileceğine kafa yormaya çalıştık. Elbette değişimler şimdiye kadar sabitlenmiş olan doğru bildiklerimize dair çıkarsamalar yaparak, onları sorgulayarak sağlanabilir. Ancak en başından bu yana inandığımız hayata bir kademe daha yaklaştıran ve bu girdap halini almış yanlışlıkların aşılabilmesinde kararınca bir katkı sağlayacak olan seslerin izlerine itimat etmeye devam ediyoruz. Geçişler ve ani dönüşümler ile bir anda oldu bittilere teslim edilen yeni gerçekliklerimizin aslında ne kadar uzağında durduğumuzun farkına vardırabilirsek ne ala. Bu minvalde oluşturduğu mizansenleriyle kimi zaman teatral bir zaman yolculuğu, kimi zaman da geleceğe dair önermelerde bulunmayı kendine vazife edinen Matthew Mondanile aka Ducktails’i Olde English Spelling Bee etiketiyle yayınlanmış olan Landscapes albümü aracılığında küçük anektodlarla sizlere sunuyoruz. Alternatif müzik kendi ekseni etrafında mümkün mertebe deneysellikten beslenen açılımları gerçekçi kılmış bir disiplin. Belirginleştirilmiş ses öğelerinin ve müzikal sınıflandırmaların tavizsiz bir biçimde sahip çıkıldığı popüler müziği de duyumsamak mümkün. Tam tersi zor dinlenceliklerin anahtarını elinde tutan emprovize kurgulamaların çeşitlemelerini de. Bütününde hemhal ettirilmiş seslerin önyargı duvarlarını eksiltmeye, aşmaya doğru teşebbüs edildiğinden de dem vurabiliriz her halükarda. Bağ kurulan her yeni ses ve müzikal izlek bir noktada eskinin de aynalanmasıdır. Tüketime sunulmuş kulağa aşina gelen kayıtların tutturdukları yolların daha detaylandırılmış örneklerini de bu duruma dahil edebiliriz. Alternatif üst başlığı altında şekillendirilmiş olan her yeni aynı zamanda geleneksel olan dinlenceliği de genişletme imkanı sağlar. Büyükçe bir hazne içerisinde gelişitirilmeye müsait ses çözümlendikçe, ilave edilen her yeni tonal atakla, yorumlamayla beraber bu disturun devamlılığını da sağlamakta. Tutulan form ve üretilen çeşitlemelerle beraber şimdilerde bu damıtımı son derece yaratıcı gözlemlerle kayıt altına almakta olan bir isim Matthew Mondiale ya da Ducktails. 80’li yılların kültleşmiş, kanıksanmış popu ile ilintilediği 70’lerde ivme kazanmış olan psychedelic müziğin birleştirildiği bir kurgunun şimdinin alternatif ses yelpazesinde tanımlandırılmış hallerinde kayıtlar ortaya çıkartmakta. Nostalji öğesini kendini aynen tekrar eden biçimlerde değil de işin espirisine enikonu kafa yorulmuş nitelikli örneklemlerden bahis açmak konusunda da yeterli referanslar barındıran bir müzik oluşturmakta. Birbiri takip eden seriler halinde yayınlanmış olan kayıtlarında da bu türler arasında geçişler ve deneysellikleri duyumsamak mümkün. En başından bu yana kollektif bir izlek sunmayı başarmış olan Kaset kültürünün de savunucularından bir prodüktör. Spencer Clark, James Ferraro ve Steve Warwick gibi isimlerle tanışıklığının ardından birbirleri arasında ürettikleri kayıtları paylaştıkları bir sistem olarak kaset kısa sürede müziğinin başat öğelerinden birisi haline gelir. Başından veyahutta ortasından dinlemek mecburuiyetinde olmadığımız compact disc, mp3 gibi teknolojik atılımlara karşın, dinlenilen kayda ortak oldukça, sabır gösterildikçe kulaklarda yer edinen detaylar ve şenlikli kurgular arasında bağlar ortaya çıkartan kasetin müziğine daha uygun olduğunun da her vesileyle altını çizmekte. Kayıt kendi içerisinde dönüştükçe, eklenen katmanlar, çıkartılan öğelerle beraber tüketim metasından daha farklı bir serüven karşımıza çıkartılır Ducktails kayıtlarında. Eğitimini tamamladıktan sonra Massachusetts’de yaşadığı yedi yıl içerisinde şeklini kazanmış bir proje olur Ducktails. Belirgin ayrışımlarla somut bir doğa müziğinin de duyumsatıldığından bahsedebiliriz, bu modern kent algısının dışındaki alanlarda türetilmiş kayıtlarda. Kurucusu olduğu Future Sound Recordings etiketinden 2007 yılında yayınlanan 1992 Demo kaydı ile uzun külliyatının ilk örneğini dinleyicilerle paylaşır. Dışarıdan tamamen ayrıştırılıp, izole edilmiş bir mekan dahilinde kotarılmış ev hali kayıtlardan mülhem bir toplama çalışmadır 1992 Demo. Olduğu gibi ham halleriyle ileride kulaklara çalınacak olan Ducktails formunun da belirgin öğelerinin başlangıç noktalarını kayıt dahilinde irdeleyebilmek mümkün. İlk yüzün açılış parçası olan ‘Crystal Vision’ derinleştirilmiş gitar partisyonu üzerinde kurgulanmış, Lynchvari yönetmenlerin filmlerinden apartılmış izlenimi uyandıran efektler yardımıyla şeklini bulmuş yarı melankolik bir başlangıcı sağlar. Tam aksi bir istikametin kurgusu olarak kayıtta yer bulan ‘Pizza Time’ ise alabildiğince disko-funk bağlarıyla 80’li yıllara bir selam işlevi gösterir. Kasedin B-yüzü ise ‘Theme To Cruisin’den başlayıp nihayetinde ‘Double Dream’le sona eren yedi dakikalık bir emporvizasyon çoğaltımını tanımlandırır. Bozulup yeniden türetilen her bir sesle beraber, geçmişe ayna tutulmakta olan bir çağrışımlar dizisi kulaklara ulaştırılır. Yolun alternatif kanadında damıtılmış seslerin pekala rahat dinlencelik içerisine de değerlerini taşıyabileceğini afişe eden bir denemedir, deneyimlemedir 1992 Demo.02 katalog numarasıyla yayınlanmış olan ve kayıtlarının Berlin’de gerçekleştirildiği Dreams In Mirror Field kısaçaları ise tamamıyla başkalaşmış seslerin evreninde tasarlanmış izlenimi uyandıran, sesleri mikroskopik ölçekte yeniden kurgulama yolunun tercih edildiği, ağırlıklı olarak drone neşriyatına uygun gidecek öğeler ihtiva eden bir güzelleme halini tanımlandırır. 15’er dakikalık iki ayrı bölümün birbirleriyle uyumlu bir biçimde yer yer sertleştirilmiş endüstriyel ses kuşaklarına da yolu bağlantılanan bir hücum kayıt olduğundan da bahsedebiliriz. Tonal vurguların en naif örnekleriyle açılan her iki parçanın ilerleyen dakikaları boyunca dinleyene hayata dair sorular sordurmayı başaran pek çok farklı bakışımı bir arada şekillendirildiği detaylar karşımıza çıkartır Matthew Mondanile. Yeni Akım Folk / Americana ile Disko Funk temellerinin birbirlerinden yadsınamaz bir biçimde ayrıksı duruşlarına karşın tek bir potada nasıl kurgulanabilir sorusunun yanıtı olan II debut albümü bir tür özet kabilinden sanatçının türler arasında geçişlerine dair öğeleri barındırır. Serin bir yaz dinlenceliği halinde pop tasvirinin minimalist gitar akorlarıyla buluşturulduğu ‘Tropical Heat’le kayıt açılır. Kısa süresine karşın kırsal bir melodi ezgisi halinde süreduran ‘Backyard’ psychedelic ‘The Mall’ parçasına ilintilenir. Kurgu ilerlemekte iken durmaksızın bir ses yelpazesi değişimine de vakıf olunur. Yüzeyler belli belirsiz pop nağmeleri ortaya çıkartıken durmaksızın devinim halinde bulunan döngüler, ses kesitleri, katmanlarla beraber ‘Afternoons Tray Sliders’ gibi bir nevi şahsına münhasır örneklerin de çalışma içerisinde kaydı daha öznel kılan çalışmalar arasında gösterebiliriz. Beach Boys gibi surf müziğinin tanımlandıran ekiplerden birisinin şimdiki zamana taşınmış halleri üzerinde belirginleşen ‘Let’s Rock The Beach’, düşük yoğunluklu gitarların giderek ağırlaşan drone eksenine dahil olduğu ‘Status Quo’ ile kaydın finaline ulaşırız. Bungalow Records gibi geçmişin popüler müziğinden yenilik peşinde koşan türetimlerle bağlar barındıran elektronik kurmaca ‘Neptune City, NJ’ kaydın derinlerine saklı bırakılmış olan zamanın gerçekliliğini sorgulatan bir düzenleme olur. Ducktails başlığı altında yayınlanmış kayıtların hemen tümüne sirayet etmiş olan sahte nostalji dalgasına karşı da esaslı bir yanıttır II. Los Angeles’lı kendin pişir kendin paylaş etiketi olan Not Not Fun’dan yayınlanmış ikinci albüm Ducktails içerisinde bu benzeşen hat üzerinde yavaş yavaş taşların yerine oturtulduğu bir devamlılık kaydı olur. Eski kayıtlarda yer edinmiş parçaların üzerine yapılan deneysel yorumların ve yenilikçi bakışımla kotarılmış önermelerin de paralel bir biçimde devamlılığının sağlandığı bir albüm olur Ducktails. Herşeyden önce bahsedilmesi elzem olan ne kadar atıl durumda bırakılmış olursa olsun 80’lerin popüler müziğinden fazlasıyla feyz almış bir albümdür. New Age’inden Brian Eno’nun isim babası olduğu Ambient’a, Asansör Müzikleri olarak da tarif edilen standartları fazla zorlamayan uysal, rahat dinlenceliklere, Psychedelic Rock’tan Americana’ya varan bir ses yelpazesinin varlığının altını çizmeliyiz. Orkestral kurgusuna bağdaşık bir biçimde melodikanın Ambient kavislerinde tasarlandığı, biçim kazandırıldığı ‘Beach Point Pleasant’, öncül halinden bambaşka bir yoruma dönüştürülmüş techno vuruşların alttan alta kendini hissettirdiği ‘Pizza Time’, puslu yıldızlı gecelerin müziği halinde duru perküsyon vuruşlarının şenlendirdiği ‘Horizon’ ve ‘Daily Vacation’ gibi reggae’nin Amerika’nın batı sahillerine ulaştırıldığında nasıl bir kimlikle karşımıza çıkabileceğinin örneklemi ‘Daily Vacation’ gibi sürprizler kulaklarımıza çalınır. Albümün kapanışında yer edinen 11 dakikalık ‘Surf’s Up’ bütün bu eksenler ve disiplinler arasında dolaştırılan müziğin nihayetinde varacağı sonucu basit bir biçimde ileten, yoğun ambient dokunuşlarına sahne olan bir betimleme olur. Ne bir eksik ne bir fazla.Olde English Spelling Bee şirketinden sunulan ‘Landscapes’ albümü bütün olarak yukarıda değinmeye çalıştığımız müzikal yansıların katmanları üzerine eklemlenmiş yeniyi aramakta olan bir çeşitleme. Toplu gösterim. Bütün o yıllanmış müziklere dair önemsenmemiş, üzerinde durulmamış detayları belirgin hale getirmeye çalışan bir dinleyici / üreticinin iş o raddeye geldiğinde nasıl bir dönüşümle ve zamana uygun bir biçimde kayıtlar gerçekleştirmesi gerektiğinin alenen ders alınası kaydını oluşturur. Özet kabilinden rahatlıkla dinlenebilecek gürültü kavislerinin deyim uygunsa teoride oluşturulan pek çok tasarının nasıl yarıda kaldığını daha rahat bir biçimde anlamlandırmamıza vesile teşkil eden işinin ehli bir prodüksiyon olduğunu belirtmeliyiz. Yine yeniden fazlasıyla temizlenmeden ait olduğu özün kirli seslerini itiva eden, sesin compact disc’e aktarımına karşın hala analog tınlamasını sağlayan eski takısının devamlılığının sağlandığını söylemeliyiz. Kulağa basit gelen bir synthesizer tınısını dönüştüre dönüştüre sonunda Ambient rock haleti ruhiyesine ulaştırıldığı ‘On The Boardwalk’ ile albüm açılır. 80’lerin Hair Metal gruplarının dış görünüşleri dışında müziğe armağan ettikleri gitar tekniğinin izdüşümü olarak kısaltabileceğimiz bir havanın yankılandığı, albümdeki enerji patlamalarından ilki olan ‘Landrunner’ gibi ani geçişler albümün bir kaç satır önce değindiğimiz iddialı duruşunu da sağlamlaştırır. Hemen ardılında yer alan ‘Roses’ ise bir önceki parçanın hırçınlığını alaşağı edercesine yine aynı akordan yola çıkarak yapılandırılan düşük tempolu bir ağıdın tasvirini üstlenir. Programımız içerisinde de paylaştğımız ‘Deck Observatory’ Ambient nüvesinde başkalaşmaya yüz tutmuş olan minimalist yakaşımın tonu iyice belirginleştirildiği kavislerinde dolaşan bir kurgu dinleyene iletilir. 70’lerin ozan yorumcu kimliğinde dinlediklerimizle bağdaşık türetimi olan ‘Spring’, tek başına gitarın bu kadar rahat bir biçimde blues damarlarına zerk edildiği bir yorumlamaya ev sahipliği yapan ‘Wishes’, Klaus Schulze, Tangerine Dream gibi zamanında çok çok muktedir kayıtların altına imzalarını atmış isim / grupların Ambient kapsamında derledikleri somut müziğin izlerinde yol alma gayretinde olan ‘Seagull’s Flight’ ile albümün final noktasına ulaşırız. ‘House Of Mirrors’ Portland cenahı dahilinde zikredilen Yeni Akım Folk müziğine alternatif bir duruşu imler. Genişleyen zaman dilimi içerisinde hikayesini anlatmaya namzet bir ozanın son çağrısıdır, aynaların evi. Dinlemek isteyene. Dinlemesini bilene. Matthew Mondanile zamanımız dahilinde kıymeti bilinesi, çarçabuk berheva edilmemesi gerekli olan bir külliyat portresi ortaya çıkartmakta. Alternatif müzik disiplininin tüm önyargılarını ve günahlarını yüklenerek, kimi zaman onlarla hesaplaşarak kalıt albümler ortaya çıkartmakta. Pasaklı, sinik, bile bile lades dedirten cinsinden mizansenlerle süslü püslü kendimiz ettik böyle böyle sahteciliğinin günden güne tavan yaptığı müzik aleminde, işinin hakkını verenlerden. Tüm yönleriyle ve farklı kayıtlarıyla beraber keşfetmeniz, tavisyemizdir.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
O Minibüse Bir Daha Bakın – İsmet BERKAN – Radikal
Bir İstanbul Masalı – Enver AYSEVER – Birgün
Deprem Olursa – Derya SAZAK – Milliyet
Cuntanın Kuklası – Özgür MUMCU – Birgün
Bana İyi Bak General – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Mezarsız Veysel Güney’den Darbecilere Sorular – Ethem DİNÇER – Radikal 2
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Selin Götürdükleri – Kali Rind – Serbest Yazarlar
Bir Fotoğraftan 12 Eylül Şarkısı – Göksel Durutuna (Der.) Ntvmsnbc
Ölmek Ne Garip Şey Anne – Abdullah Tarık ÇAKIR – Keep Talking
Yoksul Olmak Artık Bir Suç Mu? – Barbara EHRENREICH – SolFaSol
Sailing Conversations, Volume 1: Sublime Frequencies – George GLIKERDAS – Foxy Digitalis
Massive Attack: 'Phantom Funk? Who Said That?' – Alexis PETRIDIS – The Guardian / Music

Ducktails Official
Ducktails At Myspace
Ducktails Interview – M.Hugh STEEPLY – Tiny Mix Tapes
Ducktails Landscapes Album Review – David BEVAN – Pitchfork
Ducktails Informative – Mersenne – Undomondo
Jam’s At Myspace
Jam’s At Last.FM
Ochre Official
Ochre At Soundcloud
Ochre At Benbecula
aAirial At Myspace
aAirial – Musique Pour Jours De Pluie Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
aAirial – Poussières d'étoiles Video At Youtube
Lusine Official
Lusine At Myspace
Lusine – A Certain Distance Informative – Ghostly International
Lusine Official Page At Ghostly International
Dub FX Official
Dub FX At Myspace
Dub FX At Bandcamp

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
In Anthony McCall's You And I, Horizontal At SFMOMA By Steve RHODES
© Steve RHODES Whole Set
Ducktails Photos Courtesy From 1-2-3: Capitodeneuve Flickr Set
4: Ducktails At Discogs

>>>>>Poemé
Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz? – Nazım HİKMET

Başlangıç

Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.

Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,
arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte.

Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?
Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?

1

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.

Çocuklar ölebilir yarın,
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,
düşerek de değil kuyulara filân;
çocuklar ölebilir yarın,
çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
arkalarında bir avuç kül bile değil,
arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.
Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.
Bir deniz görüyorum
ölü balıklarla örtülü bir deniz.
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında,
yaşanmamış günlerimiz
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.

2

Bir şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Beş şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yüz şehir vardı.
Yeller eser yerinde.
Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,
şair kalmayacak ki.

Pencerende bir sokak bulvarlı.
Odan sıcak.
Ak yastıkta üzüm karası saçlar.
Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.
Penceren kalmayacak,
ne bulvarlı sokak,
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,
ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.
Ölülere ağlanmayacak,
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.
Eller kalmayacak.
Negatif resimcikler dalların altındaki
yok olmuş olan dalların altındaki.
Yok olmuş olan dalların üstünden
o bulutlardır geçen.
Güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Kuzeye götürmeyin beni...
Batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum...
Ölmek istemiyorum,
Doğuya götürmeyin beni...
Bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.
O bulutlardır geçen
yok olmuş olan dalların üstünden.

3

Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
Hürriyet hepimize yetmiyor.
Hürriyet hepimize yetebilir
ve sevda kederi,
hastalık kederi,
ayrılık kederi,
kocalmak kederinden
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.
Kitap hepimize yetebilir.
Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.
Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların
avuçlarıyla birlikte,
boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,
yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.


Çağırı

Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.

İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.

Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.

22.11.962